"Bu ülkenin tarihinde, harcında, mayasında bizim kanımız, gözyaşımız vardır"

“CHP’li olmak  demek, demokrasi ve özgürlük konusunda bedel ödemeye hazır olmak,  kadın erkek eşitliğine inanmak demektir.”

“Biz CHP olarak kadının bedeni üzerinden, giysisi üzerinden siyaset yapmayı doğru bulmuyoruz.”

“Biz çok önemli bir gerçeği Türkiye’nin gündeminden sildik aldık. Artık hiç kimse türban üzerinden mağduriyet edebiyatı yapamayacak”

“Sadece İstanbul’da merdiven altı atölyelerde 10 binlerce türbanlı kadın çalışıyor.  Hiçbirisinin sigortası yok, gelecek güvencesi yok. Siz hiç AKP’den kadın milletvekillerinin, Başbakan’ın veya sosyal yaşamdan sorumlu bir bakanın çıkıp da bu türbanlı kadınların sosyal güvenlikleriyle ilgili bir laf ettiklerini, bir cümle kurduklarını duydunuz mu? Duymadınız. Onlara biz sahip çıkıyoruz”

“Demokrasi açığımız gün geçtikçe büyüyor. Mücadele edip elde ettiğimiz kazanımlar parça parça elimizden alınıyor. En fazla tutuklu gazeteci, öğretim üyesi, düşünür, asker, avukat,  öğrenci Türkiye’de. Hapishaneler tıka basa dolu. ve hükümet halka yeni hapishaneler vaat ediyor”

“Diyarbakır’a gitti size hapishane yapacağım dedi. Aynı vadi şimdi Türkiye’ye yapıyor. Hapishanelerimiz yetersiz daha fazla hapishane yapacağım diyor. Dikta rejimini bundan daha güzel anlatan başka bir söylem olamaz.  Bir sivil diktayla karşı karşıyayız”

“Hangi demokraside Başbakan bir ile gideceği zaman, şu kişiler protesto edebilir diye onları önceden toplayıp hapse atıyorlar. Kenan Evren bile bunu yapmadı”

“Çıkıp açıklama yapıyor, sizin teminatınız benim diyor. Sen kimsin benim teminatım oluyorsun? Kimsin sen?”

“Bu ülkede yurttaşların teminatı evrensel kurallardır, hukukun üstünlüğüdür, demokrasidir. Nokta. Kimse kimsenin teminatı olamaz. Eğer teminat olacaksa bu ülkenin teminatı bu ülkenin halkıdır. Bitti. Kimsin sen? Teminat olacakmış. Ülkeyi bölen, ayrıştıran bir adam bu ülkede teminat mı olur?”

“Poşu taktı diye bir genç 11 yıl hapse atılıyorsa orada yargı işlemiyor demektir”

“Üniversitelerde şimdi onun emrinin altında. Bir öğretim üyesi, bir bilim adamı Mehmet Perinçek, kendi alanında oldukça verimli, çok güzel eserler çıkarmış olan birisi. İstanbul üniversitesi bunun görevine son verdi”

“Biz yolunu bulanların partisi değiliz. Dün kurulup bugün ahkam kesen bir parti de değiliz. Biz bütün söylemleriyle Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştırmak için çaba harcayan partiyiz. Onun için kalıcı partiyiz, 90 yaşındayız”

“Biz yaşı büyütülüp idam edilenlere karşı çıktığımız gibi, Uludere’de öldürülen 34 yurttaşımıza da sahip çıktık”

“Japon  siyasetçilerin ahlaki değerleri Türkiye’deki siyasetçilerden çok daha yüksek. 4 saat sular akmadı diye Japonya’da belediye başkanı istifa ediyor. Diyor ki, o suların akmamasından ben sorumluyum. Bizde 15 gün sular akmıyor, kimsenin istifa ettiği yok”

“Kişi başına gelir Japonya’da Türkiye’nin 7 katı, ama dolar milyarderi sayısı Türkiye’nin Japonya’nın iki katı.  Nasıl oluyor bu? Ben söyleyeyim; yırtık ayakkabıyla siyasete girip bugün dünyanın en zengin başbakanlarından birisi nasıl oluyorsa, Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı da Japonya’nın iki katı öyle oluyor”

“ Düne kadar kafalarınız karışıktı. Türbandı, şuydu, buydu. Bitti artık bunlar. Şimdi, ben neden yoksulum? Aklım mı yok? Mantığım mı yok diye sormalı yurttaşımız. Bana düne kadar din-iman edebiyatı yapanlar nasıl oldu da köşeyi döndüler diye artık bu ülkenin vatandaşının sorması gerçekleri görmesi lazım “

