CHP ”Torba Kanunu”nun iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay  Anayasa Mahkemesi’ne 9 ana başlık altında iptal ve yürütmeyi  durdurma isteminde bulunduklarını açıkladı.

Altay ; “Türkiye büyük bir kamplaşma ve kutuplaşma iklimine girdi. Bu kamplaşma, kutuplaşma ortamına Türkiye’yi evrilten Başbakandır” dedi

“Taraftar gruplarına kör bir anlayışla baskın yapmak, insanları gözaltına almak, olsa olsa Hitler Almanya’sında, Mussolini İtalya’sında olabilir. Bu,  Hükümetin kendisine yönelik muhalefete ve eleştirilere karşı ne kadar tahammülsüz olduğunun daha açık bir göstergesidir”

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, kamuoyunda “Torba Kanun” olarak bilinen 6495 sayılı Kanun’un, bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Altay, Yüksek Mahkeme önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, sözlerine, sanatçı Tuncel Kurtiz’e rahmet dileyerek başladı. Altay, “Kendisi geç keşfedildi. Kıymeti geç bilindi. Ama milletimizin gönlünde de çok büyük bir sevgi edindi” ifadesini kullandı.

Başvruyu 9 başlık altında gerçekleştirdiklerini belirten Altay, bunlardan birinin kamulaştırmayla ilgili bölüm olduğunu, yasayla taşınmazların kamulaştırıldığını, kişilerin ön alım hakkının kaldırıldığını belirtti.

Altay, “Geriye dönük olarak da güya yasayı işleterek, hak kaybına uğramış vatandaşlarımızın, mahkemelerdeki süreçleri de ortadan kaldırılmak isteniyor. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir suçüstü belgesidir” dedi.

Sanat eseri sayılan, fikri mülkiyet hakkı kazanmış binaların, projelerin ve yapıların, müellifin izni olmaksızın değiştirmenin mümkün olmadığını anımsatan Altay, “Şimdi bu yasa ile bir bakanlıkta kurulan bir komisyon, ‘bu sanat eseri değildir’ demek suretiyle bu fikri mülkiyet hakkını ortadan kaldırarak değiştirecekler. Bu da kabul edilemez bir durumdur” ifadesini kullandı.

Meralara ilişkin düzenlemeyi de eleştiren Altay, meraların imara açılacağını, bunun yeni bir rant kapısı oluşturacağını söyledi.

Mahkemeye başvuruda bulundukları konulardan birinin de kişisel verilerle ilgili düzenleme olduğunu açıklayan Altay, vatandaşların tetkik ve tedavilerin tümünün, Sağlık Bakanlığı Veri Merkezi’ne aktarılacağını ve bu bilgilerin isteyen diğer kamu kuruluşlarına da verileceğini anlattı. Altay, bu durumun kişi hak ve hürriyetlerine aykırılık taşıdığını belirtti.

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda yapılan değişikle ÖSYM Sınavı’nda sorulan soruların ve cevapların, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’ndan muaf tutulduğunu ifade eden Altay, “Bu da herkesin, bütün ailelerin, öğrencilerin midesini bulandıran bir başka konu. Bu da yine en temel Anayasal hakları, haklarımızı ihlal altına almıştır” dedi.

Bir başka düzenlemeyle doktorların, sonucu öngörülen, riskli müdahaleler yaptıklarında ve hastada kalıcı sakatlık ya da ölüm hali meydana geldiğinde meslekten ihraçlarının söz konusu olacağını hatırlatan Altay, “Burada, SGK’ya masraf olmasın anlayışının bulunduğunu, bunun kabul edilemez olduğunu” belirtti.

Görüşlerini açıklarken, diş muayene tedavilerinde rehber tarife uygulamasını da Yüksek Mahkeme’ye taşıdıklarını belirten  Altay, Maliye Bakanlığı Personel Kanunu’nda yapılan değişikliğin Ticaret Hukuku’na ve Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırılık taşıdığını söyledi;

Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Kanunu’ndaki düzenlemeyi de eleştiren Altay, “Bu Türk dış politikasını çok derinden yaralar, Dışişleri Bakanlığında büyük bir tahribata yol açar. Ayrıca kamu görevine girme ve görevde yükselme merhaleleri açısından da büyük sakıncalar içermektedir” ifadesini kullandı.

