Haluk Koç, “Yol için cami yıkarız” diyen Başbakan’a, “Sana camileri yıktırtmayacağız” dedi

“Sana camileri yıktırtmayacağız Sayın Başbakan. Hem de o gezideki gençlerle, hani o camide içki içtiler iftirası attığın gençlerle, ODTÜ’de direnen gençlerle beraber sana rant için cami de yıktırtmayacağız.”

“Söz konusu  rantsa,  çıkarsa,  paraysa bunlar için gerisi teferruattır.  Cami de,  din de, diyanette,  ahlakta teferruattır.”

“AKP’nin ODTÜ’ye düzenlediği gece yarısı baskını, mecliste gece yarısı milletvekillerini yerlerde sürükleyen, İstanbul’da gezi direnişinde gençlerin çadırlarını sabaha karşı yakan zihniyetle aynı zihniyettir. Yani bu zihniyette, AKP zihniyetinde hukuk, kente, insana saygı, çevre duyarlılığı yoktur, şiddet, baskı, zulüm, sindirme, teslim alma vardır.”

“60 önemli yolsuzluk dosyası çıkardık. Burada Balıkesir SEKA’dan Manisa Sümerbank’a, TÜPRAŞ’a, naylon fatura affına kendini sıkıştıran maliye bakanı uygulamalarından,  TMSF’ye  devredilen ve karşılıksız kredilerle yandaşlara aktarılan yayın kurumlarına kadar.  Özelleştirmedeki yolsuzluklara hiç girmiyorum. Bunların her biri ayrı bir yüce divanlık dosya. Bunların hiçbirinden kaçamayacak Başbakan”

“Başbakan’ın pilotları karşılama şovuna gelince, bu,  kirli ilişkilerin üzerinin örtülmesine dönük bir propaganda tavrıdır. Bunlar kurtla beraber sürüye dalıp koyunu yiyorlar, ondan sonra da çobanla beraber oturup hep beraber ağlıyorlar”

“Anayasa değişikliği görüşmeleriyle ilgili olarak bir protokol imzalanmıştı. Bu protokolde, komisyon,  komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı yani görüş birliğiyle karar alır deniliyor”

“Devlet adına egemenlik kullananların, demokratik laik bir rejimde eğitim, yargı, güvenlik, yasama ve yürütme alanlarında inançlarını ya da kökenlerini belli edecek sembol veya işaret taşımaları bu rejimin tarifi bakımından sakıncalıdır.”

“CHP bütün örgütleriyle Türkiye’nin en büyük ulusal bayramı olan 29 Ekim’i sokaklarda, alanda gündüz ve gece yapacağı törenlerle kutlayacaktır”

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Haluk Koç MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı ve soruları şöyle yanıtladı

“Değerli arkadaşlarım hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu şuanda toplantı halinde ve gündemindeki konuları görüşüyor. Gelişen olaylarla ilgili, süreçle ilgili görüşlerimizi ifade etmek için huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz ODTÜ’yle ilgili olaylar gündeme oturmuş durumda. Şunu hemen ifade edeyim. Hukukun üstünlüğünün ve önceliğinin yerini devlet eliyle baskın ve kaba kuvvet gösterisinin aldığı yeni bir tabloyla karşı karşıyayız. Hükümetin hukuk dışı koruması altında Ankara belediyesi ODTÜ’de gece baskınına çıkıyor. Bir yanda yasal süreçlere saygı gösterilmesi ve mutabakat arayışları ODTÜ yönetimi tarafından. Diğer yandan ben istediğimi yaparım mantığı ile polis, TOMA, biber gazı eşliğinde kural tanımazlık ve şiddet uygulanması. Bir yanda hukuksuzluğa karşı direnen ODTÜ yönetimi ve öğrenciler. Diğer yanda iktidar gücünün şımarttığı ifadelerle, ibretlik tavırlarla ortalarda boy gösteren bir belediye başkanı. Bir yanda çevre ve toplumsal duyarlılığın tepkiye dönüşmesi, diğer yanda toplumun, kentin isteklerine, duyarlılığına gözlerini kapatmış bir yönetim anlayışı.

Sayın Başbakan Yardımcısının bu olayları gezi olayları tekrar canlandırılmak isteniyor şeklindeki korku ve tehdit içeren açıklamaları da işin cabası.