“Çocuğu işsiz olan her anne babanın, benim çocuğum niye işsiz diye sorması lazım. Arkasından, bunun sorumlusu kim diye de sorması lazım”

“Bütün yurttaşlarımın kendisini, çevresini ve siyaseti akıl terazisinde ölçmesini ve sorgulamasını istiyorum. Siyasetin temizlenmesi gerekiyor artık. Kirli siyasetten bu ülke çok şey çekti. Bunu bizim çözmemiz gerekiyor. “

“Türkiye çok kırıldı, çok döküldü. Bunlarda vicdan bile yok”

“Bbizim belediye başkanlarımız bütün olumsuz koşullara karşın beldelerini iyi yönettiler. Çalıştılar, çabaladılar, polis baskınları yapıldı, tutuklandılar, gözaltına alındılar hiçbirisini takmadılar. Yollarına devam ettiler. Bu vesileyle ben ağır baskılar altında kararlılıkla görevini sürdüren bütün belediye başkanlarımıza da teşekkür ediyorum”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu  alkışlarla karşılandığı PM toplantısında Erdal İnönü’yü anarak sözlerine başladı ve şunları söyledi;

“Parti Meclisimizin değerli üyeleri, değerli basın emekçileri, televizyonları başında bizi izleyen değerli yurttaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu Parti Meclisimizin Türkiye’nin demokratikleşme hamlesinde önemli açılımlar gerçekleştireceğine inanıyorum. Konuşmama başlamadan evvel 6 yıl önce eski bir Genel Başkanımızı yitirmiştik Rahmetli Erdal İnönü’yü. Erdal bey, siyaset adamının ötesinde bir bilim insanıydı. Yıllarını bilime verdi, fiziğe verdi. ODTÜ’nün dünyada saygın bir üniversite olma yolunda onun büyük emeği, büyük çabası var. Siyaset adamı olarak farklı bir üslubu vardı. İnönü soyadı gibi ağır bir yükü taşıyordu. Ama o yükün hakkını verdi. Hiçbir zaman Türk siyasetinde ikircikli bir tavır sergilemedi. İnandığı şeylerin arkasından gitti, güvendiği şeylerin arkasından gitti. Yasaklar geldi yasaklara karşı direndi, darbeler geldi darbelere karşı direndi. Bir bilim insanıydı, siyasete atılacaktı 12 Eylül ona yasak getirdi. Ama o yasağa karşıda direndi.

Bu girişi yapmamın nedeni şu; Cumhuriyet Halk Partisi her yönüyle eleştirilebilir, her eleştiriye de saygı duyarız. Ama bir konu var ki, o konuda asla eleştiriye tahammül edemeyiz. Demokrasiyi bu ülkeye getiren, demokrasinin derinleşmesi için çaba harcayan, onun için bedel ödeyen, Genel Başkanlarını hapse götüren, milletvekilleri tutuklanan, İl, ilçe başkanları öldürülen başka siyasal parti yoktur. Demokrasi konusunda bu kadar ağır bedeller ödeyen bir partiye siz demokrasiyi getirmediniz demek en hafif deyimiyle tarihi bilmemektir. Biz demokrasi konusunda sadece elini değil, gövdesini taşın altına koyan bir partiyiz. Kimse demokrasi konusunda bizim elimize su dökemez. Kimse kusura bakmasın. Özgürlükler konusunda bizim yaptığımız çabayı hiç kimse yapmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak eğer bu ülkede demokrasiden söz ediliyorsa herkes geriye dönüp bir tarihe baksın. O demokrasinin varlık nedeni Cumhuriyet Halk Partisinin varlık nedenidir. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi egemenlik hakkını sultandan alıp halka vermişse oturup önce düşünmek gerekiyor. Egemenlik hakkını halka veren parti hangi partidir. Birilerinin sultasına egemenlik teslim edilmemiştir. Halka teslim edilmiştir. Ulusal kurtuluş savaşını parlamentoyla beraber yapmıştır, halkla beraber yapmıştır. Bu açıdan demokrasi bizim için çok önemlidir.

