"Türkiye bir’den büyüktür, senden büyüktür Sayın Başbakan"

“Türkiye’de birden büyük Sayın Başbakan, Türkiye’de senden büyük. Tek başına karar alacaksın, tek başına suçlu imal edeceksin, tek başına davalar açtırttıracaksın, tek başına talimatla fezlekeler hazırlatacaksın, tek başına ne idüğü belirsiz demokratikleşme şarkıları söyleyeceksin, tek başına gayrimeşru odaklarla pazarlık yapacaksın Türkiye’nin geleceği konusunda. Türkiye Cumhuriyet devletini hukuken ve siyaseten tarif eden tüm tanımlamaların içini boşaltmaya çalışacaksın. Ondan sonra dünya 5 ülkenin ağzına bırakılamaz diyeceksin. Türkiye’yi tek başına kendi ağzına mahkum edeceksin. Ört ki ölem”

“Başbakan da iktidar sözcüleri de kendi yarattıkları süreçler sonunda Mart kedisi gibi bağırmaya alışmışlar.”

“Bu iktidar zayıflayan bir iktidar, itibarsızlaşan bir iktidar, ağırlığı kalmayan bir iktidar, yönetemeyen bir iktidar. Yani özeti iktidarsız bir iktidar.”

“Sen kifayetsiz muhterissin. Sen iktidarsız bir iktidarın itibarını yitirmiş Türkiye’yi yönetemeyen Başbakanı konumundasın. Dünyada seni kimse ciddiye almıyor artık. Bir ağırlığın yok.”

“Daha önce AKP Genel Merkezine yapılan saldırı ortada iken ve herkesi dinleyen,  herkesi takip eden, üç kişi yanyana geldiğinde önlem alan devlet elinde sanki çarşıdan soba borusu almış, evine yürüyerek giden bir vatandaş gibi roket atarla, bazukayla Ankara sokaklarında dolaşan 2 – 3 eylemciyi takip ediyor ve zararsız bir eylem gerçekleştirmelerine müsaade edildikten sonra derdest ediliyorlar. Ve ondan sonrasında bir mağduriyet edebiyatı. Hep biz mağduruz, hep biz hedefiz. Söylenen şarkı hep aynı ne bestesi değişiyor, ne güftesi değişiyor.”

“İktidar tarafından çatlaklar derinleştiriliyor, polisin iktidar marifetiyle en barışçıl, en demokratik, en anayasal hak olan protesto etme hakkına karşı ne şekilde bir şiddet tepkisi ortaya koyduğuna hepimiz tanığız. Tüm statlar, tüm üniversiteler bizzat iktidar tarafından birer barut fıçısı haline dönüştürülüyor.”

“Sadece Çarşı hedef değil. Çarşı önde gelen bir timsaldi. Diğer tüm muhalif odaklar, tüm sorgulayan odaklar AKP’nin ve Başbakanın uykusunu kaçıran, rahatını bozan tüm çevreler Başbakanın şiddet senaryoları içerisinde hedeftir bundan sonra.”

-“Sayın Başbakan Necip Fazıl’ı anma gecesinde dönüyor gençliğe orada sakın ha pısmayın diyor. Sakın ha pısmayın. Bu ne demek? Başbakan ağzından doğrudan şiddete çağrı demektir.”

“Bir diktatörün ortaya sunabileceği demokratikleşme paketi ne getirebilir?”

“Sayın Cumhurbaşkanı gezi olaylarının başlangıcı ile açıkçası gurur duyuyorum dedi. Bu sözleri acaba söyledikten sonra kendi iradesiyle makamının resmi sitesinde yer almasını istemedi, koydurtmadı mı? Yoksa Cumhurbaşkanı’nın dışında bir irade, bir güç mü bu sözlerin orada yer almasını istemedi. Soru açık, Sayın Cumhurbaşkanının ya da o kurumun sözcüsünün bir açıklama getirmesi gerekiyor.”

“Bu hafta sonunda 6 ilçemizde, değişik illerde 6 ilçe ve ilde 5 Ekimde yine 6 ve il ilçede, 6 Ekimde yine 7 il ve ilçede tüm üyelerimizin katılımıyla eğilim yoklamaları yapılacak ve o akşam saat 17.00’de sandıklar açıldıktan sonra da CHP’nin o ilçe ve illerdeki belediye başkan adayları tüm örgütünün katılımıyla yapılan seçimler sonucunda açılanacaktır.”

