CHP, tutuklu milletvekilleri raporunu açıkladı

CHP Genel Merkezi’nde Akif Hamzaçebi’nin açış konuşması,  Veli Ağbaba, Özgür Özel ve Nurettin Demir’in açıklamalarıyla devam eden basın toplantısı Gülşah Balbay’ın sözleriyle sona erdi.

CHP Cezaevi Komisyonu üyesi Milletvekilleri Demir, Özel ve Ağbaba’nın 130’un üzerinde cezaevi gezerek ve 7 tutuklu milletvekiliyle ayrıntılı olarak görüşerek hazırladığı raporun kamuoyu ile paylaşılması için düzenlenen basın toplantısında şu görüşlere yer verildi;

Akif Hamzaçebi: Değerli basın mensupları, öncelikle hepinizin geçmiş bayramını bir kez daha kutluyorum ve bundan sonrada sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum sizlere.

Basın toplantısına başlarken aramızda bulunan çok değerli Gülşah Balbay’ı sizlere takdim etmek istiyorum. Hoş geldiniz diyorum Sayın Balbay. Sizin şahsınızda değerli milletvekili arkadaşımız Sayın Mustafa Balbay’a ve diğer tutuklu ve hükümlü milletvekillerimize saygı ve selamlarımızı gönderiyorum.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin Cezaevi İzleme ve İnceleme Komisyonu bugüne kadar çok güzel, çok başarılı çalışmalar yaptılar, cezaevi raporunu düzenlediler. Hasta mahpuslar raporunu düzenlediler. Tutuklu gazeteciler raporunu düzenlediler ve bugünde Türkiye’nin gündeminde 2011 seçimlerinden buyana var olan ve bundan sonrada var olacağı anlaşılan bir sorunu inceledikleri bir raporu hazırladılar ve bu raporu sizlere takdim etmek için huzurunuzdayız. Tutuklu milletvekilleri raporu. Tutuklu milletvekilleri artık değişmekte olan bir kavram. Yargı süreci devam ettikçe, ilerledikçe tutuklu milletvekilleri kavramı hükümlü milletvekili kavramıyla yavaş yavaş yer değiştirmeye başlıyor. Tutuklu veya hükümlü milletvekilleri bir bireysel sorun değildir. Onların özgürlük sorunu sadece 8 kişiye yönelik olarak ortaya konulan, incelenen, irdelenen, tartışılan bireysel bir sorun değildir. Türkiye demokrasisinin yaşadığı bir özgürlük sorunudur. İnsanlık tarihi bir anlamda insan hak ve özgürlükleri konusunda verilmiş olan mücadelenin de tarihidir. Ve güçlü demokrasiler daima insan hak ve özgürlüklerinin güçlü olduğu demokrasilerdir. Demokrasiyle özgürlük arasında son derece yakın bir ilişki vardır. Birisini ihmal ederek, özgürlüğü ihmal ederek bir demokrasiye sahip olmak mümkün değildir. Bundan tam 224 yıl önce 1789 yılında yayınlanmış olan Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 16. maddesi çok temel bir demokrasi kuralını ortaya koymuştur. Bu kural demokrasinin güçlü olduğu, yani insan hak ve özgürlüklerinin anayasalarla güvence altına alınmış olduğu bütün ülkelerde anayasal bir kural olarak benimsenmiştir. Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 16. Maddesi şöyle der. Hakların güvence altında olmadığı, kuvvetler ayrılığının bulunmadığı ülkelerde demokrasi yoktur. Türkiye’ye baktığımızda kağıt üzerinde anayasa dediğimiz bir metin olduğunu görüyoruz. Ancak bu metin bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir metin değildir. Yine bu metin özgürlüklerin güvencesi olan kuvvetler ayrılığını sağlayan bir metin değildir. Ancak ve ancak kuvvetler ayrılığının olduğu ülkelerde bireyin hak ve özgürlükleri güvence altına alınır. Çünkü yargı yürütmenin hükümetin özgürlük alanına müdahale konusunda bireyin, insanın en büyük güvencesidir. Ancak Türkiye’de maalesef özellikle AKP hükümetlerinin son dönemlerinde yargı özgürlüklerin güvencesi olmaktan çıkmış özgürlüklerin önünde bir engel olmaya başlamıştır. Tutuklu ve hükümlü milletvekilleri bu nedenle Türkiye’de bir özgürlük sorunu olarak ele alınmak zorundadır. Özgürlüklerin güvence altına alındığı, kuvvetler ayrılığının tesis edildiği bir demokrasi Cumhuriyet Halk Partisinin en büyük arzusudur. Anayasalar bireyin hak ve özgürlüklerini özellikle hükümetlere karşı güvence altına alan metinlerdir. Bu güvence ne kadar güçlüyse demokrasi o kadar güçlüdür. Ancak Türkiye’de AKP hükümetleri döneminde yargı maalesef özgürlüklerin güvencesi olmaktan çıkmıştır. Millet iradesi, milletvekillerini parlamentoda görmek istiyoruz şeklinde tecelli ettiği halde millet iradesine aykırı bir şekilde yargının tutum takınması tam anlamıyla bir demokrasi ayıbıdır. Bir demokrasi sorunudur. Yargının millet iradesine aykırı kararlar verdiği bir süreçte parlamentoya düşen görev millet iradesini teşekkül ettirmektir. Yani tutuklu ve hükümlü milletvekillerinin parlamentoda görev yapmalarını sağlamak bugün parlamentonun ana görevidir. Ama maalesef kendi sorununu çözemeyen bir TBMM ile karşı karşıyayız.

