"Ayrışma lüksümüz yok, çünkü, raydan çıkan bir Türkiye var"

"Birinci hedefimiz iktidar olmaktır. Siyaset Türkiye’de çok kirlendi. İktidar olduğumuz zaman ilk dört ay içinde siyasi ahlak yasasını çıkaracağız."

“Bir siyasetçinin temel görevi kuşku üzerine, endişe üzerine, yani kendi koltuğuyla ilgili kuşku ve endişe üzerine siyaset oluşturmamasıdır. Siyaset bir özgüven işidir”

“Ben Genel Başkan olarak burada olduğum sürece, partiyi birilerinin gelip de ben istediğim gibi yönlendiririm, şekillendiririm demesi mümkün değildir. Buna izin vermem.”

“CHP’nin Genel Başkanları kul hakkı yemezler, asla yolsuzluğa bulaşmazlar, yalan söylemezler, kendi çıkarlarını değil, ülkesinin çıkarlarını savunurlar, veremeyecekleri hesapları yoktur, iktidar olduklarında halktan topladıkları her kuruş verginin hesabını vatandaşa vermeyi namuslu görev kabul ederler.”

“Çok sorunu var Türkiye’nin, yalnızlaştı Türkiye. Kendi coğrafyasında da, Dünyada da yalnızlaştı”

“Sayın Başbakan dünyanın neresine giderse gitsin ya bir protesto eylemiyle karşılaşıyor veya batılı bir gazetecinin kendisini rahatsız eden sorularıyla karşılaşıyor. Bu sıradan bir olay değil…”

Samanyolu Haber Tv’de Türkiye’ye yönelik tehlikelere dikkat çeken CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu “Ayrışma lüksümüz yok, çünkü,  çıkan bir Türkiye var” dedi ve canlı yayında Abdullah Abdülkadiroğlu’nun sorularını şöyle yanıtladı;

Abdullah Abdulkadiroğlu: Sayın Kılıçdaroğlu, biraz önce bahsederken bu ev meselesinden başörtüsü örneğinden girdiniz ve CHP’nin toplumun değerleriyle örtüşen kararlar vermesi Başbakanı rahatsız etti dediniz. Şimdi o zaman şöyle bir soru kusura bakmayın da. Toplumun değerleri yeni mi CHP’nin aklına geldi? Daha öncede vardı mesela toplumun başörtüsü gibi bir değeri diye sormazlar mı insana?

