Öztrak:"TCMB Başbakanın emirleri ve piyasanın gerçekleri arasında sıkıştı."

Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak: “10 yıllık AKP yönetimi beceriksizliği neticesinde Türkiye’yi her yıl ayda 20 milyar dolarlık dış borç bulmaya mahkûm etti.“

Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak TBMM’de düzenlediği basın toplantısı ile ekonomi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Öztrak’ın değerlendirmeleri şöyle:
“Değerli basın mensupları;
Uzunca bir süredir ekonomide sıfır hatayla yönetimin önemine işaret ediyorum.
Dışarıdan bol ve ucuz para gelirken ekonomiyi yönetmek kolaydır. Sıcak para hatalarınızı örter. Kimse görmez.
Ekonomiyi yönetmeyi ne kadar bildiğiniz para ülkeden çıkmaya başladığında anlaşılır. Önünüze sadece bugün yaptığınız hataların değil, geçmişte yaptığınız yanlışların faturasını da koyarlar.
Dün AKP sözcüsü çıkmış sıkıntı dışarıdan geliyor. Biz de kapıyı pencereyi kapattık diyor. Bu nasıl bir kapı, penceredir ki dışarıdaki rüzgârı evin içinde fırtınaya çeviriyor.
AKP ülke ekonomisini nasrettin hocanın türbesine çevirdi. Kilitli kapı var ama duvar yok.
AKP hükümetlerinin, ekonomide yaptığı dünkü ve bugünki hatalar, paranın dışarı çıktığı dönemlerde ekonomiyi yönetmeyi bilmemesi ve başbakanın hayatın her alanına katı ideolojik yaklaşımı dışarıdaki rüzgârı içeride fırtınaya çeviriyor.
Herşeyden önce bu durumun arkasında geçmişte izlenen ve ülkeyi sıcak paraya mahkûm eden AKP politikaları var.
İki gün önce merkez bankası açıkladı. Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu altı ayda 25 milyar dolar artarak 126 milyar dolara çıkmış. 10 yıllık iktidarında 20 milyar dolarlık ımf borcunu ödemekle övünen başbakan daha bu yılın altı ayında kısa vadeli dış borca 25 milyar dolar ilave etti. Bunu gören yok.
Önümüzdeki bir yılda geri ödenmesi gereken borç miktarı ise 165,2 milyar dolar.
Peki, TCMB kasasında ne kadar döviz var? Haziran sonu itibariyle, 123 milyar dolar. Başbakanın bir dönem sürekli övündüğü ancak şimdi ağzına dahi almadığı rezervler artık kısa vadeli borcu bile karşılayamıyor.
Buna bir de 12 aylık cari açığı eklersek mevcut rezervlerimizin bizi küresel iklimdeki dalgalanmalardan koruyamayacağı görülüyor.
Değerli basın mensupları;
Türkiye, kendine benzeyen ekonomiler içinde döviz rezervi en düşük ülkedir. Bunu ben değil, TCMB söylüyor.
TCMB’nin yayımladığı uluslararası yatırım pozisyonu raporundan size bazı rakamlar vereyim. Meksika’nın döviz rezervleri kısa vadeli dış borçlarının 2,3 katı, Rusya’da bu 6,6, Hindistan’da 3,3,  Endonezya’da 2,5, Güney Afrika’da ise 1,8 katı.
Bizde ise bu 1 kat bile değil. Her 100 dolarlık kısa vadeli dış borç için kasada 98 dolar rezerv var.
Eloğlunun kasasındaki rezerv, borcunun kat kat üstünde. Bizde ise alacaklı kapıya dayandığında kasadaki para, borca yetmiyor. Cari açık da cabası.
Değerli basın mensupları;
İşte bunun için Türkiye, 22 mayıs’tan bu yana ABD merkez bankası ve bernanke rüzgârının önündeki yaprak gibi bir o yana, bir bu yana savruluyor. AKP sözcüsü dışarıda ne oluyorsa bizde de o oluyor diyor ama ezbere konuşuyor. Bir baksınlar dışarısı bir düşerken, bizim piyasalar 3 düşüyor. Dışarıda rüzgâr esiyor bizde fırtına oluyor.
