Başbakan Erdoğan’ın 'camiyi de yıkarım' sözlerini değerlendirdi

“AKP’nin ve Sayın Başbakan’ın samimiyet derecesi burada belli. Yani bir tarafta yalan söyleyerek camiye ayakkabıyla girdi deyip Türkiye’yi ayağa kaldırıyorsun, bir taraftan da benim çıkarım olursa ben  dahi yıkarım diyorsun. Yani inancı, dini, camiyi hiçbir şeyi tanımam diyor."

Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak Halk Tv’de güncel olayları değerlendirirken soruları şöyle yanıtladı;

Sunucu: Sevgili izleyiciler bugün güne başlarken de günün sohbetini Erdoğan Toprak’la Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcılarından Sayın Toprak’la gerçekleştireceğiz. Ülke gündemindeki konuları konuşacağız. Dün grup toplantılarından güne yansıyanlar, gazetelere yansıyanlar özellikle Başbakan Erdoğan’ın cami yıkarız sözü olmuştu. Ben hemen sormak istiyorum camiye ayakkabıyla girdilerden sonra cami yıkarız sözü gündeme geldi. Nasıl bir yaklaşım bu, ne düşündünüz bu cümleyi duyduğunuzda?

Erdoğan Toprak: Yani AKP’nin ve Sayın Başbakanın samimiyet derecesi burada belli. Yani bir tarafta yalan söyleyerek camiye ayakkabıyla girdi deyip Türkiye’yi ayağa kaldırıyorsun, benim çıkarım olursa ben camiyi dahi yıkarım. Yani inancı, dini, camiyi hiçbir şeyi tanımam diyor. Yani benim için her şey mubah, ben her şeyi yaparım samimiyetsizliği var burada. Şimdi düşünün diğer taraftaki İstanbul’daki müftü ve imam sürülüyor. Yani her yere sürdüler zavallı insani. Sırf orada ben din adamıyım, yalan söylemem demesinden dolayı oraya buraya sürüp duruyorlar. Diğer tarafta Sayın Başbakan kalkıp şunu söylüyor; ben gerekirse camiyi yıkarım. Benim çıkarım neyi gerektiriyorsa ben onu yaparım. Yani burada Sayın Tayyip Erdoğan’ın çıkarı sözkonusu. Sayın Tayyip Erdoğan yeter ki o koltuğunda otursun. O koltuğunda oturmak için ne gerekiyorsa dini kullanmak, camiyi yıkmak, insanlara yalan söylemek, iftira atmak her şey bunun içerisinde.

Sunucu: Çok net bir şekilde dinin kullanımı sözkonusu diyorsunuz.

Erdoğan Toprak: Tabi ki, yani şimdi düşünsenize yani yıllardır inancımızı siyasete alet ederek iktidara geldi. Yani inanç insanların içerisinde Allah’la kul arasında yaşanan bir olgudur ve insanlar inançlarıyla hareket ederler. Ama ilk defa bir iktidar inancı bu kadar siyasete alet etti ve sonuna kadar kullanıyor. İşte camiyi yıkarım da bunun en son halkası.

Sunucu: Bu sözü söylemesinin nedeni ODTÜ’deki ağaç kıyımı. Ankara Büyükşehir Belediyesinin bir bayram gecesi ansızın ağaçları sökmesi ve ardından başlayan tepkiler. Bugün ODTÜ senatosu da açıklayacak resmi ağaç dikimi yapacaklar. Bir tartışmada yaşanıyordu orada ne oluyor sizce?

Erdoğan Toprak: Şimdi bence AKP iktidarı gezide o toplumsal direnç karşısındaki o yenilgisini ODTÜ’ye almaya, rövanşını almaya çalışıyor. Ankara’yı yöneten belediye başkanı denen kişide sırf bir daha aday olabilmek için, koltuğunu sağlama almak için, başbakanın gözüne girmek için bak İstanbul’daki belediye başkanı yapamadı ben burada yapıyorum dedirtmek istiyor. Olayın altında yatan neden bu. Oysa İstanbul’daki en son Topbaş ne demişti? Bir durağın yerini dahi değiştirmeye kalksak halka soracağız. Halk istemiyorsa durağın yerini dahi değiştirmeyeceğiz. Bu aslında doğru bir mantıktı. Yani eğer yerel yönetimler topluma hizmetse, toplumun hayatını kolaylaştırmaksa buna en doğru kararı verecek kimdir? Toplumun kendisi. Yani orada yaşayan insanlardır. Orada yaşayan insanlar orada gerçekten park yapmak istiyorlarsa onlar karar verirler. Yani yönetimler değildir. Yönetimler toplumun birer temsilcisidir orada. Şimdi orada böyle bir mantık devreye girince Melih Gökçek burada farklı bir şey yaptı. Gece baskını. Gece hırsızlar baskın yapar, eşkıyalar baskın yapar. Gelip a sürpriz yapmışlar. Yani çok ayıp bir şey. Yani o zaman sen belediyeyi yönetmiyorsun da belediyeyi başkası mı yönetiyor senin dışında? Yani sen orada kukla mısın?

Sunucu: Yani burada bir yerel seçim hazırlığı savaşımı var aslında?

Erdoğan Toprak: Tabi ki. Yani burada Melih Gökçek’in Başbakanın gözüne girmek için orada canım ağaçları kesmekle meşgul, orayı talan etmekle meşgul.