Bu sorunu ayrıntısıyla inceleyen arkadaşlarım şimdi sizlere raporu ayrıntılarıyla anlatacaklardır. Ben bu nedenle sözümü burada bitiyorum ve ilk sözü Malatya Milletvekilimiz Cezaevi İnceleme ve Komisyonu Sözcümüz Sayın Veli Ağbaba’ya bırakıyorum. Buyurun Sayın Ağbaba.

Veli AĞBABA- Çok değerli basın mensupları, öncelikle hepinize teşekkür ederim basın toplantımıza katıldığınız için. Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonu olarak şimdiye kadar 130’un üzerinde cezaevi gezdik. Bunlarla ilgili 30 rapor yayınladık. Ayrıca genel olarak da geçtiğimiz yıl hasta mahpuslar raporunu yayınladık. Bundan önce Temmuz ayında da maalesef Türkiye’deki demokrasinin gelmiş olduğu noktayı göstermesi bakımından dünyanın en büyük tutuklu gazeteci cezaevi Türkiye raporunu yayınladık.

Bugünde karşınızda büyük bir utançla söylemek isteriz ki, tüm ziyaretlerimiz sonucunda dünyanın en çok tutuklu öğrencisini, dünyanın en çok tutuklu sendikacısını, avukatını, gazetecisini, bilim insanını cezaevlerinde ziyaret eden milletvekilleri olarak tarihe geçtik. Bunu ek olarak bugün CHP Cezaevi Komisyon üyeleri olarak dünyada en çok tutuklu milletvekili ziyaret eden milletvekilleri olarak tarihe geçmiş bulunuyoruz.

Değerli basın mensupları, bu raporu Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonu hazırlamamıştır. Bu rapor tamamen AKP’nin eseridir. Böyle bir raporu maalesef dünyada bizim dışımızda hazırlayan bir başka milletvekili yoktur.

Değerli arkadaşlar, bugün meclisin 7 damarı tıkalı. Van Milletvekili Kemal Aktaş, İstanbul Milletvekili Engin Alan, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Şırnak Milletvekili Selma Irmak, Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım aramızda yok. Çünkü onlar TBMM’de olmaları gerekirken onlar Türkiye Büyük Milletvekili Mahpushanesinde bulunmaktadırlar. Tutuklu 7 milletvekili ve temsil hakkı büyük bir hukuksuzlukla gasp edilmiştir. Gasp edilmiş olan Hatip Dicle’de AKP’nin ileri demokrasi anlayışının sonucu olarak cezaevinde tutulmaktadır. Dolayısıyla bu ülkenin meclisinde barış yok. Peki soruyoruz üniversitesinde barış yok, sokaklarında barış yok, bu ülkenin neresinde barış var. Bugün kelimenin tam anlamıyla halkımızın iradesi cezaevlerinde hapsedilmiş durumda.

Şu tespiti sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bugün 7 milletvekilinin cezaevinde bulunması TBMM’nin sorunudur. Meclisimiz bir kez daha kendi sorununu çözemeyen bir meclis konumundadır. Bu noktadan hareketle sormak gerekir. Kendi sorununu çözemeyen bir meclis ülkenin hangi sorununu çözebilir? Bugün sizlerle ve kamuoyuyla paylaşacağımız raporumuzun alt başlığı iradesi hapsolmuş bir ülkenin çığlığı. Yüzbinlerce oyun sahibi 7 milletvekili mecliste yok. Bunun tek bir anlamı var. O da halkın iradesi iki yıldır hapsolmuş, iki yıldır çözülmeyen bir demokrasi ayıbı dinmek bilmeyen bir adalet çığlığı var. Ancak iktidar körleri ve sağırları oynuyor. Bizler açıkça söylüyoruz bugün AKP’nin parmak demokrasisine mahkum edilen meclis tutuklu milletvekili sorunu ile dünya siyasi tarihine geçmiştir. Dünya parlamentolarında bizim dışımızdaki hiçbir parlamentoda tutuklu milletvekili problemi yoktur.

Bugün yeni bir kanun teklifi ile AKP’nin bu konudaki samimiyetini bir kez daha test edeceğiz, bir kez daha ölçeğiz.