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç MYK toplantısı devam ederken basın toplantısı yaptı ve görüşlerini açıkladıktan sonra soruları şöyle yanıtladı;

“Değerli arkadaşlarım hoş geldiniz. Cumhuriyet Halk Partisi MYK toplantısı şuanda devam ediyor. Gündemindeki konular tartışılıyor, görüşülüyor. Ben hem gündemdeki temel konularla ilgili, hem sizlerin soruları çerçevesinde bir değerlendirme yapma durumundayım. Hepinize iyi çalışmalar diliyorum, başarılar diliyorum başlangıçta.

Değerli arkadaşlarım, değişik tartışma konuları Türkiye’de her zamanki gibi sürüyor. Ama kimsenin bilmediği, basına kenarından, köşesinden belirli dozlarda yansıyan bir demokratikleşme paketi hikayesi devam ediyor biliyorsunuz. Ama Türkiye’deki yaşadığımız tüm süreçleri bu demokrasi fotoğrafını kısaca değerlendirmemiz gerekiyor, bahsetmemiz gerekiyor.

Şimdi iktidarın son geldiği nokta varlığını sürdürmek için toplumda gerginlik ve husumet yaratmayı temel politika olarak kabul eden ve uygulayan bir çizgi. Bunu teslim etmemiz gerekiyor. Burada bu gerginliği, bu husumeti ortaya koyan her türlü söylem ve eylemle karşı karşıyayız. Demokratik bir yaklaşımdan tamamen uzak, her olayda toplumu gruplaştıran, kamplaştıran birbirinden uzaklaştıran eylemlere birbiri ardından tanık olmaya ne yazık ki devam ediyoruz. Bu eylemlerden bazıları bir bakıyorsunuz eski Gladio yöntemlerini hatırlatıyor. Eskimiş, köhnemiş uygulamalar, yöntemler. Bir bakıyorsunuz çok açık seçik bir tezgah, bir komplo karşımıza çıkıyor. Bu ya bir terör örgütü saldırısının etrafında gelişiyor bu tezgahlar ya da son Pazar akşamı gördüğümüz gibi statlarda kendisine demokratik süreçlerde muhalefetini açıkça ortaya koyan taraftar gruplarına karşı ve o taraftar gruplarının desteklediği takıma karşı bir iktidar komplosunun açık seçik ortaya konduğu bir süreci görüyoruz. Sürekli bir gerginlik, sürekli bir kuşku, sürekli bir tedirginlik topluma yaymak istedikleri ve bunun etrafında toplumu kutuplaştıran bizzat Başbakanın ve ondan sonra gelen çeşitli boy sırasına göre AKP sözcülerinin yaptığı açıklamalar.

Sokakta, üniversitelerde, şimdi statlarda toplumun her kesiminde bizden ve bizden olmayanlar ayrımı. Derin fay hatları oluşturuluyor toplumda. Derin çatlaklar. Şimdi stattaki son olaylardan sonra biliyorsunuz sporla ilgili yasalarda tekrar bir düzenleme yaparak polisin statlara sokulmaya çalışılması tıpkı eğitim yılı öncesi üniversitelere polisin sokulma gayretleri gibi. Yani çatlaklar derinleştiriliyor, polisin iktidar marifetiyle en barışçıl, en demokratik, en anayasal hak olan protesto etme hakkına karşı, barışçı protesto etme haklarına karşı ne şekilde bir şiddet tepkisi ortaya koyduğuna hepimiz tanığız. Yani tüm statlar, tüm üniversiteler birer barut fıçısı haline bizzat iktidar tarafından dönüştürülüyor. Zayıflayan bir iktidar, itibarsızlaşan bir iktidar, ağırlığı kalmayan bir iktidar, yönetemeyen bir iktidar. Yani özeti iktidarsız bir iktidar. Bütün umudunu toplumu kamplaştırarak, bölerek, kutuplaştırarak kendine ait kısmı perçinlemeye, bloke etmeye çalışan bir siyasi tavır, politika.

