"Aday adayı olup, Adayı veya aday adayını kötüleyenin bu partiye faydası yoktur"

“Önümüzdeki seçimler iki kutup arasında geçecek. Cumhuriyetten yana olanlarla cumhuriyete karşı olanlar. Cumhuriyetten yana olanların adresi belli CHP”

“Transfer sözcüğünden hoşlanmıyorum. CHP dışından gelen arkadaşlarımız partimize katıldılar. Onlar artık CHP’li.  Bizim eski DP’lilerle, ANAP’lılarla,  DYP’lilerle bir sorunumuz asla yok. Atatürk, bayrak, laiklik, sosyal devlet, uygarlık, çağdaşlaşma konusunda yok. Hiçbir sorunumuz yok”

“Partililerin kendi içindeki rekabeti projeye, daha iyi hizmet vermeye yönelik olmalıdır. Birbirini karalamaya yönelik bir yarış herkese, özelliklede partiye zarar verir. Eski hastalıklardan insanların arınması ve kurtulması lazım.”

“CHP’li belediyeler,  aile sigortası  projemizi  başka bir isimle uygulamaya koyandan, Bakırköy gibi kendi alanındaki bütün kentlileri, çok ucuz bir bedelle sigortalayan ve herkesin sağlık güvencesini sağlayan,  taşaronluğu etkisizleştiren, kendi metrosunu yapan, yoksullara yardımı,  onların yoksullukları ifşa edilmeden nasıl yapılacağını gösteren  pek çok uygulamaların, projelerin sahipleridir”

“Başarılı belediye başkanlarını eski yönetim atadı, yeni yönetim atadı demek çok yanlış bir değerlendirmedir. Bir belediye başkanı başarılıysa, halkta destek veriyorsa bir sorun yok. Başarılıdır, yoluna devam edecektir”

“Deniz feneri yolsuzluğunu takip ettik. Potansiyel suçluların evleri, işyerleri aranacaktı. Ama bir bakan arama öncesi onlara haber verdi. Ben köstebek bakan dedim ve adını açıkladım Üstelik yapılan tüm telefon konuşmalarını saniyesi saniyesine verdim. Sayın Beşir Atalay köstebek bakan. Beni mahkemeye verdi, mahkemeden bir şey çıkmadı köstebekliği kanıtlandı”

“ Normali neydi? Bütün medyanın, sivil toplum kuruluşlarının bu bakanın üstüne gitmesi lazımdı ve onun o bakanlık koltuğunda oturmaması lazımdı. Siz savcının arama yapacağı yere bakan olarak önceden haber verirseniz, o koltukta nasıl oturursunuz. Siz hukuku çiğniyor, suçluları koruyorsunuz. Demokratik bir ülkede o bakan bırakın o bakanlıktan gitmeyi siyasi hayatı biter. Bizde gitti mi? Hayır”

“İzmir’i CHP’nin kalesi olarak da yorumlamak istemiyorum. İzmir cumhuriyetin kalesidir. Aydınlığın kalesidir, uygarlığın kalesidir. İzmir’in CHP’ye teveccüh göstermesinin nedeni CHP’nin bu ilkeleri savunmasındandır. Dolayısıyla, ben ne yaparsam yapıyım bana oy verir gibi ucuz bir tartışmanın içine sokmak İzmirliye yapılacak en büyük kötülüktür”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Ege Tv’den Gönül Soyoğul, Nedim Atilla ve Ümit Yaldız’ın sorularını şöyle yanıtladı;

Sunucu: Öncelikle teşekkür ediyoruz. Size İzmir’den böyle keyifli, neşeli, İzmirlilerin böyle sıcak havasını selamlarını getirdik Sayın Genel Başkan.

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce hoş geldiniz. İzmir’den gelmeniz çok önemli. İzmir çok önemli biliyorsunuz. Türkiye’nin aydınlık yüzü dediğimiz bir kent aynı zamanda. Ankara’nın umarım karamsar havası sizi rahatsız etmez.

Sunucu Çok uzun kalmaya niyetimiz yok. Size de daha sık bekliyoruz bu anlamda. Zaten benim bazı arkadaşlarım var hani canım sıkılınca İzmir’e giderim diyen yazar dostlarımızda var. Sizi de sıklıkla bekliyoruz.

Sayın Genel Başkan Türkiye 3 önemli seçim sürecine girecek önümüzdeki günlerde. Yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri arkasından genel seçimler. Ve iktidar alternatif olan CHP’den de beklentiler hayli yüksek. En azından bizim geldiğimiz bölgemiz Ege televizyonu ve radyo olarak Çanakkale’den başlayarak Fethiye’ye, Antalya sınırlarına kadar. Ama bütün o seçim sonucu açıklandığında hani sizin partinizin önde görüldüğü Türkiye haritasının bulunduğu coğrafyanın televizyonuyuz aynı zamanda. Bu anlamda yerel bazı sözlerle başlamak istedik. Yaklaşan yerel seçimlere 6 aydan biraz fazla gibi bir süre var. Nasıl CHP iyi hazırlanıyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim. Bütün siyasal partilerden önce yerel seçimlere hazırlandık. İlk toplantımızı geçen yıl İstanbul Silivri’de yaptık. İlçe belediye başkanlarımız, büyükşehir belediye başkanlarımız, il başkanlarımızı çağırdık. Bir strateji belgesi hazırladık. Onu belediye başkanlarımızla tartıştık. Daha sonra onu netleştirdikten sonra strateji belgesine dönüştürdükten sonra çalışmalarımızı o bağlamda sürdürdük. İkinci bir toplantıyı bu kez İstanbul merkezde yaptık yine beleye başkanlarımızla sonra İstanbul’da CHP’li belediyeler nasıl hizmet üretiyor, bunların ürettiği hizmetler nelerdir. Büyük bir yerel yönetimler fuarı açtık İstanbul’da. Bu da bizim tarihimizde, hatta Türkiye’nin tarihinde bir ilktir.

Soru: Bizim bölgede, Ege bölgesinde çok sevildi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Oraya geldiler, güzel sundukları bütün hizmetleri, yaptıkları bütün hizmetleri kamuoyuna sundular. Şöyle bir algı yerleştirilmek isteniyordu. Efendim CHP’li belediyeler iş yapmaz, CHP’li belediyeler çalışmaz AKP’li belediyelerin tamamı 24 saat çalışıyor. Oysa gerçek bunun tam aksi. Örneğin bizim seçim süreci sırasında sık sık dile getirdiğimiz aile sigortasını başka bir isimle bir belediye başkanlığımız uygulamaya koyuyurdu ve şuanda uygulanıyor. Bir başka belediyemiz kendi bulunduğu alandaki bütün kentlileri, yani Bakırköylüleri hatta ismini bile veriyim. Çok ucuz bir bedelle sigortaladı ve herkesin sağlık sigortasını sağladı, güvencesini sağladı. Bunun yanında kendi metrosunu yapandan tutun yurdunu yapana kadar, yoksullara yardımın nasıl yapılacağını, onların yoksullukları ifşa edilmeden nasıl yapılacağını anlatan pek çok uygulamalar, projeler, bunların tümü anlatıldı.

Soru:Orada hemen özelleştirdiniz ama Aydın belediye başkanınız yani bizim bölgemizin belediye başkanı olduğu için, hemen sonrasında Sayın Özlem Çerçioğlu’nu yeniden aday ilan ettiniz. Bunun üzerine şöyle bir imaj doğdu. Sayın Kılıçdaroğlu, CHP yönetimi sadece Aydın belediyesini başarılı görüyor diğer belediyeleri başarılı görmüyor mu diye, hani bu sohbetin şeyi içinde…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben o ara Aydın’da olduğum için. Zaten hem örgüt, hem halk istiyordu zaten. Aydın’da olduğum için o arada büyükşehir belediyeleri de yeni geçilecekti bütünşehir belediyesi uygulamalarına. Onunla ilgili tasarılar hazırlanıyordu ve biz ilçeleri de geziyorduk. Dolayısıyla o gezi sırasında ilçeye gidecek ve gelecekte hizmet verecek olan belediye başkanını da onlara tanıtmak amacıyla onu söyledim. Gerçekten de son derece başarılı bir belediye başkanımız.

Soru: Yani buradan şu anlam çıkmasın. O başarılı onun için onu açıkladım, hani diğerleri İzmir ya da…

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. İzmir, Giresun, Ordu. Ordu ve Giresun belediye başkanlarımızda çok başarılılar. Yani gerçekten gidin bakın yani Karadeniz’i bir uçtan öbür uca gidin Ordu’ya bakın, Giresun’a bakın son derece başarılı hizmetler sunuyorlar. Yani bunu Ordulularda, Giresunlularda gayet net görüyorlar. Artvin var son derece başarılı bir belediye başkanımız. Çanakkale var.