TMMOB Kanunu’nda yapılan değişiklikle TMMOB’nin, üyeleri üzerindeki denetimi ve koordinasyon yetkisinin zayıflatıldığına dikkat çeken Altay, bunun diğer meslek örgütlerine de uygulanacağını söyledi.

Taraftar gruplarına yönelik operasyon
Bir gazetecinin, taraftar gruplarına yönelik operasyonla ilgili değerlendirmesini sorması üzerine Altay, suça ve suç örgütlerine bulaşmış insanlarla ilgili devletin gereğini yapmasının önemine işaret ederek, “Ama şimdi taraftar gruplarına kör bir anlayışla baskın yapmak, insanları gözaltına almak, olsa olsa Hitler Almanyasında, Mussolini İtalyasında olabilir. Hükümetin kendisine yönelik muhalefete ve eleştirilere karşı ne kadar tahammülsüz olduğunun daha açık bir göstergesidir” iddiasında bulundu.

Türkiye’nin büyük bir kamplaşma ve kutuplaşma iklimine girdiğini belirten Altay, “Bu kamplaşma, kutuplaşma ortamına, iklimine Türkiye’yi evrilten hiçkimse değildir. Bir kişidir. Sayın Başbakan’dır. Sayın Başbakan’ın bu kin, ihtiras, öfkeden bir an önce kendini kurtarması lazım. Hiç kimsenin, Türkiye’ye, bu topluma, milletimize bu kötülüğü yapmaya hakkı yok. Bence devlet, devletin güvenlik kuvvetleri de yasa dışı bir iş yapmaktadır” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Altay'ın verdiği bilgiye göre, 6495 Sayılı Torba Yasanın iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne götürülen hükümler

AKP, 6495 sayılı Torba Yasayla, kişilerin Anayasal güvence altındaki temel hak ve hürriyetlerini bir torbanın içine doldurup hapsetmiş ve Anayasal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini polis devletine dönüştüren kurallar getirmiştir.

CHP torbayla hapsedilen temel hak ve hürriyetleri, tekrar günışığına çıkarmak için aşağıda sıralanan yasa kurallarını iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine götürmüştür:

Anayasamıza göre kamulaştırma, bir taşınmazın kamu yararı amacıyla gerçek karşılığının peşin ödenmek şartıyla malikin rızasına dayanmaksızın elinden alınmasıdır.

Anayasa ve yasalarımız, kamu yararı amacı ortadan kalkar ve kamulaştırılan arazi kamulaştırma amacında kullanılmaz ise, taşınmazı rızası dışında kamulaştırılan maliklere, taşınmazın satılığa çıkarılması durumunda “ön alım hakkı” tanımaktadır. AKP İktidarı çıkardığı yasayla, taşınmazı kamulaştırılan kişilerin “ön alım hakkını” ortadan kaldırarak yandaşlarına satma yetkisi almıştır. Bunun iptalini istiyoruz.

AKP İktidarı 5 yıl sonra kamulaştırmayı düşündüğü arazilerin listesini köy muhtarlığında 15 gün süreyle asmak suretiyle ilan etmeyi; bu ilandan sonra araziler üzerine 5 yıl süreyle mandıra, tavuk çiftliği, köy evi vb. yapılar ile meyve ağacı dikilir ise, arazinin 5 yıl sonra kamulaştırılması sırasında bunların bedelini ödememeyi yasal hale getirmiştir.

Türkiye’nin köylerinin %99’unda “köy muhtarlığı” diye resmi bir bina yoktur. Muhtarın evi vardır.

Köylerde arazisi olanların birçoğu, şehirlere ve hatta büyükşehirlere göç etmiştir. Bunlar bırakınız muhtarın evini, muhtarın kim olduğunu dahi bilmemektedir.

Bu şekilde yapılan hukuk dışı bir ilanla, AKP’nin beş yıl sonra kamulaştırmayı düşündüğü yoksul köylülerimizin arazilerini kullanmalarını engellemesini Anayasa Mahkemesine götürdük.