Değerli arkadaşlarım, buram buram tezgah kokan dedim. Senaryosunu çizenlerin acemiliği ortada olan bir takım olaylar yaşadık biliyorsunuz. Bir olay daha önce AKP Genel Merkezine yapılan saldırı ortada iken ve devlet herkesi dinlemeye, herkesi takip etmeye, üç kişi yanyana geldiğinde önlem alan devlet elinde sanki çarşıdan soba borusu almış, evine yürüyerek giden bir vatandaş gibi roket atarla, bazukayla Ankara sokaklarında dolaşan 2 – 3 eylemciyi takip ediyor ve zararsız bir eylem gerçekleştirmelerine müsaade edildikten sonra derdest ediliyorlar. Ve ondan sonrasında bir mağduriyet edebiyatı hep olduğu gibi. Hep biz mağduruz, hep biz hedefiz. Söylenen şarkı hep aynı ne bestesi değişiyor, ne güftesi değişiyor. Her yere, her kuruma, her kendisine karşı olana, her eleştirine tehdit dolu çıkışlar, karşı söylemler, ifadeler. Sayın Başbakan arada bir hızını alamıyor. Biliyorsunuz şuanda New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı var. Dünyanın önemli liderleri orada konuşmalar yapıyorlar. Dünyadaki son gelişmelere dönük görüşlerini ifade ediyorlar. Suriye politikasında yaşadığı ve yaşattığı fiyaskoyu unutan, unutmaya çalışan, unutturmaya çalışan Başbakan Türkiye’deki hızını alamayınca arada bir dönüyor ey Birleşmiş Milletler diye o klasik girizgahına başlıyor. Ne diyor? Dünya 5 ülkenin dudakları arasına bırakılamaz. Ey Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bunu söyleyen Başbakan. Peki Türkiye tek bir adamın yani senin ağzına bakar hale getirildi ya tarafından. Buna çıt yok. Aynada kendisini görmüyor. Yani ondan sonra Başbakanın ifadesi şöyle devam ediyor. Ey Birleşmiş Milletler dünya 5’ten büyüktür. Türkiye’de birden büyük Sayın Başbakan, Türkiye’de senden büyük. Tek başına karar alacaksın, tek başına suçlu imal edeceksin, tek başına davalar açtırttıracaksın, tek başına talimatla fezlekeler hazırlatacaksın, tek başına ne idüğü belirsiz demokratikleşme şarkıları söyleyeceksin, tek başına gayrimeşru odaklarla pazarlık yapacaksın Türkiye’nin geleceği konusunda. Türkiye Cumhuriyet devletini hukuken ve siyaseten tarif eden tüm tanımlamaların içini boşaltmaya çalışacaksın. Ondan sonra dünya 5 ülkenin ağzına bırakılamaz diyeceksin. Türkiye’yi tek başına kendi ağzına mahkum edeceksin. Ört ki ölem.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan da iktidar sözcüleri de kendi yarattıkları süreçler sonunda Mart kedisi gibi bağırmaya alışmışlar. Bir olay oluyor oradan bir mağduriyet çıkaracaklar, bir haklılık payı çıkartacaklar. Demin yaptığım benzetmedeki gibi sürekli bağırıyorlar boy sırasına göre. Yaşanan olaylarla ilgili olarak birisi hemen Cumhuriyet Halk Partisini ilişkilendiriyor. Rüyalarının değişmez konusu Cumhuriyet Halk Partisi. Korkularının temelinde Cumhuriyet Halk Partisi. Çünkü bir muhalefete alışkın değil, itiraza alışkın değil kendi siyaset çizgisinde. Ne söylese o uygulanacak, ne söylese o kabul edilecek. Biliyorsunuz Emniyet Genel Müdürlüğüne yapılan saldırıyı telin etmedi. En açık ifadelerle telin ediyoruz. Sadece o saldırıyı yapanları takip ediyorduk diyen İçişleri Bakanının gafletini de gündeme getiriyoruz. Başka takip ettiğin var mı Sayın İçişleri Bakanı? Söyle de bilelim. Bilelim de önlem alalım. Madem sen almıyorsun. Reyhanlı’da patlayan bombaların yüklü olduğu arabaları takip ediyordu hazretler. Değil mi? Arabalar girdi, istihbarat takip de, arabalar Ankara’dan geçti, Konya’ya gitti, Reyhanlı’ya gitti. Biz zaten takip ediyorduk. Patlama oldu. 50 küsur vatandaşımız canını kaybetti. Biz zaten takip ediyorduk bunları. Tıpkı Emniyet Genel Müdürlüğü ek binalarına yapılan roketli saldırı faillerini takip ettikleri gibi. Onun için söylüyorum Allah