"Sayın Gökçek bir sonraki dönem aday olmak için ODTÜ gerginliğini bilerek yaratıyor."

"Benim polisim bastırdı halletti. Neyi hallediyor? Gazı atarsan, dayağı, copu vurursan ne oluyor? Öyle mi halledilmiş oluyor. Toplumsal olayların bastırılma yöntemi bir tek o mudur?”

“Bir Başbakan kalkıp Reyhanlı’da 52 Sünni vatandaş öldü derse, yani ölenleri dahi mezhepsel olarak ayırırsa,  bu ülkede Alevi Sünni ayrışması olur” dedi.

Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak Halk TV’de güncel olayları değerlendirdi ve soruları şöyle yanıtladı;

Sunucu: Gündem Özelde birlikteyiz sevgili seyirciler.

Sayın Toprak, Başbakanın yine bu cemevleriyle ilgili söylemleri, Alevi yurttaşların dini ritüellerini yerine getirdiği cemevleriyle ilgili söylemleri de aslında onunla birlikte başladı belki bu tartışmalar. Gerisi de var tabi ama sıcak olarak o söylemlerle birlikte tartışılmaya başlandı ve bu noktaya geldi.

Erdoğan Toprak:  Şimdi tabi diyanetin Alevilerin ibadetlerini özgürce yapması için bence elini taşın altına koymalı. Alevi açılımı yıllardır hep konuşulur ama ikinci plana itildi. Sebep bu sanıyorum. Yani toplum artık kuşkuyla bakmaya başladı. Bu olaylara da dikkat etmek lazım. Hassas bir nokta.

Şimdi bir Başbakan kalkıp Reyhanlı’da 52 tane Sünni vatandaş öldü derse, yani ölenleri dahi mezhepsel ayrıma girerse bu ülkede Alevi Sünni ayrışması olur. Bu toplum sağduyulu. Yani bu toplam gerçekten sağduyulu olduğu için bu çatışmalara yer vermiyor. Ne oldu? Burada yıllarca Alevi çalıştayları yapıldı ve bu meselenin çözülmesi için diyanette, altyapıda destek görmesi ve belli konularda din adamının yetiştirilmesi, cemevlerinin elektriğinin, suyunun devlet tarafından karşılanmasından tutunda birçok alanda Alevi yurttaşlarımızın yüzyıllardır gelen o haklarını ve kendi inançlarını özgürce yaşamasının önü açılacaktı. AKP iktidarı bu konuda girişimde de bulundu. Ve bununda altında kaldı.

Yani bakın, Ermeni girişiminde olduğu gibi, Kürt konusunda olduğu gibi. Yani her konuda nereye el attılarsa bir sonuç çıkmadı. Şimdi ben aslında Alevi ve Sünnilerimizin kendi ibadetlerini böyle bir alanda hem camide, hem cemevinde yapılmasını gerçekten takdirle karşılıyorum. Bu olması gereken bir şey. Orada vatandaşlarımızın tepki duyduğu başka bir alan var. Yoksa orada ben neden cemevi, caminin yanında dendiğini sanmıyorum. Ama burada birazda hoşgörüyle gitmesi lazım. Sayın hocam çok güzel bir noktaya değindi. Dedi ki, oradaki emniyet mensuplarının çok dikkatli olması lazım. Yani benim polisim bastırdı halletti. Neyi hallediyor? Yani gazı atarsan, dayağı, copu vurursan ne oluyor? Yani öyle mi halledilmiş oluyor. Nedir yani bu toplumsal olayların bastırılma yöntemi bir tek o mudur? Orada emniyet güçlerimizin çok dikkatli olması lazım. Orada insanlar dini hassasiyetleri önde olan insanlar. Onlar terörist değil. Onlar suç odağı değil. Bunlar kendi inançlarıyla ilgili hassasiyetlerini orada insani tepki olarak dile getiriyorlar. Polis güçlerinin burada çok dikkatli olması lazım. Biz alışmalıyız cemevi ve caminin aynı alanda hoşgörüyle herkesin kendi ibadetini yapması konusuna alışmalıyız. Bu güzel bir örnek. Şekil belki farklı olabilirdi. Ama bunun önünü açıp çoğaltmalıyız. Ama burada en büyük görev hükümete düşüyor. İnsanların dini inançlarıyla oynamamalı, oyalamamalı. Oyalayıp hayal kırıklığı yaşatmamalı. Hayal kırıklığı yaşattığınız zaman bu toplumun veya toplumun belli bir kesiminin hükümete, devlete olan bağı azalıyor, güveni azalıyor. Hassas nokta bu bence.

Tuzluçayır’da umut ediyorum ki çok daha sıkıntılı sonuçlar olmaz. Burada da en büyük görev emniyet güçlerimize düşüyor. Onlara sizin aracılığınızla şunu söylemek isterim. Lütfen oradaki insanların hassasiyetine saygı duysunlar.

Sunucu: Şöyle soralım mı size de. Gezide de benzer olaylar yaşandı dedik. Hükümet ve tabi diğer siyasi partilerde bundan bir ders çıkardı mı diye biz burada işte gezi olaylarının başlamasından buyana ağırladığımız konuklara hem siyasi, hem sivil konuklara bunları sorduk. Size de sormuştuk CHP olarak. Eğer çıkardıysa Ankara’da bu yaşananlar ODTÜ’de ya da bugün Tuzluçayır’da ne anlam ifade ediyor?

Erdoğan Toprak:  Şimdi orada Türkiye’nin tepesinde Sayın Cumhurbaşkanı var. Bir proje gelmişti belediye onayından da geçmişti. Orada toplum karşı çıkınca orada yaşayanlar Cumhurbaşkanı dedi ki biz mesajı aldık. Ve Büyükşehir Belediye Başkanı da evet biz mesajı aldık bir durağın yeri dahi değişse halka soracağız. Yani sonuçta eğer o hizmet halk içinse halk o hizmeti istemiyorsa bunu yapmaya gerek yok demek ki. Şimdi burada 1982’de böyle bir taslak çalışması var. Bir onayda var. Ama şuanda gelinen noktada oradaki yaşayan vatandaş diyor ki ben bunu istemiyorum. Veya sen devlet olarak farklı bir şey yap. Oradan tüpgeçit yap, alttan geç git. Yani oradaki ağaçlar söküldüğü zaman binlerce ağaç o ağacı başka yere diktiğiniz zaman o ağaç tutmuyor.

İki; öyle bir yerde bir eğitim kurumunun ortasından böyle bir yolun geçmesini istemiyorlar. Şimdi belediye böyle bir plan yaptı diye belediyenin yaptığı planlar yani şey değil ki değiştirilebilir. İkinci bir plan yapabilir. İstanbul’da gezi parkında nasıl o mesajı Sayın Başbakan Yardımcısı, Cumhurbaşkanı, Büyükşehir Belediye Başkanı aldıysa burada da Sayın Gökçek almalı. Ama benim burada gördüğüm başka bir şey var. Sayın Gökçek bir sonraki dönem aday olmak için bu gerginliği bilerek yaratıyor. Ve Başbakanın gözüne girmeye çalışıyor. Bak Kadir Topbaş yapamadı geri adım attı, ben yapıyorum. Bakın böyle bir şey var. Yoksa seçime giderken bir belediye başkanı halkıyla bu kadar restleşmez. Burada bir hinlik var. Melih Gökçek’in hinliği tekrar burada devreye giriyor. Ben halka rağmen bak görüyor musun onlar şu görüşten seni orada diğer belediye başkanın seni yem etti. Bak ben burada yapmayacağım demek istiyor. Bu tehlikeli bir oyundur. Bu siyasetçinin yapacağı en çirkin bir oyundur. Ve burada bilek güreşi, kendisini İstanbul Belediye Başkanıyla bilek güreşine ve bir sonraki dönemde Tayyip Erdoğan’ın gözüne girerek adaylığını garanti etmeye çalışıyor. Yoksa eğer burada kalkıp bu hizmet halk içinse, oradaki 100. yıl mahallesi sakinleri bunu istemiyorsa niye yapıyorsun o zaman?

Kaldı ki bir başka bir şey daha var. Eskişehir yolundaki yoğunluğu kim verdi? O kadar büyük rantı kim yarattı? Sayın Melih Gökçek. Yani burada birçok iş içinde işler var. Ama burada sağduyuyla hareket etmek lazım. Gezide bu toplum tepkisini gösterdi ve Sayın Utku Çakırözer’in söylediği gibi orada 5 tane canımız yandı. 11 kişi gözünü kaybetti. 60 kişi ağır yaralandı. Binlerce insan biber gazından kim bilir başına neler gelecek. Onun için burada buna dikkat etmemiz lazım. Bu süreç birleşme dönemidir ayrışma dönemi değil. Toplumda sevgiyi hakim kılmalıyız. Sevgi dilini kullanmalıyız.

Bakın, bize dünkü Arjantin’deki o oylama neyi gösterdi biliyor musunuz? Siz savaş dilini, sevgisizlik dilini kullandığınız müddetçe uluslararası organizasyonlarda biz size yer veremeyiz dediler. Bakın, Japonya’daki nükleer gaz sızıntısını olimpiyat komitesi göze aldı Türkiye’nin o sevgisizliğini göze alamadı.

Erdoğan Toprak: Yani ben Başbakanı anlayamıyorum. G20 Zirvesinde savaşı isteyen tek Genel Başkan. Böyle bir şey olabilir mi? Tek Müslüman ülkesi ve savaşı isteyen tek ülkeyiz. Bunu İngiltere Başbakanı da beyan etti.

Şimdi Biz Suriye’ye girmeye girdik de Suriye’den nasıl çıkacağımızı aslında kestiremiyoruz. O bataklığa girdik. Şimdi Suriye’de kimyasal silah deniyor. Evet, kimyasal silah kullandı ama kimin kullandığı belli değil. Ama ben 3 ay geriye gidip Mayıs ayına baktığımda da Adana’da sarin gazıyla yakalanan 12 kişi var. Bakın bu çok ciddi bir iddia. 12 kişi sarin gazıyla Adana’da yakalandı. Ne oldu o 12 kişi? Deseler ki, ya bu sarin gazının bir tarafı ta Adana’ya uzanıyor dense biz ne yapacağız? Yani Türkiye olarak nasıl bir zor durumda kalkacağız.

Biz meselenin ilk başından beri şunu söyledik. Uluslararası bir konferansta tüm taraflar toplansın, bu konuyu tartışalım. Bunu Sayın Kılıçdaroğlu söyledi ve dünya kamuoyu aylar sonra neredeyse yıl sonra buraya geldi. Yani CHP olarak biz bunu 1 yıl önce dile getirdik. Dedik ki, tüm tarafları toplayalım bu meseleyi uluslararası konferansta masaya yatıralım ve bu konuyu çözelim.

Çünkü bu bölgede çok acı tecrübemiz var. Çünkü Suriye’de olan her olay Türkiye’yi etkiler. Ekonomik olarak etkiler, siyasi olarak etkiler, istikrar olarak etkiler. Şimdi Irak’ta büyük bir katliam oldu aslında. 1,5 milyon insan öldü. 1,5 milyon insanın üzüntüsü bizim canımızı yakmadı mı? Irak’taki istikrarsızlık bize yansımadı mı? Yani nasıl bir anlayıştır ki, G20’de bir tek Müslüman ülke var, Türkiye ve Türkiye Müslüman kanı dökmek için orayı savaş alanına çevirmeye çalışıyor.

Amerika ne diyor? Benim askerimin postalı o toprağa değmeyecek. Bunu ne zaman söyledi biliyor musunuz? Biz belki bunu G20 zirvesinden sonra duyduk. Hayır. Amerika senatosu bunu aylar önce senatodan karar olarak çıkarttı. Yani hafızalarımızı tazelediğimizde biz bunu Irak’taki gibi olmayacak dedi. Şimdi Amerika bunu yapmayacak. Peki, hava harekatı olduğu zaman kara harekatı peşine gelmezse orada yeni bir yapının dizayn etmesi mümkün mü? Değil.

Peki, ne yapacak? Esad orada kalacak. Peki, Esad orada kalacaksa hava harekatının anlamı ne? Bir asım sonrası ne? Plan ne? Strateji ne? Muğlak. Türkiye ne diyor? Esad gitmeli. Esad gitmeli de yerine nasıl bir yapı gelmeli? Efendim, özgürlük mücadelesi verilecek. Orada insan hakları gelecek.

Yani nasıl bir ülkedir ki, özgürlük için mücadele veren insan yok, sen gidip Afganistan’dan El Kaide militanı getiriyorsun. Gidiyorsun Çeçenistan’dan militan getiriyorsun. Sen gidiyorsun Kosova’dan militan getiriyor. Bu nasıl bir ülkedir ki, kendi özgürlük mücadelesini yapmıyor, başka ülkelerden teröristler geliyor ve o teröristler orada başkasının özgürlük mücadelesini veriyor. Onlarda oradaki vatandaşı ne yapıyorlar? Kafasını kesiyorlar palayla, sonra ciğerlerini koparıp ciğerlerini yiyorlar. Bu vahşettir.

Böyle mi özgürlük gelecek? Yani Suriye’ye özgürlük bu şekilde mi gelmeli? Bakın Suriye’de insan hakları sorunu vardır. Ben bunu kabul edenlerden bir tanesiyim. Ama oraya insan haklarını getirecek ülke Arabistan ve Katar değil. Peki, Arabistan ve Katar’da çok mu insan hakları var? Yani insan hakları konusunda sicilleri düzgün mü?

Onu geçtim, üç tane ülke var bu işin başını çeken. Türkiye, Arabistan, Katar. Hangisinde insan hakları var? Görüyoruz işte. Gaz sıkılıyor. Az önce Adana milletvekilimiz söyledi, böyle mi biz Suriye’ye insan haklarını getireceğiz? Ne olur? Orada içeriden bir ayaklanma başlar, biz komşu ülkeyiz, bize düşen görev bunu Birleşmiş Milletler nezdine taşırız. Suriye’ye yaptırımlar uygulatırız, ambargolar uygulatırız, orada özgürlüklerin gelmesi için, özgürce seçimlerin yapılması için Esad’ı bir yere doğru sıkıştırırız.

Ama öyle olmuyor. Biz müdahale edelim, silahla girelim, El Kaide militanlarını getirelim, oradaki halka özgürlük getirsin. Şimdi orada bir tarafta Rusya bir tarafta Amerika. Şimdi oradaki bir çatışmada nereye sıçrayacak bu olay? Türkiye’ye. Yani bizim iki gün önce boğazlardan geçen o Rus savaş uçakları ve Rus gemileri dönüp beni vuracaklar. Yani benim boğazımdan sallana sallana gittiler, yarın öbür gün bir olay olduğunda benim hava sahama girip, benim uçaklarımı vuracaklar. Müdahale etme Suriye’ye diye. Böyle bir duruma geldik.

Suriye sıkıntılı bir yere doğru gidiyor. Suriye’nin bir de ekonomik yansıması var. Oradan 500 bin insan gelmiş. Bu 500 bin insan ne yapıyor sizce? Bazıları kamplarda, diğerleri orada burada çalışıyorlar. Ne kadar çalışıyorlar? Karın tokluğuna. Ne oluyor? Benim oradaki vatandaşımın çalışacağı iş imkanını da elinden alıyor. Yani bir de böyle bir boyut var.

Bir başka boyut var; benim Suriye üzerinden hep söylüyorum 11 tane ülkeye ihracatım vardı. Tamamen kapandı. Yani ben 2 milyar kasamdan, 2 milyar dolar harcadım ama dolaylı olarak bana yansıyan belki 15-20 milyar dolarda yansıması var. Türkiye bir bataklığa girdi. Bu bataklıktan nasıl çıkacağını Sayın Başbakanda bilemiyor.

    Salı, 10 Eylül 2013 16:52

Bağlantılı Konular