Bakın, Ankara’nın trafiği çıkmaz bir noktaya geldi. Ben İstanbul milletvekiliyim, İstanbul’da yaşayan biriyim, İstanbul’da bunu bilirim, alışkınımdır. Çünkü rastgele ranta dayalı yoğunluklar verildiği için son 20 yılda İstanbul içinden çıkılmaz hale geldi. Ama en son Ankara’da o halde. Buraya bir saattir yoldayım. Bir saatte zor geldim buraya. Yani bir saatte buraya gelişimin nedeni nedir biliyor musunuz? O plansız yoğunlukla yapılan yüksek katlı binaların artık o trafiği taşıyamamasıdır o yolların. Sebebi budur. Şimdi sen kalkıp bu toplumun trafik sorunuyla uğraşmayacaksın, kalkıp temel ihtiyaçlarıyla uğraşmayacaksın sırf Başbakanın gözüne girmek için gideceksin ODTÜ’ye gece baskın, eşkıya gibi gireceksin arazilerini talan edeceksin. Yakında da orada bir miktar yandaşlarına arazide verirler yap-işlet-devretten farklı yöntemlerle. Al sana bir rantiyenin şeyi. Bunun tek nedeni Başbakanın gözüne girip belediye başkan adaylığını garanti etmek Melih Gökçek’in, Başbakanında buradaki koyduğu tavırda gezideki o yenilgiyi, gezideki o toplumsal baskıyı, geri adımı burada telafi etmeye çalışıyorlar. Buradaki neden bu.

Sunucu: Genel anlamda gördüğüm o zaman sizin sözlerinizden oy hesapları.

Erdoğan Toprak: Tabi ki, yani başka bir şey değil. Şimdi AKP’den başkada ben bir şey beklemiyorum açıkçası. 11 yıldır 12. yıla giriyorlar ben AKP’nin bu ülkenin hayrına doğru dürüst bir iş yaptığını görmedim. AKP geldiğinde bu ülkede kan dökülmüyordu, kan durmuştu. AKP iktidara geldiğinde bu ülkede komşularımızla iyi ilişkilerimiz vardı. Bakın şuanda Türkiye PKK’ya teslim olmuş durumda. Türkiye öyle bir teslim olmuş ki biz artık teröristleri aktivist haline getirdik. Yani uluslararası bir özgürlük mücadelesi veren bir kişiler haline getirdik.

Sunucu: Tek tek bakalım isterseniz. Hem dış politikaya işaret ettiniz, hem de teröre işaret ettiniz. Şimdi demokratikleşme paketi diye bir paket açıkladı AKP. Demokratikleşme kelime anlamı beni de şaşırtıyor onun için söylüyorum her seferinde. Arkası gelecek yeterli değilmiş. Yani az bir demokratikleşme nasıl oluyor onu tam anlayamıyorum ama arkasının da geleceğini ifade ederek. Fakat memnun bırakmadı o süreci beraber yürüttükleri taraflar PKK, BDP, Öcalan. Yapılan açıklamalar baktığımızda bugün gazeteler çok dikkati çekmiş buna ve iç savaşa hazırlanıyor PKK gibi vurgular var. Geri geliyorlar istihbarat raporlarına göre gidenler geri geldi gibi haberler var. Böyle iddialar var. Bir tıkanma yani seçim sürecine girerken Türkiye’ye yaşattığı AKP’nin o süreçte barış süreci dediği süreçte bir tıkanma sözkonusu. Önümüzdeki günlere yönelik sizin böyle bir öngörünüz, böyle bir kaygınız var mı acaba?

Erdoğan Toprak: Şimdi Semra hanım demokratikleşme, barış süreci, silahların susması bunlar çok güzel kelimeler. Aslında bu kelimeler kendi içinde bir gücü var. Bunlar topluma da gerçekten umut veren kelimeler. Ama eğer bunun altını doldurmazsanız, günü kurtarmaya çalışırsanız bu toplumu hayal kırıklığı sonra o kadar sert bir şekilde size döner ki güvenini kaybeder bu toplum. Yani Türkiye Cumhuriyetine güvenini yitirmiş olur. Demokratikleşme. İyi de nedir bunlar kanun değil midir? Yasalardır. Bu toplumda bölgemizin belli bir kesiminde yaşayan vatandaşlarımız var, onların bir ihtiyacı var. İnsani bir ihtiyacı var ve insani ihtiyacı çıkartacak yerde parlamentodur. Çıkartılacak şeyde kanundur. Parlamentoda fabrika değildir orası. Orada yasa yapılır.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu konuyla ilgili tüm hazırlıkları yapmışız. Hükümetin yapacağı tek şey şu; kardeşim tamam siz yaptınız ama şurada da eksikler var. Gelin hep beraber bunu çıkartalım. Niye ben o bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarımın kaderini İmralı ve Kandil’e bağlıyorum. Yani bizim yapmamız gereken şey şu; Kandil’le İmralı arasına Kürt halkını sıkıştırmamamız lazım. Kürt halkının temel ihtiyaçları varsa vermeliyiz ve yasaları çıkartmalıyız. Biz öyle bir noktaya getirdik ki Kürt halkının kaderini İmralı’ya bağladık. Bu yanlış bir şeydir. Kürt halkı benim vatandaşımdır onun ihtiyacı olan yasal çalışmaları ben yapmalıyım ve hiçbir karşılık beklemeden de vermeliyim.

Şimdi diyelim ki, Abdullah Öcalan’la Tayyip Erdoğan masanın iki tarafında oturdu anlaşamadı. Peki ben orada Kürt vatandaşlarımın haklarını vermeyecek miyim? Niye ben masanın öbür tarafında güçlü pozisyonda bir terör örgütünün liderini oturtuyorum. Niye böyle bir şeye kalkıyorum? Ben Kürt vatandaşlarımı onlardan koparıp Türkiye’ye Türk vatandaşı olarak Türkiye Cumhuriyetine bağlı güçlü vatandaşlık bağı kurdurmak değil mi benim görevim?

Sunucu: Şuanda bir sıkışma yaratılmış gibi görünüyor bu durumda.

