Kemal Kılıçdaroğlu "Daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi" dedi

CHP Lideri Kılıçdaroğlu düzenlediği basın toplantısında güncel olayları, Türkiye’nin temel sorunlarını ve Başbakan Erdoğan’ın “Demokrasi Paketi” diye sunduğu kamuoyunun aldatmaya yönelik seçim paketini şöyle değerlendirdi.

“Değerli Arkadaşlar,
Kıymetli Basın Mensupları,
Televizyonların başında bizleri izleyen yurttaşlarım,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

1) Türkiye'nin özgürlük ve demokrasi tarihi
Önce şunu söyleyeyim.
Halkımızın özgürlük ve demokrasi arayışı, oldukça eskiye dayanır.
Bu ülkenin toprakları üzerinde onurlu ve özgür bir şekilde yaşamak için çok bedeller ödedik. Hem işgale hem de baskıya karşı, özgürlük ve demokrasi mücadelesi 1919 yılında başladı.
Biz 1919 yılında halkımızın ayağına vurulan zincirleri kırmak için harekete geçtik. Buradan özgürlük ve bağımsızlık uğruna hayatını feda eden tüm şehitlerimizi de rahmetle anıyorum.
Onların fedakârlıkları ile Türkiye hem bağımsızlığa, hem de özgürlüğe kavuştu. Bu ülkenin çocuklarının kanlarıyla Türkiye özgür ve onurlu bir ülke oldu.
Kurtuluş savaşından sonra Cumhuriyet’i kurduk. Millet egemenliği kolay kazanmadı.
Bunu bize kimse lütfetmedi. Kanla, gözyaşıyla, fedakârlıkla biz bunu kendimiz kazandık.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dedik. O sözün de gereğini yaptık.
Çağdaş uygarlık düzeyinde ne varsa Türkiye’de o olacak dedik. Halkı siyasetin öznesi haline getirdik. Herkese oy verme hakkını tanıdık.
Medeni kanunu yeniledik. Ticaret hayatından, ceza hukukuna her alanda devrimler yaptık.
Kadın hakları alanında o dönemin bir çok Avrupa ülkesinin bile ilerisinde adımlar attık. İnsanı merkez alan bir anlayışla, çağdaş hak ve özgürlüklerden insanlarımızın yararlanması için çalıştık. Bu adımların tamamı dünya tarihinde eşi benzeri bulunmayan büyük devrimlerdi.
90 yıl sonra bile bu adımların bir benzerini atamayan Ortadoğu ülkelerinin içler acısı halini hepimiz görüyoruz.
Biz bu adımları attığımız için 90 yıldır bu bölgenin model ülkesiyiz ve model ülke olmaya da devam edeceğiz.
Bu devrimleri milletimizle birlikte gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm arkadaşlarını saygıyla, şükranla rahmetle yad ediyorum.
Onlar hiçbir yılgınlığa kapılmadan bütün engelleri aştılar ve yepyeni, aydınlık, ufkunda çağdaş uygarlık hedefi olan bir devlet kurdular. Onlar hasta adamdan genç bir ülke kurdular. Onlar kul sayılan bir halkı millete dönüştürdüler. Bu ülkede hiç kimsenin ikinci sınıf insan yerine konulmasına razı olmadılar. Onlar “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” dediler...
1946 yılında yeni bir devrim daha yaptık. Halkımızla elele çok partili siyasi hayatın önünü açtık.
Serbest seçimleri getirdik.  Halkımızın kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçmesini sağladık.
Rahmetli İsmet İnönü seçimleri kaybettiği zaman  “bu yenilgi benim en büyük zaferimdir” diyordu
Çünkü bu seçimlerin yapılmasıyla kazanan Türkiye oldu. Çünkü kazanan Cumhuriyetin temel ilkeleri oldu.
Çok partili hayat ile rejimimiz çok sağlam bir temele oturdu.
En başından beyan edilen amaç gerçekleşti, egemenlik  millete devredildi. Çünkü onlar “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir “ diyerek yola çıktılar. Bu bir vaatti. Bu vaadin gereği yerine getirildi.
Bu büyük devrimin altında imzası olan, bize çok partili hayatı kazandıran  İsmet İnönü’yü de rahmetle, şükranla yad ediyorum.
Bir çokları ellerindeki iktidar gücünü asla devretmek istemezken, O gücü halka ve halkın seçtiklerine devretme cesaretini gösterdi.
Bu süreçte Türkiye tarihinde bir sarkaç gibi anti demokratik uygulamalar ile demokrasi talepleri birlikte yürüdü.
Ancak tarihe iyi bakın. Kazanan hep demokrasi, hep özgürlük ve adalet oldu.
Halkımız her seferinde demokrasiden yana tavır aldı.
Çünkü biz çıtayı yükseğe koyduk. Biz “dünyada ne varsa, Türkiye de ona layıktır” dedik.
1970’li yıllarda, en yüce değer olan emeğin yanında durduk. Sosyal demokrasi devrimi ile emekçinin haklarını en güçlü şekilde koruduk.
Sendikal hakları getirdik. Çalışma hayatını yeniden düzenledik. Grev ve lokavt gibi hakları tanıdık.
Bu dönemde emek en yüce değer olarak tescillendi.
“Bu düzen değişmelidir” dedik. “Toprak işleyenin, su kullananın”  dedik, emekçinin hakkını teslim ettik.