AKP, daha önceden kamulaştırılmış arazilerden, kamu yararı amacı ortadan kalkan ve kamulaştırma amacında kullanılmayanları, “ön alım hakkı”na sahip eski malikleri yerine, yandaşlarına satmıştır. Eski malikler ise, bu hukuksuzluğa karşı mahkemelerde dava açmış; davalar devam etmektedir. AKP, Torba Yasaya devam eden davaları, ortadan kaldırarak hükümsüz kılan yasal düzenleme yapmıştır.

Hukuk devleti ilkesi “kazanılmış haklara saygı”yı gerektirir. Kazanılmış haklara saygının temelinde ise kanunların geriye yürümezliği ilkesi yatar. AKP’nin hem kazanılmış haklara saygıyı, hem de yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak hukuk devletinin altına dinamit koyan, bu hak ve hukuk tanımazlığını iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduk.

Mimar, mühendis ve şehir plancılarının yaptığı plan ve projeler ile bunların cisimleşmiş hali olan yapılar, tüm demokratik ülkelerde ve hatta otoriter ve totaliter ülkelerde, yapıldıkları anda “sanat eseri” sayılarak  “fikri mülkiyet hakkı” kapsamına alınmış ve Dünya düzeyinde hukukun koruması altına alınarak müellifinin izni olmaksızın değişiklik yapılması yasaklanmıştır.

AKP İktidarı ise çıkardığı yasayla, Bakanlıkların kuracağı idari komisyonlara, yapıldıkları anda hukuken “sanat eseri” sayılan mimari proje ve yapılardan, hangilerinin sanat eseri, hangilerinin sanat eseri olmadığını belirleme ve mimari proje ve yapıların müelliflerinin izni olmaksızın bunlarda istediği değişikliği yapabilme yetkisi tanımıştır.

Mimari proje ve yapılar, 1886 tarihinde imzalanan Bern Sözleşmesi ile tüm Dünyada korunduğundan ve Türkiye gibi Sözleşmeyi imzalayan ülkeler, kendi ülkelerinde yabancı müelliflerin yaptığı mimari proje ve yapıları da koruma yükümlülüğü altına girdiğinden, herhangi bir yabancı müellifin yaptığı mimari proje ve yapıları Türkiye korur iken, Dünyanın en prestijli “Ağa Han Ödülü”nü almış bir yurttaşımızın mimari proje ve yapısı ise, “sanat eseri” olmadığına karar verilerek izni olmadan değiştirilebilecek ve bundan dolayı bir bedel ödenmeyecektir.   Bu hükmün iptali istenmiştir.

Anayasa ve yasalar mera, yaylak ve kışlakların korunmasını ve köylülerin hayvanlarını otlatmasına tahsis edilmesini öngörür; AKP ise Anayasal koruma altındaki mera yaylak ve kışlakları imara açarak tahribine yol açan yasa çıkarmıştır.   Meraların imara açılmasını içeren hüküm iptali istenen maddeler arasındadır.

AKP çıkardığı yasayla, toplum sağlığı açısından önemli-önemsiz ayrımı yapmaksızın tüm hastalıkların ve tüm hastaların, tüm tedavi kurumlarındaki özel hayata ve mahrem alanlara ilişkin olanlar da dahil bütün bilgiler ile tetkik sonuçlarının hepsinin kaydının Sağlık Bakanlığına gönderilmesini, Sağlık Bakanlığının bu kişisel bilgileri işlemesini, değerlendirmesini ve isteyen kamu kurum ve kuruluşları ile Çok Uluslu Şirketler dahil üçüncü kişilere verilmesini yasal hale getirmiştir.

Anayasa Mahkemesinden, bu hukuksuzluğun insanlık adına iptalini istiyoruz.

AKP İktidarları döneminde yapılan ÖSYM sınavlarındaki usulsüzlükler ayyuka çıkmıştır. AKP ise, sınav usulsüzlüklerini ortadan kaldırmak yerine, usulsüzlüklerin yurttaşlarımız tarafından öğrenilmesini engellemenin telaşına kapılmıştır.