Soru: Sayın Genel Başkan, Ege’de partiniz adına bir aday patlaması sözkonusu. Rakamlar öyle söylüyor en azından. Ordu’da 96 başvuru var şimdilik 2 Eylül tarihi itibariyle. İzmir’de 198 başvuru ki artacağını tahmin ediyoruz bu başvuruların. Öncelikle bu aday enflasyonu veya patlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü batıda varken doğu da durum ne? Biraz batı – doğu senteziyle karşılaştırarak yanıtlarsak neye bağlıyorsunuz bu artışı?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi artışın birinci nedeni şu; ben aday olursam %100 kazanırım. Yani aday olmayı besleyen bir özgüven var. O özgüvende başvuru yapıyor. Ben aday olursam kesinlikle şu ilçede veya şu ilde kazanırım diye bir özgüveni var kişinin. O özgüvenle başvuruyor. Tabi bu özgüveni besleyen kentin yerleşikleri. Bu da bir başka gerçeğimiz. Diyor ki ben aday olursam CHP’den kesin kazanırım, daha iyi hizmet sunarım diyor ve bu çerçevede başvurusunu yapıyor. Bunun hem yararı, hem zararı var. Yararı şu; yani kişiler özgüvenle ben aday olmak istiyorum diyor, aday adayı oluyor, başvurusunu yapıyor. Partinin gösterdiği eğitimden geçiyor. Dolayısıyla çalışmaya başlıyor şimdiden. Ama hemen parantez açıyım çalışırken asla bir belediye başkanını kötülemeyecek.

Soru: Veya başka bir rakibini?

Kemal Kılıçdaroğlu: Rakibini de kötülemeyecek. Kötülediği andan itibaren onun bu partiye faydası yoktur, ülkeye de faydası yoktur.

Soru: Sizin zaten burada kurmuş olduğunuz bir teknik sistem üzerinden bir aday adaylarını takip ettiğiniz Genel Başkan Yardımcınız tarafından açıklandı. Şimdiden 30’a yakın adayın üstünü çizdik gibi bir ifade de kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Rakam vermeyelim ama yani onları takip ediyoruz. Çünkü partinin kendi içindeki rekabeti daha iyi hizmet vermeye yönelik olmalıdır. Birbirini karalamaya yönelik bir yarış herkese zarar verir, özelliklede partiye zarar verir. Eski hastalıklardan insanların arınması ve kurtulması lazım. Ben bir belediye başkanı vardır, hizmet veriyordur, ben ondan daha iyi hizmet vermek istiyorum, projelerimi ortaya koyarım, halka giderim, kentlilere anlatırım, projelerimi anlatırım, sivil toplum kuruluşlarına giderim, gazetelere giderim, ilanlar veririm, anlatırım kendimi. Beğeniyi kazanırım. Halkta derki evet şu projeler gerçekten uygulanırsa çok iyi olur ben bu belediye başkanına oy vereceğim veya bu adayı desteklemek istiyorum der. Anketlerde ona meyil eder. Olaya biz biraz böyle bakıyoruz. Zorluğu da şu veya zararı diyelim. Şimdi çok sayıda aday var doğrudur. Ama sonuçta bir kişi olacak. Yani aday adayı 10 kişi, 20 kişi ama bir kişi aday olacak. Bu şuna benziyor, yani her ilin bir valisi var, her ilçenin, her ilinde bir belediye başkanı olacak. Dolayısıyla bir kişi seçilecek. Biz aday adaylarını gerçekten objektif ve bilimsel verilerle yola çıkarak seçmek istiyoruz. Bunun değişik yöntemleri var. bazen eğilim yoklaması olacak, bazı yerlerde anket olacak, bazı yerlerde küçük yerlerde özellikle sandığı meydana koyacağız vatandaşlara diyeceğiz kimi belediye başkanı görmek istiyorsun şu kişiler gel oy ver diyeceğiz. Doğrudan halka seçtireceğiz.

Soru: O konuda bir takvim yaptınız mı? O takvimi bilemiyoruz şuanda. 2 Eylül bir tarih vardı ondan sonra…

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle; bundan iki hafta önce MYK bir karar aldı. 3 yerde biz eğilim yoklaması kararı aldık. Bugünde yine MYK toplantımız vardı, az önce o toplantımız bitti orada da yanlış hatırlamıyorsam 5 veya 6 yerde yine eğilim yoklaması kararı aldık. Yani sandık konacak, partinin üyeleri gelecekler kimi belediye başkanı…

Soru- Tüm üyeler mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Tüm üyeler. Delegeler değil tüm üyeler gelip oylarını kullanacaklar. Dolayısıyla kim çıkarsa biz onu kabul edeceğiz.

Soru: İzmir var mı bunların içinde?

Kemal Kılıçdaroğlu: Daha İzmir’e sıra gelmedi. Yani Ankara, İstanbul, İzmir’e henüz daha sıra gelmedi. Ama bu parça parça, 5 kişilik bir komisyonumuz var. Bir Genel Sekreter, dört Genel Başkan Yardımcısı değerlendirme yapıyorlar. Her bir seçim bölgesini tek tek ele alarak değerlendiriyorlar. Bakın hiçbir siyasal partide bunlar yok ama biz yapıyoruz. Tek tek ele alıyorlar, değerlendiriyor il başkanlarıyla, varsa milletvekilleriyle, aynı zamanda o ilden sorumlu olan bizim başka il milletvekillerimiz var. Onlarla beraber oturup durum değerlendirmesi yapıyorlar ve ona göre karar veriyorlar.

Soru: Sizin mesela Kemal Kılıçdaroğlu olarak kafanızda bir bütünşehir belediye başkanı Ankara, İstanbul, İzmir gibi yerler için hangi bir portre çizdiniz mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu söylediğim bütünşehir belediye başkanları için geçerli değil. Bunlar daha çok ilçeler için. Küçük iller, ilçeler için geçerli olan kurallar.

Zorlukta şu; şimdi gerçekten çok değerli adaylar var. Onlar arasında tercih yapmakta çoğu zaman bizde zorlanacağız, örgütte zorlanacak, anketlerde belki birbirine çok yakın çıkacak. Dolayısıyla yani çok değerli adaylar var ve onlardan tercih yapmakta zorlanacağız.

Şimdi şu var. Hepimiz insanız, diyelim ki bir yere 10 kişi başvurdu 1 kişi seçildi. Seçilemeyen ve aday olamayan kişi doğal olarak bir burukluk yaşayacak. İnsanın doğasında olan bir şeydir. Yani neden üzüldün diye kimseyi eleştiremeyiz, öyle bir hakkımızda yok. Ama benim arzum şu; eğer gerçekten bu kişiler CHP’liyse, gerçekten bir partililik bilinci var ise o zaman bu burukluklarını bir süre sonra atarlar ve ondan sonra seçilen adayın etrafında kenetlenirler ve çalışmaya başlarlar. Benim arzum bu. Bu yapıldığı zaman ben anlarım ki o kişiler gerçek anlamda CHP’lidir. O kişiler gerçek anlamda kişisel çıkarlarını aşmış kişilerdir. Ülkenin çıkarlarına odaklanmış kişilerdir. Bu bilinçle bizim partililerin, aday adaylarının hareket etmesi lazım.

Soru: Tam da aslında o sorunun devamı niteliğinde aday patlaması özellikle bizim bölgemizde aday patlamasını bölgede şu şekilde değerlendirenlerde var. Elbette sizin söylediğiniz özgüven, partinin oradaki kazanacağı algısı önemli ama birde değişim beklentisi var, revizyon beklentisi var. Bir dönem gerçi son kurultayla beraber kapattınız eski – yeni CHP meselesini ama sizden önceki yönetim tarafından belirlenen belediye başkanlarının değiştirileceğine dair bir algı ve o algı üzerinden adayların bir bölümünün de onun üzerinden başvuru yaptığı yönünde. Bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim; başarılı belediye başkanlarını eski yönetim atadı, yeni yönetim atadı demek çok yanlış bir değerlendirmedir ve buna katılmak mümkün değildir. Bir belediye başkanı başarılıysa, halkta destek veriyorsa bir sorun yok.

Soru: Şu anda belediye başkanlarının tamamı eski yönetim tarafından atanmış değil mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi dolayısıyla siz kalktınız, eski yönetim, ben hepsini tamamen defterden sileceğim, yerine yenilerini getireceğim. Bu anlayışa ben katılmıyorum. Yani başarılı olan belediye başkanının, halkın arkasında durduğu belediye başkanının arkasında bizde duracağız.