Değerli arkadaşlar, bu noktadan hareketle yargılama süreçleri devam ederken milletvekillerinin cezaevlerinde tutulması hukuki olmaktan çok siyasetin doğrudan yargıya müdahalesinden başka bir anlam içermemektedir. Bütün bu söylediklerimizin sonucunda bizler bir tutuklu milletvekili raporu hazırladık. Silivri, Sincan, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa cezaevlerini tek tek gezdik. Tutuklu milletvekilleriyle yüz yüze görüştük. Onların ağızlarından karşılarına dikilen hukuk terörünün boyutunu gözlemledik. Raporumuzu Sayın Cumhurbaşkanına, Başbakana, Meclis Başkanına, Adalet Bakanlığına, parlamentoda grubu bulunan siyasi partilere göndereceğiz. Ayrıca raporun İngilizce çevrisini tüm uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum örgütlerine, Avrupa Parlamentolarına da göndereceğiz.

Bizler şimdiye kadar CHP Cezaevi Komisyonu olarak onlarca rapor hazırladık. Çok yalın ve bir tek tespitimiz var. Türkiye öğrencilerden gazetecilere, akademisyenlerden askerlere, avukatlardan sendikacılara kadar toplumun hemen her kesimi için dünyanın en büyük cezaevi görünümündedir. Ülkemiz dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir uygulama ile dünyanın en büyük milletvekili cezaevi olarak da tarihe geçmiştir. İzmir Milletvekili Mustafa Balbay bizlere yazdığı mektubunda bu durumu şöyle yorumluyor. Mecliste dolayısıyla Türkiye’de irade özgürlüğü sorunu vardır.

Değerli basın mensupları, bugün cezaevlerinde tutulan milletvekilleri tutukluyken seçilen ilk milletvekili değildir. Şubat 1950’de tutuklanan Mümtaz Faik Fenik 14 Mayıs 1950’de milletvekili seçilince tahliye edilmiştir. 1957 yılında Osman Bölükbaşı hükümete hakaretten tutuklanmış ancak 1957 seçimlerinde Cumhuriyetçi Millet Partisinden milletvekili seçilmesiyle tutukluluğu sonlandırılmıştır. Fadıl Akgündüz hakkındaki dolandırıcılık iddiaları nedeniyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almış, tutuklama kararı çıkmasından sonra yurtdışına kaçmış ve kırmızı bültenle aranmaya başlanmıştır. Daha sonra 2002 seçimlerinde Siirt’ten bağımsız milletvekili olan Akgündüz’ün seçilmesinin ardından hakkındaki tutuklama kararı kaldırılmış ve 9 Kasım 2002’de Türkiye’ye gelmiştir. Sabahat Tuncel örgüt üyesi olmaktan yargılandığı davada 9 aydır tutuklu iken 2007 seçimlerinde bağımsız milletvekili adayı olarak seçimlere girmiş ve milletvekili seçilmiştir. Milletvekili seçilmesiyle 25 Temmuz 2007 tarihinde cezaevinden tahliye edilmiştir. Tarihimizde bu kadar örnek mevcutken bugün hala milletvekillerinin tutuklu olması iktidarın yargıya açıkça müdahale ettiğinin göstergesidir. Ayrıca yargının da keyfi olarak hareket ettiğinin göstergesidir.

Değerli basın mensupları, bugün halkın iradesinin özgür olmadığı ülkemizde demokrasi yokluğu çekilmektedir. Bütün çıkartılan tüm yargı paketleriyle paketlenerek rafa kaldırılan demokrasi açlığını çekiyoruz. Siyasi iktidar AKP’de olmayan ve kendine muhalif olan kim varsa terörist olarak damgalamaktadır. Eski Genel Kurmay Başkanı terör örgütü lideri oluyor, haber yapan gazeteciler örgüt propagandasıyla suçlanıyor, Hrant Dink’i katledenler ise örgüt bağlantısı bulunamıyor.

Değerli basın mensupları, tek tek milletvekillerimiz hakkındaki iddialar ve haklarındaki deliller çok benzer ve hepsi tipik. Hepsi özel yetkili mahkeme mantığı ile ve tekniğiyle oluşturulmuş durumda. Bul birkaç tane gizli tanık ortam dinlemesindeki sözcükleri saptır, saçma sapan ilişkiler ağı kur, sonrasında al polis fezlekesini savcı iddianamesine dönüştür. Bu mantıkla oluşturulmuş suçlamaların bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Yöneticisi oldukları siyasi partinin etkinliklerine katılmak, üyesi olduğu partinin Parti Meclis üyesini ağırlamak, merkez ilçe yöneticisi olduğu partinin il binasına düzenli olarak girip çıkmak. Bölgede yaşanan ölümlerden sonra taziye ziyaretlerine gitmek. Türkçe, Kürtçe ve diğer dillerde müzik dinlemek. Bölgeye özgü kıyafetleri basın açıklamalarında, eylemlerde giymek. Bir üst komutanlıktan gelen emre itaat ederek bir toplantıya katılmak, suçlanan başka bir komutan ile akrabalık bağının bulunması. Gazeteci olarak devletin üst düzey yöneticileri, cumhurbaşkanları, Yargıtay Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, siyasi parti temsilcileri, kuvvet komutanları, rektörler ve öğretim üyeleri Türkiye’nin en büyük sendikalarından birinin başkanı ile görüşmek, not tutmak. Halepçe katliamını kınamak, yöneticisi olduğu partinin Genel Başkanı ile görüşmek. Fidan dikme kampanyasına katılmak, bir kongrenin sonuç bildirgesini okumak. Diyarbakır cezaevi hakkında yayınlanmamış bir kitabı yazmak.