aşkına söyle başka takip ettiğiniz varsa bu millet bilsin de hep beraber önlem alalım. Tezgahı kur, hazırlığını yap, o zaman bilip de önlem almıyor isen bu işlerin tezgahında senin payın var demektir. Hiç kalkıp da Cumhuriyet Halk Partisine dönük suçlamalarda bulunma. Senin boyunu aşar. Malatya’da Başbakanın söylediklerini biliyorsunuz. Doğrudan Cumhuriyet Halk Partisini ilişkilendiriyor. Kim? Başbakan. Kiminle? Bu işleri tezgahlayan, yapan, sizin bilginiz altında yaptığı İçişleri Bakanının sözlerinden sonra açık seçik belli olan kişilerle sanki Cumhuriyet Halk Partisinin organik bir ilişkisi varmış gibi bir sunu yapıyor. Kim yapıyor? El Nusra’nın, El Kaide’nin hamisi yapıyor. Kim yapıyor? Dünyadaki uluslararası mahkemeler tarafından insanlık suçuyla cezalandırılmak istenen Sudan’daki diktatörün kadim dostu Erdoğan yapıyor. El Beşir’in dostu Erdoğan yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliği ortadadır. Cumhuriyet Halk Partisinin tarihsel varlığı ortadadır. Cumhuriyet Halk Partisinin kadroları ortadadır. Cumhuriyet Halk Partisinin örgütleri ortadadır. Sen istediğin senaryoyu yaz, istediğin görevlendirmeleri bu senaryo içerisinde yap havanda su döversin Başbakan. Sen kifayetsiz muhterissin. Sen iktidarsız bir iktidarın itibarını yitirmiş Türkiye’yi yönetemeyen Başbakanı konumundasın. Dünyada seni kimse ciddiye almıyor artık. Bir ağırlığın yok. Savaş savaş diye 21 Ağustos’tan Rusya’yla Amerikan diplomasisi masada bu sorunu çözelim diyene kadar bütün dünyayı savaş diye ayağa kaldırdıktan sonra biz hiç savaş sözü ağzımıza almadık ki diyen ucube açıklamaların sahibisiniz siz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi kendi görüşlerinden başka doğru kabul etmeyen, karşı görüşü reddeden, itiraz eden eğer biraz daha demokratik hak kullanır, bu işi barışçıl protesto etme hakkına doğru götürür ise sopayla, iterek, kakarak, gerekirse öldürerek, şiddet kullanarak karşı koyan bir diktatörden Türkiye şimdi demokratikleşme bekliyor. Demokratikleşme paketi bekliyor. Bir diktatörün ortaya sunabileceği demokratikleşme paketi ne getirebilir? Kimle paylaşıldı? Ana Muhalefet Partisinin haberi yok, diğer muhalefet partilerinin haberi yok. Gizli koalisyon ortağı PKK ile uzaktan yakından görüşen diğer muhalefet partisini bilemem ne derece ilişkileri var. Sivil toplum kuruluşlarının haberi yok, üniversitelerin yok, baronun yok, toplumun yok. Kendi çıkarı neyi gerektiriyorsa o kadar demokratikleşme. Seçim barajını kaldırabilecek misin? Hayır ne kaldırması. Tam tersine daraltılmış bölge getirerek seçimden ben en çok nasıl yararlanırımın formüllerini arıyorum diyor Başbakan. Peki Siyasi Partiler Yasasını değiştirebilecek misin? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının ifade ettiği gibi siyasi partilerdeki padişahlık sultasını, lider sultasını bitirebilecek misin? O siyasi parti üyelerinin temel haklarını, seçme, seçilme özgürlüklerini verebilecek misin? Hayır o benim işime gelmez. Daha önce söyledik bunları. Terörle mücadele yasası çerçevesinde herkesi terör suçlusu olarak addeden yanlışlar konusunda adım atabilecek misin? Hayır. O da şimdilik işime gelmez. Peki yargıyı bağımsızlaştırabilecek misin? Senin verdiğin talimatın dışında çalışabilen gerçekten yargı bağımsızlığını sağlayacak adımlar atabilecek misin? Öyle şey olur mu? Sonra ben kevgire dönerim. Delik deşik eder beni bu yargı. Ne demokratikleşmesi bekliyorsunuz? Bir diktatörden demokratikleşme beklenebilir mi? Bir muktedirden bu muktedirliği toplumun her tarafına baskı olarak, şiddet olarak yansıtan bir kişiden ne demokratikleşmesi beklenir? Olsa olsa sihirbazın torbasındaki illüzyondan bahsetmiştim o olur.

