"Bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum. Biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz"

“Hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.”

“Başımı  açarak, bir  daha  kirlenmeyeceğim’  Bu  hakareti  bütün  haberlerde  duydum. Bu  durumda  başı  açık olanlar  kirlenmişler  midir?  İnanç  üstünden  öbürünü  kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?”

“Türbanla  özgürlük  ilişkisi    bıçak  sırtı  gibidir. Bir  yandan inanç  özgürlüğünü  temsil  eder,  öte  yandan  inanç baskısını.  Birçok  kadın  inanarak  örtünürken,  birçok  kız kendilerini  kontrol  eden  aile  güçleri  tarafından  zorla kapatılırlar”

“Biz  Sivas’ta  yakılan,  Gezi  de  vurulan,  evlerine  işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız.. Ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz..”

“Gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya  niyetliyseniz;  adaletle  öç  almak  arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz”

“Türkiye Cumhuriyeti’nin gelmiş geçmiş en otoriter hükümeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan iç tüzük değişikliğini yapmadı. Acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesini hayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi?

“Türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. Başkalarının özgürlüklerine dair tek bir kelime kullandıklarına rastlayamadım. Kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti, Ruhban Okulu,  azınlık okulları, cem evleri, bir inanç biçimin mundar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey TBMM Genel Kurulu’nda söz aldı ve görüşlerini şöyle açıkladı;

“Sayın  Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Size bu konuşmayı; her şeyin  yasak olduğu genel  kurulda yapıyorum….  Ortalama yaşın 50 olduğu bir mecliste su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kurulda çalışıyoruz. Yaşlı haklarının, hasta haklarının bile düşünülmediği  bir genel kuruldan söz ediyorum..

Turist  olarak  bile  gitmediğiniz  coğrafyalarda, Afganistan’da,  Yemen’de,  İran’da,  yıllarca  türban kullanmaya mecbur edilmiş biri olarak yapıyorum.

Mecliste  pantolon  giymesi,  bir  erkek  vekil  tarafından engellenmiş, bir kadın vekil olarak yapıyorum.  Olmayan  bacağı,  erkekler  tarafından  siyaset  sohbetine dönüştürülen biri olarak yapıyorum…
Ve  artık  AKP  nin  başı  açık  vitrin  vekillerinin;  emanet  oyları,  gerçek  sahibelerine  geri  verme  zamanının  gelip çattığını  düşünüyorum.  AKP’  yi  iktidara  taşımış  asıl kadınlarının  meclis  koltuklarını  almalarının  hakları olduğuna inanıyorum.

Elbette ülkemde sekülerizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim  var.  Ama  kaygım  türbanla,  kırmızı  ruj arasına sıkıştırılmış semboller değildir.

Demokrasi paketinde aynı ideolojiyi paylaşan erkek polis doğal  karşılanırken;    türbanlı  kadın  polise  yasak  gelmesine  çok  şaşırmıştım.  Daha  vahim  bir  cinsiyet ayrımcılığı olabilir mi? Ben  polisin  başındaki  türbandan  değil,  bana  vaat  ettiği şiddet geleceğinden korkarım.

Mecliste, Cem evi açmak için Diyanetten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum. Yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum. Hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.

Kadın özgürlüklerinden asla korkmam.  Söylemek  isterim  ki;  Özgür  bir  hayat  çok  yavaş  kurulur ama çok hızlı yıkılır.

Tam  da  bu  nedenle,  çiçekli  başörtüsü  ve  daracık pantolonuyla, Çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen  genç  kıza,  özgürlüğünü  Mustafa  Kemal’e  borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Türbanla  özgürlük  ilişkisi    bıçak  sırtı  gibidir. Bir  yandan inanç  özgürlüğünü  temsil  eder,  öte  yandan  inanç baskısını..  Birçok  kadın  inanarak  örtünürken,  birçok  kız kendilerini  kontrol  eden  aile  güçleri  tarafından  zorla kapatılırlar.

Clinton,  2007  de  “Kadın  değişirse,  gelecekte değişir, ”demişti.  Hatta  Emine  Erdoğan    o  kadar beğenmiş olmalı ki; geçenlerde konuşmasında kullandı.
Sosyal  özgürlük  alanlarımız,  geleceğimizden  çalınarak,  birer  birer  imha  ediliyor.

