"Keşiş Piyer’in Haçlı seferlerinde üstlendiği rolü 21.yüzyılda Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan üstlenmiştir"

“Başbakan ‘Ben her türlü koalisyonun içinde yer alırım’ diyor. Ne demek her türlü koalisyonun içinde yer alırım. Onun için ona söyledim. Türkiye’nin Keşiş Piyer’idir. Herkes gelsin Müslüman kanı döksün. Kim gelirse gelsin bende onun içinde yer alırım diyor. Sonra dönüp Müslüman edebiyatı yapıyor.”

“ Keşiş Piyerlerden bu ülkenin kurtulması lazım. Avrupa kurtuldu. 21.yüzyılda Türkiye’nin kurtulması lazım.”

“Erdoğan’ın eli kanlıdır,  Irak’taki patlamalarda da, Suriye’deki iç olaylarda da , AKP’nin sorumluluğu vardır”

“CHP iktidarında kesinlikle Merkez Bankası dahil, bağımsız kurumların  bağımsızlığı korunacak, ekonomi yönetimi çok başlılıktan kurtarılacaktır, devletin bütün gelirlerini bir bakanlık toplayacak, Adı gelirler bakanlığı olacaktır.”

“Her yıl en az 5 bin üniversite mezununu yurtdışına doktoraya göndereceğiz.”

“Bir başka önemli ekonomi politikamız; iç tasarrufları artıracak modeller geliştireceğiz. Gelir dağılımındaki dengesizliği gidermek amacıyla asgari ücret üzerindeki gelir vergisi yükünü %1’e indireceğiz.”

“Çiftçi için, mazotta ÖTV’yi kaldıracağız.”

“12 Eylül darbe hukuku değişmeden Türkiye’de demokrasi olmaz.. AKP diyor mu ben darbe hukukunu değiştireceğim? Hayır”

“Kalpazan dedim diye tazminata mahkum oldum. Başbakanken, otobüs biletlerinde kalpazanlık diye kendi imzası var Başbakanın. Yargıç bunu görmüyor. Görüyor da görmezlikten geliyor. Ona yargıç denmez.”

“Başbakan, Devletin üniversitelerini devletin polisi koruyacak dedi.  Ben bu çok tehlikeli bir söylemdir, Öğrenciyle polisi karşı karşıya getirmek demokraside sözkonusu olmaz, olmamalı dedim”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ekonomi Muhabirleri Derneği'ndeki Konuşması ve Sorulara Verdiği Yanıtlar Şöyle:

“Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım Ekonomi Muhabirleri Derneğinin ekonomik sofrasındayız. Burada olmaktan ötürü son derece mutluyum. Sayın Başkanın yaptığı açıklamaya göre öyle anlaşılıyor ki çok sayıda soru alacağız. Birinci tur yetmiyor ikinci, sonra üçüncü turlar gelecek. O nedenle ben kısaca belki çoğunu sizin bildiğiniz ama benim anlatmak istediğim birkaç konu var. Rakamlarla bilgilerinize sunmak istiyorum. Bazı somut olaylarla bilgilerinize sunmak istiyorum. Sonra sizlerin sorunlarını almaya çalışacağım.

Önce şunu söyleyeyim. Ekonomiyle ilgili haberlerin gazetelerin birinci sayfasına ulaşmasını çok arzu ediyorum. Sokaktaki yurttaşın gündemi ekonomi. Ama siyasetçilerin gündemi genellikle ekonomi değil, bu toplumla siyasetçiyi birbirinden koparıyor. Bugün gazetelerde bir fotoğraf var iç sayfalarda yer almış. Kayseri’de bir baba küçük kızının elinden tutarak bakanın önüne götürüyor. Sayın Bakan ben çocuğumu okutamıyorum bu çocuğumu sen okut diyor. 21.yüzyılın Türkiye’sinde Sayın Erdoğan’ın yönetiminde eğer bir baba çocuğunu okutamıyorsa her şeyden önce o iktidarın ve iktidarı oluşturan bakanların tümünün oturup çok iyi düşünmesi lazım. İlköğrenime başlayacak bir çocuğun maliyeti çok büyük bir maliyet değil. Ama bir baba düşünün o çocuğu okutamaz noktaya gelmiş.

İkinci nokta değerli arkadaşlarım, diyelim ki Sayın Başkan bundan iki yıl önce böyle bir toplantı yapsaydın ve bende bu toplantıya katılsaydım ve size şöyle bir açıklama yapsaydım. Değerli arkadaşlar, bu ekonomi politikasıyla Türkiye emin olun yakın bir sürede saman ithal eder duruma gelecek. Eminim bütün arkadaşlarım ya bu Genel Başkanın ayakları hiç yere basmıyor, amma da söyledi, saman mı ithal edilir bu ülkeye diye yazmasanız bile içinizden beni eleştirirdiniz. Ama bugün geldiğimiz nokta tarımda saman ithal eder noktaya geldik. Bunu artık herkes biliyor. Somut hayatın bir gerçeği olarak önümüzde duruyor.

Üçüncü nokta değerli arkadaşlarım, Hatay’daydım hafta sonu. Hatay’da bir vatandaş otobüsün penceresinden ısrarla bir kağıdı almamı istiyor ve ısrarla okumamı istiyor. Bende aldım. Bu Türkiye’dir dedi bunu mutlaka okuyun dedi. Olur dedim. Kağıt bu değerli arkadaşlarım. Besicilik yapan bir yurttaş Hüseyin Göçer. Bilgisayardan işletme defteri gibi bir şey çıkarmış beslediği canlı hayvanların türünü yazmış buraya. Şöyle yazıyor. Bu hayvanların maliyeti 150 TL. Bugün satış fiyatı 25 TL. 2000’den önce ben hayvancılıkla bu ülkeye vergi veriyordum bugün elektrik faturamı yatıramıyorum diyor. Bugün Türkiye’nin gerçeği bu değerli arkadaşlarım tarımda. Bu şikayet sadece Hatay’dan gelmiyor. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin besicilerle konuştuğunuzda benzer şikayeti almış olursunuz.

Şimdi değerli arkadaşlarım, ekonomiye hakimiyet önce rakamlara hakimiyetten gelir. İki; geçmiş ve öncü olası rakamları düşündüğünüz zaman sizin ekonomide bir politika oluşturmanız gerekir. Ben herkesin mutlu olabileceği en azından ekonomik açıdan bir Türkiye’yi nasıl yaratabilirim, nasıl oluşturabilirim, nasıl bir politika izlemeliyim böyle bir olayı siyasal iktidarlar düşünürler. Dünyanın bütün ülkelerinde kural budur. Ama bugün içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar bir ülkenin tek başına karar alıp tek başına ekonomiyi yöneteceği ve bütün süreçlere egemen olacağı bir dünya değil. Bunu da hepimiz biliyoruz, kabul ediyoruz. Dünya çok daha fazla birbirine bağımlı hale geldi. Nitekim, Amerikan Merkez Bankasının aldığı bir karar bütün dünyayı etkiledi. Bizi de etkiledi. İsterseniz Amerikan Merkez Bankasının aldığı bu kararın bizim ekonomimize faturası ne oldu ona bir bakalım. Arkadaşlarla o konuda bir çalışma yaptık. Mayıs 2013’le 20 Eylül 2013 arasında son yaşadığımız krizin ekonomiye faturası ne oldu? Türkiye’nin toplam döviz açık pozisyonu nedeniyle uğradığı kur farkı zararı 47 milyar lira. Bu 47 milyar liranın 17 milyar lirasını reel sektörün kur farkı zararı oluşturuyor. Faizlerdeki sıçrama nedeniyle elinde hazine kağıdı tutan yurtiçi yerleşiklerin son 4 aydaki zararı 13,5 milyar lira. Borsaya kota edilen şirketlerin değerlerindeki erime 97 milyar lira. Toplam oluşan zarar 157,5 milyar lira. Bu aynı zamanda bizim GSMH’nın %10’unu oluşturuyor 9.8. Yaklaşık %10’unu oluşturuyor. Çok büyük bir rakam değerli arkadaşlar. Bu rakamları neden verdim? Diğer ülkelerle kıyasladığımızda faturanın en ağır çıktığı ülke Türkiye. Artık bugün gerek yurtiçinde, gerek yurtdışında bütün ekonomi çevreleri, saygın ekonomi dergileri, yazarları Türk ekonomisinin en kırılgan ekonomi olduğu konusunda görüş birliği içindeler. İster bize benzeyen olsun, ister benzemeyen olsun. En kırılgan ekonomi Türk ekonomisi diyorlar. 11 yıl sıcak parayla ekonomiyi yönettiniz ya da yönettiler. 11 yıl sıcak parayla. Dolar boldu, bir sorun görünmüyordu. Hep böyle olacağını düşündüler ve bir ekonomi politikası oluşturmadan kendilerini küresel gelişmelerin tümüyle etkisine terk ettiler. Böyle bir politika izlendi. Buna ekonomi politikası denmez. Bunun adı ekonomide teslimiyet politikasıdır. Dışarıda alınan karara kendinizi teslim ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu politikayla bizim 2023’te dünyanın milli gelir açısından en büyük 10 ekonomisi arasına girme şansımız yoktur birbirimizi kandırmayalım. Somut örneği şöyle; 1987 ilk 20 arasında 14.sıradayız 1987. 2012 iki basamak gerilemişiz. 16. sıradayız. Şimdi 17. sıradayız bir basamak daha geriledik. İki ülke daha önümüzdeki süreç içinde bizi geçerse dünyanın ilk 20’sinde yer almayacağız. Halkı kandıran bir ekonomi yönetimi var. Sayın Başbakan ısrarla ilk 20 arasını aştık, ilk 20’yi geçiyoruz ilk 10’a gireceğiz diye bir umut pompalıyor. İlk 10’a girmek hepimizin ortak arzusu zaten. Kim ilk 10’a girmeyeceğiz diyebilir. Ama bu politikayla bizim ilk 10’a girme şansımızın sıfır olduğunu ekonomi muhabirleri toplantısında ben söylüyorum. Önümüzdeki süreç bunu gösterecektir. Bu politikayla devam edersek.

Neden giremeyiz? Dünya sanayi üretimi ligine de baktık. Acaba orada durumumuz nedir? 1990’da dünya sanayi üretimi liginde 13.sıradayız. İlk 20’de 13.sıradayız. 2000’de 15.sıradayız. 2010’da ilk 15’te yokuz. Yani oradan da bizi dışlamışlar.

Değerli arkadaşlarım, bir başka somut gerçek. 2002’de her 100 dolarlık imalat için Türkiye’de yurtiçinde her 100 dolarlık imalat için 27 dolar ithalat yapıyorduk. 2007’de her 100 dolarlık yurtiçi imalatı için 39 dolar. 27 dolardan 39 dolara çıktık ithalat yapıyoruz. 2011’de her 100 dolarlık imalat için 43 dolar ithalat yapıyoruz. Yani üretimi ithalata bağlı olan bir ekonomi haline geldik. Nedeni doların çok ucuz olması, Türk lirasının beklenenin üstünde değer kazanması, ithalatın cazip hale gelmesi ve Türkiye’de üretimin ve üreticinin cezalandırılması.

