"Irak dahil, Ortadoğu ülkelerine götürülen demokrasi ve özgürlük nasıl bir servisse, gittiği her yerde kan ve gözyaşı bırakıyor."

“Diyelim ki bir müdahale oldu. Bu müdahalenin Türkiye’ye dönük risklerini çok iyi hesap etmek gerekiyor. Bu sürecin sonunda Suriye yeni bir Afganistan haline gelebilir. Neyi kast ediyorum? Her türlü radikal terör örgütünün odaklandığı, hem bulunduğu yerden Türkiye’de dahil bölge ülkelerinde ve tüm dünyada yeni terör eylemlerinin filizlerini buradan çıkartabilir.”

“Türkiye batılı ülkelerin her birinin kendi çıkarları doğrultusunda atacakları adımın faturasını kendi topraklarında, kendi insanlarının kanıyla çok daha ağır bir şekilde ödetilir hale getirilebilir.”
“Sayın Başbakan; BOP Eş Başkanı olarak, son 10-11 yılda İslam dünyasında, İslam coğrafyasında akan kanın sorumlularından hiç şüpheniz olmasın, bir tanesi de bizzat sizsiniz.”
“Sayın Başbakan sizin deyiminizle söylüyorum; Hz. Yusuf’u kuyuya itenlerden, atanlardan biri de büyük ihtimalle sizsiniz.”
“Irak’ta şu ana kadar öldürülen yüzbinlerce Müslümanın, binlerce Esma’nın acısı, dramı karşısında şu ana kadar kılın bile kıpırdamadı. Üstüne işgalci ABD askerlerinin başarısı için hayır duaları ettin herkesin önünde.”
“Bu ülkenin, ülkemizin sokaklarında gencecik evlatlarımız kurşunlanırken hala daha tespit edilemeyen soysuzların tekmeleriyle, sopalarıyla sokak ortasında gençlerimiz kafaları parçalanıp öldürüldüler. Baba vicdanını mühürledin. Ağzını ile açmadın. Duygunu dahi belirtmedin. Oturup seyrettin.”
“İç savaşlar, iç çatışmalar dünyanın en kuralsız, en ahlaksız, em kabule dilemez savaşlarıdır. Allah hiçbir ülkenin başına vermesin. Size göre Esad güç kullanıyor, kimilerine göre de Esad bir takım radikal unsurların, nereden geldiği belirsiz, bir takım terör gruplarının emperyalist taleplerle Suriye’yi ele geçirmesine karşı koyuyor.”
“Hiç video fragmanlarını izlediniz mi, El Nusra ve diğer radikal grupların sebep olduğu vahşeti gördünüz mü bilmiyorum. Tekbir getirerek boyun kesmeler. Sorgu sual yaparak kurşuna dizmeler.”
“Irak dahil,  Ortadoğu ülkelerine götürülen Demokrasi ve özgürlük nasıl bir servisse, gittiği her yerde kan ve gözyaşı bırakıyor. Ardından da çok ağır bir küresel sömürü dönemini açıyor.”
“Mısır’da darbeyle uzaklaştırılan Mursi iktidarına 2 milyar doları hibe eden, Suriye’den kaynaklanan sorunlarla ilgili 2-3 milyar dolar parayı şu ana kadar harcamış olan bir Türkiye’den bahsediyorum. Türkiye. Dışişleri Bakanının elindeki çantalarla doğrudan Libya’dan Kaddafi muhaliflerine milyonlarca dolar para götüren bir Türkiye. Ama, kendi insanının sorunlarına karşı duyarsız bir yönetim anlayışından bahsediyorum.”
“%3 ile yetinen ücretlilerden bahsediyorum. Ağzını dahi açamayan emeklilerden bahsediyorum. Genel sağlık sigortası adı altında en temel sağlık hakkını para ödeyerek satın almak durumunda bırakılan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından bahsediyorum.”
“Türkiye’de bugün can çekişen sektörlerin başında tarım geliyor.”

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç MYK’nın gündemiyle ilgili olarak düzenlediği basın toplantısında soruları da yanıtladı ve şunları söyledi;

Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmaların başında rutin hale geldi. Oldukça önemli günlerden geçiyoruz. Oldukça önemli olayların içerisindeyiz diye başlıyoruz hep.

Ama bu haftaki gerçekten yapacağımız değerlendirmeler içinde yaşadığımız sürecin bize getirebileceklerini düşünürsek siyaseten de oldukça ciddi bir dönem. Çok iyi değerlendirmemiz gereken bir dönem. Aklıselim içerisinde olmamız gereken bir dönem. Bütün bu duyarlıklarımızı hem Türkiye kamuoyuyla hem siyaset ortamıyla paylaşmak için CHP Sözcüsü olarak huzurlarınızdayım.

