"AKP iç politikada ülkeyi neredeyse iflasa, dış politikada ise tam bir bozguna uğrattı"

“ Neden bu kadar iştahla savaş çığırtkanlığı yapılıyor? Dışarıda uyguladığı bozgunu, içerde yaşadığı iflası unutturmak istiyor da ondan.”

“Son 20 günde %10 devalüasyon yaşandı, dolar 2 lirayı geçti, kararlarından önce Başbakan’a danışan Merkez Bankası inandırıcılığını kaybetti."

“Eğitim politikası yaz-boza döndü, bakan değiştikçe değişiyor."

“Yanlış ekonomik politikanın faturası esnafa, memura, çalışana, çiftçiye, köylüye  çıkıyor. Ayçiçeği üreticisi perişan,”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu CHP PM toplantısını açarken AKP iktidarının iç ve dış politikada neden olduğu yıkıma dikkat çekerek şunları söyledi;

Değerli arkadaşlarım,
İç politikada ülkeyi neredeyse iflasa götürüyorlar. Dış politikada tam bir bozguna uğrattılar. Neden bu kadar iştahla savaş çığırtkanlığı yapılıyor? Dışarıda uyguladığı bozgunu, içerde yaşadığı iflası unutturmak istiyor. Buna izin vermeyeceğiz.

Bakın, değerli arkadaşlar içerde iflas diyorum. Belki bazıları çıkıp ya iflasta çok ağır bir cümledir niye bunu kullandınız diyebilir. Size çok basit bir örnek vermek isterim. Ayçiçeği üreticileri 2012’de verilen fiyatı düşünün, birde 2013’te verilen fiyatı düşünün. 2013’te verilen fiyat 2012’nin altında. Şimdi biz sormayacak mıyız ya arkadaş mazotun fiyatımı düştü? Hayır. Gübrenin fiyatımı düştü? Hayır. İlacın fiyatımı düştü? Hayır. Elektriğin fiyatımı düştü? Hayır. Peki her şeyin fiyatı artarken bir yıl sonra ayçiçeği fiyatı niye düşüyor? Ayçiçeği üreticisinin ağzını bıçak açmıyor. Derin derin düşünüyor. Neden böyle bir tablo var? Açın bakın petrolden sonra, doğalgazdan sonra en büyük parayı biz sıvıyağa veriyoruz. Kendi ülkemizde üreteceğiz bunları. Üretmeyin politikası uygulanıyor. Peki çiftçi ne yapacak? O üretiyor. Onun alın teriyle tarlaya gidip, tarlasını sulayıp, pahalı mazotu alıp acaba çoluk çocuğuma 5 – 10 kuruş bir para kazanabilir miyim diye emek harcadığı bir ortamda siz bir yıl önceki fiyatın altında bir fiyatı dayatıyorsunuz. Üstelik maliyette kurtarmıyor. Bu doğru bir tablo değil.

Yine iç politika. Merkez bankasına bakın, son 20 günde %10’u aşan devalüasyon yaşadık. Dolar 2 lirayı aştı. Merkez bankası inandırıcılığını kaybetmiştir. Eğer bir ülkenin merkez bankası başkanı alacağı politikayı, kararları önceden gidip Başbakanın rızasına bağlarsa bundan merkez bankası çıkmaz. Yandaş banka çıkar. O nedenle uluslararası alanda bizim merkez bankasının inandırıcılığı ve itibarı sıfırlanmıştır. O nedenle doları kontrol edemiyor. Peki fatura kime çıkıyor? Ayçiçeği üreticisine çıkıyor. Kime çıkıyor? Sadece çiftçiye mi? Hayır. Esnafa çıkıyor. Kime çıkıyor? Memura daha az zam olarak çıkıyor ortaya. Senin izlediğin yanlış politikaların faturasını bu halk mı ödeyecek? Evet üzülerek söylüyorum Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları ödüyor.

Yine iç politika, milli eğitim, okullar açılacak. Veliler şimdi çocuklarını kaydedecekleri okul bulamıyorlar. Nasıl bir milli eğitim politikasıdır bu? Sanki tek parti iktidarda yok. Her bakan değişince milli eğitim politikası değişiyor. Nasıl bir partidir bu, nasıl bir anlayıştır bu, nasıl bir politikadır bu? Siz hiçbir siyaset kurumunun, bir iktidarın, bir hükümetin kendi çocuklarını denek haline getirdiğini düşünebilir misiniz? Milyonlarca çocuk denek haline getirildi. Şunu okusun, ertesi yıl hayır onu değil bunu okusun. Onu değil bunu okusun. Şu okula değil bu buna gitsin. Nasıl bir ülkedir arkadaşlar? Nasıl bir yönetimdir bu?

Değerli arkadaşlarım, iç politikada sadece temel bir iki noktaya değindim Türkiye’yi hangi noktaya taşıdıkları için. Dış politikada da öyle bir noktaya geldiler ki kapısını çalacakları bir komşu dahi kalmadı. Merhaba diyecekleri bir komşu dahi kalmadı. Elini sıkacakları bir siyaset adamı kalmadı. Her taraftan Türkiye’yi izole ettiler, yalnızlaştırdılar ve dönüp bundan da bir avantaj nasıl çıkarırızın hesabı içine girdiler. Neymiş bu yalnızlık çok değerli bir yalnızlıkmış. Ya dünyaya gidemiyorsun, elini sıkamıyorsun, Arjantin’e gittin orada bile protesto edildin. Hala sen yalnızlığınla övünüyorsun. Bana yalnızlığıyla övünen dünyada bir tane siyaset adamı gösterin. Bırakın siyaset adamını bir insan gösterin. En azından adam komşusuna bir merhaba der. Niye kentleşiyoruz biz? Yalnızlık çok değerli olsaydı kentleşir miydik? Niye bir araya geliyoruz biz? Yalnız olmamak için, gücümüzü birleştirmek için, tartışmak için, ortak aklı egemen kılmak için. Bunlar dünyada yalnızlaştılar bunu da değerli bir yalnızlık olarak millete yutturmaya çalışıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, eğer siz komşusunun kapısını çalacak bir komşu bırakmadıysanız dönüp kendinize bakmak zorundasınız ben bu ülkeyi nasıl bu hale getirdim diye.

Suriye fiyaskosu; daha olaylar başlamadan bizimkiler mülteci kampları kurdular. Daha olay başlamamış. Mülteciler gelecek diye. Hazırlık yapıyorlar. Gün biçilmiş. İki üç hafta sürecek, iki üç hafta sonra olaylar bitecek. Aradan yıllar geçti. Mülteci sayısı önce 10 bin, sonra 100 bin, sonra 100 binleri, 500 bine yaklaştı. Önümüzdeki süreç içinde 1 milyonu aşarsa şaşmayın.

Sınır kapımız 900 km. yolgeçen hanına döndü. Kimin girip kimin çıktığı belli değil.  İki türlü Suriyeli var ülkemizde. Hatta üç türlü. Bir; mülteci kampında kalanlar. İki; durumu iyi olup Türkiye’nin herhangi bir ilinde gidip ev kiralayıp iş yeri açanlar. Üç; durumu kötü olup Türkiye’nin bütün yerlerinde sigortasız işçi veya kaçak çalışıp veya yasa dışı işler yapıp, çadırlarda kalanlar. Sokaklara, parklarda kalanlar.

500 bin kişi. Hangi Suriyelinin nerede olduğunu Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bilmiyor. Hangi Suriyelinin nerede yaşadığını Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bilmiyor. Böyle bir anlayış olabilir mi değerli arkadaşlarım? Yoğunlaştıkları yerlerde suç oranları artıyor. 500 bin kişiyi sen Türkiye coğrafyasına saldın. Emin olun 4 yıl sonra eğer bu tablo devam ederse çoğu zaten Suriye’ye gitmeyecek. Niye gitsin ki? Burada iş, güç sahibi olacak. Çocuklarını burada okula gönderecekler.

Bu değerli yalnızlığın doğurduğu bir sonuç. Şimdi korkudan şunu söyleyemiyorlar; arada, satır aralarında söylüyorlar. Efendim, batı bizi yalnız bıraktı. Bu kadar mülteci geldi, niçin bize yardım etmiyorsunuz diyemiyorlar. Çünkü deseler bu politika senin öngörüsüzlüğün doğurduğu politika. Senin beceriksizliğinin doğurduğu bir politika.  Bu ortaya çıkmasın diye Suriyeliler Türkiye coğrafyasına yayılmış, kimseden tık yok.

Bir ülke düşününü değerli arkadaşlar, bir ülke, yüzbinlerle kişi giriyor, kimin nerede olduğu belli değil. Böyle bir ülke dünyada yok. Böyle bir dış politika da dünyada yok. Geldiğimiz tablo bu değerli arkadaşlarım.

Bunlar radikal grupları getirdiler Türkiye. Kamplar kurdular. Parti Meclisi üyemiz, sayın arkadaşımız Apaydın Kampına gitti. Hurşit Bey. Orada silahlı eğitim yapılıyordu. Kampa almadılar. Türkiye Cumhuriyetinin milletvekili bir mülteci kampına niye alınmaz? Amerika’dan artist gelir, kampa alırsın, Türkiye Cumhuriyetinin bir milletvekili kampa gider kamp kapalı kardeşim. Neden? Çünkü orada sen silahlı eğitim yaptırıyorsun. Sonunda da faturayı bu millete ödettin sen.”

    Pazar, 08 Eylül 2013 19:21

Bağlantılı Konular