Erdoğan Toprak: Tabi ki, yani şimdi silahların susması deniyor. Silahlar sustu da burada kim kazançlı çıktı, kim kayıpta çıktı. Kaybeden Türkiye Cumhuriyeti, Türk hükümeti, Türk devleti. Kazanan kim? PKK. Neden? Bir; uluslararası alanda aktivist oldu. Ben artık terör örgütü diyemem. Uluslararası alandaki aldığı rol bu. Şuanda özgürlük mücadelesi veren bir Mandela yaptım İmralı’yı. Örgüte bir sürü katılımlar var. Bakın merak etmeyin gelin biz size devlet olacağız iş vereceğiz deniyor ve şuanda örgüte müthiş bir gençlik gitmiş durumda. Kaybeden kim? Türkiye. Neden? Bir; terör örgütüne sempati artmış, terör örgütüne itibar artmış, uluslararası alanda meşruiyet kazanmış. Bunu yapmış. Şimdi bu süreç ihanet değil midir bu ülkeye, hainlik değil midir bu ülkeye? Silahlar susmuş, silahlar susmuşta ne yapılmış? Terör örgütü lojistik gücünü artırmış. Uluslararası hareket sahasını arttırmış. Yani böyle bakmak lazım.

Sunucu: Silahlar sustuğunda AKP gelmeden önce nasıl susmuştu orayı bir hatırlatalım mı?

Erdoğan Toprak: Şimdi bakın nasıl susmuştu? 2000’lere gelindiğinde şehit sayımız yoktu. 5 – 6’ya düşmüştü ve devletin ciddi bir otoritesi vardı. O bölgede insanlarında devlete karşı bir güveni vardı. Ama şuanda biz bir şeyi yapmalıyız. Devletle hükümeti birbirinden ayırmalıyız. Devlet sürekliliği devam eden bir yapıdır, hükümet geçicidir. Hükümet günü kurtaran popülist yaklaşımlarla girdi. Üzülerek şunu söylüyorum her bulaştığı işi AKP yüzüne gözüne bulaştırdı. Ermeni meselesinde bunu yaptı, İran’da olan olaylar ortada, Irak’ta olan olaylar ortada. Suriye’yle olan olaylar ortada. Rum kesimiyle yeter ……………… diye bir şey vardı. Bir sloganı vardı. Kuzey Kıbrıs’ı getirip Rumlara teslim edeceklerdi. Yani her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdı. Burada da olduğu gibi 2002’de devraldığında terör durmuştu. O bölgede ağır ağır sanayi yatırımları gidiyordu ve o bölgede huzur başlamıştı. Ama AKP geldi öyle bir politika izledi ki, o kadar devleti bilmeden, popülizm, uluslararası gerçekleri görmeden izlediği politikayla terörü hızla besleyip güçlü hale getirdi. Neden? Çünkü kapalı kapılar ardında terörle iş tuttu. Yani Oslo görüşmeleri bunlardan bir tanesidir. Her seçim öncesi gitti terör örgütünün desteğini arkasına aldı ve bunu da Abdullah Öcalan söyledi.

Sunucu: Meşhur İmralı tutanakları.

Erdoğan Toprak:  Tabi AKP’yi biz oraya getirdik dedi. Şimdi sen kalkıp terör örgütüyle iş tutarsan olacağı budur. Terörle yatılmaz.

Sunucu: Yani bölgeden devlet çekildi ve sizin ifadenizle bölge halkının kaderi İmralı’ya sıkıştırıldı.

Erdoğan Toprak: Tabi ki. Bakın, aynı hatayı bugünde yapıyoruz Suriye olayında. El Kaide’yle iş tuttuk. Gittik Afganistan, Pakistan’dan getirdik Türkiye’ye. Türkiye’de eğittik, eline silah verdik, mermisini verdik, pasaport verdik, cebine parasını koyduk o bölgeye gönderdik. Biraz hafif imkanlarını kıstık diye hükümet imkanlarını kıstı diye AKP önce Sudan’da Türk büyükelçiliğine bombalı saldırıda bulundular bir Türk’ü şehit ettiler. Yetmedi Antep’te suikast yaptılar, bomba koydular. Orada bir sürü vatandaşımız öldü. Daha da yetmedi Reyhanlı’da yaptılar. Reyhanlı’da o olayı yapanlar cezalandırılmıyor, oradaki bir tane askerimize ceza veriyoruz. Neden? İşte belgeler dışarı çıkmış. Gizli değil ki o belgeler. Ne diyor? Terör örgütü burada bir eylem yapacak diyor. Sen devlet ol da, hükümet ol da terör örgütüne mani ol. Kalkıp da orada herkes duymuş, istihbarat, polis her taraf ya burada böyle bir eylem yapılacak. 53 kişinin öldüğü bombalı saldırı.

Sunucu: Ama yapanı cezalandırmak yerine orada istihbarat zafiyeti diye ki bir sorun olduğunu Başbakan da dile getirdi istihbarat arasında Türkiye’nin bunu anlayabileceğimiz belgeyi sızdıran kişiyi cezalandırıyor Türkiye çok açık bir şekilde. Neden olduğu da ortada galiba.

Erdoğan Toprak: Tabi şimdi şuna bakmak lazım. Vicdanı olan herkese, televizyonlarda bizi izleyen herkesin şunu düşünmesi lazım. Yani orada bombanın patlayacağını istihbarat olarak AKP hükümetine bilgi veriliyor. Deniyor ki, ya burada bomba patlayacak buna önlem al. Sen önlem almıyorsun o terör örgütüyle hala iş tutma, El Kaide’yle, El Nusra’yla iş tutmaya devam ediyorsun sonra orada bir gariban askeri a niye bizim bu beceriksizliğimizi ortaya döktün diye onu cezalandırıyorsun. Bence önce dönüp istihbaratın başındaki kişi dahil olmak üzere tüm birimleri gözden geçirmen lazım. Kendini gözden geçirmen lazım. Ben nasıl olurda bu ülkeyi yönetirken gaflet içerisinde bulundum da bu eylemin 53 vatandaşımın öldüğü eylem konusunda gerekli önlemi almadım. Onu da geçiyorum. Ben nasıl bir hataya düştüm ki gidip Afganistan’ın o mağaralardan, ininden o teröristi alıp Türkiye’ye getirdim. Canım Türkiye terör bataklığı haline geldi. Türkiye bununla kurtulamaz. Türkiye öyle bir ateşle oynadı ki, öyle bir belaya başını soktu ki o Afganistan’ın El Nusra’sı, El Kaide’si başka terör örgütlerine benzemez.