22 mayıs’tan bu yana borsadaki şirketlerin değeri 152 milyar tl eridi. Borsa 70 binin altına indi. Şimdi borsa 65 binlere gider mi? Diye piyasada konuşuluyor. Döviz fren tutmuyor. Dolar kuru 2 tl sınırına dayandı. Euro kuru 2,65 tl’yi geçti. Döviz sepetinde yeni rekorlar kırıldı.
İnsanlar kurdaki dalgalanma yüzünden sözleşme yapamaz oldu.
Bakın artan döviz kuru nedeniyle botaş’ın doğalgaza zam yapacağına yönelik duyumlar artmaya başladı. Doğalgaza gelecek bir zam, elektriğe de zam demek… mazota zam üstüne zam zaten geliyor. Benzine de dün yeni bir zam yapıldı. Sabit gelirli vatandaşlar önümüzdeki günlerde biraz daha ezilecek.
Başbakan’ın dolmabahçedeki ofisinden verdiği talimatlarla yönettiği TCMB’nin itibarı dibe vurdu. Şimdi o itibarı, ülke olarak, mumla arıyoruz.
Başbakan politika faizini, politikacı faizi haline getirince TCMB, piyasalara yön veremiyor.
Başbakanın emirleri ve piyasanın gerçekleri arasına sıkışan TCMB; şimdi panikledi.
Bir dediği bir dediğini tutmuyor, bir yaptığı diğerine uymuyor.
Belirsizlik yaratması gereken günlerde elini açık ediyor, belirsizliği azaltması gereken günlerde ise belirsizliği artırıyor.
Ülkenin zar zor biriktirilen dövizleri, TCMB faizi artırıp başbakanın öfkesini çekmemek için har vurup harman savuruyor. Ama dövizin ateşini düşüremiyor. Çünkü bankanın ne döviz satışında, ne de faiz silahını kullanmaktaki kararlılığına ve bağımsızlığına kimse inanmıyor.
Değerli basın mensupları;
Bu gelişmeler, tüm ekonomik hayatı olumsuz etkiliyor.
Esnafımız, tüccarımız, çiftçimiz, oldukça zor durumda.
Bu yılın ilk altı ayında protesto edilen senet tutarı % 24,3 artarak 3,6 milyar tl’ye ulaştı.
Değerli basın mensupları;
Çiftçiler de büyük sıkıntıda. Buğdayda umduklarını bulamadılar. Besiciler sıfır faizli diye verilen kredileri ödeyemiyor. Çiftlikler haraç mezat satılıyor. Ayçiçeği hasadı başladı. Seçim bölgem tekirdağ’dan; trakya’dan telefon yağıyor. Ayçiçek üreticilerimizin çok büyük sıkıntıları var. Geçtiğimiz yıl kilogramı 1,5 tl olan ayçiçeği, bu yıl 1 tl seviyelerine, hatta altına düşmüş.
Oysa maliyetler düşmek bir yana daha da arttı. Mazotun fiyatına son dört aydır üst üste zam geliyor. Ben buradan hükümete soruyorum: sadece mazotun fiyatı son bir yılda % 13,3 artarken, çiftçinin ektiği ayçiçeğinin fiyatı % 33,3 düşüyorsa, çiftçilerimiz nasıl ayakta kalacak.
Ürünü para etmeyen küçük çiftçi tarlasını ya hızla bankalara kaptırıyor, ya da eskiden ürün satanlar şimdi arazilerini satıyor.
Hükümet derhal gündöndü üreticilerini rahatlatacak adımları atmalıdır.
Çiftçilerimizin ilk talebi ithalatta referans fiyatın yeniden uygulanmasıdır.
Üreticiler yağ fabrikalarının dışarıdan ithal ettikleri her 1 kg ayçiçeği karşılığında, içeriden de 1 kg ayçiçeği almaları uygulamasına yeniden dönülmesini ve bu suretle fiyatların dengelenmesini talep etmektedirler.
Diğer yandan ayçiçeğine devletin kg başına verdiği prim, üç yıldır neredeyse yerinde saymaktadır. Bu yıl desteğin en az 50 kuruş olması çiftçimizin tarlasından koparılmasını önleyecektir.
Ülkemizin gerçek meseleleri işte bunlardır.