Buradan bu büyük devrime imza atan  Bülent Ecevit’i de  bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Karaoğlan efsanesi gazete manşetlerinde değil, halkın kalbinde doğdu, orada büyüdü.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyoruz. İşte insanı yaşatan, insana değer verenler onlardı.
Bu devrimler öyle köklü, öyle güçlü devrimlerdi ki darbeler bile bu devrimleri silemedi, ortadan kaldıramadı, yok edemedi.
Bugün biz Cumhuriyet’in olmadığı bir Türkiye’yi hayal bile edemeyiz.
Bugün biz çok partili hayatın olmadığı bir Türkiye’yi kâbuslarımızda bile göremeyiz.
Bugün biz emeğin haklarının korunmadığı bir Türkiye’yi asla kabul edemeyiz.
Çağdaş Türkiye’nin gemisi sağlamdır. Rotası bellidir. Bu gemi bu yolda ilerlemeye devam edecektir.
Elbette demokrasimizde her dönem sorunlar oldu. Bu sorunları da bu temel kurumlar sayesinde aştık. Yine bu kurumlarla aşacağız.
Çok açık bir şekilde söylüyorum Türkiye’nin demokratikleşme tarihi dün başlamadı. Bu 90 yıllık bir mücadeledir.
Türkiye’de kalbi haktan ve halktan yana atanlar, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha çağdaş bir Türkiye için çok bedeller ödedi.
Bu bedelleri yok saymak da kimsenin haddine değildir.
Bu 90 yılın içinde işkence hanelerde işkence gören gençler var.
Fikirleri yüzünden hapishanelere düşen Nazım Hikmet’ler, Ahmed Arif’ler, Can Yücel’ler, Sabahattin Ali’ler var...
Bu demokrasi mücadelesinde Ahmet Taner Kışlalılar, Muammer Aksoy’lar, Ruhi Su’lar, Uğur Mumcu’lar var. Bu mücadelede adım adım yürüdük. Bu mücadele için bedel ödeyen herkesi de bir kere daha saygıyla anıyorum.

2) Bugünlere nasıl geldik- 11 yılın demokrasi karnesi

Bugün geldiğimiz nokta ne yazık ki Türkiye’nin hak ettiği bir nokta değildir.
Türkiye geçtiğimiz 11 yılda çok fazla zaman kaybetti.
Demokratikleşme ve özgürlük için atılması gereken adımlar atılmadı. Ne yazık ki AKP döneminde Türkiye bütün demokratikleşme sıralamalarında geriye gitti,  zemin kaybetti.
Örneğin,
BM tarafından açıklanan insani gelişmişlik sıralamasında 2002 yılında Türkiye 85. Sıradaydı. Bugün 90’ıncı sıradayız.
Geçen 11 yıla rağmen demokrasi endeksinde Türkiye hala “hibrid bir rejim” olarak gözüküyor.

Dünyada Özgürlük endeksine göre Türkiye ne yazık ki “yarı özgür” bir ülke.
Sınır tanımayan gazeteciler tarafından her yıl açıklanan “Basın özgürlüğü” endeksinde Türkiye 2002 yılında 99’uncu sıradaydı. Bugün 154. Sırada
Uluslararası basın kuruluşlarına göre Türkiye dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi. Bu da bir başka acı gerçek. Bunu da herkes bilmek zorunda…

2002 yılında Türkiye’de tutuklu olan bir milletvekili bile yoktu.
Bugün TBMM açılıyor. 7 milletvekili tutuklu. Yüzlerce yerel yönetici hala hapishanelerde.

