Kılıçdaroğlu canlı yayında yerel seçimler, adayların belirlenmesi, CHP’de farklı görüşler ve ODTÜ’deki olaylar konusunda soruları yanıtladı

“Geçmişte sosyal demokratlar hep parçalandı. Biz Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyesini bölündüğümüz için kaybettik.”

“ Partiye gelecekler,  eski hastalıkların ortaya çıkardığı bölünme, hizipçilik gibi anlayışla geliyorlarsa, kimse gelmesin. Ama biz geleceğiz, çalışacağız, tek hedefimiz var halka hizmet diyorlarsa hiçbir sorunumuz yok. Kim olursa olsun herkesi kucaklayacağız”

“Siyasette garanti diye bir şey yoktur. Siyaset adamı risk üstlenir bu bir.  İki; siyaset adamı hukuk içinde hareket etmek zorundadır. Siz bir partilisiniz, partisiniz, sizin bir tüzüğünüz var. Tüzüğü kurultay kabul etmiş ben değil. O tüzüğe bende uymak zorundayım”

“İnanç siyaset konusu olmaz. İnancı siyasetin odağına taşıdığınız anda toplumda çatışma kültürünü beslemiş olursunuz”

“Kenti  yöneten kişide kent kültürünün olması lazım. Kaba bir kültürle kent yönetilemez. Kent sadece binalardan ibaret değil. Kent kültürü dediğimiz şey, sinemasıyla, tiyatrosuyla, caddesiyle, parkıyla da bir bütündür.Kentli olmanın bir kuralıda çevreye,  yeşilliğe saygı duymaktır.”

“ODTÜ’de ki olayların türbanla bir ilgisi yokmuş. ODTÜ’de çok sayıda türbanlı öğrenci var. Oraya stant açıyorsanız üniversitenin yurtlarında kalan öğrencileri rencide edecek ifadeler kullanamayacaksınız. Orada fuhuş yapılıyor, merdiven altında çocuk bırakılıyor diye ifadeler asla doğru değil ve oradaki kızlarımıza hakaret. Bunu duyan kızlar büyük tepki gösteriyorlar”

“Eğer sizin yaptığınız çalışmalar, ortaya koyduğunuz program ve projeler halkta kabul görmez, oyunuz düşerse koltuğu bırakmak durumundasınız.”

“Bu seçimlerde kadın belediye başkan adayımız, Belediye meclislerinde kadın üyemiz daha fazla olacak. Çünkü %33 cinsiyet kotası var. Gençler daha fazla olacak %10 gençlik kotası var. Tüzüğümüzü değiştirdik kurultayda ve böyle bir güzellik getirdik”

“CHP’de çok farklı görüşler var. Bu normal, farklı olmazsa yanlış olur zaten, uygarca tartışacağız. Demokrasi böyle gelişecek. Eğer siz tartışmaları yasaklayıp hayır efendim kimse konuşmasın herkes benim gibi düşünsün derseniz, burası parti olmaz ki. O zaman biz bu ülkeye demokrasiyi nasıl getireceğiz? Herkesi bu mücadeleyi yapmak için CHP’nin çatısı altına beklerim. Özellikle gençleri ve kadınları”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu Habertürk Tv’nin 3 saat süren canlı yayınının ilk bölümünde  Ece Üner’in  moderatörlüğünde,  Nilgün Balkaç, Nihal Bengisu Karaca, Belkıs Kılıçkaya, Ayşin Yurdakul ve Pelin Batu’nun sorularını şöyle yanıtladı;

Ece Üner: Efendim iyi akşamlar, “Enine Boyuna”ya hoş geldiniz. Bu Pazar günü saat 20.00 itibariyle alışık olduğunuz gibi İstanbul merkez stüdyodan değil, Ankara’dan CHP Genel Merkezinden sesleniyoruz sizlere. Çok özel ve güzel bir yayın olmasını umut ediyoruz. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizleri kabul etti. Bizleri derken 6 kadın gazeteciyiz burada. Afşin Yurdakul, Pelin Batu, Belkıs Kılıçkaya, Nihal Bengisu Karaca ve Nilgün Balkaç’la beraberiz. Aslında henüz yanıtlanmamış ve kadına dair bütün sorular arasında bir ömür boyunca benimde yanıtlayamadığım tek bir soru der Freud. O da kadınlar ne ister? Burada 6 kadın sorularına yanıt isteyecek. Çok büyük bir yüreklilik gösterdi Sayın Genel Başkan, Sayın Kılıçdaroğlu ki bu sorulara yanıt verecek. Efendim çok teşekkür ederiz bizi burada kabul ettiğiniz için.

Ben ilk soruyu soruyum ve ondan sonra arkadaşlarıma pası atıyım. Bugün Parti Meclisi toplantısı vardı sizi de yordu biliyoruz oradan geliyorsunuz. Siz Sarıgül’e dair çok fazla merak edilen soru var. Sarıgül’le ilgili acaba bu ihraç kararı geri alınır mı, geri döner mi Sarıgül partiye dendi. Parti Meclisini işaret etmiştiniz. Dün de Deniz Baykal’la şahitlik etmek üzere bir uçakta beraberdiniz. Acaba bu iki gün gündeme geldi mi bu konu? Bu konuya dair somut bir şey var mı bize söyleyebileceğiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır bu konu gündeme gelmedi. Gazeteler yazdığı zaman bende büyük bir merakla bakalım neler yazıyorlar gazeteler diye. Parti Meclisimizde gündeme gelmedi. Sayın Baykal’la seyahat ederken de gündeme gelmedi. Ama sürekli medyanın gündeminde. Medyanın gündeminde olmaktan biz rahatsız değiliz doğrusunu isterseniz. Parti Meclisinin bu yönde bir karar verebilmesi için kişinin başvuru yapması gerekiyor.

