"Sayın Arınç belki hayatında hiç düşmediği bir açmazla karşı karşıya kaldı"

“Arınç AKP içinde akil adam olarak tanımlayacağımız sayılı kişilerden birisidir. Hani bazen vicdan sahibi diye seslendiğimiz bazı kişiler vardır. AKP içinde hayatı sağlıklı sorgulayan vicdanlı kişilerden birisidir diyebilirim, Örneğin Deniz Feneri olayında RTÜK’ün başındaki kişinin orada kalmaması gerektiğini söyledi. Bu çok önemli bir çıkıştı.”

“Öğrenci evi tartışmasının yapay bir tartışma olduğuna inanıyorum. Türban konusunda yada başörtüsü konusunda CHP’nin sağlıklı, kararlı, halkın değerlerine inanan tutumunu Başbakan içine sindiremedi.CHP’yi başka bir kulvarın içine çekmek ve o tartışmanın içine sokmak istiyor. Asıl amacı bu”

“Mecliste ezberi bozuldu başörtüsü dolayısıyla. Bir boşluk doğdu onun hayatında, ne yapacağını şaşırdı, lafı buraya getirdi.”

“Meşru hayat vardır, gayri meşru hayat vardır. Allah aşkına bir Başbakan’ın söyleyeceği laf mı bu? Kusura bakma ama sen gayrimeşru bir Başbakansın.”

“Dershaneleri kapatmanız için dershaneye ihtiyaç duyulmayacak projeyi halkın önüne koymanız lazım. Varlıklı ailelerin çocukları şu veya bu şekilde gidip kendisine özel hoca tutabilir. Hoca evinde ders verebilir. Ama peki, orta gelir düzeyinde veya yoksul bir ailenin çocuğu nasıl yapacak bunu?”
“Dershaneler Sınavda eşitliği sağlıyor. Biz dershaneler çok yararlıdır ve mutlaka olsun demiyoruz. Kapanabilir mi? Elbette kapanabilir. Ama önce siz eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak bir düzeni kuracaksınız, dershaneye ihtiyaç kalmayacak bir düzeni kuracaksınız. Bunu yapamıyorsanız dershaneyi kapatırsanız yeraltına indirirsiniz. Yani merdiven altına indirirsiniz. Yani kaçak dershaneler çıkar. İsim değiştirir başka isimlerle bunlar yapılır.”

“Kaldı ki dershanelerde 50 binin üstünde öğretmen, 30 binin üstünde çalışan var.”

“Ben dershaneleri kapatacağım. Buyurun kapatın bakalım nasıl kapatacaksınız?

“Hem diyorsunuz ki biz yasaklara karşıyız, hem de yasak getiriyorsunuz. Hani demokrasilerde ticari serbestisi vardı. Dershaneler birer ticari kurumdur”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Samanyolu Haber’in canlı yayın konuğu oldu ve Abdullah Abdülkadiroğlu’nun sorularını şöyle yanıtladı;

Abdullah Abdulkadiroğlu: İyi akşamlar sevgili seyirciler, günlük özelle karşınızdayız. Ankara stüdyolarımızda günlük özelin bu akşamki konuğu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Hoş geldiniz efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Hoş bulduk efendim.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Nasılsınız önce hatırınızı sorayım.