Değerli arkadaşlar, sözlerime burada son verirken bir şeyin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Meclis Başkanlığı ve Meclis Başkanı tutuklu milletvekili sorununu adeta görmezden gelmektedir. Ancak ve ancak meclisin kendisinin çözebileceği bu sorunu, bu demokrasi ayıbını Meclis Başkanı adeta yok saymaktadır. Meclis Başkanı sadece 543 değil, 550 milletvekilinin başkanıdır. Maalesef Meclis Başkanı 7 milletvekili yokmuş gibi davranmaktadır. Meclis Başkanı maalesef bir kez bayram kartı göndermiştir, onun dışında tutuklu milletvekillerinin hiçbiriyle bir ilişkiye geçmemiştir. Bu rapor ile son bir kez daha ülke gündemine getiriyor ve sorumlu olan herkesi göreve davet ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu bölümde Sayın Özgür Özel bazı saptamalarda bulunacak. Teşekkür ederim.

Özgür ÖZEL- Herkese merhabalar, basın toplantımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı teşekkür eder, şuanda tutuklu bulunan tüm milletvekillerini saygıyla selamlar ve Sayın Gülşah Balbay’ı da tüm milletvekillerinin aileleri, sevdikleri ve yakınları adına bir kez daha komisyonumuz adına selamlarım ve kendilerine de hoş geldiniz diyorum.

Ben bu bölümde tutuklu milletvekillerimiz hakkındaki iddialar ve aleyhlerinde kullanılan delillerden bazı örnekler vereceğim. Bu size toplantıdan sonra dağıtılacak olan basın metninde detaylı olarak var. Ben sadece her milletvekili için birkaç alıntı yaparak sözlerime başlamak istiyorum. Ancak burada bu örneklere geçmeden önce ifade etmem gereken bir husus var ki bugüne kadar yazdığımız bütün raporlar AKP’nin sözde ileri demokrasisinin esir olan tabloyu ortaya koymak için ifade ettiğimiz ve özetlediğimiz konulardan oluşmaktadır. Öyle bir iktidar partisiyle karşı karşıyayız ki bugünkü sözde ustalık dönemini yaşadığını söyleyen Başbakan ilk seçimlerde partisinin başında seçime girememiş. Çünkü başvurduğu Yüksek Seçim Kurulu kendisinin muhtar dahi olamayacağına ilişkin bir kanaat bildirmiştir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerden galip çıkan bir partinin Genel Başkanının mecliste görev almamasını kendi demokrasi anlayışına ve evrensel demokrasi ilkelerine uygun bulmamış, üzerine düşen demokratik fedakarlığı, görevi yerine getirerek bu ayıbı ortadan kaldırmıştır. Ancak aynı Başbakan şuanda tutuklu milletvekilleri sorununun çözülmemesi için ayaklarını diremiş, grubunu ve parlamentoyu bu konuda tahakküm altında tutarak tutuklu milletvekillerinin hem de YSK’ya başvurmuş, aday olma hakları resmi belgelerle tanınmış, oy pusulalarında isimleri yazmış ve her biri 100 bine yakın oyla vatandaşlarımız tarafından bizim temsilcimiz, vekilimizdirler diye nitelendirilmiş bu kişileri meclisten uzak tutmakta. Bu zorbalığı da demokrasiyle bağdaşır halde görebilmektedir. Biz o günkü kararımızdan pişman değiliz. Ama herhalde eğer demokrasiden bahsedilecekse ve bir ülkede demokrasi olacak ve birisi hükümetin başı olacaksa bu demokrasi anlayışıyla bu Başbakanın muhtar bile olamayacağı konusundaki kanaat gerçekten pekişmektedir.

Tutuklu milletvekillerimizden Sayın Kemal Aktaş iddianamesinde baştan aşağı parti yöneticiliğiyle suçlanmaktadır ve katıldıkları parti çalışmaları, basın açıklamaları, mitingler, yaptığı konuşmalar ve organize ettiği tüm toplantılardan dolayı suçlanmakta ve hakkında ağır cezalar istenmektedir. Tutuklu milletvekillerimizden Sayın Engin Alan kendi ifadesiyle askerlik mesleğini, askerlik sanatını icra etmekten dolayı suçlandığını ve ceza aldığını ifade etmektedir. Ve kendisinin bütün hakkındaki suçlamaları okuduktan sonra komisyonumuza yapmış olduğu yorum beni suçlamadıkları hiçbir şey kalmadı. Korkarım Pargalı İbrahim’in boğulması olayından da beni sorumlu tutmaları yakındır ifadesini kullanmıştır.