Beş  yaşında  örtülen,  on  beş yaşında  evlendirilen  kızlarımıza  bakalım.  Geleceğimiz gerçekten  kadınlarımızın  hali  üstünden,  berbat  bir şekilde değişiyor.  Biz  kültür  olarak  hiç  önemsemeyiz  ama  her  özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur…

Türbanlı  kadın  vekillerden  beklentim  büyük;    Mesela, ülkemin  neden,  kadın  hakları  konusunda  dünyanın  yüz yirmincisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum. Neden,  57  İslam  ülkesindeki  toplam  kadın  hakları ortalamasının,  tek  başına  Birleşmiş  Milletlerde  bile  yer alamayan  Tayvan  seviyesine  erişemediğini açıklamalarını bekliyorum.

Bundan  böyle;  mini  etek  giydiği  için  işten  atılan,    sol kulağı  küpeli  olduğu  için  dövülen,  dekoltesi  bakanın hoşuna  gitmediği  için  linç  edilen,  oruç  tutmadığı  için öldürülen,  Hıristiyan  olduğunu  gizlemek  için  isimlerini değiştirenlerin  güvenlikleri,  herkesten  çok  bu  kadın vekillere emanettir.

Artık,  türbanı  bir  insan  hakları  ihlalinden,    bir  insan hakları  kazanımına  dönüştürmek,  onların sorumluluğudur…  İnanç  özgürlüğünün  en  büyük  güvencesi,  geleceğimizi dini  rehberlikle  kontrol  etmek  değil,  kusursuz  bir sekülerizmdir.  Ne demek istediğimi, seküler  Norveç’te doğup, ülkemde vekil  olanlar anlayacaktır. Umarım ortak geleceğimize inanıyorlarsa hukuk ve sekülerizmin neden elzem olduğunu taraftarlarına anlatırlar.

Lütfen hatırlayın, Ortadoğu da bizim seküler toplumumuz  tek taş pırlanta gibi ışıldıyordu..

Oldukça merak etiğim bir ayrıntı var. İnanç gösteri için kullanılabilir mi? Büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazu ile yaşanması emredilmiyor mu?

Buraya gelmeden önce, türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. Başkalarının özgürlüklerine dair tek bir kelime kullandıklarına rastlayamadım. Kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti, Ruhban Okulu,  azınlık okulları, cem evleri, bir inanç biçimin mundar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim.

Mesela bilimin özgürlüğünü kelepçeleyen YÖK hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum.
Ama şu  hakareti  bütün  haberlerde  duydum:  “Başımı  açarak, bir  daha  kirlenmeyeceğim.”  Bu  durumda  başı  açık olanlar  kirlenmişler  midir?  İnanç  üstünden  öbürünü  kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?
Görülüyor  ki  bir  arada  yaşama  efsanemiz  çökmüş.. Kibirden küfelik olmuşsanız, size benzemeyenin çığlığını nasıl duyacaksınız?

Bir taraf,  bir arada  yaşamanın  yolunu  ararken;  öbürü sindirmek,  dönüştürmek,  özgürlüklerini  birer  birer  yok etmek  istiyorsa;  Bizi  yok  ettiğinizde;  gelecek  olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız?

Biz  Sivas’ta  yakılan,  Gezi  de  vurulan,  evlerine  işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız.. Ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz..

Azınlığın  çoğunluğu  ezmesi  sürdürülemez.  Ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir.

Gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya  niyetliyseniz;  adaletle  öç  almak  arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz.

Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en otoriter hükümeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan iç tüzük değişikliğini yapmadı. Acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesini hayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi? Bunu bilemiyorum ama bir kanun yapıcı olarak ben iç tüzük değişmeden asla pantolon giymeyeceğim.

Bizden  çatışma  bekleyenler  için  altını  çiziyorum:  Biz çatışmıyoruz,  var  olmak  için  direniyoruz.

Tarihe  dönüp bakarsanız  hepimizi  neyin  beklediğini  göreceksiniz.  Kendi  yarattığınız  radikal  canavarın  sizi  de  teslim almasını;  sadece  bizim  var  olma  mücadelemiz önleyebilir…Bundan sonrasını arif olanlara  bırakıyorum..

Saygılarımla.”

    Perşembe, 31 Ekim 2013 14:14

Bağlantılı Konular