İhracatımızın iyi gittiği söyleniyor. Daha da iyi olmasını isteriz. Çünkü ihracat bize döviz getirecek, milli gelirimizi artıracak. Kişi başına geliri artıracak. Dolayısıyla ihracata hepimizin önem vermesi gerekiyor. Ama eğer siz orta gelir tuzağından çıkıp gerçekten ilk 10’a giren bir ülke konumunda olmak istiyorsanız ihracatınızda katma değeri yüksek olan ürünlerin fazla olması gerekiyor. Bu tabloya da baktık. Acaba biz ihracatımızda katma değeri yüksek olan ürünleri her yıl artırarak yolumuza devam ediyor muyuz? 2002; katma değeri yüksek olan ürünlerin toplam ihracat içindeki payı %6.2 2002. 2011; toplam ihracatımız içinde katma değeri yüksek olan ürünlerin payı %2.8. yaklaşık 4 puan bir gerileme var. Peki değerli arkadaşlar şu soruyu bizde kendimize sorduk eminim sizlerde sormuşsunuzdur. Üretmeden, gelir yaratmadan ve sadece tüketerek bu süreci nasıl götürdük? Tek bir yanıtı var. Borçlanarak. Ona da baktık. Aslında son 11 yıl Türkiye’nin ekonomide bir borçlanma hikayesidir. Yurtiçi, yurtdışı, kişi bazı. Baktığınız zaman bir borçlanma hikayesi görüyorsunuz. Belki bunun ekonomi tarihinde çok önemli bir yeri var. Önümüzdeki süreç içinde bu 11 yılı borçlanarak tüketen ve geleceğini yok eden bir Türkiye tablosunu çizmek isteyenlerin elinde bilim insanlarının elinde çok sayıda veri olacaktır. Belki bugün bizim ulaşamadığımız çok sayıda veriye bu bilim insanları ulaşacaktır. Aslında dramatik bir tablodur. Geleceğimizi satma tablosudur. Çocuklarımıza gelecek bir Türkiye bırakmama, güvenli bir Türkiye bırakmama tablosudur. 11 yılın ekonomi hikayesi budur. Bir borçlanma hikayesidir. Ona baktık.

AKP’den önce bütün Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin borçlandıkları miktar 130 milyar dolar. Sadece AKP hükümetleri döneminde borçlanılan miktar 350 milyar dolar. 130 milyar dolar, 350 milyar dolar. Müthiş bir borçlanma. Toplam döviz yükümlülüğüne baktık. 2002’de 148 milyar dolar toplam döviz yükümlülüğümüz. 2013 Temmuz itibariyle bu rakam 148 milyar dolardan 638 milyar dolara çıkmış. Reel sektörü masaya yatırdık reel sektörün durumu nedir diye. Reel sektör şirketlerinin döviz yükümlülüğü 2002’de 31.6 milyar dolar. 2013 31 milyar dolar 251 milyar dolara çıkmış. Reel sektörün içinde bulunduğu tablo bu değerli arkadaşlar. Az önce size krizin yarattığı zararı anlatmıştım Türk ekonomisi açısından ve reel sektörün rakamını da vermiştim. Çıkan fatura bu.

Vatandaşların banka, tüketici kredi borçlarına da baktık. Tüketiyoruz ya. Reel sektör tüketiyor, devlet borçlanıyor, vatandaşta borçlanıyor. 2002’de banka tüketici borçları bütün vatandaşlarımızın 2.2 milyar lira. Mütevazi bir rakam düşündüğümüzde bütün Türkiye’yi. 2013 Temmuz’unda baktığımızda 2 milyar dolar 229 milyar dolara çıkmış vatandaşların tüketici kredi borcu. Vatandaşların kredi kartı borcuna bir bakalım. O da ilginç. 2002’de kredi kartı borcu 4.3 milyar lira. 2013 Temmuz’da 4 milyar lira çıkıyor 79 milyar liraya. Çok büyük bir rakam.

Geçtiğimiz günlerde uluslararası para fonu IMF yeni bir veri açıkladı beldi dikkatinizi çekmiştir o veri. Türkiye’deki her bin yetişkinin, bin yetişkini alıyor. Bunun 875’i bankalara borçludur diyor. Singapur’dan sonra dünyada ikinci sıradayız. Bin yetişkinin 875’i bankalara borçludur diyor. Singapur’la kendimizi kıyaslamıyorum. Orada kişi başına gelir nedir ona da bir şey demiyorum. Ama Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar uluslararası para fonunun da dikkatinden kaçmıyor. Bankalara borcunu ödemeyen vatandaş sayısı 2 milyon 600 bin kişi. Yani bu vatandaşlar moratoryum ilan ettiler. Biz borcumuzu ödeyemiyoruz. Önümüzdeki süreç içinde bu ekonomi politikası devam ederse bu sayının doğal olarak artacağını hepimiz biliyoruz. Kuşkusuz şunu kabul ederiz. Çok karamsar bir tablo mu çizdim? Hayır gerçekleri söyledim. Ama şunu sorabilirsiniz Türkiye hiç büyümedi mi? Elbette büyüdü. Ama bir büyüme masalıyla karşı karşıya olduğumuzu da dikkatinize sunmak isterim. Türkiye’nin uzun bir tarihsel sürecini alın ekonomide ortalama büyümesi 5.1 AKP iktidarına kadar. Darbeler oldu, Kıbrıs çıkarması oldu, ekonomik krizler yaşandı, moratoryum ilan edildi. 5.1 ortalama. AKP iktidarı döneminde? %5. Darbe olmadı, dünyanın sıcak parası vardı, büyük masallar anlatılıyordu. Rakamlar bize ait değil. Rakamlar devletin rakamları. Ama bir büyüme masalıyla olağanüstü bir gelişme masalıyla toplum uyutuldu. Bu gerçeği halka anlatmak benim sorumluluğum kadar ekonomi muhabirleri olarak sizin de sorumluluğunuz. Halk gerçekleri öğrenmek ister.

Japonya’yı alalım. Japonya’yla Türkiye’yi farklı bir alanda kıyaslayacağım. O da şu; kişi başına gelir ya da dolar milyarderi. Kişi başına gelire baktığımızda Japonya’nın milli geliri bizim 7,5 katımız. Dünyanın süper güçlerinden birisi Japonya. Bizim milli gelirimizin 7,5 katı. Ama bizimle çelişen bir tablosu var. Bizim dolar milyarderi sayımız Japonya’nın iki katı. Japonya’da dolar milyarderi 22 sayısı bizde 43. Yani yarattığımız katma değeri de hakça bölüşmüyoruz. Onun için Kayseri’de bir baba küçücük kız çocuğunu alıp bakanın önüne gidiyor ben bu çocuğu okutamıyorum diyor. Bunun okul masraflarını sen karşıla. Eğer siz Türkiye’de dolar milyarderi sayısını Japonya’nın sayısının iki katına çıkarıyorsanız herkesin oturup düşünmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, neden en kırılgan ekonomiyiz diyor bütün dünya çevreleri, ekonomi çevreleri. AKP iktidar olduğunda Merkez Bankasının kasasında kısa vadeli borçlar için her 100 dolar için 172 dolar para vardı. 100 dolar kısa vadeli borcumuz varsa karşılığında 172 dolar merkez bankasının kasasında para vardı. Dolayısıyla ekonomi kırılgan değildi. Bugün her 100 dolar karşılığında 102 dolar para var. 70 dolar azalmış durumda. Bu oranı diğer ülkelerle de kıyasladı arkadaşlarım. Diğer ülkelerde nedir? 100 dolar karşılığında onların merkez bankalarında kaç dolar para tutuluyor. Türkiye’de 102 dolar. Endonezya’da 252 dolar, Güney Kore’de 258 dolar, Hindistan’da 322 dolar, Meksika’da 228 dolar, Brezilya’da 1145 dolar. Neden bizim kırılgan bir ekonomiye sahip olduğumuzu bu rakamlar çok daha somut bir şekilde ortaya koyuyor.

Önümüzdeki bir yıl içinde çevrilmesi gereken dış borç 164 milyar dolar. 60 milyar dolarda cari açığı buna ilave ettiğimizde 224 milyar dolarlık bir paraya ihtiyaç var. Türkiye’nin ihtiyacı var. Bütün ekonomi çevreleri Türk ekonomisini endişeyle izliyorlar. Bana şunu söyleyebilirsiniz. AKP hükümetinin bir ekonomi politikası var mıdır? Hayır yoktur. Böyle bir politikaya ihtiyaç duydu mu? İhtiyaç da duymadı. Çünkü dolar çok rahat her yerden bulunuyordu. Düşük faizlerle borçlanıyordunuz. Bunun böyle devam edeceğini hep düşündüler. Başka ülkeler önlem aldı, bizimkiler önlem almaya ihtiyaç duymadılar. Geldiğimiz noktada işsizlik hala Türkiye’nin en önemli sorunu. İşsizlik. Oysa iktidarın ilk açıkladığı acil eylem planında önleyeceği sorunlarından birisi işsizlikti. Merkez Bankası bağımsızlığını kaybetmiş durumda. Dünyada saygınlığı ve itibarı olan bir Merkez Bankası yok artık. İktidarın güdümünde olan bir Merkez Bankası var.

Ekonomi çok yönlü. Bu kriz döneminde bile bütün tartışmalar gaz, fren üzerine gitti. Bir bakan gaza basalım, öbür bakan gaza basmayalım frene basalım. Nasıl bir ekonomi yönetiliyor. Çok başlı bir yapı var. Bir bakanın söylediğiyle öbür bakanın söylediği taban tabana zıt 180 derece. Vatandaşın derdini hiç dinleyen yok. Çünkü vatandaş derdini anlatacak yer bulamıyor, makam bulamıyor. Bakana anlatsa ya polis alıp götürecek veya hakaret işitecek. Çözüm istiyor vatandaş.

Önümüzdeki günlerde Trakya’da tarım mitingi yapacağız. Arkadaşlarımdan istirham ediyorum ayçiçeği üreticisine bir sorun ağzını bıçak açmıyor. Verilen fiyat geçen yıl verilen fiyatın altında. Mazota zam geldi, gübreye zam geldi, ilaca zam geldi, elektriğe zam geldi. Her şeye zam geldi ama ayçiçeği ürününün fiyatı düştü. Milyonlarca hektar arazi Türkiye’de artık ekilmiyor. Çünkü kurtarmıyor. Peki çiftçinin derdiyle ilgilenen var mı? Hayır. Bütün dert ne? İktidarın bütün derdi ne? Bakın Sayın Başbakanın konuşmalarına bütün derdi gezi olaylarında bozulan fiyakamı nasıl düzeltirim. Düzeltemezsin arkadaş. Niye çabalıyorsun? Saygınlığın kalmadı, iler tutar yanın kalmadı. Toplumu kutuplaştırıp acaba terör olaylarını nasıl başlatırım bunun hesabı içinde. Toplumun dikkatini nerelere çekerim. Bunun hebası içinde.

Siz şöyle bir şey düşünebilir misiniz değerli arkadaşlarım. Bir caminin imamını düşünün. Ben yalan söyleyemem diyor, ben din adamıyım diyor. Sen misin yalan söylemeyen onu sürüyorlar. Başbakanın yalancı olduğu bir ülkede herkesin yalancı olması isteniyor. Bu toplumda ciddi bir kültür kırılması demektir, ahlak kırılması demektir. Bütün toplumun düzgün insanların, namuslu insanların, yurtsever insanların o imama, müezzine sahip çıkması gerekir. Yazık günahtır.

Diyeceksiniz ki bunun ekonomiyle ne ilgisi var? Doğrudan bir ilgisi yok. Ama eğer siz sistemi ve bütün siyasal söylemleri yalan üzerine inşa ediyorsanız yalan üzerine inşa ettiğiniz yolun bir din adamına kadar ulaştığını görmelisiniz. Bu örneği bunun için verdim.