Biz yolunu bulanların partisi değiliz. Dün kurulup bugün ahkam kesen bir partide değiliz. Biz bütün söylemleriyle Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştırmak için çaba harcayan partiyiz. Onun için kalıcı partiyiz. Onun için 90 yıllık geleneğinde demokrasi savaşını veren ve bunu her zaman önde tutan bir partiyiz. Onun için her zaman söylerim Cumhuriyet Halk Partili olmak kolay bir şey değildir. Cumhuriyet Halk Partili olmak demokrasi ve özgürlük konusunda bedel ödemeye hazır olmak demektir. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek budur. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek kadın erkek eşitliğine inanmak demektir. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek sizin teminatınız ben demek değildir. Onu diktatörler söyler. Biz halkın çaba harcayacağız, halk için mücadele edeceğiz. Bizim temel felsefemiz budur.

Çok partili yaşamı getirdik ama bu ülkeye sosyal demokrasiyi de getirdik. Onun içinde bedel ödedik. Solun halktan yana bir politika olduğunu, yoksuldan yana bir politika olduğunu, ahlaktan yana bir politika olduğunu biz anlatmak zorunda kaldık. En ağır eleştirilere karşın anlatmak zorunda kaldık. Geldiğimiz noktada o kadar öykündü ki bir diktatör bizde sosyalist enternasyonalden teklif aldık, bizi de oraya kabul edecekler, CHP’yi oradan çıkaracaklar diye öykünmeye başladı. Daha düne kadar bize en ağır eleştirileri yapan kişi bu kişiydi. Herkes haddini bilecek ve yerini bilecek. Cumhuriyet Halk Partisiyle oturup konuşacaksanız adam gibi oturup konuşacaksınız. Tarihi bileceksiniz ülkenin tarihini. Dünya tarihini bileceksiniz. Dünyanın dengelerini bileceksiniz. Ortadoğu’yu bileceksiniz. Hiçbir şey bilmeyeceksiniz ahkam keseceksiniz. Bu doğru bir tavır değildir.

CHP’nin iki temel özelliği var. Bir; demokrasiden asla ödün vermez, özgürlüklerden asla ödün vermez. Cumhuriyet Halk Partisi hiç kimsenin etnik kimliğiyle uğraşmaz. En temel siyaset kurallarından birisi budur. Cumhuriyet Halk Partisi herkesin kimliği kendi şerefidir diyen tek partidir. Herkesin etnik kimliğine saygılıdır Cumhuriyet Halk Partisi. Bu bizim görevimizdir. Bizim siyaset anlayışımızdır. Etnik kimlik üzerinden siyaseti 19.yüzyılın siyaseti olarak görürüz. Çağ dışı bir siyaset anlayışı olarak görürüz. Ve yine Cumhuriyet Halk Partisinin izlediği politikanın ikinci temel ayağı inanç üzerinden Cumhuriyet Halk Partililer siyaset yapmazlar. Herkesin inancına saygılıyız. Diyanet İşleri Başkanlığını biz kurduk. İmam hatip mekteplerini biz kurduk. İlahiyat fakültelerini biz kurduk. Ama biz çıkıp meydanlarda bu işin siyasetini yapmadık. Bunu yapmayanlar bunun siyasetini yapmaya başladılar. Dini siyasete alet ettiler. Bütün yurttaşlarıma söylüyorum. Dini siyasete alet eden insanlara güvenmeyiniz. Onlar sizin en temiz inançlarını kendi çıkarları açısından sömürüyorlar. Cami avlusunda miting yapan adamın bu ülkeye hayrı olmaz. Cami avlusunda siyaset yapacaksın, din iman edebiyatı yapacaksın dünyanın en zengin başbakanlarından biri olacaksın ve hesabını veremeyeceksin. Kendisine, bu diktatöre defalarca söyledim. Çık milletin önüne deki ben kul hakkı yemedim arkadaş. Diyemiyor. Ama biz deriz. Veremeyecek hesabımız yoktur. Bu millete veremeyecek hiçbir hesabımız yoktur. Cam gibi tertemiziz biz. Bir taraftan bakarsanız öbür tarafı görür. Karanlık dünyaların insanı değiliz biz. Ama karanlık dünyaların insanları bugün ülkeyi yönetiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, biz demokrasiye o kadar sahip çıktık ki hiçbir siyasal idama evet demedik. Hiçbir siyasal idama. Hiçbir darbeye evet demedik. Ama sanki biz darbeciyiz, onlar darbeye karşı. Sanki biz siyasal idamları alkışladık onlar idamlara karşı. Yok böyle bir şey. Halkın günlük belleğinden bunu silip alsalar bile tarihin belleği orada duruyor. Tarih bunları unutmaz. Bir gün bu ülkede namuslu aydınlar ellerini vicdanlarına koyup bütün bu gerçekleri halkın önüne koyacaklardır. Biz o namuslu insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, biz yaşı büyütülüp idam edilenlere karşı çıktık ama Uludere’de öldürülen 34 yurttaşımıza da sahip çıktık. Açık söylüyorum Cumhuriyet Halk Partisi dışında Uludere olayını sorgulayan, bizim kadar sorgulayan ikinci bir parti yoktur TBMM’de. Onlar bizim insanlarımızdı. Onların öldürülme talimatını bu diktatör verdi gidin öldürün diye. Gittiler öldürdüler. Ankara’nın derin dehlizlerinde bu dosya kayboldu. AKP milletvekillerinin oylarıyla da bu dosya tozlu raflara kaldırıldı. Ama bu dosyanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Bize oy versin vermesin her mazlumun yanındayız. Her dürüst insanın yanındayız. Rahmetli İnönü’nün dediği gibi namussuzlar kadar biz namussuzlardan daha cesur olmak zorundayız. Bunu yapmak zorundayız. Bu ülkenin tarihinde, harcında, mayasında bizim kanımız, gözyaşımız vardır. Namussuzlar kadar cesur olmak her Cumhuriyet Halk Partilinin görevidir.