Kemal Kılıçdaroğlu: Zaman zaman bizi eleştirirler siz yeni CHP diyorsunuz nedir bu yeni CHP diye. Biz gerçekten toplumun değerlerine saygı duyuyoruz. Biz kadının giysisi üzerinden, bedeni üzerinden siyaset yapılmasını doğru bulmuyoruz. Siyaset farklı bir şeydir. Siyaset ülkenin sorunlarını, toplumsal sorunları çözmektir. Siyaset öğrencinin yurt sorununu çözmektir. Öğrencinin yurt sorununu çözemiyorsanız siz o zaman halktan aldığınız her kuruş verginin hakkını vermiyorsunuz demektir. Olay budur. Halkın değerlerine saygı göstermek nedir? Halkın değerleri bugünden yarına oluşmaz. Yüzyılların birikimidir halkın değerleri. O değerler zaman içinde değişebilir de. Daha nitelikli, daha kaliteli bir hale gelebilir. Daha rafineri bir hale gelebilir. Ama sonuçta toplumun genel kabul gören değerleri vardır. O değerlere de hepimiz saygı duyacağız.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Bundan sonraki Cumhuriyet Halk Partisinin yürüteceği siyasette yerel seçim geliyor, daha sonra genel seçim geliyor. Bu değerler gözönünde olacak mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi yarın Cumhuriyet Halk Partisinde büyük gün olarak tanımlanıyor. Sayın Mustafa Sarıgül yarın Genel Merkeze gelecek. Sayın Gürsel Tekin İstanbul’da aday adaylığını açıklayacak. Bir kere yarın için nasıl bir hazırlık yaptınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yarın için partimizin yaptığı herhangi bir hazırlık yok. Sayın Sarıgül gelecek kendisine Cumhuriyet Halk Partisinin kimlik kartını vereceğim. 20 – 25 bin kişiyle geleceğini ifade etti. Gelirse o yurttaşlar belki benden bazı sözler duymak isteyebilirler. Çıkıp onlara kısa bir konuşma yapmayı düşünüyorum.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Bir balkon konuşması mı yapacaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Balkon konuşması değil hayır. Yani sonuçta birlikten, beraberlikten söz etmemiz lazım. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar malum. Ayrışma lüksümüzün olmadığını, raydan çıkan bir Türkiye var. Gerçekten raydan çıkan bir Türkiye var. O Türkiye’yi yeniden rayına oturtmamız gerekiyor. Çok sorunu Türkiye’nin, yalnızlaştı Türkiye. Kendi coğrafyasında da yalnızlaştı. Dünyada da yalnızlaştı. Bakın, Sayın Başbakan dünyanın neresine giderse gitsin ya bir protesto eylemiyle karşılaşıyor veya bir batılı gazetecinin kendisini rahatsız eden sorularıyla karşılaşıyor. Bu sıradan bir olay değil aslında. Kızarak yanıt veriyor Sayın Başbakan. Niye kızıyorsunuz? Sorulardan kızmayacaksınız. Gazetecinin görevi soru sormaktır zaten. Gazeteci eğer soru sormuyorsa o ülkede bir sorun var demektir. Kızmayacaksınız bildiğiniz doğru neyse doğrunun arkasında duracaksınız cevap vereceksiniz. Seni buraya birileri gönderdi, siz buraya geldiniz. Bu adam Finli zaten. Devlet televizyonunda çalışıyor zaten. Yani başka bir yerden gelmiş değil ki. Orada devletin televizyonunda bir görevli soru soruyor. Soruyu hazmedemiyor. O nedenle geldiğimiz nokta, bizim bir araya gelmemiz, ülkenin sorunlarını çözmemiz, demokrasi ve özgürlük alanını genişletmemiz. Bu bizim yükümlülüklerimizden birisidir. Siyaset kurumunun görevlerinden birisidir. Bunu yapmak zorundayız. Sayın Sarıgül 20 bin kişiyle gelir, hele bunlar partiye üye olurlarsa çok daha mutlu olurum. Yani gelen 20 bin kişi üye olursa çok daha mutlu olurum. Nedeni de şu; büyümek zorundayız. Yanlış algılarımız var bizimle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili olarak toplumda yanlış algılar var. O yanlış algıların tümünü değiştirmek istiyoruz. Biz ülkemizi seviyoruz, insanımızı seviyoruz. Kadın, erkek, yaşlı, genç ben. Ben Bitlis’e gidip Bitlis’te bir kahvede rahatlıkla oturup vatandaşımla çay içebiliyorum. İçtim de. Vatandaş gelip bana soru soruyor bende cevap veriyorum. Batman’a gidiyorum Batman’da herhangi bir yerde taburede, kaldırımda vatandaşlar oturup çay içerken onlarla beraber oturup konuşabiliyorum. Biz artık bunları yapıyoruz. Türkiye’yi kucaklamak zorundayız. Ayrışma, kavga politikası bu ülkeye yaramıyor.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi siz, birlik olmak için Sayın Sarıgül’ün gelmesinden memnuniyet duyduğunuzu ifade ettiniz. Madem gazeteci her şeyi sorar bende soruyorum. Zaten biliyorsunuz soruyorum. Ama Mustafa Sarıgül’ün aslında partiye Genel Başkan olmak için geldiği yönünde de bazı iddialar var. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir siyasetçinin temel görevi kuşku üzerine, endişe üzerine yani kendi koltuğuyla ilgili kuşku ve endişe üzerine siyaset oluşturmamasıdır. Siyaset bir özgüven işidir. Ben isterim keşke CHP’de bir belde başkanı dahi gün olur harman olur ben CHP Genel Başkanı olurum iddiasında bulunsun. Yani bir kişinin ben CHP Genel Başkanı olurum iddiasında bulunmasından daha doğal ne olabilir? Ben Genel Başkan olarak seçildikten sonra tüzüğü değiştirdim.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Yani sizde Sayın Sarıgül’de böyle bir düşünce seziyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır herhangi bir düşünce sezmedim. Ama yarın çıkar ben aday olacağım, böyle bir iddiam var derse saygı duyacağız yani sonuçta o da bir partili. Gelecek, kuralı nedir? Kurultaya gideceğiz. Kurultay kimi seçerse o Genel Başkan olacak. İş bu kadar kolay. İşin özünde şu var; Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanları yani bizim üzerinde titrediğimiz temel konu şudur; Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanları bir; kul hakkı yemezler. İki; asla yolsuzluğa bulaşmazlar. Üç; yalan söylemezler. Dört; ülkenin çıkarlarını savunurlar, kendi çıkarlarını savunmazlar. Beş; veremeyecekleri hesapları yoktur. Altı; iktidar olduklarında halktan topladıkları her kuruş verginin hesabını vatandaşa vermeyi namuslu görev kabul ederler. Bizim temel, üzerinde durduğumuz noktalar budur. Bu noktalara sahip olan herkesi biz kucaklarız. Kucaklamak zorundayız da zaten. Bu koltuklar bize baki değil. Koltuk hırsıyla gelmedim. Koltuk bugün buradayız, yarın bir başkası gelecektir. Benden sonra bir başkası gelecektir. Benim gönlümde yatan beni aşan birisinin buraya gelmiş olmasıdır. Keşke o olabilse. Beni aşan, benden daha birikimli, daha deneyimli birisi gelsin, siyaseti çok daha iyi yapsın. Geniş halk kitlelerini kucaklasın. Bu benim en büyük arzum. Niye olmasın. Kurultayda eskiden Genel Başkan olmak için delegelerin %25’inin Genel Başkanın önünde Genel Başkan değişikliğiyle ilgili tutanağa imza atması gerekiyordu. Ben onların tamamını kaldırdım. Yok öyle bir şey. Kişi aday olmak istiyorsa gelir dilekçesini verir aday olur. Bitti bu kadar basit.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Kimsenin onu göstermesine gerek yok.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yok efendim tabi. Onun için siyaset aynı zamanda bir özgüven işidir. Çıkacaksınız ortaya, düşüncelerinizi söyleyeceksiniz, paylaşacaksınız. Ben kavgayı çok seven birisi değilim, kavga etmem. Ama ben kararlı birisiyim. Düşüncelerim neyse aşama aşama onları yerine getiririm. Kavgasız ama belli bir ilke içinde yerine getiririm. Bunların hepsini de yaptım ben. %33 cinsiyet kotası getirdik. Ne kadar güzel. %10 gençlik kotası getirdik. Ne kadar güzel. Gençlik Kolları Genel Başkanı, Kadın Kolları Genel Başkanı aynı zamanda MYK üyesi bizde. 10 yılı aşkın süredir yapılmayan Kadın Kolları, Gençlik Kolları kurultaylarını yaptık. Yani çok değişiklikler yaptık aslında. Demokrasi ve özgürlük manifestosu yayınladık. %10 seçim barajının kaldırılmasını istedik ve savunduk. 12 Eylül askeri dönemde yapılan, çıkarılan yasaların, yani darbe yasalarının değiştirilmesi için hükümete açık çek verdik. Gel şunları değiştirelim. Türkiye’yi demokratikleştirelim. Türkiye’yi bu ayıplardan kurtaralım dedik. Ama gelmediler. Bunların tamamını bizim halka havale etmemiz lazım. Biz mi doğruyu söylüyoruz, onlar mı doğruyu yapıyorlar? Bunun kararını halk verecek. Ben halka güveniyorum.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi hedeflerimi planlı bir şekilde gerçekleştiriyorum dediniz. Bundan sonraki hedeflerinizden biraz bahseder misiniz? Mesela neler var gerçekleştirmek için kafaya koyduğunuz?