Başbakanın bu konudaki alışılagelmiş dar mantık penceresinden söyledikleri ve klasik demagojiler ayrı bir konu.  Yol açmak için gerekirse camide yıkarız. Bu Başbakanın dünkü konuşmalarında yer alan sözcükler. Cumhuriyet Halk Partisi yola karşı. Biz yol yaparız onlar yolsuzluk yapar ifadeleri.

Şimdi değerli basın mensupları, Başbakan zalimlik ve kibir sergilemede artık iyice ustalaştı. Yolda yapılır elbet buna hiç kimsenin karşı çıktığı yok. Yolda yapılır. Burada sorulması gereken soru şu; sen hukuka uygun davranıyor musun kardeşim? Bu konuyla ilgili hazırlanan ODTÜ koruma amaçlı plan henüz itiraz aşamasındayken, askıdayken ve itirazlar 4 Kasım’da sonlanacakken bu telaş niye? Neden yasal sürenin dolmasını beklemeden bu gece baskınını düzenliyorsunuz? Bir ülkede hukuku Başbakan ve ona şirin görünmek, göze girmek için hiçbir kavrama saygısı olmayan bir belediye başkanı çiğnerse bu ülkedeki sade yurttaşlar ne yapacak bunu açıklıkla sormak gerekiyor. Başbakanın bu hususta Cumhuriyet Halk Partisine sataşma geleneği de ne yazık ki devam ediyor. Tebessüm ederek bunları söylüyorum. Çünkü her taşın altında bir Cumhuriyet Halk Partisi noktası araması Başbakanın artık alışılageldik tavrı.

Şimdi Sayın Başbakan şunu söylüyor. Yolsuzluk deyince diyor biz yol yaparız onlar yolsuzluk yapar diyor. Yolsuzluk deyince Sayın Başbakan akla gelen bir tek sizin döneminizin iktidar uygulamalarıdır. Bakın, çok net ifade ediyorum. Hepsini çıkarttık. 60 önemli dosya, 60 tane önemli yolsuzluk dosyası. Burada Balıkesir SEKA’dan Manisa Sümerbank’a, TÜPRAŞ’a, naylon fatura affını kendini sıkıştıran maliye bakanı uygulamalarından TMSF’ye devredilen ve karşılıksız kredilerle yandaşlara aktarılan yayın kurumları. Bunların hepsi burada. Detayına hiç girmiyorum. Özelleştirmedeki yolsuzluklara hiç girmiyorum. Hepsi burada. Koskoca bir klasör. Bunların her biri ayrı bir yüce divanlıkta. Bunlarından hiçbirinden kaçamayacak Başbakan. Şimdi sık tekrarladığım bir söz kendi saha ve seyircisi önünde Cumhuriyet Halk Partisine sataşmayı aklı sıra siyaset yapma yolu olarak görüyor. Ama ne yazık ki, bu yolsuzluk dosyaları Başbakanın boynunda onu yüce divana götürecek kadar önemli birer milli soygun dosyası.

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada özellikle söylemek istediğim bir husus var. Cami meselesine gelmek istiyorum. Şimdi kamera eşliğinde camiye ibadet etmeye gitmeyi alışkanlık haline getirenler. Bakın kamera eşliğinde camiye ibadet etmeye gitmeyi alışkanlık haline getirenler inançlar üzerinden siyaset yapma geleneğini sürdürenler onların anlayacağı dille söylüyorum. Şeytanın bu dünyadaki gölgesi olmaya devam ediyorlar.

Değerli arkadaşlarım, konu aslında burada yol filan değil. Beyefendinin dilinin altındaki bakla rant için, çıkar için cami bile yıkarım felsefesi. Yani kısacası Başbakanın derdi milletin camisi de değil, milletin yolu da değil, o kendi yolunu bulma derdinde. Bu kadar açık. Bunun yorumu bu kadar açık. Yani klişe bir sözle söyleyeyim. Sözkonusu rantsa, çıkarsa, paraysa bunlar için gerisi teferruattır. Camide teferruattır, dinde teferruattır, diyanette teferruattır, ahlakta teferruattır. Şunu çok iyi bilmesi gerekiyor Sayın Başbakanın. Sana camileri yıktırtmayacağız Sayın Başbakan. Hem de o gezideki gençlerle beraber. Hani o camide içki içtiler iftirası attığın gençlerle beraber, ODTÜ’de direnen gençlerle beraber sana rant için camide yıktırtmayacağız Sayın Başbakan.