Değerli arkadaşlarım, bu hafta parlamentoda gerçekten bir tarih yazdık. AKP’liler hazırlanmışlardı, onların medyaları hazırlanmış, kalemşörleri hazırlanmış, kıta kıta bekliyorlar CHP’ye saldıracaklar, CHP’yi püskürtecekler, CHP’lileri ezecekler. Bütün bunların hepsinin hazırlıklarını yapmışlar, demeçler veriyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi kendisine yakışan tavrıyla parlamentoda yerini aldı, konuşmalarını yaptı. Şu gerçek ortaya çıktı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kadının bedeni üzerinden siyaset, kadının giysisi üzerinden siyaset yapmayı doğru bulmuyoruz. Her yerde söyledik biz bunu. Düne kadar hem kadının bedeni üzerinden, hem kadının giyimi üzerinden siyaset yaptılar. Utanmadan dönüp Cumhuriyet Halk Partisini suçladılar. Biz kadın erkek eşitliğine inanan bir partiyiz. Kadına seçme seçilme hakkını getiren bir partiyiz. Kadının siyasette daha fazla olmasını, rol almasını isteyen bir siyasal partiyiz. Biz kadınların daha fazla okumalarını, toplumsal yaşamda çok daha fazla yer almalarını isteyen bir siyasal partiyiz. Temel hedefimiz budur, temel amacımız budur. Bunun için biz mücadele ettik. Biz çok önemli bir gerçeği Türkiye’nin gündeminden sildik aldık. Artık hiç kimse türban üzerinden mağduriyet edebiyatı yapamayacak. Onu ellerinden aldık. Hazırlıklarını ona göre yapmışlardı, saldırılarını da ona göre hazırlamışlardı. Tam bir bozguna uğradılar. Bekliyorlar saldıracağız diye. İki arkadaşımız konuştu ikisine de yürekten teşekkür ediyorum. Özellikle Sayın Pavey’in konuşması o kadar etkili oldu ki o çevrelerde alkışlamaları gerekirken saldırmaya başladılar. Neden saldırıyorsunuz? Çünkü bunu beklemiyorlardı. Ezberleri bozuldu.

Değerli arkadaşlarım, insan hakları önemli, kadın hakları önemli. Kadına özgürlük getirdik diyorlar. Kadının sosyal yaşamda daha etkili olmasının yollarını açtık diyorlar. İstanbul’da sadece İstanbul’da merdiven altı atölyelerde 10 binlerce türbanlı kadın çalışıyor. Onbinlerce. Hiçbirisinin sigortası yok. Yani hiçbirisinin gelecek güvencesi yok. Siz hiç AKP’den kadın milletvekillerinin veya Başbakanın veya sosyal yaşamdan sorumlu bir bakanın çıkıp da bu türbanlı kadınların sosyal güvenlikleriyle ilgili bir laf ettiklerini, bir cümle kurduklarını duydunuz mu? Duymadınız. Onların sorunlarını kim dile getiriyor? Biz dile getiriyoruz. Neden? Çünkü biz kadının giysisi üzerinden siyaset yapmıyoruz. Çalışıyorsa bu ülkenin yasalarına tabi olarak çalışmalı. Kayıt dışı çalışmamalı, sigortalı olmalı, onunda sağlık güvencesi olmalı. Esnaflarla evli olan bütün kadınlara sesleniyorum. Esnaflarla evli olan kadınlara. Başlarına bu hükümetin nasıl bir çorap ördüğünü iyi öğrensinler. Diyelim ki eşiniz esnaf, çalışıyor, bir dükkanı var. İster berber, ister bakkal, ister manav, ister aktar. Oldu ya sigorta primini 2 – 3 ay ödeyemedi, borçlarını ödeyemedi. Ona sağlık hizmeti vermiyor devlet. Devlet değil AKP. Ben sağlık hizmeti vermem diyor çünkü sen borcunu ödemedin. Peki vermiyorsun hadi onun bir kusuru var ödemedi. Eşine de sağlık hizmeti vermiyor. Eşine de bakmam diyor. Eşinin günahı ne? Ne günahı var o kadının? Ona da sağlık hizmeti vermiyor. Bunları iyi tanıması lazım kadınların. Kadınları asıl amaçlarına ulaşmak için vitrinde kullandı bunlar. Bunlar samimi değiller. Hiçbir düşüncelerinde samimi değiller bunlar. Çağdışı bir anlayıştan gelenler çağdaşlaşma yolunda çaba gösteremezler. Kafalarının arkasında gizli gündemleri var bunların. Bir ara diyorlardı ya siz niyet mi okuyorsunuz? Bak her şey adım adım uygulamaya konuldu.