Biz belediye başkanlarımızın performansını da ölçüyoruz. Genel Merkez olarak bütçesi ne kadar, bütçenin nerelere harcandığına kadar performanslarını da ölçüyoruz. Biz bu performansları yaptığımız toplantılarda belediye başkanlarımızı da sunduk. Yani Genel Merkezin belediyelerin bütün çalışmalarını yakından izlediğini, ayrıntılarına kadar izlediğini belediye başkanlarımızda biliyorlar. Şikayet gelmez mi belediye başkanlarımızdan? Gelir tabi. Bu yani işin doğasında bir şeydir. Gider çocuğumu işe al der, işe almadığı için gider belediye başkanını şikayet eder.

Biz bu şikayetlerle ilgilenmeyiz. Biz halkın belediye başkanından beklediği taleplerin ne ölçüde karşılandığına bakarız. Caddesi, sokağı, diğer gereksinmeleri giderilmişse, belediye başkanı halkın arasındaysa, belediyeyi çok bürokratik bir yapının içine hapsetmemişse, kente hizmet veriyorsa, bu belediye başkanıyla ne sorunumuz olacak? Başarılıdır, yoluna devam edecektir. Bakış açımız bu bizim.

Soru: AKP’de İstanbul ve İzmir’de sıkı yarışa gireceğini ifade ediyor. İşleri de çok kolay değil. Özellikle Ankara ve İstanbul’da. Onların aday göstermesini bekleyecek misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Biz başka bir partiye endeksli çalışmıyoruz. Onlar kimi aday gösterirlerse göstersinler. Biz göstereceğimiz adaylarla seçimi kazanma iddiasındayız. Bu iddiayla yola çıkacağız. Ankara, İstanbul, İzmir’de bu iddialarla yola çıkıyoruz zaten.

Bunun için de gerçekten iyi çalışmalarımız var. Bunların bir kısmı kamuoyuna yansımış ama bir kısmı henüz kamuoyuna yansımamış çalışmalar. Adaylar netleştikten sonra belki bu çalışmalar biraz daha sıcak siyasetin gündemine gelmiş olacak.

Soru: Sizden tarih alamıyoruz yani.

Kemal Kılıçdaroğlu: Tarihi aslında Yüksek Seçim Kurulu belirleyecek ama biz gittiğimiz pek çok yerde aday adalarımızı değil bazen adaylarımızı da belirleyeceğiz. Örneğin Afyon’da bir doktor arkadaşımızı belediye başkan adayı olarak ilan ettik. Yine Afyon’un bazı ilçelerinde de ilan ettik. Birden fazla aday olan yerlerde eğilim yoklaması yapıyoruz. Dolayısıyla diğer partilerden çok daha erken bizim adaylarımız ortaya çıkmış olacak.

Soru: Sizin bütün sorumluluğu aldığınızı hissediyorum. Sosyal demokrat bir partide olması gereken bu değil sanıyorum ve bu sorumluluğu nasıl hissediyorsunuz omuzlarınızda? İyi olursa Allahtan kötü olursa sizden bilecekler, o sizde nasıl şimdiden ağırlık hissettiriyor ve bu nasıl değişebilir? Değişmeli midir?

Kemal Kılıçdaroğlu: Siyaset sorumluluk üstlenmeyi gerektiriyor zaten. Zor bir alan. Kolay bir alan değildir siyaset. Hele Türkiye’de çok daha zor. Çünkü Türkiye’de siz bir başka siyasi partiyle mücadele etmiyorsunuz. AKP devletiyle mücadele ediyorsunuz. Karşınızda bir siyasal parti yok. Valisi, kaymakamı, polisi, jandarmasıyla, yargısı, savcısı, hakimiyle bir devlet var karşımızda. Onlarla mücadele ediyorsunuz.

Bu seçimlerde bizim anladığımız anlamda demokrasilerde olan olağan seçimlerde birisi değil. Öyle gördük. Bir şey yaparsınız demokratik yollardan gidiyorsunuz. Vali müdahale eder. Yapamazsınız. Niçin?

O nedenle işimiz zor. Onu ben çok iyi biliyorum. Ama sorumluluğa gelince, az önce ifade ettim; 5 kişilik bir komisyon kurduk. 4 Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Sekreterin olduğu bir komisyon. Her bir seçim bölgesini tek tek masaya yatırıyoruz ve biz 1 yıl önce başladık çalışmalara. Hiçbir siyasi parti başlamadan önce. Nedeni şu; olabildiğince hiç hata tapmadan, doğru adaylarla yola çıkmak.

Her adayı dinlediğinizde en başarılı kişinin kendisi olduğunu söyler. Bu da gayet doğaldır. Ama biz o adaya bir siyasetçi gözüyle değil, halkın gözüyle bakmak durumundayız. Halk o adaya nasıl bakıyor? Onun bulunduğu kentte, halk o adayı ne kadar kucaklıyor? Onun söylemlerine ne kadar inanıyor? Seçildiği zaman halka ne kadar sıcak, sevecen hizmet sunacak. Böyle bakmak zorundayız.

Tabi bunu belirlemenin de yöntemleri vardır. Eğilim yoklaması yaparsınız, örneğin partinin, o çevrede olan partinin bütün üyeleri gelirler bir adayı belirlerler ve siz o adayı seçersiniz. Böylece sorumluluk kime ait olmuş olur?

Soru- Eğilim yoklamasından çıkan sonuçlar aynen uygulanacak mı sizde? Geçmişte sizi kast etmiyorum ama önceki yönetimler döneminde eğilim yoklamasında çıkan bazı adaylar aday gösterilmedi. Başka birileri gösterildi. Böyle şeyler yaşandı. Eğilim yoklamasında sonuç ne çıkarsa onu aday gösterir misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle; eğilim yoklaması yapılsın kararı aldığımız yerlerde zaten kim çıkarsa o gösterilir. Hakim gözetiminde değil. Bu bir genel başkan yardımcısı gidiyor veya PM’den bir yetkili gidiyor. Örneğin, Burdur’da yaptık. Bir eczacı arkadaşımız eğilim yoklamasına çıktı, mesele bitti. Adayımız odur. Yani bu kadar net.

Ama şu olursa, diyelim ki; eğilim yoklaması yaptınız. İki aday birbirine veya üç aday birbirine çok yakın oy aldı. O zaman bizim anket yoluna başvurmamız lazım. Halka sormamız lazım. Bu üç kişiden siz hangisini arzu edersiniz diye?

Yani dolayısıyla bizim adaylarımız şunu çok iyi bilmeliler; biz parti üyesinin veya halkın nabzını tutmadan tepeden inme, dayatmayla şu adaydır demeyeceğiz. Bütün şehirler için geçerli.

Soru: Bir oy fazla alacak kişiyle yola çıkacağız dediğinizi duyduk. Bu bağlamda İstanbul’da işte Sarıgül, Ankara’da bir takım isimler, İzmir’de yine bir takım isimler geçiyor. Sizin için yani CHP için mutlaka 30 Mart 2014’ün önemini farkındayız ama Kemal Kılıçdaroğlu için ne anlama geliyor? Bir çıtanız var mı? Bir hedefiniz, şimdiden açıklayacağınız…

Kemal Kılıçdaroğlu: Her siyasal partinin liderinin elbette hedefi vardır. Hedef nedir? Yerel seçimlerse, yerel seçimde iktidar olmak. Bir önceki seçime göre oy oranını arttırmak, belediye başkanı sayısını artırmak. Bu bizim en büyük arzumuzdur. Tabi hedef her siyasal parti lideri nasıl bir hedefe koşuyorsa aynı hedefe biz de koşuyoruz. Gerçekleştirmek istiyoruz.

Bunun için tabi geçmişte yaptığınız çalışmaları örnek göstermemiz gerekiyor. Örneğin Eskişehir Belediye Başkanımız. Son derece başarılı. Düşünün Anadolu’nun çorak coğrafyasında bir kenti Bursa’yla Ankara arasında turistik bir vahaya dönüştürdü. Anadolu’dan pek çok kişi gelip Eskişehir’i gezmek istiyor. Kim yaptı bunu? Oradaki bir belediye başkanı. Yılmaz Büyükerşen. Çıktı ve Eskişehir’i bir Türkiye markası, bir dünya markası haline dönüştürdü.