Kendine dokunan bir olay oldu mu hemen “milli irade” diyorsun. Seni seçeni milli irade sayıyorsan da,  bu milletvekillerini, belediye başkanlarını seçenleri  niçin milli irade saymıyorsun?
2002 yılında cezaevlerinde 59.000 vatandaşımız vardı. Bugün cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 135.000

Adalet Bakanlığı tarafından yapılan güncel açıklamaya göre tam 2776 öğrenci bugün hapishanelerde.
Puşi takan çocukların hapsedildiğini gördük.
Parasız eğitim istediği için tutuklanan gencecik evlatlarımızın acısını yaşadık.

Son 10 yılda Türkiye’de tam 121 faili meçhul cinayet vakası yaşandı. Ne yazık ki Hrant Dink’in gerçek katilleri hala bulunamadı. Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin tamamı bürokraside yükseltildi. Bu insanların milletvekili hatta Bakan olduğunu bile gördük. Bu dönemde faili meçhul cinayetler devlet koruması altına alındı.
Tam 152 çocuğumuz bu dönemde kolluk kuvvetlerinin orantısız şiddeti nedeniyle hayatını kaybetti.
Buradan Ali İsmail Korkmaz’ı, Ethem Sarısülük’ü, Ahmet Atakan’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Medeni Yıldırım’ı, Abdullah Cömert’i bir kez daha rahmetle anıyorum.
Yine buradan başına isabet eden biber gazı fişeği ile hayatını kaybeden 18 aylık Mehmet Uytun’u da rahmetle anıyorum.
2003 yılından beri bu ülkede 5.600’den fazla işkence vakası yaşandı. Pozantı ve Şakran cezaevlerinde küçücük çocukların ırzına geçildi. İşkence gördü. Bunları yaşadık.
Bu olayların üstüne de Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri gitti.
Onlar sayesinde Türkiye bu acı gerçekleri gördü. Bu milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

Değerli Basın Mensupları

Bu dönemde yargı bağımsızlığını tamamen kaybetti. Türkiye’de tam olarak iktidara bağlı bir yargı kuruldu.
Asrın yolsuzluğu denilen deniz feneri davasında sanıklar korundu ,kollandı. Cezalandırılanlar, yolsuzluğu soruşturan savcılar oldu...Bu olay yargı bağımsızlığının nasıl yok olduğunu gösteren dünya tarihine girecek bir olaydır.
Onun da takipçisi biziz. Takibe de devam edeceğiz.
YÖK ile birlikte üniversiteler üzerindeki baskı aynen devam ediyor. Özerk üniversite talepleri tamamen rafa kaldırıldı.

11 yılda Türkiye demokrasisi büyük bir erozyona uğradı.
Demokrasi kültürümüz darbe dönemleri kadar ağır bir tahribata uğradı.
Toplumsal uzlaşı, sağduyu, ortak akıl gibi demokrasinin temel değerleri yok sayıldı.
Ötekileştirme ve kutuplaştırma siyaseti ile insanlar arasında derin uçurumlar açıldı.
Son 11 yılda Türkiye’de çok büyük bir demokrasi açığı oluştu.
Bütün bunları topluma, “ileri demokrasi” diye yutturmaya çalışıyorlar.
Şimdi Türkiye’ye soruyorum, vatandaşlarıma soruyorum...Açıklanan bu sözde demokrasi paketi ile  bu ilaç bu yaraya derman olur mu? Bu paket bu açığı kapatır mı?

3) Cumhuriyet Halk Partisi AKP'nin oluşturduğu demokrasi açığını tedavi edecek pek çok öneride bulundu

Bu paket bu yaraya derman olmaz. Bu paket bu açığı kesinlikle gidermez.

Çünkü demokrasi konusunda samimi değiller. Ayrıca Türkiye’de çok ciddi bir iktidar açığı vardır. Türkiye ne yazık ki kendisine yakışan demokratik olgunlukta bir iktidara sahip değildir.

Önce paketin yapılış biçimine bir bakalım.
Sözde demokratikleşme paketi açıklıyorsunuz, bazı medya organlarına sansür uyguluyorsunuz...Tıpkı OHAL dönemindeki sıkıyönetim gibi…
Bu paketin hazırlanış biçimi bile demokrasiyle örtüşmüyor.
Demokrasi demek açıklık demek, şeffaflık demek, hesap verebilirlik demek...
Bu paket daha hazırlanırken demokrasinin bu en temel ilkeleri ayaklar altına alındı.
Kapalı kapılar ardında, toplumun bütün unsurları hatta kabine üyeleri dışarıda bırakılarak böyle bir paket hazırlandı…
Sayın Başbakan sözde demokratikleşme paketi dolayısıyla yeni OHAL Kurumu olan, Kamu Güvenliği Müsteşarlığına teşekkür ediyor… Bu teşekkür paketin hangi düşünceyle açıklandığını gayet net bir şekilde ortaya koyuyor…
Bu paket katılımcılıktan, toplumsal uzlaşmadan ve şeffaflıktan uzak bir şekilde hazırlandı.