Değerli arkadaşlarım, 2013 dünya ekonomik forumunun cinsiyet ayrımcılığı raporu yayınlandı. Kadın erkek eşitliği açısından Türkiye 136 ülke arasında 120. sırada. Geriye gidiyoruz. 136 ülke arasında bütün dünyada 120. sıradayız. Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği açısından 136 ülke arasında 127. sıradayız. Kadınlar burada da listenin sonlarında Türkiye’de. İşgücüne katılım 136 ülke arasında 123. sıradayız. Ne diyorlar? Efendim kadınlar çalışmalı. Nasıl çalışmalı? Çalışan kadına doğumdan sonra 2 yıl izin verilecek, 2 yıl izin almalı. Hangi işveren onu çalıştırır? Peki CHP olarak bizim önerimiz ne? Bizim önerimiz şu; kadını siz çalışma yaşamına kadının girmesini mi istiyorsunuz? Kadın daha fazla çalışsın mı istiyorsunuz? Erkeğiyle beraber çalışsın evine ekmek mi getirsin istiyorsunuz? Yolu gayet basit. Hangi işveren kadın istihdam ederse onun sosyal güvenlik priminin örneğin %10’unu, 15’ini devlet öder bu kadar basit. Bakın bakalım kadın işgücüne giriyor mu, girmiyor mu? Biz bunu öneriyoruz. Neden? Çünkü biz kadının erkeğiyle beraber çalışmasını, evine huzur içinde ikisinin de dönmesini istiyoruz. Bizim ana hedefimiz bu. Daha çok pek çok alanda gerilerdeyiz bu açıklandı değerli arkadaşlarım.

Türkiye’nin temel bir sorunu var. Demokrasi açığımız gün geçtikçe büyüyor. Mücadele edip elde ettiğimiz kazanımlar parça parça elimizden alınıyor. En fazla tutuklu gazeteci Türkiye’de, öğretim üyeleri Türkiye’de, düşünürler Türkiye’de, askerler Türkiye’de, avukatlar Türkiye’de, öğrenciler Türkiye’de. Hapishaneler tıka basa dolu. Ve hükümetin yeni açılım çerçevesinde halka vaat ettiği bir başka gerçek var. Yeni modern hapishaneler yapacağız diyor. Hapishane sayısını arttıracağız diyor. Diyarbakır’a gitti size hapishane yapacağım dedi oy aldı. Diyarbakırlılar demek ki hapishane yapılmaktan son derece mutlular. Aynı vadi şimdi Türkiye’ye yapıyor. Hapishanelerimiz yetersiz daha fazla hapishane yapacağım diyor. Dikta rejimini bundan daha güzel anlatan başka bir söylem olamaz zaten. Bir sivil diktayla karşı karşıyayız. Her arkadaşımın bunu bilmesini isterim. Biz sıradan bir demokratik ortam içinde iktidardaki bir partiye karşı mücadele vermiyoruz. Bizim mücadelemiz AKP devletine karşı. Tek partili bir devlet var şuanda karşımızda. Üniversiteleriyle, yargısıyla, medyasıyla, valisiyle, kaymakamıyla, yani kamu bürokrasisiyle karşımızda bir devlet var. AKP devleti. Çok partili rejimden tek partili devlete doğru gidiyoruz. Bunu yapan insanın diktatör olduğunu söyledik. Vay efendim bana nasıl diktatör dersiniz. Diktatörsem sandıktan indirin diyor. Bunu ancak zaten bir diktatör söyler. Bunu biz söylediğimiz zaman efendim olur mu CHP Genel Başkanı bir Başbakana diktatör der mi diye eleştiri geliyordu. Bazı saygın çevrelerde bu eleştiriyi yapıyordu.