Değerli arkadaşlarım, şimdi muhterem Pazartesi günü bu paketi açıklayacakmış. Peki bizim ne diyeceğimiz hiç önemli değil o paketin açıklanmasına kadar. Nasıl olsa benim çoğunluğum var ben söylerim isteyen istediğini söylesin sonuçta parmak demokrasisi, benim parmaklarım kalkar ve ben onları geçiririm. Bu mantıkla toplumda bunu hazmeder. Kime danıştın? Orasını sorma canım. Kime danıştın kardeşim? Hani sen açıklayacaktın boyuna erteleniyor. Redaksiyon akşama kadar olur. 10 gündür redaksiyon sürüyor. Nedir? Ne bekliyorsun İmralı’dan, Kandil’den? Son pazarlıklar mı yapılıyor, son rötuşlar mı yapılıyor? Muhatabın orada. Açık, seçik bir koalisyon ortağın var. Sen bu paketi PKK’yla hazırlıyorsun. Türkiye Cumhuriyetinin eşit hak ve hukuku paylaşmak isteyen, birlikte yaşama iradesini ortaya koyan eşit birer cumhuriyet yurttaşı olmak isteyen Kürt yurttaşlarımızı da daha öncede söyledim bir kere daha kandırıyorsun. Bir yanda silah, terör şantajı masanın altında, bir yanda Başbakanın özel çıkarları, ortaya çıkacak demokratikleşme paketi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi söylemler bu merkezdeyken sokakta, statta türeyen üniversitelerde türeyen bir takım yarı sivil görünümlü ama belli ki bu AKP kadrolarının içerisinden talimat aldığı belli olan bir takım paramiliter güçler türemeye başladı. Bu her diktatörlükte vardır. Sokağa hakim olmak isteyen ya da sokakta kendisine karşı doğan demokratik tepkileri bastırmak isteyen, sindirmek isteyen bütün diktatörlüklerde bu kullanılmıştır. Tarihte örnekleri çok. Özel isimleri de var bunların. Biliyorsunuz Çarşı Grubu hangi takım taraftarı olursanız olun sosyal duyarlılığı olan, Türkiye’nin yaşadığı depremlerden tutun bir hasta çocuğa kadar, Iğdır’da okul yapımına kadar bu sosyal duyarlılığı da kendi tarafta çerçevesinde ortaya koyan ve Türkiye’de gerçekten demokrat, gerçekten düşüncesine özgürce sahip çıkan tüm insanlar tarafından sevgiyle karşılanan bir gruba karşı kendisine muhalif çizgisinden dolayı önemli büyük bir spor kulübümüzün çıkarlarını da hedef alarak açıkça bir komplo yapıldı Pazar günü. Maçın skoru ne olursa olsun o eylem gerçekleşecekti öyle gözüküyor. Çok acıdır bu. Amaç Beşiktaş maçlarını seyircisiz oynasın, hükümete dönük protesto sesleri yükselmesin. Amaç bu. Galatasaray Beşiktaş’ı ilk defa yenmiyor. Beşiktaş’ta Galatasaray’a ilk defa yenilmiyor. 100 yıllık süren bir dostluk ve rekabet. Daha önce hiç rastlanmadık bazı olaylar. Bazıları oraya niye geldiğini dahi bilmiyor. Sadece aldığı talimatla sahaya giriyor. Göstermelik kovalamacalar, tuhaf ilişkiler. Hepsi bunların basında tartışıldı. Açık tezgah dediğim bu, açık komplo dediğim bu. Sadece Çarşı hedef değil. Çarşı önde gelen bir timsaldi. Diğer tüm muhalif odaklar, tüm sorgulayan odaklar AKP’nin ve Başbakanın uykusunu kaçıran, rahatını bozan tüm çevreler Başbakanın şiddet senaryoları içerisinde hedeftir bundan sonra.