Değerli arkadaşlarım, son ekonomik gelişmelerle başlamak istiyorum. Gerçi bu konuda Genel Başkan Yardımcımız Sayın Faik Öztrak hem günlük hem haftalık değerlendirmelerini yapıyor içinden geçtiğimiz süreçle ilgili. Dünya konjonktürünün ateşlediği ama Türkiye’deki yönetim yanlışlarının ve yalnızlaştırılmasından da kaynakların sorunların üzerine eklenmesiyle çok ciddi bir süreçle karşı karşıyayız.

Şöyle söyleyebilirim, hemen hemen her gün %1 ile 2 arasında Türk parasının devalüe edildiği bir dönemden geçiyoruz. Günlük devalüasyon oranı bazen %2yi geçebiliyor. Bunu dolar artışı, Euro artışı, hemen dolaylı olarak faizlerin yükselmesinde görebiliyoruz ve iki haneli boyuta ulaşan faizler Türkiye’nin yine kısa dönemde ödemesi gereken kısa vadeli borçların yüksek faizle çevrilebilir olması önümüzdeki dönem Türkiye’nin büyümesini, ekonomik büyümesini hesaplanan verilerden çok daha aşağıya çekecek, düşürecek. Buna bağlı olarak da istihdamda ciddi daralma meydana gelecek ve her yurttaşımız hangi kademede olursa olsun, hangi alanda olursa olsun isterse özel sektörün en kilit noktalarında sorumluluk taşısın isterse sade bir yurttaş olarak dükkanda esnafın temsilcisi olarak bulunsun ücretlileri hiç söylemiyorum. Her bitişi çok ağır bir şekilde bu sorunları hissedecek bir döneme giriyoruz. Efendim, bunun arkasında faiz lobisi var, Gezi olayları var, dış mihraklar var. Önümüzdeki dönemde Suriye olayı daha boyutlanırsa Suriye’deki gelişmeler ekonomimizi bozdu.

Bunların hepsi Başbakanın komplo teorilerinden kendi yanlışlarını örtme gayreti. Açık söylüyoruz; Türkiye’yi üretmeyen bir ülke haline siz getirdiniz. Türkiye’yi sıcak para trafiğinin ortasında turist paranın yüksek getiri elde etmek için konakladığı bir ülke haline siz getirdiniz. Türkiye’ye gelen paranın yatırıma dönüşmeden kısa vadede yüksek gelir elde ederek gitmesine siz seyirci kaldınız. Türkiye’yi tüketim cenneti haline siz getirdiniz.  Türkiye’yi rant cenneti haline yandaşlarınıza siz getirdiniz.

Şimdi bütün bunları yaşadığımız Gezi olayları, faiz lobisi, dış mihraklar şimdide Suriye olaylarıyla bağlantılanarak açıklamak gerçekçi değildir. Bunu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi rakamları demin söylediğim gibi Sayın Öztrak çok net açıklayacak. Ama Türkiye’de bugün can çekişen sektörlerin başında tarım geliyor. Ayçiçek üreticilerinden bahsetmiştik biliyorsunuz. Ton başına verilen destekleme priminin bir miktar artırılması rahatlatacak idi fakat hazineden talep edilen 125 milyon doları Türkiye ayçiçeği üreticisine aktarmıyor. Aynı Türkiye. Dışişleri Bakanının elindeki çantalarla doğrudan Libya’dan Kaddafi muhaliflerine milyonlarca dolar para götüren bir Türkiye.

Mısır’da darbeyle uzaklaştırılan Mursi iktidarına 2 milyar doları hibe eden bir Türkiye’den bahsediyorum. Aynı şekilde Suriye’den kaynaklanan sorunlarla ilgili 2-3 milyar dolar parayı şu ana kadar harcamış olan bir Türkiye’den bahsediyorum. Kendi insanının sorunlarına karşı duyarsız bir yönetim anlayışından bahsediyorum.

%3 ile yetinen ücretlilerden bahsediyorum. Ağzını dahi açamayan emeklilerden bahsediyorum. Genel sağlık sigortası adı altında en temel sağlık hakkını para ödeyerek satın almak durumunda bırakılan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından bahsediyorum.

Şu anda Türkiye’de genel sağlık sigortasının gereğini yerine getirmeyen yani primini ödeyemeyen bu yasa yürürlüğe girdikten sonra şu ana kadar kaç kişi var acaba? Sağlıktan bahsediyorum. Kime, ne zaman, nerede, ne şekilde geleceğini kestiremediğimiz bir ihtiyaçtan bahsediyorum.