Kemal Kılıdçaroğlu: Şimdi birinci hedefimiz tabi diğer siyasal partilerin olduğu gibi iktidar olmaktır. İktidar olduğumuz zaman bizim hedeflerimiz var. Bir; ilk dört ay içinde siyasi ahlak yasasını çıkarmak. Siyaset Türkiye’de çok kirlendi. Gidin sokaktaki vatandaşa sorun siyasetçiyi halkına doğruları söylemeyen insan olarak tanımlar. Önce ne yapmak gerekiyor? Siyasi ahlak çıtasını yükseltmemiz gerekiyor. Tipik bir örnek vereceğim size. Japonya’da bir kentte 4 saat sular akmadı diye belediye başkanı istifa etti. 4 saat sular akmadı diye.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Japonya biraz uç örnek. Harakiri falan da yapıyorlar yani.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yani istifa ediyor. Çünkü diyor bu kentte suların akmasından ben sorumluyum. 4 saat su akmıyorsa ben görevimi yapamadım diyor. Bizim ülkemizde bırakın 4 saati, bırakın 4 günü 15 gün sular akmadı kimsenin istifa ettiğini duydunuz mu? Duymadınız. Yolsuzluk yapan bakanların koltuğu sağlamlaşıyor. Yani bırakın görevden gitmesini koltuğu sağlamlaşıyor. Ve şöyle bir kültür oluştu. Ya adam yiyor ama iş de yapıyor. Şimdi bu çok tehlikeli bir şey. Ne demek hem yiyor, hem iş yapıyor. Hani kul hakkı yemek günahtı? O halde siyasette ahlaki çıtayı yükseltmek zorundayız. Onun için söyledim ilk yapacağımız iş siyasi ahlak yasasını değiştirmektir. Artı bakın TBMM’de bütçe görüşülüyor plan bütçe komisyonunda. Sayıştay’ın mali denetim raporları gelmedi. TBMM adına kamu harcamalarını denetlemekle görevli kurum Sayıştay. Yani milletvekili kesin hesap kanununa göre, yani bütçe yasasına evet veya hayır demek için Sayıştay’ın raporuna bakacak, bu paralar nerelere harcandı, yolsuzluk var mıdır, yok mudur, harcamalar yasalara uygun yapılmış mı, yapılmamış mı? Ben önce bu raporu okuyacağım ondan sonra evet veya hayır diyeceğim. Geçen yıl gelmedi. Bu yıl gelen rapor 4 sayfa. Diyor ki, teknik rapor ektedir. Nerede eki? Eki yok. Niye gelmiyor? Eki gelmiyor. Olmaz. Siz bu ülkede toplanan her kuruş verginin hesabını vermek zorundasınız. Demokrasinin varlık nedeni budur zaten.

Abdullah Abdulkadiroğlu:  Ama burada suç Sayıştay’da değil. Sayıştay’a gönderilmiyor raporlar.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben Sayıştay’da suç vardır demiyorum. Suç siyaset kurumunda. Yoksa Sayıştay o raporları hazırlamış zaten. Teknik raporlarda hazır. Ama siz bunları göndermeyin diyorlar. Sayıştay’da göndermiyor.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi Sayıştay, oraya girersek biraz çok teknik olacak mesele. Şu Sarıgül meselesine biraz tekrar dönelim müsaadenizle. Güveniyor musunuz Mustafa Sarıgül’e?