Şimdi bu insanı biz ne yapacağız? Eskişehirli seviyor. Bizde seviyoruz. Arzumuz şudur; şimdi sadece Eskişehir’in merkezini değil bütün Eskişehir’i kucaklayacak bu kişi. Bütün Eskişehir’i bir marka kenti haline getirecek. Bunu yapacak. Arzumuz budur bizim. Eğer biz bunu yapabilirsek o zaman göreceksiniz yani Eskişehir’i yapıyorsak İzmir’de metroyu belediye kendisi ben yapabiliyorum diyorsa Brookings Enstitüsü dünyanın en sağlıklı gelişen dördüncü kenti İzmir’dir diye karar veriyorsa bu çok önemlidir. Ankara’yı, İstanbul’u aşmıştır İzmir. Devlet desteği bakın İstanbul, Ankara metroyu bitiremediler, yapamadılar. Bakanlık yapıyor şimdi. Ama İzmir kendisi yapıyor. İzmir’in yaptığı metro kilometresiyle Ankara’da ve İstanbul arasında dağlar kadar fark var. Çok daha ucuza yapıyor, çok daha kaliteli yapıyor, çok daha nitelikli yapıyor ve çok daha az parayla yapıyor.

Soru: İzmir belediye başkanını çok başarılı bulduğunuzu yani siz daha önce Ordu, Giresun ve Eskişehir için…

Kemal Kılıçdaroğlu: Aziz beyde başarılı. Kim başarısızdır diyebilir? Bakın devletin bütün engellemelerine rağmen en büyük projeleri hayata geçirdi. Yakında geleceğim gene bir tören yapılacak İzmir’de. İzmir’in körfezinin çehresi tümüyle değişecek. Koku diye bir şey kalmayacak İzmir körfezinde. Türkiye’nin en büyük fuarını, dünyanın da sayılı fuarlarından birisinin temelini attı. İzmir’i sadece Türkiye’nin Avrupa’nın en önemli fuar merkezi haline getiriyor. Neden İzmir’e diyoruz ki Türkiye’nin dünyaya açılan penceresi, kapısı diye bakıyoruz? Bu nedenle.

Soru: Şimdi bu sözlerinize izleyecek olan CHP’liler hani İzmir’deki adayları sizin sözlerinizi Aziz bey aday yanılacak öyle mi diye algılayabilir. Bu konuda hiç ser verip sır vermiyorsunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Başarı her zaman takdir edilir ve başarının arkasında durulur.

Soru: Efendim ben aslında tam anlatamadım ya da şöyle anlatayım. Rakamlar üzerinden konuşmak gerekirse, puanlar üzerinden, iller üzerinden, 30 büyükşehir var. Kaçında iddialı olacak CHP? Yüzde kaç hedef koyuyor total? Şuan ki elinizde mutlaka veri var Türkiye ölçeğinde CHP’nin durumunu gösteren veriler var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Var tabi mutlaka. Şöyle; nüfusu 100 bini aşan bütün il ve ilçeler bizim gözetimimizde. Oraların sürekli nabzını tutuyoruz. Yerel yönetimlerin şöyle bir özelliği var. Adaylar netleşmeden yerel yönetimlerle ilgili bir oran vermek doğru değil. Adaya bağlıdır yani. Çünkü bakıyorsunuz A’yı aday gösterdiğiniz zaman anketlerde de görüyorsunuz oy daha farklı, B’yi aday gösterdiğiniz zaman oyunuz daha farklı. Bazı yerlerde bakıyorsunuz adayın oyu Cumhuriyet Halk Partisinin oyunun üstünde, bazı yerlerde adayın oyu Cumhuriyet Halk Partisi oyunun altında. Şimdi dediğim gibi yerel yönetimler oransal bir rakam vermek doğru değil. Ama amacımız şu tabi, yani diğer siyasal partiler nasıl yerelde iktidar olmak istiyorlarsa bizde olmak istiyoruz. Türkiye bir daha 89’u yaşayabilmeli.

Açıkça söylüyorum bakın, hiçbir düşüncenin arkasına saklanmadan açıkça, net, önyargısız Cumhuriyet Halk Partili belediyeler AKP’li belediyelere göre çok daha başarılıdır. Hiçbir şey yapmıyorlarsa bile halka hesap veriyorlar. Halka hesap vermeyi biliyorlar. İhalelerine bakın, sundukları hizmete bakın, her şeyde bunu görebilirsiniz. Ben şunu söylerim. Arzu ederse AKP’li belediyeler onların büyükşehir belediye başkanı kimi istiyorlarsa onu çıkarsınlar, biz de bir büyükşehir belediye başkanımızı çıkaralım. İl belediye başkanı çıkarıyorlarsa bizde il belediye başkanı çıkaralım. İlçe belediye başkanı çıkarıyorlarsa bizde ilçe belediye başkanı çıkaralım halk görsün kim ne hizmeti yaptı diye, kim hangi hizmeti verdi diye. Neler yaptık diye görsün halk. O açıdan bizim belediyelerimiz kuşkusuz şunu da söyleyeyim. Eksiğimiz yok mu? Elbette var. Yani ben bütün belediyeler dörtdörtlük çalışıyor, hiçbir belediyenin en ufak bir eksiği yoktur dersek doğruyu söylememiş oluruz. Her belediyenin eksiği vardır, kusuru vardır, hataları vardır. Ama biz ana çizgiye, ana doğruya bakarız. Kaynaklar verimli kullanıldı mı, kullanılmadı mı, kentli memnun mudur, değil midir bunlara bakarız. Bu çerçeveden yola çıkarız. Keşke şu olabilse. Belediyeler daha iyi hizmet üreten merkezleri süratle açabilseler. Bakın, İzmir’de eğer bakanlar kurulu Aziz beyin gönderdiği kararname tekliflerini 2 – 2,5 yıl geciktirmeseydi bugün İzmir’in çehresi çok daha güzel olacaktı. Ama yapmadı. Aziz bey gitti TOKİ’den ev satın aldı belediye olarak. Diğer belediyelere tahsis ediliyor. Ama bundan şikayetçi miyiz? Hayır. Gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz, engellemesinler başka ihsan istemiyoruz. İzmir göreceksiniz sadece Türkiye’nin değil, bütün Avrupa’nın kendi bölgesinin en önemli kenti olma yolunda hızla ilerleyecektir.

Soru: Başarılı bulduğunuz belediye başkanlarını yaptığınız anketlerde doğruluyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Doğruluyor. Doğrulamasa zaten rahat seslendirmeyiz.

Soru: Şimdi yansıyan, yansımayan çalışmalar dediniz yerel seçime dönük. Örneğin dün gazetelere yansıyan bir demecinizde başörtülü aday diyorsunuz bizim için mahsuru yok. Son dönemde bizim dikkatimizi çeken özellikle bizim bölgemizde Bodrum belediye başkanının transferi, Tire belediye başkanının transferi gibi. Demokrat Parti tabanının Cumhuriyet Halk Partisine bir entegrasyonu merkez sağ entegrasyonu hissediyorum. Bu da açılım mıdır, onun dışında nelerle karşılaşacağız önümüzdeki süreçte?

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim. Transfer sözcüğünden hoşlanmıyorum. Onlar partimize katıldılar. Onlar artık Cumhuriyet Halk Partililer. Bizim eski Demokrat Partililerle, Anavatan Partililerle, DYP’lilerle bizim bir sorunumuz asla yok. Atatürk konusunda yok, bayrak konusunda yok, laiklik konusunda yok, sosyal devlet konusunda yok, uygarlık konusunda yok, çağdaşlaşma konusunda yok. Hiçbir sorunumuz yok. Dolayısıyla onlar bize en yakın, bizde onlara en yakın siyasal partiyiz. Önümüzdeki seçimler iki kutup arasında geçecek. Cumhuriyetten yana olanlarla cumhuriyete karşı olanlar. Bu kadar net söylüyorum. Cumhuriyetten yana olanların adresi belli Cumhuriyet Halk Partisi. Herkese kucak açıyoruz. Yok efendim göz rengi böyleymiş, kılık kıyafeti böyleymiş, sigara tutuyormuş, ten rengi şöyleymiş, etnik kimliği buymuş, inancı buymuş. Bunlar siyasetin konusu değil. Biz cumhuriyetimize sahip çıkacaksak demokratik laik, sosyal hukuk devletine sahip çıkacaksak adres belli. Eğer bu ülkenin bakanları Türk bayrağı geçerken ayağa kalkmıyorlarsa kimse kusura bakmasın ben onları yurtsever olarak görmem. Vatandaş olarak da oy vermem. Onun mensup olduğu partiye oy vermem. Kendi bayrağına saygısızlık yapan bir bakanı ben bakan olarak da kabul etmem. Bu benim en doğal hakkım vatandaş olarak. Bakın ben bunu bir siyasal partinin Genel Başkanı olarak değil, sade yurttaş olarak, Kemal Kılıçdaroğlu olarak söylüyorum. Her şeyi yaparız ama bayrağa saygısızlığı asla yapmayız.

