Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak: “İş şirazesinden çıkıyor”

Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Taksim Gezi Parkı’nda yaşanan olayların Başbakan Erdoğan’ın yaşamın her alanına müdahale etme hevesinin hızla arttığının göstergesi olduğunu belirterek, “Çıkarttığı yasaların referanslarına bakıyorum, koruma memurlarıyla ilgili düzenlemeye bakıyorum, konuşmalarına bakıyorum… Açıkça söyleyeyim iş şirazesinden çıkıyor” dedi.

Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TBMM’de yaptığı basın toplantısında şunları belirtti:

En mutsuz ülke Türkiye
Bu hafta OECD’nin “Yaşam Kalitesi” çalışması yayımlandı. Ekonominin öznesi insandır. Bir ülkede uygulanan ekonomi politikaları vatandaşlarını mutlu ettiği ölçüde başarılıdır. Bir ülkede ana ve babaların bir işi varsa, bu iş ailenin rahat yaşamasına yetecek bir gelir sağlıyorsa, aileler çağdaş ve sağlıklı konutlarda barınabiliyorlarsa, çocukları iyi bir eğitim alabiliyorsa, sağlık hizmetleri kaliteli ise, insanlar sosyal yaşama katılabilecek fırsat ve imkâna sahiplerse o memleketin ekonomisi iyi yönetiliyordur.

Bu açılardan ülkemiz ne durumda? Brezilya, Rusya ve 34 OECD üyesinden oluşan 36 ülke içinde vatandaşları en mutsuz ülke Türkiye. Vatandaşını en mutlu eden ülkeler ise İsviçre, Kanada, Norveç, Avustralya ve ABD.

Kendi paramiliter güçlerini oluşturuyor
Aslında otoriter yönetimlerin hakim olduğu ülkelerde insanların mutlu olması çok zor. Bu ülkenin Başbakanı son dönemdeki konuşma ve icraatlarıyla çoğulculuktan ne kadar uzaklaştığını açıkça ortaya koyuyor. Ne içtiğimize, ne giydiğimize, ortak kullanım alanlarımıza ne yapılacağına kendi karar veriyor. Yasalarla olmazsa biber gazıyla, olmazsa polis copuyla, kendi arzularını bize dayatmaya çalışıyor. Onu da yetersiz görüyor, “koruma memurları” adı altında kendi paramiliter güçlerini oluşturmaya çalışıyor.
Başbakan demokrasi tramvayından inmeye karar verdi.

Bu dikta anlayışı bütün acımasızlığıyla bugünlerde Taksim Gezi Parkı’nda dolaşıyor. Anlaşılan ABD seyahatinden sonra Suriye ile ilgili gelişmeler Başbakan’ın sinirini bozdu. Demokrasi tramvayından bir an önce inmeye karar verdi. İstanbul’da halkın seçtiği bir Belediye Başkanı var ama İstanbul’a ne yapılacağına onun yerine Başbakan karar veriyor. Tayyip Bey artık seçimini yapsın, Başbakan mı olacak Cumhurbaşkanı mı olacak İstanbul’a Belediye Başkanı mı olacak? Taksim Gezi Parkı’nın yıkmak, oradaki ağaçları katletmek için her türlü zorbalığa başvuran Başbakan, “Ben çevrecinin daniskasıyım. Asıl çevreci benim” diyor. Ama rakamlar çuvala sığmıyor. OECD’nin araştırmasına göre Türkiye, vatandaşlarına sağlıklı bir çevre sunma konusunda 36 ülke içinde 35. sırada.

Türk insanı zor iş buluyor, çok çalışıyor, az kazanıyor
36 ülke içinde Türkiye çalışma çağındaki vatandaşlarına iş imkânı sağlama konusunda sonuncu. İşten sağlanan gelir konusunda ise sondan beşinciyiz. Yani iş bulabilen insanımız da birçok ülkenin vatandaşından az kazanıyor. Türkiye, işte çalışma süresi bakımından, 36 ülke içinde birinci sırada. İş bulup da çalışabilenlerin  % 46’sı haftada 50 saatin üzerinde çalışıyor. Türk insanı zor iş buluyor, çok çalışıyor, ama az kazanıyor. Zamanının çoğu işte geçince insanımızın işiyle özel hayatı arasındaki denge de bozuluyor. Sonuçta 36 ülke içinde Türkiye, İş-Özel yaşam dengesinde en kötü durumdaki ülke. Ailelerimizin barınma koşulları da kötü. 36 ülke içinde en niteliksiz ve sağlıksız evlerde oturan aileler Türkiye’de.
Veriler iyi yönetilmediğimizi gösteriyor