Bir diğer tutuklu milletvekili İbrahim Ayhan 12 Eylül’de yapılmış olan referandumla ilgili yürütmüş olduğu siyasi çalışmalardan, hazırlattığı afişlerden, astırdığı pankartlardan ve dövizlerden sorumlu tutulmakta ve bunların her biri iddianamesinde yer almaktadır. Ayrıca kendisinin partisinin il başkanı olarak parti Genel Başkanını ve Grup Başkanvekilini karşılaması, ağırlaması ve onlarla yapmış olduğu görüşmeler örgüt suçu olarak sayılmaktadır. Raporumuzun en önemli kısımlarından bir tanesi milletvekilimiz Sayın Mustafa Balbay’a karşı yapılmış olan büyük haksızlıklardır. Şuanda Sayın Mustafa Balbay’ın ilk tutukluluğundan sonra herkesin gözünün önünde havaya kaldırdığı ve bugünde sizlere göstermek üzere bize emanet ettiği suç aletiyle Sayın Balbay’ın silahıyla sizlerin karşısındayız. Sayın Balbay’ın üzerine atılı suçları işlediği tüm silahı budur. Bu görevi kolaylaştıracak bir adette sarı basın kartına sahiptir kendisi. Ve Sayın Balbay hem tutuklu gazeteciler raporunda yer alan, hem de tutuklu milletvekilleri raporunda yer alan her ikisinin de kesişim kümesi olan bir milletvekili olarak bugün sizlere arz ettiğimiz Türkiye Büyük Milletvekili Cezaevi raporumuzun da önsözünü yazmıştır. Kendisine de bunun için bir kez daha teşekkür ediyoruz. Ve kendisi eline ilk ve son kez 1982 yılında silah aldığını, onu da askerde aldığını söylemekte. Hakkındaki suçlamalarda delil olarak gösterilen Cumhurbaşkanıyla, Yargıtay Başkanıyla, Başsavcılarla, siyasi parti temsilcileri, kuvvet komutanları, rektörler ve öğretim üyeleriyle ve bir sendika başkanıyla yapmış olduğu görüşmelerin notlarının karşısına suç delili olarak çıkartılmasından duyduğu üzüntüyü ifade etmektedir.

Kendisine yaptığımız ziyaretlerden sondan ikincisinde kendisi kendine verilen cezanın adeta matruşka gibi olduğunu söylemekte. Benim için bilgisayarımdan çıkarıldığı söylenen notlardan tam 4 suç unsuru üretildi. Her bir suçun içinden 4 tane suçlu Mustafa Balbay çıkardılar. Yazdıklarımla hükümeti devirmeye çalışma suçundan 16 yıl, bu yazdıklarımı dayandırdığım belgeleri bulundurduğum için 9 yıl, bu belgelerin içinde adı geçen kişilerle ilgili haber yapmaktan 7 yıl, buradaki kişilere ait verileri bulundurmaktan yani kişisel verileri açığa çıkarmaktan 2 yıl 8 ay ceza aldım. Gazeteci aynı gazeteci, yapılan haber aynı, yazılmak üzere olan kitap aynı kitap. Suçun içinden suç, gazetecinin içinden suçlu çıkarıyorlar. Bilgisi, belgesi olmayan gazeteci olur mu? Öyle yapılırsa eğer buna gazetecilik denir mi diye sormaktadır. Mustafa Balbay mahkeme tutukluğuna devam kararı verirken anayasayı, özgürlükleri kısıtlayıcı yönde yorumlamış ve bu gerekçeye kararında şu şekilde yer vermiştir. Birincisi; milletvekili seçilmesi yurtdışına kaçma ihtimalinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. İki; serbest bırakılması öteki tutuklu sanıklara karşı eşitsizlik oluşturur. Balbay’ın tutukluluğu hakkında bu iki gerekçe milletvekilimizin cezaevinde tutulması için tüm milletvekillerinin adeta ortak gerekçe haline gelmektedir. Oysa şunu açıkça ve net olarak ifade etmek isteriz. Yargıçlar elbette kararlarıyla konuşurlar. Ancak hepimizin saygı duyduğu ve ülkemizde tüm siyasi partilerin kutsadığı milli irade nasıl konuşur? Milli irade sandıkta konuşur ve milli irade sandıkta konuşmuş ve tüm milletvekillerine bunlar bizim vekilimizdir demiştir. Bu sözün üzerine Türk milleti adına karar veriyoruz diye kararın başına yazıp daha sonra Türk milleti adına karar verenlerin milli iradenin sandıktaki tecellisinin tam tersinde bir karar vermelerini de bir kez daha vicdanlara ve hukuka havale etmek istiyoruz.