Diğer konu yeni açılım mı dediniz. Açılım sözcüğü çok tahrip edildi aslında. Şöyle belki tanımlamak gerekiyor. Az önce söylediğim bağlamda cumhuriyeti sevenler bir araya gelmeli. Kırılan dökülen Türkiye’yi yeniden onarmalılar. Bu yerel yönetimlerden başlamalı. Bütün komşularımızla kavgalı hale geldik. İktidarın kapısını çalabileceği bir tek komşusu yoktur. Suriye’ye mi gidecek? Gidemez. Irak’a mı gidecek? Gidemez. Mısır’a mı gidecek? Gidemez. İran’a mı gidecek? Gidemez. Bakın, Çin dönüşü İran’a uğradı Sayın Erdoğan. Bir gün kapıda beklettiler. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını bir gün beklettiler. Bir hezimettir bu dış politikada. Onun için hem dışta, hem içte Türkiye’nin onarıma ihtiyacı var.

Soru: Siz başındaki örtüyle değil, başının içindekiyle?

Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim başındaki örtü bizi ne ilgilendirir. Hanımefendi ne kadar güzel, şık giyinmiş. Şimdi ben şunu değiştir, şunu giy deme hakkım var mı benim? Hayır.

Soru: İki kutuplu bir yerel seçim süreci bekliyor sizi göre cumhuriyetten yana olanlar ve tersi olanlar. Bu bağlamda 2009 yerel seçimlerinde fiilen yaşandı Ege bölgesinde. Sandıkta bir MHP – CHP ittifakı, yani herhangi bir partiler düzeyinde, liderler düzeyinde değilse de sandıkta yaşandı. Manisa’da, Balıkesir’de, Uşak’ta MHP’nin ipi göğüslemesi, İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisine akan oylar. Böyle bir ittifak yine sandıkta mı yaşanır yoksa daha üst düzeyde bir konuşma olur mu? Çünkü iki kutuplu dediğimizde ister istemez MHP’yi bunun neresine koyacağız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Siyasal partilerin liderleri bir ittifakın olmayacağını zaten deklare ettiler.

Soru: Ama mektuplar geliyor size bu yönde. Ankara’da siz aday çıkarmayın, İstanbul’da onlar çıkarmasın gibi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bize mektup gelmedi ama zaman zaman bunlar gittiğimiz yerlerde yurttaşlar tarafından söyleniyor bize. Ama sizde takdir edersiniz ki biz bir seçime giriyoruz. Her siyasal parti daha fazla oy alma ihtiyacında. Biz bunu yapmaya hazırız. Güçlü olan parti biziz. AKP’ye karşı rekabeti güçlü olarak sürdüren parti biziz. Ana muhalefet partisi biziz. Gerçekten de cumhuriyetin değerlerini sonuna kadar koruyan, savunan parti biziz. Gerek ülkemizde, gerek yurtdışında barışı sulhu savunan parti biziz. Göstereceğimiz adaylar fanatik siyasal kimliği olan adaylar değil zaten. Halka hitap eden. Şimdi Sayın Kocadon geldi partiye, Bodrum’a hizmet veriyor şimdi. Bodrum’a hizmet verirken şu bana oy vermedi ben ona hizmet vermeyeceğim çöpünü almayacağım diyebilir mi? Diyemez. Aziz Kocaoğlu şu mahalleden bize az oy çıktı ben hiç o mahallenin çöpünü toplamayım diyebilir mi? Diyemez. Demiyor da zaten. Hatta oraya daha fazla önem veriyor. Acaba orada yerleşenlerin oylarını nasıl daha fazla alabilirim diye.

Dolayısıyla siyaset farklı bir şey. Sandıkta vatandaş yerel adaylar o açıdan söyledim yerel seçimlerde önemli. Bir adayın niteliğine bakar ve diyelim ki geçmişte AKP’ye vermiştir ama adayı beğenir gider bizim adayımıza oy verir. Bu gayet doğaldır zaten. İstanbul seçimlerinde bende pek çok siyasal partiden yani CHP dışında oy aldım belediye başkan adaylığım sırasında.

Soru: İstanbul deyince hemen bir cümleyle Mustafa Sarıgül’le ilgili durumda hangi aşamadasınız şuanda? Henüz partiye üye olmadı galiba?

Kemal Kılıçdaroğlu: Parti üyesi değil. Dolayısıyla bir şey söyleme şansımız yok.

Soru: Biraz önce başörtüsü, kadın mevzuları, kılık kıyafet aslında kadınların bir şekilde ister örtülü, ister örtüsüz kıyafetleriyle yargılanmasında bu anlamda bir malzeme olmasını bir kadın olarak aslında üzülerek karşılıyorum. Bunu öncelikle ifade edeyim. İltifatınız içinde çok teşekkür ederim ayrıca. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin karnesi pek iyi değil. Yani kadın belediye başkanları sayısı maalesef çok çok gerisinde, sembolik düzeylerde. Bu konuda en iyi BDP biliyorsunuz. Şimdi eşinizde bir süre önce İzmir’e gelmişti, hatta biraz sizin mütevazi aile yapısına, değerlerinize biraz farklı gelen yadırgadığınız il içinde adeta bir Genel Başkan gibi karşılandı, öyle bir protokol uygulandı. Ve orada kadın başkan vurgusunu dile getirdi değerli eşiniz. Bunu bize nasıl izah edeceksiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel bir soru. Şöyle; gittiğim her toplantıda kadın dinleyicilere şunu söylüyorum. Size seçme seçilme hakkını bazı Avrupa ülkelerinden önce veren siyasal parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi sizin evinizdir diyorum.

İki; benim Genel Başkanlığımdan sonra ikinci bir önemli adım attık. %33 cinsiyet kotası getirdik. Bu bütün yönetimlerde kendisini gösterecektir. Ayrıca %10 gençlik kotası getirdik. Gençlerinde siyasete girmesi gerekiyor. 18 yaşında idam ediyorsunuz ama diyorsunuz ki milletvekili olamazsın. Böyle saçma şey olur mu? %10 gençlik kotası getirdik.

Dolayısıyla kadınların daha fazla siyasete girmeleri gerekiyor. Şu da bir başka gerçek onun da altını özenli çiziyim. Türkiye’de kadın sadece siyasette değil, sosyal yaşamda da biraz geriye itilmiş. Bakın 81 ilimiz var kadın vali var mı?

Soru: Şuanda yok. Bir ara kadın vardı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yargıtay’da bir ara kadın yargıç sayımız biraz fazlaydı o da çok düştü. Baktığınız zaman bu sistem oturmuyor.

Soru: Çalışan kadın sayısı azalıyor zaten.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Kadının sosyal hayata daha fazla girmesi lazım. Şimdi kadınla ilgili şu kadar çocuk yapacaksın zorlaması kadını eve hapsetmektir. Aile yapısına müdahale ediyorsunuz siz. Kimin ne hakkı var bir başkasının aile yapısına müdahale etmeye? Ve siz ülkenin Başbakanı olarak müdahale ediyorsunuz. Şimdi bunlar kadını ürkütüyor. Kadının son zamanlarda siyasete fazla ilgi duymasının temelinde bu söylemler yatıyor. Kendi geleceğinden, kendi özgür dünyasının kendi elinden alınacağından korkuyor kadın.

Bizim kadın aday sayısı bu seçimlerde daha fazla olacak.

Soru: Belediye meclislerinde?

Kemal Kılıçdaroğlu: Belediye meclislerinde, belediye başkanlarında olacak. Üstelik bunlar böyle seçilen yerlere belediye meclislerinde de seçilen yerlere koyacağız. Çünkü Türkiye’de gerçekten eğitimli, birikimli, siyasete ilgi duyan, topluma hizmet vermek isteyen bir kadın potansiyeli var. Bunu yakalamak ve bunu siyasete dahil etmek zorundayız. Bu da aslında en çok CHP’ye yakışır. Mademki siz kadına seçme seçilme hakkı getirdim diyorsunuz gereğini yapın o zaman. Şimdi gereğini dediğim gibi kurultayda aldığımız kararla çok önemli bir adım attık. Türkiye’de hiçbir siyasal partide yok böyle bir şey. %33 çoğu Avrupa ülkesinde de yok. Bazı ülkelerde %30. Biz 33 getirdik. Dolayısıyla tam 3/1 kotamız var. Adına da kadın kotası demedik, cinsiyet kotası dedik. Bazı yerlerde kadın sayısı fazla olursa erkeklere belli bir kota getirilmesi gerekiyor.

Şimdi bu çerçevede baktığımız zaman bu seçimlerde daha fazla kadın belediye meclis üyesi, il genel meclis üyesi ve belediye başkanı olacak hep beraber göreceğiz.

