Adnan Keskin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a din ve peygamber sömürüsünü sordu

Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin’in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu soru önergesi şöyle:

“Din düşüncesi insanoğlunun tarihi ile birlikte başlar.  Evrenin gizlerle dolu yapısı, sonsuzluğu ve işleyişi, evrensel yasaların yüce bir kudret tarafından konulmuş olabileceği düşüncesini telkin etmiş, insanlığı bir ” üstün kudret ” inancına götürmüş ve bu inanç, tarih boyunca dinlerin kaynaklarından birisi olagelmiştir.Evrenin muhteşemliğini ve evrensel yasaların düzenli işleyişini, hatta insan yapısının şayanı hayret sistematiğini İlahi gücün tecellisi olarak algılayan insanlık, yüce peygamberler aracılığı ile büyük yaratıcının buyruklarıyla tanışmıştır. Sosyolojik bir gerçek olan din ile, çağımızda devlet yönetme biçimi olan politikanın tarih boyunca karşılıklı ilişkileri bazı aşamalardan geçmiştir.

Dinin politikaya egemen olduğu devirlerde kitleler arasındaki politik, ekonomik ve siyasal çekişmeler, bazen din ve mezhep görüntüsü almış, belli kesimleri ve kişileri ilgilendiren bu çekişmeler, dini bir hüviyete büründürülerek politika sahnesine sürülmüştür. Böylece politik olan düşünceler, dini bir mahiyet kazanınca, dine bağlı kitleler bölünüp parçalanmıştır. Politikanın elinde bir alet ve istismar konusu haline getirildiği zaman din, ulviyet, kudsiyet ve etkinliğini yitirmiş, zulme fetva bu yolla alınabilmiş, dinin temeli olan ihlas, yerini iki yüzlülüğe (riyaya) bırakmıştır. Politik çekişme ve sürtüşmelerin dışında ve üstünde tutulduğu zaman din, kişiye ve topluma huzur, devlete esenlik sağlayacak bir ortam hazırlamış, erdemlere kaynaklık etmiş, iyilik, güzellik ve hak arama duygularını beslemiştir. Büyük Atatürk’ün, laik sistemi Cumhuriyete temel yapmasının nedeni,  İslam dinini politik kavga ve sömürülerin üstünde tutarak, hem dine duyulması gereken  deruni saygının, hem de ulusal birliğin korunmasını, tarihi tecrübeler ışığında bir zorunluluk olarak görmesidir. Bu özet bilginin ışığı altında :

1- 21 / 22 eylül 2013 tarihlerinde Malatya  merkezde ve aynı İl’in bazı İlçelerinde yaptığınız konuşmalarda; 10 yıldan bu yana yaptığınız gibi yine, laik T.C nin değil de, sanki İran İslam Cumhuriyetinin, Afganistan’ın, ya da Pakistan’ın Başbakanı gibi pervasızca  din ve peygamber sömürüsü yapma hakkını nerden alıyorsunuz?
2- Hz Muhammed’in dünya malında gözü olmamasına ve varlığını İslamın gelişmesine harcamasına karşılık, sizin dillere destan servet düşkünlüğünüzü ve kutsal dinimizi, Hz Peygamberin yaptığının tam tersi, zenginleşmek için kullanmanızı nasıl izah edersiniz?
3- Hz Muhammed, ziyaretine gelen ve heyecandan titreyen kişiye ” Rahat ve sakin ol. Ben de senin gibi bir insanım, hatta bir dul kadının çocuğuyum “diyerek, tevazu ve nezaket sergilemişken, sizin ulu orta herkese saldırmanız ve son örnek olarak ” Ağaç sevenler Ormanda yaşasın ” hakaretini savurma İslami değerlere uygun mudur?
4- Hz Muhammed, alçak gönüllü ve sade bir hayat yaşadı. Siz kibirli ve Başbakanlığı Uçak filosu ile donatacak kadar şaşaa ve depdebeli bir yaşam sürüyorsunuz. Gerçek bu iken, yukarda sözü edilen konuşmalarda, hem Peygamberimiz gibi yaşamamak, hem de Ondan ” Önder, rehber ” diye söz etmek, dinine bağlı saf insanları aldatmak değimlidir ?
5- Öğrencilerin Siyer’i Nebi ve başka dini dersleri seçmesini öğütlemek; Din ve Ahlak Dersi Öğretmenlerinin, belki bir ölçüde de vaiz ve müftülerin görevi değil midir? Laik Cumhuriyetin başbakanı olarak fetva vermeniz laiklikle uyumlu mudur?”

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 26 Eylül 2013 14:56

Bağlantılı Konular