Geldiğimiz nokta bu. İnsani gelişmişlik endekslerine de bakıyoruz birleşmiş milletlerin, sizlerde bakıyorsunuz. Orada da sürekli gerileyen bir Türkiye görüyoruz ilerleyen değil gerileyen bir Türkiye görüyoruz. Tablomuz bu.

Sayın Başkan uzatmadık değil mi? İzin verirseniz ben burada keseyim, sizin sorularınızı alayım, sorulara biraz daha geniş zaman bırakmış oluruz. Hepinize teşekkür ederim değerli arkadaşlarım.

Soru: ……………………… olur da bir şekilde yarın hemen sizin iktidarınız ………………. özellikle ekonomide o zaman nasıl bir değişim, nasıl bir ilk hareket yapmanız gerektiğini düşünüyorsunuz? Birde 2023’te 10 ekonomi, AKP’nin 2023 hedeflerinden biriydi. Bu hedef tamamen mi ortadan kalktı sizce?
Kemal Kılıçdaroğlu: 10 ekonomi?

Soru: Dünyanın en büyük ……………………. AKP’nin belirlediği 2023 hedeflerinden birisi. Olurda siz iktidarı devralırsanız bu hedefi ortadan kaldırmalı mıyız görüşündesiniz? Yoksa bir şekilde politika değişikliğiyle hedefe ulaşılabilir mi?
Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel bir soru. Belki eleştirilerden hani çözüme gitme konusunda soruyla düşüncelerimi aktarıyım.

Bir; kesinlikle Merkez Bankasının bağımsızlığı korunacaktır. Bu konuda bütün dünyaya güvence verilecektir.

İki; ekonomi yönetimi çok başlılıktan kurtarılacaktır.

Üç; devletin bütün gelirlerini bir bakanlık toplayacaktır. Adı gelirler bakanlığı olacaktır. Sigorta primini, vergiyi. Bu söylediğim düşünce aynı zamanda milyarlarca kağıdın tasarruf edilmesi anlamına geliyor. Milyarca kağıdın. Çünkü mükellef muhtasar beyanname veriyor, gelir vergisi, kurumlar vergisi beyannamesi veriyor. Aynı beyannamelerin bir başka şeklini sosyal güvenlik kurumuna da veriyor. Biz hepsini tek bir formda toplayacağız. Milyonlarca kağıt tasarrufu sağlanacaktır gelirler bakanlığı kurulduğu zaman.

Dört; tüm bağımsız kuruluşların gerçekten bağımsız olmalarına önem vereceğiz ve onların bağımsızlığını ortadan kaldıran yasal düzenlemeleri ortadan kaldıracağız. BDDK gibi, sermaye piyasası kurulu gibi bütün kurumlar gerçek anlamda ekonomi yönetiminde bağımsız olacaklar.

Bunları yaparken, bunları düşünürken elbette ekonomi çevrelerinin görüşlerini alacağız. Yeni bir teşvik politikası uygulamaya koyacağız. Teşvik politikasının ana omurgasını katma değeri yüksek sanayiye vereceğiz. O belirleyecek. Katma değeri yüksek olan ürünleri kim üretirse yani seçici teşvik politikası getireceğiz. Sektörel değil, bölgesel değil. Türkiye’nin bilim toplumuna geçmesi gerekiyor, bilgi toplumuna geçmesi gerekiyor. Bilgi toplumuna. Bilgi toplumuna geçmenin ön koşulu üniversitelerin özgür ve özerk olmasından geçer. Üniversiteler bilim üretecek. Bilgi üretmeyen üniversiteye üniversite denmez. Bu bağlamda üniversiteyle sanayi arasında işbirliğine önem vereceğiz. Üretilen bilgi sanayide üretime dönüşecek. Bu alan için çok özel ve önemli teşvikler getireceğiz.

Ve yine bizim bir projemiz daha vardı. Her yıl en az 5 bin üniversite mezununu yurtdışına doktoraya göndereceğiz. Bunlar yurtdışına gidecekler, doktora yapacaklar. Her alanda, sanattan, kültürden, sinemadan, sanayiden, mühendisliğin her alanından, tıptan göndereceğiz ve bunlar Türkiye’ye gelecekler ve Türkiye’yi bilgi toplumuna taşıyacaklar. Yani dünya bilim çevreleriyle Türkiye’nin kaynaşmasının yolu açılacak.

Bir başka önemli ekonomi politikamız; iç tasarrufları artıracak modeller geliştireceğiz. Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi tasarruf yetersizliğidir. Yeni bir vergi politikası hayata geçireceğiz. Az önce söyledim gelir dağılımındaki dengesizliği gidermek amacıyla asgari ücret üzerindeki gelir vergisi yükünü %1’e indireceğiz.

Eğitim açısından süratle hayata geçireceğimiz bir politika daha var. Kesinlikle meslek liselerini özendireceğiz. Ara elaman ihtiyacını karşılayacağız. Bunu yaparken hedefimiz şu; bütün organize sanayi bölgelerinde yatılı meslek lisesi yapılacak ve o meslek liselerinin yönetimi organize sanayi bölgelerinin yönetimine terk edilecek. Oradaki sanayici hangi tür ara eleman istiyorsa ona uygun eğitim o organize sanayi bölgesinde verilecek. Daha buna benzer pek çok düşüncemiz var. Ama temel noktalar bunlar.

Soru: Sayın Başkan, şimdi bu dile getirdiğiniz eleştirileri burada hemen hemen bütün arkadaşlarımız biliyor. Aynı şeyleri tekrar dinliyormuş gibi hissettim ben biraz. Bildiğimiz şeyleri bize söylüyorsunuz. Bazı söylediklerinizi de çok anlayamadığımı iletmek istiyorum. Örneğin dediniz ki, devlet tahvili hazine bonosunda Mayıs – Eylül arasında fiyat değişimlerinden ya da faiz değişiminden dolayı şu kadar düşüş oluştu. Hisse senetlerinde şöylesine bir fark oluştu. Bunlar birisi için zararsa ……….. kaplar teorisi bir başkası için kar kapısının aralanması demek. Sadece reel sektörün döviz açık pozisyonundan dolayı bir negatif rakam oluşabilir ama diğerlerinde bir zarar sözkonusu değildir.

Ayrıca burada AKP’yi savunur pozisyonda olmak tabi ki benim hiç tarzım bir şey değil ama örneğin özel sektörün döviz açık pozisyonu olarak 600 küsur milyar dolar gibi bir rakam verdiniz. Öyle bir rakam yok benim bildiğim. Çok daha düşük bir rakam. Rakamlarda başlangıçta hata yaparak yola çıkmayalım diye düşünüyorum.

Şimdi dün açıklanan bir veri var gelir dağılımıyla ilgili olarak. TÜİK’in %10’luk gelir gruplarına göre en zengin %10’la en yoksul %10 arasında yıllara göre hemen hemen hiç değişmeyen bir korelasyon var. 14 katlık gelir farkı var. Bu farkı düzeltmek için örneğin ne yapacaksınız? Dolaylı vergi dengesinde %30’la %70’lik bir denge noktasına geldik neredeyse. Benzinde 3/2’lik bir vergi yükümlülüğü var. Bunu azaltmak için ne yapacaksınız? Benzini çok daha ucuza ihraç edip içerde çok yüksek fiyata satıyorduk. Bunu ne yapacaksınız? Somut olarak bu konularda bize bilgi verirseniz çok memnun olurum.
Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel. Önce şunu söyleyeyim. Türkiye’nin toplam döviz açık pozisyonu nedeniyle uğradığı kur farkı zararı dedim.

Soru: Ona itirazım yok.
Kemal Kılıçdaroğlu: Faizlerdeki sıçrama nedeniyle hazine kağıdı tutan yurtiçindeki yerleşiklerin son 4 aydaki zararı dedim.

Soru: O benim için karda olabilir. Bileşik kaplar.
Kemal Kılıçdaroğlu: Kar eğer benim elimde tuttuğum hisse senedi ve borsa genelde bir düşüş yaşıyorsa karı yurtiçinde kim elde ediyor? Doğrudur bileşik kaplar var.

Soru: ………….. satın alıyorsam ben kar etmeye başlarım.
Kemal Kılıçdaroğlu: Şöyle değerli arkadaşlar, Amerikan merkez bankası bu kararı niye alıyor? Kendi ülkesindeki krizi başka ülkelere ihraç etmek için alıyor. Doğrudur birisi kar edecek, birisi de zarar edecek. Kar eden kim? Ekonomisini düzelten kim? ABD. Peki zarar eden kim, kayba uğrayan kim? Biziz. Gelir transferleri, yani kaynak transferi sadece ülke içinde olmuyor ki ülkeler arasında da olur. Eğer siz Türk lirasını çok değerli kılarsanız bundan elbette birileri kazanır. Yurtiçinde de kazanır. Ama doları çok ucuzlatırsanız bundan da birisi kazanır. Ama biriside kaybeder. Nasıl kaybedersiniz? Üretmeyerek kaybedersiniz. İthalat yaparsınız. Fatura nasıl çıkar? İşsizlik diye karşınıza çıkar. Borsaya kota edilen şirketlerin değerinde erime var. Doğru erime var. 97 milyar dolarlık bir erime var. Bu zararı elinde hisse senedi tutan veya bilmem kaç lotluk kağıt tutan kişi kendi birikimlerinden zarar edecektir. Olaya ben böyle bakıyorum.

Soru: Benim içinde kar olur onu demek istiyorum. Ben düşük fiyattan alırsam kar etmeye başlamış olurum.
Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi kar – zarar kavramı ekonomilerde bir taraf alacaksa öbür taraf borç olarak görünür muhasebe kayıtlarında. Bu iş böyledir. Birisi için karsa öbürü için zarardır. Bunun faturası nasıl çıkıyor topluma? Gelir dağılımındaki bozukluk olarak çıkıyor topluma. Birisinin eğer geliri çok yükseliyor, birisinin geliri de negatif yönde çok azılıyorsa bu tablo kendiliğinden böyle çıkacaktır ortaya. Bunu önlemek mümkün mü? Mümkün değildir. Her olayın bir zararlısı, bir karlısı vardır. Ama ben olaya geniş halk kitleleri penceresinden bakıyorum. Benim olaya bakışım böyle.

İki; 14 katlık gelir dağılımında bir bozukluk var. Dün veya evvelki gün açıklanan rakamlar ifade edildi. Doğrudur. Türkiye’de. İlk %20’yle en dipteki %20 arasındaki fark. Bu nasıl düzeltilecek? Bir; biz iktidara geldiğimiz zaman ilk 3 yılda biz bunu düzeltiriz dersek önce halka doğruları söylememiş oluruz. Bu politika, yani dengesizliği yaratan politika bir gecede oluşan politika değildir. Süreç uzun bir süreçtir ve izlenen bilinçli bir politikadır. Bu politikanın sonucunda Japonya’daki örneğin benzeri farklı bir yapısı Türkiye’de oluşmuştur. Dolar milyarderi sayımız öbür tarafa geçmiştir. Yani Japonya’yı geçmiştir.