Soru: Hem referandumda, seçimde hakikaten çok sizi tempolu gördük. Yani sesiniz kısılıyordu artık çıktığınız televizyon programlarında. Yerel seçimler öncesinde de böyle tempolu, hareketli bir planlamanız var mı? Türkiye’yi adım adım gezmeyi düşünüyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Gezeceğim. Örneğin geçen hafta sonu Adana’da mitingimiz vardı. Kırıkhan’a gittim, Reyhanlı’ya gittim, Cilvegözüne gittim. Yani Hatay’ı aşağı yukarı gezdik. En son Samandağ’ına gittim. Samandağ’da da bir miting yaptık. Diğer yerlerde de küçük vatandaşlar toplandılar otobüsün üstünden vatandaşlara hitap ettim. Oradan Vakıflı köyüne uğradım. Bir Ermeni köyüdür. Tek Ermeni köyü. Son derece şirin, gerçekten insan sevgisiyle dolu vatandaşlarımız. Onlarla biraz oturup sohbet ettik. Sonra gece geç saatlerde Ankara’ya döndüm.

Bu hafta sonu Trakya’da mitingimiz var. Çünkü çiftçi gerçekten çok zor durumda. Yani Ege’nin üreticileri de bunu çok iyi biliyorlar. Besiciler öyle, ayçiçeği üreticileri öyle, zeytin üreticileri öyle. Yani herkes gerçekten büyük sorunlarla karşı karşıya. Bakın ayçiçeği üreticilerinde tablo şu; benzine zam yapıldı, mazota zam yapıldı, ilaca zam yapıldı, suya zam yapıldı, elektriğe zam yapıldı, gübreye zam yapıldı ama fiyat geçen yılın fiyatının altında. Zeytinyağında da. Kaçak zeytinyağı geliyor ve maalesef zeytinyağı üreticisi de zor durumda. Ki, zeytinyağı üreticisini bizim el üstünde tutmamız lazım. Ama maalesef.

Soru: Seçim takviminizi öğrenmek istiyorum?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yoğun bir seçim takvimi olacak. Başladık aslında çalışmaya. Örneğin Adana’ya mitinge gittim ama Adana’da yeni kurulan bir belediyemiz vardı Çukurova belediyesi. O kendisi için güzel bir merkez yapmıştı belediye binası. Onun hem açılışını yaptık, hem mitingi yaptık orada. Savaşa hayır, barışa evet.

Soru: Ben sizi yeniden İzmir’e getirmek istiyorum. İzmir’i biz tanımlarken CHP’nin kalesi diye son dönemde daha sık tanımlamaya başladık. Siyasal terminolojide bu böyle algılanıyor. Ama aksi yönde daha doğrusu iktidar partisi, bakanlar üzerinden, projeler üzerinden bir yüklenmesi bir iddiası var bu son önümüzdeki seçim için söylüyorum bunu. Binali Yıldırım’ın adaylığı yoğun bir şekilde veya başka bir bakan olabilir. Ama yoğun şekilde Binali Yıldırım’ın adaylığı konuşuluyor. Sizi endişelendiriyor mu Binali Yıldırım ulaştırma bakanının projelerle, devlet imkanlarıyla yüklenecek olması. Kalenizde bir sarsıntıya yol açma ihtimali var mı? Çünkü şuan 28 belediye ve büyükşehir CHP’de. Tire’yi saymıyorum tabi.

Soru: Ben buna ek olarak bir şeyde ilave etmek istiyorum bu soruyla bağlantılı. Cumhuriyet Halk Partisi İzmir’i çantada keklik olarak mı görüyor mu? Bazen bu türde bir anlayış oluyor. Yani İzmir’in demokratik hoşgörülü şeyi Cumhuriyet Halk Partisini direk çantada, nasıl olsa İzmir bize oy verir mantığını güdüyor tarzında serzenişlerde yakınmalar oluyor. Bu konuda aydınlatır mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Önce şunu söyleyeyim. Sadece İzmir değil neresi olursa olsun yani CHP’nin diyelim %70 oy aldığı Damal veya 60 – 65 oy aldığı Damal dahil hiçbir yeri çantada keklik olarak görmüyoruz. Bu doğru bir tutum ve davranış asla olamaz.

İki; İzmir’i CHP’nin kalesi olarak da yorumlamak istemiyorum. İzmir cumhuriyetin kalesidir. Biz İzmir’i öyle biliyoruz. Aydınlığın kalesidir İzmir, uygarlığın kalesidir İzmir. İzmir’in CHP’ye teveccüh göstermesinin nedeni CHP’nin bu ilkeleri savunmasındandır. Yani eğri oturup doğru konuşalım. Olay budur. Dolayısıyla İzmirliyim ya ben ne yaparsam yapıyım bana oy verir gibi ucuz bir tartışmanın içine sokmak İzmirliye yapılacak en büyük kötülüktür. Bunu asla kabul etmiyorum.

İki; Binali beyin İzmir’den aday olmasını çok arzu ederim. Şu soruyu sormak isterim. Kaç yıldır bakan, bu kadar projeden söz ediyorsun, niye İzmir’e bir proje yapmadın? Niye yapmadın, hayata geçirmedin. Başkan olduktan sonra mı? Onun adı şantajdır. O projeleri nasıl gerçekleştirecek? İzmirlinin ödediği vergilerle.

Soru: Şuan yürüttüğü projeler var ama bu son dönemde biraz yoğunlaştı.

Soru: 35 proje örneğin 2011 seçimleri öncesi başlatılan projeler şuan bazıları yürüyor. Yani hiçbir şey yapmamış derken biz yanlış anladık?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle; ben şöyle bakarım olaya. İzmirli ne kadar vergi ödüyor, devlet İzmir’e ne kadar yatırım yapıyor? İstanbul ne kadar vergi ödüyor, İstanbul’a ne kadar yatırım yapıyor? Ankara ne kadar vergi ödüyor, Ankara’ya ne kadar yatırım yapıyor? 3 ili kıyaslayalım. Adana’yı saymıyoruz, Bursa’yı saymıyoruz. İzmirlinin ödediği vergiden daha az İzmir’e yatırım yapıyorlar. Ben bunu kabul etmiyorum. İstanbul orada, Ankara burada. İzmir’i cezalandıran bir yönetim var. Ben belediye başkanı seçilirsem cezalandırılmaktan kurtulacak mı İzmir? Hayır.

Soru: Bunu şantaj olarak değerlendiriyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bu doğru değil. Yani siyaset şantaj üzerine inşa edilemez. Bu beni başkan seçin ben size hizmet vereceğim, parayı size akıtacağım. Başkan seçmezseniz size para vermem. Siyaset şantaj üzerine kurulmaz, İzmirlide şantajı kabul etmez. İzmirli onurludur. Böyle bir şey olur mu?

Soru: Son süreçte gezi parkıyla beraber Türkiye’de çağın sorunları oldukça  gündem. Kentin bölgenin gündemini takip ediyorsanız İzmir ve Ege bölgesinin gündeminde yoğun bir şekilde çevre sorunları var, kamulaştırmalar var. Diren Taksim’den sonra İzmir’de diren ağaçlı yol, Bornova’da böyle bir gündemimiz var. Yine büyükşehir belediyesinin yapmaya çalıştığı çöp tesislerinden rakibin bir atakları var. Bütün bunları izliyor musunuz veya bunlara ilişkin bir bölgedeki yeşile dönük hassasiyetlerle ilgili neler söylersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Zaten o duyarlılıklar şu veya bu şekilde medyaya yansıyor. Yani İzmir’de olanda, Kaz dağlarında olanda, İzmir’in çevresinde olanda. İzmir çok güzel bir kent. İklimi bu güzelliğe ayrı bir güzellik katıyor. Doğasıda güzel bir kent. İzmir’in yeşil alanlarını daha fazla arttırmak gerekiyor. Türkiye’nin en yeşil kentlerinden birisidir. Ama İzmir’de hiçbir meydan yapılaşmaya açılmadı. İzin verilmedi, belediye izin vermedi. Meydanlar oluşturuyor. Daha çok güzel projeleri var Aziz beyin. Sanıyorum önümüzdeki süreç içinde bu projeler şu veya bu şekilde kamuoyuna yansıyacaktır, anlatılacaktır.

Soru: projesi var sizin az önce programda sözünü ettiğiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet. Bütün bunların tamamı geçecek. Ama insanı kentten memnun eden temel kural kentin doğasıdır, kentin estetiğidir, kentin yeşilliğidir. Ben kentte huzur içinde nasıl yaşayacağım sokağa çıktığım zaman bir yeşil ağaç görmeliyim, park görmeliyim, estetik binalar görmeliyim, tabela kirliliği olmamalı. Bütün bunlar, yani kent estetiği dediğimiz, kent kültürü dediğimiz o bizi besleyen kentleşme olgusunu zenginleştiren, bizim duyarlılıklarımızı çok öne çıkaran bir kent estetiği kültürünü oluşturmak lazım. İzmir bu konuda çok önemli mesafeler aldı aslında. Çok güzel çalışmalar yapıldı. Bunları zenginleştirmek gerekiyor. Neyle zenginleştirmemiz lazım? Sanatla ve kültürle zenginleştirmemiz lazım.