Bizim çocuklarımızın eğitimi, 33 ülkenin çocuklarından daha zayıf. Eğitim konusunda 36 ülke içinde Türkiye sondan üçüncü. Dolayısıyla diğer 33 ülkenin çocuklarının yaşam boyu elde edebilecekleri kazanç bizimkilerden yüksek. Onların çalıştığı ekonomilerin rekabet gücü de bizden yüksek olacak. Bütün bu göstergeler ülkemizin iyi yönetilmediğini apaçık ortaya koyuyor.

Ekonominin kırılganlığı yüksek
OECD tarafından bu hafta açıklanan diğer bir önemli çalışma ise özellikle son dönemde yaptığımız uyarıların ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. Türkiye’de artan dış kırılganlıklara, ülkenin artan döviz açık pozisyonuna, kısa vadeli borçlardaki artışa aracılığınızla sürekli dikkat çekiyordum. Birileri cari açığı düşürdük ekonomi güvenli hale geldi derken ben, ‘Büyüme çok düştü, dış borcun vadesi çok kısaldı, sıcak para kesilirse Türkiye ekonomisi çok sıkışır, kırılganlık sürüyor’ diyordum. ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke geçtiğimiz hafta dolar basmanın sonuna yaklaşıldığına dair bir imada bulundu. Türkiye, bu ay gelen not artışlarına rağmen, gelişen ve yükselen ekonomiler içinde piyasaları en çok dalgalanan ekonomi oldu. Moody’s in not artırımını yaptığı 16 Mayıs’tan bu yana Referans borç kâğıdının faizi % 4,7’den % 6’nın üzerine çıktı. Kur sepeti 2,08 TL’den 2,17 TL’ye geldi. BIST Endeksi 92–93 binlerden, 85 binlere indi. Bu, bizdeki kırılganlığın diğer ekonomilere göre ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi. Ama ne gam başbakan ve bakanları zorladı Merkez Bankası faizleri patır patır düşürdü.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu
Şimdi de banka yayımladığı Finansal İstikrar raporunda küresel risk iştahındaki ani değişikliklere dikkat çekmiş. Adama bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye sorarlar. Türkiye ekonomisi 2011’de 75 milyar dolarlık cari açıkla dünyada ABD’den sonra ikinci oldu. Aynı yılda Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu da 82 milyar dolardı. Cari açık ve kısa vadeli dış borç toplamı yani bir yıllık dış finansman ihtiyacı ise,157 milyar dolardı. 2012 de bu durumu değiştirmek için hükümet büyümeyi 6,6 puan düşürdü. Ekonomisi en çok yavaşlayan ülkelerden biri olduk. 2013’ün ilk üç ayında 12 aylık cari açık 47 milyar dolara inerken, kısa vadeli dış borç 115 milyar dolara çıktı. Cari açıkla kısa vadeli dış borç toplamı da 162 milyar dolara ulaştı. Düşen cari açığa rağmen Türkiye’nin bir yıllık finansman ihtiyacı azalmadı, arttı.

Ekonomi Bernanke’nin iki dudağı arasında
AKP politikalarının neden olduğu bu tablonun Türkiye’yi sıcak paracının insafına ve Bernanke’nin iki dudağı arasından çıkacak sözlere mahkûm ettiğini defalarca söyledim. Bu hafta, önce bir İngiliz Bankasının hazırladığı rapordan, FED’in parasal genişlemeye son vermesi halinde bundan en çok etkilenecek finansal varlığın Türk Hisse Senetleri olduğunu öğrendik. Hemen arkasından da OECD, yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporunda, ABD Merkez Bankasının piyasalara likidite vermeyi yavaşlatmasının yatırımcıların risk tercihlerinde önemli değişime yol açmasının beklendiğini söyledi.  Yükselen piyasa ekonomileri içinde ise bu değişimden en olumsuz etkilenecek iki ülkenin Güney Afrika ve Türkiye olduğunun altını çizdi.