ÖSYM sınavlarında daha çok usulsüzlük yapılması ve yapılan usulsüzlüklerin öğrenilmesinin engellenmesi amacıyla, ÖSYM sınavlarında sorulan sorular ile bunların cevapları Bilgi Edinme Hakkı Kanununun kapsamı dışına çıkarılmıştır. Anayasa Mahkemesinden bunun iptalini istiyoruz.

AKP çıkardığı yasayla, doktorların “meslek icrası esnasında sonucunu öngörerek” hastanın ağır derecede olmayan engelliliğine, ağır derecede engelliliğine veya ölümüne sebep olanlara meslekten geçici menden sürekli mene varan disiplin cezaları verilmesini öngörmüştür.

Böylece, SGK’dan para çıkmasın diye, ilerlemiş ve tedavisi riskli hale gelmiş hastalıkların tedavisinin, doktorlara verilecek cezalar üzerinden yapılmaması yasa kuralı haline getirilmiştir.

Her şeyin para olmadığına ve insanın yaşam hakkının kutsal olduğuna inandığımız için, AKP’nin yasasının iptalini istiyoruz.

Türk Diş Hekimleri Birliği serbest diş hekimleri tarafından diş muayene ve tedavilerinde uygulanacak “Asgari Tarife” hazırlar ve muayene ve tedavilerde bu tarife uygulanır. AKP’nin ileri demokrasisinde, “Asgari Tarife”nin, “Rehber Tarife”ye dönüştürülmesi ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tedavi giderlerinin ödenmesinde “Tavan Tarife” olarak uygulanması öngörülmektedir.

Böylece, SGK’ya hastalık sigortası da ödeyen sigortalılar, paraları varsa diş tedavilerini yaptıracak ve bedelini ceplerinden ödeyecek; paraları yoksa yaptıramayacak ve acıyı çekmeye devam edecektir.  Bu hükmün iptali istenmiştir.

AKP Hükümeti, Devlette siyasi kadrolaşmaya gitmek için Meclisin açık olduğu dönemde çıkardığı KHK’ler ile şube müdüründen müsteşarına 4300’ün üzerindeki kamu görevlisini görevlerinden almıştır.

Şimdi ise, Maliye Bakanlığında daire başkanı, genel müdür yardımcısı, başkan yardımcısı ve defterdar kadrolarında toplam en az üç yıl görev yapmış olanlardan, halen görevi başında bulunanların Maliye Uzmanı kadrosuna atanabilmesini, yani görevlerini AKP’nin yararına değil de toplumun yararına yapanların görevlerinden alınmasını öngören yasal düzenleme yapmıştır.

Maliye Bakanlığında Maliye Uzmanları daire başkanına bağlı olarak çalıştığından, Maliye Uzmanı kadrosuna atanacak daire başkanı, genel müdür yardımcısı, başkan yardımcısı ve defterdarların hem statüleri, hem de maaşları düşmektedir.

AKP’nin siyasi kadrolaşma uğruna Devlet kadrolarını “yağmalama” amacı taşıyan, Devlet kadrolarını AKP teşkilatı kadrosu sayan, hak ve hukuk tanımayan, kazanılmış haklara saygı duymayan hukuksuzluğunun iptalini istiyoruz.

Devlet Memurları Kanununun 59 uncu maddesinde istisnai memuriyet öngörülmüştür. Buna göre vali, özel kalem müdürü, MİT Müsteşarı, büyükelçi, daimi temsilci gibi bazı siyasi görevlere, başka kamu idarelerinden veya sınav yapılmaksızın açıktan kişilerin mesleki kıdem ve kariyerlerine ve liyakatlerine bakılmaksızın doğrudan atanmaları öngörülmüştür.

Buna göre, ilkokul mezunu olan ve hiç devlet memuriyeti bulunmayan herhangi bir kişi veya görevinden alınmak istenen bir müsteşar herhangi bir ülkeye “büyükelçi” veya “daimi temsilci” atanabilir. Ancak, 657 sayılı Kanunun 59 uncu maddesine göre, bunların büyükelçi veya daimi temsilcilik görevleri bittiğinde, başka kamu idarelerinden atananların atandıkları kamu idaresine dönmeleri, açıktan atananların ise memuriyetle ilişkisinin kesilmesi zorunluluğu vardır.