Dün akşam bir konuşma yapıyor Sayın Başbakan Necip Fazıl’ı anma gecesinde ve dönüyor gençliğe orada sakın ha pısmayın diyor. Sakın ha pısmayın. Bu ne demek? Başbakan ağzından doğrudan şiddete çağrı demektir. Açıkça söylüyorum, bu sözlerim çok önemli. Bundan sonra ortaya çıkabilecek her türlü şiddet olayında Başbakan yaptığı bu çağrıyla hazırlayıcı konumdadır. Çok iyi değerlendirmesi gerekir. Pısmayın, susmayın ne demek? Kavga edin, çarpışın…

Değerli arkadaşlarım, bu kadar sorumsuz, bu kadar sonuçlarının nereye gidebileceğini bilmeden bir açıklama olabilir mi? Bunu kabul etmek demokrasilerde mümkün mü? Bir Başbakan bu sözleri söyleme basiretsizliğinin içine düştüyse onun ruh halini de ayrıca düşünmek lazım. Korkusunun vahametin boyutunu çok iyi irdelemek lazım.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan Yardımcısı, Başbakan bu kadar gaf yaparsa diğerleri yapmaz mı? Konuşmayı çok sevenlerden biri biliyorsunuz Sayın Arınç. Yani hükümet toplantılarından sonra yaptığı açıklamalar yetmiyor. Arada da Bursa’da yapıyor. Dün çok veciz bir sözü var. Mecburen değerlendirmek zorundayız. Efendim, bu ülkede 2 yıl PKK’nın kimse anmasaydı, inanın PKK çökerdi. Doğru mu? Bu cümle. PKK’yı karşısına oturtup şu sürecin bu noktasına kadar meşrulaştıran kim Allah aşkına? PKK’ya meşru bir örgüt statüsü kazandıran senin görev yaptığın hükümet değil mi Sayın Arınç? PKK’nın ismini bir terör örgütü olmaktan çıkartıp meşru bir siyasi muhatap haline getiren sizin eylemleriniz değil mi? Yani bazı yorumları yapmak için insanın aklını zorlaması gerekir.

Sayın Hüseyin Çelik’e değinmeyeceğim. Dün Sayın Kılıçdaroğlu’yla ilgili söylediklerini cevaplamaya değer bulmuyorum. Çünkü abuk sabuk açıklamalar bir siyasi parti sözcüsünün gündeminde cevaplanması gereken, değer bulan açıklamalar değil. CHP’nin geçmişiyle bugünüyle Türkiye’nin en önemli siyasi kurumlarından bir tanesi olduğunu ifade ettim. Böyle ucuz terör söylemleri, terör ilişkileri bunlar ne Sayın Çelik’e yakışıyor, Başbakana yakışıp yakışmadığını bilmiyorum ama bir parti sözcüsüne yakışmıyor. Onu ifade ediyorum sadece.

Değerli arkadaşlarım, şöyle söyleyeyim; ne baskısı yaparsan yap Başbakan, ne baskısı kurarsan kur, ne yaparsan yap, ne korkusu yayıyorsan yay, ne kadar zulüm programlarsan programla kafanda, ne senaryosu uygularsan uygula toplumda kabaran öfkeyi ve kızgınlığı hiçbir zaman önleyemeyeceksin.

Bunun demokratik sonuçlarına mutlaka katlanacaksın. Efendim, başka çağrılar yaptı. Ben lafımı bilerek söylüyorum. Bunun demokratik sonuçlarına katlanacaksın. Kendini hazırla. Ey muktedir. Demokratik yollardan iktidardan gitmemek için takındığın tüm demokrasi dışı tavırlar ve eylemler gidişini daha da hızlandıracaktır.

