"İstediği gazeteye, tv’ye el koyar. Gazetede beğenmediği köşe yazarlarını atar, yandaşlarını oraya getirir"

“Halkın doğru bilgi alma hakkı halkın elinden alınmıştır. Medya özgürlüğü yoktur.”

“Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerinde yaratılan korku iklimi sürüyor.”

“TGC’nin basında yer almayan açıklamasında, ‘Halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazeteciler açılan davalar, cezaevine girme tehdidinin yanı sıra işten çıkarılarak nefes alamaz hale getiriliyor’ denildi.”

“ TGC diyor ki, özellikle gezi parkı olaylarının ardından iktidara muhalif gazetecileri işten çıkarma süreci hızlandı. En az 100 meslektaşımız bu süreçte işten ayrılmaya zorlandı”

“TGC’nin açıklamasında, İktidara yakın bazı yayın organlarının muhalif gazetecileri hedef göstererek işten çıkarılmaları yürüttüğü kampanyayı da ayrıca protesto ediyoruz deniliiyor”.

“İnsanları sallandıramıyorum, o halde demokratım demek, ilkelliktir. insanları sallandırıp sallandırmamak demokrasinin ölçütü olamaz. Bu da yüzkarası bir açıklamadır. Tıpkı Müslüman bir komşu ülkeye saldıracaksan, orada insanları öldüreceksen ben her türlü koalisyona hazırım lafının bir iç politika versiyonudur”

“Düşünün, Enerji Bakanı, biniyor uçağa, kaptana diyor ki, çek oğlum. Nereye gidelim Sayın Bakanım? Kerkük’e evladım. Kerkük’e doğru yola çıkıyorlar. Uçak iniyor, bakan iniyor. Oğlum burası Kerkük mü? Hayır, efendim burası Kayseri. Oğlum niye Kerkük’e gitmedik? Efendim, izin vermediler. Kim izin vermedi? Irak hükümeti diyor”

“Irak’ta bir Iraklı, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Irak’ı Türkiye’nin bir vilayeti gibi görüyor dedi. Başka bir ülkeye gidiyorsun. İzin alacaksın. Ben istediğim yere giderim dersen Kerkük yerine Kayseri’ye gidersin ve Kerkük’e gittiğini sanırsın. Bir Türkiye Cumhuriyeti bakanının böyle bir tabloya layık olup olmadığını bu halkın vicdanına teslim ediyorum. Ülke böyle yönetilemez”

“Mısırla, Suriye ile, Irak’la ilgili politikalarımız yanlış. Türkiye’nin önce Suriye’de barış, Ateşkes çağrısı yapması lazım. Bölgede kimyasal silahların kullanılmaması güvencesinin sağlanması, Bölgenin nükleer silahlardan arınması için çaba harcaması lazım”

“ İki tarafa silahları susturun, barışı sağlayın, ateşkesi sağlayın, masaya oturun demesi lazım. Biz ne yapıyoruz? Komşuda kavga var, çağırıyoruz birisini, eline veriyor silahı cebine koyuyoruz parayı git, kardeşini öldür diyoruz. “

“İşadamlarımız Mısır’da perişan. Kim sahip çıkacak onlara? AKP hükümeti mi? Hayır. Onlara sahip çıkacak olan yine CHP. Arkadaşlarımız gidecekler. Diyoruz ki, onlara, siyasi gerilimin faturasını bizim işadamlarımıza çıkarmayın”

“Bakın Irak’ta konuştuğum hiçbir yetkili Türk işadamlarından şikayet etmedi. Hepsi bizim işadamlarımızı övdü. Çok büyük, başarılı projelere imza atmışlar. Ama hükümetin izlediği yanlış politika onların önünü kesiyor. Bu coğrafyada yalnızlaştık.”

“Türkiye’yi yönetme iradesini kaybedenler maalesef Türkiye’yi her gün biraz daha batağa sürüklüyorlar ve bütün bunların karşılığında bir tek hedef noktaları var. CHP’yi suçluyorlar. Ne yapmış CHP? Savaşa hayır demiş. Vay sen misin savaşa hayır diyen”

“Ana muhalefet partisi ne yapıyor diye soranlara, ana muhalefet partisi kırılan, dökülen ilişkileri tamir etmeye, Türkiye’nin, İşadamlarımızın bölgedeki çıkarlarını savunmaya çalışıyor. Türkiye sadece AKP’den ibaret değildir”

“Pek çok ülkeden üst düzey davetler geliyor, Vay efendim, CHP oraya nasıl gider. CHP Türkiye’nin barışçıl ve güler yüzünü dünyaya göstermek için gidiyor. Bu halkın barıştan yana olduğunu, bütün komşularıyla barış içinde yaşama arzusunu götürüyor ve orada dillendiriyoruz.”

“Türkiye’de demokrasiden, barıştan, özgürlükten yana olan insanlar, partiler vardır. Bunu söylemek için, yalnızlığa mahkum olan bir Türkiye’yi hak etmediğimiz için biz oralara gidiyoruz”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu 2 ayda bir toplanan ve Kurultay’dan sonra en yetkili organ olan PM toplantısında basın özgürlüğüne ve iktidarın sözde demokratlığına dikkat çekerek yaptığı konuşmasının son bölümünde şunları söyledi;

“Değerli arkadaşlar.

Halkın doğru bilgi alma hakkı halkın elinden alınmıştır. Medya özgürlüğü yoktur. Bakın değerli arkadaşlarım, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin bir bildirisi yayınlandı. Gazetelerde yer almadı ama ben o bildiriden bir paragrafı sizin dikkatinize sunmak isterim. Şöyle diyor; “Halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazeteciler açılan davalar, cezaevine girme tehdidinin yanı sıra işten çıkarılarak nefes alamaz hale getiriliyor”. Bir gazetecinin nefes alamaz hale getirilmesi ne demektir değerli arkadaşlar? Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerinde yaratılan korku iklimi sürüyor. Medya üzerinde korku iklimi ne demektir arkadaşlar? Özellikle gezi parkı olaylarının ardından iktidara muhalif gazetecileri işten çıkarma sürecinin hızlandığını görüyoruz. En az 100 meslektaşımızın bu süreçte işten ayrılmaya zorlandığını hatırlatıyoruz.

Değerli arkadaşlar, olağanüstü hal döneminin devam ettiğini görüyoruz diyor. Ne demek olağanüstü hal? Halkın belleği henüz daha canlı, taze olağanüstü hal kavramı açısından. Sıkıyönetim dönemlerinde olağanüstü haller olurdu. Bu ülkenin gazetecileri söylüyor olağanüstü hal koşulları devam ediyor diye. Üstü örtülü bir sıkıyönetim uygulanıyor Türkiye’de. Yarı açık cezaevine döndürüldü Türkiye. Ya gazeteciyi hapse atacaksın veya işinden edeceksin. Ve bir sitem var değerli arkadaşlarım Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin açıklamasında. O da gazeteciliğin yüzkarası. Onu da izlinizle dikkatinize sunmak isterim. Şöyle diyor, “İktidara yakın bazı yayın organlarının muhalif gazetecileri hedef göstererek işten çıkarılmaları yürüttüğü kampanyayı da ayrıca protesto ediyoruz”. En büyük medya patronu kim? Başbakanlık koltuğunda oturan zat. İstediğini atar, istediğini yeni göreve getirir, istediği gazeteye el koyar. Gazetede beğenmediği köşe yazarlarını atar yandaşlarını oraya getirir. Ve sonra döner bir iki muhalif gazete varsa onlara da kızar bak ülkede ne kadar güzel medya özgürlüğü var der. Peki medya özgürlüğü varsa Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bu bildiriyi niye yayınlasın?

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz nokta iç açıcı bir nokta değil. Türkiye’yi yönetme iradesini kaybedenler maalesef Türkiye’yi her gün biraz daha batağa sürüklüyorlar ve bütün bunların karşılığında bir tek hedef noktaları var. CHP’yi suçluyorlar. Ne yapmış CHP? Savaşa hayır demiş. Vay sen misin savaşa hayır diyen. Savaşa ben hayır diyorsam bu ülkenin büyük bir çoğunluğu zaten savaşa hayır diyor.

Başka; biz diyoruz ki komşularımızla güvene ve işbirliğine dayanan bir ilişki sürdürelim. Hayır, efendim. Herkesi düşman ilan edelim. Niye bunu siz söylüyorsunuz?

Başka; pek çok ülkeden üst düzey davetler geliyor Türkiye’ye. Vay efendim, CHP oraya nasıl gider. Sen değil miydin düne kadar ya bu CHP hep eleştiriyor, hiçbir şey yapmıyor diyen. CHP şimdi Türkiye’nin barışçıl ve güler yüzünü dünyaya göstermek için gidiyor. Bu halkın barıştan yana olduğunu, bütün komşularıyla barış içinde yaşama arzusunu biz Türkiye olarak götürüyoruz ve orada dillendiriyoruz. Arkadaşlarımızın bütün çabaları bunun üzerine inşa edildi. Yalnızlığa mahkum olan bir Türkiye’yi hak etmediğimiz için biz oralara gidiyoruz.

Irak’ta, Mısır’da öyle bir politika güttüler ki, işadamlarımız perişan. Irak’a gittik. Daha sonra Sayın Loğoğlu sanırım Irak ve Mısır konusunda PM’ye daha ayrıntılı bilgi verecektir. Irak Başbakanı şunu söylüyor; Türkiye’yle komşuyuz. Barış içinde yaşamak istiyoruz. Bizim iç işlerimize müdahale edilmesini istemiyoruz. Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacını karşılayabiliriz. Bütün kapılarımız Türkiye’ye açık. Fakat anlayamıyoruz diyor; Türkiye kapıdan değil pencereden girmeye çalışıyor. Neden?

Siz şöyle bir şey düşünebilir misiniz değerli arkadaşlarım? Düşünün, Türkiye Cumhuriyetinin Enerji Bakanı, biniyor uçağa kaptana diyor ki, çek oğlum. Nereye gidelim Sayın Bakanım? Kerkük’e evladım. Kerkük’e doğru yola çıkıyorlar. Uçak iniyor, bakan iniyor. Oğlum burası Kerkük mü? Hayır, efendim burası Kayseri. Oğlum niye Kerkük’e gitmedik? Efendim, izin vermediler. Kim izin vermedi? Irak hükümeti.

Arkadaşlar böyle bir tablo olabilir mi? Düşünce Kuruluşunda konuşma yaparken Irak’ta bir Iraklı şunu söyledi; neden Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Irak’ı Türkiye’nin bir vilayeti gibi görüyor? Başka bir ülkeye gidiyorsun sen. İzin alacaksın. Sana izin verilmez diye bir kural yok. Ama ben istediğim yere giderim. İstediğim yere giderim dersen Kerkük yerine Kayseri’ye gidersin ve Kerkük’e gittiğini sanırsın. Bir Türkiye Cumhuriyeti bakanının böyle bir tabloya layık olup olmadığını bu halkın vicdanına teslim ediyorum. Böyle bir ülke yönetilemez.

Değerli arkadaşlarım, Mısırla ilgili, Suriye’yle ilgili, Irak’la ilgili politikalarımız yanlış. Türkiye’nin önce Suriye’de barış çağrısı yapması lazım. Ateşkes çağrısı yapması lazım. Bölgede kimyasal silahların kullanılmaması güvencesinin sağlanması için adım atması lazım. Bölgenin nükleer silahlardan arınması için çaba harcaması lazım. İki tarafa silahları susturun, barışı sağlayın, ateşkesi sağlayın, masaya oturun demesi lazım. Biz ne yapıyoruz? Komşuda kavga var, çağırıyoruz birisini, eline veriyor silahı cebine koyuyoruz parayı git, kardeşini öldür diyoruz. Böyle bir tablo olmaz arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, Mısır’la ilişkilerimiz çok iyiydi. Ticaret hacmimizde çok iyiydi. Türkiye’nin lehineydi. İşadamlarımız gerçekten perişan. Kim sahip çıkacak onlara? AKP hükümeti mi? Hayır. Onlara sahip çıkacak olan yine CHP. Yine arkadaşlarımız gidecekler. Diyoruz ki, onlara siyasi gerilimin faturasını bizim işadamlarımıza çıkarmayın.

