Muharrem İnce'den Başbakan ile ilgili yazılı açıklama

Başbakan Erdoğan’ın meydanlarda “soydur, soy” hezeyanlarıyla dolaştığını da hatırlatan Muharrem İnce konuyla ilgili olarak yazılı bir açıklama yaptı ve şunları söyledi:

“Kurtuluş ve Kuruluş tarihimizin önemli isimlerinden Dr. Reşit Galip hakkında bizzat Başbakan tarafından telaffuz edilen cümlelerle, ulusal tarihimize karşı kin ve nefretin cehaletle, iftiralarla süslenmiş halinin nasıl bir seyir izlediğini hep birlikte görmekteyiz. Türk ve Türklüğe Damat Ferit’in ünlü Milli Eğitim Bakanı Rumbeyoğlu Fahreddin kesilen yardımcısının hali ise içler acısıdır.

İnsanları tarihe yaptıkları kaydeder. Ulusumuzun bu devrimci kahramanına, devlet adamına uzanan dillerin bugün yaptıkları ile elbette Reşit Galip’in yaptıkları bir arada anılamaz.

Reşit Galip daha tıbbiye öğrencisiyken Balkan Cephesine, Kafkas Cephesine katılan, bütün yaptıklarıyla varlığını gerçek anlamda vatanına ulusuna armağan etmiş biridir. O, Kurtuluş savaşında Tavşanlı’da Reddi İlhak Cemiyetinin şubesini kuran, Köycülük Cemiyetiyle Kütahya yöresinde yürüttüğü mücadeleyle işgale, yoksulluğa, sefalete savaş açan, sağlık alanında yazdığı kitap ve broşürlerle, çevirilerle toplumu aydınlatan, doğumun özendirilmesinin değil doğan çocuğun yaşatılmasının esas olduğu fikrini herkese aşılayan, kuruluş devrinde tarih ve dil kurumunun, halkevlerinin kuruluşunda görev alan, milletvekili sıfatıyla her zaman hak ve adaletin yanında kendi bildiği doğruları söylemekten asla taviz vermeyen, halkın kullandığı dilin Resmi dil hale gelmesini sağlayan, öğretmenler aracılığıyla yaşayan Türkçenin sözcüklerini derleyen bir düşünce ve eylem adamıdır.

11 Aylık kısa Milli Eğitim Bakanlığı döneminde ilk iş olarak öğretmenlerin maaşlarının düzenli ödenmesini görev bilmesiyle, öğretmenlerin kendilerini yetiştirmesi için 15 kitaptan oluşan öğretmen kitaplarını yayınlatmasıyla, kendisinden önce hazırlıkları yapılan Üniversite reformunu kısa sürede gerçekleştirmesiyle, Milli Kütüphanenin, Etnografya Müzesinin, Bilim Akademisinin ilk hazırlık çalışmalarını yapan, bu icraatlarıyla tarihimizin unutulmaz isimlerinden biri olmuştur.

Ona uzanan dillerin iddialarına gelince bizim açımızdan sadece birer saçmalıktan ibarettir . Bugün Reşit Galip’i ırkçılıkla itham etmek cehaletin nasıl bir yol aldığına kanıt olabilir.

Reşit Galip, Atatürk ilkelerini en iyi anlamış ve açıklamış, uygulamış önemli aydınlarımızdan biridir. Onun milliyetçilik anlayışı, vatan ve ulusuna kendini adama, vatan ve ulusunu yüceltmek için çalışmaktır. Çalışmak, onun siyaset anlayışının vazgeçilmez anahtar sözcüğüdür.

Bugün kaldırmakla övündüğünüz “Andımızı” okuduğu konuşmasında çocuklarımıza şunları söyler, “Daima kulağınızda çınlasın ki çalışkan olmayan Türk sayılamaz, ahlâkı olmayan Türk olamaz! Şimdiden bağırarak söylüyorum ki, sizlerden çalışmayanlar, millet işlerinde kendi paylarına düşecek olanı en iyi yapmak için bugün en iyi yetişmeğe kulak asmayanlar bizim yarınki düşmanlarımızdır”

Onu kafatası ölçen biri olarak göstermeye çalışanlar, o günün Antropolojisinde insanın tarihsel gelişiminde kullanılan bir aleti kullandı diye suçlayanlar, bugün insan soyunun DNA ile tespitine, İnsanın tarihsel evriminin DNA üzerinden araştırılmasına acaba ne derler?

Bunu dile getirerek onu aşağıladığını düşünenler Reşit Galip’in her hangi bir insanı, topluluğu, biyolojik özelliklerinden dolayı aşağıladığına bir kanıt bulabilirler mi? Ama bunu dile getirenlerin meydanlarda “soydur, soy” hezeyanlarını iyi biliyoruz.

Reşit Galip’in yaşamı ahlak ve erdemin timsalidir. Onun ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi isteyenlerden olduğu doğrudur. Ancak Ezan’ı bizzat kendisinin Türkçeleştirdiğini söylemek ise sadece sallamaktır.

Dini zimmetine geçirmiş bu zavallıların, bir Müslümanı öldürerek onun kalbini yiyenleri dost örgütler kategorisinde gördüğünü, 1,5 milyon Iraklı Müslümanın ölümüne sebep olanlara duacı olduklarını biz çok iyi biliriz. Reşit Galip’in dindarlığına, dini anlayışına dil uzatmak bu kişilerin gerçekte kim olduklarını bize çok iyi anlatmaktadır.

Tıbbiyenin 4. Sınıfında cephelere koşan, İstanbul işgal edildiğinde sokaklarda işgale karşı bildiri dağıtan, Darülfünundaki asistanlık görevini halkına hizmet için tereddütsüz bırakan, Kafkas Cephesinde hastalanan bir kahramana dil uzatanların vatan için ölenler hakkında “kelle” “üç beş Mehmet öldü diye meclis toplanmaz” dediklerini çok iyi biliriz.

Anahtar Kelimeler
    Cuma, 18 Ekim 2013 17:11

Bağlantılı Konular