Kemal Kılıçdaroğlu: Teşekkür ederim, sağolun. Umarım sizlerde iyisinizdir.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Bende çok iyiyim, çok teşekkürler. Müsaadenizle bize iletişim adreslerimizi verelim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Umarım çok zor sorular gelmez.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi efendim öğrenci evi tartışmasıyla birlikte başlayan bir süreci Türkiye yaşıyor son üç, beş gündür. Bugün ise Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç bazı açıklamalar yaptı. Sayın Başbakanda kendi ifadelerinin çeliştiği noktasında ve zaten kamuoyunda bu da tartışılıyordu. Öncelikle bu açıklamaları nasıl değerlendirdiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim. Öğrenci evi tartışmasının yapay bir tartışma olduğuna inanıyorum. Türban konusunda yada başörtüsü konusunda CHP’nin sağlıklı, kararlı, halkın değerlerine inanan tutumunu içine sindiremedi. Şimdi CHP’yi başka bir kulvarın içine çekmek istiyor ve o tartışmanın içine sokmak istiyor. Asıl amacı bu. Yani oy devşirmek için insanların değerlerini nasıl istismar ederim. Çıkış yolu bu. Verdiği şu örneği gerçekten büyük bir üzüntüyle karşıladım. Bir gazeteci arkadaşın sorusu üzerine sizin kızınız bir başka erkekle bir evde beraber olur mu, bunu siz kabul eder misiniz ne demek yani? Hangi anne baba böyle bir şey isteyebilir. Yok böyle bir şey aslında. Varsa da tek tük olaylar bunu kalkıp da bütün üniversite öğrencileri böyledir diye ortaya koyarsanız bütün annelerin ve babaların gözünde öğrencileri, yani kendi çocuklarını suçlu konumuna getirmiş olursunuz. Böyle bir hakkınız yok sizin. Böyle bir hakkı olmadığı gibi siz eğer öğrencinin sorunuyla ilgilenmek istiyorsanız yapacağız iş gayet basit. Öğrenci yurdu yapacaksınız. 11 yıldır siz iktidarda değil misiniz? Önce kendinize bir soru sorun bakalım bu öğrenciler neden yurtlarda değil de neden bu tür evlerde kalıyorlar. Çoğu gazetelerde fotoğraflarda çıktı. Kız öğrenciler ayrı kalıyorlar, erkek öğrenciler ayrı kalıyorlar. Hatta bir ara şu açıklamayı bile yaptı. Efendim kız ve erkekler aynı yurtlarda kalmayacak. Benim bildiğim cumhuriyetin kuruluşundan buyana eskisini daha çok iyi bilmiyorum. Kızlar ve erkekler ayrı yurtlarda kalırlar. Aynı yurtta kalmazlar bunlar. Şimdi halkın kafasını karıştırarak oy devşirmek doğru değil. Yazık günah. Çocuklarımızı suçlu konumuna asla asla ve asla sokmamalıyız. Onların sorunları olabilir mi? Olabilir. İlgilenelim mi? İlgilenelim. Muhalefet olarak biz ilgilenelim, iktidar olarak onlar ilgilensinler. Bunlar bizim çocuklarımız ve bizim geleceğimiz. Bunları annelerin, babaların gözünde suçlu durumuna sokmak kimin ne haddine? Hele hele siyasetçinin hiç görevi değil. Varsa bir sorun oturur çözersiniz. Şimdi bu açıklamayı kapalı toplantıda Kızılcahamam’da yapıyor, Zaman gazetesi bunu bir kulis haberi olarak verdi. Arkasından bakanlar çıktılar açıklamalar yaptılar. Sayın Bülent Arınç’ta bu asparagas bir haberdir diye bir açıklama yaptı. Ertesi gün Salı toplantısında hiç de bunun asparagas olmadığı Başbakanın kendi sesinden bütün Türkiye’ye duyuruldu. Şimdi bakanlar zor durumda kaldı. Sadece Arınç değil diğer bakanlarda. Sayın Yalçın Akdoğan’da zor durumda kaldı. O da aynı şekilde bunu düzeltmeye çalıştı. Sorması gereken ilk soruyu kendisine sorması gereken kişi Sayın Başbakandır.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Ne sorması lazım efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Benim söylediklerim toplumda rahatsızlık yaratıyor ki benim arkadaşlarım benim sözlerimi düzeltmeye çalışıyorlar. Doğru bir şey söylese herhalde düzeltmezler. Sayın Bülent Arınç bu asparagastır demez. O da biliyor ki bu yanlıştır. Böyle bir ifade, böyle bir genelleme yanlıştır. Siz üniversite öğrencilerini açıkça suç işler konuma getirmiş oluyorsunuz. Yok öyle bir şey aslında. Yani dilimin ucuna kadar geliyor emin olun. Şimdi bu çocukları öyle ağır bir itham altında bırakıyorsunuz ki sanki bu çocuklar sabah akşam evlerinde oturuyorlar kızlar – erkekler bir arada ve beraber yaşıyorlar. Yok böyle bir şey. Yazık günahtır bu çocuklara.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi biraz önce konuşmaya başlarken başörtüsüyle bağladınız bu konuyu. Nasıl bir alaka kurdunuz başörtüsü meselesiyle?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi burada da şöyle bir tuzak hazırladı sözde kendisine göre. CHP efendim işte kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmalarını destekliyor.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Destekliyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yok efendim niye destekleyelim. Yani kız öğrenciler kendi beraber kız öğrenciler bir araya geliyorlar kendi evlerinde kalıyorlar. Erkek öğrenciler bir araya geliyorlar kendi evlerinde kalıyorlar. Sorun bu çocukları niye bu evlere mahkum ediyoruz biz. 11 yılda çözülmeyen bir sorunumuz var. Öğrenci yurdu yapmak çok zor bir şey değil. Verin bir müteahhide emin olun iki yıl içinde Türkiye’de yurt sorununu bitirir. Tek kişilik, ikişer kişilik odalar, sıcak suyu, soğuk suyu, geniş bant internet erişimini yaptığınız zaman bu öğrenci niye gitsin ev tutsun, ev kiralasın, evde kalsın, yemek pişirsin. Çok daha uygun koşullarda yurtta kalmış olacaktır. Ama bunu yapmıyorlar. Şimdi kalkıyorlar suçluyorlar. Öyle bir pozisyon çiziyor ki Sayın Başbakan bütün üniversite öğrencileri kızlı – erkekli dışarıda yurtdışında bir arada kalıyorlar, CHP bunlara sahip çıkıyor. Kendi aklınca CHP ahlaksızlıklara sahip çıkıyor gibi bir algıyı yerleştirmek istiyor.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Yani aslında Sayın Başbakanın bu çıkışı size karşı bir çıkış mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Mecliste ezberi bozuldu başörtüsü dolayısıyla. Bir boşluk doğdu onun hayatında. Ezberi bozuldu, bir boşluk doğdu ve ne yapacağını şaşırdı lafı buraya getirdi buradan bakalım bir şeyler yakalayabilir miyiz diye. Hiçbir şey yakalayamaz. Biz bu ülkenin değerlerine saygılıyız. Biz bu ülkenin insanlarına saygılıyız. Gençlerimize de sahip çıkıyoruz. Eğer bir sorun varsa o sorunun bizzat kaynağı kendisidir. Bu ülkeyi yöneten o değil mi? O. 11 yıldır bu ülkenin Başbakanı mısın? Başbakanısın. 11 yıldır bu ülkede sen üniversitenin yurt sorununu çözememişsen dönüp kendine soracaksın ya ben bu sorunu niye çözmedim. Suçlu o öğrenciler değil. Suçlu budur. Herkes bunu böyle bilmeli, böyle kabul etmeli.