Sunucu: Lübnan olayında da bir iz görüyoruz. Lübnanlı hacıların kaçırılması olayında da. Orası da biraz garip haberler, garip iddialar gündeme getiriyor. Türk pilotları geldi kurtuldular ama.

Erdoğan Toprak: Şimdi bakın, yani o Türk pilotları nasıl kurtuldu? Yani biz ne sözler verdik? Bundan sonra ne olacak? Bundan sonra o bölgede seyahat eden Türk vatandaşları birbir kaçırılacak ona karşılık fidyeler istenecek. Yani Türkiye 2002’de AKP iktidara geldiğinde böyle bir Türkiye miydi? Düşünün şuanda her Türk vatandaşının yurtdışı seyahatinde hatta yurtdışını bırakın yurtiçinde kaçırılma tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye’yi bu hale kim getirdi? O istikrar, istikrar denen bazı çıkar çevrelerine sormak istiyorum. Bu mu istikrar? Yani her Türk halkı teröristin potansiyel kaçırılma elemanı. Türkiye’nin 26 milyar turizm geliri var. Tamam kabul ediyorum 32 milyon turist geliyormuş Türkiye’ye evet. Peki bu terör örgütü El Kaide’si, El Nusra’sı mayolu kadını nasıl görüyor? Mayolu kadının dinde yeri olmadığını söylüyor. Peki bunlar yarın öbür gün bu turizm tesislerinde bir tanesinde olay yapsalar bugün Tunus’a baksınlar, Fas’a baksınlar, Mısır’a baksınlar. Bu olaylardan dolayı turizm geliri dibe vurmuş durumda, yok denecek kadar az. Peki Türkiye’de iki tane turizm tesisinde bomba patlarsa bu turistler gelir mi Türkiye’ye?

Sunucu: Çok ürkütücü hakikaten ürkütücü. Yani boyutları çok farklı bir noktaya götürür Türkiye’yi değil mi? Hem ekonomik, hem ciddi bir prestij. Vatandaşlarına da yönelik bir tehdit.

Erdoğan Toprak: Türkiye öyle bir batağa girdi ki, bir tarafta PKK, bir taraf El Kaide, El Nusra terör örgütlerinin kıskacına girmiş bir Türkiye var.

Sunucu: Şöyle; geçtiğimiz haftalarda onlar açıklamada yaptılar hani kapıları açın gümrük kapılarını rahatlıkla girip çıkamadılar orada bir sıkıntı vardı galiba. Yoksa sizi bombalar patlar vs. diye tehditler gündeme geldi.

Erdoğan Toprak: Büyükşehirlerinizde bombalar patlatırız dediler. Yani düşünün nasıl bir noktaya gelmişiz. Böyle bir şey olabilir mi? Yani büyükşehirlerde bomba patlatmakla tehdit ediyor.

Şimdi El Kaide herkes hatırlar 2003’te İstanbul’un göbeğinde bir sürü yerde eylem yaptı. HSBC’nin bir binası vardı. Diğer tarafta İngiliz konsolosluğu vardı. Bir sürü vatandaşımız öldü. Bu o gün terör örgütü müydü? Evet. Peki ne oldu da kardeşim sen onu Afganistan’dan alıp Türkiye’ye getirip Suriye’de savaştırdığın zaman özgürlük mücadelesi oldu. Yani böyle bir şey olabilir mi? Terör terör örgütüdür. Dünyanın her yerinde de bu terör örgütüdür. Yani o 11 Eylül’de ikiz kuleleri vururken de terör örgütüydü, Türkiye’deki o üç tane yerde bomba patlatırken de terör örgütüydü. Suriye’deyken de terör örgütüydü. O değişmedi. Ama Türkiye’yi yöneten hükümetin kafası çok yanlış. İşte camiyi kendi koltuğuna alet etmek gibi terör örgütünü de kendi çıkarı için kullandı. Ama bu terör örgütü öyle bir noktaya geldi ki bizi kullanmaya başladı, yani Türkiye’yi kullanmaya başladı, Tayyip Erdoğan’ı kullanmaya başladı. Yanlış burada.

Sunucu: Çok tedirginde edici. Şimdi önümüzdeki günlere ilişkin hani bu ciddi bir uyarı. AKP’nin tutumunda bir değişiklik olduğu iddiaları da gündeme geliyor. Siz görüyor musunuz öyle bir şey?

Erdoğan Toprak: AKP’den uluslararası alanda bu girdiği yanlış politikadan çıkması için bir baskı var ve AKP’de çark etmeye başladı. Ben daha ciddi bir şey söylemek istiyorum. Yayına sırf not düşüyüm diye. Yarın öbür gün AKP Tayyip Erdoğan Esad’ı desteklerse hiç şaşmayın.

Sunucu: Bu notu düşelim diyorsunuz tarihe. Yarın öbür gün Tayyip Erdoğan Esad’ı desteklemeye dönebilir.

