"Turizm barıştır. Savaşı görenler barışın ne kadar değerli olduğunu bilirler"

“Barışı savunuyorsanız, eğer daha fazla turistin ülkenize gelmesini istiyorsanız bütün komşularınızla iyi geçinmek zorundasınız. Barış dilini kullanmalısınız. Savaş kışkırtıcılığı yaptığınız andan itibaren turizm gelirine set çekmiş olursunuz.”

“Turizmin bir başka özelliği daha var. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde turizm daha hızlı gelişir. Dikta yönetimlerindeki ülkeye kimse gelmez. Demokrasimizi geliştirmek, barış dilini kullanmak, huzuru sağlamak, Türkiye’yi dünyaya tanıtmak temel hedef ve amaçımız olmalı”

“Eleştiriye tahammül edemeyenlerin ülke yönetimine talip olması ülkeyi felakete götürebilir.”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Antalya’da “Savaş Gölgesinde Turizm” konulu panele katıldı ve bir konuşma yaparak şunları söyledi;

“Sayın vali yardımcım, eski bakanlarımız, değerli milletvekillerimiz, büyükşehir belediye başkanlarımız, değerli konuklar, hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Güzel bir toplantı yapıyoruz. Konu turizm, ana tema barış. En çok ihtiyaç duyduğumuz olay. Bu ülkeyi kuranlar savaş meydanlarından çıktılar. Kimisi Çanakkale’de, kimisi Trablusgarp’ta, kimisi Adana’da, Gaziantep’te, kimisi İzmir’de, Afyon’da mücadele verdiler. Bunların hiçbirisi turizm bilmiyordu, hiçbirisi ekonomi bilmiyordu. Ekonominin ne olduğunu da bilmiyorlardı. Ama savaşı görenler barışın ne kadar değerli olduğunu biliyorlardı. Onun içindir ki savaştan sonra zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir dediler. Arkasından bir şey daha söylediler. Sadece ülkede değil, dünyada da barışın olması gerektiğini söylediler. İkinci dünya harbi 1945’ten buyana savaşlarda yitirilen insan sayısı 25 milyon. Bunun 3 milyonu asker, 22 milyonu yaklaşık sivil. Savaş o kadar acımasız bir şey. Acı demek, gözyaşı demek, yoksulluk demek, yetimlik demek, ne sayarsanız sayın. Ama barış dediğimiz zaman önce bu cümleyi bir telaffuz ederken, bu sözcüğü kullanırken yüzümüzde hafif bir gülümseme olur. Barış kadar  güzel bir şey olamaz. Tema önemli. Ekmeğini barıştan kazananlar diye. Bizim coğrafyamız tarihin en sorunlu coğrafyalarından birisi. Her dönem acı, her dönem gözyaşı olmuş. Turizmle biz bunları aşmak istiyoruz, aşmak istedik. Geldiğimiz noktaya bakalım. Kapısını çalabileceğimiz bir komşumuz kalmadı. Herkesi düşman ilan ettik. 500 bin mülteciyi, sığınmacıyı Türkiye’de ağırlıyoruz. Bu resmi olan, gayri resmiyi kimse bilmiyor. 900 kilometrelik sınırımız var sınır olmaktan çıktı. Terör ithal eden ülke konumuna geldik. Bu bizim için hoş bir tablo değil. Mısır’a bakalım. 1 milyon turist gitmekten vazgeçti. Zaten Suriye’ye turist değil normal insanda gitmiyor. Türkiye bu coğrafyada barışı egemen kılmak isteyen güçler tarafından sürekli barış dillendiriliyor. Neden barış olmasın bizim topraklarımızda diyor.  Anadolu’nun toprakları aslında sevgi ve barışla yoğrulmuştur. Mevlana bu toprakların insanı,  Karacaoğlan bu toprakların insanı. O zaman savaş çığırtkanlığı yapmanın alemi ne?