Bakın Irak’ta konuştuğum hiçbir yetkili Türk işadamlarından şikayet etmedi. Hepsi bizim işadamlarımız övdü. Çok büyük, başarılı projelere imza atmışlar. Ama hükümetin izlediği yanlış politika onların önünü kesiyor. Bu coğrafyada yalnızlaştık.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin bütün komşularıyla sağlıklı, tutarlı, dengeli bir ilişki sürdürmesi gerekiyor. Bu hem Türkiye’nin çıkarınadır hem bölgede demokrasinin çıkarınadır. Eğer ilişkileri gererseniz, kavga ortamı yaratırsanız, Ortadoğu’nun bir hizbiymiş gibi Türkiye’yi bir politika olarak oraya sunarsanız bu Türkiye için de kayıptır, bölgede demokrasi içinde kayıptır.

Onun için ana muhalefet partisi ne yapıyor diye soranlara, ana muhalefet partisi kırılan, dökülen ilişkileri tamir etmeye çalışıyor. Türkiye’nin çıkarlarını savunmaya çalışıyor. İşadamlarımızın bölgedeki çıkarlarını savunmaya çalışıyor. Türkiye sadece AKP’den ibaret değildir. Türkiye’de demokrasiden, barıştan, özgürlükten yana olan insanlar, partiler vardır. Bunu söylemek için biz o bölgelere gidiyoruz.

Biz 90 yıllık bir partiyiz. Bizim bir kökümüz var. Bizim deneyimimiz var. Bizim ülke sevgimiz var. Bizim ülke çıkarlarını savunma gibi bir görevimiz var. Biz bunları yaparız. Barışçıl, sıcak yüzümüzü göstermek durumdayız. Eğer bu ülkenin kurucusu savaştan hemen sonra yurtta barış, dünyada barış demişse bunun bir anlamı vardır.

Değerli arkadaşlarım, insanları sallandıramıyorum, o halde demokratım. Bu bir ilkelliktir. İnsanları sallandıramıyorum ben demokratım. Bu ilkellikten Türkiye’yi kurtarmak zorundayız. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; insanları sallandırıp sallandırmamak demokrasinin ölçütü olamaz. Yüzkarası bir deyimdir bu, açıklamadır bu. Tıpkı Müslüman bir komşu ülkeye saldıracaksan, orada insanları öldüreceksen ben her türlü koalisyona hazırım lafının bir başka versiyonudur bu. Bu da iç politika versiyonudur.

Onun için,  hak ve özgürlüklerin egemen, yurttaşlarımızın eşit ve özgür olduğu bir Türkiye için; siyasetin kişisel çıkar ve toplumsal dayatma aracı değil, yurttaşa hizmetin aracı olduğu bir Türkiye için; hukukun üstün ve yargının bağımsız ve tarafsız olduğu bir Türkiye için; çoğulcu, katılımcı ve güçlü demokrasiye sahip bir Türkiye için; bilim, kültür ve sanatın özgür, yaratıcı ve yükselen bir değer olarak kabul edildiği bir Türkiye için; halkımız için, halkla beraber herkes için huzurlu ve refahı yükselen bir Türkiye için mücadele edeceğiz. Bu mücadele bizim görevimizdir. Halkımızın refahı için.

Hepinize teşekkür ediyorum, değerli arkadaşlar.”

    Pazar, 08 Eylül 2013 19:04

Bağlantılı Konular