Değerli basın mensupları, bir konuya değineceğim, sonra sorularınız varsa alacağım. Sayın Cumhurbaşkanı dün Amerika Birleşik Devletlerinde Birleşmiş Milletleri Genel Kurulunda ve bir de bazı düşünce kuruluşlarında bazı konuşmalar yaptı. O konuşmalardan birinde cümlesi şu; gezi olayları için başlangıcı ile açıkçası gurur duyuyorum dedi. Türkiye Cumhuriyetinin Sayın Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanlığı sitesine bakıyorsunuz, burada sarf edilen bu söz yok. Şimdi soru açık; Cumhurbaşkanlığı makamını her ne kadar tartışmaların dışında tutma özeni gösteriyor isek de burada bazı soruları yöneltmek zorundayız.

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanının bir açıklama getirmesini istiyoruz CHP olarak. Bu sözleri siz söylediniz, yani gezi olaylarının başlangıcı ile açıkçası gurur duyuyorum dediniz. Bu sözleri acaba söyledikten sonra kendi iradenizle mi makamınızın resmi sitesinde yer almasını istemediniz, koydurtmadınız? Yoksa sizin dışınızda bir irade, bir güç mü bu sözlerin orada yer almasını istemedi. Soru açık, Sayın Cumhurbaşkanının ya da o kurumun sözcüsünün bir açıklama getirmesi gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı ABD’de bu sözleri sarf etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanının bu sözleri Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde yer almamıştır. Kendi iradesiyle mi orada yer alması engellendi yoksa Sayın Cumhurbaşkanın iradesinin dışında bir başka güç, bir başka yönlendirici mi bu ifadelerin orada yer almasını istemedi? Yanıt. Yoksa Sayın Cumhurbaşkanına içeride aynı malı başka ambalajla satmak, dışarıda başka ambalajla satmak hiç yakışmıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu hafta sonunda 6 ilçemizde, değişik illerde 6 ilçe ve ilde 5 Ekimde yine 6 ve il ilçede, 6 Ekimde yine 7 il ve ilçede tüm üyelerimizin katılımıyla eğilim yoklamaları yapılacak ve o akşam saat 17.00’de sandıklar açıldıktan sonra da CHP’nin o ilçe ve illerdeki belediye başkan adayları tüm örgütünün katılımıyla yapılan seçimler sonucunda açılanacaktır. Bunlarla ilgili detaylı bilgiyi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanımız Sayın Bülent Tezcan’dan alabilirsiniz. Detaylı olarak isimleri söylemiyorum. Bu süreçle devam edecek. Pey der pey hazırlığı biten yerlerde CHP dediğim gibi en demokratik, en katılımcı yöntemlerle adaylarını açıklamaya devam edecek. Diğer süreçlerle ilgili anket yapılacak yerlerde de lbu süreçler planlandığı gibi bir yandan yürütülüyor.

Benim söyleyeceklerim bugün bundan ibaret. Sizlerin sorusu olursa alabilirim.

Soru: Tunceli’nin isminin Dersim olarak değiştirilmesi yönünde parti içerisinden de eleştiriler olduğunu biliyoruz. Bu sorun MYK’da gündeme geldi mi?
Haluk Koç: Pakette ne var ne yok bilmiyoruz. Yani objektif olarak paketin şu getiriyor bu götürüyor dediğim gibi Başbakanın son eşref saatinden neler o süzgeçten geçip çıkacak 30 Eylül günü onu bilmiyoruz. Varsayımlar üzerine konuşmamak gerekiyor. Ama hemen şunu söyleyeyim, hiç kimse bir tedirginlik duymasın yani Tunceli, Dersim bunlar cumhuriyetin değerlerinin tartışıldığı anlamına hiçbir zaman gelmez. CHP’nin konumu ayrı, görüşleri ayrı.

Dersim orada çok geniş bir bölgenin adı biliyorsunuz. Tarihsel boyutuna da baktığımız zaman Hozat merkezli bir geniş idari yapılanmanın adı. Daha sonra Tunceli olarak alınmış. Tunceli adı da Farsça gümüş kabı anlamına geliyor.

Yani bütün bunlar bir tek o isim tartışması içine girerek cumhuriyetin temel değerleri savunuluyor, savunulmuyor noktasında bir tartışmaya çekmek yanlış. Onu söylemek istiyorum. Açıklansın paket, ne getirecek, ne götürecek, ne yapılacak, ne yapılmayacak dediğim gibi son süzgeçten neler çıkacak bütün bunları görelim ondan sonra.