Değerli arkadaşlar, hangi demokraside Başbakan bir ile gidecek olabilir ya şu kişiler protesto edebilir onları önceden toplayıp hapse atıyorsunuz. Kenan Evren bile bunu yapmadı. Bunu yapan adama ben diktatör demezsem o zaman doğruyu söylememiş olurum. Böyle bir anlayış olabilir mi? Kalktı bir konuşma yaptı yasama ve yargı ayak bağıdır diyor güçler ayrılığı ilkesi diyor. Ne dedik biz? Tek parti devleti var karşınızda dedik. Yasama organını kendi arka bahçesi haline getirdi. AKP milletvekillerini iki dudağından çıkan söze göre parmak indirip kaldıran askerlere dönüştürdü. Parlamentonun olağanüstü toplantı tarihini bile bu diktatör belirliyor. Meclis başkanı çıkıp şunu söyleyemiyor. Sayın Başbakan ya bu meclisin başkanı benim. Parlamentonun hangi tarihte toplanacağına ben karar veririm siz değil diyemiyor. Neden? Koltuğunu diktatöre borçluda ondan. Bunu söylemeyecek miyiz? Söylemezsek doğruyu söylememiş oluruz. Çıkıp açıklama yapıyor demokrasi konusunda. Sizin teminatınız benim diyor. Sen kimsin benim teminatım oluyorsun? Kimsin sen? Bu ülkede yurttaşların teminatı evrensel kurallardır, hukukun üstünlüğüdür, demokrasidir. Nokta. Kimse kimsenin teminatı olamaz. Eğer teminat olacaksa bu ülkenin teminatı bu ülkenin halkıdır. Bitti. Kimsin sen? Teminat olacakmış. Ülkeyi bölen, ayrıştıran bir adam bu ülkede teminat mı olur? Sana bu halk yetki verdi ülkeyi yönet diye. Demokrasinin önünü aç diye teminat verdi, güvenci verdi, iktidara getirdi.

Değerli arkadaşlarım, yürütme organını kontrolü altına aldı. Yargıda zaten emrinde. Ağzından bir şey çıktığı zaman davalar tak tak tak açılıyor. Kararlar tak tak tak veriliyor. Böyle yargı olur mu? Olmaz. İktidarın gölgesinde yargı, militanlaşan yargı, siyasallaşan yargı. Buna yargı denmez. İktidarın sopası görevini üstlenen kurumlara yargı denmez. Yargıç vicdanıyla karar veren kişidir. Evrensel kuralları gözetir, demokrasiyi gözetir, insan haklarını gözetir. Gözlerini buraya değil, bu alanlara değil, diktatörün iki dudağına yönlendiren kişiden yargıç olmaz, hakim olmaz. Poşu taktı diye 11 yıl bu ülkede bir genç hapse atılıyorsa orada yargı işlemiyor demektir. Yoktur orada yargı. Üniversitelerde şimdi onun emrinin altında. Bir öğretim üyesi, bir bilim adamı, düşüncelerine katılırsınız katılmazsınız. Mehmet Perinçek, gerçekten kendi alanında oldukça verimli, çok güzel eserler çıkarmış olan birisi. İstanbul üniversitesi bunun görevine son verdi. Tutuklu bu kişi. Hangi anlayışla son veriyorsunuz siz? Hangi gerekçeyle son veriyorsunuz siz? Sizde vicdan yok mu, ahlakın kırıntısı yok mu acaba merak ediyorum. Nasıl bilim insanısınız siz? Bir insan araştırma yapacak, çalışma yapacak, kalıcı eserler bırakacak, hapse atılacak, hapisteyken dilekçe verecek ben tutukluyum şimdi diye siz oturacaksınız anlı şanlı onun görevine son vereceksiniz. Yüreklendiren kim bunları? İşte bu diktatör dediğimiz adam. Sorun buradan çıkıyor. İşin kaynağı da burası. İşadamları konuşamıyor, cesaret edemiyor diktatör bizi perişan eder diye.