Ayıp olan bu paketin adıyla demokrasiyi yan yana getirmektir...
Paketi açıklarken taaa 27 Mayısa kadar gidiyorsunuz ama 12 Eylül darbesinden tek söz bile etmiyorsunuz... Acaba darbe hukukuna sahiplenmenin bir başka adı mı bu?

a) Hükümet demokrasi konusunda neden samimi değil ? Çünkü bu paketteki bir çok noktayı daha önce biz önerdik, AKP reddetti.
Örneğin;

Seçim barajı düşürülsün dedik. Milli iradenin önündeki engelleri kaldırın dedik. TBMM’ye yasa teklifi sunduk. AKP bunları reddetti.
Siyasette dil yasaklarını kaldırın dedik. Farklı dil ve lehçelerde siyaset yapılmasını sağlayalım diye kanun teklifi verdik.  AKP bunu da reddetti.
Seçime katılan siyasi partilere aldıkları oy oranlarına göre hazine yardımı yapılması için teklif sunduk. AKP  buna da hayır dedi.
Nefret suçları para cezasına çevrilmesin, zamanaşımına uğramasın diye öneride bulunduk. AKP bunu  da kabul etmedi.
Yasaksız yepyeni dünya standartlarında bir toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası teklif ettik. AKP korktu, ona da hayır dedi.
Şimdi kişisel verilerin korunması diyorlar. Yasadışı dinlemeler engellensin diye kanun teklifinde bulunduk. Tayyip Erdoğan buna da geçit vermedi. AKP buna da hayır dedi.
Şimdi herkes elini vicdanına koysun.
Bu önerilerin tamamını reddeden bir parti Demokrasi konusunda samimi olabilir mi?
Böyle bir parti demokrat olabilir mi?
Bu zihniyet özgürlükten, adaletten yana olabilir mi?
Bugün karşımıza getirdiklerinin önemli bir kısmı, bizim önerilerimizin kötü bir kopyası.
Bu iktidar henüz muhalefetin önerdiklerini kopyalamayı bile beceremiyor.
Elleri o kadar bile demokratikleşmeye gitmiyor.
Bugün Türkiye’nin en statükocu partisi AKP’dir. Değişme en kapalı partisi AKP’dir.
Mülkiyet duygusuna kapıldılar. “Devlet de benim Türkiye de benim” noktasına geldiler.
En ufak bir itirazı devlete başkaldırma sayıyorlar…
Bu yüzden Türk demokrasisinin ilerlemesinin önündeki en büyük engel de AKP’nin ta kendisidir.  O noktaya geldiler.

b) Bakın biz sadece bunları önermedik.
Biz daha fazla demokrasi, daha özgür bir Türkiye dedik.
Biz Türkiye’ye içi boş paketler değil, rengarenk, canlı bir demokrasi önerdik.
Özgürlük ve demokrasi bildirgemizi yayınladık. Bunu ilan ettik.
Yetmedi, yüce meclis’e bir çok teklif getirdik.

Ne dedik?
Darbe anayasasını istemiyoruz. Yepyeni bir anayasa istiyoruz dedik. AKP kabul edilemez teklifleriyle yeni anayasanın önünü tıkadı.  Her ay yeni bir anayasal sistem önerisiyle geldiler. Sürekli tartışma çıkardılar. Sivil anayasayı engellediler.

Siyasi partiler yasası daha demokratik bir hale getirilsin dedik. Lider sultası son bulsun, milletin vekilleri özgür bir iradeye sahip olsun diye önerdik. AKP bunu da reddetti.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki barikatlar yıkılsın diye kanun tekliflerinde bulunduk. Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan maddelerin kaldırılmasını teklif ettik. AKP buna da hayır dedi.

Din ve vicdan özgürlüğü… En temel hak. Bir insanın diniyle, vicdanıyla devlet kavga eder mi? Neyin ibadethane olup olmadığına devlet karar verebilir mi? Biz cemevleri de ibadethane sayılsın dedik, onu da reddettiler.