Sayın Balbay mesleki faaliyetlerimden terör suçu üretilerek basın özgürlüğü ihlal edilmiştir. Tüm gazetecilere yönelik bir tehdit oluşturulmuştur demektedir. Mesleğimi özgürce sürdürmem, bildiğim doğruları halka yansıtmam engellenerek ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir. Yukarıdaki iki ihlal beraberinde halkın bilgi edinme hakkını ihlal etmektedir. Milletvekili seçilmem hukuk önünde hiçe sayılmış, milli iradenin meclise tam yansıması engellenmiş, demokrasinin en önemli kuralı ihlal edilmiştir. Bu rapor hazırlanırken hala tek kişilik hücrede tutulmaya devam eden Balbay görüşmelerimizden birinde ülke siyasetine yönelik çarpıcı bir tespiti şu cümlelerle ifade etmektedir. Diktatörlük bir kişinin milyonlarca insana hükmetmesi değil, milyonlarca insanın bir kişinin diktatörlüğünü kabul etmesidir.

Bir diğer tutuklu milletvekili Selma Irmak ailesinin ve yakınlarının tutuklandığı mahkemeden değil basında öğrendiğini söyleyen Irmak dosyada gizlilik kararı olmasına rağmen haklarındaki iddiaların ve isimlerin basında çarşaf çarşaf yer almasını, birilerinin üzerinde gizlilik kararı olduğu için kendisini ve avukatının dahi göremediği belgeleri basına sevk etmiş olmasını, meselenin siyasi bir mesele olması ve basınında bu siyasi iddiaları kuvvetlendirmek için nasıl oyuncak edildiğini ifade etmektedir. Ben sözlerime burada son verirken Türkiye’de tutuklu şuandaki 7 milletvekilimizin ailelerine, yakın arkadaşlarına ve siz değerli basın mensuplarına böyle bir ayıbı bir daha yaşamamayı hiçbir milletvekilinin bir daha böyle raporlar yazmak zorunda kalmayacağı ve hiçbir basın mensubunun da bunları haberleştirmek zorunda kalmayacağı gerçek bir demokrasiyi temenni ediyorum. Teşekkürler.

Nurettin Demir: Değerli basın mensupları, Sayın Bayan Balbay nezdindeki tüm değerli tutuklu milletvekilleri yakınlarına ve bizi izleyen değerli izleyicilere saygılar sunuyorum bende. Ve onlara diyorum ki, direnin ve direncinizin güçlü olması dileğiyle saygılar sunuyorum. Bende milli iradesi hapsolmuş bir ülkenin tutuklu milletvekillerinin yaşadıkları sorunları ve hak ihlallerine değinmek istiyorum. Cezaevlerinde milletvekillerinin karşı karşıya kaldıkları uygulamalar ve olumsuzlukları şu şekilde sıralamak mümkündür. Ki bunların bazılarını ancak söyleyebileceğim. Koğuşlarda kapasitelerin üstünde mahpus bulunması. 8 kişilik koğuşlarda 27 kişi, 22 kişilik koğuşlarda 45 kişi kalıyorlar. 16 kişilik koğuşlarda 40’a yakın insan tutulunca kimi koğuşlarda merdiven altlarında, lavaboda, mutfak masasının üzerinde yatmak zorunda kalıyorlar. Hatta sırayla yatıp kalkıyorlar.

Diğer tutuklularda olduğu gibi milletvekilleri yakınlarına cezaevlerine girişte yapılan uygulamalar rencide edici ve onur kırıcıdır. Banyo için yeterli miktarda su verilmiyor. Sıcak su sıkıntısıyla birlikte hijyen ciddi bir problem. Kışın ısınma, yazın serinleme sorunu mevcut. Yılda bir kez her tutukluya verilmesi gereken nevresim bile parayla satılıyor. Yazılan mektuplar emniyette aylarca, yıllarca bekletiliyor. Her türlü demokratik eylem ve tepki keyfi disiplin cezalarıyla sonuçlanıyor ve sürekli soruşturma açılıyor. Revire çıkmak üzere verdikleri dilekçeler ya kayboluyor ya da haftalar sonra cevaplanıyor. Hastane sevklerimiz ayları bulduğu gibi bazen gerçekten unutuluyor gidiyor. Karavana usulü gelen yemeklerin içinden neler çıkmıyor neler. Çivi, tırtıl, sinek, kıl, saç ve buna benzer daha neler neler. Diyetisyen yok, diyet kontrolü yok. Yemekler sağlığa uygun değil, sağlığı bozan cinsinden. Milletvekillerine verilen unutmayınız kartı bile şu gördüğünüz kart bile yasak saygıdeğer basın mensupları. Soda ve çiğ yumurta yasak. Koğuş veya oda değiştirilmesine izin verilmiyor. Bir grip virüsünün iki gün içerisinde bütün hapishane kampüsünün yaygınlaştığı görülüyor. Hastaneye sevk edilen hastalar bazen 6 – 7 ay sonra götürülmekte olduğunu biraz öncede söylemiştim. Diş tedavisi aylarca sıra bekliyor, sıra geldiğinde o diş çürümüş oluyor, çekilmek zorunda kalıyor. Hatta diş çekilirken kelepçeli, muayene edilirken kelepçeli ve hatta yatağa bağlı olarak operasyonlar yapılıyor. Maalesef böyle bir ülkede yaşıyoruz. İstanbul protokolüne imza atmış olan bir ülke maalesef uygulamıyor. Her gün bir işkence, hastalık bir işkence, işkence sağlık aramak, sağlık hakkı bir işkence. Günde bir ya da iki sefer yarım saatliğine verilen su ihtiyacı karşılamamakta. Ciddi temizlik sorunları, hatta sağlık sorunları ortaya çıkmakta. Sohbet hakkı zaten iyice kuşa dönmüş durumda. 2 – 2,5 saate indirilmiş. 10 kitap sıralaması dolayısıyla kitap bulundurmaları engelleniyor.