İki; insanların değerlerini siyasete malzeme yapmak doğru değildir. Asla doğru değildir. Bütün anne ve babaların gözünde çocuklar kuşkulu duruma düştü. Böyle bir şey olabilir mi? Düşünün bir anneyi, düşünün bir babayı. Kız öğrencileri düşünün. Yazık günahtır.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Sayın Başbakanda diyor ki, bende babayım, benimde kızım var. Bu da bir gerçek. Bundan dolayı tepki gösteriyorum diyor. Anlayabiliyor musunuz bunu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Benimde kızlarım var. Allah herkese kız evladı, erkek evladı nasip etsin. Biz bunu isteriz niye olmasın. Evlat sevgisi başka bir şeydir. Çocuklar şunu söylüyorlar. Bizden sorumlu birisi olacaksa bizim anne ve babamızdır. Bizim ahlakımızı sorgulayacak birisi varsa bizim anne ve babamızdır. Ben evde oturan birisinin ahlakını nasıl sorgulayabilirim? Siz ne zaman kapıyı çalıp o evin içine girdiniz? Böyle bir şey yoktur. Ev bizim mahrem alanımızdır. Sadece bizde değil aslında bütün dünyada böyledir. Eve kapıyla girilir. Hatta bırakın evi ben evin içinde oğlumun veya kızımın odasına bile kapısını çalmadan kapısını açıp girmem. Bu böyledir. Onlarda bizim yatak odamıza kapıyı çalmadan asla giremezler. Düşünün aynı dairede oturuyoruz. Herkes birbirinin mahremine saygılıdır. Siz bunun üstündeki örtüyü kaldırdınız. Yazık günahtır. Ne diyor? Meşru hayat vardır, gayri meşru hayat vardır. Allah aşkına bir Başbakanın söyleyeceği laf mı bu? Ben şunu desem; meşru Başbakan vardır, gayri meşru Başbakan vardır. Kusura bakma ama sen gayrimeşru bir Başbakansın. İnsanın mahremine, özel hayatına nasıl girebilirsin? Nasıl müdahale edebilirsin? Böyle bir şey olabilir mi? Üstelik anayasada bu güvence altına alınmış. Okuyum ben size anayasanın ilgili maddesini. Özel hayatın gizliliği; “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını sahiptir”. Bende istiyorum Sayın Başbakan. Bizim çocuklarımızın özel hayatına, aile hayatına saygı göster. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Bu sadece bizim ülkemiz için geçerli bir kural mı? Hayır. Bütün devletlerde benzer kural vardır. Benim özel hayatımı devlet korumak zorundadır. Devletin öyle bir sorumluluğu vardır. Benim özel hayatımı ifşa edemez.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi mesela efendim anne babalar çocukları üniversiteyi kazandı başka şehre gitti. Yani ilgilenmesinler mi bu çocuk ne yapıyor, kiminle kalıyor, nerede yatıp kalkıyor diye sormasınlar mı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bende üniversitede okudum, sizde okudunuz. Benim kızlarımda okudu, oğlumda okudu. Zaten çocuklar babalarıyla çok fazla konuşmasalar bile hemen hemen her gün anneleriyle konuşurlar. Nerede kalıyorlar, anneler sorar kızım akşam karnın aç mı, tok mu, ne yedin, ne içtin? Anneler çocuklarıyla ilgilenirler, babalar çocuklarıyla ilgilenirler. Hangi anne, baba çocuğuyla ilgilenmez? O çocuk üniversiteye gitsin diye ne bedeller ödediler, boğazlarından kestiler, yemediler. Çocuklarına yedirdiler. Yurtta yer bulamıyorlar. Nerede olacak, bu çocuk nerede okuyacak? Kız öğrenciler bir araya geliyorlar bir ev kiralıyorlar orada oturuyorlar. Ders çalışıyorlar. Erkek öğrenciler bir araya bir ev kiralıyorlar orada okuyorlar. Bu yeni bir şeyde değil. Çoktan beri var. Neden? Yurtta yer yok.