Erdoğan Toprak: Dönebilir. Şuanda da döndüler zaten. Şuanda ne oldu o girerim, gidip orada 15 günde gidip namazımı kılarım diyen Şam’da. Var mı öyle bir şey? Yok. Peki hani Türkiye biran evvel işte bıçak kemiğe dayandı gidip müdahale edecek Türkiye var mı? Yok. Türkiye ne yapıyor? Şimdi kendi düştüğü batakla boğuşuyor. Yani terör örgütüyle boğuşuyor. Set çekmeye, duvarlar çekmeye kalkıyor. Hani biz vizeleri kaldırmıştık. Ortak baraj temelleri atmıştık, sınırlar, geçişler serbestti. Şimdi bakın sen duvar örmekten bahsediyorsun. İsrail, Filistin arasındaki duvar gibi. Peki Türkiye’yi böyle duvarlarla örme noktasına ne getirdi? AKP’nin yanlış politikası. Komşu bırakmadık. Yani Türkiye bunun bedelini çok fazlasıyla ödeyecek ne yazık ki. Çünkü Türkiye’de bir kısım insanlar bu sıcak parayla gününü gün ettiler ve o parayla borç alarak Türkiye’nin belli kesimlerini de işte belli kisveler altında imkanlar sundular. İnsanlarda a ne güzel ekonomi dedi. Yok kardeşim ekonomi güzel değil. Senin borcun 2002’den buyana üç kat artmış. Hatta 3,5 kat artmış. Ekonomi iyiyse işsizlik niye düşmüyor. Ekonomi iyiyse sanayi üretimi niye artmıyor? Madem ekonomi iyiydi. Niye kişi başı borçlanma almış başını gidiyor? Türkiye’de sadece bir konut sektörüne dayalı bir ekonomi anlayışı var.

Sunucu: TOKİ’nin sırtında yani.

Erdoğan Toprak:  Bence o Türkiye’ye Türk sanayisine, Türk ekonomisine yapılmış en büyük ihanettir. Evet iktidarlar zaman zaman popülizm yaparlar. Seçimlere giderken inşaat sektörüne biraz yüklenir hükümetler. O inşaat sektörüne yüklenmekle beraber son bir yıl kala orada bir hareket olur. Ama unutmayın bu sunni bir harekettir. Yani ekonomiye dayalı o üreten bir ekonomik anlayış değildir o. O tüketime dayalıdır bilirsiniz o parayı betona gömmüşsünüzdür o para betondan bir daha geri gelmez. Ama o süre zarfında o bir yıllık süre zarfında o betona döktüğünüz yani konuta döktüğünüz para betoncuyu da, demirciyi de, mobilyacıyı da işte beyaz eşya satıcısını da, kamyoncusunu da herkeste böyle bir hareket yaratır. Çalışanı da. Yani böyle bir hareket olur. A piyasalarda hareket var dersiniz. Oysaki o yalancı bir bahardır. O yalancı bahar sunni bir şekilde gider seçimden sonrada bıçak gibide durur o. Toplamı da bir yıldır. En fazla onu bir yıl kullanırsınız. Ama Türkiye’de AKP iktidarı öyle yapmadı. Bunu 11 yıldır kullanıyor. 11 yıldır kullandığı için Türkiye ekonomisini batağa götürdü. Herkes işletme sermayesinden parayı çekip lüks bir konutum olsun veya başımı sokacak bir evim olsun dedi oraya yatırdı. Peki sonra? Sonrası sanayideki para bitti. İşletme sermayeleri bitti. Biz dışarıdan para borçlanmaya başladık ki o çarklar dönsün diye. İşletme sermayesi yok şuanda.

Sunucu: Çok ilginç Türkiye her zaman büyük yatırımları tartışan bir ülke olmuştur ama şuanda hiç öyle bir tartışma ortamı yok. Sadece sıcak parayı tartışıyoruz. Birde giren – çıkan paralar menşei belirsiz diye ifade ediliyor. Hani şu kadar para girdi ama nereden girdiği belli değil. Paranın kaynağı belli değil. Çok riskli bir ekonomi üzerinde dönüyor. Uluslararası siyaseti de etkileyen bir şey galiba bu baktığımız zaman. Bir yanıyla ekonomik bir soru soruyorum aslında. Bir yanıyla da örneğin bugün Erdoğan Fidan’la ilgili MİT müsteşarına yönelik tartışmalarla ilgili Amerika’dan gelen tepkilerle ilgili Avrupa’dan yorum geldi. Hedef aslında Başbakan Erdoğan, Erdoğan’ı çizdiler şeklinde bir ifade bu. Tüm bunlara baktığımız zaman o risk yapısı AKP’nin Türkiye’yi bulundurduğu riskin boyutunu da artırıyor sanki ekonomik risk yapısı. Siyasi anlamda da düşündüğünüz zaman. Ne düşünüyorsunuz? Bu fotoğrafta ne görüyorsunuz?

Erdoğan Toprak: Yani çok çılgınca bir Türkiye yönetimi var aslında.

Sunucu: Çılgın projeler değil çılgın yönetim var diyorsunuz.