Bazı milletvekillerinin cezaevleriyle ilgili yorumlarına kısaca değinmek istiyorum. Mehmet Haberal biliyorsunuz benim kaldığım ortamda kapımda 10×15 santimetrelik bir açık yerden görüşme yapabiliyoruz. Yemeklerimizde 15×30 santimlik bir yerden alıyoruz çıkıyoruz. Bir yırtıcı hayvana bile uygulanmayacak bir koşullarda maalesef yaşıyoruz, yaşatılıyoruz diyor.

Faysal Sarıyıldız, ilkel esir kampı koşullarını aratmayan Mardin cezaevinde kaldığım 3,5 yıl boyunca her türlü gayriinsani dayatmayla karşılaştık. 3 yıl boyunca gittiğimiz mahkemeler ayrıca işkenceye dönüşmektedir. Cezaevinin kendi standartlarına göre olmayışı, 50’ye yakın tutuklu veya hükümlünün her seferinde neredeyse üst üste yığılarak taşınması, en önemlisi de mahkeme günü boyunca ellerimiz kelepçeli olarak tutulduğumuz adliye binasındaki hücrelerin havasız, kirli ve dar olması açık bir işkenceye dönmüştür diyor. Yine aynı milletvekili hastaneye götürüldüklerinde önünde, sağında, solunda birer jandarma ve birbirine bağlı mahkumların hasta doktor önünde beklediğini, hatta doktora girdiklerinde mahrumiyet diye bir şeyin sözkonusu olmadığını ve jandarmanın önünde muayene edildiklerini, kelepçelerinin sökülmediği açılmadığını, doktorlarında artık müdahale etmediğini söylüyor.

Engin Alan, meclis başkanlığının bir kere bile iletişime geçmediği milletvekillerimiz adeta kendilerini yok sayan bu yaklaşımı eleştiriyorlar. Örneğin Sayın Engin Alan sağlık bakanlığı tarafından kendilerine verilen adım ölçeri cezaevinde kullanmasına izin verilmiyor. Sayın Alan diyor ki, obeziteyle mücadele adına sağlık bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan adım ölçeri içeride kullandırmıyorlar, dalga geçer gibi adım ölçer gönderiliyor, sonrada kullandırmıyorlar yorumunu yapıyor.

Sevgili dostlar, saygıdeğer basın emekçileri, milli iradesi hapsolmuş bir ülkenin çığlığından size örnekler sunduk. Onlara sabırlar diliyoruz ve ben bir milletvekili olarak, bir akademisyen olarak, bir doktor olarak bu meclisin üyesi olduğum için hem utanıyorum, hem üzülüyorum. Saygılar sunuyorum.

Akif Hamzeçebi: Teşekkür ederim Sayın Demir. Cezaevi komisyonu üyesi arkadaşlarımız gördüklerini, yaşadıklarını ve bu çerçeve görüşlerini ifade ettiler. Ancak dilerseniz bir tutuklu milletvekili eşi ne hisseder, ne düşünür kendisinden gerçekten dinlemeyi çok arzu ediyoruz biz. O nedenle Sayın Gülşah Balbay’ı kürsüye davet ediyorum. Buyurun Gülşah hanım.

Gülşah Balbay: Değerli basın mensupları, Grup Başkanvekilimiz Sayın Akif Hamzaçebi, vekillerimiz Sayın Nurettin Demir, Sayın Veli Ağbaba ve Sayın Özgür Özel’in hazırlamış olduğu tutuklu vekiller raporunun özetini sizlere sundular. Her şey çok net, çok sarih. Aslında eklenecek fazla bir şey yok. Altını çizmem gereken belki birkaç nokta var. Tutuklu vekiller raporu hazırlanmış olan bu rapor aslında Türk demokrasisi tarihinin yazılı bir utanç belgesidir. Bunları bir hükmen tutuklu vekil eşi olarak çok büyük üzüntüyle ve bir yurttaş olarak inanın utanç içinde bende dinledim. Büyük bir üzüntü duyuyorum. Demokrasi nedir arkadaşlar hep birbirimize sorarız. Fakültede okurken de sizlerle birlikte tartışırdık. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu halkın egemenliği, halkın temsilidir. Temelinde bu vardır. Temsili demokrasinin ne kadar demokrasiyi yansıttığı tartışmalıdır bu kabul. Ama şuanda parlamenter demokrasilerde halkın temsili birebir önkoşuldur. Bu temel üzerinde, bu temel sağlam olmadan üzerine oturtulan tüm demokratik çözüm inşaları da çökecektir. Samimi değildir, gerçek değildir. Bunun bir örneğini demokrasi paketinin içeriğini okuduğumuzda hepimiz gördük. Alfabeye Q’lar, X’ler eklenmek istenirken Mardin milletvekili, Urfa milletvekili, Şırnak milletvekili içeride. Demokrasi denirken 7 vekil şuanda tutuklu. Üstelik çok da ağır şartlar altında. Bunun neresi inandırıcı, bunun neresi halka samimi bir demokrasi sunumudur? Demokrasiyi bir denklem halinde söylemek istersem demokrasi bence eşittir farklılık artı eşitlik. Bir mecliste ne kadar farklı ses olursa, ne kadar farklılık olursa ve bu farklılıklar kendilerini ne kadar eşit bir şekilde ifade edebilme şansı bulurlarsa işte orada demokrasi vardır. Bu yüzden iktidara seslenmek istiyorum. Farklılıklardan farklı seslerden lütfen ürkmeyin. Mecliste muhalif seslerin çokluğundan korkmayın. Çünkü bu farklılıklar ne kadar artarsa ve eşitlik sağlanırsa bu farklılıklar arasında gerçek demokraside ülkemize o şekilde gelebilir.