Soru: Gezi parkından söz ettik. Siz zaman zaman bu yöndeki sorulara yanıt veriyorsunuz ama yine sormak istiyorum. Gezi parkında Cumhuriyet Halk Partisi özetle ne anladı ve bunu yeterince seçimlere nasıl yansıtacak? Biz bunu görebilecek miyiz?

Soru: Sizin aldığınız mesaj neydi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Benim aldığım mesaj şuydu; gençler daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi istiyorlar. İki; gençler doğaya saygı istiyorlar. Üç; gençler yaşanabilir kentler istiyorlar. Dört; gençler bizim özel yaşamımıza siyasetçi müdahale etmesin istiyorlar.

Soru: Sadece gençler mi istiyorlar?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Yani gezide gençlerin eylemi vardı ama aslında toplumun her kesimi istiyordu. Yani benim özel yaşamıma niye birisi gelip müdahale etsin. Bunları alt alta koyduğumuz zaman aslında bu talepler bütün siyasal partilerin ortak paydasını oluşturan taleplerdir. Öyle olması lazım demokrasilerde. Hangi siyasi parti ben daha az özgürlük isterim diyebilir. Bunu seslendiremez bile. Ama yaşanan tablo, iktidarın yaptığı baskı, medyaya yapılan müdahaleler, işsiz kalan gazeteciler, hapse atılan insanlar, gencecik çocukların tutuklanması, eyleme en demokratik hakkını kullanıp, anayasal hakkını kullanan göstericilerin öldürülmeleri, onların gözlerini kaybetmesi bu tam bir felaket.

Bakın, anayasada toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı vardır hak. Yurttaşlara tanınmıştır. Tek istisnası var bunun hak olmaktan çıkaran. Silahsız ve saldırısız olması lazım. Silahsız ve saldırısız her yurttaş toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına sahiptir der anayasa. Bu çocukların ellerinde silah mı vardı? Hayır. Birisine mi saldırdılar? Hayır. En doğal hakları iktidar tarafından ihlal edildi. Üzerlerine polis copu. Ne yapıyordu bu gençler? Çadırlarda kalıyorlardı. Kalsın çadırında ne olacak? Üstelik bunların tamamı eğitimli. Dünyayı bilen, dünyayı gören, tanıyan insanlardı bunlar. Benim ülkem neden bir Paris gibi olmasın, bir Roma gibi, bir Londra gibi, bir New York gibi, Washington gibi olmasın. Orada insanlar özgürce eylem yapıyorlar kimsede bir şey söylemiyor. Tam tersine özgürlük yapanlar başka birisi tarafından saldırıya uğramasın diye polisin korumasına alınıyor. Rahatlıkla özgürlüklerini yerine getirsinler diye. Şimdi bizde tam tersi baskıcı, hatta bunlar suçlu ilan edildi. Faiz lobisinden tutun BM’ye bilmem nereden nereye kadar Başbakan açtı ağzını, yumdu gözünü. Tam bir felaket estirdi. Ne oldu sonuçta?

Soru: Siz gezi sürecini herhalde yerel seçim listelerine…

Kemal Kılıçdaroğlu: Yansıtacağız. Daha çok genç, daha çok kadın aday olacak.

Soru: Efendim biz sizi tanıdığımızda dosyalarla, yolsuzluk dosyalarıyla, belgelerle konuşan, bunları soğukkanlılıkla tartışan ve sonucuna giden, sonucu alan bir isim olarak parladınız, sizin yıldızınız o zaman asıl parladı. Fakat sanki en son Kayseri’yi hatırlıyorum. Ondan sonra doysa akışı, yani belge akışımı gelmedi, siz mi yoksa Erdoğan’ın belirlediği gündemle savaşıp ona cevap verme üslubunu benimsediniz? Yani neden bu yolda devam etmiyorsunuz? Bu güzel bir yoldu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel bir yoldu. Deniz feneri olayını takip ettik. Deniz feneri olayında potansiyel suçluların evleri aranacaktı, işyerleri aranacaktı. Ama bir bakan arama öncesi onlara haber verdi. Ben köstebek bakan dedim ve adını açıkladım. Beni mahkeme verdi. Üstelik yapılan tüm telefon konuşmalarını saniyesi saniyesine verdim. Elime önemli bir belge geçmişti bunu açıkladım. Sayın Beşir Atalay köstebek bakan. Mahkemeye verdi mahkemeden bir şey çıkmadı köstebekliği kanıtlandı sadece o kadar. Normali neydi? Bütün medyanın, sivil toplum kuruluşlarının bu bakanın üstüne gitmesi lazımdı ve onun o bakanlık koltuğunda oturmaması lazımdı. Siz savcının arama yapacağı yere bakan olarak önceden haber verirseniz…

Soru: Sonra o savcılar görevden alındı zaten.

Kemal Kılıçdaroğlu: Siz o koltukta nasıl oturursunuz. Siz hukuku çiğniyorsunuz, ihlal ediyorsunuz. Suçluları koruyorsunuz siz. Demokratik bir ülkede o bakan bırakın o bakanlıktan gitmeyi siyasi hayatı biter. Bizde gitti mi? Hayır.

Soru: Bir yılgınlığa mı düştünüz yani?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır yılgınlığa düşmedim. Bunu açıkladık, Kayseri dosyasını da açıkladık. Ne oldu? Bakın Sayın Başbakana rüşveti toplayan adamın el yazısıyla kimden ne kadar rüşvet aldığının el defterini gönderdik. Soruşturma açın bari. El defteri bu. Mahkeme dosyasında duruyor bu. Yargıç bu defteri görmüyor, savcı bu defteri görmüyor, belediye başkanı bu defteri görmüyor, vali bu defteri görmüyor, emniyet bu defteri görmüyor. Ama dosyada duruyor. Başbakana gönderdim. Ne söyledi? Altında dedi rüşvet toplayan adamın imzası yok diyor bir işe yaramaz. Böyle şey olur mu? Adam diyor zaten ben topladım.

Soru: Yani siz devam edecek misiniz buna önümüzdeki yıllarda?

Kemal Kılıçdaroğlu: Devam ederiz tabi niye etmeyelim. Şimdi bakın, birde şöyle. Türkiye’de o kadar çok yolsuzluk yapılıyor ki, her yolsuzluğu gündeme getirdiğiniz zaman yolsuzluğu sıradanlaştırırsınız. Düşündüğümüz en tehlikeli olay budur. Ne olacak işte yolsuzlukta yapılmış, kim yapmıyor ki gibi bir havanın ortaya çıkmasıdır. Bu çok tehlikelidir. O nedenle bizim bunu böyle çok sık gündeme getirmemiz doğru olmaz.

Genel Başkan olduktan sonra iki tane önemli dosyayı getirdim toplumun önüne koyduk. Beşir Atalay bey o koltukta oturduğu sürece kendisi hukuku ihlal eden kişidir. Suçluları koruyan kişidir. Bunu sadece benim üzerinde durmam yetmez. Medyanın durması lazım, sivil toplum kuruluşlarının durması lazım, meslek kuruluşlarının durması lazım, vatandaşın durması lazım. Ya arkadaş sen nasıl gidersin suçluyu korursun demesi lazım.

Soru: Aklınızdaki Kemal Kılıçdaroğlu’nun en hoşuna gidecek belediye başkanı ya da en doğru hizmeti verecek belediye başkanı isim vermeden tanımlayabilir misiniz kimdir bu? Bir portre.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir portre. Sanatı, kültürü ihmal etmeyen, Cumartesi, Pazar gibi bir lüksü olmayan, yeri geldiğinde kahveye gidip vatandaşlarla kağıt oynayan, yeri geldiğinde devlet senfoni orkestrasının müziğini dinleyen ve yeri geldiğinde vatandaşlarla beraber gidip bir yerde piknik yapan, yeri geldiğinde kahvede oturup vatandaşlara ne derdiniz var diye sorduğunda birisi bir derdini anlattığında örneğin çöpüm toplanmıyor diye hemen derhal ilgili belediye başkan yardımcısını çağırıp bu vatandaşın çöpü toplanmıyormuş yarından itibaren bu tür şikayeti beklemiyorum diyen, dedikten sonrada ertesi gün o vatandaşı arayıp gereği yapıldı mı diye soran bir belediye başkanı.

