Tanrıkulu:"Eylül ayında, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 364 kişi gözaltına alındı"

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, hükümetin insan haklarına karşı duyarsız tutumunun ağırlaşarak devam ettiğini öne sürerek, Eylül ayında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 364 kişinin gözaltına alındığını, çıkan olaylarda 59 kişinin yaralandığını söyledi.

Tanrıkulu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, insan hakları örgütlerinin verilerinden yararlanarak hazırladıkları Eylül ayına ilişkin insan hakları ihlalleri raporunun bazı verilerini paylaştı.

Tanrıkulu, Eylül ayında 3 kişinin yargısız infaz edildiğini, 1 da faili meçhul cinayet işlendiğini, iş kazalarında ise 26 kişinin yaşamını yitirdiğini, 2 askerin intihar ettiğini, bir askerin de Suriye sınırındaki bir operasyonda şehit olduğunu belirtti.

Hükümetin işkenceye sıfır tolerans politikası yürüttüğünü açıklamasına rağmen 12 kişinin işkence gördüğü iddiasıyla çeşitli kurumlara başvurduğunu anlatan Tanrıkulu, ifade özgürlüğü kapsamında 17 kişinin yargılanmaya başladığını söyledi.

Tanrıkulu’nun basın toplantısı metni şöyle:

“Haziran ayından itibaren tüm Türkiye’ye yayılan Gezi protestolarından sonra AKP hükümeti toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını tamamen rafa kaldıran uygulamalarını Eylül ayında sürdürdü.

Gösteri veya yürüyüşlere yapılan müdahaleler sırasında kullanılan biber gazı başta olmak üzere çeşitli zor kullanma araçları çok sayıda yurttaşımızın yaralanmasına sebep oluyor. Kolluk güçlerinin müdahalesi neticesinde, 9 Eylül tarihinde Hatay’da 22 yaşındaki Ahmet Atakan, başına isabet eden gaz bombası fişeği nedeniyle hayatını kaybetti.

Keza eylül ayında, yapılan müdahaleler sırasında 59 kişi yaralandı, 364 kişi de toplantı veya gösteri hakkını kullandığı için gözaltına alındı. Bu tablo, herhangi bir Avrupa ülkesinde gerçekleşse, içişleri bakanı istifa etmek zorunda kalır!

Kamuoyunda “iş kazası” olarak tanımlanan ancak ihmal ve denetimsizlikten ötürü gerçekleştiği için “iş cinayeti” diye tarif ettiğimiz olayların da ardı arkası kesilmiyor. Çalışma yaşamının güvenliğinin sağlanması için hükümetin neredeyse kılını kıpırdatmaması, bu tür vakaların her geçen gün artarak devam etmesine davetiye çıkarıyor. Eylül ayı içerisinde yaşanan “iş kazaları”nda 26 kişi yaşamını yitirirken 81 kişi de yaralanmıştır. Bu tablo herhangi bir Avrupa ülkesinde gerçekleşse, bu alandan sorumlu bakan istifa etmek zorunda kalır! Fakat bizde Çalışma Bakanı, ölümlere seyirci kalmaya devam ediyor!

Diğer bir önemli husus da toplumdaki gerilim noktalarının çeşitli vesilelerle, nefret suçu, ırkçı saldırı veya linç girişimleri şeklinde tebarüz etmesinin yarattığı risktir. Nefret suçları, ırkçı saldırılar ve linç girişimlerinin gerek yasal düzlemde gerekse uygulamada kesin olarak önlenmemesi halinde, bu tür hadiselerin her geçen gün daha fazla genişleme alanı bulacağı açıktır. Dolayısıyla bu konuda sadece nefret suçlarını cezalandırmayı öngören yasaların yetmeyeceği, kolluk güçlerinin bu tür hadiselere saldırganın değil mağdurun lehine pozisyon almasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Eylül ayında 15 kişinin bu tür saldırılardan ötürü yaralanmış olması vahimdir.

Ve son olarak cezaevlerinde, insan haklarının ayaklar altına alınmasının yarattığı ağır enkaza dikkat çekmek gerekir. Eylül ayı içinde cezaevinde bir kişi yaşamını yitirirken, 23 kişi de işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Hasta tutuklu ve hükümlülerin şartlarının düzeltilmesi, ağır hastaların tahliyeleri konusunda ise hükümetin herhangi bir girişimde bulunmaması ölümlere, geri dönüşü olmayan sağlık problemlerine alenen davetiye çıkarıyor.

Hep söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz; tutuklu ve hükümlülere köle veya esir muamelesi yapamazsınız! Eğer yapıyorsanız, demokrasiden, insan haklarından söz edemezsiniz!

Bu vesileyle Adalet Bakanlığı’nı bu kabul edilemez uygulamadan derhal vazgeçmeye, hasta tutuklu ve hükümlüler için acilen çözüm üretmeye çağırıyoruz.

Demokrasi, adeta reklam kampanyalarıyla birtakım içi boş paketler açıklayarak sağlanmaz. Demokrasi yasal düzenlemelerle birlikte fiilî uygulamaların da pozitif yönde değiştirilmesi sağlanır.

AB İlerleme Raporu’nda AKP hükümetine açık çağrı yapılarak, cezaevlerindeki kötü uygulamaların ortadan kaldırılması isteniyor. Raporda toplu gösteri ve yürüyüş hakkının engellenmemesi, ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, ceza adaleti sisteminde adil yargılanmayla ilgili sorunların iyileştirilmesi çağrısı da yapılıyor. Ne var ki, AKP, İlerleme Raporu’ndaki hiçbir eleştiriyi, çağrıyı üstüne alınmıyor!

Bu vesileyle hükümete bir daha açık çağrı yapıyoruz!

TMK’nın ilgili maddeleri derhal değiştirilsin!

Nefret suçlarına karşı yasal ve fiili yaptırımlar devreye sokulsun!

Hasta tutuklu ve hükümlülerin koşulları düzeltilsin ve ağır hastalar tahliye edilsin!

Cezaevlerinde, karakollarda ve sokakta sürdürülen işkence ve kötü muameleye son verilsin!

Aylık bilançolara bakıldığında katliamı andıran iş cinayetlerinin önlenmesi için gerekli tedbirler alınsın!

Toplantı ve gösteri yürüyüşü önündeki engellere son verilsin!

Kolluk güçlerinin işlediği suçlar caydırıcı bir biçimde cezalandırılsın!

Kadınlara, çocuklara yönelik şiddetin önlenmesi için tüm kurumlar seferber edilsin!

Binlerce yurttaşımızın yaralanmasına, onlarca kişinin doğrudan veya dolaylı olarak ölümüne sebep olan biber gazının kullanımı yasaklansın!

İnsan hakları savunucuları üzerindeki baskılar son bulsun!”

    Pazartesi, 04 Kasım 2013 16:46

Bağlantılı Konular