Bakın, ben parlamentoya geldiğimde 2002 yılında milletvekili olduğumda üniversite sınavlarından sonra en çok telefonu çocuğuma yurt bulun talebinde aldım. Çocuğuma yurt bulun.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Kaldı ki üniversite sayıları da o günden bugüne çok arttı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Üniversite sayıları arttı tabi. Baktığınız zaman özel yurtların sayısı da arttı. Ama yetersiz şuanda. Yetersiz olduğu için bu öğrenciler yurtta yer bulamıyorlar. Bulamadıkları içinde sorun çıkıyor. Özel yurtlarda pahalı. O zaman ne yapıyor? 5 – 6 veya 3 – 4 erkek veya kız ayrı ayrı bir araya geliyorlar, bir yer tutuyorlar orada arkadaşlarıyla beraber okuyorlar, okullarına devam edip geliyorlar. Anneleri geliyor bazen onların evine, babaları geliyor onların evine. Anneleri geliyor çocukların temizliğine bakıyor. Üstelik aynı evde kalan diğer çocukları da kendi çocukları gibi bakıyor temizliğine, yemeğini pişiriyor, veriyor. Anne böyledir. Çocuğunun üstüne titrer. Çocuğun kötü yola düşmesini hangi anne, baba isteyebilir. Böyle bir şey olabilir mi? Benim kızım var onun için söylüyorum. Kimse kusura bakmasın ama kızınızın Amerika’ya gittiği, okuduğunu, onun da iyi bir kız olduğunu bizde biliyoruz. Bir şey demiyoruz. Ama siz kızınızı örnek göstererek meşru veya gayrimeşru hayatlar diye ayırırsanız yanlış yaparsınız.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Şimdi efendim gelelim Sayın Bülent Arınç’ın açıklamalarına.

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Arınç belki hayatında hiç düşmediği bir açmazla karşı karşıya kaldı. Kullandığı, Başbakanın açık, kapalı toplantıda yaptığı açıklamayı tümüyle asparagas olarak nitelendirdi. Aslında Başbakanı korumak için. Ama Sayın Başbakan Arınç’ı tümüyle feda etti ve asparagas olmadığını haberin açıkça ortaya koydu. Şimdi bu tabi öyle anlaşılıyor ki Arınç üzerinde derin izler bıraktı ve bir hayatını, siyasetini sorgulamak zorunda kaldı. Arınç’ı ben şöyle tanımlarım. Arınç AKP içinde akil adam olarak tanımlayacağımız sayılı kişilerden birisidir. Yeri geldiği zaman düşüncesini gayet rahat açıklayabilir. Açıklıyor da zaman zaman. O düşüncelerine katılırız veya katılmayız. Bende bazı düşüncelerine katılmam, eleştiririm, bazılarına katılırım, saygı duyarım. Sonuçta bir siyaset adamıdır.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Yani Sayın Arınç’ı beğeniyor musunuz siz siyasetçi olarak?