Kemal Kılıçdaroğlu: Parti üyesi herkese ben güvenirim. Sayın Sarıgül’de partimizin üyesidir elbette güveneceğiz.

Abdullah Abdulkadiroğlu: İstanbul konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: İstanbul dünyanın en güzel kenti. İstanbul’un şunu düşünmesi lazım. Ben neden günlük yaşamımın her günün 2 – 2,5 saatini yollarda geçiriyorum. Bu tıkanma neden? Ve İstanbullunun düşünmesi lazım. Neden İstanbul’da yeşil alanlar süratle yok oluyor? Havadan bakın İstanbul’a. Emin olun eski sarayların bahçeleri, askeri alanlar ve mezarlıklar dışında hemen hemen yeşil alan kalmadı. Gökdelenler, tarihimizi duman ettiler. Sultanahmet Caminin siluetini hangi vicdan bozabilir? Yazık günah değil mi? O eserin arkasına gökdelen diktiniz siz.

Sayın Başbakan ne söyledi? Ben yapma dedim yaptığı içinde bende küstüm. Olur mu böyle bir şey? Yasadışı mı yaptı, yasalara uygun mu yaptı? Yasalara uygun yaptı diyorsanız o ruhsatı kim verdi ona? Yasadışıysa niye yıkmıyorsunuz? Bu sorular duruyor. İstanbul’da trafik bitti.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Ne yapacaksınız? İstanbul’un trafik sorununu çözecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Gökdelenleri mi yıkacaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Göreceksiniz İstanbul’un trafik sorunu çözülecek.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Nasıl yani? Formül var mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: O formülü zamanı gelince bütün bunların hepsi görselleriyle beraber açıklanacak.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Seçimden önce açıklanacak…

Kemal Kılıçdaroğlu: Elbette diyorum görselleriyle beraber yan, halkımız gözüyle de görecek nasıl çözüldüğünü. Görselleriyle beraber. Bütün bunların hepsinin hazırlıkları şu veya bu şekilde yapıldı yapılıyor.

Gökdelenler, elbette bir kentte gökdelen olabilir. Biz olmaz demiyoruz yani. Ama bir kentin estetiği vardır ve bir kentin kimliği vardır. İstediğiniz yere, istediğiniz zaman gökdelen yapamazsınız. Bu sadece bizde değil. Gidin aynı şey Londra için, New York için, Tokyo için, Moskova için de geçerlidir.

Kent estetiği dediğimiz bir kavram vardır. Kent estetiği de kalmadı. O nedenle İstanbul’a yeni bir kimlik kazandırmak yani eski kimliğine İstanbul’u kavuşturmamız gerekiyor. Yıkılacaksa mesele ben söyleyeyim; Sultanahmet’in siluetini bozan binalar CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığı zaman tıraşlanacak. Sultanahmet’i siluetini eski haline kavuşturacağız. Kimse kusura bakmasın. Bak çok açık, net söylüyorum. İstanbul’u düzelteceğiz.

Abdullah Abdulkadiroğlu: İstanbul adayınız kim olacak?

Kemal Kılıçdaroğlu: Onu da yakında hep beraber öğreneceğiz.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Yani tabi isim vermiyorsunuz o zaman şu anda. Mustafa Sarıgül aday değil mi? Sayın Gürsel Tekin’de yarın açıklıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle söyleyeyim; birden fazla aday adayımız var. Yani daha önce İstanbul için büyükşehir için adaylığını açıklayan arkadaşlarımız da var. Partili arkadaşlarımız. Sayın Sarıgül sanıyorum bunların içinde adaylığını en son açıklayan arkadaşlarımızdan birisi olacak. Dolayısıyla bu konudaki yetki Genel Başkanda değil. Bizim partide.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Nasıl bir süreç işleyecek? Nasıl belirlenecek İstanbul adayı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Süreç şöyle; aday adayları ortaya çıktıktan sonra her seçim bölgesiyle ilgili olarak 5 kişilik bir komisyonumuz var. Bu arkadaşlarımız her seçim çevresinin özel değerlendirmesini yapıyorlar. Bazen anket yapıyorlar, bazen eğilim yoklaması kararı alıyorlar. Milletvekillerine soruyorlar. Bunların aldığı karar yani 5 kişilik 4 genel başkan yardımcısı ve bir genel sekreter arkadaşımız aldıkları kararı MYK’ya getiriyorlar. MYK bunları görüşüyor, sonra PM’ye indiriyoruz. Kararı PM veriyor, yani kimin belediye başkan adayı olacağına PM karar veriyor. O nedenle şimdiden işte şu olacaktır dersem doğruyu söylememiş olurum.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Bir önseçimden bahsediliyor. Yani İstanbul adayı ön seçimle belirlenecek diye bir yöntem de var mı planlarınız içerisinde?