Eloğlu türkiye’nin yumuşak karnını yokluyor
Arkadaşlar Hükümet, bizim uyarılarımızı ciddiye almalıdır. Eloğlu Türkiye’nin yumuşak karnını yoklamaya başlıyor. Kurdaki kıpırdanma, referans borç kâğıdının faizindeki artışlar, borsadaki kayıplar bunların işaretleri. Yine 6 ay önce Türkiye 2013’de % 4,1 oranında büyür diyen OECD; bu raporda,  büyüme ancak % 3,1 olur diyor. Sonunda, 2013 büyüme tahminini yüzde 3’lere çeken uluslararası kuruluşların arasına Türkiye konusundaki iyimserliğiyle tanınan OECD de katıldı.

Tüm sektörlerde işler iyi gitmiyor
Geçtiğimiz hafta borcunu ödeyemeyen esnaf, protesto edilen senet ve kapanan şirket sayılarını verdim. Bugün de BDDK’nın açıkladığı bazı önemli verileri sizinle paylaşmak istiyorum. Bu yılın ilk üç ayında, KOBİ’lerin bankalara ödeyemediği kredi borcu geçen yılın aynı dönemine göre,  % 29 artış göstermiş. Aynı dönemde küçük işletmelerin batık kredilerindeki artış % 45. Orta büyüklükteki işletmelere kullandırılan ve batık hale gelen kredilerdeki artış da % 32,5. Orta büyüklükteki işletmelerin döviz cinsiden takibe düşen kredileri ise % 123 artmış. Yine bu yılın Mart ayı itibariyle, ödenemeyen kredilere baktığımızda, son bir yılda; madencilik sektöründe % 58 artarak 184 milyon TL’ye çıktığını; ulaşım araçları sanayinde % 44 artarak 706 milyon TL’ye ulaştığını, inşaat sektöründe % 73 artarak 2,7 milyar TL’ye çıktığını, toptan ticaret ve komisyonculuk sektöründe ise % 47 artarak 1,9 milyar TL’ye ulaştığını görüyoruz. Bunlar hemen hemen tüm sektörlerde işlerin iyi gitmediğini gösteriyor.

Millet borçlu, şirketler borçlu, ato başbakanı övmeye devam ediyor
Tabii bu arada, Ankara Ticaret Odasının Hükümete methiyelerini ne zaman Melih Gökçek’in tabelalarından indirip, üyelerinin gerçek durumunu ortaya koyan bu verileri asacağını merakla bekliyorum. Yine TCMB’nin dün açıkladığı Finansal İstikrar Raporu, ailelerin borcunun, gelirinden daha hızlı arttığını da gözler önüne seriyor. İki yılda ailelerin borcu % 54 artmış ve neredeyse 300 milyar TL’ye ulaşmış. Yine 2010’da ailelerin her 100 liralık gelirine karşılık borcu 43,5 lira iken; geçtiğimiz yılın sonunda borç 50,7 liraya yükselmiş. Aynı dönemde ailelerin faiz ödemeleri de % 47 artarak 30 milyar TL’ye çıkmış. Arkadaşlar, millet borçlu; şirketler borçlu,  borcun altında eziliyorlar, ama Başbakan IMF borcunu ödedim diye övünüyor.  ATO da bu Başbakanı övmeye devam ediyor.

Bari millet kazansaydı
On yıllık AKP iktidarının 8. Mali affı 29 Mayıs 2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlandı. Hükümet Terörizmin Finansmanının Önlenmesi yasasını daha üç ay önce çıkardı. Şimdi getir parayı, ver %2 komisyonu paranı aklayayım diyor. Kazan kazan lafını ağzından düşürmeyen Başbakan hiç olmazsa burada getirilen paranın yarısını komisyon olarak alsaydı da, millet de kazansaydı. Arkadaşlar, helale haram karıştıranlar ile bu kadar kolay barışan başka bir iktidarı Türkiye Cumhuriyeti görmemiştir.

Varlık barışı imralı’nın koşullarından biri mi?
Hükümetin af gerekçesi ise gerçekten gülünç… Hükümet yurtdışındaki kayıt dışı paraları ülkeye çekerek Türkiye’nin bilançosunun düzeltmek istiyormuş. Biliyorsunuz bu Hükümet en son varlık barışını 2008’de yaptı. O yıl Türkiye’nin finansal döviz pozisyon açığı 200 milyar dolarken, şimdi 434 milyar dolara çıktı. Bilanço düzelmedi, aksine daha da bozuldu. Dolayısıyla bu gerekçe kabul edilir değil. Ben bir kez daha soruyorum. Kim ya da kimler Başbakanı bu yasayı çıkarmaya ikna etmiştir? Varlık barışı Öcalan ve Başbakan arasında yürütülen İmralı Müzakerelerinin koşullarından birisi midir? PKK’nın terörden elde ettiği gelirlerin aklanması mı amaçlanmaktadır? Yoksa yakında açıklanacak ‘Off-shore leaks belgeleri’ ile ortaya çıkabilecek bazı yandaş hesap sahiplerine şimdiden paralarını aklama imkânı mı sunulmaktadır? Bunu öğrenmek tüm milletin hakkıdır.