Hükümet, ali’nin külahı veliye, veli’nin külahını ali’ye giydirerek bugünlere kadar gelmiştir. Ancak artık deniz tükenmiştir.
Ekonomide işler tıkanmaya doğru hızla gitmektedir. Şikâyetler, feryatlar giderek artmaktadır. Hükümet biran önce vatandaşımıza nefes aldıracak tedbirleri almaya başlamalıdır.
Ancak biz tedbir alın dedikçe hükümet bir takım uçuk ve tehlikeli projelerle kamuoyunun karşısına çıkıyor. Gündem değiştirmeye çalışıyor.
Bunun son örneği Türkiye devlet yatırım fonu’dur. Hükümet küresel ekonomideki gelişmelere güçlü bir tepki vermek amacıyla böyle bir fon kurmaya hazırlanıyormuş.
Arkadaşlar küresel ekonomide parti biterken, dış finansman kanalları yavaş yavaş kapanırken; hükümetten tırnak içinde söylüyorum böyle yaratıcı çözümler duymak güveni daha da sarsar.
Dünya’da devletlerin kurup yönettiği yatırım fonları elbette vardır. Ancak bu ülkelerin ya çok büyük doğal kaynakları ve bu kaynakların satılmasından elde edilen büyük döviz gelirleri vardır (Örneğin Norveç ve körfez ülkelerinde olduğu gibi), ya da ülkenin ihracatı ithalatının çok ama çok üzerindedir ve merkez bankası kasası dövizle dolup taşmaktadır (Örneğin Çin gibi). Bu ülkeler ellerindeki döviz fazlasını gelecek nesillere aktarmak üzere bu devlet fonlarında değerlendirirler.
Şimdi Türkiye’de bizim bilmediğimiz bir doğal gaz veya petrol rezervi mi bulundu. Gerçi seçimler yaklaşıyor. Her seçim öncesi veya işler sıkışmaya başlayınca Türkiye’de büyük bir petrol veya doğal gaz rezervi ya da önemli bir maden bulunduğuna yönelik bir balon şişirilir. Ama sonra bir de bakarız bu balon seçimlerden sonra aynı hızla iner.
Türkiye dünyanın en fazla cari açık veren ekonomilerinden birisi… dolayısıyla bırakın merkez bankası kasasında dolar biriktirmeyi rezervlerimiz bir yıllık finansman ihtiyacımızı karşılamıyor.
Peki, o zaman bu fon ne için kurulacak arkadaşlar?
Tipik bir AKP cinliği… 1999’da kurulan işsizlik fonunda bugüne kadar birikmiş 66 milyar tl tutarındaki paraya göz dikmişler. Bırakın gelecek nesillere refah aktarmayı, işsizin parasını mahalli idare seçimlerine kadar yiyip bitirecekler.
Yani AKP şimdi çıkmış, işçi ve işverenin ödediği primlerle kurulmuş, işsizlere ait bu paraları gasp etmeye çalışıyor.
Çünkü başbakanın alayiş valayişle başlattığı, istanbul’a üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, istanbul-izmir otoyol projesi gibi projelere artık dış finansman bulamıyorlar. İşsizin parasıyla bu projeleri yapacaklarını sanıyorlar.
Ben hükümeti buradan uyarıyorum. Büyüme düşüyor, işsizlik artıyor.
İşsizlik nedeniyle o fonun paralarına ilerleyen günlerde çok ihtiyaç duyulacak.
Kaldı ki bu paranın önemli bir kısmı (% 93’ü) hazine kâğıdında. Piyasalarda hazine kâğıdı alma iştahı düşüyor. Bir de fon, parasını yatırımlarda kullanmak için kâğıt satışına geçerse faizlerin daha da artacağı kesin.
Faizler artınca büyüme daha da düşecek.
Değerli basın mensupları;
AKP hükümeti, şimdilerde sabah kalkıyor esad konuşuyor, gece yatıyor sisi konuşuyor. Sanki bu ülkenin hiç sorunu yok, herşey yolunda gidiyor.
Son dönemde coğrafyamızda yaşanan vahşeti ve insan hakları ihlallerini kimsenin içine sindirmesi mümkün değildir.