Kemal Kılıçdaroğlu: O görüşülmedi hala. Ama İstanbul’da yanlış hatırlamıyorsam 10’un üzerinde ilçede önümüzdeki süreç için bir eğilim yoklaması kararı alındı 5 arkadaşımız tarafından o sanıyorum önümüzdeki hafta MYK’ya gelecek ve orada görüşeceğiz ve eğilim yoklaması kararı çerçevesinde oralarda seçim yapılacak. Üyelerin katılımıyla.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi Sayın Sarıgül’ün bazı ilçe belediyelerini de isteyeceği yani ben tek başıma İstanbul Büyükşehire aday olmam, benle birlikte işte 7-8 tane kaç taneyse ilçe içinde benim istediğim adayların olmasını isterim gibi bazı tekliflerle geleceği ifade ediliyor. Böyle bir görüşme yaptınız mı şu ana kadar?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, bu zaman zaman söyleniyor, yazılıyor. Ne Sayın Sarıgül’ün böyle bir teklifi oldu yani böyle bir beklentisi oldu ne de böyle bir pazarlık söz konusu oldu. Kaldı ki, ben asla pazarlıklara izin vermem. Böyle bir şeyi asla uygun görmem. Ama bu şu anlama gelmez; onun görüşünün alınamayacağı anlamına gelmez. Elbette anakent adayı belediye başkanının elbette görüşünü alacağız. Sonuçta o bir yarışa katılıyor. Demokratik bir yarışa katılıyor.

Sadece Sayın Sarıgül mü? Hayır. İzmir olursa İzmir olursa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayımızın, Antalya, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayımızın, Aydın, Aydın Büyükşehir Belediye Başkan Adayımızın, Eskişehir, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımızın elbette görüşlerini alacağız. Bu sadece bizim partiye özgü bir kural değil bu. Her şeyden önce insani bir kural. Oradadır, bir yarışa katılıyor, elbette en çok oyu nasıl alabiliriz? Onun arayışı içinde olacağız. Ortak aklı egemen kılmaya çalışacağız. Ama bir pazarlık asla olmaz.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi hedefiniz nedir bu yerel seçimlerde? Mesela kaç tane büyükşehir, kaç tane il? Var mı böyle hedefleriniz? Kesin alırız ya da almak için uğraşacağız dediğiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu:  Her siyasal partinin hedefi gibi bizimde hedefimiz yerel yönetimde iktidar olmak. Tabi gayet doğal bir hedef. Yola çıkışımız bu. Amacımızda bu. Yerel seçimlerin bir özelliği var; adaylar ortaya çıktıktan sonra net tabloyu ortaya koymak mümkün. Çünkü yerel seçimlerde seçmen çıkan adayın kişiliğine göre partisinin dışında da oy verebiliyor. Bu çok önemli bir ayrıntı. Yerel seçimlerde bu çok karşılaştığımız bir olay.

O nedenle hani büyükşehir belediye başkan adaylarımızız sadece bizim değil diğer partilerinde görmeden ya da belediye başkan adaylarını görmeden bir yorum yapmak mümkün değil. Biz zaman zaman anketlere yaptırıyoruz. Nüfusu 100 bini geçen yerlerde sadece CHP’li değil diğer partilerinde olduğu yerlerde anketler yaptırıyoruz. Daha çok memnuniyeti soruyoruz, belediye başkanından memnun mu oradaki belde halkı? Onu soruyoruz, onu sorguluyoruz ve ona göre bir strateji belirlemeye çalışıyoruz.

Yaklaşık 1 yıldır üzerinde çalışıyor arkadaşlar. Yani bu yeni oturup üzerinde karar verdiğimiz bir olayda değil. Yerel Yönetimler Seçim Bildirgesi hazırlanıyor. Aday adayları belirleniyor. Örneğin geçen Pazar günü 295 seçim çevresinin belediye başkan adayını belirledik. Sanıyorum önümüzdeki süreç içinde bir 500-600 belediye başkanı adayı daha belirlenecek.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Ankara’yla ilgili bir düşünce var mı? Ankara’da ne yönde gösteriyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ankara’da ortaya çıkan aday adaylarımız var. Şifahı olarak söyleyip ama henüz aday adaylığını açıklamayan arkadaşlarımız da var. Benim gazetelerden okuduğum ama bize doğrudan yansımayan bazı görüşlerde var.

Ankara’yla ilgili aday adayı arkadaşlarımız çalışıyorlar. Sanıyorum daha bu 5 kişilik komisyonumuz Ankara’yı henüz masaya yatırmış değil. Çünkü Ankara, İzmir, Antalya buralara henüz bildiğim kadarıyla sıra gelmedi. İstanbul’da bir belediye başkanlarımızın olmadığı yerlerle ilgili bir toplantı yapıldı ve orada önemli bir mesafe katedildi. Önümüzdeki süreçte bunlarda gündeme gelecek.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Sayın Mustafa Sarıgül’le ilgili “Çare Sarıgül” ifadesi ortaya atılmıştı. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: İstanbul için çare Sarıgül.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Yani bu ifade İstanbul için mi söylenmiş bir ifadedir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır bu ifade, Sayın Sarıgül partiye gelmeden önce kendi kurmak istediği bir siyasal partinin bir sloganıydı. Duvarlara, afişlere yazılıyordu. Ama bugün artık partimize geldiği zaman İstanbul anakent belediye başkanlığına aday olduktan sonra tabi İstanbul’un çaresi Sarıgül olacak diye düşünüyorum.