Değerli arkadaşlarım, içerde durum böyle. Peki dışarıda nasıl? Bakın, uluslararası saygın düşünce kuruluşlarının son aylarda arka arkaya yayınladıkları raporlara bakın. Türkiye’de bir diktatörün olduğunu artık hepsi kabul ediyor. Farklı bir rejimin olduğunu hepsi kabul etmeye başladılar. Demokrasiden ödün verildiğini artık herkes görmeye başladı. Daha tehlikeli olan şu değerli arkadaşlarım. Eğer Türkiye Cumhuriyeti hükümeti terör örgütleriyle kol kola gezer, onlara kol kanat gererse Türkiye Cumhuriyeti hükümeti uluslararası alanda meşruiyet tartışmasının içine sokulmuş olur. En tehlikeli olan budur. El Kaide militanlarını Türkiye’de eğitmek, Türkiye’de tedavi etmek, eline silah vermek, cebine para koymak, Suriye’ye göndermek Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin meşruluğunu tartışma konusu yapar. Türkiye şimdilik bu sürecin içindedir. Çok tehlikeli bir süreçtedir. Bazen ağzı kapalı, örtülü efendim El Kaide terör örgütüdür diyorlar kulakları çekildikten sonra. Biz söylediğimiz zaman niye söylemiyordunuz? El Kaide’nin bir terör örgütü olduğunu bütün dünya kabul ediyor. Siz niye kabul etmiyorsunuz? El Nusra, bir terör örgütü.

Reyhanlı’daki patlamayı CHP’ye yamamaya kalktılar. Dosyaya gizlilik kararı koydular. Ölen 53 vatandaşımızın sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır. Önceden uyarılıyor. Bomba yüklü araçlar gelecek deniyor. Plakaları veriliyor, şoförleri veriliyor, telefon ediliyor. Yapmayın, bakın patlama olacak deniyor, bunlar kulaklarının üstüne yatıyorlar.

Patlama oluyor, 53 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Sorumlu kim? CHP. Kargaların güleceği bir şey. Peki sen kimsin? Ülkeyi CHP mi yönetiyor? CHP mi iktidarda? Sana haber veriyorlar, arabaların plakasını veriyorlar, teröristlerin adını veriyorlar, nerelerde olduklarını söylüyorlar, bombaların nasıl Türkiye’den Suriye’ye oradan buraya nasıl geldiğini anlatıyorlar. Bir özel cep telefonuyla da kalıcı iz bırakmak için ki ben o cep telefonunun numarasını da açıkladım. Onunla da duyuruyorlar ama bu bombalar patlıyor. Sorumlu? CHP. Sorumluluğu üstüne almıyor. Bunun sorumlusu sensin ey Diktatör.

Değerli arkadaşlarım, geçenlerde Japon Başbakanı Türkiye’ye geldi. Japonya ile Türkiye arasında şöyle bir fark var; kişi başına gelir Japonya’da bize göre 7 kat daha fazla yaklaşık. Yani bizde kişi başına gelir 1 lira ise Japonya’da da 7 lira. Bizden daha gelişmiş, kişi başına geliri daha yüksek, ahlaki değerleri çok daha yüksek bunu da söyleyeyim. Ahlaki değerleri Türkiye’deki siyasetçilerden çok daha yüksek. 4 saat sular akmadı diye Japonya’da belediye başkanı istifa ediyor. Neden? Diyor ki, o suların akmamasından ben sorumluyum. Çünkü ben bu beldeyi yönetiyorum. Bizde 15 gün sular akmıyor, kimsenin istifa ettiği yok.

Japonya’da kişi başına gelir bire yediyken dolar milyarderi sayısında Türkiye’ye Japonya’ya iki kat fark atıyor. Bütün vatandaşlarımın bu gerçeği bilmesini isterim. Kişi başına gelir Japonya’da Türkiye’nin 7 katı daha fazla ama dolar milyarderi sayısı Türkiye’nin Japonya’dan iki kat daha fazla.

Nasıl oluyor bu? Ben söyleyeyim; yırtık ayakkabıyla siyasete girip bugün dünyanın en zengin başbakanlarından birisi nasıl oluyorsa, hesabını veremiyorsa işte bu politikanın sonucu olarak Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı Japonya’nın iki katı. Bu gerçeği artık herkesin görmesi lazım.

Düne kadar kafalarınız karışıktı. Türbandı, yok şuydu, buydu. Bitti artık bunlar. Artık gerçeği bütün vatandaşlarımın görmesini istiyorum. Şunu sorması lazım yurttaşımın, ben neden yoksulum? Aklım mı yok? Mantığım mı yok? Sermayem yoksa onlarında sermayesi yoktu, nasıl oldu birden bire köşeyi döndüler? Bana düne kadar din-iman edebiyatı yapanlar nasıl oldu da köşeyi döndüler diye artık bu ülkenin vatandaşının kendisine sorması lazım. Görmesi lazım gerçekleri.