Antalya Ticaret Sanayi Odası Başkanımız turizmin sorunlarına değindi. 10 yıldır sürekli bunları tekrar ediyoruz gibi birde cümle kullandı. Sorunlar sürekli birbirinin tekrarı. Bu şu anlama gelir. Sizin turizm politikanız yok anlamına gelir. Çünkü politikanın temel işlevi var olan sorunları çözmenin yanında gelecekte ortaya çıkacak sorunlara da çözüm üretmek. Politika budur. Eğer siz turizm konusuna hala sağlıklı ve tutarlı bir politika oluşturamamışsanız gelecek açısından turizmcinin kaygılanması son derece doğaldır. Bizim eski bakanlarımızda burada, onlarda çaba harcadılar, güzel şeyler yaptılar. Buna yürekten inanıyorum. Ama sorunların çözümü konusunda siyasal iktidarların daha kararlı bir tutum takınmaları gerekiyor.

Değerli dostlarım, üç büyük sektör var. Finans sektörü, sanayi sektörü ve turizm sektörü. Önümüzdeki yıllarda belki bu birinci sektör haline gelecek. İkinci dünya savaşının başladığı yıllarda turizmden mi söz edilirdi? Hayır. Ama 21. yüzyılda turizm bir sanayi olarak, güçlü bir sanayi olarak insanlığın gündeminde duruyor. İnsanlar birbirlerini daha yakından tanımak istiyorlar. Doğa turizmden tutun tarih turizmine kadar pek çok alanda insanlar bütün dünyayı gezmek ve görmek istiyorlar. Merak çok güzel bir şey. Turizmin olayı da zaten merak. Unutmamamız gereken bir şey daha var. Amerikalıların uzaya gönderdikleri aracın adı da merak. Ne oluyor orada diye. İnsanoğlu merak sayesinde balta girmemiş ormanlara gider. Tarihi görmek ister, piramitleri  görmek ister. Şanlıurfa’yı görmek ister, ilk üniversiteyi görmek ister. Antalya’yı görmek ister. Tatil yapmak ister. Tarihi var, güzel doğası var, denizi var, güneşi var, her şeyi var. Gerekli önemi veriyor muyuz? Biraz endişelerim var.

Bakın, rahmetli Ecevit zamanında ekonomik sosyal konsey diye bir grup oluşturuldu. Bu alanda ekonomik ve sosyal sorunları oturalım taraflarla bir masanın etrafında çözmeye çaba harcayalım dendi. Sonra dendi ki ekonomik sosyal konsey bir kararla olması doğru değil. Bir yasa çıkaralım, yasa çıkardılar. Ekonomik sosyal konseyin başkanı Sayın Başbakan dediler. En az 6 ayda bir toplanması lazım. Yasal zorunluluk. Başkanlığını Sayın Başbakanın yapması gerekiyor. Turizmde bunun içinde, pek çok alan sosyal hayattan bu konuda oturulup tartışılabilir. En son ne zaman toplandı? Bildiğim kadarıyla Şubat 2009’da. 2009, 2010, 2011, 2012 ve 2013 toplanmadı. Normal yurttaşı sorun yasaya uymadığı zaman savcılar soruşturma açar. Devlet memuruysa görevine son verilir. Her türlü ceza verilebilir. Peki bir Başbakan kendi çıkardığı, sonra anayasal kurum haline getirdiği ekonomik sosyal konseyi yasanın öngördüğü süre içinde toplayıp sorunları çözmek için çaba harcamazsa onun yaptırımları. Hep beraber düşünmemiz gerekiyor.

Efendim siz barışı savunuyorsanız, eğer siz kendi coğrafyanızda daha fazla turistin kendi ülkenize gelmesini istiyorsanız bütün komşularınızla iyi geçinmek zorundasınız. Barış dilini kullanmalısınız. Turizm sözcüğü aslında barışındır. Savaş döneminde kimse turizmden söz etmez zaten. Savaş kışkırtıcılığı yaptığınız andan itibaren turizm gelirine set çekmiş olursunuz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendi ülkemizde barışı sonuna kadar savunuyoruz. Barışın olduğu bir ülkede insanlar huzurlu olur. Barışın olduğu bir ülkede insanlar rahat çalışır, üretirler. Tabi turizmin bir başka özelliği daha var. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde turizm daha hızlı gelişir. İnsanlar daha rahat, özgüvenli giderler o ülkeye. Dikta yönetimlerinde turizmi teşvik etmek diye bir şey sözkonusu olamaz. Çünkü kimse gelmez. Demokrasimizi geliştirmek, barış dilini kullanmak, huzuru sağlamak, var olan sorunları çözmek, Türkiye’yi dünyaya tanıtmak bizim temel hedefimiz ve amaçlarımız olmak zorundadır. Ama bunları yeteri yerine getirmedik değerli arkadaşlarım.