Değerli arkadaşlarım, bu konuyu toparlamak için aslında AKP’nin ODTÜ’ye düzenlediği, burada belediye filan değil AKP’nin ODTÜ’ye düzenlediği gece yarısı baskını mecliste gece yarısı milletvekillerini yerlerde sürükleyerek çıkarttıkları kanun tasarıları gecelerinde olduğu gibi. İstanbul’da gezi direnişinde gençlerin çadırlarını sabaha karşı yakan zihniyetle aynı zihniyettir. Yani bu zihniyette Başbakanın tekerlemesiyle söyleyeyim bu AKP zihniyetinde hukuk yoktur, kente saygı yoktur, insan yoktur, çevre duyarlılığı yoktur, şiddet vardır, baskı vardır, zulüm vardır, sindirme vardır, teslim alma vardır.

Bu kadarı yeterli laftan anlayanlara. Dünkü belagatleri sırasında ileri sürdükleri ifadeyle nasıl duçar duruma düştükleri bu açıklamayla herhalde bir karşılık buluyor.

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta sonunda biliyorsunuz rehin tutulan iki pilotumuz serbest bırakıldı. Tekrar hem kendilerine geçmiş olsun diyoruz, hem ailelerine tekrar gözaydınlığı veriyoruz. Başbakanın izlediği yanlış politikalar Türkiye’yi uzun zamandır söylüyoruz çok açık bir ateş çemberinin içine soktu. Suriye’deki silahlı radikal çeteler ve onlarla Türkiye’yi yandaş yapanlar ne yazık ki bu uygulamalardır.

Başbakanın karşılama şovuna gelince. Başbakanın karşılama şovu bu kirli ilişkilerin üzerinin örtülmesine dönük bir propaganda tavrıdır. Bunlar halk deyimiyle söyleyeyim kurtla beraber olup koyunu yiyorlar, sonra çobanla beraber olup oturup ağlıyorlar. Benzetme aynen bu. Kurtla beraber olup süreye dalıp koyunu yiyorlar ondan sonrasında çobanla beraber oturup hep beraber ağlıyorlar. Sergilenen şov, manzara aynen bu deyime uygun düşmektedir.

Değerli arkadaşlarım, gelinen gerçek tablo şudur; artık yalın gerçek şudur; artık Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşları Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da ve Lübnan’da maalesef bu radikal terör örgütlerinin hedefi konumundadır bu politikalar sonucunda. Başbakanlık müsteşarı, MİT müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili değişik tartışmalar var. Bilhassa uluslararası medya kuruluşlarında yazılan yazılar, yorumlar var.

Değerli arkadaşlarım, bir gerçek ortada. Bir diğer gerçekte şu; bunu hep söyledik, defaten tekrar ettik, bir kere daha yineliyoruz. Türkiye – Suriye sınırı uluslararası terör örgütlerinin at oynatma sahasına dönmüştür. Harekat sahasına dönmüştür. Bunlarla beraber her ülkenin istihbarat biriminin iç içe olduğu, karmaşık bir konuma Türkiye bu bölgede maalesef sürüklenmiştir. Burada bir tek Hakan Fidan sorumlu değildir. Burada karşımıza bir üçlü çıkıyor. Onu tek kimliğe indirgemek gerekiyor. Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan burada tek bir siyasi figürdür. Hakan Fidan üzerinden yürütülen tartışmalar Başbakan ve Davutoğlu’nun Hakan Fidan’la beraber temsil ettiği siyasi duruşu, tavrı hedef alan değerlendirmelerdir.

Son gelişmeler Başbakan tarafından, danışmanları tarafından stratejik çukurluk tabirinin Türkiye’deki uygulayıcısı Davutoğlu tarafından ne yazık ki tam okunamamış ve Türkiye Ortadoğu’daki gelişmeler noktasında son diplomatik süreçlerin dışında kalan itibarsız, sözü dikkate alınmayan, önemsenmeyen bir ülke konumuna indirgenmiştir. Çözüm arayışlarının tamamen dışındadır Türkiye.

Şimdi dikkat edin öteden beri bu karmaşanın başladığı günden beri Türkiye’nin bu üçlü vasıtasıyla taraf olduğu, himaye ettiği, koruduğu, lojistik destek verdiği tüm gruplar, radikal gruplar birbirleriyle çatışır hale gelmiştir. Bir bakıyorsunuz PYD, El Kaide ve El Nusra’yla çarpışıyor. Bir bakıyorsunuz Özgür Suriye Ordusu El Kaide’yle çarpışıyor. Bir bakıyorsunuz PYD Özgür Suriye Ordusuyla çarpışıyor. Ama yalın gerçek şu; hem PYD, hem Özgür Suriye Ordusu, hem El Kaide Türkiye’nin sınır komşuları haline ne yazık ki getirilmiştir.

Ben benzetmeyle sözlerimi tamamlayıp sizin sorularınız varsa kısaca alacağım. O da şu; bakın 1980’lerin başında Afganistan’da Sovyet işgaline karşı direnen mücahitlere Pakistan’ın Peşaver bölgesinden verilen lojistik destek daha sonra Sovyet işgali bittikten sonra Afganistan’da gittikçe radikalleşen bu unsurların El Kaide terörizmini yükselten bu yapıların hem Pakistan’ın başına o zaman onlara destek veren, lojistik alan sağlayan Pakistan’ın başına, hem de dünyanın başına nasıl bir terör belası kesildikleri hepimizin gerçeği. Benzer bir tarih dilimini bir kesit olarak alın 2010’ların, 2013’lerin Ortadoğu ve Türkiye coğrafyasına yerleştirin. O günkü Pakistan’ın yerini bugün Suriye almıştır. O günkü Peşaver’in yerini bugün Türkiye’de Hatay bölgesi almıştır. O günkü mücahit grupların daha sonra El Kaide’ye dönen radikal unsurların tüm şekliyle, şemaliyle, gruplarıyla burada yer aldıklarını görüyoruz. Bütün bu olaylar bir şekilde söndürüldükten sonra hem Türkiye’nin başına bela olacaklar, hem bütün dünyanın başına terör belası olmaya devam edecekler. Pakistan – Peşaver, Türkiye – Hatay benzetmesi bence hiç yabana atılacak bir benzetme değil. Biz hala uyarıyoruz ama hala daha bu son gelişmeleri okuyup bir Türkiye dış politikasını tekrar bir düzene sokma, tekrar bir revize etme ihtiyacı ne yazık ki Başbakan ve demin saydığım ikili ekibin de gözükmüyor.

Benim ifade edeceklerim bunlar. Bazı sorular varsa kısaca alabilirim.

Soru: Anayasa değişikliği…
Haluk Koç: Anayasa görüşmeleriyle ilgili biliyorsunuz bu sürecin başında bir protokol imzalanmıştı. Bu protokolün 6. Maddesini bir kere daha okuyorum; komisyon komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı yani görüş birliğiyle karar alır, karar alınamayan konular komisyonun uygun göreceği zamanda yeniden değerlendirilir. Sürecin tamamlanıp tamamlanmadığı ve nihai metnin tekemmül edip etmediği hususu dahi mutabakat ile belirlenir.

CHP baştan imzalanan, daha komisyon çalışmalarına başlamadan önce imzalanan bu mutabakat metnine yani Anayasa Komisyonunun çalışma usullerini belirleyen bu metne bağlılığını sürdürmektedir. 4 siyasi partinin üzerinde mutabık kaldığı konularda CHP olumlu görüşünü yansıtmaktadır.

Sayın Canikli’nin açıklamalarıyla Sayın Başbakanın yine bir yerlere giderken ayaküstü yaptığı açıklamalar maalesef çelişiyor. Sanıyorum ki, Sayın Başbakanın açıklamaları AKP geleneğinde hükümeti ve grubu başlıyor. Sayın Başbakan burada hiçbir şart şurt kabul etmeyiz, bu böyledir, bu böyledir devam ediyor. Yani CHP 4 siyasi partinin mutabık kaldığı noktada adım atma noktasında daha önceki tutumunu sürdürüyor. 4 siyasi partinin mutabakatı bizim için önemlidir.