Erdoğan Toprak: Evet. Yani devletlerin gelenekleri vardır. Birde siz dünya liginde Türkiye gibi bir dünya liginde yer alıyorsanız uluslararası alanda da sorumluluklarınız vardır. Yani hiç AKP iktidarı kendisine pay biçmesin. 2002’nin sonuna kadar bu ülkeyi yönetenlerin getirdiği Türkiye dünya ligine girdi. Yani o Atatürk’ün kurduğu o cumhuriyetin eseri bugüne kadar. Dünyada eğer biz Ortadoğu bataklığından kopup dünya liginde yer aldıysak bu Atatürk’ün bize emanet ettiği o demokrasisinin erdemidir, cumhuriyetin erdemidir. Ama AKP iktidarı Türkiye’yi tekrar dünya liginden koparıp Ortadoğu’nun bataklığına çekmeye çalışıyor. Şuandaki gelinen noktada Türkiye kendisine yakışır o büyük devlet geleneğini bıraktı. Terör örgütüyle iş tutmaya başladı. Türkiye Cumhuriyetinin bugüne kadarki dış politikası o komşularıyla iyi ilişkilerdeki dış politikası Atatürk’ün bir sözünde tek kelimeyle özetler. Yurtta sulh, cihanda sulh diye. Yani komşularımızla iyi ilişkilerdir. Hiçbir devlet komşularıyla savaşarak, çatışarak büyümemiştir. Büyüyen devletlere bakın. Büyüyen devletler komşularıyla iyi ilişkiler kurarak ve ilişkilerini geliştirip bunu ticaretle de taçlandırdığı zaman büyük devlet olurlar. Atatürk’ün bize emanet ettiği dış politikadan koptuk komşularımızın iç işlerine müdahale ettik. Bakın yani konu konuyu açıyor da öyle bir noktaya geldik ki sanki bizim Türkiye’de insan hakları konusunda, basın özgürlüğü konusunda, birçok alanda her şey güllük gülistanlıkmış da Esad’a kalkıyoruz efendim senin ülkende insan hakları yok, demokrasi yok, şu yok, bu yok ben senin içişlerini düzelteceğim. Peki kiminle düzelteceksin? İnsan hakları konusunda oraya demokrasiyi kimle getireceksin? El Kaide ve El Nusra’nın teröristiyle getireceksin. İyi de onlarda insan hakları mı var? Yani sen El Kaide’yi alacaksın Suriye’ye insan hakları getireceksin. Peki bu nasıl bir ülkedir ki kendi ülkesinde özgürlük mücadelesi veren gruplar yok sen ithal terörist getirip o ülkeye gönderiyorsun. Yani işte AKP bu noktalarda dünyayı korkutmaya başladı. Dünya devletleri Türkiye’yi bu bölgede gerçekten örnek bir ülke olarak görüyordu. Türkiye Cumhuriyeti bu coğrafyada demokrasiyle idare edilen, kadın erkek eşitliği olan, din devlet işlerini birbirinden laiklikle ayıran bir devlet profili vardı.

Sunucu: Seküler yapıda oldukça bozuldu zaten.

Erdoğan Toprak: Yani bunları darmadağın ettik ve onun için Türkiye’yi endişeyle izliyor. Gittiğim birçok ülkede de bunu gördüm. En son Irak’a gittik. Yani Irak’ta gördüğüm manzara gerçekten içler acısıydı. Ama hala daha Türkiye’den ümitliler. Türk hükümetinden değil.

Sunucu: İçler acısı derken biraz daha açalım mı ne demek istediğinizi? Orada Türkiye’ye yönelik ne düşünülüyor?

Erdoğan Toprak: Türkiye’ye yönelik düşüncelerden öte bir kilometrelik yere bir yerden bir yere telefon açılıyor, gideceğiniz aracın plakaları veriliyor. Onun dışında güvenlik bariyerlerinden geçemiyorsunuz. Ve bir kilometrelik yerde 4 – 5 tane kontrol çek pointler var, kontrol noktaları var. Onlardan aranıp geçiyorsunuz. Düşünün yani biz diplomatik pasaportu olan ve telefonlarla bildiriliyor. Ona rağmen tek tek aranıyorsunuz.

Sunucu: Güvenliği olmayan bir ülke yani.

Erdoğan Toprak: Her gün bomba patlıyor çünkü. Ve en sonunda şunu söylediler. Türkiye’yle ticari ilişkilerimiz çok güçlüydü şimdi indirdik. Sebebi şu; ülkemizde patlayan her bombada biz Türkiye’nin parmağının izini görüyoruz dediler. Bu çok ciddi bir şeydi ve biz bunu tutanaklarımızla Dışişleri Bakanına ve Cumhurbaşkanına da bildirdik. Yani Sayın Genel Başkanımızla gitmiştik. Orada Türkiye’nin eski Türkiye olmasını istiyorlar. Yani sözüne itibar edilir, güvenilir, içişlerine müdahale edilmeyen, teröristlerle iş tutmayan bir Türkiye özlemi var o bölgelerde ve biz bunu yapacağımıza inanıyorum. Çünkü Irak – İran savaşı 9 yıl sürdü Türkiye her iki ülkeyle de ticaretini geliştirdi, büyüttü ama içişlerine girmedi. İsrail’le – Filistin arasında birçok konuda Türkiye arabuluculuk yaptı. Neden? Sözüne güvenilir bir Türkiye’ydi de onun için. Yani Türkiye güvenilir bir ülkeydi. Ama şimdi bırakın biz Filistin – İsrail arasında arabuluculuk rolünü dünyanın bize vermesini biz Filistin’i bile ikiye böldük. El Fetih’le Hamas’ı ayırdık. Hamas’ı tuttuk El Fetih’i dışladık. Şuanda Filistin davasında bile direk Filistin’in arkasında değiliz. Filistin’de bir grubun arkasındayız. Böyle bir Türkiye’yi hak ediyor mu acaba bu halk? Böyle bir yönetimi pardon. Bence hak etmiyor. Bizim tekrar Türkiye’yi yeni baştan inşa etmemiz lazım. 2014 seçimleri çok önemli. 2014 seçimlerinde Türk vatandaşlarının hepsinin elini vicdanına koymasını istiyorum. Yani potansiyel terör örgütlerinin kaçırılma riskiyle seyahate gidecek bir vatandaş korkusuyla mı, yoksa komşularıyla iyi ilişkiler kurmuş bir vatandaş olarak mı gidecek? Bakın pilotların başına gelende bu. Pilotlar kaçırıldı. Pilotların kaçırılma nedeni Türkiye’nin yanlış dış politikasıdır. Yani evet verildi çok mutlu olduk. Bizde çok istedik gelmesini. Ama bundan sonra o bölgeye seyahat edeceklerin kaçırılmayacağını kim garanti edebiliyor veya gelip Hatay’dan bizim önemli vatandaşlarımızı kaçırıp Antep’te gidip fidye istemeyeceğini kim garanti edebilir. Bugün Türkiye’de 600 bin tane mülteci var. Şuanda 600 bin tane sorunlu insan var Türkiye’de. Kim onları buraya getirdi. Kim Suriye’nin içişlerine müdahale etti, Suriye’de huzuru bozdu, yönetimin otoritesini yok etti? Türk hükümeti, AKP yok etti. O 600 bin tane buraya gelen insanın sorumlusu AKP hükümetidir.