Her anne babanın, çocuğu işsiz olan her anne babanın kendisine sorması lazım, benim çocuğum niye işsiz? Arkasından ikinci bir soruyu sorması lazım; bunun sorumlusu kim? Diktatöre sorarsanız, sorumlusu CHP çıkacaktır. O zaman üçüncü bir soruyu soracak; CHP iktidarda mı? Hayır. O zaman sorumlusu kim? Bu soruyu sormadıkça doğruları bulamayız. Bütün yurttaşlarımın kendisini, çevresini ve siyaseti akıl terazisinde ölçmesini ve sorgulamasını istiyorum. Siyasetin temizlenmesi gerekiyor artık. Kirli siyasetten bu ülke çok şey çekti. Bunu bizim çözmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Van’daki kardeşlerime soruyorum; kışın konteynerlerde kalıyorlar, soğukta. Biz oraya TIR’larla yardım malzemesi götürdük. Deprem sırasında değil, son 15 gün içinde gönderdik. Çünkü biz CHP’yiz. Biz mazlumun yanındayız. Biz yoksulun yanındayız. Biz hak arayanların yanındayız.

O vatandaşlarıma soruyorum; depremin olduğu gece CHP vardı orada. Depremden sonra CHP vardı. Bütün belediyelerimiz oraya geldi. 10 milyar liralık kömür yolsuzluğu yapanlar nerede? Kışın soğuğunda konteynerde kalanlar nerede? Bütün Vanlıların bunu düşünmesini isterim.

Değerli arkadaşlarım, yerel yönetimlerle ilgili çok güzel çalışmalarımız var. Şunu açık yüreklilikle ifade edeyim; 5 kişilik bir komisyon kurduk. Bu komisyonumuz bütün verileri değerlendirerek bölgenin milletvekillerini, il, ilçe başkanlarını dinleyerek o ilden sorumlu olan Parti Meclisi ve o ilin milletvekili olmayı oradan sorumlu olan milletvekillerini dinleyerek adaylarımızı saptıyoruz. Objektif, hiçbir tartışmaya yer aşmayacak kurallar içinde yapmaya çalışıyoruz. Hepsi objektif.

Bizim ilimizde eğilim yoklaması yapılsın dendiği zaman sandığı koyuyoruz. Buyurun, eğilim yoklaması yapalım. Bizim ilçemizde anket yapılsın dendiği zaman anketi yapıyoruz, veriyoruz. En doğru adaylarla yola çıkmaya çalışıyoruz. Bu benim yakınım, bu benim akrabam, o benim dostum, bu buraya gelsin. Onlar artık yok CHP’de.

Objektif, sağlıklı verilerle yola çıkıyoruz. Çalışmalarımızı böyle yapıyoruz. 5 kişilik komisyon çalışmasını yapıyor, sonuçları derliyor, toparlıyor. MYK’ya getiriyor, MYK karar alıyor, eğilim yoklaması ise sandığı koyuyoruz, çıkan sonuçlar geliyor ve onları da ilan ediyoruz.

Bugün size 295 belediyemizin belediye başkan adaylarını getireceğiz. Arkadaşlarımız size bilgi verecekler, nasıl belirlendi bunlar onları göreceksiniz, sorularınız olursa yine arkadaşlarımız size yanıt verecekler.

Amacımız şu, hedefimiz şu; Türkiye çok kırıldı, çok döküldü. Yerel yönetimlerde iktidar kanadı iyi bir sınav vermedi. Hatta o kadar ki, bizim ödediğimiz vergilerle oluşturdukları bütçeyi bir tehdit unsuru olarak kullandılar. Bizim belediye başkan adayımızı seçmezseniz size yardım yapmayız diye şantaj bile yaptılar. Bunlarda vicdan bile yok. Ama bizim belediye başkanlarımız bütün olumsuz koşullara karşın beldelerini iyi yönettiler. Çalıştılar, çabaladılar, polis baskınları yapıldı, tutuklandılar, gözaltına alındılar hiçbirisini takmadılar. Yollarına devam ettiler. Bu vesileyle ben ağır baskılar altında kararlılıkla görevini sürdüren bütün belediye başkanlarımıza da teşekkür ediyorum.

Hepinize teşekkürler değerli arkadaşlarım.

    Pazar, 03 Kasım 2013 19:28

Bağlantılı Konular