Ben yine tekrar ediyorum hükmen tutuklu vekil eşi olarak biran önce bu ayıbın sonlandırılmasını, tüm tutuklu vekillerin en kısa sürede özgürlüğüne kavuşmalarını diliyorum. Sizlere de ve başta Cumhuriyet Halk Partisi vekillerine çok teşekkür ediyorum. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi tutuklu vekiller konusunda üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır. Şimdi sıra diğer muhalefet partilerinin Genel Başkanlarında, vekillerindedir ve iktidardadır. Buradan kendilerine çok teşekkür ediyorum. Hepsine saygılarımı sunuyorum ve biran önce Türkiye’nin, ülkemizin üzerindeki bu gerginliğin biran önce sonlandırılmasını istiyorum. Demokrasi ve insan hakları sorunları deyince Türkiye’de liste uzayıp gidiyor. Burada hepsini sıralamak imkansız. Ama gelin ilk sıraya tutuklu vekillerini koyalım ve ben buradan çağrı yapıyorum meclise. Vekilleri özgür bırakarak Türkiye’deki demokrasi sorununun çözümüne başlayabiliriz diyorum. Beni dinlediğiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.

Akif Hamzeçebi:  Sayın Gülşah Balbay’a bu çok güzel objektif değerlendirmesi için çok teşekkür ediyorum.

Değerli basın mensupları, konuyla sınırlı olarak sorularınız varsa onları alabiliriz.

Soru: Bu konularla ilgili olarak AKP ile temasınız oldu mu, olacak mı?

Akif Hamzeçebi:  Bayram öncesi AKP’nin Sayın Grup Başkanvekili bizleri aradı. Anayasa uzlaşma komisyonunda uzlaşılan 59 – 60 maddeyle ilgili olarak bayram sonrası CHP grubundan randevu isteyeceklerini ifade ettiler. Bizde kendilerine yasama dokunulmazlığı dahil olmak üzere bu konuları görüşmek istediğimizi ifade ettik. Bayram sonrası ilk günü yaşıyoruz. Henüz bize bir randevu talebi gelmedi. Geldiği zaman bu konuyu da değerlendireceğiz tabi ki.

Soru: Bir kanun teklifinden de bahsediliyor CHP’nin, ayrıntısını paylaşabilir misiniz?

Akif Hamzeçebi:  Genel olarak şimdi tutuklu milletvekilleriyle ilgili olarak CHP grubunun daha önce birçok çalışması olmuştur, birçok önerisi olmuştur. En son TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek başkanlığında tüm muhalefet partileri bir araya gelerek bu soruna çözüm bulmak üzere bir taslak üzerinde mutabık kalmıştı. Bu çerçevede yeni bir teklifi Sayın Ağbaba ve arkadaşlarımız hazırlıyorlar.

Soru: Konuyla ilgili olarak diğer muhalefet partileriyle görüşmeyi düşündünüz mü? Çarşamba günü meclis başkanıyla da görüşeceksiniz, gündeme gelecek mi?

Akif Hamzeçebi:  Şimdi Sayın Meclis Başkanı içtüzükle ilgili olarak komisyon üyesi Grup Başkanvekillerini toplantıya davet ettiler. Elbette bu konu Sayın Meclis Başkanıyla görüşülecek konular arasındadır. İktidar partisi grubu CHP grubuyla görüşmeden onların bu konudaki niyetlerini öğrenmeden bizim herhangi bir şekilde diğer siyasi partilerle görüşme yönünde bir hareketimiz sözkonusu değildir. Elbette ihtiyaç olursa sadece iktidar partisiyle değil bütün siyasi partilerle diğer muhalefet partileriyle de bu konuyu görüşebiliriz.

Çok teşekkür ederim.”

    Salı, 22 Ekim 2013 14:38

Bağlantılı Konular