Sunucu: Bölgede de değil sadece mülteci kampları olarak görülmüyor. Anladığım kadarıyla İstanbul’da, Ankara’da, Türkiye’nin birçok iline dağılmış durumdalar. Bir kontrolde yok anladığım kadarıyla. Suriyeli mülteciler elbette insani boyutu var, orası bir başka konu. Ama onun dışında da mültecilerin kamplarında oralarla irtibat halinde olmaları, terör örgütleriyle bir şekilde bu El Nusra’yla, muhalif gruplarla Türkiye’nin geleceğine yönelik çok ciddi kaygılar oluşturuyor bu unsurlar. Kısa bir ara verelim.

Özellikle dış politikayla ilgili çok ciddi saptamalar, çok ciddi analizlerini aktardık sizlere Erdoğan Toprak’ın ve orada ciddi uyarılarda var Türkiye’nin geleceğine yönelik olarak. Karanlık mı görüyorsunuz siz önümüzdeki süreci dış politika açısından? Çünkü El Kaide terör örgütleriyle iş tutulmasının sonuçlarını Türkiye yaşayacak dediniz. Buraya bir bağlayalım sonra başka sorularımda olacak size.

Erdoğan Toprak: Türkiye hükümetinde Başbakan gibi düşünmeyen birçok yetkili bu tehlikeyi görmüş durumda. Ben en son Gaziantep’i ziyaret ettiğimde oradaki iş dünyası da bunu görmüş durumda, hatta orada AKP içerisinde yönetici olanlarla sohbet ettim ama ismini vermek istemem ayıp olur. Onlar bile en son Antep’teki olan olaylardan dolayı Suriye’deki o yaşananların yansımasından dolayı endişe içerisindeydiler. Çünkü binlerce insandan, on binlerce insandan bahsediyoruz ve şehrin güvenliği tehdit noktasına gelmiş. İş kayıpları artık sınıra dayanmaya başlamış ve terör örgütleri ağır ağır o bölgeden neredeyse haraç almaya başlamışlar. Yani bu tehlikeli bir nokta. Ben dış politikada karanlık görüyorum evet. Görmeyen bir Türk vatandaşı varsa ona sormak istiyorum. Türkiye’nin çepeçevre izole olmuş bir noktada Irak’la kapılarımız kapalı, İran’la kapılarımız kapalı. Yani dostluklarımız yok. Ermenistan’la girdiğimiz o işte çözeceğiz noktasında açılımlar kapandı gitti. Onun yanında biz Azerbeycan’la dostluklarımızı kaybettik. Suriye’yle gelinen noktaya bakın Suriye’yle artık duvar çekmeye başladık. Hükümet bunu söylüyor duvarları çekeceğiz diye. Rum kesimiyle ortada. Bulgaristan’da orada Türk partisi vardı gittik onu bile ikiye böldü Bulgaristan’ın iç işlerine bile karıştık. Şimdi böyle bir Türkiye var. Türkiye’nin gerçek dış politikası bu mu? Hayır değil. Dış politikası Türkiye’nin bu değil. Bu AKP’nin dış politikası. AKP’nin dış politikasıyla Türkiye Cumhuriyetinin dış politikasını birbirinden ayırmamız lazım. Bu bir süreçtir. AKP gittikten sonra biz bu politikaların tamamını yırtıp çöpe atacağız. Çünkü böyle bir dış politika anlayışı olmaz. Terör örgütleriyle büyük devletler iş tutmazlar. Terör örgütleriyle yatarsanız bir yatakta terörist olarak kalkarsınız. Doğacak çocukta terörist olur. Başka bir şey olmaz. Bizim yapmamız gereken; Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu olayın farkındayız, Türkiye’yi bu beladan kurtarmak içinde gece gündüz çalışacağız ve AKP’nin mutlaka bu ülkenin başından gitmesi lazım. Türkiye’nin komşularıyla iyi ilişkileri geliştirmesi için.

Sunucu: Türkiye’nin eski yurtta sulh, cihanda sulh iddiasına dönmesi diye vurguluyorsunuz sizler her fırsatta. Şunu da sormak istiyorum yorumlar geliyor çünkü. Askerlikle ilgili hükümetin kimi çevrelerce sizlerde zannediyorum öyle yorumladınız. Popülizm olarak, bir seçim yatırımı olarak değerlendirdiği bir tasarı gündeme getirildi Ocak’tan itibaren terhisler var erkene alındı. 12 aya düşürüldü. Şimdi bu yaklaşım sizce nasıl bir yaklaşım? Şunun için soruyorum zaten gündeme getirdiğiniz bir tasarı vardı ama o daha farklı bir tasarıydı askerlikle ilgili.

Erdoğan Toprak: Şöyle söyleyeyim, biz 2011 seçimlerinde sandığa gitmeden önce bir seçim politikalarımızı açıkladık. Yani biz iktidara gelirsek bizim programımız şudur dedik. Yani birçok konuda. Yoksullukla mücadelede, sanayi sorunlarıyla ilgili, kobilerle ilgili, 2B’yle ilgili çözüm önerilerimizi biz halkla paylaştık. Dedik ki, bizim Türkiye’nin sorunları bunlar, çözüm önerilerimizde bunlar. Askerlikte bunlardan bir tanesiydi. Çünkü bizim o yaptığımız çalışmada 20 – 24 yaş arası Türkiye’de 3 milyon 178 bin gencimiz var şuanda. Yani 3 milyon 178 bin gencimiz şuanda askerlik süresi içerisinde her celp dönemi 100 binle 120 bin asker alıyoruz yılda da 4 celbimiz var bunların 400 bin veya 480 bin askere silah altına aldığımız gençlerimiz var. Şimdi böyle baktığınızda Türkiye’nin neredeyse 9 yılın rezervi duruyor. Şimdi demek ki Türkiye’nin asker ihtiyacından fazla gencimiz var. Yapmamız gereken ne? O gençlerin enerjisini askerlikten birazını alıp sanayiye, ekonomiye aktarmamız lazım.