Kemal Kılıçdaroğlu: Siyasetçi olarak şöyle deyim, hani bazen vicdan sahibi diye seslendiğimiz bazı kişiler vardır. Yani haksızlıklar karşısında en azından itiraz etmesini bilir. Böyle birkaç haksızlık konusunda itiraz ettiğini biliyorum. Örneğin Deniz Feneri olayında RTÜK’ün başında kalan kişinin orada kalmaması gerektiğini söyledi. Bu çok önemli bir çıkıştı. Ama kaldı orada. Şimdi buna benzer Sayın Arınç’ın toplum vicdanını rahatsız eden olaylarda net tavır takındığını görüyoruz. O açıdan yani benim eğer AKP içinde hayatı sağlıklı sorgulayan vicdanlı kişilerden birisidir diyebilirim AKP içinde. Yani yeri gelir hata yaptığı zaman parlamento kürsüsünde de hata yaptım diyebiliyor, o cesaret de var kendisinde.

Dolayısıyla bu açıklaması bana göre önemli tabi. Sonuçları ne olur, yankıları olur, Sayın Başbakan buna yanıt verir mi, vermez mi onu bilemem. Partinin kendi iç sorunudur. Ama bu iç sorun olmanın dışına taşan bir sorun haline geldi. Artık bu sıradan bir sorun olmanın ötesinde bir soruna dönüştü. Tabi Sayın Başbakan yurtdışından gelince buna nasıl bir yanıt verir onu bilemem. Çünkü olayı düzeltmesi gereken kişinin Sayın Başbakan olduğunun özenle altını çiziyor konuşmasında. Sayın Hüseyin Çelik’in yaptığı açıklama var. Ben o açıklamayı Sayın Arınç’ın yeterli göreceğini sanmıyorum.

Abdullah Abdulkadiroğlu: Dershaneler konusunda ne düşündüğünüzü merak ediyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakın, dershane konusu nereden çıktı ortaya? Önce ona bakmamız lazım. Ben maliye bakanlığında görev yaptığım yıllarda rahmetli Özal, dershaneler kapansın diye dershaneler özel okula dönüşsün dedi, özel okullar için 5 yıllık vergi muafiyeti getirildi. Pek çok dershane özel okula dönüştü. O vergi muafiyetinden de yararlandı. Ama dershaneler hiçbir zaman bitmedi.

Şimdi dershaneyi kapatmanız için dershaneye ihtiyaç duyulmayacak projeyi halkın önüne koymanız lazım. Dershaneler, şimdi varlıklı ailelerin çocukları şu veya bu şekilde gidip kendisine özel hoca tutabilir. Hoca gelip evinde çocuğuna ders verebilir. Ama peki, orta gelir düzeyinde veya yoksul bir ailenin çocuğu nasıl yapacak bunu dershaneyi kapattığınız zaman?

Sınavda eşitliği sağlıyor. Biz dershaneler çok yararlıdır ve mutlaka olsun demiyoruz. Kapanabilir mi? Elbette kapanabilir. Ama önce siz eğitimde eşitliği fırsat eşitliğini sağlayacak bir düzeni kuracaksınız, dershaneye ihtiyaç kalmayacak bir düzeni kuracaksınız. Bunu yapamıyorsanız dershaneyi kapatırsanız önce oturup düşünmeniz lazım. Yeraltına indirirsiniz. Yani merdiven altına indirirsiniz. Yani kaçak dershaneler çıkar. İsim değiştirir başka isimlerle bunlar yapılır.

Kaldı ki, şu anda bu dershanelerde benim bildiğim kadarıyla 50 binin üstünde öğretmen var. 30 binin üstünde ayrıca çalışan var. Bırakın dershaneleri kapatmayı, dershane sayısı çok artmış. Dershaneye giden öğrenci sayısı da çok artmış. Çünkü aileler çocuklarının üniversiteyi kazanmasını istiyor.

Şu soruyu sormak gerekiyor; eğitim sistemi çocuklara fırsat eşitliğini sağlayan bir sistem olmaktan çıkmış. Çocuklar sınav kazanmak için dershaneye gitmek zorundalar. Ailelerde böyle hissediyorlar kendilerini. Siz eğitim sistemini değiştiriyorsanız, fırsat eşitliği sağlıyorsanız, bu ülkenin yoksul ya da orta gelirli ailelerinin beklediği eğitimi veriyorsanız o zaman zaten bir mesele kalmamış oluyor. Ama önümüzdeki tablo farklı bir tablo. Ben dershaneleri kapatacağım. Buyurun kapatın bakalım nasıl kapatacaksınız?

Abdullah Abdulkadiroğlu: Yani yasal olarak mı nasıl kapatacaksınız diyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Nasıl kapatacaksınız? Hem diyorsunuz ki biz yasaklara karşıyız hem de yasak getiriyorsunuz. Hani demokrasilerde ticari serbestisi vardı. Dershaneler birer ticari kurumdur”

    Cumartesi, 09 Kasım 2013 11:58

Bağlantılı Konular