Basın özgürlüğü Türkiye’nin kanayan yarası. Kalemi özgür olmayan bir basın tutsak bir basındır.
Basın özgürlüğü yoksa demokrasi de yok, özgürlük de yok demektir. Basını özgür olmayan bir halkın gözü görmez olur, kulağı işitmez olur, sesi çıkmaz olur.

Basın özgürlüğünü genişletmek için çok kapsamlı yasa teklifleri verdik. AKP ne yaptı? Her zamanki gibi reddetti.
Tutuklu öğrenci ayıbı bu ülkeye yakışmıyor dedik. Bernalar, Furkanlar, Ferhatlar, Cihanlar hapishanelerde değil okullarında olsun istedik. Onu da reddettiler.

Roboski / Uludere katliamının aydınlatılması için teklifler verdik. Bütün tekliflerimiz AKP tarafından reddedildi.
Milletin iradesini tutuklamayın. Milletin iradesiyle seçtiği tüm vekiller serbest kalsın dedik. AKP hapisten, cezaevinden yana tavır aldı.

DGM postu giymiş, Özel Yetkili Mahkemeler bütünüyle kapansın dedik. AKP ismini değiştirdi, bu DGM zihniyetini devam ettirdi. Tek başına bu mahkemelerin varlığı bile bu ülkedeki rejime faşist demeye yeter
Faili meçhul olayların aydınlatılması için bir komisyon kuralım dedik. AKP bunu da kabul etmedi. Hukuk dışı uygulamalardan, cinayetlerden, suçtan yana tavır koydu.
YÖK’ü kaldıralım, üniversitelerde özerkliği sağlayalım dedik. Özgür bilim, özgür üniversite, özgür öğrenciden yana tavır aldık. AKP buna da karşı çıktı.

Mayınlı araziler topraksız köylülere verilsin dedik, Diyarbakır’a yeni cezaevi açma, Diyarbakır cezaevi insan hakları müzesi olsun dedik, Nevruz milli bayram ilan edilsin diye teklif ettik, Statükonun bekçisi AKP bunları da reddetti.
Şimdi bütün Türkiye’ye soruyorum. Bizim önerilerimiz mi Türkiye’ye demokrasi getirir, yoksa AKP’nin paketçiği mi?
Herkese soruyorum, Türkiye’de muhalefet mi görevini yapmıyor, yoksa iktidar mı?

Daha ötesini söylüyorum, Türkiye’de görevini ihmal eden bir iktidar var.
Türkiye’de seçim sistemine, siyasal partiler kanununa ve Meclis içtüzüğüne dokunmayan hiçbir paket Türkiye’yi demokratikleştiremez.
Katılımcılığı, çoğulculuğu sağlayamayan hiçbir düzenleme Türkiye’ye huzur ve barış getiremez.

4) Sonuç

Değerli Yurttaşlarım,

Karşımızda, bütün dünyanın diktatör olarak tescillediği bir Başbakan’ın elinden çıkma bir paket var.
AB ilerleme raporlarında Türkiye’de demokratikleşme yönünde atılması gereken adımları söylediler, anti demokratik uygulamaları da eleştirdiler.
Ne yazık ki Başbakan bu raporları da anlayamadı.

En sonunda Amerika ziyaretinde kendisine bir kitap hediye ettiler. Kitabın adı üzerinden bir mesaj verdiler. Neydi o kitabın adı: “Diktatörün psikolojisi” O mesajı da anlamadı.

Bu paketten gördüğümüz kadarıyla Sayın Başbakan hala Türkiye’nin ihtiyaçlarını ve beklentilerini anlamamıştır.
AKP hükümeti Türkiye’nin temel sorun alanlarından kaçmış, toplumsal baskıları savuşturmak için de bu paketi önümüze getirmiştir.

Pakette temel sorunlara hiçbir cevap yok.  Toplumun fiilen çoktan aştığı (W) harfini kullanmak veya kurban derisini kim toplayacak gibi artık anlamsız konularda düzenlemeleri demokratik bir açılım olarak görmek halkı açıkça kandırmaktır.

Klavyeye özgürlük değil, klavyeyi kullanana özgürlük getireceksiniz. İşte sizinle demokrasi anlayışımızdaki temel ayrışma burada yatmaktadır.

Bir üniversitenin adını değiştirerek yapısal bir sorunu mu çözüyorsunuz?