Az önce söylediğiniz kim karlı, kim zararlı ekonomide. Bunun en somut örneği zaten bu dolar milyarderi sayısından çıkıyor. Japonya’da gelir dağılımı daha dengeli, dolar milyarderi sayısı 22. Bizim milli gelirimizin 7,5 katı daha fazla bir milli gelire sahip. Biz 7,5 kat daha düşüğüz ama bizdeki dolar milyarderi sayısı 43. Demek ki bu denge birilerinin lehine, birilerinin aleyhine çalışıyor. Tabloyu böyle görmemiz gerekiyor. Aynı tabloyu şöylede yorumlayabiliriz. Türkiye saman ithal ediyor güzel çok somut bir örnek. Kim zararlı, kim karlı? Saman ithal eden karlıdır. Gelir elde edecektir buradan. Peki samanı üretemeyen? O da zararlıdır. Ben kimin penceresinden bakarım sosyal demokrat bir parti olarak? Ben samanı üreten kişinin penceresinden bakarım. Oradan bakmak zorundayım. Dövize de oradan bakarım, üretime de oradan bakarım, işsizliğe de oradan bakarım. Veya canlı hayvan ithalatı. Ben onu nasıl kendi ülkemde üretirim oradan bakarım. Birisi yurtdışından ithal eder mi? Ediyor zaten. Ette ithal ediyorlar. Birisi kar ediyor mu? Elbette biri kar ediyor. Gelir? Olağanüstü gelirde elde edebilir. Ama geniş kitle üretici zarar ediyor. Ben o cepheden bakarım. Yani halkın cephesinden bakarım oraya.

Şimdi bu fark nasıl düzelir? Yani 14 katlık bir fark nasıl düzelir? Bu izleyeceğiniz ekonomik politikayla bağlantılı bir olaydır. Eğer siz ekonomi politikanızı üretimden yana, üreticiden yana oluşturursanız bu fark zaman içinde kendisini tolere eder. %100 kapanır mı? Hayır. Dünyanın hiçbir ülkesinde de %100 bildiğimiz gelir dağılımı eşitliği yoktur. Hani gini katsayısı ana eksene ne kadar yaklaşırsa sorunda o kadar rahat çözülebilir. Bunun için mücadele? Mücadelenin temeli ekonomide yatıyor arkadaşlar, üretimde yatıyor, istihdamda yatıyor. Örneğin biz gelir vergisinde %1 asgari ücrette gelir vergisini %1’e düşüreceğiz derken bir anlamda acaba en alt dilimde yer alanların gelirlerine bir katkı yapabilir miyiz ilk etapta bunu düşünüyoruz. Burada da sizin sorduğunuz soru olabilir. Birisinin lehine, birisinin aleyhine. Elbette. Kimin lehine oluyor burada? Kim kar edecek? Asgari ücretli. Kimin zararına olacak? Üst gelir grupları biraz daha fazla vergi ödeyecekler. Dünyanın kuralı budur. Almadan vermek Allah’a mahsus olduğuna göre birisinden alıp birisine vereceksiniz. Amaç ne burada? Üreticiyi cezalandırmak değil, emeği de cezalandırmak değil. Amaç daha mutlu bir toplum yaratmak. Herkesin rahat geçinebileceği mutlu bir toplum yaratmak.

Benzinde ucuza alıp yüksek vergilerle satıyoruz bunu nasıl düzelteceksiniz? Bu soru güzel bir soru. Ama ben şunu merak ediyorum, gerçekten merak ediyorum. Bu soru acaba bir AKP yetkilisine soruldu mu? Ne yanıt verdiler ben merak ediyorum.

…………….- Bir tanesinde cari açık işaret edildi. Yani ………… düşürülmesi halinde cari açığın artacağı dolayısıyla böyle bir yönteme gidemeyeceğini maliye bakanına…

…………….- Vergi gelirlerinin azalması için… Bütçe dengeleri…

Kemal Kılıçdaroğlu: Bildiğimiz klasik yanıtlar değil mi? Her benzin istasyonunu bir vergi dairesine dönüştürdük mü? Dönüştürdük. Dünyada en pahalı benzini satan, akaryakıtı satan ülke miyiz? Ülkeyiz. Eğer sizin vergi politikanız, sizin izlediğiniz ekonomi politikası ekonominin %50’sini kayıt dışı hale getirmişse siz bu sorunu zaten çözemezsiniz. Ben eski maliyeciyim. Nereden nasıl vergi alınır, ekonomi nasıl kayıtlı hale getirilir, sermaye nasıl ürkütülmez, üretim nasıl desteklenir? Bunun oturulup düşünülmesi lazım, tartışılması lazım. Kararlı adamlarla yola çıkılması lazım. Eğer siz bunu yapamazsanız bu mümkün değil. En kolay yolu seçmişiz. Yap benzine zammı al vergiyi. Önümüzde dünya örnekleri var. O örneklere gidiyor muyuz? Hayır o örneklere gitmiyoruz.

Güzel bir başlangıç yaptınız. Dediniz ki sunuşunuzda hepimizin bildiği rakamları üç aşağı, beş yukarı tekrarladınız. Doğru. Ama ben sorunları ortaya koymayıp ne yapmalıyım? Bir Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı olarak sorunları görmezden gelip ne yapmalıyım? Hepiniz gazetecisiniz açın gazetelerin ekonomi sayfalarını, kimse kusura bakmasın güllük gülistanlık bir Türkiye var. Bakın ekonomi sayfalarına. Ben her sabah bakıyorum. Herhalde sizde bakıyorsunuz. Allah aşkına bu ülkede 2,5 aylık Kübra açlıktan ölmedi mi? Başka bir ülkede mi oldu bu? Ben olaya halkın baktığı pencereden bakıyorum. Gidin besin üreticileri ister Gaziantep’e gidin, ister Balıkesir’e gidin, ister Muğla’ya gidin, ister Erzurum’a gidin, ister Kars’a gidin aynı sorunu dinleyeceksiniz. Peki bunlar medyada yer alıyor mu? Hayır efendim niye yer alsın. Medyada açıyorsunuz ekonomi sayfasını son model otomobiller, o otomobillere olan talepler bunlar anlatılıyor. Kayseri’deki o babanın kız çocuğunu okutamaması küçük bir haber olarak işte gazetenin bir köşesine sıkıştırılmış vaziyette. Olay bu.

O nedenle AKP’nin bir ekonomi politikası var mı? Yok efendim. Kim diyebilir bir ekonomi politikası var diye. Küresel ekonominin akışına terk edilen bir ekonomi. İlk kez AKP sıcak para olmaksızın ekonominin nasıl yönetileceğini öğrenecek. Bu gerçeği herkesin görmesi gerekiyor.

Soru: Sayın Başkan, ben benzin konusundaki açıklamanızdan tatmin olmadım. Mart ayında yerel seçim var. Vatandaş zaten AKP’ye biraz önce AKP’lilere sordunuz mu derken onu yadırgadığımı belirtmek isterim. Bizim kime ne soru sorduğumuz önemli değil ki, biz burada size soru soruyoruz. AKP’ye sorduk ya da sormadık adamlar zaten bu vergi politikasıyla oyu alıyorlar mı yıllardır? Alıyorlar. Önemli olan sizin bu tabloyu değiştirmek için ne yapacağınız. Örneğin Mart’tan sonra ya da Mart’a yaklaşırken benzinde şunu şunu şunu yapacağız diyebiliyor musunuz, diyemiyor musunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Daha önce ifade ettim. Mazotta çiftçi için, mazotta ÖTV’yi kaldıracağız. Bunun rakamını, maliyetini çıkardık. Karşılanabilecek bir rakam. Böylece çiftçinin üretmesi için önündeki en ciddi engeli kaldırmış olacağız. Bu bizim taahhüdümüz. Bunu daha öncede ifade ettiğimiz için burada özel olarak ifade etmedim. Akaryakıt konusundan birden bire iktidar olduk ertesi gün bütün vergileri kaldıracağız. Hayır böyle bir şey söylemiyoruz. Biz sorumluluğumuzu biliyoruz. Bir ülke nasıl yönetilir onu da çok iyi biliyoruz. Alınacak ekonomik bazı kararların zamana yayılması lazım. Siz bir alandan gelir yaratmadan bir başka alanda ben geliri kaldırıyorum derseniz inandırıcı olmazsınız. Türkiye büyük bir ülke, kendi gelirimizi, kendi kaynaklarımızı yaratabiliriz. Bunun için olanaklarımız var, bunun için her şey yapılabilir, düşünülebilir.

Dolayısıyla akaryakıtta bizim ilk etapta tarım üreticisi için aldığımız karar bu ve bu kararı uygulayacağız. Bunun da maliyetini rahatlıkla kaldırabileceğiz.

Soru: Efendim çok somut Sayın Başkanda izin verirse 3 soru soracağım. İlk sorum efendim şudur; vergi politikasından ………………. dışlandı dediniz. ……………. hemen şu geliyor. Son dönem çok büyük grupta özellikle gezi parkı olaylarının ardından vergi incelemeleri başlatıldı. Özellikle Koç, Tüpraş olmak üzere. Fakat onun dışında İnşaat Mühendisleri Odası da anayasal bir kurumdur ve vergi mükellefiyeti yoktur. Onunla ilgili yine bir vergi soruşturması sürüyor. Bunların hepsi kayıt dışıyla mücadele amacıyla yapılıyor ama bu konuda bunu hiç Koç ailesiyle ya da oradaki denetime muhatap kalmış gruplarla hiç konuştunuz mu, bilgi aldınız mı? Birinci sorum bu. Bununla ilgili yorumlarınızı merak ediyorum.

İkinci sorumda özellikle son bütçe rakamları ortaya çıktığında bütçe rakamları arasında örtülü ödenek kaleminde çok radikal bir biçimde daha önceki yıllardakinden de fazla bir ivmeyle arttığını görüyoruz. Tam da bu dönemde Ortadoğu’daki gelişmeler özellikle Suriye başta olmak üzere Türk hükümetinin muhaliflere parasal destek vermekle suçlanıyordu uluslararası ortamda, iddialar vardı. Hiç bununla …………. kurdunuz mu, bu yönde bir örtülü ödeneğe bir incelemede bulundunuz mu? Ya da bu konuda bizimle paylaşabileceğiniz bir bilginiz var mı?
Kemal Kılıçdaroğlu: Hemen söyleyeyim. Uzun yıllar hesap uzmanlığı yapmış bir arkadaşınızım. 12 yıl hesap uzmanlığı yaptım bir kez aramalı inceleme oldu. Bir kez. Aramalı inceleme yani mahkemeden karar alıp polislerle bir işyerinin basılması olağanüstü bir durumdur, olağan bir inceleme değildir.

Soru: Kim maliye bakanlığından mı, sizin yaptığınız?
Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır benim. Bütün maliye bakanlığına bakarsanız orada da aramalı incelemeler çok enderdir. Yani yılda bir veya iki kez olur ve çok ciddi bir ihbar gelir, önce muhbirle konuşursunuz, onun ciddiyetini anlarsınız, kavrarsınız, ciddi olduğuna inanırsanız getirdiği belgelerden yola çıkarak, somut verilerden yola çıkarak inceleme kararını yargıya gider alırsınız ve yaparsınız. Olağanüstü bir durumdur, olağan bir durum değildir. Hükümetin büyük gruplara karşı yaptığı bu operasyon bir gözdağı operasyonudur. Çünkü ülke demokrasiyle yönetilen bir ülke değil. O konudan süratle uzaklaşıyoruz. Kimse kusura bakmasın bu düşünceme katılır veya katılmazlar. Ama ülkenin süratle bir dikta yönetimine kaydığını artık Türkiye’nin kabul etmesi gerekiyor. Her şeyi ben yaparım diyor, her şeyi ben bilirim diyor. Beni eleştirmeyeceksin diyor. O nedenle büyük sermaye guruplarına karşı yapılan bu tür vergi incelemeleri sadece ve sadece Türkiye’ye zarar verir. Doğru değildir.

O gruplarla veya oradaki vergi denetim elemanlarıyla görüştünüz mü? Hayır herhangi bir görüşmemiz olmadı. Görüşmeye ihtiyaçta duymadık zaten. Bu tür denetlemelerin gözdağı verme amacına yönelik denetlemelerin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Bütçe rakamları; ekonomi muhabirlerinden yine şikayetim var. Tabi sizlerden değil. Sayfayı düzenleyen arkadaşlardan, İstanbul’da gazetelerin sayfasını düzenleyen arkadaşlardan. Diyeceksiniz ki neden şikayetiniz var?

Bakınız, Sayıştay’ın mali denetim raporu gelmeden TBMM’ye bütçe görüşmeleri yapılmaz. Çünkü geçmiş yılda yapılan harcamalar denetlenmeli ki TBMM adına denetlenmeli ki milletvekilleri gelen bütçeye evet veya hayır oyu verirken veya kesin hesap kanununa evet veya hayır oyu verirken raporu okumuş olsun. Bu yıl rapor gelmedi ve yasa kabul edildi. Bu doğru değil. Bu bizim ülkemizde yaşanan ilklerden birisidir. Bütçe denetlenmiyor. Denetim denen bir şey yok zaten.

Dolayısıyla bütçenin denetlenmediği bir ortamda, yani ödediğim vergiler nereye harcanıyor diye sorulmadığı bir ortamda siz demokrasiden söz edemezsiniz. Demokrasilerin çıkış noktası ödediğim vergiler nereye harcanıyor sorusuyla başlar. Bu soru baştan öldürüldü AKP iktidarı döneminde.

Özel örtülü ödenekten söz ettiniz. Türkiye’nin iyi yönetilmediğini bende çok iyi biliyorum. Mali açıdan yönetilemiyor Türkiye, ekonomik açıdan iyi yöneltilmiyor, bütçe açısından da iyi yönetilmiyor. Örtülü ödenek miktarı astronomik artıyor. Siz hesabınızı Suriye’den gelecek sığınmacıların sayısını 10 bin diye yaparsanız ve bu 500 bine ulaşırsa bu resmi rakam. Gayri resmi bu eğer 1 milyona yaklaşıyorsa, Türkiye’nin neredeyse 81 ilinde Suriyeliler işyeri kurup çalıştırmaya başlamışlarsa, kaçak işçi olarak çalışmaya başlamışlarsa bir şekliyle bu örtülü ödenek artacaktır.

İki; siz yabancı radikal unsurları Türkiye’ye getirip eğitiyorsanız bunun bir maliyeti olacaktır. Eline silah veriyorsanız bunun bir maliyeti olacaktır. Cebine para koyuyorsanız bunun bir maliyeti olacaktır. Ona silah desteği veriyorsanız bunun bir maliyeti olacaktır. 900 kilometrelik sınır kağıt üstünde sınır. Buyurun hep beraber isterseniz gidelim Suriye’de herhangi bir bölge bizim sınırımızdan rahatlıkla karşı tarafa geçebilirsiniz. Sınır kapıları otopark alanına dönmüş orada. Şöyle bir haberi siz hiç düşünebilir miydiniz? Suriye’den gelen kaçakçıları TSK püskürttü. Gerçekten yani Aziz Nesin yaşasaydı herhalde çok daha güzel öyküler ortaya çıkacaktı gerçek yaşamdan. Örtülü ödenek bunlardan birisidir. Nasıl kullanılıyor kimse bilmiyor, nerelerde kullanılıyor kimse bilmiyor. Adı üstünde örtülü ödenek. Yani Başbakanın namusuna teslim edilen bir paradır. Nereye harcandı diye sormakta hepimizin ortak görevidir. Böyle düşünmek gerekiyor.

Soru: Hafta sonu önemli bir derbi maçı oynandı Türkiye’de ve çok ciddi olaylar çıktı. Bu olayların çıkma sebebi olarak da daha önceden belirli bir sistematik olarak kurulan 1453 adlı bir gruptan bahsedildi. Bununla ilgili çok sayıda açıklamalar geldi her kesimden. Sizin yardımcılarınızdan bir tanesi de eski bir Beşiktaş yöneticisiydi. Bu çerçevede şuana kadar kamuoyuna deklare edilmeyen bir şeyler edindiniz mi? Kendisiyle görüş alışverişinde bulundunuz mu?

Bir ikinci sorumda, yerel seçimler yaklaşıyor, çok sayıda aday ismi dolaşıyor CHP’yle ilgili olarak. YSK’nın aday belirleme takvimi var. Bu takvimden önce siz adaylarınızı ne zaman etkinleştirip kamuoyuna duyuracaksınız veya belli olan adaylar var mı? Özellikle Sarıgül ve Muharrem İnce’nin ismi dün bir televizyon kanalında deklare edildi.

Soru: Buna bir şey ekleyebilir miyim? İstanbul çok merak ediliyor ama biz hepimiz Ankara muhabirleriyiz. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için çok fazla en azından bizim olduğumuz ortamlarda konuşmalara denk gelmiyoruz. Orada adayınızı önce açıklamak için AKP’nin Melih Gökçek’i aday gösterip göstermeyeceğini bekleyecek misiniz? Orada hangi aşamadasınız? İstanbul kadar yoğun mesai harcadığınızı tahmin ediyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu: Kısaca birer cümleyle yanıt vereyim. Görüştünüz mü yani bir futbol kulübünün yönetiminde yer alan arkadaşımızın açıklamaları dolayısıyla. Hayır görüşmedim.

Bir takvim var mı? YSK’nın kararına bağlı olmaksızın siz adaylarınızı erken açıklayacak mısınız? Yeri zamanı geldiğinde kesinleşen adayları YSK’nın takvimine bağlı olmaksızın zaten açıklıyoruz. Bu süreç oldukça iyi çalışıyor. 5 kişilik bir komisyonumuz var bunlar çalışıyorlar.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayını açıklamak için mevcut belediye başkanı açıklansın ondan sonramı böyle bir düşünceniz var mı veya onun adaylığı netleştikten sonra siz adayınızı mı açıklayacaksınız? Hayır. Biz tümüyle onlardan bağımsız çalışıyoruz. AKP adayını erken açıklar, geç açıklar o bizi ilgilendirmiyor. Biz netleştirdiğimiz zaman onu zaten kamuoyuna açıklayacağız.

Soru: Sayın Başkanım, Arap sermayesinin Türkiye’den çekildiğine dair kamuoyunda haberler yapılıyor. Siz hiç Arap sermaye çevreleriyle görüştünüz mü ve bu yönde sizin duyumlarınız var mı?
Kemal Kılıçdaroğlu: Arap sermaye çevreleriyle görüşmedim. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sermaye güvenli liman ister. Sermaye ürkektik. Güvenli bir ekonomi olursa sermaye gelir. Eğer güvensizlik varsa, güvensizlik egemense oradan çekilir.

Soru: Kamu çalışanlarına 2014 ve 15 için sözleşmeler yapıldı ve burada yoğun olarak da çalışanların hak kaybı olduğu konusunda ciddi eleştiriler var. Son 10 yıllık dönemde kamu çalışanları sadece enflasyonla sınırlandırıldı büyümeden hiçbir zaman bize pay verilmedi diye eleştiriyorlar. Sizin bu konuya bakışınız nedir onu öğrenmek istiyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu: Eğer yaratılan katma değeri hakça bölüşmüyorsak gelir dağılımı dengesizliği artar. Sadece kamu çalışanları değil, emekliler içinde bu kural geçerli. Enflasyon kadar pay veriliyor ama yaratılan katma değerden pay verilmiyor bu kesimlere. Bu da gelir dağılımındaki dengesizliği bozuyor. Bizim görüşümüz yaratılan katma değerin hakça bölüşülmesidir. En azından çalışanlara da milli gelir artışı oranı kadar bir payın onlara verilmesidir.

Soru: Efendim 2 yıl önce burada olsaydınız saman ithalatına inanmazdınız dediniz. 2 yıl sonrası için sizin öngörünüz nedir? Ekonomide 2 yıl sonra biz neye şaşıracağız? Birde kıdem tazminatı, kadın istihdamı konusundaki düşünceleriniz nedir? Son dönemde kararlar veriliyor önümüzdeki günlerde bu konuda. Ve bu 60 – 65 yaş konusunda sizin parti olarak düşünceniz nedir? Özellikle çocuklarımızın gelecekte emekli olamayacağına ilişkin ciddi kaygılar var. Siz burada …………. düşünüyor musunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Önümüzdeki süreçte ne olur? İki ayrı parametreye bakmak gerekiyor. Daha doğrusu üç ayrı parametreye bakmak gerekiyor. Birinci parametre Amerika’nın kendi yaşadığı krizi aşmak için alacağı kararlar dünya ekonomisini etkileyecektir, bizi de etkileyecektir. İki; başta Çin, Hindistan olmak üzere Uzakdoğu’daki gelişmelere bakmamız gerekiyor. Bunlarda dünya ekonomisini etkileyecektir. Türkiye’nin o alanlara ilgi göstermesi, onlarla daha fazla içli dışlı olması bizim ekonomimizi lehte veya aleyhte etkileyebilir. Burada altını çizmemiz gereken bir nokta var. Türkiye ucuz işgücü ülkesi olmamalıdır. Yani sosyal hakları güçlü bir devlet olmak zorundayız eğer sosyal ilkesini savunuyorsak.

Bir üçüncü parametre; Türkiye’nin kendi içinde alacağı kararlardır. Türkiye ekonomi politikalarını üretim üzerine inşa ederse bu süreçten başarılı çıkar. Üretim üzerine değil de tüketim üzerine inşa ederse sonu felaket olur.

Az önce ilginç bir soru soruldu. Daha doğrusu soru demeyim de yorum yapıldı. Yani bütün bu vergilere rağmen halk AKP’ye oy veriyor. Siz eğer gerçekleri halkın gözünden kaçırır, siyaseti dini motiflerle süslerseniz, siyaseti kutuplaşma üzerine inşa ederseniz, siyaseti etnik kimlik üzerine oturtursanız Türkiye kendi sorunlarını aşamaz. Bizim demokrasimizin önündeki en ciddi engellerden biriside siyasetin bu tür yapılış şeklidir. Çağdaş demokrasilerde iki alana siyaset girmez. İnanç ve etnik kimlik. Ama bizim ülkemizde bakın siyasete bu iki alanda ana omurga oluşmuş durumda.

O nedenle bizim ekonomi politikalarını, ekonomi haberlerini gazetelerin birinci sayfalarına çıkarabilirsek, ekonomide nasıl bir politika izlenmesi gerektiğini söyleyebilirsek çok daha başarılı olacak. Bizim ekonomide özellikle denetimin siyasallaşmaması açısından düşündüğümüz modellerden biriside şu; vergi idaresini özerk kılmak. Vergi idaresi özerk olmalı. Günlük sıcak siyasetin konusu vergi idaresinin içinde yer almamalı veya oraya girmemeli. Çünkü eğer siz eleştiri getiren işadamını ertesi gün denetim elemanı gönderirseniz ne yapacak o adam? Konuşamayacak, derdini anlatamayacak. Geldiğimiz noktalardan birisi de bu.

Kıdem tazminatı konusunda biz sendikaların ortak görüşü ve kabulü alınmadıktan sonra bir değişiklik yapılmasını uygun görmüyoruz. Sendikacıların görüşleri alınmalı ve onların arzu ettikleri çerçevede sorun çözülmeli diye düşünüyoruz.

Sosyal güvenlik konusunda 60 – 65 yaş konusuna gelince; insanlar neden daha erken emekli olmak isterler? İşsizlik korkusundan bir güvencelerimiz olsun diye. Eğer siz istihdam konusunda başarılı bir politikayı yaşama geçirebilirseniz emeklilik yaş olarak sorun olmaktan büyük ölçüde çıkar ve oradaki dengeleri dikkate almadan, yani emeklilik yaşını erkene çekip Türkiye’ye yeni bir fatura çıkarmak doğru değil. Onu da çok net olarak ifade edeyim.

Kadın istihdam paketi; AKP’nin politikası kadının mümkün olduğu kadar istihdamdan çekilmesi. Buna uygun bir politika güdüyor. Bu doğru bir politika değil. Kadında erkekle beraber çalışma yaşamında hayatın her alanında yer alabilmeli.

Soru: Yerel seçimlerde adaylar kadar kampanyalarda yarışıyor. 2011 seçimlerinde sizin aile sigortası seçim kampanyanızın temelini oluşturmuştu. Bu seçim için böyle bir yenilik ya da ekonomik anlamda vatandaşa sunacağınız bir şey var mı?

Birde Ankara ve İstanbul’a ek olarak İzmir adayınızı ne zaman belirleyeceksiniz?

Soru: AKP’nin propagandasını 3 çocuk üzerine kurmaya hazırlandığı…
Kemal Kılıçdaroğlu: 5’ten vaz mı geçtiler?

Bir seçim bildirgemiz hazırlanıyor. Şuanda arkadaşlarımız tartışıyorlar kendi aralarında. Önümüzdeki günlerde bu seçim bildirgemiz yerel yönetimlerle ilgili seçim bildirgemiz ortaya çıkacak. Ama sizde takdir edersiniz ki netleşmeyen bir seçim bildirgesi üzerinde benim yorum yapmam doğru olmaz.

İzmir adayınız kim olacak? O da olacak hiç meraklanmayın.

Soru: Ne zaman belirlenecek?
Kemal Kılıçdaroğlu: Kısa süre içinde o da belli olacak.

Soru: Sayın Başkan, önce bir şeyi anımsatmak istiyorum. Bu sizin ekonomi muhabirleri derneği üyeleriyle yaptığınız ikinci veya üçüncü toplantı diye hatırlıyorum. SSK Genel Müdürüyken de eşdeğer ilaç uygulamalarıyla diğer şeyle ilgili maliyede katma değer vergisi konularında da belki tek tek hepimize yol gösterdiğiniz günler olmuştur ekonomi bürokrasisinde. Ben şeyi sormak istiyorum. Siz hep üretime vurgu yaptınız. Türkiye ekonomisi üreterek kalkınırken hangi alanlarda bu üretimi gerçekleştirmeliyiz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Aslında Türkiye’nin mukayeseli üstünlüklerine bakmamız gerekiyor. Türkiye hangi alanda rakipleriyle daha avantajlı konumda? Üç alan önümüze çıkıyor. Birincisi çok genç ve dinamik bir nüfusumuz var. Bu bizim bir avantajımız. Ama şuanda dezavantaj gibi görünüyor. Çünkü herkes işsiz. Yani gençlikte işsizlik oranı %17’lerde hatta üniversite mezunları arasında %30 – 35’lere çıkıyor.

İkinci mukayeseli üstünlük alanımız tarım. Hollanda Konya’dan küçük yıllık ihracatı 80 milyar dolar. Bizim tarım ürünü ihracatımız 12 milyar dolar ve her yıl bu giderek azalıyor maalesef. Böyle bir tablo var. Ekilen alan giderek azalıyor. Bu alanı çok iyi kullanmamız gerekiyor.

Üçüncü alan lojistik. Türkiye’nin üstünde bulunduğu coğrafya lojistikten büyük gelir elde etmemize olanak sağlıyor. Ama bunu da yeteri kadar kullanamıyoruz. Bu üç alana bizim yoğunlaşmamız gerekiyor. Az önce söylediğim gibi orta gelir tuzağından Türkiye’nin çıkıp bilgi toplumunu yakalamasının yolu üniversitelerin özgür ve özerk olmasından geçer. Üniversiteleri özgür olmayan bir ülkede bilim üretilemez. Yani aklın özgürlüğü çok önemlidir bilimde. Siz aklın özgürlüğünü eğer ilköğretimden başlayarak üniversiteye ve yaşamın her alanına götürmezseniz üretim yapamazsınız. Üretimden kastım şu tabi, yani katma değeri yüksek olan üretimleri yapamazsınız. Samuelson Nobel iktisat ödülünü kazanan yazardır. Onun kitabında çok güzel bir cümle var. Güneşe tapılan ülkede ısı kanunları iyi anlaşılmaz der. Bu gerçeği dikkate alarak bizim üniversiteleri özgürleştirmemiz gerekiyor. Eğer siz ilahiyat fakültelerinde felsefe derslerini kaldırmaya kalkıyorsanız, ertesi gün tekrar toplumdan gelen baskıyla yeniden getiriyorsanız hepimizin oturup düşünmesi lazım. TÜBA denen bir kuruluş var Türkiye Bilimler Akademisi. Dünyanın bütün bilimler akademisinden ülkeye uyarı geldi Pakistan dahil. TÜBA’ya dokunmayın diye. Hem Cumhurbaşkanına, hem Sayın Başbakana. Ama tutturdular hayır TÜBA’ya ben bilim insanı atayacağım diye. Siyaset adamı, bilim adamı atar mı? Bu Türkiye’de tartışıldı mı? Tartışılmadı. Otomobil üretimine biz Güney Kore’den önce başladık. Bizim Anadol markamız vardı. Bugün bizim böyle bir markamız yok. Ama Güney Kore’nin dünya çapında iki markası var. Biz daha erken başlıyoruz ama onlar ipi daha erken göğüsleyip ve ilerliyorlar. Geldiğimiz nokta bu.

Üretimi çok yönlü düşünmek lazım. Bir ana hedef koymak gerekiyor katma değeri yüksek ürün onu üniversitelerle işbirliği, teknoparklar, teknokentleri güçlendirerek götürmeniz gerekiyor. İkincisi de bildiğimiz üretim yere, bölgeye bağlı olarak bu değişebilir.

Soru: Önümüzdeki yerel seçimlerde ve daha sonraki genel seçimlerde Türkiye’de yaşayan azınlıklardan belediye başkanı veyahutta milletvekili adayı göstermeyi düşünür müsünüz? Birde iktidar partisinin elindeki en önemli kozlardan birisi başörtüsü biliyorsunuz. Acaba önümüzdeki dönemde siz başörtülü bir parti üyesi, milletvekili, partide görevli birisini görebilecek miyiz sizin partinizde?

Belediye meclisinde ya da milletvekili.
Kemal Kılıçdaroğlu: Yani başvurursa olur niye olmasın. Biz niye başvurdun diye kimseye bir şey söylemeyiz. Zaten geçmişte de oldu. MHP’den başörtülü birisi başvurdu, milletvekili oldu, parlamentoya geldi. Bir sorunumuz yok ki bizim.

Yani bunu Türkiye’nin sorunlarını halktan kaçırmak olarak görüyorum bu tartışmaları. Doğru da bulmuyorum. Yani insan istediği kıyafetle geziyor zaten sokakta kimsede bir şey söylemiyor ona. Ama devlet dediğiniz bir tüzel kişilik var. O tüzel kişiliğin kuralları var. Herkeste o kurallara uyacak, bizde o kurallara uyuyoruz zaten. Yani bunu alıp da başı örtülü bir kadın siyasetin dışında kalsın. Hayır efendim o da siyasete girsin, onunda hakları var, o hak talebinde bulunsun, o da kadın, onun da seçme – seçilme hakkı var. Niye olmasın. Ama bunu alıp da günlük böyle sıcak tartışmanın bir noktasına getirip onu temel sorunmuş gibi toplumun önüne koymayı ben çok doğru bulmuyorum.

AKP bundan besleniyor ve bunu yine yeniden Türkiye’nin gündemine getirmek istiyor. Böyle bir arzusu var. Biz bunu doğru bulmuyoruz.

Soru: Azınlıklar, yani bir Ermeni milletvekili, bakan…
Kemal Kılıçdaroğlu: Başvurursa azınlıkları yaparız. Zaten azınlıklardan bizim belediye meclis üyelerimiz var.

Soru: Başvurmadan bir şeyiniz olur mu acaba? Yani başvurmaya cesaret edip başvuramayabilirler.
Kemal Kılıçdaroğlu: Yok cesaret ederler hiç endişe etmeyin. Cesaret etmez diye bir şey yok. Onlarda bu ülkenin yurttaşı. Cesaret ederler başvururlarsa biz onları değerlendiririz.

Soru: Ben burada ………….. yanlış telaffuz etmiş olabilirim. ……………… diyor. Yani hiçbir parti fark etmez, hiçbir parti gelip benden böyle bir şey isterse, milletvekili olmamı isterse ben giderim olurum, ülkeme de hizmet ederim diyor mesela yani. Biraz da davet bekliyorlar tahmin ediyorum. O açıdan söylüyorum cesaretleri olmayabilir.
Kemal Kılıçdaroğlu: Bence cesaretleri olsun, cesur olsunlar. Siyaset bir mücadele alanıdır. Siyaset altın tabak içinde kişilere makamların ikram edildiği bir alan değildir. Bir mücadele alanıdır siyaset. Ben o nedenle kadınlarda daha fazla siyasete girsinler diye çaba harcıyoruz. Gençler siyasete ilgi göstersinler diye çaba harcıyoruz. Bunun için %33 cinsiyet kotası, %10 gençlik kotası getirdik önlerini açalım diye.

Soru: Azınlıklara kota koydunuz mu?
Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır yok öyle bir şey bizde. Ama böyle bir talep gelirse değerlendirilir tabi niye olmasın.

Soru: Sayın Başkan, bununla bağlantılı olarak bir şey sormak istiyorum. Öncelikle çözüm sürecinin geri çekilmenin durduğu açıklamasıyla beraber sekteye uğradığıyla ilgili algı oluştu. Bununla ilgili siz ne düşünüyorsunuz? Süreç durdu mu? Size bilgi veriliyor mu bu konuda?

İkincisi Tunceli’nin adı Dersim olacak mı?
Kemal Kılıçdaroğlu: Çözüm süreciyle ilgili bilgimiz yok. Bize bilgi verilmiyor. Nereye gider onu da bilmiyoruz. Dramatik olanı çözüm süreciyle ilgili bilgiler konusunda Kandil’in Türkiye’yi aydınlatmasıdır, bilgilendirmesidir. Dramatik olanı bu. Halk çözüm sürecinde nelerin taahhüt edildiğini, karşı tarafın neleri beklediğini Kandil’den öğreniyor. Bu dramatik bir tablodur.

Tunceli’nin adı Dersim olacak mı? Tunceli’yle Dersim’in şöyle bir farkı var. Dersim coğrafyasıyla Osmanlı dönemindeki Dersim coğrafyasıyla bugünkü Tunceli coğrafyası farklı alanlar. Onu kapsayan bir alan. Adı Dersim olabilir bizce hiçbir sakıncası yok. Milletvekili arkadaşlarımız kanun tekliflerini verdiler zaten. Daha önceden vermişlerdi. Yani son bir hafta içinde değil. Çok önceden bu kanun teklifleri de verilmişti zaten. Bölge halkı istiyorsa Dersim olmasını Dersim olsun.

Doğrusunu isterseniz ben şunu arzu ederim. Bölgede bir referandum yapılsın bölge halkı istiyorsa Dersim olsun diye adı Dersim olarak değiştirilsin. Yani olmasını isterim.

Soru: Sayın Genel Başkan, sizin ifadenizle halkın baktığı pencereden bir soru sormak istiyorum. Şimdi Sayın Demirel Başbakandı Ankara yarı açık cezaevinden iki tane mahkum kaçtı. Bizde kendisine bir soralım dedik gazeteci olarak bunu sorduk. Ne dedi biliyor musunuz? Doğru bir şey değil fevkalade ayıp etmişler dedi. Şimdi siz Türkiye’de son derece farklı alanlarda son derece ciddi olaylar oluyor. %80 halkın değerlendirmesi olarak söylüyorum. Siz bu doğru değil ifadesiyle hep giriyorsunuz söze. Acaba şöyle bir beklenti var. Türkiye’de hakikaten ses getiren, sarsıcı bir muhalefet için daha ne kadar beklememiz gerekecek diye soruyorlar.
Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel bir soru. Sarsıcı ses getirici bir muhalefeti yapacaksınız, ne zaman yapacaksınız diyor arkadaşımız. Çok güzel bir soru bu. Bir; cezaevinde küçük çocuklara tecavüz edildi. Gündeme getiren kim Cumhuriyet Halk Partisi. Medyada yeteri kadar işlendi mi? Hayır. Nasıl getireceğiz biz?

İki; 4+4+4 uygulaması. Hiçbir pedagogun görmediği, milli eğitim bakanlığının haberinin olmadığı, kanun teklifini veren hiçbir AKP milletvekilinin eğitimci olmadığı bir kanun teklifi verildi. Mücadeleyi veren kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Parlamentoda tekme tokat dövülenler kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Medya bu konuda iyi bir sınav verdi mi? Hayır. Sivil toplum örgütleri iyi sınav verdi mi? Hayır. Eğitimciler iyi bir sınav verdi mi? Hayır. Görevi kim yaptı? Cumhuriyet Halk Partisi.

Üç; dış politika konusunda, hükümetin izlediği dış politikanın yanlış olduğunu, Suriye politikasının yanlış olduğunu, Irak politikasının yanlış olduğunu, Mısır politikasının yanlış olduğunu, bu politikayla Türkiye’nin kendi coğrafyasında yalnızlaşacağını söyleyen parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Oralara heyet gönderen kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Eleştirilen parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi.

Dört; işçilerin haklarını savunan, sendikacılığı savunan, taşeron işçiliğe karşı çıkan parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi. AKP’ye destek verenler kim? Bizim haklarını savunduğumuz sendikalar. Hak-İş’e bağlı Çelik-İş İskenderun Demirçelikte grev yaptı. Greve sahip çıkan kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Oraya giden kim? Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı. Medyada haber olarak yer aldı mı? Küçük bir iki gazetede haber olarak yer almıştır. Grevi çözen kim? Yine Cumhuriyet Halk Partisi. Hak-İş bize destek mi verdi? Hayır. Medyanın özgürlüğünü savunan kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Medyada baskı uygulanıyor diyen kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Gazeteciler hapiste söyleyen kim? Cumhuriyet Halk Partisi. İngilizce, Fransızca, Almanca bu konuda broşür hazırlayıp bütün dünyaya gönderen kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Avrupa parlamentosunda, Brüksel’de, Strazburg’da bu konuyu gündeme getiren parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Bütün dünya kimden öğrendi? Cumhuriyet Halk Partisinden öğrendi. Eleştirilen parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Size böyle yüzlerce örnek verebilirim. Cumhuriyet Halk Partisi eylem yapsın. Yapıyoruz. Gezi olaylarına sahip çıkan parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Gençlerin özgürlük taleplerini savunan hangi parti var? Cumhuriyet Halk Partisi. Demokrasiyi savunan parti Cumhuriyet Halk Partisi. Eleştirilen parti yine Cumhuriyet Halk Partisi. Bana söyler misiniz kaç tane yurttaşımız öldürüldü gezi parkı olaylarında? 6 yurttaşımız. Hepsinin gidip ailelerini ziyaret eden parti Cumhuriyet Halk Partisi.

Soru: Gözü çıkanlar hariç.
Kemal Kılıçdaroğlu:Evet. Onlara da sahip çıktık. Onları da gittim ben hastanelerde ziyaret ettim. Yeterli olmayabilir bakın onun altını çiziyim. Diyebilirsiniz ki yeterli değil bunlar ona saygım var. Ama bize şu eleştiri gelmemeli. Siz olaylar oluyor ve o olayları görmüyorsunuz. Süreçle ilgili bu sürecin bir aldatmaca olduğunu söyledik. Bize sordular peki sizin görüşünüz nedir diye. 17 maddelik özgürlük ve demokrasi bildirgesi yayınladık. Bana bir parti gösterin bizim savunduğumuz özgürlük ve demokrasi bildirgesini yayınlayan bir başka parti. Diyarbakır cezaevinin müze olmasından tutun %10 seçim barajına kadar. Savunan biziz. Ülkenin bir diktatör tarafından yönetildiğini söyleyende biziz kimse kusura bakmasın. Bu ülkede demokrasi yok birbirimizi kandırmayalım. Hangi demokrasiden söz ediyoruz biz? Diktatör dediğim için bazı çevreler alındı nasıl diktatör dersiniz diye. Çocuğun okula gidiş yaşını o diktatör belirliyor. Evde yiyeceği yemeği o belirliyor. En sonunda seçmeli dersleri de o belirliyor. Böyle demokrasi mi olur? Bunu anlatmak için biz dünyanın her tarafına gittik. Dünya gayet iyi biliyor artık her şeyi. Ama kendi ülkemizde anlatamıyoruz. Dünyaya anlatıyoruz ama kendi ülkemize anlatamıyoruz. Neden? Az önce söylediğim kurallar nedeniyle. Siyasetin din eksenli ve siyasetin etnik kimlik eksenli yürütülmesi. Demokrasinin önündeki en ciddi tehlike. Millet aşı, işi unuttu.

O nedenle sarsıcı se getiren eylem. Buyurun siz söyleyin samimi söylüyorum yapacağız. Ama ben adı gibi eminim bütün bunları yaparken sarsıcı, ses getiren bir eylem olmuyor da ne olacak? Harakiri mi yapacağız? Dünyanın bütün demokrasilerinde sivil toplum örgütleri, gazeteler muhalefeti eleştirirlerdi ama muhalefeti sadece eleştirmek siyaset olarak algılanmaz. Bizde siyaset alanı sadece muhalefeti eleştirmekle sınırla başka alan yok, kalmadı çünkü. Siyaset yazacaksa en rahat CHP’yi nasıl eleştiririm. Bir ulusal spor haline dönüştü. Çünkü başka türlü siyaset yapamıyor. AKP’yi eleştirse işinden olacak. Böyle bir siyaset mi olur? Bizim yaşadığımız temel zorluk burada. Parlamentoda muhalefet yapmıyorsunuz. Gensoru veriyoruz. Ne yaptı AKP? Önce Meclis TV’yi kesti. Saat 19.00’dan sonra yayını kaldırdı. Gensoruları 19.00’dan sonraki bölüme aldılar. Ne oldu? Vatandaş gensoru veriyoruz ne olduğunu kimse bilmiyor ki. Gazetelerin yazamadığını biliyoruz zaten. Sınırla sayıdaki gazeteler yazıyor. Televizyonlara sizde bakıyorsunuz bende bakıyorum. Akşam şöyle bir bilgi geldi. Belli bir saat içinde en çok izlenen saat içinde televizyonlarda en çok CHP haberleri var diye bize söylüyorlar. Doğru. Çünkü oturuyorlar hep beraber CHP’yi eleştiriyorlar. CHP haberleri olarak gündeme gelmiş oluyorlar. Bizim RTÜK’teki arkadaşlarımız seçim sırasında hangi televizyon kanalının hangi partiye ne kadar yer ayırdığını tek tek çıkardı. YSK’nın kararlarına aykırıydı bütün bunların tamamı. Savcılığa suç duyurusunda bulundular. Savcılık takipsizlik kararı verdi. Hangi hukuktan söz edeceksiniz? Yargının bağımsız olmadığı, yargının siyasallaştığı bir ortamda neden söz edeceksiniz? Siz düşünebiliyor musunuz özgürlük talebi suç olmaya başladı. Demokrasiyi istemek suç olmaya başladı. Oklar bize dönüyor tabi daha sert muhalefet yapın diye. Arkadaşlar bir ülkede Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı ülkeyi yöneten insana diktatör diyorsa daha bunun serti ne olabilir? Bana söyler misiniz daha serti ne olabilir? Ben diktatör değilim diyor, ben diktatör olsaydım sallandırırdım diyor. Zaten bu söz bile onun diktatör olduğunu gösteriyor, eleştiriye kapalı olduğunu gösteriyor. Siz bana gazeteci değil bir yurttaş olarak muhalefeti şöyle yapın derseniz biz memnun oluruz. Olur ya bizim belki atladığımız bir şey vardır, eksik bıraktığımız bir alan vardır. Biz hemen onu doldururuz.

Türk-İş gibi bir kurum düşünün Türk-İş. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu. Bürokratın asgari ücret yetersizdir diye imza attığı yere asgari ücret yeterlidir diye imza atan bir sendika konfederasyonu düşünün. Türk hava yolları grev yaptı. Türk-İş sahip çıkıyor mu? Sahip çıkmıyor. Hangi sendikacılıktan söz ediyoruz. Memur sendikaları. Memur-sene bakın, üye sayısına bakın. %770 üye sayısı arttı. Memurun aleyhine gitti sözleşmenin altına imza attı. Memur aleyhine olanın altına imza attı. Memurlar itiraz mı etti? Hayır. Türkiye’nin içinde bulunduğu tablo hepimizin düşünmesi gereken bir tablodur. Akıl tutulmasından toplumu kurtarmamız gerekiyor. Eğer bunu yapabilirsek Türkiye’yi çağdaş uygarlığa taşımış oluruz. Çağdaş uygarlık farklı bir şeydir, bir değerler birikimidir uygarlık. Değerler birikecek bizi uygarlığa götürecek yol merdiven gibi çıkacağız. Renklere düşman olan bir siyasal parti olabilir mi arkadaşlar? Renklere düşman.

Soru: Az önce soruldu tekrara düşmek istemem ama konu çok sıcak olduğu için tekrar sormak istiyorum derbiyle ilgili olarak. Genel olarak siz nasıl değerlendiriyorsunuz? İçişleri Bakanı da dün bir açıklama yaptı. Olayın siyasi boyutlarını da araştırıyoruz dedi. Tek tek inceliyoruz dedi. Güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğu konusunda iddialar var. Derbiyle ilgili tüm iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu herkes kabul ediyor. Derbi öncesi twitlere bakıldığı zaman, bazı çevrelerin attığı twitlere bakıldığı zaman o da zaten görülüyor. Oraya olay çıkarmak için gidiyorlar. Binlerce kişi biletsiz giriyor içeriye. Polis gerekli önlemleri almıyor. Bütün bunların tamamı bilinçli yapılıyor. Amaç Çarşı grubunu sindirmek. Hükümet terörden medet umar hale geldi.

Bakın size tipik bir örnek anlatacağım. Polis merkezine silahlı saldırı yapıldı, roketli saldırı yapıldı. Kimse ölmedi. Bakan ne diyor? Onlar bizim takibimizdeydi diyor. Soru bir. Senin takibindeyse niye daha önce yakalamadın? İki; bu saldırıyı medya geniş geniş verdi. AKP’nin zaten arzu ettiği buydu. Üç; Sayın Başbakan Malatya’da gitti konuşma yaptı bu saldırıyla CHP’yi aynı kefeye koydu. Biliyorsunuz Sayın Başbakan promtera bakmadan konuşamaz. Konuşma metinleri önceden hazırlanıyor, uzmanlar tarafından hazırlanıyor. Peki bu saldırının olacağını nereden biliyordu? Çağırıp Sayın Başbakanın şu soruyu İçişleri Bakanına sorması lazım. Gel bakayım arkadaş bu saldırıyı yapanlar senin takibinde miydi? Evet. Niye yakalamadın? Seni görevden alıyorum. Diyebilir mi? Diyemez. Bu soruyu sorabilir mi? Soramaz. Büyük bir tezgahın içinde olduğumuzu kimse unutmasın. Derbi olayı da bu tezgahlardan bir başkasıdır. Bir siyasal iktidar terörden medet umar hale gelemez. Hitler döneminde parlamento yangını neyse onun küçük bir versiyonu yaşanmıştır Ankara’da. 2 bin polis gitti hemen onu buldu. E niye saldırıdan önce bulmuyorsun? Elini tutan mı var sen iktidar değil misin?

Toplum AKP iktidarı tarafından farklı şekilde yönlendiriliyor ve kurgulanıyor. Bir politika. İzledikleri politika bu.
Halkın CHP’ye eğilimini kesmenin yolu nedir? CHP bu terör örgütleriyle içiçe. Bu algıyı yaratmak istiyorlar şimdi. Terör örgütleriyle iç içe olan sensin. Terör örgütleriyle masaya oturan sensin. El Kaide terör örgütünü Türkiye’ye getirip eline silah verip Apaydın kampında eğiten sensin. Amerika’dan artist gelir kampa gider TBMM’den CHP milletvekili kampa gider kampa sokulmaz. Sonra ne olur? CHP milletvekili suçlanır. Sen o kampa niye gidiyorsun, senin o kampta ne işin var diye. Kendi ülkemin topraklarına ben gidemeyecek miyim? Bir başka makamdan mı izin alacağım ben?

Irak’taki patlamalardan da, Suriye’deki iç olaylardan, kavgalardan da AKP’nin sorumluluğu vardır. Recep Tayyip Erdoğan’ın eli kanlıdır kimse bunu unutmasın. Orada dökülen her kanın sorumlusudur bu. Ben her türlü koalisyonun içinde yer alırım diyor. Ne demek her türlü koalisyonun içinde yer alırım. Onun için ona söyledim. Keşiş Piyer’in Haçlı seferlerinde üstlendiği rolü 21.yüzyılda Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan üstlenmiştir. Türkiye’nin Keşiş Piyer’idir. Herkes gelsin Müslüman kanı döksün. Kim gelirse gelsin bende onun içinde yer alırım diyor. Sonra dönüp Müslüman edebiyatı yapıyor. Keşiş Piyerlerden bu ülkenin kurtulması lazım. Avrupa kurtuldu. 21.yüzyılda Türkiye’nin kurtulması lazım.

Soru: 30 Eylül’de açıklanacak demokratikleşme paketiyle ilgili büyük bir beklenti yaratılıyor toplumda. Acaba siz cemevlerine statü verilmesi, cemevlerindeki 4 kişiye maaş verilmesi veya seçim barajının düşürülmesi gibi değişikliklerin bulunduğu paketi şuanda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Paketin içeriğini bilmiyorum. Ama biz hani deniyor ya siz ne yapacaksınız, ne düşünüyorsunuz diye. Biz açıkladık 17 maddelik bildirgemizi. 17 madde 18 olabilir, 19 olabilir, 20 olabilir. Biz bunu çok da çeşitlendirebiliriz. Örneğin Avrupa’daki Türkler içinde kontenjan tanınmalı, oradaki Türklerinde bizim parlamentoda temsilcileri olmalı. Bu konuda da bizim bir çalışmamız var. Hükümet nasıl bir demokratikleşme paketi getirir bilmiyoruz. Ama bizim gerçekten inandığımız, Türkiye’nin demokrasinin yolunu açacaksa, demokrasiyi derinleştirecekse biz her türlü desteği veririz. Yani buradan kimsenin tereddüdü olmasın.

Cemevler ibadethane olsun mu? Zaten biz defalarca yasa teklifi verdik, parlamentonun gündemine getirdik, genel kurulda görüşüldü. AKP reddetti. Şimdi getirirse demek ki getirmiş oluyor. Bizde ona olumlu bakarız.

Maaş verilmesi, şu yapılması, bu yapılması. Onlara ben girmek istemiyorum. İçeriğini bilmeden bir yorum yapmak istemiyorum. Din para değildir, dini para gözüyle göremezsiniz. Din inançtır, din çok güçlü bir duygudur. Kişinin manevi dünyasıdır din. Bunu paraya indirgediğiniz andan itibaren büyük zarar vermiş olursunuz.

Soru: Türkiye önümüzdeki 2 yıl içerisinde 3 tane seçim geçirecek. Bu seçim sürecine girerken Türkiye köklü bir anayasa değişikliği yapabilir mi? Buna inanıyor musunuz?
İkinci olarak da şahsınızla ilgili şahsınızın ekonomisiyle ilgili. Çünkü biz son zamanlarda bir siyaset anlayışı ………………. sizin şahsınız hakkında bugüne kadar ne kadar dava açıldı? Bunlardan ne kadar …………… bunu karşılıyorsunuz bütçe olarak?
Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’de köklü bir anayasa değişikliği olabilir mi? Niçin olmasın olabilir. Bizim arkadaşlarımız samimi olarak katkı veriyorlar anayasa değişikliğine. 48 madde üzerinde mutabakat sağlandı bu çok önemli bir düzenleme. Biz ayrıca yeni bazı Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından yeni bazı yükümlerin anayasaya girmesini istedik. Bunlardan kabul edilende var, kabul edilmeyende var. Anayasa değişiklikleri konusunda hükümetin samimi olması lazım ve Türkiye’yi sosyal hukuk devleti, laik yapı ve demokrasiden uzaklaştırmaması lazım. Anayasa değişikliklerinin ana hedefinin bu olması lazım. Yani ilk 3 madde de yer alan temel kuralların güçlendirilerek anayasanın diğer maddelerinde güçlendirilerek yola devam etmesi lazım.

Ben demokrasi için şunu söylüyorum arkadaşlar. 12 Eylül darbe hukuku değişmeden Türkiye’de demokrasi olmaz. Yani askerlerin getirdiği yasaları değiştirmeyeceksin, yasaların arkasına saklanacaksın, sonra diyeceksin ben Türkiye’yi demokratikleştiriyorum. Bu doğru değil. Askerler demokrasi alanını çok daralttılar, kıstılar. 60 anayasası çok bol dediler bize. Önce 71’le, sonra 80’le alanı daralttılar. Şimdi daralan alanın genişlemesi lazım. Onun içinde askerlerin getirdiği darbe hukukunu bizim değiştirmemiz lazım. AKP diyor mu ben darbe hukukunu değiştireceğim? Hayır. Biz diyoruz ki gel önce oradan başlayalım. Değiştirelim bunları.

Tazminat davaları, AKP yargıyı siyasallaştırmadan önce tazminattan ötürü hiç mahkumiyetim yoktu. Yargı değişti tazminat davaları da tümü değil haksızlık etmeyelim bir kısmı aleyhime döndü, bir kısmı yargıda aleyhime dönüyor. Yargıtay bozuyor. Devam ediyor. Öyle büyük bir tazminat yükümlülüğü sözkonusu olmadı. Ama tamamını, arkadaşlara söyledim mümkünse tamamını AİHM’ye götüreceğim. Tamamını. Kalpazan dedim diye tazminata mahkum oldum. Kendi imzası var Başbakanken otobüs biletlerinde kalpazanlık diye kendi imzası var Başbakanın. Yargıç bunu görmüyor. Görüyor da görmezlikten geliyor. Ona yargıç denmez.

CHP’ye muhalefet yapmıyorsunuz diye yani etkili muhalefet. Silivri toplama kampı dedim değerli arkadaşlar. Bundan ağır bir ifade olabilir mi? 1942’nin Hitlerinin Almanya’sında yaptığı toplama kampının 21.yüzyıl versiyonu İstanbul’da Silivri’de gerçekleştirildi. Daha ne söyleyeyim ben. Hatta bazen diyorlar ki bu kadar sert olmasın. O da söyleniyor bize. Onun için yargının siyasallaşmaması lazım. Yargı siyasallaştığı andan itibaren kendisi güç kaybeder. AİHM’nin kararları var, siyasetçilerle ilgili kararları var. Her türlü sert eleştiriye siyasetçi açık olacak diye.

Soru: Hükümetin bir diğer programı da bu statlarda olan olaylardan sonra statlar, üniversiteler, yurtlar, öğrenci yurtlarına, üniversiteye koruma memuru alınması. 10 bin koruma memuru alınması planlanıyor. Polis yerine koruma memuru. Ne diyeceksiniz buna?
Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Başbakanın şöyle bir açıklaması oldu. Devletin üniversitelerini devletin polisi koruyacak diye. Ben bu çok tehlikeli bir söylemdir, bunun böyle olmaması gerektiğini söyledim. Bir süre sonra Sayın Erdoğan bu söylemini tekrarladı. Öğrenciyle polisi karşı karşıya getirmek demokraside sözkonusu olmaz, olmamalı. Üniversitelerde her türlü düşünce altını çiziyorum her türlü düşünce özgürce dile getirilmeli. Şiddet varsa hiç itirazım yok oraya müdahale edilir şiddet varsa. Ama üniversitenin kendi güvenlik güçleri müdahale ederler oraya. Ama slogan attı diye plastik mermi, bibergazı, cop, sopa, pala bunlarla yola çıkarsanız olmaz. Gençliği bizim iyi tanımamız lazım. Gençlik haksızlıklara karşı en sert tepkiyi veren bir kesimdir. Adı üstünde delikanlı. Onun söylemlerine, onun eylemlerine biraz hoşgörülü yaklaşmamız gerekiyor. Kendi üniversitesine sahip çıkmasını anlayışla karşılamamız gerekiyor. Siyasetçileri eleştirmesini anlayışla karşılamamız gerekiyor. Sonuçta bunlar bizim çocuklarımız. Üniversitenin ne olduğunu Sayın Erdoğan’ın bildiği konusunda endişem var. Çünkü üniversiteye devam eden bir öğrenci değildi. Üniversite havasını teneffüs etmek lazım. Üniversitenin özgürlüğünü teneffüs etmek lazım. Kampüsler arasında gidip gelmek lazım. Kantininde oturmak lazım, derslerde öğrencilerin özgürce nasıl tartıştığını görmek lazım. Üniversite budur. Siz üniversiteyi ben söylerim onlar okurlar ders bitti hadi yapı paydos herkes evine gitsin. Üniversite bu değildir. Üniversite bilgi üretecek, bilim üretecek üniversite. Erdoğan ben üniversiteleri polisle zaptırap altına alırım, polisle denetlerim derse bu doğru değil. Dünyanı hiçbir ülkesinde polisle üniversite yola getirilmemiştir. Belki çatışmadan can kaybı olur, gençler hayatlarını kaybederler ama faturasını toplum öder. Üniversite hocalarının uyarı yapması boşuna değildir.

Bakın, ODTÜ rektörü açış konuşmasında uyarı yapıyor. Üniversite farklı bir şeydir. Üniversite siyasetçinin emrinde olan bir alan değildir, yer değildir üniversite. Siyasetten bağımsızdır üniversite. Siyaseti gerektiğinde en sert eleştiren kurumdur üniversite. Üniversiteye böyle bakmamız gerekiyor.

Çok teşekkür hepinize, saygılar sunuyorum.

    Salı, 24 Eylül 2013 13:56

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica