"Bir gencimiz daha hayatını kaybetti. Başbakan sürekli bir şekilde itici, kışkırtıcı, horlayıcı üslup kullandı ve neticede buraya gelindi"

Keskin,” Başbakan tarafgir bir odaktan bakmaktadır. Kendisine tepki koyan, düşüncesine aykırı, demokratik refleksini koyan insanlarla ilgili bir insani duyguyu, insani yaklaşımı, sıcak bir el uzatmayı çok görüyor” dedi.

“Yandaş medya sahibinin sesi gibi, iktidar ne derse onu yazıyorlar”

Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keksin Flash Tv’de güncel olayları değerlendirdi ve soruları şöyle yanıtladı;

Sunucu:  Bugün canlı yayın konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Adnan Keskin bizlerle birlikte. Cumhuriyet Halk Partisini ve gündemi konuşacağız tabi. Çok soracak soru, çok konuşulacak konu başlıkları var. Cumhuriyet Halk Partisinin Mısır ziyareti var. Bugün medyaya yansıyan farklı değerlendirmeler var. Yerel seçimler var. Yerel seçimlerde büyük kentlerde adaylar var. Cami, cemevi tartışmaları var. Bu konuda Sayın Deniz Baykal’ın bir açıklaması dikkat çekti. İşte bütün bunları gündemde ne varsa hepsini olabildiği kadar konuşmaya çalışacağız. Efendim günaydın, hoş geldiniz.

Adnan Keskin: Günaydın, hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum. Bizi izleyen yurttaşlara da güzel bir gün temenni ediyorum.

Sunucu: Sağ olun. Şimdi çok konu başlığı var bunların hepsini sizlerle konuşalım istiyoruz ama önce bir Hatay’a gidelim istiyoruz. Hatay’da 3. bir ölüm meydana geldi maalesef. Ahmet Atakan isminde 22 yaşında bir genç delikanlı  hayatını kaybetti. Nasıl oldu sorusunun cevabı yok. Daha doğrusu iki cevabı var. Bir; polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yüksekten düştü. İki; işte yüksekten düştü. Nasıl düştüğü bilinmiyor. Ve bunun üzerinden maalesef yine bir kutuplaşma yaşanıyor. Önce olaya bir göz atalım izlinizle.

Hatay’dan başlayacağız üzücü bir olay. 3. ölümden söz ediyoruz. Geziyle başlayan bir süreç var. Peş peşe gerilimli bir süreç yaşıyoruz. Birde bir Eylül sendromu beklentisi özellikle iktidar çevrelerinde yüksek sesle seslendirilmişti. Eylül ayına baktığımızda sanki o gerilimi teyit eden olaylar yaşıyormuşuz gibi geliyor. Ne oluyor, Cumhuriyet Halk Partisi bu yaşadıklarımıza nasıl ve hangi perspektiften bakıyor?
Adnan Keskin: Yılmaz bey, sanırım biraz önce sizin ekranlarınıza getirdiğiniz Ahmet’in babasının açıklaması toplum olarak yaşadığımız gerilimin, sıkıntının arkasında ne yattığını çok açığa çıkarıyor. Bir kere kamudan gelen açıklamalara maalesef vatandaşımız inanmıyor. Resmi ağızların yaptığı açıklamalar toplumumuza güven vermiyor. Otopsi yapıldı otopsinin sonucu açıklanmadı. Daha önce Hatay’da valinin ve yetkililerin yapmış olduğu açıklamalar toplumda hiçbir zaman kabul görmedi. Bunun nedenine baktığımızda biraz geriye doğru gittiğimizde nedenini yakalama şansımız elde ediliyor.

Bir kere gezi olayları sırasında polisin orantısız güç kullanması, elindeki silahları tarif ederek yönetmenliklere uygun bir şekilde değerlendirmeyip tamamıyla öngörülen yöntemlerle değil de insanlara zarar verecek, yaşamına engel olacak, organların yok olmasını sağlayacak bir biçimde kullanması ciddi bir şekilde toplumumuza, polise karşı, polisin bu olaylar karşısındaki tutumuna karşı güvensizlik yarattı. Arkasından ölümler yaşandı, yaralanmalar yaşandı. 5 tane vatandaşımız, bir tane polis hayatını kaybetti, 11 – 12 tane insanımızda gözünü kaybetti. Bu olaylarda da maalesef resmi açıklama yetkisinde bulunan kişiler toplumu edecek, güven verecek açıklamalar yapılamadı. Eskişehir’deki olaya baktığımız zaman Eskişehir valisi olaya bambaşka bir görüntü, başka bir sebep getirmeye çalıştı. Arkadaşları vurmuş dedi. Basının yoğun ilgisi karşısında araştırmalar biraz genişletildi, soruşturma genişletildi. Ölen gencin maalesef polisinde içinde olduğu bir grup tarafından fiziki güç kullanma sonucunda hayatını kaybettiği ortaya çıktı.

Keza Ankara’daki gencin ölümünde de resmi ağızlar farklı açıklamalar yaptı. Hatta Başbakan Yardımcısı eline taş atılması, polisin bileğine taş geldiğini ve silahta hedef sapması sonunda öldüğünü açıkladı Sayın Bülent Arınç. Ama daha sonra onunda maalesef hedef gösterilerek öldüğüne ilişkin bulgular geldi.

Arkasından iktidar partisinin sözcüleri, Başbakan ve bakanların açıklamaları ise bu konularda yumuşatıcı, biraz daha insanların hoşgörü odağından birbirine bakmasını sağlayacak bir yaklaşım getirilmedi. Polisin orantısız güç kullandığı ortaya çıktı. Polisin bu konulardaki insanların hayatına malolacak şekilde bir fiziki güç kullanma gerçeği ortaya çıktığında Başbakan ve yakınındakiler adeta polisin bu yanlışlıktan dolayı toplumu biraz yumuşatacak, insanların biraz daha hoşgörü odağından bakmasını sağlayacak açıklamalar değil, polisi cesaretlendiren, Çanakkale meydan savaşından sonra en büyük kazanılan savaş olarak nitelendirildi. Ve Başbakan sürekli bir şekilde itici, kışkırtıcı, horlayıcı bir üslup kullandı. Ve neticede buraya geldi işte. Bir baba şimdi resmen yetkililerin yaptığı açıklamalara rağmen benim oğlumu öldüren polis değil onları bu cesaretli hale getiren insanlardır diye yapıyorlar.

Son 20 – 25 gün, bir aylık süre içerisinde gerçekten bizim görevlilerimizi siyasal iktidar mensuplarının bu şekilde yaklaşımları maalesef devlete, devleti temsil eden insanlara karşı güveni sarsmıştır.

Şimdi bu genç kendisi mi düştü, yoksa kullanılan bibergazı silahından çıkan kapsülü kafasına…

Sunucu: Belki şu çok önemli değil mi Sayın Keskin. Resmi kurumlara olan güven konusunda toplumda bir rahatsızlık sözkonusu. Bir kesimde. Bir kesimde de körü körüne bir güven sözkonusu.
Adnan Keskin: Oradakilerde şimdi yine siyasal iktidarın bu şekilde insanları kendi… Hoş bir şey değil bu. Biz bu toplumda beraber yaşayacağız. Bu kadar biz 60 yıllık demokrasi deneyimimiz içerisinde bu tür olayları gördük. Bunlar toplumları geriyorlar, toplumların huzur içerisinde birlikte güzellikleri paylaşarak yaşamasını engelliyorlar. İki; demokrasinin doğru ve sağlıklı işlemesini engelliyorlar. Demokrasilerde insanlar bulundukları kompartımanda donarak, gözlerini kapatarak bir grubun yaptığını çok doğru, bir grubunda yaptığını çok yanlış değerlendirirse o zaman 4 yıl sonra gelecek veya 5 yıl sonra gelecek sandıkta doğru ve sağlıklı bir sonuç çıkarmakta mümkün değildir. Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için toplumdaki kutuplaşmanın ortadan kaldırılarak insanların sağduyuyla, akıl çizgisinde olayları değerlendirmesi gerekmektedir. Şuan Türkiye’de maalesef duygusal yaklaşımlar, duygusal tepkiler ve duygusal değerlendirmeler. Yani ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerde bile bu taraflaşma, kutuplaşmayı görüyoruz.

Şimdi ulusal düzeyde yayın yapan bir yayın organı, yazılı basın, görsel basın bu şekilde yayın yaparsa aşağıdaki insanların kutuplaşmayı hangi noktalara götüreceğini düşünmemiz gerekiyor. Türkiye’de demokrasi açısından, gelecek açısından gerçekten sıkıntı verici bir süreç yaşıyoruz.

Burada bence siyasal iktidarın en üst düzeyde moral otoritesini kullanan Sayın Başbakanın ciddi bir sorumluluğu vardır. Sayın Başbakanın bu konuda yaşadığımız olumsuzlukları yumuşatacak, sorumlular hakkında gerektiğinde yasaların öngördüğü şekilde gerekli disiplin çalışmasını, denetim mekanizmasını çalıştıracak bir anlayış ortaya koymaktır. Yani sürekli bizden sizden ayrımıyla ötekileştirilerek, insanları dışlayarak bu toplumda beraber yaşamanın çerçevesini biz hayata geçiremeyiz. Birazda Başbakandan kaynaklandı.

Şimdi bakınız, Mısır’da bir genç çocuk öldü. Elbette insan olarak hepimiz üzülüyoruz üzülmemek mümkün mü? Yüreğinde biraz insan sevgisi, insanlık duygusu taşıyan herkes ölen bir genç için üzülür. Ama şimdi ülkemizde ölenler oluyor Sayın Başbakan ailelerine bir geçmiş olsun, başsağlığı telefonu açmıyor. Çıkıp onların yaşadığı üzüntüyü paylaşacak bir yaklaşımı ortaya koymuyor. Tam tersine suçlayıcı bir üslup kullanıyor. Güvenlik güçlerini cesaretlendirici bir yaklaşım ortaya koyuyor. Ben dün bir twit çektim, dedim ki Sayın Başbakan Mısır’daki gence çok ağlamaktan gözpınarlarınız kurudu da Türkiye’deki ölenler için gözyaşı dökemiyor musunuz dedim. Bir Başbakan düşününüz ki kendi ülkesinin çocukları doğru yanlış, haklı haksız bir şekilde yaşamlarını yitiriyor. Bunların anneleri, babaları, kan ve sıhri akrabaları yok mudur? Bu şekilde yaşanan ölümler toplumda başka insanları rahatsız etmez mi? Başbakanımız bir taraftan yabancı bir ülkenin çocuğunun ölümüne televizyon ekranlarında gözyaşı dökerek o konudaki yaşanan olumsuzluğu lanetlerken kendi ülkesindeki…

Sunucu: Yani insani bakış eksikliği…
Adnan Keskin: Eksikliği var tabi. Üstelikte Sayın Başbakanda tarafgir bir odaktan bakmaktadır. Kendisine, düşüncesine aykırı, kendi tasarruflarına tepki koyan, demokratik refleksini koyan insanlara soğuk bakıyoruz, onlarla ilgili bir insani duyguyu, insani yaklaşımı, sıcak bir el uzatmayı çok görüyor.

Sunucu: Protesto eylemlerinde şöyle bir çizgi dikkat çekiyor. Dünde sözkonusuydu. Tabi cenazede filan olması çok üzücü ve rahatsızlık verici ama cenaze sonrasındaki görüntülere dün akşam Hatay’da baktığımızda işte çöp konteynırları bir yere toplanmış, bazı lastikler yakılmış filan. Yani protesto eylemleri demokratik sınırları aşan bir çizgide seyrediyor.
Adnan Keskin: Onları da tasvip etmiyoruz. İnsanların demokrasilerde demokratik tepki koyma hakkı vardır. Ama kamu malına, yurttaşların mallarına, işyerine zarar vermek doğru değildir. O zaman bu tür taşkınlıklarda maalesef demokratik tepki koyan insanlara karşı toplumun soğuk bakmasına neden olmaktadır. Onları destekleyeceği yere zaman zaman onların karşısına yurttaşlardan da karşı gruptan insanlar çıkmaktadır. Demokratik tepkisini koyan insanlarında bu konuda yasalar çerçevesinde hareket ederek özel kişilerin mal ve can güvenliğini tehlikeye sokacak yaklaşımdan uzak olmaları gerekiyor. Devlete, kamuya zarar verecek yaklaşımdan uzak durması gerekiyor. Elbette ki demokrasilerde insanların haksızlık, hukuksuzluk karşısında demokratik tepkilerini koyma hakları vardır. Demokrasinin vazgeçilmez ilkelerinden, kurallarından birisidir. Ama bu konuda bu tepkiyi koyan insanlarımızın, gençlerimizin, vatandaşlarımızın da daha özenli, daha dikkatli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Belki siyasal bu konuda körükleyici bir yaklaşım sergiliyor. Onun verdiği tedirginlik, rahatsızlık, sıkıntı nedeniyle bu tür eylemler biraz sınırları taşarak yaygınlaşıyor. Bence asıl burada iktidarın tüm kadro olarak bakanlar, başbakanlar…

Şimdi bakınız bir olimpiyat oylaması yapıldı. Bir Başbakan Yardımcımız, bakanımız çıkıyor kına yakmadan bahsediyor. Şimdi bu kadar devleti yöneten insanlar işi düzeysizleştirirse yani bu konuda sanki belli bir grup olimpiyatları Türkiye’nin alamamasından mutluluk duymuş, sevinç çığlıkları atmış gibi suçlarken…

Sunucu: Bunu AKP’ye uzaklığı veya husumeti dolayısıyla hisseden insanlar olabilir. Ama sonuçta burada demokrasi içerisinde değerlendirmek…
Adnan Keskin: Ona belki ekonomik odaktan da bakanlar olabilir. Dünyanın bir takım ülkesinde biliyorsunuz olimpiyattan sonra ciddi bir ekonomik sarsıntılar çıkmıştır. Türkiye’yle ilgilide bu konuda yorumlar yapılmıştır. 35 milyar dolarlık bir yük getireceği…

Sunucu: Yani Yunanistan’ın ekonomik krizinde olimpiyatların payının olduğu söyleniyor bilmiyorum ne kadar doğru.
Adnan Keskin: Türkiye’yle ilgili yapılan değerlendirmelerde de bunları görüyoruz. Yani 20 milyar liralık, 15 milyar liralık bir yatırım yapılmıştır. Olimpiyatların Türkiye’de yapılması için 20 – 25 milyar dolarlık daha ek yatırıma ihtiyaç vardır. Türkiye’nin bu kadar yüksek düzeydeki bir parayı bütçesinden buraya ayırması doğru değildir. Türkiye’ye ekonomik açıdan sıkıntılar getireceği değerlendirmeleri yapılmıştır. Şimdi bu değerlendirmeyi yapan insanlar olimpiyatların verilmemesinden mutluluk duyup ellerine zil takıp oynayamıyorlar da çıkıyor da bir bakanımız kına yaksın diye değerlendirme…

Sunucu: Bazı müteahhitler üzülmüş olabilir.
Adnan Keskin: Ben 50 yıldır siyasetin içerisindeyim. En eskilerden birisiyim. 77’de geldim. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşadığımız sıkıntıları gördüm, onların içerisinde bulundum. Yani demokrasinin sağlıklı işlemesi için tarafların biraz hoşgörü içerisinde hareket etmesi gerekir. Burada asıl görev iktidara düşmektedir. Parlamentodaki gerilimi yumuşatmakta iktidara düşmektedir. İktidar parlamentoyu çalıştırmak mecburiyetindedir. Böyle bir sorumluluğu vardır. Muhalefet partisinin bu konuda engelleyici tavırların karşısında dışlayıcı, öteleyici, yaşanan sıkıntıyı daha geniş boyutlara götürecek bir yaklaşımı iktidar benimseyemez. İktidar daha yumuşatıcı, hoşgörülü, kavrayıcı, muhalefette bu konuda yaptığı icraatlara, tasarruflara iştirak edecek bir anlayışın içerisinde olmalıdır.

Şimdi Türkiye’nin her tarafında eylemler var. Bütün bunları siyasal iktidar bir çırpıda ötekileştirirseniz bunlar çığ gibi büyür. Sürekli bir şekilde olayların arkası kesilmez. Polisimizin özellikle bu konuda çok dikkatli davranması gerekmektedir. Bir gencin gözünü kaybetmesi kadar bir insanın yaşayabileceği büyük bir travma olabilir mi? Gepgenç 20 yaşındaki, 18’indeki bir insan gözünü kaybediyor ve bunu gören arkadaşlarının, çevresindeki insanların, polisin kullandığı yasa içerisindeki önleyici tedbirlere bir kere tepki duyması mümkün değildir. Burada polis biraz daha hoşgörülü, biraz daha kırıcı, dökücü değil engelleyici ama insanların bedenine, fiziğine zarar vermeyecek bir yaklaşım içerisinde olması. Ellerinde gaz silahlarını kullanmasıyla ilgili kurallar var mermilerin üzerinde. 45 derecelik eğim içerisinde kullanın. Ama bizim polisimiz hedef alarak atıyor. İnanır mısınız hastaneye gittiğim ziyaretlerde orada acı gördüm ki bizim partimize kayıtlı Sevim hanım diye bir insan var. Ayaklarının üstüne iki tane böyle silah aşağıya tutarak sıkılmıştır ve iki ayağının da kemikleri kırılmıştır. Şimdi böylesine bir güç kullanan, böylesine kuralları altüst eden bir polis bu olayların içerisine karıştığında insanlar tepki duyuyor. Burada işte iktidarın, polisinde bir sıkıntı varsa en azından bunu yumuşatacak, vatandaşları bu konuda polise, devlete, yetkililere güven verecek bir siyaset üslubunu, bir yaklaşımı ortaya koyması gerekmektedir.

Bence buradaki olayların büyümesinde maalesef iktidarın bu itici, dışlayıcı, ötekileştirici yaklaşımı çok ciddi bir şekilde olayı germektedir ve Türkiye’nin barış içinde, birlikte yaşama duygularını zedelemektedir.

Sunucu: Birde Mısır’a gidelim izlinizle. Malum CHP heyeti Mısır’da. Sayın Loğoğlu, Sayın Korutürk temaslar yapıyorlar. Gazetelere yansıyan tarafları var. Ama önce bir haberimiz var onu izleyelim.

Bugün gazetelere baktığımızda şimdi Star gazetesi önümüzde. Haber; yurtta darbe, cihanda darbe şeklinde. Mısır’daki askeri cuntanın davetlisi olarak Kahire’de bulunan CHP heyeti Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı yapılan darbeye tarihini vererek arka çıktı. CHP olarak 3 Temmuz sürecini destekliyoruz. Haberin devamında da darbeyi halkın istediğini iddia etti CHP diyor Star gazetesinin haberi.

Şimdi yurtta darbe, cihanda darbe demek Türkiye’de CHP darbeyi ve darbecileri destekliyor. Cihanda deyince işte hemen Mısır’da da benzer bir darbe oldu. Darbe yönetiminin Dışişleri Bakanıyla görüştüler. Cihanda da darbeyi destekliyor CHP darbeci yaklaşımı. Ne diyorsunuz? Tabi Türkiye’de de eleştirel bir haber var. Bu arada Milliyette Kadri Gürsel’de var. O da CHP’den Kahire’ye onarım seferi diye vermiş haberi. Loğoğlu ve Korutürk’ten oluşan CHP heyeti Mursi’nin devrilmesinden sonra krize giren Türkiye – Mısır ilişkilerinin normalleşmesine katkıda bulunmak amacıyla gittikleri Kahire’de Türkiye AKP’den ibaret değil mesajını verdiler demiş Millette Kadri Gürsel.
Adnan Keskin: Yani ben bu haberlere tam sahibinin sesi diyeceğim. İktidar ne söylüyorsa Star gazetesi de böyle yorumlamış.

Şimdi bakarsanız siyasi iktidar sürekli bir şekilde CHP’yi darbelerle özdeşleştirmeye çalışıyor. Ama biraz belleklerimizi zorlayıp geriye doğru gittiğimizde CHP’ye ne büyük haksızlık yaptığını Türkiye’nin yaşamış olduğu büyük olaylarda saptamamız mümkündür. Anımsayın rahmetli İsmet Paşa Başbakan, Türkiye 27 Mayıs darbesinden yeni çıkmış, Türkiye’de ciddi bir şekilde silahlı kuvvetler yönetime müdahale etmektedir. Harbiyeliler sokaklara çıkmıştır. Rahmetli İsmet Paşa o darbeleri engellemek için TBMM’ye gelmiş tavır koymuştur. Evine gidip yatmamıştır, gitmiş hava kuvvetlerinde yatmıştır. Ve Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde bir iç harbin içine sürükleyecek o darbeleri engellemiştir.

27 Mayıs’tan evvel İsmet Paşanın tutumu herkesin malumudur. Bütün olayları saptırma gayretlerine karşın İsmet Paşanın rahmetli Menderes’in, Polatkan’ın idamını engellemek için nasıl gayret sarf ettiği bizzat Polatkan’ın, Menderes ailesinin mensupları tarafından doğrulanmıştır, açıklanmıştır. 12 Mart muhtırasını hatırlayın. Rahmetli Bülent Ecevit ordu muhtıra vermiştir, kalkmıştır muhtıraya bütün herkes muhtıraya alkış tuttuğu bir süreçte kalkmıştır muhtıraya karşı koymuştur ve muhtırayı verenlerin karşısında demokratik tepkisini CHP’nin Genel Sekreterliğinden istifa ederek kamuya duyurmuştur. Darbeler karşısında bu kadar net tutumu olan bir partinin Türkiye’nin çıkarlarını dikkate alarak yapmış olduğu girişimleri bu şekilde saptırma ve yönlendirme haberle gölge düşürmeye kalkmak insafla, izanla bağdaşır bir şey değildir.

Peki Mısır’a darbeyi desteklemek için gittik. Türkiye bu kadar soyutlanmaya, bu kadar dünyadan ve çevresinden koparılmaya hak ediyor mu? Yılmaz bey, Irak’la ilişkimiz iyi değil miydi bizim? Irak’la biz meşru otoriteyle ilişkimizin iyi olduğu dönemler Barzani bizim kırmızı çizgimizdi. Ne oldu da Irak’ın meşru otoritesiyle aramız açıldı, küskünlükler ve kırgınlıklar yaşadık ve ilişkilerimiz kesildi? Şimdi kırmızıçizgimiz olan Barzani’yle, Türkiye’yle, Irak’la ilişkilerini götürüyorlar. Irak’a gitti CHP, Türkiye için kötü mü oldu? En azından Irak’ın meşru otoritesiyle Türkiye’de AKP’den farklı bir siyasi partinin olduğunu bu iktidar değiştiğinde Türkiye’nin Irak’la dostluk içerisinde, kardeşlik içerisinde yaşama arzusu olduğu duygusunu, Irak’ın meşru yönetimine ilettik. Bu Türkiye’nin aleyhine midir? Yanımızda götürdüğümüz işadamları oradaki işadamlarıyla ilişkiye geçtiler ve Türkiye’yle Irak arasındaki ilişkilerde hiç olmazsa belli bir yumuşama gerçekleştirildi.

Sürekli bir şekilde Irak’la kavgalıyız. Suriye’yle de kavgalıyız. Suriye’yle ne meselemiz var da bizim birden Suriye’yle şimdi çatışma noktasına geldik. Bu iktidar değil mi, bu Sayın Başbakanımız değil mi iki yıl evvel Suriye’yle ilgili övgüler düzen, Gaziantep’te basın toplantısı yapıp Esad kardeşimizle bütün engelleri aştık, ticari sözleşmeler yaptık, benim vatandaşım pasaportunu cebine koyuyor. Artık Şam’a gidiyor, Halep’e gidiyor. Halep’teki Suriyeli vatandaşlarda Türkiye’ye ye Gaziantep’e geliyor. Alışverişler yapıyor.

Daha sonra Sayın Başbakanımız eşleriyle Esad’da kendi eşiyle Bodrum’da ortaklaşa tatiller yapılmadı mı? Aynı karede resim vermedik mi? Ne oldu da biz hangi sebepten böyle aramız açıldı?

Gerekçemiz ne? Gerekçemiz, Suriye’de demokrasi yokmuş. Peki, Türkiye’de demokrasi doğru ve sağlıklı işlemekte midir? Biraz önce bazı olayları tartıştık. Yasalar çerçevesinde eline karanfil çiçeği alıp Gezi Parkına giden, insanların karşısında polisimizin tutumu meydanda değil mi? Türkiye’deki yargıyla tartışmalar… Türkiye’de demokrasinin vazgeçilmez en önemli güçlerinden biri olan medyanın hali yüreklerimizi sızlatmıyor mu? Bizim Başbakanımız hangi gazetede kimin genel yayın yönetmenine müdahale etmiyor mu? Hangi gazetede köşe yazarlarına müdahale etmiyor mu? Hatta hatta müdahale o noktalara varmıştır ki, gazetelerin haber formatlarına böyle Sayın Başbakanımız karışır hale gelmiştir.

Sunucu: Ama o iktidar çevrelerinden hep reddedildi.
Adnan Keskin: Sedat Ergin biliyorsun o konuda ciddi ciddi yazılar yazdı. Şimdi kendi ülkenizde demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri bu kadar kısıtlayacaksınız, ben Suriye’ye demokrasi götüreyim diye yola çıkacaksınız, Suriye’yle olan güzel ilişkilerimizi bozacaksın…

Suriye’de demokrasi yok da Suudi Arabistan’da demokrasi mi var? Katar’da demokrasi mi var? Dünyada demokrasinin en olumsuz bir şekilde uygulandığı, otoriter rejimin en yoğun olduğu ülkelerden para alacağız, destek alacağız. Suriyeli muhaliflere vereceğiz, İran’daki meşru otoriteyi devirmeye çalışacağız ve diyeceğiz ki, biz Suriye’ye demokrasi götürmeye kalkıyoruz. Demokrasi götürmek için yola çıktığımız muhalif güçlerin insanları nasıl hunharca öldürdüğü, öldürdükten sonra kalplerini, ciğerlerini alarak elleriyle yediklerini yaşayıp, görüyoruz.

Suriye’yle ilişkimiz kötüleşti. Libya’yı düşünün. Libya’ya ilk müdahale olduğu zaman olmak istediği nedir Sayın Başbakan? Nato’nun ne işi var Libya’da dedi. Gönderemeyiz dedi. Bir müddet sonra kararından vazgeçti, Türkiye’nin deniz kuvvetlerini Libya’ya gönderdi. Libya’da Kaddafi’nin hunharca ölümüne biz ışık yaptık, destek verdik.

Bizi kışkırtan ABD’ye bakın. Dünyanın en süper gücü kendi kamuoyunun baskını dikkate alıyor. Parlamentodan karar almadan Obama adım atmadı. Tam tersine özenli, dikkatli bir üslup kullanıyor. Biz şimdi okyanus ötesinden gelen sinyallerle önce kispeti giyip güreşe soyunuyoruz, ondan sonra da savaş tellallığı yapıyoruz. Cumhuriyetin kurulduğu günden beri yurtta ve dünyada sulhu, barışı savunan bir ülkenin çocuklarına Başbakanımızın bu üslubu doğru mu?

Peki, İran’la niye kötüleştik? İran’la BM’de biliyorsunuz atom silahını denetlemesiyle karar alınıp, beraber ret oyu vermemiş miydik? Peki, daha sonra ne oldu? Niçin Malatya’daki geldik o üssün kurulmasına izin verdik, İsrail’e karşı Arap’lardan gelecek bir saldırıyı engellemek için bir şey demedik? İran’la da ilişkilerimiz bozuldu.

Şimdi Mısır’da kötüleştik. Mısır’la niye kötüleştik? Diyor ki, Sayın Başbakanımız, seçimle gelen seçimle gitmelidir. Doğrudur. Ama yalnız Mısır’daki yönetim gitmedi ki, seçimle gelen silahla gitmedi ki, Saddam nasıl geldi? Seçimle gelmedi mi? Esad seçimle gelmedi mi? Bunların gitmesine göz yumayacağız, Sudan’daki yönetimin gitmesindeki etkin olan El Beşir’in tutumu belli değil midir? 300 bin insanın öldürülmesinden uluslararası ceza mahkemesi tarafından yakalanma kararına gelen adamı Türkiye’de gelip en üst düzeyde protokolle karşılamadık mı?

Şimdi Mısır’da bir darbe olmuş. Hiçbir darbeyi CHP tasvip etmiyor. Ama hükümetimizin de bu kadar Mısır’la olan ilişkilerimizi ortadan kaldıracak bu kadar Mısır’ın içişlerine müdahale etmeye yönelik bir üslup kullanmasını uzunca bir dönemde Suriye halkıyla Türk halkının arasına soğuk rüzgarların esmesine neden olacak…

Biz bütün komşularımızla iyi geçinmek istiyoruz. Bütün komşularımızla münasebetlerimizin Türkiye’nin çıkarlarına, dünya barışına katkı düzeyde olması. Mısır gezimizin arkasında bu yatmalı. Bugün arkadaşlarımız Müslüman kardeşleriyle görüşecekler. Tek yönlü bir tarafa destek olmak için değil tam tersine Türkiye’de AKP’den başka bir partilinin bulunduğu, yurttaşların bulunduğunu Mısır halkına göstermek amacıyla gidilmiştir. İleri de bunun Türkiye’ye neler getirip, neler götüreceğini sanırım daha soğukkanlı bir yaklaşımla değerlendirme fırsatını da yakalayacağız.

Sunucu: Yerel seçimler geliyor. Çok kısa bir süre kaldı. Yerel seçimler büyükşehirler üzerinden özellikle İstanbul üzerinden ve İstanbul adayları üzerinden tartışılıyor. Yerel seçimlerde İstanbul deyince Sarıgül akla geliyor. Ama şimdiye kadar yapılan açıklamalardan ben şunu anladım. Sarıgül ihraç edilerek partiden gönderildi, tekrar geriye gelmesinin yolu başvurması, başvurusunun Parti Meclisinde görüşülmesi, gizli oyla oylanması, sonucuna göre de hareket edilmesi şeklinde bir açıklama zinciri oldu. Buradan yola çıkarsak CHP’nin mevcut yönetimi Sarıgül’den yana pek gönlü yok gibi gözüküyor.
Adnan Keskin: Sayın Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduktan sonra ideolojik ve ahlaki çizgisinde kırıklık olmayan, sosyal demokrat dünya görüşü belli, herkese CHP’de yer var.

Biz Türkiye’nin içinden geçtiği sürecin güçlerini, zorluklarını, Türkiye’nin hangi sıkıntılar içinde olduğunu çok iyi bilen bir kadroyuz. O nedenle önümüzdeki yerel seçimlerin yalnız yerel seçimler değil, Türkiye’nin genel süreci açısından da çok önemli ve etkin olduğuna inanıyoruz. Bu seçimlerde de başarıyı yakalamak istiyoruz.

İki; yatay gerekçelerle yaşanan tortuların, yaşanan olumsuzlukların tortusuyla partiden uzaklaşan herkese CHP saflarında yer verme anlayışı içerisindeyiz. Herkes CHP’de gelip demokratik yarışa katılabilir. Bürokratik makamlara gelme hakkına sahiptir.

Mustafa Sarıgül’de CHP’nin gençlik kollarında yetişmiş bir insandır. Uzunca yıldır siyasetin içerisindedir. Şişli’de başarılı bir belediyecilik uygulaması ortaya koymuştur. Toplumun her kesiminde, Türkiye coğrafyasının her kesiminde kendisine sempati duyan vardır. Ona da CHP’de yer vardır. Onun da CHP saflarında demokratik haklarını kullanma hakkına sahiptir. Umuyorum, diliyorum bu genel yaklaşım içerisinde Mustafa Sarıgül’le olan partinin ilişkisi de olumlu bir şekilde neticelenecektir.

Sunucu: Çok politik bir cümle oldu. Olumlu şekilde neticelenecek ama bunun şartı Mustafa Sarıgül’ün…
Adnan Keskin: Onunda formülü bulunur. Yeter ki, bu konudaki görüşmeler olumlu bir şekilde olsun. Ciddi görüşmelerde yürütülmektedir. Yurttaşlarıma bunun bu kadarını verebilirim. Sanırım kısa bir dönemde bu görüşmeler neticelenecektir. İnsanımızın, toplumumuzun beklediği olumlu bir müjdeyi de topluma verme şansını yakalayacağız.

Sunucu: Buradan yola çıkarsak benim kanaatim de tam tersi bir sonuç ortaya çıkıyor. Olumlu ve müjde sözcükleri geçtiğine göre Sarıgül CHP’ye geliyor…
Adnan Keskin: Artık onun yorumlamasını vatandaşlara bırakıyorum.

Sunucu: Sayın Gürsel Tekin’in de İstanbul’u…
Adnan Keskin: Onun da hakkı var. Elbette Gürsel’de geçmişte il başkanlığı yapmış, iyi bir siyasetçi arkadaşımız. Onun da böyle bir değerleme yapma hakkı var, demokratik hakkı var, partiyi adayı olma hakkı var.

Sunucu: İstanbul adayı nasıl belirlenecek?
Adnan Keskin: Şu an İstanbul’un bütün ilçelerimde kamuoyu yoklaması yapılıyor.

Sunucu: İsimler üzerinden mi?
Adnan Keskin: Hayır. Bu seçimlerde çok demokratik bir yöntem uyguluyoruz. 78 il başkanımızı Ankara’ya çağırdık. Kendi seçim bölgelerinde illeri hududunda yapılacak seçimlerde CHP’nin adaylarını hangi yöntemle belirlemesi konusunda il ve ilçe örgütlerinin görüşlerini aldık. İl ve ilçe örgütlerimiz bize öneride bulundular. Merkez yoklaması yapın, üyelerin tümünü katılımıyla eğilim yoklaması veya kamuoyu yoklamasıyla adaylarımızı belirleyin diyor.

Şimdi İstanbul’daki bütün ilçelerimizdeki adaylarla ilgili ciddi bir kamuoyu araştırması yaptırıyoruz. O kamuoyu araştırmasının sonucunda göre, çıkacak tabloya göre eğilim yoklaması yapma ihtiyacımız doğacak, yerleşim alanları olacaktır. Belki çıkacak tabloya göre eğilim yoklaması yapmadan çıkan rakamların sonucuna göre adaylarımızı belirleme imkanını yakalayacağız. Yani çok yönlü bir çalışma yapıyoruz. Çok yönlü bir yöntem uygulama…

Sunucu: İstanbul için şu an yöntem belirlenmiş değil.
Adnan Keskin: Ama şu an kamuoyu yoklaması yaptırıyoruz.

Sunucu: Ama isimler üzerinde…
Adnan Keskin: İsimleri veriyoruz zaten.

Sunucu: O listede Sarıgül’de var mı?
Adnan Keskin: Bütün şehirde değil bu ilçe belediyeleri ile ilgili yapıyoruz bu çalışmayı. Hiçbir ilçede büyükşehir için kamuoyu yoklaması yaptırmıyoruz. 29 ilde büyükşehir adaylarını farklı bir yöntemle belirleyeceğiz. Ama ilçe belediyeleri ile ilgili böyle bir çalışma götürüyoruz.

Sunucu: Çok teşekkür ediyorum.

    Çarşamba, 11 Eylül 2013 14:14

Bağlantılı Konular