Bir üniversite senatosunun 2 saatlik uğraşı ile açabileceği bir enstitünün Hükümet tarafından büyük bir devrim gibi sunulması da ülkemiz insanına yapılan bir haksızlık değil midir?  Dünyanın neresinde hükümet üniversitelere “artık şu konuda enstitü açabilirsiniz” diyebilir? Bu bile Hükümetin kafasındaki demokrasinin ne anlama geldiğini gösteriyor...

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasında değişiklik öngörülüyormuş...Yasayı AB standartlarında getiriyorsan sorun yok...Hemen destekleriz...Ama şunu düşünmen gerekiyor...Sivil toplum gösterilerinin korku yüzünden televizyon ekranlarına gelmemesi nedir? Bunu önleyebiliyor musun? İşte demokraside asıl çözülmesi gereken sorun budur...

Seçim sisteminde de değişiklik öngörülüyor. Dar bölge ya da daraltılmış bölgeden söz ediliyor...Sorun dar bölge ya da daraltılmış bölge değil, sorun 12 Eylül askeri cuntasının getirdiği yüzde 10 seçim barajındadır...Darbe hukukuna karşıysan yarın getir yüzde 10 barajı kaldıralım...

Demokrasi yönetenlerin halk tarafından denetlenmesi demektir. O nedenle gün ışığında yönetimden söz edilir. Yani halk devleti denetler. Pakette bu konuya ilişkin bir öneri var mı? Hayır...Tam aksine sen dönüp halka diyorsun ki, “siz birbirinizi denetleyin.İhbar edin”

Devleti demokratikleştirmeden demokrasiyi getiremezsiniz…Çağdaş demokrasi, vatandaşın devletin baskısını hissetmediği rejimin adıdır.
Açıkça söylüyorum Türkiye’nin sorunları makyajla çözülmez. Bu basiretsizliktir, hafifliktir, ciddiyetsizliktir.
Kendi hedefleriniz doğrultusunda kurguladığınız  bir paketçikle bu ülkenin, bu halkın sorunlarını asla çözemezsiniz.
Türkiye’nin topyekün, bütüncül ve kapsamlı bir demokrasi paketine ihtiyacı var.
Türkiye’nin ihtiyacı olan paket, toplumun bütün kesimlerini kapsamak, bütün sorun alanlarına da temas etmek zorundadır.

Diktatör lütfetmiş bize demokrasi paketi hazırlamış.“Benim istediğim kadar demokrasi” diyor.Aklıma bir dönemlerin Ankara Valisi geldi.Gösteri yapan gençlere kızıp, “Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?” diyor.Bugün aynı anlayışla karşı karşıyayız.
Gelen paket, çoğunlukçu otoriter rejimi pekiştirmek için getirilen bir pakettir

Aydınlara yönelik eleştiri
Aydın demek, daha çok demokrasi isteyen ve Hükümeti demokrasiye aykırı davranışları nedeniyle korkusuzca, bedel ödemeyi göze alarak eleştiren kişidir.
Dünyanın hiçbir yerinde bizde olduğu gibi, hükümetin eksikliklerini yamamaya çalışan bir aydın grubu olmamıştır.

Daha düne kadar akreditasyon yüzünden belirli kurumlara sokulmayan medya organları ve aydınlar bugün aynı muameleye uğrayanlar için ne yapmıştır?

Hükümeti yere göğe sığdıramayan, hükümeti övmek için her türlü marifeti ortaya koyanlara sormak istiyorum…
YÖK olduğu gibi yerinde duruyor. Neden Hükümeti eleştirmiyorsunuz?
Çağdaş demokrasinin olmazsa olmazı, Sayıştay fiilen lağvedildi, neden bu konuda susuyorsunuz?
Hükümetin el koyduğu bir gazete köşesinden sabah akşam muhalefet partisini eleştirmek ne kadar demokratik bir tavır?
Bugün Türkiye fiilen tarihinin en merkezi yönetimi tarafından yönetiliyor. Neden bunu eleştirmiyorsunuz?

17 maddelik özgürlük ve demokrasi bildirgemizin arkasında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu yönde atılan bütün adımların arkasında Cumhuriyet Halk Partisi bütün gücüyle duracaktır.

Çok partili rejimi bu ülkeye getiren bir parti olarak, CHP ülkenin demokratikleşmesi için her reforma evet demiştir ve diyecektir de… Sonuna kadar gerçek bir demokrasi için mücadeleye devam edeceğiz.
Hepinize saygılarımı sunuyorum.”

    Salı, 01 Ekim 2013 14:24

Bağlantılı Konular