Sayın Canikli önce Sayın Başbakanı dinlesin bugün, Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalar sonrasında belki açıklamalarında bir değişikliğe gidebilir.

İkinci soruya gelince, bunu da daha önceki basın toplantılarında söylemiştik. Devletin egemenlik hakkını kullananların yani devlet adına hizmet sunanların yasama, yürütme, yargı, güvenlik ve eğitim konularında inanç ve etnik köken ifade edebilecek giysi, işaret taşımalarının demokratik laik bir ülkede sakıncalı olduğunu ifade etmiştik. Bunu bu toplantıya katılanlar izlemiştir. Bu görüşümüzü söylüyoruz.

İç tüzükle ilgili tartışmalar ne boyuttadır, ne yönde gidecek ne yönde gelişecek onları bilmiyorum. Ama CHP görüşünü söylemiştir. Yani devlet kılık kıyafet zaptiyeliği yapmaz. Devlet kimin ne yiyeceğine, ne içeceğine, kaç çocuk yapacağına, nasıl giyineceğine karar vermez, yönlendirici olmaz.

Ama devlet adına egemenlik kullananlar, demokratik laik bir rejimde eğitim, yargı, güvenlik, yasama ve yürütme alanlarında inançlarını ya da kökenlerini belli edecek sembol işaret taşımaları bu rejimin tarifi bakımından sakıncalıdır. Bu görüşümüzü ifade ettik.

Soru: Sarıgül’ün adaylığı konusunda gelinen son nokta nedir?
Haluk Koç: Bu konuya cevap vermiyorum. Defaten söylendi. CHP’nin kurumsal yapısı ortada, ilkeleri ortada. CHP bu konuyla ilgili düşüncesini açıkladı defaten tekrarlamak ancak anlamak istemeyenlere karşı tutulan bir yöntemdir. CHP’nin görüşlerini hem ben hem Sayın Genel Başkanımız defaten açıkladı.

Soru: Bugün TBMM’ye başörtülü bir vekil gelirse CHP’nin tavrı ne olacak?
Haluk Koç: Varsayımlar üzerine bu kürsüden cevap vermek olmaz. Ortada kurallar var, yönetmelikler var. O çerçeve içerisinde bakmak lazım. Varsayım üzerine tavır geliştirmek olmaz. Demin söylediğim devletin egemenlik hakkını kullananların yani hizmet sunanların hangi kategorilerde demokratik, laik bir sistemde ne yapması gerektiği konusundaki görüşümüzü biz ifade ettik.

Demin söylediğim çok açık ve nettir. Ama böyle bulmaca tarzında varsayım sorulara yanıt onun içerisinde var.

Soru: CHP 29 Ekim’,i nasıl kutlayacak?
Haluk Koç: CHP bütün örgütleriyle Türkiye’nin en büyük ulusal bayramı olan 29 Ekim’i sokaklarda, alanda gündüz ve gece yapacağı törenlerle kutlayacaktır. Halkla beraber kutlayacaktır. Resmi tören kısmı ayrı. Ankara’da da Ankara İl Başkanlığımızın yine Tandoğan’da geniş bir halk toplantısı olacaktır. Ben 28 Ekim’de kendi programımı bildiğim için söyleyeyim; İzmir Ödemiş’te Menderes Havzasında bir Cumhuriyet Mitingine, Açıkhava toplantısına katılacağım. Akşam Ödemiş’te bir toplantı ve 29 Ekim’de de Turgutlu’da Manisa’da Cumhuriyet kutlamalarına, CHP örgütüyle beraber katılacağım.

Bulunulan her yerde CHP’liler en yüksek katılımla, en büyük coşkuyla her türlü engellemeye karşı bilinçli, bilinçsiz, vasıtalı vasıtasız, dolaylı dolaysız bunları aşarak bu en büyük bayramımızı, en büyük ulusal bayramımızı yani milli devlet kimliğimizi yansıtan bu önemli günü unutturmak isteyenlere karşı bunun unutulmayacağını meydanlarda haykıracaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum, iyi çalışmalar.

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 23 Ekim 2013 13:42

Bağlantılı Konular