Değerli arkadaşlarım, siz Başbakan söylüyor ya, hani kendi deyimiyle CHP zihniyeti, taş üstüne taş koymamıştır. O zihniyet Türkiye’nin bütün kurulu taşlarının sahibidir, altında imzası vardır. O taşları sen yıktın Sayın Başbakan. Onların hepsini sen yağmalattın Sayın Başbakan. Türkiye’nin üreten bütün kalelerini sen bozdun Sayın Başbakan. Şimdi dünyadaki konjonktüründe değişmesinde Amerika’da FED kararlarından sonrada dünyada likidite dolaşmasının azalmasıyla da Ağustos Böceği örneğine geldik. Yani öttün öttün yaz günleri şimdi kış günlerinde zor günlerde kullanmak için kenara koyabileceğin hiçbir şeyin kalmadı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye bunların hepsi demin söylediğim gibi Merkez Bankası Başbakanın özerk bir kurum başkanı olmasına rağmen dün yaptığı açıklama ve yılsonu için bugünkü gelişmeleri inkar edercesine, görmezden gelircesine şu anda Türkiye’de bulunan kaynakları daha çok ürkütürcesine sahip bir dolar kuru hedeflemesi çok büyük bir yanlış olur. Yılsonunda 1.92’yi hedefliyoruz dedi. Değil mi? Şu anda 2.06. akşam kapanırken piyasalar ne olur bilmiyoruz. Yarın ne olur bilmiyoruz. Suriye boyutu devreye girer ise Türkiye’nin üzerine gelebilecek ek riskleri henüz bilmiyoruz.

Sayın Merkez Bankası Başkanı; sen yasayla özerk olan bir kurumun başındasın. Başbakana yaranacağım diye ya da gaz-fren tartışması içerisindeki ekonomiden sorumlu bakanla sanayi bakanı arasında taraf olma. Ekonominin gerçekleri neyse onu yapmak zorundasın kardeşim.

Değerli arkadaşlarım, bu süreç Türkiye’de her kesimden yurttaşımızı sıkıntıya sokacak olan bir süreçtir.

Değerli basın mensupları, çok dikkatli olmamız gereken, eğer sorumluluklarımızı taşıyamaz isek faturaların gelecekte önümüze, karşımıza çıkaracağı ciddi sonuçların olduğu günlerden geçiyoruz. Hemen şunu konuşmamın bu bölümünün başında ifade etmek istiyorum. Kimyasal silah, biyolojik silah, nükleer silah bunların üretilmesi de kullanılması da insanlık suçudur. Uluslararası camianın kabul ettiği standartlar, kavramlar geçerlidir. Bunların bir çatışma anında tehdit amaçlı ya da saldırı amaçlı kullanılması en ağır insanlık suçlarından bir tanesidir. Sorumlularının mutlaka tespit edilip karşılığının verilmesi gerekir. Bundan hiçbir şüphe yok. Burada da daha sonra söyleyeceklerimden suiistimal üretmeye çalışacak olanlara bunları hatırlatarak sözlerime başlıyorum. Kim, hangi amaçla bu tür silahları kullanmışsa mutlaka failleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilip cezalandırılabilir. Bu tespitlerin söylediğim gibi tamamen arkasındayız.

Suriye bağlamında, Suriye’de kimyasal silahların kullanılması iddiası Birleşmiş Milletlere bağlı bağımsız denetçiler tarafından çok yönlü olarak araştırılmalı ve sonuçlarının kuşkuya yer bırakmayacak netlikte ortaya çıkartılması gerekmektedir. Uydurma ve tek yanlı istihbarat raporlarına dayanarak Türkiye Suriye’de olası bir maceranın, bir savaşın, bir çarpışmanın içerisine sürüklenmemelidir.

Değerli arkadaşlarım, bundan 10 yıl öncesine geri dönmek istiyorum. Sene 2003. 91 olayları yaşanmış. Irak’ta yaşananlar unutmamalıdır. Bugün 20-25 yaşlarında olup önyargılı tek pencereden sosyal medyada klavye kahramanlığı yapanlar, bunların bir kısmı kadrolu, bunları biliyoruz. O zaman daha 10 yaşındaydılar, 15 yaşındaydılar ergenlik öncesindeydiler. Irak neler yaşandığını hatırlamazlar, bilmezler. Hatırlatmakta fayda var.

Değerli arkadaşlarım, Irak’ta da 2003de dünya baronları hem kendi kamuoylarını hem kendileriyle beraber hareket eden uluslararası koalisyon adı verilen ülkelerin kamuoylarını uydurma, yanlış istihbarat raporları ile aldatmışlardır anımsayacaksınız. Söylenen şarkı şu idi; Irak’ta hem Irak’taki halkları hem bölge halklarını hem de dünyayı tehdit edebilecek kitle imha silahları var. Bütün ajanslar, bütün tartışmalar, bunlara göz kapalı taraf olan yerli papağanlar. Televizyon ekranlarından sürekli Irak’ta kitle imha silahı var. Dünyadaki küresel terörün çıkış noktalarından bir tanesi. İlave riskler getirebilir. O zaman icat edilen bir dış politika kavramıyla önceden tehlikeye karşı önlem almak diye özetleyebileceğimiz Türkçeye çevirebileceğimiz bir tercihle Irak’a bir şeyler hazırlamanın gayretindeydiler.

Bu şarkı çok çalındı. Hit oldu o zaman dünyada. Arkasından da bir girişim yapmaya niyetlendiklerinde en yetkili ağızlarından hep şunları duyduk; evet, Irak’taki kitle imha silahları bir risktir. Uluslararası camia burayı mutlaka kontrol altına almalıdır. Ama bunu yaparken Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılı olmak zorundayız. Ama bütün bunları yaparken Irak’ın yer altı zenginliklerini Irak halkının kullanmasının garantisini vermeliyiz. Şarkı bu idi. Daha sonra yaşananlar ortada.

Değerli arkadaşlarım, biz Irak’a hem bu silahları enderde edeceğiz hem de Irak halkına demokrasi ve özgürlük getireceğiz. Demokrasi ve özgürlük nasıl bir servisse gittiği her yerde kan ve gözyaşı bırakıyor. Ardından da çok ağır bir küresel sömürü dönemini açıyor.

Değerli basın mensupları, uluslararası meşruiyet olmadan haksız, hukuksuz bir emperyalist saldırı öncesi çeşitli yalanlarla, tezgahlarla Türkiye’yi de bu işgale haksız, hukuksuz işgale ortak etmeye çalıştılar. İktidarda yine AKP vardı.  Koşulsuz bu taleplere biat eden yine AKP idi.

1 Mart 2003’de ABD’nin talebiyle Türkiye Cumhuriyeti parlamentosu hukuksuz meşruiyet dışı bir savaşa Türkiye’nin sürüklenmesine karşı çıktı. Mustafa Kemal’in parlamentosu olduğunu gösterdi ve o zaman AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dışarıda, Başbakan Abdullah Gül. Recep Tayyip Erdoğan’ın grubu üzerinde dışarından kurduğu bütün baskıya rağmen 90 küsur AKP milletvekili de Türkiye’nin ulusal çıkarlarının yanında durdu ve bu reddedildi.

Değerli arkadaşlarım, bu harekat Amerika ve koalisyon ortakları tarafından yapıldı. 10 yıl geçti. Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyacağız diyenler ağızlarına bu lafı alabiliyor mu? Irak’ın toprak bütünlüğü kalabildi mi? Irak fiilen üç parça. Ortadaki merkezi hükümetin yaşam alanı dahi yeşil hatla sınırlı.  Güney ayrı kuzey ayrı. Her gün bombalı arabalarla 70-80 kişi ölüyor, şu ana kadar ölen yüzbinlerce insanın hesabı yok.

Irak’ın yer altı zenginlikleri Irak halkı tarafından kullanılacaktır. Dünyada ne kadar uluslararası petrol şirketi varsa Irak halkının cebine elini soktu, sömürüye bütün hızıyla devam etti. Yani bir gazetemizde bir öğretim üyesi yazar arkadaşımızın yazdığı gibi hem kan içmeye geldiler hem petrol içmeye geldiler.

Değerli arkadaşlarım, bugün Suriye konusunda gerçekler tam ortaya çıkmadan bu ülkeye bir askeri müdahalede bulunmanın çığırtkanlığını yapmanın bizi nerelere sürükleyebileceğini çok iyi hesap etmemiz gerekiyor.

Zaman zaman karikatürler çok şey anlatır. Çok şey ifade eder. Bazen 15-20 dakikalık konuşmayı bir karikatür karesi özetlemeye yeter. Dışişleri Bakanlığı, bir tabela var. “Savaş çıkartmaya gittim döneceğim.” Manzara bu. Türkiye Cumhuriyetinin Dışişleri Bakanıyla Başbakanı büyük bir çığırtkanlık yarışı içerisinde Suriye’ye müdahale, Suriye müdahale… Bu işin peşine düşmüş vaziyetteler.

Değerli arkadaşlarım, diyelim ki böyle bir müdahale oldu. Bu müdahalenin Türkiye’ye dönük risklerini çok iyi hesap etmek gerekiyor. Bakın, bu sürecin sonunda Suriye yeni bir Afganistan haline gelebilir. Neyi kast ediyorum? Her türlü radikal terör örgütünün odaklandığı hem bulunduğu yerden Türkiye’de dahil bölge ülkelerinde ve tüm dünyada yeni terör eylemlerinin filizlerini buradan çıkartabilir.

İkincisi, bunlar en bağnaz gruplar. En radikal gruplar.