Abdullah Abdulkadiroğlu: İstanbul’un çaresi Sarıgül dediğinize göre sanki adayda Sarıgül olacakmış gibi şimdi benim kafamda öyle bir algı oluştu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Düşünüyorum dedim.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Merkez sağdan yaklaşık 200’e yakın isme davet gideceği yönünde bazı haberler de var. Yerel seçim sürecinde partiye katılmaları için. Böyle bir şey var mı? Varsa ne hedefleniyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bizim merkez sağla çok büyük bir ortak paydamız var. Bayrak konusunda, vatan konusunda, demokrasi konusunda, özgürlükler konusunda, ülkenin geleceği konusunda, AB konusunda, bayrak konusunda çok büyük bir ortak paydamız var.

Dolayısıyla bizim merkez sağla bu ortak paydayı daha da genişletmek istiyoruz biz. Üzerinde duruyoruz. Merkez sağdan çok sayıda geçmişte bürokratken de, bürokrasiyi bırakıp siyasete girdikten sonrada çok kişiyle konuşuyorum, karşılaşıyoruz. Onlarda ülkenin geleceğinden kaygı duyuyorlar ve diyorlar ki, ülkenin bugün içinde bulunduğu tablo bizim geçmişte emek verip, mücadele edip getirdiğimiz bir Türkiye tablosu değil. Bu tablonun değişmesi lazım. Daha demokratik, daha özgürlükçü bir toplumun olması lazım. Totaliter bir yapının değil, güçler ayrılığı ilkesinin daha güçlü olması lazım. Yargının bağımsız ve tarafsız olması lazım. Pek çok ortak paydamız var.

Bu çerçevede merkez sağdan bize gerçekten katılımlar da var. Önümüzdeki günlerde İstanbul’dan kalabalık bir grup partimize katılacak. Onların temsilcileri geldiler. Dün kendileriyle ön görüşmeyi yaptım. Bugün İstanbul İl Başkanıma talimat verdim. Onlar bir araya gelecekler, konuşacaklar.

Dolayısıyla merkez sağla daha güçlü, daha sağlıklı bir ilişki kurmak istiyoruz.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Merkez sağ derken siz neyi kastediyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Merkez sağ derken aslında Doğruyol Partisi, Anavatan Partisi, Demokrat Parti…

Abdullah Abdulkadiroğlu: Eskiden orada siyaset yapmış isimler…

Kemal Kılıçdaroğlu: Siyaset yapmış veya sempatizan, orada kadın kolları var, gençlik kolları var, normal politikacılar var ve dün bana gelen 5 veya 6 arkadaşım vardı merkez sağdan biz hiçbir şey istemiyoruz dediler. Hiçbir talebimizde yok. Ama biz İstanbul’da çok geniş bir kitleyiz, Anadolu’da geniş bir kitleyiz. Biz CHP’ye katılmak ve destek vermek istiyoruz. Biz ülkemizi seviyoruz dediler.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Bu partide rahatsızlık oluşturmuyor mu? CHP içerisindeki bir kesim tarafından partiyi doldurduğunuz merkez sağcılarla falan gibi böyle bir rahatsızlık oluşturmuyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Hiç kimsenin böyle bir rahatsızlık duymaya hakkı yoktur. Ülkenin içinde bulduğu koşullar meydanda biz gücümüzü birleştirmek zorundayız. Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak zorundayız. Türkiye güzel bir ülke olmalı. Değerlerine sahip,  değerlerine bağlı, geleceği gören.

Her yurttaşın biri birine selam vereceği bir Türkiye kurmak istiyoruz biz. Sokakta karşılaştığı zaman birbirine çatık kaşla bakan bir Türkiye istemiyoruz. Herkese birbirini kucaklamalı. Farklı düşünenlerin bir araya gelip şakalaştıkları bir Türkiye istiyoruz biz. Birisi benden farklı düşünebilir, olabilir. Herkesin inancına, herkesin kimliğine saygı duyulan bir Türkiye istiyoruz biz. Kadının kılık kıyafeti üzerinden siyaset yapılmayan bir Türkiye istiyoruz biz. Yüzü batıya dönük, çağdaşlığa dönük bir Türkiye istiyoruz biz. İsteğimiz bu.

Bu konuda bize destek veren herkesi kucaklayacağız. Herkesle beraber yola çıkacağız. Barış içinde yaşamak varken kavganın bir nedeni yok ki? Biz eğer bu değerlere sahip çıkarsak bunları yaparsak, bunları kararlıkla gündeme getirirsek bizim partililerde memnun olurlar.

Nitekim bakın emin olun bazı yerlerde bizim il başkanımız mesela merkez sağda çok önemli görevde bulunmuş arkadaşımızı gidip rica ediyor, istirham ediyor, gelin partiye üye olun diye. Yani böyle bir onları dışlamak, onları partinin dışına siz nereden geldiniz diye bir suçlama gibi bir düşünce olmaz, olmamalıdır.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Zaman zaman şöyle tartışmalar oluyor; CHP’yi aslında baronlar yönetiyor. Baronlar istediği için Sayın Kılıçdaroğlu geldi, şimdide baronlar istediği için Sayın Sarıgül partiye geldi gibi. Siz bu baronları biliyor musunuz? Kim bu baronlar?