Ayrıca sokağı, caddesi temiz mi değil mi buna bakan, kirliliği varsa bir yerde onun üzerinde duran, onu süratle gidermeye çalışan, kentin estetiğine önem veren, yeşiline, doğasına önem veren, çocuklar rahat okula gidiyor mu gitmiyor mu? Kentteki engelli sayısını bilen, engellilerin kent açısından zorlukları var mıdır, yok mudur? Karşılaştıkları zorlukları gidermesini bilen bir belediye başkanı. Daha pek çok şey sayılabilir.

Soru: Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarında böyle insanlar vardır.

Kemal Kılıçdaroğlu: Mutlaka vardır olmaz olur mu? Yani gerçekten tek tek bütün engellilerin evine gidip engellilere hizmet eden belediye başkanlarımız var, belediyelerimiz var, görevlendirdiği kişiler var. Yoksul evlere ekmek götürüp, yemek götürüp kimseye afişe etmeden götüren belediye başkanlarımız var. İzmir’de her gecekondu evine sabah götürüp süt teslim eden belediyemiz var niye olmasın. Yani baktığınız zaman bütün bunlar yapılıyor yapılmıyor değil. Kültürü ve sanatı niye söyledim? Kentliyi birleştiren, kaynaştıran temel unsurdur sanat ve kültür. Bir Açıkhava sinemasına insanların topluca gitmeleri ve birbirlerini tanımaları, bir parkta bir araya gelmeleri ve birbirlerini tanımaları, bir sanat etkinliğinde buluşmaları ve birbirlerini tanımaları. Yani sosyal hayatı zenginleştiren bir olaydır. Belediye başkanının en büyük görevlerinden biriside budur zaten kentliyi kaynaştırmak.

Soru: Sayın Genel Başkan, askerliğinizi de İzmir’de yaptığınızı pek yakında öğrendik. İzmir deyince aklınıza ne geliyor? Özlüyor musunuz İzmir’i?

Kemal Kılıçdaroğlu: İzmir’i ilk kez 1972 veya 73 yılında görmüştüm eşimle beraber. Yeni evliydik, Söke’de göreve gidiyordum İzmir’den Kordon’dan geçmiştik. O zaman otobüsler oradan geçiyordu. Eşime döndüm askerlikten sonra İzmir’e yerleşelim dedim. Çünkü çok güzel bir kent İzmir. Söke’de, Kuşadası’nda görev yaptım. Sonra askerlik tesadüfen İzmir’e çıktı. 53. Er Eğitim Tugayında askerliğimi yaptım. Daha sonra beni İstanbul’da görevlendirdiler. Ankara’dan İstanbul’daki grupta görevlendirdiler ve İstanbul’da kaldım.

Soru: Şimdi İzmir deyince aklınıza ne geliyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: İzmir o dönemde çok güzeldi, bugünde çok güzel İzmir. O dönem bu kadar kalabalık değildi. Şimdi daha kalabalık. Her hafta sonu İzmir’in bir ilçesine giderdik İzmir’i tanımak, görmek açısından. Asker arkadaşlar olarak giderdik. O dönemin İzmir’i daha sakin bir kentti, daha sessiz bir kentti. Bugün çok daha güçlü, iradesi çok daha güçlü ortaya çıkan bir kent. Fuarı çok daha zengin gibi geliyordu bana ama askerlikten sonra fuarı görmedim, bilmiyorum ne kadar zengin. Sadece Elazığlıların bir günü vardı İzmir’e geldiğimde Genel Başkan olduktan sonra Elazığlıların o gününü kutlamak için fuara gitmiştim. Şimdi yeni bir fuar yerinin temeli atıldı bende temel atma töreninde hazır bulundum. Merkezdeki fuar İzmir’in dışına çıkarılacak. Orası çok daha güzel bir mekana dönüşecek İzmirliler için. Güzel şeyler. İzmir güzel.

Soru: 89 vurgusu yaptınız yerel seçim 2014’e. 89’dan sonra birde 91’i var bu işin. 2015’e de geliyoruz. 30 Marttaki sonuçlara dayanarak veya buradan asıl beklentinizin 2015’te CHP iktidarı olduğuna ne derece inanıyorsunuz şu aşamada?

Kemal Kılıçdaroğlu: İnanıyorum. Nedeni şu; ülkenin iyi yönetilmediğini herkes biliyor. Biz bu toplantıyı iki yıl önce yapsaydık ve yine böyle sorular arasında ben size şunu söyleseydim. İzlenen bu politikayla Türkiye yakında saman ithal eder deseydim siz dinlerdiniz, çıktıktan sonrada derdiniz ki ya şu Genel Başkan saman ithal ediliyor diyor ayakları bile yere basmıyor. Koskoca Türkiye saman mı ithal eder? Saman ithal ettik mi? Ediyoruz. Canlı hayvan ithal ettik mi? Ediyoruz. Dış politikamız kötü mü? Kötü. Kapısını çalacağımız bir komşumuz var mı? Hayır. Ekonomiyi kim belirliyor? Ekonomi politikalarını kim belirliyor? Dağınık bir yapı var. Bakın bir kriz yaşadık en büyük zararı gören dünyadaki ülkeler içinde en büyük zararı gören biziz. Fatura kime çıkıyor? Vatandaşa çıkıyor. Recep Tayyip Erdoğan’a faturamı çıkıyor? Hayır keyfi yerinde, parası yerinde, uçağı yerinde. Her şeyi yerinde. Vatandaş perişan vaziyette. Suriye politikasının bize getirdiği miras 2 milyar lira para gitti şuana kadar. Eski parayla 2 katrilyon lira. İzlediğimiz yanlış politikadan ötürü. Kardeşi kardeşe kırdırıyoruz eline silahı biz veriyoruz. Şimdi ne oldu? 2 milyar lirayı siz emekliye verseydiniz, çiftçiye verseydiniz, besiciye verseydiniz ne olurdu? Üretim artardı, istihdam artardı. Emekli sırtını doğrulturdu hiç değilse. Bir nefes alıyım derdi.

Soru: Bu anketlerde yine AKP %50’nin üzerine çıktığı söyleniyor.

Kemal Kılıçdaroğlu: Söylenebilir ama yani ben o anketlere inanmıyorum.

Soru: Sizin yaptırdığınız, paylaşmadığınız, gerçek anket paylaşılmaz zaten de.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle; biz Türkiye genelinde AKP’nin yaptığı gibi anket yaptırmıyoruz. Yani anket pahalı bir şeydir yani öyle ucuz bir şey değil. Dolayısıyla bizim bütçemiz belli. Basın biz siyasal partiler içinde kendi hesaplarını yeminli mali müşavire denetletip kendi internet sitesinde yayınlayan tek siyasal partiyiz. Biz temiz bir partiyiz. Biz buna önem veririz. Dolayısıyla bilmeyiz yani anket gazetelerde yazıyor, bizde gazetelerden bakıyoruz, okuyoruz.

Soru: Yani yönlendirme amaçlı mı diyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle öyle. Eğer bütün bu tabloya rağmen %50 çıkıyorsa oturup düşünmemiz lazım tabi. Bu ülkede bir şey dememiz lazım yani.

Soru: Ya da bizde bir şey var demek.

Kemal Kılıçdaroğlu:  Ya da herkesin hayatı çok iyi, herkes hayatından çok mutlu biz yanlış okuyoruz anlamına gelir.

Soru: Bu yaklaşan yerel seçimler için çıta, bir şey söyleyebilir misiniz %30 gibi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Yok hayır bir oran dediğim gibi adaya bağlı. Bütün adaylarımız şöyle bir çıksın ortaya o zaman meraklanmayın.

Soru: Oran değil ama en azından şunu söyleyebilir misiniz, adayları açıklamamız en son yani Ocak’ta biter gibi veya Aralık sonu biter gibi bir tahmini bir şey verebilir misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Adaylarımızın büyük bir kısmı YSK kararı açıklanmadan belirlenmiş olur. Yani resmi takvimin dışında biz onları belirlemiş oluruz. Büyük bir kısmı belirlenmiş olur.

Soru: Yani siz geçmişte Genel Başkan dokuz doğurtuyordu bazı belediye başkan adaylarını. İsimlerini sormuyordu. Kadın mı olsun, erkek mi olsun diye soruyordu. Öyle bir şeyler yapmayacaksınız anladığım kadarıyla.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yapmayacağız. Çok erkenden açıklayacağız. Bir yıl önceden başladık çalışmaya. Gayet kararlı, tutarlı, kendi içinde dengeleri olan bir yapı içinde yolumuza devam edeceğiz.

Sunucu: Çok teşekkür ederiz efendim.

Kemal Kılıçdaroğlu:  İzmir’e selamlar.

    Cuma, 27 Eylül 2013 13:44

Bağlantılı Konular