Üçüncüsü, emperyalizm Türkiye’de dahil belli ülkelerde hep zamanı geldiğinde tedavüle sokabileceği bazı dosyaları rafında tutmuştur. Bunlar etnik ve inanç temelindeki ayrılıkları o ülkede günü geldiğinde, çıkarları el verdiğinde körükleyerek bu ülkede karışıklık çıkartama stratejisidir. Türkiye’de bunlar denendi. Şimdi göz kapalı, belli işaretler yaparak klavyelerde yazı yazan gençler, 80 öncesini bilmezsiniz. Türkiye’de insanlarımız çok bedel ödediler. Maraş’ta ödediler, Çorum’da ödediler, Malatya’da ödediler, Sivas’ta ödediler. Şimdi bu oyunlara düşmemek için herkes çok sağduyulu davranıyor. Yeni hedef bölgelerden bir tanesi Hatay. Biz bu filmleri gördük, yaşadık, içinde yaşadık. Her zaman için Türkiye’deki fay hatları belirli çevreler tarafından tekrar kırılgan hale getirilebilir. Politikaları gereği, çıkarları gereği. Tarihte yaptıkları gibi veya şu anda Ortadoğu’da yaptıkları gibi. Türkiye’deki çatışmalar bu bağlamda tetiklenebilir Suriye’de bir müdahale sonrasında.

Bir başkası, değerli arkadaşlarım, bu süreçle beraber Türkiye süratle Ortadoğululaşır. Orada yaşanan tüm sorunlar bir vakum gibi Türkiye’nin içine çekilir ve Türkiye’de benzer senaryolara, benzer kargaşalara tanık olmaya başlarız.

Bir başka tehlikeli süreç Türkiye ile ilgili; değişik haberlerde yansıyor, görüyorsunuz. PKK sözcülerinin tehditkâr küstahça açıklamalarına tanık oluyorsunuz. Yani tekrar Türkiye’de etnik temelli bir çatışmayı ateşleyebileceklerinin, bunu büyütebileceklerinin tehdidini açık bir şekilde ifade ediyorlar her yerde. Türkiye bunu çok daha boyutlanmış bir şekilde kendi içinde yeniden yaşamaya başlayabilir.

Uyarılarımızı yapıyoruz, tespitlerimizi yapıyoruz, değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Yani Türkiye batılı ülkelerin her birinin kendi çıkarları doğrultusunda atacakları adımın faturasını kendi topraklarında, kendi insanlarının kanıyla çok daha ağır bir şekilde ödetilir hale getirilebilir.

Değerli arkadaşlarım, ama bizim birikimimiz, bizim insanlarımızın daha önce yaşadıklarından ders çıkartması bizzat Başbakan ve Dışişleri Bakanı düzeyinde kışkırtıcıların olmasına rağmen hiç kimsenin gücü Türkiye’yi yeni bir Irak, yeni bir Suriye modeli haline getirmeye yetmeyecektir. Bunu özellikle paylaşmak istiyorum. Birilerinin temel hedefinde bu olabilir. Daha sonraki planda Irak’la Suriye’de yaşanan süreçleri Türkiye’ye aktararak, Türkiye’yi yeni bir Suriye, yeni bir Irak haline getirelim planları olabilir. Buna Türkiye ve Türk milleti asla müsaade etmeyecektir. Herkes hesabını ona göre yapsın. Çünkü kimse bunun sorumluluğunu taşıyamaz.

Değerli arkadaşlarım, sosyal medyadan bir alıntı yapmak istiyorum. Mesajı atanın ismini bilmiyorum. Logoyla kullanıyor çünkü. Alıntı yaptığımı söyleyerek ifade ediyorum. Çok güzel özetlemiş, bir cümle. Eğer önümüzdeki ciddi bir çatışma, ciddi bir savaş olursa hiç kuşkunuz olmasın, bu bölgeden yükselecek feryatların, ağıtların dili Arapça olacak, Kürtçe olacak, Türkçe olacak. Ama bu bölgeden yükselecek zafer çığlıklarının sesi İbranice olacak, İngilizce olacak. Bence çok açık bir şekilde özetliyor tabloyu.

Başbakanın ideolojik saplantıları ve dış politikayı bu saplantılar çerçevesinde boş ve maceracı hayallerle sürdürme inadı Türkiye’yi şimdi sıcak bir savaşın kapısına kadar getirdi maalesef. Sayın Başbakana seslenmek istiyorum. Sayın Başbakan; BOP Eş Başkanı olarak kendi ifadeleriniz, son 10-11 yılda İslam dünyasında, İslam coğrafyasında akan kanın sorumlularından hiç şüpheniz olmasın, bir tanesi de bizzat sizsiniz. Yine sizin deyiminizle söylüyorum; Hz. Yusuf’u kuyuya itenlerden, atanlardan biri de büyük ihtimalle sizsiniz. Irak’ta şu ana kadar öldürülen yüzbinlerce Müslümanın, binlerce Esma’nın acısı, dramı karşısında şu ana kadar kılın bile kıpırdamadı. Üstüne işgalci ABD askerlerinin başarısı için hayır duaları ettin herkesin önünde. Kerkük’te, Telefer’de Türkmenler katledilirken kılın bile kıpırdamadı. Sanki onlar senin yurttaşların değil, onların adlarını bile ağzına almadın. Ne sen ne yanındakiler. Suriye’nin kuzeyindeki El Kaide’ye bağlı El Nusra Suriye’deki Kürt akrabalarımıza karşı katliam boyutunda ağır eylemler yaptığında, cinayetler işlediğinde gözlerini kapattın, ağzını mühürledin, görmezden geldin. Tam tersine El Nusra’ya her türlü mühimmat ve lojistik desteğini vermeye de inatla devam ettin.

Bu ülkenin, ülkemizin sokaklarında gencecik evlatlarımız kurşunlanırken hala daha tespit edilemeyen soysuzların tekmeleriyle, sopalarıyla sokak ortasında gençlerimiz kafaları parçalanıp öldürüldüler. Baba vicdanını mühürledin. Ağzını ile açmadın. Duygunu dahi belirtmedin. Oturup seyrettin.

Ama siyasetin için, iç siyasette kullanabileceğin, hepimizin kınadığı Mısır’daki katliamda öldürülen genç kızımız için ayrıca bir gözyaşı seansı düzenledin. Sayın Başbakan; gel gerçekçi olalım. Senin demokrasi anlayışın gibi vicdanında çeyrek porsiyon. Senin gözyaşların bile tercihli. Senin de duyguların, ideolojik saplantılarınla ipotekli. Açamıyorsun bu ipoteği. Çözemiyorsun bu mührü.

Değerli arkadaşlarım, şunu da ifade edeyim; bakın aslında her insan ağlayabilir. Çok doğaldır. Ama sorun ağlamakta değil burada. Ağlama gibi insani bir duruşun, duygunun insani boyutundan çıkartılıp bir PİAR malzemesi, bir siyaset malzemesi aline getirilip siyasallaştırılması. Bütün sorun bu. Bunu hiçbirimizin unutmaması gerekiyor.

Mevkidaşım Sayın Hüseyin Çelik, bazı açıklamalar yaptı. Peş peşe yapıyor. Hayvanlara merak sarmış durumda Sayın Çelik. Daha önce Başbakanın sağlığı söz konusu olduğunda atın ölümünden itler bayram eder demişti. Hatırlıyorsunuz. Dünde bu ağlama tartışması yapıldığında sığırlar ağlamaz diye bir açıklama yaptı. Yani atın ölümü itleri bayram ettirir dedi, at sözü kime gitti hesaplamadı bunu Hüseyin Çelik. Sığırlar ağlamaz dedi, yani ağlayanın sığır olmadığını ifade etmeye çalıştı. Çiftlik kahyası mısın sen kardeşim? Çok mu Lafonten okudun sen  hayvanlara taktın. Hayvanlar hepinizin çok sevdiği, insanlar çok daha dost olabilen varlıklar. Bunda hiç şüphe yok, eyvallah da, bütün benzetmelerin hayvan üzerinden ve o benzettiğin hayvanlarında kime benzediği sorgulandığında zor durumda kalıyorsun Sayın Çelik.

Değerli arkadaşlarım, madem çok şey yapıyor ağlama, sığır bu benzetmeyle çok klasik olacak ama timsahlarında avlarını yerken ağladıklarını, gözlerinden yaş aktığını Sayın Çelik’e hatırlatmak gerekiyor. Atı, sığırı kime benzetti, kime benzetmediyse avını yerken gözünden yaş akan timsahı da kime benzetip kime benzetmeyeceği kendisinin takdirinde.

Değerli arkadaşlarım, ısrarla söylüyoruz. Yaptıkları yanlışlardan bir tanesi dış politikayı sürekli iç politikaya endeksleyerek götürmeleri. Dış politikada bir hata var. Dönemleri gerekir. Yeniden durum tespiti gerekir. Değerlendirme yapmak gerekir. Ama ben bu yanlışımdan, iç politikadan kitleleri afyonlamak, uyutmak için faydalanıyor isem ben bu yanlışı yapmaya dış politikada Türkiye’nin çıkarları aleyhine de olsa devam ederim kardeşim inatla.

Bu Başbakanın kendi partisinde kendisine kayıtsız, şartsız biat edenlerinde yaptığı temel yanlışlardan bir tanesi budur. Şimdi Sayın Başbakan, daha önce tekrar ettik ama sana sürekli olarak bunu söylemek gerekiyor. Başbakan artık Türkiye’yi yönetemiyor değerli arkadaşlarım. Artık Başbakan sadece dünyada değil kendi partisi içerisinde de gittikçe yalnızlaşmaya başlıyor. Yaptığı yanlış tercihler zaten dünyadan kendisini izole edilmesini sağladı. Şu anda baktığınız zaman Başbakanın bir ağırlığı, söylediği sözlere muhatap olan dış çevrelerin onu muhatap alarak cevap verme durumu ortadan kalktı. Önemsemiyorlar. Ağırlıksız sözler diyorlar. İtibar vermiyorlar. Manzara da bu. Bu gerçeği görün ya. Bu gerçekle bir yüzleşin.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; Türk halkı Suriye’yle meşruiyeti tartışılacak bir çatışmanın içine Türkiye’nin sürüklenmesine karşıdır. Yani Türkiye ve Türk milleti savaşa karşıdır bu konuda. CHP AKP’nin Türkiye’yi Suriye ile yasal dayanağı, meşruiyeti olmayan bir savaşa sürüklemesine hiçbir zaman izin vermeyecektir. Bunu Türk halkıyla beraber yapmak zorundayız.

Önümüzdeki süreç ne gösterir, onu bilmiyorum. Sözlerimin içinde değerlendirme var. Irak örneğinden bugüne yansımalar var. Dış politikada bu sürecin içerisinde Türkiye’nin kendi sorunlarıyla Suriye çatışmasından sonra baş başa kalabileceği risk alanları var. Türkiye’nin kendi iç çatışmalarının yeniden körüklenebileceği riski var. Yeni terör odaklarının bu bölgede tüm dünyayı, bölgeyi, Türkiye’de dahil olmak üzere tehdit etme boyutu var. Artı, bugün girdiğimiz ekonomik dar boğazın bu süreçle birlikte daha da ağırlaşması tehlikesi var.

Bütün bunları kamuoyunun takdirine sunuyoruz ve önümüzdeki dönemde CHP’nin temel ilkelerini de bu çerçevede özetlemiş olduk. Bu konu çerçevesinde soru alacağım ki, esas amacından sapmasın. Bu çerçevede ise sorularınız yanıtlayabilirim.

Soru: Suriye’ye olası bir askeri operasyonun hukuki boyutu da var. Hükümet meclis desteğiyle böyle bir operasyonun yapılabileceği görüşünde. Siz ana muhalefet olarak bu tezkerenin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
Haluk Koç: Türkiye’nin tabi böyle bir sürecin içinde olmaması temel dileğimiz. Bunu ifade ettik, gerekçelendirdik. Geçen sene 4 Ekimde çıkartılan tezkere ne zaman çıkmıştı değerli arkadaşlarım? Biliyorsunuz daha hala kim vurduya gittiği belli olan, meçhulde kalan bir uçak düşürme olayı olmuştu. Bir pilotumuz şehit olmuştu hatırlayacaksınız. Uçak düşürme olayından sonra sınırda bir takım tacizler olmuştu. Suriye tarafından gelen bazı eylemlere tanıklık etmiştik. Bu çerçevede çıkartılan gerekçesi de buna oturtulan bir tezkeredir. Yani o dönem çıkartılan ve 1,5 ay sonra geçerliliğini yitirecek olan tezkere o dönemin koşullarında Suriye’den gelebilecek olan bazı saldırılara karşı Türkiye’nin meşru savunmasına dönük, Türk askerinin gerektiğinde yurtdışında kullanılabilmesine dönük bir tezkere idi. Amacı, kapsamı bu idi. Son cümlesini biliyorsunuz bu tezkerelerin. Zamanı, miktarı yetkililer tarafından tayin edilecek şekilde bir yetki istenir. Yetki çerçevesini söyledim. Bugün eğer Türkiye bu işe bulaştırılacak ise bir defa uluslararası meşruiyet yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararı olmaksızın uluslararası meşruiyet ayağı boşadır.

Efendim Kosova benzeri. NATO çerçevesinde biz bu işi yapalım. ABD, çok hevesli olan Fransa, İngiltere işte şu karikatürde gördüğümüz Dışişleri Bakanının kabinesinde yer aldığı Türkiye, 3-4 ülke yetmiyor biz bu sayıyı 35-36’ya çıkartalım. Yani sayının artmasıyla meşruiyet olacak diye bir kavram yok. Onun için Anayasanın 92.maddesi çok açık. Eğer Türkiye böyle bir belanın içine sürüklenecek ve bu iktidar bu işin sorumluluğunu sırtına alacak ise 4 Ekimde geçerliliği bitecek olan tezkerenin çıkartılış amacı bugün atacakları adımın karlılığı değildir. Kararı Dışişleri Bakanı, Başbakan ve AKP’nin biat eden kadrosu vermez. Kararı Türk milletinin yetkilendirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi verir. 365 kişiyle geldiler meclise 1 Mart 2003’de. 365 milletvekilleri var idi. Alabildiler mi? Alamadılar. Anımsıyorsunuz 10 yıl önce.