Kemal Kılıçdaroğlu: Baronun kim olduğunu bilmiyorum. Ben şunu söyleyeyim; ben bir halk çocuğuyum. Küçük bir memurun çocuğuyum. 7 kardeşiz. Üniversiteyi tek okuyan benim. Dolayısıyla üniversiteye geldiğim zaman benim pardösüm oldu. Yani yer sofrasında yerdik. Anadolu’da pek çok ailenin yediği gibi. Masada yemek yemeyi de ben Ankara’ya geldikten sonra öğrendim. Yer soframız vardı. Annem yapardı yemeğimizi, aynı tabaktan yerdik.

Yani halktan birisiyim. Dolayısıyla hani baronlar geldi, baronlar şunu yaptı. Vallahi bilmiyorum. Baronlar kimdir? Bu kararı kim veriri? Onu bilemem. Bizim dışımızdan bizi şekillendirmek isteyen, yönlendirmek isteyenler olabilir. Ama az önce ne dedim, ben kızmam. Ama ben de belli şeyleri kararlılıkla götürürüm.

Temiz siyaset benim temel felsefemdir. Düzgün siyaset temel felsefemdir. Bunun üzerinde biz yol almalıyız. Hiçbir zaman koltuk hırsı, kişisel hırslar, kişisel beklentilerle siyasete de girmedim. Böyle bir amacımda yoktur.

Eğer bir ülkede yani bu Türkiye’de yani bu güzel ülkemizde bir çocuk eğer açsa o benim sorunumundur. Ben onu dert edinirim. Bir çocuk eğer üniversitede yurda giremiyorsa, annesi, babası gözü arkada kalıyor, acaba kızım nerede kalacak diye kaygı duyuyorsa ben o sorunu taşımak zorundayım ve o derdi taşımak zorundayım. Onu çözmek için.

Bizim derdimiz bu. Yoksa baronlar karar vermiş, olabilir. Karar verebilirler ama ben burada olduğum sürece öyle partiyi birilerinin gelip de ben istediğim gibi yönlendiririm, şekillendiririm. Buna izin vermem.

Abdullah Abdulkadiroğlu: 60 maddelik Anayasa gelsin, beraber çıkaralım dediniz, geldiler, bu seferde vazgeçtiniz. Niye böyle oldu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle; 4 siyasal partinin bir araya gelip ortaya çıkardığı bir Ulaşma Komisyonu var. Bu komisyon kendi arasında bir yönerge hazırladı. Yani komisyon nasıl çalışacak ve sonuçlarının nasıl değerlendirecek. 4 siyasi partinin yetkilileri de onun altına imza attılar.

Onun bir 6.maddesi var. 6.madde diyor ki, buradan gidecek tekliflerin 4 partinin uzlaşması için de gitmesi gerekiyor diyor. Bizde altına imza atmışız. Böyle olacak diye. Şimdi bizde dedik, 4 siyasi parti imza atmışsa, uzlaşmışsa getirin hemen derhal çünkü biz getirilmesini istiyoruz. Getirin imzalayalım ve çıkaralım.

Hatta önce 48 maddeydi, ben niye daha fazla olmasın, daha fazla olabilir. Nitekim 60 maddeye çıktı. Keşke 80 maddeye çıksa. 4 siyasi parti uzlaşırsa getirirler, biz evet deriz. Nitekim o yönergedeki kural sadece bizi için geçerli değil. Diğer siyasi partiler içinde geçerli. Biz düşüncemizden vazgeçmiş değiliz. Biz daha demokratik, daha özgürlükçü bir Anayasayı isteriz. Bu konuda bizim verdiğimiz katkı çok önemlidir. Ayrıca şunu da söyleyeyim; 4 siyasi partinin 60 madde üzerinde uzlaşması kolay bir olayda değildir. Eğer 60 madde üzerinde bir uzlaşma sağlanmışsa o komisyona da teşekkür etmemiz gerekiyor.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Ama o 60 maddede böyle hep zaten herkesin itiraz etmeyeceği maddeler. Yani böyle önemli, Türkiye’nin, ayrışmaların söz konusu olduğu maddelerin hiçbir tanesi değil.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi belki BDP o gerekçeyle katılmıyor. MHP bütün Anayasa değişirse biz buna evet deriz diye bir düşüncesi var anladığı kadarıyla. Ama sıfırdan yeni bir Anayasa yapmak uzlaşma komisyonlarının görevi değildir. O kurucu meclisin görevidir Sıfırdan yeni bir Anayasa yapmak. Çünkü çok geniş bir kitleyi ilgilendiren bir çalışma olacak, sivil toplum, üniversiteler, meslek kuruluşları, siyasi partiler, parlamentoda olan ve olmayan bütün siyasi partilerin gelip katılabileceği bir kurucu meclisle siz sıfırdan yeni bir Anayasa yapabilirsiniz.

Ama biz Anayasanın 60 maddesini önemli buluyoruz. Rahmetli Ecevit’in hükümeti döneminde de yanlış hatırlamıyorsam 65 madde değişmişti. Yani artık bu Anayasaya 12 Eylül Anayasası demekte mümkün değil. Çok maddesi değişti. Önümüzdeki süreç içinde bakarsınız yeniden siyasi partiler uzlaşma komisyonu karar verir. 60 madde olur 65 madde. İndiririz. Bence hiçbir sakıncası yok. Yani, klasik biz reddediyoruz, kabul etmiyoruz demedik. Yönergeyi 4 siyasi parti imzaladı, biz imzamızın arkasındayız diyoruz.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Tutuklu vekillerle ilgili önce bir şart ortaya koymuştunuz. Sonra ondan biraz esnediniz. Ama tutuklu vekillerle ilgili Anayasaya bir geçici maddeyle bu sorununun çözüleceği yönünde CHP’nin bir çalışması olduğu bilgisi var. Bu doğru mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır, tutuklu milletvekilleri sorununun çözülmesi lazım. Yani halkın seçtiği milletvekilleri milli iradeye saygı duyuyorsa onların parlamentoda olmaları lazım. Bunu istiyoruz biz. Bu konuda AKP’nin bir taahhüdü de var CHP’ye karşı bir protokol imzaladık çünkü onlarla. Bir geçici maddeyle bu sorunun çözülebileceği ifade ediliyor. Geçici maddeyle.

Bizim böyle bir çalışmamız yok. O çalışma komisyonun çalışması varsa eğer ben o ayrıntıyı bilmiyorum şu anda. Varsa böyle bir çalışma o komisyonun çalışması olabilir. Bu konuda Sayın Mehmet Ali Şahin Beyin yaptığı bir açıklama var. Diyor ki; bir geçici maddeyle tutuklu milletvekili sorunu çözülebilir diye. Eğer öyle olursa tabi bundan da ayrıca memnunluk duyarız. Bizim böyle bir koşulumuz söz konusu değil.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Cumhurbaşkanlığı konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin, gerçi çok erken ama adayı var mı diye vatandaş merak ediyor, soruyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Zamanı gelince elbette adayı olacak.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Bir soru daha var. Cumhurbaşkanlığı konusunda Sayın Erdoğan ve Sayın Gül karşı karşıya gelirse hangisini desteklerler diye soruyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu: İkisinin karşı karşıya geleceğine pek ihtimal vermiyorum.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Nasıl bir yöntem uygularlar sizce?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir şekliyle kendi aralarında bir anlaşma yapacaklarından eminim. Bir şekliyle bunu yapacaklardır. Burada Sayın Gül’ün tercihi çok önemli. Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olup devam mı etmek isteyecek, yoksa Cumhurbaşkanlığını bırakıp aktif siyasete mi dönecek. O tercih netleşmediği sürece Sayın Cumhurbaşkanıyla Erdoğan arasındaki ilişkiyi sağlıklı bir zeminde konumlandıramayız. Önce onun bilinmesi ve görülmesi lazım.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Sizin tahmininiz ne, hangi yönde olur? Yani Sayın Gül ben Cumhurbaşkanlığına devam edeceğim diye mi karar alabilir, yoksa siyasete mi dönmek istiyorum der?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ona bir şey diyemiyorum tabi. Son açış konuşmasında siyaset yapacağına ilişkin net bir mesaj verdi. Ama o siyaset yapmak derken Cumhurbaşkanlığına devam olarak da anlayabiliriz onu. Aşağıya inip aktif bir siyaset yani milletvekili olarak ben siyaset yapacağım o da anlaşılabilir.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Siyasete dönerse bu Başbakanlık mı olur sizce?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yine kendi aralarındaki uzlaşmaya bağlı. Sayın Numan Kurtulmuş’un biraz böyle veliaht olarak görüldüğü belli.

Abdullah Abdulkadrioğlu: Ama kesinlikle Sayın Gül ve Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçiminde karşı karşıya gelmez mi diyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Gelmeyeceklerini iki tarafta bir şekliyle duyurdu aslında. Hatta üçüncü kişiler aracılığıyla aralarında bir hukukun olduğu, geçmişe dayanan bir hukukun olduğunu ve bir çatışmanın olamayacağı şeklinde duyumlarda çıktı ortaya. Bunlar ne kadar gerçek onu bilemeyiz tabi. Zaman her şeyin ilacı. Gösterecek bize.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Peki çok teşekkür ediyorum programımıza katıldığınız için. Gerçekten çok önemli açıklamalar yaptınız. Özellikle yarında Cumhuriyet Halk Partisi için Sayın Sarıgül’ün gelecek olması, bakacağız gelişmelere ne olacak? İstanbul adayınız çok merak ediliyor. Sayın Gürsel Tekin’de yarın İstanbul’da aday adaylığını açıklayacak. Hayırlısı olsun diyelim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Ülke için hayırlısı olsun diyeceğiz tabi.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Teşekkürler sağolasınız. Günlük özelin konuğu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun önemli açıklamaları oldu. Yarında bir kısmı muhtemelen gündemde yerini alacaktır. İyi akşamlar diliyoruz, hoşçakalın.

    Cumartesi, 09 Kasım 2013 12:31

Bağlantılı Konular