Soru: Mustafa Sarıgül’ü İstanbul belediye başkanlığına adaylık durumu nedir?
Haluk Koç: Sayın Genel Başkanımız, diğer yöneticilerimiz bu konuda açıklama yaptılar biliyorsunuz. Sayın Genel Başkanımızda ifade etti, geçen gün bir günlük gazetemizde geniş bir açıklaması vardı. O çerçevedeki görüşler üzerine söyleyecek bir şeyim yok. Partiye üye olma yolları açık. Üye olma koşulları da belli. CHP’de aday olma yöntemi de belli büyükşehirler için. Sayın Sarıgül’de bu süreçler içerisinden geçer, Sayın Genel Başkanın çizdiği o doğrultuda bu kısmı tamamlanırsa CHP aday adaları arasında olur ve aday olarak belirlenirse de tüm CHP’liler oradaki adayımızın başarısı için el ele verirler ve o başarıyı yakalarlar.

Soru: Herhangi bir davet var mı?
Haluk Koç: Sizler izlediniz. CHP bizzat Sayın Genel Başkanının tüm yetkilileri çok açık, çok net söylemlerle böyle bir iradeyi ortaya koydular. Hiçbir hareket siyasette tek taraflı iradeyle olmaz. Bir nikah yapılacaksa, bir siyasi nikah yapılacaksa çift taraflı iradeyle olur. CHP yönetim kademesi bu iradesini koydu. Süreç işliyor. Bakın demin söyledim, birçok yerde aday belirleme yöntemlerine adaylıklar belirleniyor. O süreçte de İstanbul mutlaka değerlendirilecek.

Ama sonuçta ne olursa olsun İstanbul CHP’nin başarısı göstermesi gereken bir yer ve bu başarı Başbakanın bütün hırsına, bütün tezgahlarına, bütün uyduracağı senaryolara rağmen kazanılacaktır. Onu ifade edeyim.

Soru: Sarıgül ismi gündemden düşmeyecek belli…
Haluk Koç: Soruların muhatabı herhalde şu anda burada bulunan ben değilim. Yani mutlaka o sorularınıza siz çok daha adresli bir yanıt almak istiyorsanız konuya muhatap olan kişilerle de konuşmanız gerekir. Biz açığız. Konum olarak açığız. Tüzüğümüz belli, ilkelerimiz belli. Tekrar üyelik için geçilmesi, kat edilmesi gereken süreç belli. Bu hem örgütten sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Keskin, Sayın Genel Başkanımız tarafından da ifade edildi. Burada bir kapalılık yok. Açık.

Soru: Ankara’da durum nasıl?
Haluk Koç: Şimdi siz benim demin söylediklerimi de gölgede bırakmaya çalışan sorular soruyorsunuz. Aynı şekilde Ankara’da aynı şekilde. Yani bakın daha hiçbir siyasi partide çok net adaylık tartışılmazken tüm dikkatler CHP’de. Demek ki, CHP’nin önemini herkes görüyor. Yani CHP’nin adayları çok daha fazla merak ediliyor. Karşısındaki adaylar konusunda hiçbir belirginlik yok. Hiçbir tartışma yok. Yani muktedir noktalardan bir aday üflemesi olacak ve o kişi aday olacak. Ne bir demokratik arayış var, ne bir taban sorgulaması var, ne parti içerisinde bir demokratik parti üyelerine danışılma süreci var. Böyle bir şey yok. Varsa yoksa CHP. Bu ilgiye mazhar olduğumuz ben çok mutluyum. Umarım bu ilgi seçimlerde de aday belirlendikten sonra tüm yurttaşlarımızda da devam eder ve bu AKP karanlığı da çıkartacağımız adaylarla İstanbul ve Ankara’da sonlandırılır.

Burdur ilinde önseçim yapıldı. Geçen hafta açıklandı. Bu haftada Bolu’da kesin saat 17.00’de adayımızı açıklarsınız. 3 kişi katılacak. 2 erkek bir bayan. 2700 kişi oy kullanacak ve akşam 17.00’de sandıklar açıldıktan sonra aday belirlenecek. Burada 3 kişi bir araya gelip o adayı belirlemeyecek. Aradaki farkı söylüyorum.

Sizlere iyi çalışmalar diliyorum, saygılar hepinize. “

    Çarşamba, 25 Eylül 2013 15:38

Bağlantılı Konular