7 Projeye 150 milyar, 2 bin 737 projeye 400 milyar
Son olarak 3. Köprünün açılışı esnasında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı açıklamaya değinmek istiyorum. Sayın Bakan 7 tepeli şehre yapılacak 7 projenin bedelinin 150 milyar TL olduğunu açıkladı. Arkadaşlar biliyorsunuz 2013 Yatırım Programına göre devletin yürüttüğü yatırım projesi sayısı 2737. Bu 2737 projenin bedeli toplam 400 milyar TL. 2737 projeye 400 milyar TL; 7 projeye 150 milyar TL. Bununla bölgeler arası adaleti nasıl sağlayacaksınız?

Projeler bütçede görünmeyecek
İstanbul’a yapılacak bu projeler ‘Yap-İşlet-Devret’ modeli ile yapıldığı için bütçede görünmeyecek, TBMM’nin denetiminde olmayacak, ama ileride devletin bu projeden elde edeceği gelirlerin önemli bir kısmı bunu yapanlara verilecek. Yatırımcı projeyi tamamlayamazsa da borçların hepsi milletin Hazinesinin kucağına bırakılacak. Değerli Basın mensupları hiç şüpheniz olmasın böyle giderse yakında mali disiplinden de söz edemez hale geleceğiz. Diğer taraftan tüm yatırımların tek bir bölgeye yığılması, diğer bölgelerde gerçekleştirilecek projelere yurt dışından sağlanacak finansmanının önünü kesecektir.  Bu da bölgesel gelir dağılımını bozacak, İstanbul’un cazibesini artırarak göç ve buna bağlı sosyal sorunları daha da ağırlaştıracaktır. Tüm bunların dikkatle değerlendirilmesinde yarar var.

Evlerin tapusu, arabaların ruhsatı bankada kalabilir
Bir kez daha söylüyorum. Bu borç yüküyle ters bir küresel dalgaya yakalanırsak, vatandaşların aldıkları evlerin, arabaların tapuları, ruhsatları bankalarda kalabilir, fabrikalar yabancıların eline geçebilir. Hükümet ciddiyetle bu meselelerin üstüne eğilmelidir. Ama onlar oralı değil, ezberlerini bozmuyorlar. Şaşalı temel atma törenlerine, abartılı faiz indirimlerine, bütçeden kaçırılan milyarlarca liralık yatırımlara, vergi ödeyeni cezalandıran aflara devam diyorlar. Allah sonumuzu hayır eylesin.

Dış ticaret verileri: alarm veriyor
Arkadaşlar; bu sabah açıklanan dış ticaret verilerinden alarm sinyalleri geliyor. Piyasalar Nisan ayında 8,2 milyar dolar dış ticaret açığı beklerken; gerçekleşme bunun  % 26 üzerine çıktı ve 10,3 milyar dolar oldu. Size daha öncede söylemiştim, sınırlı iç talep artışı ithalat kanalıyla dışarıya transfer ediliyor. Nitekim Nisan ayında ithalat, geçen yılın aynı ayına göre, % 18,4 artmış. Bu 18 ayın ardından en yüksek ithalat artışı. İhracat ise aynı dönemde % 0,9 gerilemiş. İhracatın artış hızı son iki aydır negatif. Nisan’da Tüketim malı ithalatındaki artış, geçen yılın aynı dönemine göre, % 22,2, Enerji hariç ara malı ithalatındaki artış %31,9. Yurtiçindeki sektörlerin üretiminde ciddi bir toparlanma olmaz iken ithalattaki bu artışlar iç talebin dışarıya yaradığını gösteriyor. Ve tabi ABD’den gelen negatif sinyallerin olumsuz etkisini daha da artırıyor.

    Cuma, 31 May 2013 11:47

Bağlantılı Konular