Sunucu: Aslında konuşmadığımız temel konulardan birisi bu oldu. Çünkü yatırım dedik ama Türkiye’nin işsizliği dediniz ama yani Türkiye’nin güzel hikayelere ihtiyacı var. Güzel hikayede o gençlik performansını sanayiye dönüştürmek, üretime dönüştürmek galiba.

Erdoğan Toprak: Evet. Şimdi böyle olunca da bizim önerimiz şuydu; dedik ki askerliği kademeli olarak indirelim. Önce 9 aya, sonra 6 aya. Biz bunu 2011 seçimlerinde Türk halkına sunduk ve gelir gelmez seçim bittikten sonrada parlamentoya bunu kanun teklifi olarak da Cumhuriyet Halk Partisinin teklifi olarak da verdik. Dedik ki, askerlik önce 9 ay, sonra 6 ay olsun, sonra Türkiye dinamik bir orduya geçsin. Çünkü teknolojik gücü yüksek bir orduya dönmemiz lazım. Artık 21.yüzyılda savaşların bir çoğu veya savunmaların bir çoğu deyim. Çünkü biz hep savaştan çok savunma, caydırıcı güç olarak bakarız askerliğe. Modern ve gelişmiş bir teknolojiyle mümkün. Bunun için bizimde buradaki gençlerimizin enerjisini sanayiye harcayalım, bu ülkenin ekonomisini güçlendirelim. Çünkü güçlü ekonomilere sahip ülkeler bağımsızlıklarını da, dış politikalarını da, özgür hareket etmeleri de, birçok alanda huzur bulması da güçlü ekonomiye bağlı. Yani biz güçlü ekonomiyi yaratmak zorundayız. Bizim kanun teklifimiz buydu. AKP yıllarca uyudu uyudu uyudu 2014 yerel seçimleri yaklaşınca böyle popülist bir yaklaşıma girdi. Ya kardeşim madem öyle bizim kanun teklifimiz duruyor gelin bunun üstünde tartışalım. Aylardır duruyor orada, yıllardır duruyor orada. Buna hiç el atmadılar büyük alayla valayla 12 aya düşürdük. Baktığındaki rezerv 3 milyon 178 bin. Yani rezerv var getir 9 aya düşürelim. Orada da Ordu’daki o hantal yapıyı da dinamik hale getirelim. Ama AKP her yerde olduğu gibi bunu da kullanmaya kalkıyor. İşte yerel seçimlere giderken biraz gençlerden oy alabilir miyim, genç aileleri daha sempatik bakar mı buna bakıyorlar. Her yerde olduğu gibi bu da bir seçim yatırımı gibi bakıyorum.

Sunucu: Popülizm siyasetin vazgeçilmezi oluyor genelde. Aslında hani herkesin başvurduğu, her siyasi partinin zaman zaman değerlendirdiği ama büyük hikayeleri yazanlarda o popülizmin dışındaki eylemler oluyor, icraatlar oluyor galiba. Diliyoruz ki önümüzdeki süreçte Türkiye’nin önünde çok büyük hikayeler olsun, çok büyük projeler olsun. Programın başında şöyle bir cümle vardı. Büyük AKP’nin projelerini siz ifade ederken çılgın projeler, çılgın yönetim dediniz. Dilerseniz öyle noktayı koyalım programa. Çılgın yönetiliyor Türkiye dediniz.

Erdoğan Toprak: Şimdi çılgın projeler ve çılgın bir yönetim anlayışı var AKP iktidarında ve bu Türkiye’yi çılgınlığa doğru götürüyor. O projeler akıllı projeler. Yani hayali kanal projesi. Yani düşünün Türkiye’nin her şeyi bitmiş şatafata dayalı hayali kanal projesiyle Türk ekonomisi bir yere gelecek. Hayır kardeşim Türk ekonomisi bir yere gelecek evet doğru ama sen o sanayi çarklarını çevirerek gelir. Sen oradaki o sanayiciye destek vererek gelir. Oradaki çalışanın emeğini vererek gelir Türkiye ekonomisi bir yere.

Sunucu: Siz iş dünyasıyla irtibatlanıyorsunuz sıkça. Memnun mu iş dünyası?

Erdoğan Toprak: Hayır hiç memnun değil ve sürekli sıkıntı içindeler. En son Sayın Babacan işte onların içerisinde aklı başında bir adam Türk ekonomisi kırılgan dedi. Yani dövizde bulamayacaksınız dedi. Daha ne desin. Yani biz kötü yönettik dedi. İtiraf etti artık. Yani madem bu kadar Türkiye’yi iyi yönettiniz de 11 yılda niye Türkiye en ufak bir şeyde faiz lobisi bu işleri karıştırıyor. Demek ki sen faiz lobisini Türkiye’de kıramamışsın. Faiz lobisi de senin içişlerine müdahale ediyor. Sormazlar mı 11 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Sen yönetiyorsun. Senin yönettiğin bir dönemde 11 yıldır faiz lobisinin kucağından veya kıskacından Türkiye’yi çıkarıp alamamışsan bu da senin ayıbın.

Sunucu: CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın gözünden Türkiye’yi, son olarak da ekonomiyi aslında net olarak ortaya koydu bize. Sevgili izleyiciler bugün noktayı koyarken Erdoğan Toprak’ın deyişiyle çılgınlığa sürüklüyor Türkiye’yi AKP. Türkiye’nin büyük ve gerçek projelere ihtiyacı var. Türkiye’nin gerçek ve büyük siyasete ihtiyacı var diye yorumlayarak noktayı koyalım.

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 23 Ekim 2013 13:56

Bağlantılı Konular