Bir konuya daha kısaca değinip sözlerimi bitirmek istiyorum. Politikacı duygularıyla hareket etmez. Politikacı aklını kullanmak zorundadır ve politikacı konuşurken daha yumuşak, herkesi kucaklayan bir dili seçmek zorundadır. Özellikle iktidar konumunda olanların temel görevlerinden birisi budur. İktidar olanların muhalefetmiş gibi sert bir dil kullanmaları toplumu gerer. Huzur bırakmaz toplumda. Ve iktidar olanların bir temel görevi daha vardır. Toplumdan gelen eleştirilere kulak kabartmak. Eleştiriye tahammül edemeyenlerin ülke yönetimine talip olması ülkeyi felakete götürebilir. Türkiye’nin yaşadığı temel sorunlardan birisi budur değerli arkadaşlarım. Eğer siz eleştiriye tahammül edemiyorsanız o koltukta ne işiniz var. Bu toplumda çatışma kültürünü besliyorlar. Bugün bir gazetemizin manşetinde var. İlköğretimde bir çocuk sınıf başkanı seçimi için bir düşüncesini dile getirmiş. Sayın Başbakanı eleştirmiş o da ağaçları kesiyor diye bir ifade kullanıyor. Öğretmeni ne yapıyor? Bu ilköğretim çocuğunu vatan haini diye suçluyor. Olacak şey değil değerli arkadaşlarım, olacak şey değil. Ülkenin geldiği noktaya dikkatinizi çekmek için bu örneği verdim. Ağaç kesmeyi eleştirmenin vatan hainliğiyle eşdeğer tutulduğu bir noktaya geldik. Turizm çevre demek değil midir, turizm doğa demek değil midir? Ve bu kişi gelecek kuşakları yetiştirecek bu öğretmen. Temel sorunumuz bu değerli arkadaşlarım. Temel sorunumuz bu. Biz eğer bize miras olarak bırakılan bu ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için özgürlüğü ve demokrasiyi savunmazsak özgürlüğün ve demokrasinin önündeki bütün engelleri kaldırmak için mücadele etmezsek bize miras olarak bırakanların haklarını teslim etmiş olmayız. Bizim ülkemiz üçüncü sınıf demokrasiye layık değildir. Bizim insanımız üçüncü sınıf demokrasiye layık değildir. Çağdaş ülkelerde hangi ölçütler varsa benim ülkemde de o olmalı. Eğer bu ülkenin insanı daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi istiyorsa siyasetçi onunla gurur duymalı. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Böyle bir şey olamaz.

Bizim o açıdan oturup düşünmemiz gerekiyor yeniden. Yeniden düşünmemiz gerekiyor. İnsanları suçlamak yerine onların düşüncesini öğrenmek, onların düşüncelerine, eleştirilerine kulak kabartmak bizim temel görevimiz olmalıdır.

Barıştan ekmeğini çıkaranlar, turizmciler bu ülkeye büyük hizmetler veriyorlar. Gerçekten onları yürekten kutluyoruz. Bütün sorunlara karşı sorunları aşmak için çaba harcıyorlar. Bu ülkeye barışı getirdiğimiz andan itibaren, barışı yerleştirdiğimiz andan itibaren özgürlüğü ve demokrasiyi daha da kökleştirdiğimiz, derinleştirdiğimiz andan itibaren emin olun Türkiye çok büyük sıçramalar yapacaktır. Sanayide yapacaktır, bilimde yapacaktır, turizmde yapacaktır. Her alanda olağanüstü sıçramalar yapacaktır. Çok genç ve dinamik bir nüfusumuz var. Olağanüstü güzel bir coğrafyamız var. Mukayeseli üstünlüklerimiz var. Bunları çok iyi kullandığımız zaman Türkiye’yi biz elbirliğiyle çağdaş uygarlığa ulaştıracağız.

Beni dinlediğiniz için hepinize içten teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum”

    Cuma, 27 Eylül 2013 12:32

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica