"Çanakkale savaşları ile Suriye’deki çatışmaları hangi mantık, hangi dar kafalılık, hangi tarih bilgisi, hangi politik analiz yeteneği aynı kapsama alanına sokabilir?"

“Bir yanda Çanakkale savaşları, bir yanda Suriye’deki çatışma. Başbakanın mantığında bunlar aynı. Bu nasıl bir dar kafalılık, dar görüşlülük?  Ey Başbakan senin bu ifadelerin gösteriyor ki, seninle Türk milleti arasında ciddi bir kimlik uyuşmazlığı var.

“Başbakan, Ey Kılıçdaroğlu, Sen Çanakkale’de savaşa hayır diyebildin mi? O gün bizim yanımızda kimler vardı biliyor musun diye soruyor. Şimdi bu sözlerin neresini düzelteyim? Çanakkale savaşları ile Suriye’deki çatışmaları hangi mantık, hangi dar kafalılık, hangi tarih bilgisi, hangi politik analiz yeteneği aynı kapsama alanına sokabilir?”

“Ey Allahım sen yarattın bunları, yarattın sokağa saldın, biraz da takip et.”

“MEB Avcı Hikmet Yar’ın adına yazılmış şiirleri öğrencilere dağıtıyor ve dağıtacak tabi. Çünkü Başbakanı o kişinin dizinin dibinde oturan kişi. Sayın Avcı çok ağır bir sorumluluk altında.  Komisyon başkanlığından bakanlığa getirilerek ödüllendirildi ama, tarih ve millet önünde ağır bir vebal altındadır”

“Türkiye eğitim alanında çok ciddi bir karanlığa sürüklenir durumda. Eğitim sistemindeki bu karartma, bu çağdışılaşma Türkiye’de yakın dönemde ciddi bir ulusal güvenlik sorunu oluşturacaktır. Okullarında küçücük, körpecik beyinlere öldürmek, kurşunlamak, cihada gitmek gibi bir takım öğretilerle girilir ise, bunun sonu nereye varır, bunu bu ülkede yaşayan herkesin sağlıklı bir şekilde değerlendirmesi gerekiyor.”

“Bu eğitim karabasanından çıkışımızın mutlaka bir iktidar değişikliğiyle olacağını herkesin anlaması ve korkmadan karşı tavır konması gerekiyor”

“İhtiyaca binaen ve Başbakanın yakın dönemde ihtiraslarını karşılayacak kadar demokratikleşme. Bunun karşısında da masadaki muhatabının terör ve silah şantajıyla yönlendirdiği siyasetinin ağzına bir iki parmak bal çalınacak bir iki madde. Bu mu demokratikleşme Özeti; seçimlere kadar sürdürülmesi gereken bir demokratlık gömleği giymek.?”

“Gerçekten eşit hak ve hukuku paylaşıp birlikte yaşama iradesini koruyarak eşit birer cumhuriyet yurttaşı olmak isteyen demokratik taleplerinin peşindeki Kürt yurttaşlarımız, Kürt kardeşlerimiz bir kez daha kandırılıyorlar.”

“Bu hafta sonu Burdur ve bolu il merkezinde, Sinop’un Ayancık ilçesinde tüm üyelerimizin katılımıyla örgüt denetiminde eğilim yoklaması yapılacak,adaylarımızı örgütümüz belirleyecek ve sonuçlar orada ilan edilecek.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç dün Genel Başkan Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda toplanan  MYK’nın gündemi, çalışmaları ve güncel konularla ilgili olarak basın toplantısı yaptı. Koç’un açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle ;

“Hoş geldiniz. Bugün her zaman MYK toplantıları sonrasında yaptığımız haftalık açıklamayı bir gün sonraya bıraktık. Çünkü dün MYK toplantımız uzun sürdü. Akşam 18.30 civarında bitmişti. Biz iktidar nimetlerinden faydalanmadığımız için o saatte yapacağımız bir açıklamanın yazılı ve görsel medyaya düşme oranı ve ihtimali sıfıra yakındı. Onun için bu sabah değerlendirmeyi uygun gördük.

Değerli arkadaşlarım, dünkü toplantımız Bandırma, Erdek, Manyas gezisinden geç döndüğümüz için geç başladı. Çeşitli konularda gündem oluştu. Bunların başında ekonomiyle ilgili gelişmeler, dış politikayla ilgili gelişmeler, Türkiye’de bir süredir tedavülde tutulan demokratikleşme paketiyle ilgili varsayımlara dayalı değerlendirmeler. Çünkü objektif bir veri yok, bir teklif yok, ortaya konulan toplumun ya da siyaset kurumlarının paylaştığı bir paket yok. Sadece aklından ya da basına kenarından köşesinden yansıyanlar boyutunda değerlendirmeler yapıldı. Yine toplumsal olaylarla ilgili son değerlendirmeler dikkate alındı. Anayasa biliyorsunuz tartışmaları devam ediyor. Bu konudaki bazı noktalarda sizlerin de değerlendirme beklediği bazı hususlarda bende bir açıklama yapacağım. Daha sonra yerel seçimlerde kullanılacak yöntemler seçim bölgelerine hangi yöntem hangi seçim bölgesinde uygulanacak, oluşturulan komisyonun çalışmalarıyla ilgili bilgi verildi. Daha sonrasında daha geniş netleştirildikten sonra Parti Meclisimizle paylaşılıp o da uygulamaya sokulacak. Ama ön planda şunu söyleyebilirim. Bu hafta sonu Burdur il merkezinde, bolu il merkezinde ve Sinop’un Ayancık ilçesinde tüm üyelerimizin katılımıyla örgüt denetiminde eğilim yoklaması yapılacak ve bu bölgedeki iki il ve bir ilçedeki adaylarımız örgütümüzün tarafından belirlenecek ve sonuçta orada ilan edilecek.

Değerli arkadaşlarım, çeşitli konu başlıkları var. Eğitimle ilgili gelişmeler son haftalarda oldukça önemli noktaya ulaştı. Bu konuda şöyle özetleyebilirim. Bakın 11 yıl oldu iktidar değişikliği yaşanalı ve bu 11 yılda 5 tane bakan değişti. 5’i de iddialı söylemlerle göreve geldiler. Her biri kendi penceresinden bir takım reformlar gerçekleştirdiğini ifade etti. Ne menem bir reformsa bu. Fakat sonucu baktığınız zaman Türkiye eğitim alanında çok ciddi bir karanlığa sürüklenir durumda.

Değerli arkadaşlarım, 4+4+4 sisteminin ilk yıl uygulamasının getirdiği sonuçlar. SBS, seviye belirleme sınavı uygulamaları sonucunda normal liselerinde kapanmasıyla 200 bine yakın öğrencinin Anadolu ve Fen liseleri dışında zorunlu olarak başta imam hatipler olmak üzere meslek liselerine yönlendirilmesi. Öğretmen açıkları çeşitli dallarda, daha çok pozitif bilim dallarında. Matematik, biyoloji, fen, fizik, kimya gibi dallardaki öğretmen açıkları. Bütün bunlara baktığımız zaman milli eğitim bakanlığı uygulamalarının son dönemde Türkiye’yi geleceği bakımından bir bağnazlığa ve bu bağnazlığın ipoteğine soktuğu ne yazık ki görülüyor. Yani AKP iktidarı gelecek kuşakları Türkiye’nin kuruluş ülkülerine yabancı, belli noktalarda kodlanmış, pozitif bilimlere uzak, sorgulayan değil kendisine verilenle yetinen, biat eden ve radikal görüşlerin kolay şartlandıracağı bir kuşak olarak yetiştirmeye çalışıyor. Bunu Başbakan kindar ve dindar gençlik olarak açıkladı. Bunun açılımı bu. Hiç kimse inançlarımızın öğretilmesine karşı değil. Hemen her şeyden demagoji çıkartma alışkanlıkları olduğu için söylüyorum. Hiç kimse buna karşı değil ama siz çağdaş bir eğitim sistemini bir karanlığa dönüştüren, bir bağnazlığa dönüştüren sistemin taşlarını döşerseniz gelecek kuşaklar çok daha farklı boyutlarda demin söylediğim ilkelerden, ülkülerden uzak farklı yerlerin militanı olma yönünde bir kuşak olarak yol alacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu durum Türkiye’nin geleceği açısından bir felakettir. Bunu açıklıkla söylüyorum. Yani düşünün demokrasilerde bir iktidar orta vadede yönettiği ülkenin geleceğini kendi saplantılarına, kendi ideolojik koşullanmalarına göre bir eğitim sistemini uygular ise o ülkenin demokrasiyle yönetildiğine inanmak gerçekten zorlaşır. Bir toplum mühendisliği uygulanıyor savı her zaman geçerlilik kazanır. Bu gidişin sonu ülke açısından ciddi bir ulusal güvenlik sorunu oluşturacaktır. Bakın uyarıyoruz. Eğitim sistemindeki bu karartma, bu çağdışılaşma Türkiye’de yakın dönemde ciddi bir ulusal güvenlik sorunu oluşturacaktır. Okullarında küçücük, körpecik beyinlere öldürmek, kurşunlamak, cihada gitmek gibi bir takım öğretilerle girilir ise bunun sonu nereye varır bunu bu ülkede yaşayan herkesin sağlıklı bir şekilde değerlendirmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Milli Eğitim Bakanı Hikmet Yar’ın adına yazılmış şiirlerin bulunduğu demin söylediğim ögeleri taşıyan, cümleleri taşıyan şiirlerin yer aldığı kitapları öğrencilere dağıtıyor ve dağıtacak tabi. Çünkü Başbakan hükümetinin başı o kişinin dizinin dibinde oturarak feyz aldı ve bu fotoğraflar bütün Türkiye’de elden ele dolaştı biliyorsunuz. Sayın Nabi Avcı çok ağır bir sorumluluk içerisinde. Öyle tonton görünüş, babacan tavırlar yetmiyor. Yani millet önünde, tarihin önünde ağır bir vebal altında Sayın Bakan. İçinde bir panik yaşayabilir, bir duygu karmaşasına girebilir. Ne yapalım komisyon başkanlığından milli eğitim bakanlığına geçebilmem için 4+4+4’ün komisyonda oldubittiye getirilmesini sağladım, bunun ödülünü bakan olarak aldım. Şimdi bakanlıkta kalabilmem için bana dayatılan neresinden ne kadarını paylaşıyor bilemem. Bu ideolojik koşullanmalarla yetiştirilecek bir kuşağın mimarlığı da bana verildi ben bunu yerine getiriyorum derse eğer Sayın Avcı deminde vurguladım tarih ve millet önünde ağır bir vebal altındadır.

Değerli basın mensupları, bakın bu yıl fizik, kimya, matematik, biyoloji ve yabancı dil öğretmenliği dallarında yaklaşık atanan öğretmen sayısı ile din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine atanan öğretmen sayısını karşılaştırdığınız zaman ikinci gurupta çok net bir ağırlık ortaya çıkıyor. Hiç kimse demagoji çıkartmaya çalışmasın. Hiç kimse inançlarımızın öğretilmesine ve o inançlar doğrultusunda ahlak kültürünün öğretilmesine karşı değil. Eğitim bir bütündür. Esas düşünmeyi sağlayacak pozitif bilimlerin bu denli örselenmesi, bu denli arkaya itilmesi nasıl bir kuşak ortaya koyacak bunu Türk milletinin takdirlerine sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın seviye belirleme sınavı sonunda düz liseler kapatıldığı için Fen ve Anadolu liselerine kayıt yaptıramayan 200 bin öğrenci başta imam hatipler olmak üzere meslek okullarına yönlendiriliyor. Bu tabloyu çok iyi değerlendirmek gerekir. Yani AKP her alanda olduğu gibi yaygın yandaş medya propagandası ve Başbakanın demagoji baskısıyla Türkiye’nin geleceğini karartıyor.

Şimdi bu tablo karşısında ben çok ses duyuyorum. Vay efendim siz ne yapıyorsunuz, niye karşı çıkmıyorsunuz, niye engellemiyorsunuz? Bu yorumu yapan arkadaşlarıma da saygı duyuyorum. Ama ne olur klavye başından kalkıp ucuz kahramanlığı bırakın. Bu kötü gidişe karşı ya bir STK içerisinde ya toplumda, ya bir yerde ya siyaset içerisinde gelin katkı verin, mücadele edin. Ben kenardan yorum yaptım, eleştirdim, bu işe karşı da siyaset kurumunda uğraşanları da siz ne yapıyorsunuz, niye karşı çıkmıyorsunuz diye küçümseyerek eleştirmeye çalıştım, ben görevimi yaptım. Yok kardeşim. Klavye başında belki iki mesaj yazıyorsun parmağın yoruluyor. Biraz beynini yor, biraz ekonomik konforundan feragat et, biraz sosyal hayatından feragat et. Gel bu karşı koyuşa katıl, mücadele ver. Tek başına hiç kimse kimseyi kurtarmaz. Herkesin katkı vermesi gerekiyor. Eleştiriye saygım var ama hiçbir şey yapmadan sadece eleştiri yapana da kusura bakmayın saygım yok.

Değerli arkadaşlarım, bu eğitim karabasanından çıkışımızın mutlaka bir iktidar değişikliğiyle olacağını herkesin anlaması gerekiyor ve buradan bu tavırlara karşı korkmadan karşı tavır konması gerekiyor. Bu da bu işten rahatsız olan her yurttaşın temel görevlerinden bir tanesi. Anamayan öğretmenlerle ilgili bakın 8 bin matematik öğretmenine ihtiyaç var bu yıl. 12 binden fazla İngilizce öğretmenine ihtiyaç var ancak 3 bini atanıyor. Bine yakın resim. Lisede 3 bin 600’e yakın matematik. Daha bu sayıları çeşitli dallarda okul öncesi öğretmenlik, rehberlik, psikolojik danışmanlık, sosyal bilimler, Türk dili edebiyatı, Türkçe, değişik branşlara yaymak mümkün.

Bir diğer konu değerli arkadaşlarım, Manyas, Manyas’ın beldeleri, Bandırma, Bandırma’nın beldeleri, Erdek ve Erdek’in beldelerinde 1,5 günlük bir gezi düzenledi Cumhuriyet Halk Partisi. Bandırma’nın kurtuluşunun 91.yıl törenlerine, Erdek’inde aynı şekilde. Sayın Genel Başkanımızla birlikte katıldık ve temas ettiğimiz beldelerde bilhassa gece köy sohbetlerinde çok açık bir feryat var. Bunu buradan da duyurmak istiyorum. Özellikle ayçiçeği üreticilerinin daha öncede bunu vurguladık. Şuanda ayçiçeği üreticisi çökmüş durumda. Trakya’yı söylemiştim. İç Karadeniz bölgesini söylemiştim, İç Anadolu’yu söylemiştim. Şimdi Marmara bölgesinin ve iç Ege’nin bu bölgelerinde de aynı feryat aynı şekilde yükseliyor. Ve Tarım Bakanlığı çıt çıkartmıyor daha bu konuda. Kolayı var ayçiçeği de diğerleri gibi zaman içerisinde üretiminden vazgeçilir ve Türkiye’nin cari açığını arttıracak tarım ithal kalemleri arasına ayçiçeği ve ürünleriyle ilgili kalemlerde yakında girer. Genel politika bu zaten. Üretmekten caydırmak, üretileni dayatılarak satın almak. Üretmeden tüketmek.

Değerli arkadaşlarım, önemli bir konu demokratikleşme öyküsü. Bir demokratikleşme öyküsüdür gidiyor biliyorsunuz. Değişik ifadeler var fakat bir paketten bahsediliyor. Bu paketin içerisinde şu olabilir deniyor, bu olabilir deniyor, ertesi gün o değişiyor. Ama muhalefetin hiçbir bilgisi yok. Siyaset kurumunun iktidar partisi de dahil kendi içindeki 3 – 5 kişi dışında net bir bilgileri yok. Bir iki yandaş gazeteci köşelerinde herkesin kendileri gibi bilgisi olduğunu zannederek yorumlarda bulunuyorlar.

Şimdi kimseye danışılmadan, paylaşılmadan kapalı toplantılarda meşruiyet dışı taraflarla pazarlık edildiği kuşkusu açık, seçik ortada olan bir paketten bahsediyoruz. Toplantılar gizli, katılanlar Başbakan ve yakınındaki 5 – 6 kişilik çekirdek kadro. Ana muhatap Türk milleti ve meşru siyaset kurumları değil. Terör örgütünün içerideki ve dışarıdaki yönlendiricileri. Dekor var birde bu paket hazırlanırken. Dekorda da silah ve terörün rehine aldığı siyaset kurumu. Dekorda da bu var.

Şimdi değerli arkadaşlarım, iki taraflı bir çıkar var. Bir tarafta PKK’nın nihai hedeflerine dönük bu pakette bir iki adım daha atarım beklentisi. Diğer tarafta Başbakanın yakın dönem siyasi çıkarlarını, ihtiraslarını karşılayacak olan düzenlemeler. Adı demokratikleşme. Toplum burada, meşru siyaset kurumları burada, STK’lar burada. Gerçek bir demokratikleşmeyi herkes bekliyor. Ama ihtiyaca binaen demokratikleşme. Başbakanın yakın dönemde ihtiraslarını karşılayacak kadar demokratikleşme. Bunun karşısında da masadaki muhatabının terör ve silah şantajıyla yönlendirdiği siyasetinin ağzına bir iki parmak bal çalınacak bir iki madde. Bu mu demokratikleşme? Ve ne yazık ki bu iki talebin arasına sıkışmış kalmış, gerçekten eşit hak ve hukuku paylaşıp birlikte yaşama iradesini koruyarak eşit birer cumhuriyet yurttaşı olmak isteyen Kürt yurttaşlarımız, Kürt kardeşlerimiz. Başbakanın ihtiraslarıyla terör ve silah şantajıyla nihai hedefine gitmek isteyen terör örgütü ve taleplerin arasına sıkışmış olan Kürt kökenli kardeşlerimiz, yurttaşlarımız. Birlikte yaşama iradesini koruyan, eşit hak ve hukuku paylaşıp eşit birer cumhuriyet yurttaşı olmak isteyen demokratik taleplerinin peşindeki Kürt kardeşlerimiz. Bir kez daha kandırılıyorlar. Bunu daha öncede söyledim.

Değerli basın mensupları, ortada tabi bunun yanında nereye gidiyoruz, ne oluyor, bu işin sonu nereye gidecek diye soran, sorgulayan koca bir millet. Yani kocaman bir samimiyetsizlik, ürkeklik, aynı zamanda kişisel hesapların yattığı kocaman bir aymazlık. Gördüğümüz tablo bu. Yani deminde vurguladım ihtiyaca göre, ihtiyaç ne kadarsa o kadar demokratikleşme. Benim kişisel çıkarım yakın dönemde bu kadarını gerektiriyor o kadar demokratikleşme. Özeti; seçimlere kadar sürdürülmesi gereken bir demokratlık gömleği giymek. Samimiyetsizlik olarak ifade ettiğim bu.

Değerli arkadaşlarım, tabi bu arada milletin genel görüntüsünü de çizelim. Cambaza bak, kuşa bak mantığıyla oyalanan bu tartışmaların arasında gece gündüz dizi ve maç seyrettirilen bir Türk toplumu.

Değerli arkadaşlarım, şimdi kronolojiye baktığınız zaman geçen hafta açıklayacaktı Başbakan değil mi? Yöntemin yanlışlığını söylüyoruz. Bir paylaşım yok, bir çoğulculuk yok, bir danışma yok, bir tartışma yok, bir toplumun önünde olgunlaştırma yok. Bir kapalılık. Bu haftaya bırakmışlardı, bu hafta açıklayacaktı. Hafta başında açıklayacaktı hafta sonuna geliyoruz. Ankara’da toplantı üstüne toplantı. AKP’de görev yapan değerli milletvekili arkadaşlarımın hiçbirisinin haberi yok. Anlı şanlı AKP üst kurullarının haberi yok. 5 – 6 kişi çekirdek. Şimdi samimiyet olmadığını söyledim bu işte. Bu işte söylediğim gibi karşılıklı çıkarların çatışmasının yer aldığını söyledim, açıklık olmadığını söyledim, netlik olmadığını söyledim, çoğulculuk olmadığını söyledim. Muhalefetin STK’ların, toplumun bilgilendirilmesinin olmadığını söyledim, tartışmanın olmadığını, eleştirinin olmadığını, özeleştirinin olmadığını söyledim. Fikir açıklama yok, yani sonuç demokratikleşme paketinde demokrasi yok, katılımcılık yok, çoğulculuk yok.

Bakın, bir samimiyet sorgulaması. Cumhuriyet Halk Partisi İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcılığımızın derlediği bir CHP’nin yasama çalışmaları var bu konuda. Bunu basın toplantısından sonra merak eden arkadaşlarımız alabilirler. Burada demokratikleşmeyle ilgili seçim barajından toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa, terörle mücadele kanunundan ifade özgürlüğüne kadar değişik konularda faili meçhullere kadar Cumhuriyet Halk Partisinin TBMM’ye bu dönem verdiği yasa teklifleri, önergeler, araştırma önergeleri hepsi ortada. İmzalarıyla beraber, içerikleriyle beraber. Efendim CHP ne yaptı sadece konuşuyor. CHP çok şey yaptı. Samimi davranıyoruz, mert davranıyoruz. Bunları irdeleyen, bunları yorumlayan bir yürekli köşe yazarı arıyoruz. Koca bir yasama faaliyeti. AKP tarafından engellenen bir yasama faaliyeti. Samimiyet ve samimiyetsizlik dediğim bu.

Değerli arkadaşlarım, bakalım eşref saati oluşunca paketten ne çıkacak onu göreceğiz. Ama dediğim gibi Başbakanı bir demokrasi sihirbazı yerine kimse koymasın. Torbadan da başka bir şey çıkartabilir mi diye kimse umut etmesin. Çıkarı neyi gerektiriyorsa yakın dönemde ona dönük bir iki adım olacaktır.

Dış politikayla ilgili gelişmeler var biliyorsunuz. Bu konuda çok konuşuldu. Sayın Loğoğlu’da açıklamalar yaptı. Hem Mısır gezisiyle ilgili, hem diğer Suriye’yle ilgili gelişmelerde. Şunu söyleyelim. Birleşmiş Milletler kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığına dönük inceleme yapan komisyon biliyorsunuz bir değerlendirme yaptı ve kimyasal silah kullanıldığını teyit etti. Ama zaten başından da beklenen o idi. Kimler tarafından kullanıldığı konusunda bir belirlemede bulunma ihtimali yoktu. Nitekim o konuda da bir açıklık sözkonusu değil.

Değişik yorumlar var, değişik istihbarat raporları ve haberler var. Rusya Dışişleri Bakanlığının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine sunacağı bir takım yeni gelişmeler ve yeni belgeler var. Kimyasal silahların şuandaki mevcut rejim tarafından kullanıldığı iddialarının yanı sıra bu silahların daha önce Halep’te olduğu gibi ve raporlara yansıdığı gibi ne idüğü belirsiz değişik radikal unsurların karmaşasından oluşan grupların kullandığı yönünde de ciddi bir takım suçlamalar, veriler ve istihbarat raporları art arda gelmeye başladı. Bir korkumu, bir kuşkumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım bu işin sonunda somut verilerle ülkemiz töhmet altında bırakılmaz. Umuyorum ve diliyorum. Yani değişik noktalarda kullanıldığı iddia edilen kimyasal gazların, silahların Türkiye bağlantılı bir ilişki zinciri içerisinde orada kullanıldığına dönük inşallah umarım bütün samimiyetimle söylüyorum Türkiye’ye dönük bir fatura çıkmaz. Bu söylediklerim ciddidir. Değişik uluslararası saygın yayın kuruluşlarında önemli raporlarda bu konuda açık, net paragraflar yer alıyor. Biran önce Suriye’de uluslararası büyük bir koalisyon harekete geçsin, öyle bir iki gün yetmez. Tümden olayı toparlayana kadar bu işin içinde bizde yer alalım taleplerini birdenbire büyük bir vehimle, büyük bir çığırtkanlıkla dile getirenlerin bu aceleciliğinin, bu aculluğunun altında acaba değişik noktalarda sorumluluk bize gelecek mi kuşkusu var mı yok mu merak ediyorum. Zaman geçtikçe bazı şeyler daha iyi oturmaya başlıyor. Her türlü uluslararası koalisyonun içinde yer alırım. Biran öncesi burası radikal bir şekilde değiştirilmeli. Mutlaka bu iş bir iki günlük değil geniş bir kara harekatıyla tamamlanmalı. Yani savaşla savaş. Rus diplomasisi Amerikan diplomasisiyle anlaşıp başından beri savunduğumuz tarafların tümünün radikaller dışında bir uluslararası konferansla önce ateşkes sağlayarak daha sonraki çözüme dönük buluşturulması taleplerimiz hayat bulduğunda biz hiçbir zaman savaş çağrısı yapmadık deme pişkinliğini gösteren bir iktidar ve onun dışişleri bakanı. Sen bir iki hafta savaş tamtamı çal en yüksek perdeden, en yüksek frekanstan çığırtkanlığını yap süreç başka bir boyuta gittiğinde aklıselim, diplomasi galip geldiğinde, öne çıktığında biz hiçbir zaman savaş çağrısı yapmadık deme pişkinliğini gösteren bir dışişleri bakanı. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Ne yüzle, söylediklerini ne çabuk unutup tam tersi açıklamayı yapabilme cüretini gösteriyorlar ve bunu herkes ahmakmış gibi nasıl satabiliyorlar hayret etmemek mümkün değil. Böyle çelişkili günlerden geçiyoruz. Böyle sorumsuzlukların art ardına dizildiği bir dış politika uygulamasından geçiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, dilinde tüy bitti Başbakanın, çok rahatsız. Türkiye’deki ana muhalefet partisinin ana muhalefet partisi sıfatı ile Türk, Irak, Mısır, Suriye halkları arasında kardeşliğin sürdürüldüğünü kanıtlamak ve ilişkilerimizin geçici aksamasından üzüntü duyduğumuzu, hakların sorununun olmadığını iletmek, o ülkelerde her kesimle İhvan dahil, her kesimle görüşmesinin iktidarda yarattığı sıkıntıyı anlıyoruz.

Ne sıfatla gittiniz? Ana muhalefet partisi sıfatıyla gittik. Senin dilinden düşürmediğin milli iradenin payımıza düşen kısmını temsilen gittik. Peki, sen ne sıfatla gittin ABD’ye? Sıfatsız gittin. CHP’nin sıfatı belli. Hatırlıyorsunuz; 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra ne sıfatla gittin ABD’ye? Başbakan değilsin. Sıfatsız gittin sen, sıfatsızsın. Şimdi oturmuş burada konuyorsun. Mikrofon senin. Ekranlar emrinde. Kalemler emrinde. Rotatifler senin için dönüyor. At ata bildiğin kadar.

Değerli arkadaşlarım, umarım Türkiye daha büyük sıkıntılara uğramadan bu süreci sağlıklı taşır. Demin söylediğim kuşkularımı, benim değil sadece dünya kamuoyunda oluşan kuşkuların Türkiye’yi sorumlu gösterecek bir noktaya gelme gerçeğiyle inşallah karşılaşmayız. Bunu samimiyetle söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa tartışmaları da biliyorsunuz devam ediyor. Bu konuda CHP sizlerin de sık sık konuğu oluyor. Bundan biz onur duyuyoruz. Hiç olmazsa CHP haberi oluyor diye düşünüyoruz. Ama şunu çok iyi bilin; CHP’de hiç kimse talimatla kendi düşüncelerini değiştirecek insanlar değildir. CHP’yi bağlayan ilkeleri var, programı var ve Tüzüğünde yer alan partiyi yöneten organları var. Genel Başkanlık makamı var, Merkez Yürütme Kurulu var, Parti Meclisi var, TBMM Grubu var.

Herkes kendi düşüncesini ifade edebilir. Diğer partilerde ki gibi kol kırılır yen içinde kalır daha sonra birbirlerine husumet duyulur diye bir şey yok. Değişik şeyleri söyleriz, zaman zaman bende Sayın Genel Başkanıma ters fikirde söyleyebilirim, parti adına değil tartışmalar sırasında söylerim. O daha doğru olabilir. Kendi fikrimdir. Onun düşüncesi doğru olursa evet, efendim siz haklısınız böylesi daha doğru derim.

Her boyutta tartışabiliriz biz. Arkadaşlarımızda tartışabilir. Çok merak ediliyor, CHP ne söyledi, ne bitti? Bakın açıklıkla söylüyorum; Sayın Süheyl Batum, Sayın Atilla Kart, Sayın Rıza Türkmen, CHP’nin dil konusundaki önerisi şudur; eğitim dili Türkçedir. Ana dili Türkçe olmayan öğrenciler zorunlu Türkçe eğitiminin yanı sıra kendi dillerini öğrenme ve kullanma hakkına sahiptir. Devlet bu hakkın etkili biçimde kullanılması için gerekli tedbirleri alır.

Tartışmaları çok çabuk bitiriyorsunuz diyebilirsiniz. Gündem budur. Bunun kelimeleri üzerinde önerimiz budur. Yani şimdi Başbakan kendi çıkarını hesap ederek bu süreci değerlendirecek. Bu konuda başka talebi olan bir başka siyasi parti bunu dile getirebilecek, CHP’nin önerisi ortada. Eğitim dili Türkçedir. Ana dili Türkçe olmayan öğrenciler zorunlu Türkçe eğitiminin yanı sıra kendi dillerini öğrenme ve kullanmak hakkına sahiptir. Devlette bu talep olduğunda bu tedbirleri alır.

Değerli arkadaşlarım, onun için açıklık, şeffaflık konusunda herhalde bizim basın toplantılarını bekliyorsunuz. Bizde parti adına tüm şeyleri söylüyoruz. Tartışmalar çok doğaldır. Önemli konulardır, yeter ki karşıda samimiyet olsun. O masada samimiyet yok. Bakın söylüyorum. O masada çağdaş bir Anayasa yapma isteği yok. AKP kaçmak için fırsat arıyor. Önce başkanlık sistemiyle masayı devirmeye çalıştı. Daha sonra vatandaşlık ve dil konusunda kah tam karşıt iki partiyi BDP ile MHP’yi dünkü olduğu gibi karşı karşıya getirerek ya kendi önerisini saklayarak ama kendi önerisi şu; yakın dönem nasıl geçilir, yakın dönem siyasi çıkarlarım ne olmalı ki ben hangi kelimeyi, tümceyi kullanabileyim.

Bütün bunun üzerine kurulmuş bir mantık. Çağdaş, özgürlükçü, her türlü vesayetten arınmış, hukukun, yargının gerçekten bağımsız olduğu, kuvvetler ayrılığı ilkesinin parlamenter demokratik rejimde güçlendirildiği bir Anayasa yapma arayışı yok AKP’nin. Bir samimiyetsizlikte burada, tıpkı demokratikleşme paketi gibi.

Onun için burada ana özne CHP değil. CHP milletvekillerinin tartışmaları değil. CHP’nin kurumsal önerisi budur. Burada ana tartışma AKP’nin kendi ihtiyacına binaen takındığı tavrın saklanmasıdır. Gizlenme gayretidir.

Değerli arkadaşlarım, son olarak bu konulara hiç girmek istemiyoruz ama toplum değişik noktalarda bunalmış, yeni haberlerde vardı ben bunları geçen haftada söyledim biliyorsunuz, icra dosyalarının patlamasını, 89 bin kişi sırf borcunu ödemeyip icraya düştüğü için şu anda hapiste.

Eğitim sistemi demin vurguladım, çağdaşlıktan çıkartılıp karartılmış. Gelecek kuşaklar ipoteklenmiş. Dış politikada itibarsızlık ve fiyasko zirve yapmış. Köylü feryat içerisinde. Başbakan her ortamda, her fırsatta saçmala hakkını sonuna kadar kullanıyor. Dedim ya rotatifler dönüyor. Ekranlar açık. Canlı yayın. ister hastane temeli atsın, ister market açsın. Hiç fark etmiyor. Canlı yayın hazır. İktidar sözcüleri içinde keza aynı. Buna TRT dahil. Kamu katkılarıyla, yurttaş vergisiyle yayın yapan TRT dahil.

Ben çok merak ediyorum; ana muhalefet partisinin sözcüsüyüm. Muhatabım Sayın Hüseyin Çelik. Hükümet sözcüsü değil, parti sözcüsü. Devletin yayın organı, kamu yayıncılığı yapan TRT, yasası ortada. İktidar ve ana muhalefet partisine ayrılan süreler ortada. Sayın Hüseyin Çelik konuşurken TRT Türk, TRT Haber naklen yayında, 40 dakika, 45 dakika. Haluk Koç konuşurken CHP adına 1 dakika canlı yayın yok.

Bunun hesabını çok ağır vereceksiniz.  Gücünüz varsa, yüreğiniz varsa bu sözlerimi yayınlayın. Yetki bende, mühür bende istediğimi yaparım. Yapamazsın arkadaş. Yapamazsın. Senin boyun o kadar büyük değil. Suç işliyorsun. Bunun takibinin yapılacağı ve bu dönem sorumlularının muhatap edileceği zamanlar gelecektir. Bu tehdit değil, tespit.

Böyle bir ortamda Başbakanın söylediklerinin hangi birine cevap verilir. Ama bir tanesine değinmek gerekiyor; çünkü hiçbirisinin sağlıklı yönü yok. Tutar bir yönü yok. CHP Sayın Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “barışa evet, savaşa hayır”, bu hafta Adana’da yapılacak olan hafta sonundaki mitinglere dönük Başbakan çok hiddetli bir cevap vermişti geçen hafta. Buna değinmek gerekiyor çünkü. Ormanı filan bıraktım ama buna cevap gerekiyor. Şöyle demişti Başbakan çıkarttım; “savaşa hayır mitingi yapacakmış. Sevsinler seni.” Seni bütün dünya seviyor ya şu anda. Farkında değil misin? Herkes sıraya girmiş. Bir seni öpüyor, bir Dışişleri Bakanını öpüyor. Sevmekten yoruldu dünya sizi, sen hala sevsinler diye kelime kullanıyorsun. “Sen Çanakkale’de savaşa hayır diyebildin mi? Ey Kılıçdaroğlu. O gün bizim yanımızda kimler vardı biliyor musun?” Şimdi bu sözlerin neresini düzelteyim?

Değerli arkadaşlarım, yani Çanakkale savaşları ile Suriye’deki çatışmaları hangi mantık, hangi dar kafalılık, hangi tarih bilgisi, hangi politik analiz yeteneği aynı kapsama alanına sokabilir? Sizlere bırakıyorum. Bir yanda Çanakkale savaşları, bir yanda Suriye’deki çatışma. Başbakanın mantığında bunlar aynı. Bu nasıl tarih bilgisi? Bu nasıl bir politika analiz yeteneği? Bu nasıl bir dar kafalılık? Dar görüşlük?

Yani Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bu talihsiz benzetmeyi eğer yapabiliyor ve bunu da büyük bir aymazlıkla ifade edebiliyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz. Bunun anlamı bu. Yani bunun yorumu şu; kendi deyimiyle söyleyeyim; ey Başbakan senin bu ifadelerinle, seninle Türk milleti arasında ciddi bir kimlik uyuşmazlığı var. Bunun yorumu bu.

Değerli arkadaşlarım, dünkü lafına hiçbir şey diyemiyorum. Geçen günkü laflarına bir şey diyemiyorum. Konuları buraya indirip sürekli Başbakana cevap verir pozisyonda olmak da istemiyorum. Yani ama buna cevap vermek gerekirdi. Bu kimlik uyuşmazlığını bu kadar net ortaya koyuyor ki bu milletin geçmişiyle. Bu çok farklı bir mantık. Onun bir yakarışla bitireyim bari müsaade ederseniz. Ey Allahım sen yarattın bunları, yarattın da biraz da takip et ya sokağa saldın. Diyecek laf bulamıyorum.

Değerli arkadaşlarım, benim Anayasa, demokratikleşme, eğitim sistemi, dış politika, bu hafta MYK’nın gündemi toparladıklarım bunlar. Bu gündemi değiştirmeyecek tarzda lütfen bir iki soru alayım. Çünkü sadece o sorulara dönük, geneli ondan sonra boşlayan bir takım haberleşme oluyor.

Haluk Koç vatandaşlık ve dil konusundaki bir soruyu da şöyle yanıtladı;

“Verdiğimiz teklif ortada. Türk vatandaşlığı başlığını taşıyor biliyorsunuz. Burada da dil, din, ırk, cinsiyet, etnik köken, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplere bağlı olmaksızın herkesin eşitlik temelinde başlık Türk vatandaşlığı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması anlamına gelir. Kazanılması, kaybedilmesine dair usul esaslar kanununla düzenlenir, bizim verdiğimiz öneri komisyona belli. Diğer grupların verdiği öneri de belli. Yani burada tabi ki, tartışılacak. Zaman zaman benimde fikir ayrılığım olabilir. Kelimeler temelinde, cümlenin kurgusu temelinde, çıkabilecek anlamlar temelinde. Ama biz bir kurumuz bu kurumun programı ve tüzüğü bağlayıcıdır. Kurulları karar verir ve bu görüş arkadaşlarımız tarafından ifade edilir sonuçta.

Tartışmanın olmasını ben en doğal karşılayanlardan biriyim. Pek alışılmadık bir olay. Çünkü diğer taraflarda tartışma yok. Demin söylediğiniz siyasi partinin düşünleri kendilerini bağlar ve CHP’ye dönük ifadeleri, CHP’nin önerileri ortada. CHP bu görüşlerini savunuyor. Kendi kendilerine şimdilik ifade etsinler. Türkiye’de kökeni, inancı ne olursa olsun herkes bu ülkenin tümünün milletvekilidir. Hiç kimse bir etnik kimlikle milletvekili olarak anılma durumda olmamalıdır.

Düşünebiliyor musunuz, bu mantığın getirebileceği, şu inançtaki milletvekili grubu, şu inanç, şu kökendeki milletvekili grubu. Böyle bir çağrının Türkiye’nin bugün içinde yaşadığı tartışmalara katkı getirebileceğini umabiliyor musunuz? Yani sürekli bir etnik temel kökenin de, inanç kökenin de bir ayrıcalık çağrıştıran çağrılar. Bu da bir siyasi parti tarafından yapılıyor.

Ben bakın tartışmalarda özetledim. Orada da ifade ettim. Masanın bir yanında Başbakanın yakın dönem çıkarları, diğer tarafta ise terör ve silahın rehin tuttuğu bir siyaset anlayışının nihai hedefine yürümek için kazanabileceği bir iki adım. Masada bunlar çarpışıyor. Masada bu ülkede yaşayan her inançtan, her kökenden, hepimizin eşit hak ve hukuku paylaşan, eşit cumhuriyet yurttaşı olması yönünde olması gereken talepler olmalı. Sen bunları ayır, parçala, şu gruptakilerin hakkı, bu inançtakilerin hakkı. Ortada bizi tarif eden bir kimlik var. Bu kimlik üzerinden sen ayrıştırırsan ondan sonrada Cumhuriyet Halk Partisini hedef tahtasına koyup ateş edersen onların hepsi boşa gider hiç merak etmeyin.

Soru: Demokratikleşme paketi henüz ortaya çıkmadı ama bazı başlıkları kamuoyunda tartışılıyor. Özellikle BDP ve MHP’nin eleştirileri sözkonusu bu düzenlemeyle ilgili. O da daraltılmış bölge. Seçim yöntemini kökten değiştiren bir anlayış daraltılmış bölge sistemi. Siz CHP olarak buna nasıl bakıyorsunuz?
Haluk Koç: Şimdi ne getireceği belli değil. İfade ediliyor değişik konular gibi bu başlıkta ifade ediliyor. Fakat bir seçim sistemi değişikliğine gidilmesi durumunda hangi bölgede hangi oranda baraj koyacaksın genel barajı kaldırıp. Eğer seçim bölgelerini tekrar daraltarak daha az sayıda milletvekili çıkartacak bölgeleri alt bölgelere bölersen orada başka bir baraj uygulanacak mı, uygulanmayacak mı? Bütün bunlar önümüze bir veri gelmeden ifade edilmesi yanlış. Fakat alışılagelmiş bir durum var. Türkiye’de 1980 sonrasında Özal dönemi de dahil her seçim öncesinde mevcut siyasi iktidar kendi lehine olabilecek olan seçim kanunu değişikliklerini devreye sokmuştur. Kısa dönemde ona yarar getirse bile demokrasiye yarar getirmemiştir ve onların gidişini süratlendirmiştir. 30 yıllık deneyim bunu gösteriyor Türkiye’de 80 sonrasında yaşadıklarımız. Biliyorsunuz 83’te bir seçim yapılmıştı. Daha sonra 87’de kurallar değişti, anayasa mahkemesi iptal etti. Biliyorsunuz tekrar 2 ay, 3 ay sonraya ertelendi. 91’de değişti, 95’te değişti, 99’da farklı oldu. Şimdi bunlar daha farklı bir şey getirmeye çalışıyorlar. Demin söylediğim gibi masada kendi yakın dönem siyasi çıkarlarını ilgilendiren avantajlar taşıması muhtemel. Ama önümüze bir gelsin nedir ne değildir hiç kimse bilmiyor. Faraziye üzerine şöyle olabilirse ne düşünürsünüz. Yani siyasette belki de en yapılmaması gereken şey varsayım üzerine siyasi yorum yapıp belirleyici olmak.

Soru: Yerel seçimlerle ilgili bir sorum olacak. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için sizin de adınız geçiyor, Muharrem beyinde adı geçmeye başladı. Ne zaman bir isim ortaya çıkacak?
Haluk Koç: Şimdi bakın, diğer siyasi partilerde çok merak edilmiyor herhalde adaylar Cumhuriyet Halk Partisinde merak ediliyor. Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı da, Sözcü olarak bende, o alanla sorumlu olan arkadaşlarımızda sürekli olarak açıkladılar. Yani mümkün olduğu kadar çok aday olan yerlerde aday tespitinde demokratik katılımcılığı öne alan yöntemleri uygulayacağız dedik. Ve o yüzden de çok yerde çok sayıda, bazı yerlerde 30’u geçen aday adayı var. Yani bir merkez ataması yapılacak olsa biliyorsunuz bir iki kişiyle sınırlı kalır. Çok kişi aday adayı olarak başvurdu. Daha biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulunun takvimine göre resmi kamu görevinde bulunanlardan aday olmak isteyenler için ayrılma süresi daha geç tarihte olacak. Oradan da başvurular olabilir. Yani Cumhuriyet Halk Partisi kendi örgütüne eğilim yoklamaları yoluyla ve geniş kamuoyuna birbirinden bağımsız, çapraz kontrollü kamuoyu yoklamalarıyla mevcut adayları sunacak. Bunların bazı yerlerde biri uygulanır, bazı yerlerde diğeri uygulanır, bazı yerlerde bileşeni uygulanır. Bazı yerlerde de ortaya sandık koyabiliriz Fransız Sosyalist Partisi gibi bazı seçim bölgelerinde. Halkın belirleyeceği, CHP’ye kayıt olması da gerekmez. Adayda belirleme yöntemleri arasında birkaç yerde değerlendirilecek. Bunlar peyderpey açıklanıyor.

İsimler üzerinde hiç durmuyorum. Yani kim aday olacak olursa Cumhuriyet Halk Partililer İstanbul ve Ankara başta olmak üzere deminden beri söylediğim değişik alanlardaki Türkiye’ye giydirilmek istenen bu karanlığa karşı yerel seçimin genel seçim özelliğini de kazanacak olursak gereken çalışmayı, birlikteliği, başarıyı arayacak şekilde ortaya koyacaklardır.”

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 19 Eylül 2013 18:58

Bağlantılı Konular