Ece Üner: Ve Sarıgül’den öyle bir başvuru yok.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bizim tüzüğümüz bunu öngörüyor. Bir başvuru olmadığı için Parti Meclisinde görüşülmedi.

Ece Üner: O da belki sizden böyle bir teklif bekliyor değil mi Nilgün Balkaç?

Nilgün Balkaç: Bence de öyle bir teklif bekliyordur. Çünkü Sarıgül cenahı da şöyle bir şey söylüyor. Biz zaten partiye kayıtlıyız. 4 kez gittik, 4 kez ihraç edildik, 3 kez gittik. Parti Meclisi, partide üyeyiz şuanda. Eğer böyle bir karar çıkarsa yani bir af çıkabilirse tırnak içinde o zaman biz zaten geliriz diyor. Aslında çok ilginç bir şey. Siz o gelecek mi diyorsunuz, o ben gideceğim diyor. Ortada kaldı onun için basında bu kadar çok yazıyor. Gel kardeşim bekliyoruz dediniz ama ne zaman çağıracaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kendisi hazır olduğu zaman başvurusunu yapar. Başvurusunu Parti Meclisine götürürüz. Parti Meclisinde yine tüzüğümüze göre gizli oylama yapılıyor. Kabul edildikten sonrada zaten partimizin üyesi olacak. Yani işin kuralı bu. Bu kural çerçevesinde yapılan her başvuruyu biz saygıyla karşılarız. Daha önce yine benzer şekilde partiden ihraç edilmiş olanlardan partiye kabulü olanlar gerçekleşti. Sayın Celal Doğan örneğin bunlardan birisiydi. Dilekçeyle başvurdu Parti Meclisine aldık, Parti Meclisi gizli oylamayla kabul etti ve şuanda partimizin üyesi.

Nilgün Balkaç: Sayın Genel Başkan o zaman Sarıgül’den adım bekliyorsunuz diye algılıyoruz. Net cevap buydu galiba.

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet.

Nilgün Balkaç: Ama merak edilen bir başka soru daha var. Eğer Sarıgül partinize gelirse, böyle bir adım atarsa partinin başına geçebilir mi sonrasında diye iddialar da var yerel seçimlerin hemen ardından. Siz böyle bir kaygı taşıyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Böyle bir kaygı taşımıyorum.

Ece Üner: Peki şöyle bir kaygı var mı efendim? Bir takım kendisiyle ilgili iddialar ortaya atılabileceği seçime 5 kala başka partiler tarafından ve bununda CHP’yi sıkıntıya sokabileceği. Eğer aday gösterirse Sarıgül’ü böyle dedikodularda dolanıyor. Ne dersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Onları samimi bir iddia olarak görmüyorum. Çünkü eğer bir yanlışı varsa hükümet zaten var görevinin başında. İçişleri Bakanı orada, Başbakan orada soruşturmayı açar gereğini yapar. Ama seçime 5 kala diyelim ki partimize üye oldu ve aday gösterildi, işte dosyaları var diye ortaya çıkarsa bunu biz samimi görmeyiz. Halkın da samimi göreceğini sanmıyorum.

Ece Üner:  Bu konuya dair 2004 örneği var. Sayın Baykal bizzat Şişli Belediye Başkanlığı öncesi gidip ziyaret etmişti. O yüzden Sayın Kılıçdaroğlu eğer gönülden istiyorsa Sayın Sarıgül’ü mutlaka bir ziyarette bulunur, bir desteğini belli eden diyenler var. Onlara ne dersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Sarıgül daha önce yaptığı bir açıklamada ben partiye gelirsem 2500, 3000 kişiyle gelirim demişti. Bende niye 2500, 3000 kişiyle geliyorsunuz 10 bin kişiyle gelin partiye. Dolayısıyla bizim tabanımız ne kadar genişlerse biz o kadar mutlu oluruz. Şunun da altını özenle çiziyim. Geçmişte sosyal demokratlar hep parçalandı. Parçalı bir yapı sergilendi. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bütün sosyal demokratların bir arada olmasını istiyoruz, bir araya gelsinler, güç oluştursunlar. Biz Ankara Büyükşehir Belediyesini ayrıştığımız için kaybettik. İstanbul Büyükşehir Belediyesini bölündüğümüz için kaybettik. Niye bölünüyoruz, niye ayrışıyoruz? Eğer siz sosyal demokrasinin evrensel ilkelerine inanıyorsanız, insanı siyasetin odağına alıyorsanız, onun ihtiyaçlarını karşılamak için ben siyaseten mücadele edeceğim diyorsanız, topluma refahı getireceğim ve o refahı hakça bölüştüreceğim diyorsanız o zaman beraber olmanız lazım. Küçük ayrıntılarda çatışma kültürünü beslemek, ayrıştırmak, parçalanmak sonuçta ülkeye zarar veriyor, partiye de zarar veriyor. Ben Genel Başkan olduktan sonra çok açık bir çağrı yaptım herkese. Gelsinler partiye üye olsunlar. İhraç edilenler olmuş olabilir onlarda gelebilirler, partiye üye olabilirler, biz onları kucaklarız. Tek istediğim bir şey var. O zamanda söyledim, şimdi de söylüyorum. Partiye geleceklerin böyle eski hastaların ortaya çıkardığı böyle bölünme, hizipçilik, bu anlayışla geliyorlarsa kimse gelmesin. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisine geleceğiz, burada çalışacağız, tek hedefimiz var halka hizmet etmek. Eğer bunu yapıyorlarsa hiçbir sorunumuz yok. Kim olursa olsun herkesi kucaklayacağız.