AKP ise, istisnai büyükelçi ve daimi temsilci görevlerine atananlardan görev süresi bitenlerin, Dışişleri Bakanlığında “büyükelçi” unvanıyla çalışmaya devam edebileceklerini, bunların Dışişleri meslek memurluğuna sınavla girip, sınavlarla yükselip meslek mensubu büyükelçi unvanını alanlarla aynı haklara ve maaşa sahip olmalarını ve hatta Dışişleri Bakanlığında genel müdür, müsteşar yardımcısı ve müsteşar kadrolarına atanabilmelerini yasalaştırmıştır.

AKP; özelleştirmeler nedeniyle kamu payı yüzde ellinin altına düşen şirketlerdeki kamu payının Sayıştay tarafından “ortaklık hakları yönüyle” denetlenmesi yetkisini ortadan kaldırmıştır. Böylece, özelleştirilen kamu şirketlerindeki kamu paylarının “ortaklık hakları yönüyle” denetimi kalmamıştır. Bu düzenlemenin iptali talep edilmiştir.

Anayasa ve Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanunu, serbest mimar, mühendis ve şehir plancılarının piyasa koşullarında ve rekabet ortamında yaptıkları harita, plan, etüt ve projelerin, “mesleğin kamu yararına uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak” amacına ulaşmak için “meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadıyla” meslek odaları tarafından denetlenmesini öngörmektedir.

AKP, Gezi’nin müsebbibi olarak gördüğü mimar ve mühendis odalarını kamu yararından koparmak, işlevsiz hale getirmek ve mali gücünü zayıflatarak kamusal etkinliğini kırmak için üyeleri üzerindeki denetim yetkisini kaldırmıştır.

Türkiye’nin harita, plan ve projeler temelinde yağmalanmasının önündeki “mesleki denetim” engeli kaldırılmıştır. Buna ilişkin hükmün iptali istenmiştir.

AKP, 28 Şubat 1997 tarihinden sonra verilen disiplin cezaları nedeniyle memuriyetten çıkarılanlar ile 1.1.1990 tarihinden sonra aday memur iken “Belirlenen kılık kıyafet hükümlerine aykırı davranmak” fiilinden dolayı disiplin cezası veya olumsuz sicil verilmesi nedeniyle asıl memurluğa atanmayanların tekrar memuriyete başlamalarını öngören yasal düzenleme yapmıştır.

Oysa, ne Türkiye’nin siyasi tarihi 28 Şubat 1997’den başlar, ne de Türkiye’de siyasi mağdurlar 28 Şubat mağdurlarıyla sınırlıdır.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 de Türkiye’nin siyasi tarihi içinde yer almaktadır ve diğerleri bir yana Türkiye’de “1402” ve “Güvenlik Soruşturması” gibi hukuksuzluklar yaşanmıştır. Kahramanmaraş Katliamını protesto gibi barışsever bir eyleme katıldığı gerekçesiyle kamu görevlilerinin görevlerine son verilebilmiş; emniyet ve istihbaratın yasadışı fişleme kayıtlarına dayanarak kişiler memurluğa başlatılmamış, başlatılanların görevine son verilmiştir.

Güvenlik Soruşturması mağdurlarının tekrar göreve başlatılmasını sağlayacak yasal düzenleme yapılması için Anayasa Mahkemesinin 17.3.2004 gün ve E. 2001/390, K. 2004/35 sayılı kararı olmasına rağmen; AKP İktidarı bu konuda bir adım atmamıştır.

AKP’nin yaptığı bu eşitsizliğin giderilmesi ve 28 Şubat mağdurları yanında diğer mağdurların da hukuksal haklarına kavuşabilmeleri için, Devlet memuriyetine dönmeyi “28 Şubat 2007” tarihiyle başlatan ve “Belirlenen kılık kıyafet hükümlerine aykırı davranmak” fiiliyle sınırlandıran hükümlerin iptali istenmiştir.

AKP’nin kendine demokrat kuralı iptal edildiğinde, 28 Şubat ve türban mağdurları yanında, AKP’nin mağdur saymadıkları da görevlerine dönebileceklerdir.

    Cuma, 27 Eylül 2013 12:59

Bağlantılı Konular