4 Ekimde bitecek olan tezkere yapılabilecek olan Türkiye’nin de dahil olabileceği bir çatışma boyutunun meşruiyetini Türkiye’ye vermez. Anayasal boşluktur. Onu ifade ediyorum.

Soru: Birleşmiş Milletlerin tarafsızlığıyla ilgili herhangi bir düşünceniz var mı?
Haluk Koç: Şimdi Birleşmiş Milletler bu kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını denetleyen komisyon. Kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığına dair izleri belirler. Ama bunun kim tarafından kullanıldığına dair bir tayin yapma, belirleme yetkisi yoktur. Onu da ifade edeyim. Yani kimyasal silah kullanıldı der, kanıtlar, şunlar der. Biyolojik kanıtlar şunlar, maddi kanıtlar  şunlar. Bunları ortaya koyar. Ama şu kullandı, bu kullandı diye bir adres çıkartması mümkün değildir. Tarafsızlığı ortadadır, bütün kurullarda olduğu gibi. Ama sonuçta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bir meşruiyet çerçevesi oturtması gerekir. Onun dışındaki süreç gayrimeşrudur uluslararası hukuk bakımından.

Soru: Suriye’deki müdahaleye anladığım kadarıyla CHP karşı. Peki, bunun dışında şu anda bir Esad rejiminin halkına yönelik zulmü de açık. CHP’nin çözüm olarak önerisi nedir?
Haluk Koç: İç savaşlar, iç çatışmalar dünyanın en kuralsız, en ahlaksız, em kabule dilemez savaşlarıdır. Allah hiçbir ülkenin başına vermesin. Bunu ifade etmek istiyorum. Size göre Esad güç kullanıyor, kimilerine göre de Esad bir takım radikal unsurların, nereden geldiği belirsiz, bir takım terör gruplarının emperyalist taleplerle Suriye’yi ele geçirmesine karşı koyuyor. Bir başka görüşte bu. Hiç video fragmanlarını izlediniz mi bilmiyorum. El Nusra ve diğer radikal grupların sebep olduğu vahşeti gördünüz mü bilmiyorum. Tekbir getirerek boyun kesmeler. Sorgu sual yaparak kurluna dizmeler. Köy olarak, inanç temelli katliamlar.

Soru soruş şeklinde dahi taraf olduğunuz anlaşılıyor. İşte hiç birimizin taraf olmaması gerekiyor. Önce insan olmamız gerekli. Önce demokrasiden yana olmamız gerekli. Önce haktan yana olmamız gerekli. Hep ön koşullu olarak sorduğumuzda, değerlendirmeler yaptığımızda ne yazık ki insani boyutumuzdan uzaklaşıyoruz. Benim söylemek istediğim o. CHP başından itibaren söyledi. Suriye halkı bütün inanç gruplarıyla, bütün etnik yapılarıyla demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla barış içinde yaşayabileceği bir rejime, bir ortama, bir yönetime kavuşsun. Mısır içinde istediğimiz o, Suriye içinde o.

Büyük baronların bu coğrafyayı ne hale getirdiğini görüyoruz. Ama burada önemli olan şudur; namuslu durmaktır, dik durmaktır, emperyalist iş birliğine tayin edilmemektir. O sorumluluğu almamaktır. Hem Allah katında hem ülkenin gerçekleri boyutunda.

Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Belki bundan sonraki soru soruş şeklinizde soruyu tek yanlı değil çift yanlı sorma sorumluluğunu alırsınız.

Soru: 30 Ağustos Resepsiyonuna CHP Genel Başkanı katılacak mı?
Haluk Koç: Bilmiyorum. Sayın Genel Başkanımız öyle bir program yaparsa katılır.

Biz bundan sonraki tüm aynı dini bayramlarımız gibi milli bayramlarımızı da halkla beraber, halkın bayramı olarak kutlanmasından yanayız. Tabi ki resmi protokolün gerektirdiği noktalarda eğer bu daveti verecek olanlar periyodik bir hastalığa tutulmazlar ise dönem dönem önemli günlerde hastalanma ihtiyatlarını aklıma getirerek söylüyorum, tabi ki CHP’de değişik boyutlarıyla resmi bayramların protokol kısmına katılır.

İyi çalışmalar diliyorum. Teşekkürler.

    Çarşamba, 28 Ağustos 2013 14:19

Bağlantılı Konular