Bu bizim temel amacımız olmak zorunda. Eski hastalıklardan partinin arınması geriyor. Bunun içinde mücadele ediyorum. Benim bazen çok fazla demokrat olduğumu ve bununda doğru olmadığını söyleyenler de var. Ben hala demokrasiyi bu partiye, arkasından ülkemize getirmek için elbette mücadele edeceğiz. Mücadele de etmek zorundayım. Ben bunu çok iyi biliyorum. Ama demokrasinin yolu nedir? Farklı düşünceler olsa dahi birbirimize saygıyla yaklaşmak, saygıdan uzaklaşmamak, bir arada olmak, uygarca tartışmak, yetkili organlar karar aldıktan sonrada herkesin o kararının arkasında durmasını sağlamak. Benim istediğim bu. Bunu zaman zaman medya farklı algılıyor vay efendim işte CHP’de çok farklı görüşler var. Farklı olmazsa yanlış olur zaten. Farklı görüşler olacak, biz tartışacağız, uygarca tartışacağız. Demokrasi böyle gelişecek. Eğer siz tartışmaları yasaklayıp hayır efendim kimse konuşmasın herkes benim gibi düşünsün. O zaman burası parti olmaz ki. O zaman biz bu ülkeye demokrasiyi nasıl getireceğiz? Onun için mücadelemiz tarihsel kökleri olan ama geleceğe uzanan bir mücadele. Herkesi bu mücadeleyi yapmak için Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altına beklerim. Özellikle gençleri ve kadınları.

Pelin Batu: Sayın Kılıçdaroğlu tam da Sarıgül meselesini kapatmadan bir şey sormak istiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam bu yolsuzluk dosyaları falan zaten gündeme gelmişti Ece’nin de söylediği gibi. Halkın sanki beceri ve dürüstlük arasında bir seçim yapmak durumunda kalınca daha önceki belediye başkanlarından da örnek verebilecek olursak beceriyi seçiyor gibi bir durum sözkonusu. Ama sizin imajınız hep böyle bir dürüstlük, doğruluk, mütevazilik üzerine kurulmuş gibi gözüküyor. Sizce bu çatışmıyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu: Beceri ve dürüstlük çatışmaz. Beceriden ne anlayacağımız çok önemli.

Pelin Batu: Memurum işini bilir babında.

Kemal Kılıçdaroğlu: Becerili olmak işini bilir, malı götürür anlamındaysa o bende yok.

Pelin Batu: Sizde olmadığı kesinde…

Kemal Kılıçdaroğlu: Ama becerili olmak toplanan her kuruşu halk için harcamaksa o beceri bende var. İkisi birbirinden farklı. Şu algıyı kabul etmiyorum veya şu anlayışı kabul etmiyorum. Ya adam malı götürüyor ama yani yolsuzluk yapıyor ama işte yapıyor. Biz işte yapsın ama yolsuzlukta yapmasın. İstediğimizde bu. O nedenle beceriyi farklı şekilde algılarsak veya düşünürsek veya öyle öğretirsek bana göre topluma ihanet etmiş oluruz. Biz topluma çok düzgün bir çizgi çizmek zorundayız. Yani çizgiyi göstermek zorundayız. Size çok güzel bir örnek vermek isterim. Japonya olimpiyatları aldı oradan bir örnek vermek isterim. Japonya’da bir belediye başkanı 4 saat sular kesildi diye istifa etti. Çünkü o suyun akmasından belediye başkanı olarak ben sorumluyum diyor. Ankara’da bırakın 4 saati, bırakın 4 günü, 15 gün sular akmadı hiç kimsede istifa etmedi. Şimdi ahlaki olarak hangisi doğru? Japonya’daki mi doğru, Ankara’daki mi doğru?

Ece Üner: Efendim Nihal Bengisu Karaca’ya geleceğim ama hemen arada bir soru soruyum. Şimdi hem sosyal demokratların bir araya gelmesini özellikle söylüyor Sayın Başkan ama hem de altını çize çize Sarıgül’ü davet etmiyor. Halbuki Büyükerşin’i istediği zaman gidip özellikle ikna etmişti diyorlar. Acaba orada işte beceri ve dürüstlük arasındaki seçiminiz mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sarıgül’ü nasıl davet edeyim? 2500 kişiyle geleceğim dedi ben 10 bin kişiyle gel diyorum. Bu davet değil mi? 10 bin yetmiyorsa 15 bin kişiyle gelsin, 20 bin kişiyle gelsin.

Nilgün Balkaç: Peki davet için başka ne bekliyor efendim? Bir türlü iki tarafta adım atmıyor. Davet için başka bir şey mi bekleniyor?

Nihal Bengisu Karaca: Açıkçası garantimi bekliyor?

Nilgün Balkaç: Evet garanti mi bekleniyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Ne garantisi?

Nihal Bengisu Karaca: İşte bu kapsamı nedir bizim size sorduğumuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bakın, siyasette garanti diye bir şey yoktur. Siyaset adamı risk üstlenir. Eğer siz risk üstlenmiyorsanız, siyasetin gereğini yerine getirmiyorsanız doğru değil. İki; siyaset adamı hukuk içinde hareket etmek zorundadır. Nedir hukuk içinde hareket etmenin yolu? Siz bir partisiniz, sizin bir tüzüğünüz var. Tüzüğü kurultay kabul etmiş ben değil. O tüzüğe bende uymak zorundayım Genel Başkan olarak, partinin üyeleri, sokaktaki üyesi de uymak zorundadır. O kurallara aykırı hareket ettiğim zaman bende eleştiri alırım, özelliklede partililer, özellikle Cumhuriyet Halk Partililer sen nasıl tüzüğe uymazsın diye doğrusunu isterseniz en sert eleştirileri ben kendi tabanımdan alırım. O halde hepimiz gereğini yapacağız hukukun. Sayın Sarıgül’de gelmek isterse partimize başvuracaktır, gelecektir, Parti Meclisinde görüşülecektir, gizli oylaması yapılacaktır. Sarıgül partimizin üyesi olacaktır. Dolayısıyla bir sorunda kalmayacaktır.

Nihal Bengisu Karaca: Aslında yerel seçimler konusuna girmiş olduk. Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye gelip gelmeyeceği konusunda bu kadar çok konuşulması aslında önümüzdeki yerel seçimlerin özellikle İstanbul gibi büyük iller çapında oldukça çekişmeli geçeceği, rekabetin çok zorlu olacağı gerçeğinden kaynaklanıyor. Yani bu yerel seçimler konusunda CHP’nin ve MHP’nin özellikle bazı belediyelerde ittifak yapacağı iddia edildi. Var mı böyle çeşitli ittifak arayışlarınız mesela MHP’yle hatta cemaatle ittifak yapacak CHP gibi şeylerde konuşuldu. Nasıl cevap verirsiniz?

Ece Üner: Hatta yapıyor dendi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Az önce Sayın Sarıgül’le ilgili soruyu yanıtlarken dedim gazeteler yazıyor bizde oradan okuyup öğreniyoruz diye.

Nihal Bengisu Karaca: Hiç gerçeklik payı yok mu diye soruyum o zaman?

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Yani gerçeklik payı gerçekten yok. Her siyasal parti kendi adaylarıyla seçime gider. Tabi taban, kitle ne der ona bizim söyleyeceğimiz bir şey yok. Bizim adayımızda vardır, MHP’nin adayı var, AKP’nin adayı var, BDP’nin adayı var. Dolayısıyla adaylar kendi aralarında yarışacaklardır demokrasinin gereği olarak. Biz seçmen kitlesinin tümünü kavramak ve tümünden oy talep ederek yola çıkıyoruz zaten. Sadece CHP değil diğer partilerde öyle yapıyorlar. Öyle olunca da ittifak yapalım, ben adayımı çekiyim, sizin adayınızı biz destekleyelim diye bir düşünce şuanda bizde yok. Böyle bir düşüncemizde yok. Diğer siyasal partilerde de olacağını sanmıyorum. Ama biz isteriz ki her siyasal partiye geçmişte oy vermiş, diyelim AKP’ye, MHP’ye, BDP’ye oy vermiş yurttaşlar Cumhuriyet Halk Partisine bu seçimlerde yerel seçimlerde oy versinler.

Nedeni de şu; İstanbul, Ankara gerçekten de iki kent hak ettiği büyümeyi ve gelişmeyi sağlayamadı. Bu iki kente sosyal demokratların imza atması gerekiyor. Bakın Eskişehir’e…

Ece Üner: O zaman Ankara’da Büyükerşen iddiaları doğru mu efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Onu da gazetelerden okuyorum ama öyle bir şey yok. Gazetelerin haberlerini de tabi mutlaka dayandıkları belli kaynaklar vardır. Yani tümüyle masa başında yazılmış haberler olarak yorumlamıyorum. Birilerine dayanıyordur ve belli çevrelerin görüşü olarak gündeme getiriliyordur ama bizim gündemimizde şimdilik yok.

Pelin Batu: Kadın aday, mesela belediye başkanları Aydın vardı. Ben daha çok kadın görmek istiyorum. Öyle bir pozitif ayrımcılık yapacak mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Kesinlikle yapacağız. Bu sefer kadın belediye başkan adayımız daha fazla olacak. Belediye meclislerinde kadın üyemiz daha fazla olacak. Çünkü %33 cinsiyet kotası var. Gençler daha fazla olacak %10 gençlik kotası var. Son tüzüğümüzü değiştirdik kurultayda ve böyle bir güzellik getirdik.

Nilgün Balkaç: Sayın Genel Başkan peki bu noktada merak edilen bir başka konu daha var. Yerel seçimler ya da genel seçimlerde başörtülü aday gösterecek misiniz? Ya da siz göstermediniz ama partinizin saflarında bir başörtülü yerel seçimde belediyede ya da milletvekilinde aday olmak isteyen bir kişi oldu tavrınız ne olacak? Az önce açılım, ayrışmaları vurgulamıştınız bende onun üzerine vurgulamak istedim.

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi bakınız, herkes giyiminde, kuşamında özgürdür. Onu inancı nedeniyle takıyorsa ona da saygı duyuyoruz. Bu konuda hiçbir tereddüdümüz yok. Ama bir şeyi ben özellikle anlamakta zorluk çekiyorum. Başörtüsünün siyasetin gündemine getirilmesini asla doğru bulmuyorum ve kabul etmiyorum. İstediği gibi giyinebilir bir sorun yok.

Bakınız, İstanbul’da merdiven altı atölyelerde isterseniz beraber gidebiliriz herhangi bir yere. Ben onlarcasına, yüzlercesine gittim. Binlerce kadın, başörtülü kadın çalışıyor. %90’ı sigortasız. Şuana kadar gündeme geldi mi? Gelmedi. O kadınların sorunuyla kim ilgileniyor? Ben ilgileniyorum. Ben ayrım yapıyor muyum sen başörtülüsün, sen başörtüsü takmadın diye. Hayır. İnsan olarak çalışıyor, alın teriyle kazanıyor ama kaçak çalıştırılıyor. Ben onun mücadelesini veriyorum. Yine benim inandığım bir şey daha var. Onu da çok rahatlıkla söyleyeyim. En büyük günahın bize kul hakkı yemek olduğunu öğretmişlerdi. En büyük günahın.

Şimdi bakınız, Ankara’yı görüyorsunuz, biliyorsunuz. Bir demir kafes vardı. Kimin parasıyla yapıldı? Bizim paralarımızla yapıldı. Milyonlarca lira para harcandı. Tüyü bitmemiş yetimin parası var orada. Ne oldu? O vergiyi ödeyenleri alırken, vergiyi alırken biz türbanlı türbansız diye ayırdık mı? Hayır. Ne oldu o demir kafes? Şimdi yıkıldı. Kimin parasıyla yıkılıyor? Bizim paramızla yıkılıyor. Onun hesabı soruluyor mu? Onun hesabı sorulmuyor. Peki günahsa Allah aşkına günahsa, türbanlı türbansız ayrımı yapıyoruz. Ayrımı yapacaksak orada ayrım yapmamız lazım.

Nilgün Balkaç: Sayın Kılıçdaroğlu anayasa ve diğer başlıklar arasında tartışılan bir konu olduğu için size sordum ve partinizin görüşünü merak ettiğim için sordum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Bakın şunu söyleyeyim. Kılık kıyafet konusu anayasa konusu değildir. Bana bir ülke gösterin kılık kıyafet konusu anayasa konusu olmuş. Yok öyle bir şey.

Nilgün Balkaç: İç tüzük konusu diyelim o zaman.

Kemal Kılıçdaroğlu: İç tüzükte de bir sorunumuz yok.

Nilgün Balkaç: O zaman engel mi sizce sizin partinizde böyle bir…

Kemal Kılıçdaroğlu: Bakın ben size şunu söyleyeyim. Bu konunun siyasetin gündemine getirilmesi yanlış zaten. Siyasetin bunu yıllar yılı tartışması yanlış zaten. Üniversitelerde sordular bana eğitim hakkını. Herkes gidebilir, okuyabilir dedim. Çocuklarımız okuyorlar mı şimdi? Okuyorlar. Bir sorun var mı? Bir sorun yok.

Onun için şunu özenle belirtmek isterim ve altını çizmek isterim. Siyasetin konusu farklıdır. İnanç siyaset konusu olmaz. İnancı siyasetin odağına taşıdığınız anda toplumda çatışma kültürünü beslemiş olursunuz.

Belkıs Kılıçkaya: Şöyle sorabilir miyiz? Neticede inanç ama bir dini sembol ve tarifinde nereye kadar girebileceğini siyasi mekanizma belirliyor. Bu açıdan baktığınızda Cumhuriyet Halk Partisi mesela bu dini sembolün mecliste görülmesini onaylıyor mu, yoksa muhalif mi?

Kemal Kılıçdaroğlu: Şimdi şunu çok net ifade edeyim. Türkiye yıllar yılı çok boş bir tartışmanın içine sürüklendi türban konusunda. Biz özgürlüğü savunuyoruz. Özgürlüğü hangi anlamda savunuyoruz ve demokrasiyi hangi anlamda savunuyoruz onu da söyleyeyim. Evrensel batı kulübünde, yani batıda, yani bizim üye olduğumuz toplulukta hangi tür özgürlük varsa, hangi tür demokrasi varsa hepsinin altına imzamızı atıyoruz. Evrensel kurallardan yola çıkıyoruz. Demokrasiyse, eşitlikse, özgürlükse bunu savunuyoruz. İşin özü budur.

Belkıs Kılıçkaya:  Bunu evrensel kurallara nispetle bakınca bahsi geçen ülkeleri nerede görüyorsunuz?

Nihal Bengisu Karaca: Yani biraz daha daraltabilir miyiz, netleştirebilir miyiz mesela bu konuyu. Benim öğrenmek istediğim aslında burada konusu gelmişken sormakta fayda var. Daha net ve açık olarak o gün mecliste 28 Şubat sonrasında biliyorsunuz Fazilet Partisinden Merve Kavakçı meclise girmişti ve o gün kendisine bence demokrasiye göre de, insan haklarına göre de hiç uygun olmayan bir protesto gerçekleşti ve dışarı dışarı tempolarıyla bu kadın dışarı atıldı. Siz o gün mecliste olsaydınız ve yetkin bir pozisyonda olsaydınız Ecevit’in yaptığını yapar mıydınız? Yani bu hanıma haddinin bildirilmesi gerekir mi derdiniz? Yoksa milletin seçtiği bu vekilin elbette mecliste bir yeri vardır. Ben kadınların başlarını örtmesine inanmasam bile bu kadının milletin temsilcisi olarak bu mecliste yeri vardır şeklinde bir tutum mu alırdınız?

Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim milletin oyuna ve seçtiği kişilere saygı göstermek her siyasal partinin görevidir. Yeter ki seçimler demokratik, özgür bir süreç içinde gerçekleşmiş olsun. Bizim savunduğumuz görüş bu.

Ece Üner: Efendim ODTÜ olaylarıyla ilgili ne düşündüğünüz merak ediliyor. Pelin Batu daha detaylı soracaktır ama.

Pelin Batu: Özellikle çevre meselesinden girmek istiyorum. Çünkü benim serzenişim şu; daha önceki seçim kitapçıklarınıza bakınca CHP çevreci bir partidir, CHP çevre dostudur diyor. Hemen altında biz ulusal kömürü destekliyoruz gibi bir mesela ibare yer alıyor. Şimdi ODTÜ tabi ki sadece ağaç meselesi değil ama önce ODTÜ’ye o protestolardan başlayalım ve belki geziye de getirebiliriz diye düşünüyorum. Çünkü ben CHP’den hayal ettiğim daha somut, özellikle çevreyle ilgili belli adımlar. ODTÜ’yü çevre meselesine bağlayarak cevap verebilirseniz çok memnun olurum.

Kemal Kılıçdaroğlu: Çevre konusu zaten 20.yüzyılın sonlarında bütün dünyanın gündemine gelen bir konu. Savaşlardan sonra çevrenin çok kirlendiğini, nükleer atıklarla pek çok insanın zehirlendiğini, doğanın kaybedildiğini biliyoruz. Bizde Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız var ve onu da Sayın Şafak Pavey üstlenmiş durumda. Çevreye saygılı olmak durumundayız. Çevreye saygı aynı zamanda insana saygının da bir parçası oluyor. Bütün canlılara saygının bir parçası oluyor. ODTÜ’de öğrencilerin direnmelerine bizim bu çerçevede, bu bağlamda saygı göstermemiz lazım. Eğer siz oraya yol yapacaksanız 100 milyon lira fazla verirsiniz tüpgeçit yaparsınız. Yani alttan geçer yol o ağaçlar korunmuş olur. Bir sorunda çıkmaz. Yani bir ağacı korumak için o para harcanabilir mi? Harcanabilir niye harcanmasın? Kaldı ki, bir kentin ortasından otoban geçmez. Ankara’ya bakın eskiden Kızılay’dan Çankaya’ya çıkan bir yolumuz vardı, iki tarafında ağaçlar vardı, insanlar o yolda yürürdü. Şimdi bakın o yola yürüyen adam göremezsiniz, arabalar geçiyor. Kent dediğimiz olay aynı zamanda estetikle beraber düşünülmek zorundadır. Kentin bir estetiği, kentin kir kimliği olmak durumundadır. Bu bazen ağaçlarla olur, bazen ağaçların türleriyle olur, bazen o kentlerdeki binalarla olur, bazen o kentlerdeki çatılarla olur, bazen o kentteki binaların boyalarıyla olur. Bir estetik güzellik verirsiniz. Bunu yapmak içinde kenti yöneten kişide kent kültürünün olması lazım. Kaba bir kültürle siz kenti yönetemezsiniz. Kent sadece binalardan da ibaret değil. Kent kültürü dediğimiz bir şey var. Sinemasıyla, tiyatrosuyla, caddesiyle, parkıyla. Bunlarında olması gerekiyor. Eğer siz bunları yapmazsanız kent kültürünü yaşatamazsınız, kentli olamazsınız. Kentli olmak farklı bir şeydir. Kentli olmanın bir kuralıda çevreye saygı duymaktır, bir yeşilliğe saygı duymaktır.

Gezi parkı olaylarında unutmadığım bir olay var. Gerçekten televizyonlarda izlerken çok duygulandım. 76 yaşında bir kadın, orada çadır kuran gençlerin yanına gelmiş ve onlara destek veriyor. Başı örtülü bildiğimiz nine tipi. Evladım diyor aman bu parka sahip çıkın çünkü nefes aldığım tek yer bu park diyor. Şimdi düşünebiliyor musunuz siz ağacı yok ederek kente sahip çıktığınızı sanıyorsunuz. Hayır. Ağacı sökeceğiz de başka yere dikeceğiz. Bu inandırıcı değil. Çünkü o sökülen ağaçların kuruduğunu hepimiz biliyoruz.

Ece Üner: Efendim ODTÜ olaylarını benim hatırlatmamın sebebi aslında başörtüsünden bir geçiş yapmaktı. Çünkü olayların iki ayağı var. Biri çevre meselesi evet. Bir tanesi de başörtülü öğrencilere yönelik olaylar. Birde başörtüsü siyasetin gündemine gelmemeli, bunu doğru bulmuyorum diyorsunuz. 30 Ağustos resepsiyonuna neden katılmadınız efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sondan başlayım. 30 Ağustos resepsiyonuna katılmamın başörtüsüyle bir ilgisi yok. Genelde ilke olarak resepsiyonlara katılmıyorum yani işin kuralı bu. Yani eğer başörtüsü olduğu için katılmıyorum diye bir düşünceyse ben Sayın Cemil Çiçek mecliste bir resepsiyon vermişti eşi de vardı, eşi de başörtülüydü gittim. Kaldı ki, stadyumda hanımefendiyle karşılaştık ve tokalaştık. Başörtülüydü Sayın Cumhurbaşkanının eşi. Dediğim gibi bunlar siyasetin gündemini meşgul ediyor ve gerçekten doğru değil. Bunları Türkiye’nin aşması gerekiyor, hepimizin aşması gerekiyor. ODTÜ’de türbanlı öğrencilere tepki gösterildi diye bana ilk ulaşan bilgi gazetelerden, internet sitelerinden öğrendiğim oydu ve eğitim hakkının engellenmemesi gerektiğini söyledim. Ama bugün milletvekili arkadaşlarıma talimat verdim olayı bir öğrenin nedir bu olayın içeriği diye. Nitekim gazetelerde yazdılar türbanla bir ilgisi yokmuş. ODTÜ’de zaten çok sayıda türbanlı öğrenci var. Ben grup başkanvekiliyken de birkaç kez konferansa gitmiştim vardı öğrenciler. Yani hiç kimse sen niye türban taktın, sen niye takmadın diye bir çatışma da yoktu orada. Sonra orada yurt konusunda bir tartışmanın olduğu ifade edildi. Onun da içeriğini çok ayrıntılarıyla bilmemekle beraber…

Nihal Bengisu Karaca: Cemaate örgütlenme imkanı sunmuyoruz diyor öğrenciler. O iki başörtülü öğrenciyi dışarı çıkarmak isteyen öğrenciler…

Kemal Kılıçdaroğlu: Onlarda öğrenci değilmiş galiba.

Nihal Bengisu Karaca: Biz burada cemaate örgütlenme özgürlüğü sunmuyoruz diyor. İfadesi bu.

Kemal Kılıçdaroğlu: Onlarda öğrenci değilmiş zaten. Yani orada stant açmak isteyenler, gelen başörtülüler öğrenci değilmiş. Öyle bir bize ulaşan bilgi.

Nihal Bengisu Karaca: Bu gerekçeyi doğru buluyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu:  Efendim?

Nihal Bengisu Karaca: Hani gerekçe türban değil dediniz ya protesto eden öğrencilerin gerekçesi buymuş. Cemaat burada öğrencileri kendi yurtlarına götürüyor biz buna izin vermeyeceğiz gibi bir gerekçeleri bakın. Peki bu gerekçe doğru bir gerekçe mi?

Kemal Kılıçdaroğlu:  Orada olması gerekende şu: Bir; oraya stant açıyorsanız üniversitenin yurtlarında kalan öğrencileri rencide edecek ifadeler kullanamayacaksınız. Orada fuhuş yapılıyor, merdiven altında çocuk bırakılıyor diye ifadeler asla doğru değil ve oradaki kızlarımıza hakaret. Bunu duyan kızlar büyük tepki gösteriyorlar.

İki; üniversitenin yurdu varken siz öğrencileri kendi yurdunuza almak istiyorsanız o zaman bütün yurtlar için stant açacaksınız. Bütün Ankara’da kaç yurt var kız öğrenci yurdu? 20 tane. 20 tane öğrenci yurduna stant açacaksınız, diyeceksiniz ki buyurun gelin isteyen oraya gitsin. Ama A yurduna açıp, B yurduna açmazsanız o da doğru değil. Ona yurt açıp açmama yani stant açıp açmamaya da üniversite yönetimi karar verir. Yani biz karar vermeyiz ona.

Ama benim özenle altını çizdiğim nokta şu: Bir; kılık kıyafet dolayısıyla eğitim hakkı engellenmemeli. Burada bir sorunumuz yok.

İki; benim düşüncem, idealim, hedefim insan olarak da, keşke bütün üniversitelerimizin öğrenci yurtları çağdaş anlamda tek kişilik veya iki kişilik olabilse, geniş internet ulaşımını sağlayan geniş bantta internet erişimi olabilse, sıcak suyu, soğuk suyu olabilse. Dolayısıyla üniversite atmosferini hep beraber öğrenciler bir arada yaşayabilseler. En büyük arzum bu.

Unutulmaması gereken bir gerçek var onun da altını özenle çizeyim. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin bugüne kadar beceremedikleri ve yapamadıkları bir olay var. Üniversite öğrenci yurdu sorununu çözemediler. Niçin? 6 ayda çözülmesi gereken bir sorun. Bakın 6 ayda. Bugün TOKİ’ye verin görev deyin ki bütün üniversitelere bir kişilik odalar, iki kişilik odalar, sıcak suyu, soğuk suyu olacak, altında kantini, lokantası olacak gayet güzel, modern, rahatlıkla huzur içinde gidip yatıp kalabileceği, yan tarafta çalışabileceği masası, sandalyesi olan yurtlar yapın deseler 6 ayda Türkiye bunu yapabilecek güce sahiptir. Benim sormak istediğim soru şu; 6 ayda çözülmesi gereken bir sorun 50 – 60 yıldır hangi gerekçeyle çözülmüyor? Biz bunu niye beceremiyoruz?

Ece Üner: Tekrar biz buradan yerel seçimlere döneceğiz hedeflere ama bu arada çok soru var Nilgün Balkaç. Yerel seçimlere dönmeden evvel ki ilgili. Sarıgül meselesini kapatıyorsunuz ama şu soruya da cevap istiyoruz diyorlar. Sayın Başkan ısrarla şunu söylüyor. Hukuki yolları var, önce başvuru yapılmalı, pazarlık konusu yapılmamalı gibi ve karar versin kelimeniz dikkatini çekmiş izleyenlerin. Daha evvel biliyorsunuz bir takım dedikodular vardı AKP’den de İstanbul adayı olabilir diye. Acaba siz Sarıgül’ü kararsız mı buluyorsunuz? Birazcık da bu referanslar ondan mı? Böyle bir ihtimal olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Sayın Sarıgül’ün kararı var mı, yok mu onu ben nereden bileyim? Yani onu benim bilme şansım yok.

Ece Üner: Ama karar versin diyorsunuz ısrarla o yüzden.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kendisini ben sosyal demokratım, halktan yanayım, halk için çalışıyorum, halk için mücadele edeceğim diyorsa onun adresi Cumhuriyet Halk Partisidir o zaman. Bu kadar açık.

Nilgün Balkaç: Efendim bugün Parti Meclisi toplantısında Oğuz Kaan Salıcı’nın sözlerinin değerlendirildiği bilgisi basına yansıdı. Yine basın burada tırnak içinde. Aday belirleme komisyonuna ithafen kaparocılar demiş. Sizce bunu neden kullanmıştır ve İstanbul’da dahil olmak üzere belli yerlerde Genel Merkezin bir yoklama yapacağını, Genel Merkezden de isimlerin o bölgeye gideceği belirtiliyor. Böyle bir şey gerçekleşecek mi?

Kemal Kılıçdaroğlu:  Diyorum ya bizde gazetelerden okuyoruz diye. Gerçekten de bugün Parti Meclisi oldu ve böyle bir konuşma hiç geçmedi ama hiç. Ama yazılıyor. Biraz hayretle okuyorum bende nasıl oluyor diye. Bazen benimle ilgili haberleri de büyük bir hayretle okuyorum. Hayret ben böyle bir şey mi yapmışım diye.

Bugün Parti Meclisimiz oldu. Parti Meclisinde arkadaşlarımız hem yerel yönetim seçimlerini değerlendirdiler. Aynı zamanda son iki ayda MYK’nın yaptığı çalışmalar bir rapor halinde sunuluyor. O rapor değerlendirildi. İstanbul İl Başkanımızın yaptığı konuşma konuşmaya katılanları, yani kapalı bir toplantı. O toplantıya katılanların bana aktardığı böyle bir konuşmanın hiç olmadığı şeklinde. Ama gazeteler yazıyor, bizde dinliyoruz, okuyoruz yani.

Nilgün Balkaç: Efendim o zaman yerel seçime, iznin olursa Ece bir soruyla kendi bölümümü en azından tamamlamak istiyorum. Bu sorunun içinde iki ayrı başlık var ve basına yansımayan başlıklar bunlar. Sizin söyleyeceğiniz cümlelerle belki basına yansıyacak. 3 yıllık Genel Başkanlığınıza bu noktada 10 üzerinden kaç veriyorsunuz Sayın Genel Başkan? Çünkü az önce eski sol hastalıkları ve ayrışmayı bitirmemiz gerekiyor dediniz. Siz bunları ne kadar sağlayabildiniz ve tabi bir başka merak edilen konu yerel seçimlerdeki başarı kriteriniz ne? Ben % ne kadar oy alırsam Genel Başkanlık koltuğu evet bana aittir ya da % ne kadar alırsam Genel Başkanlık koltuğunu terk etmem ve tekrar kurultay süreci başlaması gerekir dersiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Güzel. Son sorudan başlayım. Bir sefer hiçbir zaman koltuk tutkunu olmadım. Bu koltuk bana aittir demek siyasette doğru değil. Çünkü bu koltuğun sahibi sadece ben değilim. Benden öncekiler var, benden sonrakiler olacak. Koltuğun sahibini kurultaylar belirler. Kurultay kimi Genel Başkan seçerse bizimde ona saygı duymamız gerekiyor. Siyaset doğasında bu olayı unutmamak zorunda.

Bir diğer sorunuz Genel Başkan olarak kendinize kaç puan verirsiniz?

Nilgün Balkaç: 10 üzerinden mesela.

Kemal Kılıçdaroğlu: Benim böyle bir puanlama yapmam kadar çok özür dilerim ama saçma bir şey olamaz. Çünkü bu puanı verecek olan ben değilim halk verecek. Bizim partililer verecek. Yeterli bulurlar, yetersiz bulurlar ona bir şey diyemem. Ama dediğim gibi onun ölçüsü halktır. Eğer sizin yaptığınız çalışmalar, ortaya koyduğunuz program, ortaya koyduğunuz projeler halkta kabul görmez, sizin oyunuz düşerse doğal olarak bu koltuğu bırakmak durumundasınız. Bakın, bunu gayet net ve açık söylüyorum. Çünkü siyaset kendisini başarı üzerine inşa etmek zorundadır.

Ece Üner: Efendim en son 2009 yerel seçimlerini baz alırsak işte 23,1’lik bir oy oranı veya 2011 genel seçimlerini baz alırsak 25,9’luk bir oy oranı telaffuz edilmişti. Buna dair net bir hedef istiyoruz.

Nilgün Balkaç: Yüzde olarak.

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde olarak bilmem ama yani geçmiş hedefler var. Yani ortaya çıkan rakamlar. Bunların üstüne çıkmak durumundayız.

Pelin Batu:  Karizma meselesini merak ediyorum ben. Çünkü ülkede lider olmak için karizmatik olmak gerekiyor gibi bir kriter var. Ve süper egolar her yerde çıkıyor ortaya. Siz kendinizi karizmatik buluyor musunuz ve bu karizma meselesini önemsiyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu:  Karizmadan kast ettiğimiz halka doğruları söylemek, halktan yana politikalar üretmekse ben bunu kendimde görüyorum. Biraz bunu sıkılarak söylüyorum ama kendimde görüyorum. Çünkü siyasete girerken kendi kendime söz verdim. Hangi koşulda olursa olsun halka yalan söyleyemeyeceğim, halka hep doğruları söyleyeceğim. Ve bugüne kadar bu ilkemden hiç vazgeçmedim. Bizim siyasette çok az rastlanan bir olay bu. Ben bunu da çok iyi biliyorum. Çünkü bizim kültürümüzde şöyle bir atasözü var. Doğruyu söyleyeni 9 köyden kovarlar diye. Ama ben kendime şunu söyledim. 9 köyden kovsalar 10. köye gideceğim yine doğruları söylemeye devam edeceğim. Siyaseti doğrular üzerine inşa etmek zorundayız. Halk artık siyasetçinin yalan söylemesinden bıkmış. Ben bunu başlattım. Arkasından da gidiyorum. Bazen söylediğim şeyler benim tabanımı da kızdırıyor ben onun da farkındayım. Ama bir şeyi bilmek zorundayız. Artık halka siyaset doğruları söylemek zorunda. Ve doğruların arkasından gitmek zorunda. İnandığım doğruları her zaman her yerde söylerim. Doğrularında arkasında dururum. Bu bir karizma yaratır mı, yaratmaz mı bilmiyorum. Sonuçta halka gideceğiz. Halkın vereceği oy bizim için belirleyicidir. Halk doğruya mı karar verir, yanlışa mı karar verir, bana mı destek verir, bir başkasına mı destek verir ne yaparsa yapsın onun söylediğine saygı duyacağız. Ben bizim halkımızın sağduyulu olduğuna inanıyorum. Bunu çok samimi olarak ifade ediyorum. Bizim eksikliklerimiz yok mu? Olabilir. Yanlışlarımız yok mu? Olabilir. Ama ben eleştirilere hep saygıyla yaklaştım. Eleştirilerden yararlanmaya çalıştım. Çünkü ben siyasette diğer liderlere göre yeniyim. Yeni olduğum içinde bundan gurur duyuyorum. Neden? Yeni bir süreci başlattığım için. Eski kaşarlanmış siyasetçiler gibi olmak istemiyorum. Düzgün, namuslu, tutarlı, söylediği sözün arkasında duran, fazla efelenmeyen, böbürlenmeyen, mütevazi olan, halka inanan, halka gitmeyi onurlu görev sayan ve çok daha önemlisi halka hesap vermeyi namuslu görev kabul eden bir siyaset anlayışım var benim.  Halka hesap vermek çok güzel bir şey.  Hesap vermekten kaçınandan halkında kaçması lazım. İşin özü bu.

Ece Üner:  Reklama gitmemiz gerekiyor. Devam edeceğiz kaldığımız yerden. Kısa bir reklam arası. “

    Pazartesi, 09 Eylül 2013 16:06

Bağlantılı Konular