Ancak, başbakan’ın ülkemizin bu kadar sorunu varken benim cumhurbaşkanım Mursi’dir noktasına kadar gitmesini, tüm bakanların işi gücü bırakıp dış politika konuşur hale gelmesini anlamak da mümkün değildir.
Türkiye cumhuriyeti başbakanı’nın cumhurbaşkanı ne zamandan beri, kardeşim dediği sayın abdullah gül değil de, mursi oldu?
Değerli basın mensupları;
Dün gece başbakanın katıldığı bir tv programında gözyaşlarına boğulması herkes gibi bana da mısır’daki insanlık dramını bir kez daha hatırlattı.
Ancak Başbakan’ın ihvan partisinin mensuplarının acıları için dökülen gözyaşlarının; kendi ülkesinde bir parkın alışveriş merkezine dönüşmesini engellemeye çalışırken polis şiddeti neticesinde yaşamını yitiren gençler ve aileleri için akmadığını da hatırladım. Demek ki başbakan’ın gözyaşları, yandaş seçiyor, haksız yere öldürülen herkes için aynı cömertlikle akmıyor.
Başbakan’ı gelecek korkusu sarmıştır. Ekonomide yaratılan kırılganlıklar ve bu kırılganlıkları örtecek para bolluğunun dünyada bitiyor olması başbakan ve ekonomi yönetiminin tüm senaryolarını çökertmiştir.
Bunun neticesinde hükümet dikkatleri içerideki sıkıntılardan dışarıya çekmeye, içerisi ile dışarısı arasında zorlama benzerlikler kurmaya çalışarak, oy tabanını konsolide etmeye çalışmaktadır. Bu, ülkeyi paranoya ve komplo teorilerine batırarak, yangın yerine çevirebilecek bir stratejidir.
Başbakan, lokantada yiyip, içip hesabı ödememek için masayı devirmeye çalışan müşteri gibi davranmaktadır. Hesabı ödemeden masadan kalkmak için lokantada yemek yiyen herkesin huzurunu kaçırmaya uğraşmaktadır.
Hükümetin başının her konuşması siyasi istikrarı bozuyor belirsizliği artırıyor. Ülkemizin risk pirimi yükseliyor, faizler yukarı çıkıyor.
Tayyip Erdoğan ülkede yaşananların sorumlusu olarak faiz lobisini gösteriyor ama kendisi faizleri artıracak her şeyi yapıyor. Adeta faizcilere sunulacak kadayıfın üstüne kaymak koyuyor.
Değerli basın mensupları;
Başbakan olan bitenin sorumluluğunu başkalarına yıkabilmek için vatandaşlarımızı bölmeyi de, ülkeyi bölmeyi de, bölgeyi bölmeyi de, kendi partisini bölmeyi de göze almış görünüyor. Hatta bu da yetmiyor son dönemde muhalefeti de bölmeye çalışıyor.
Başbakan her gün başka bir adres ile kavga çıkarıyor. Hep söylüyorum tayyip erdoğan, dünyada tek parti iktidarında siyasi istikrarsızlık yaratma becerisine sahip nadir başbakanlardan. Kavga, gürültü ile abad olunmaz. Gürültü, patırtının, istikrarsızlığın olduğu yerde bereket olmaz.
10 yıllık akp yönetimi beceriksizliği neticesinde Türkiye’yi her yıl ayda 20 milyar dolarlık dış borç bulmaya mahkûm etti.
Bu yılın son üç ayında hazine’nin 41 milyar tl’lik iç borç anapara ve faiz ödemesi var. Bunun bir şekilde çevrilmesi gerekiyor.
Şimdi neye güvenip de herkesle kavga çıkarıyorsunuz? Kavgalı eve, bu para zor gelir, gelirse de bunu paranın faizine yansıtır. Tüm millet bundan sıkıntı yaşar.
Başbakan gırtlağın dokuz boğum olduğunu artık hatırlamalıdır. Her boğumda bir kez düşünerek konuşması gerektiğini unutmamalıdır.
Vatandaş borcunu ödemekte zorlanıyor. Şu anda bankalara borcunu ödeyemeyen vatandaşlarımızın sayısı 1 milyon 590 bin 304 kişiye ulaştı.
Ben başbakana ve hükümetine bu tabloyu tekrar hatırlatıyorum. Sisi’yle, esad’la uğraşmaya ayırdıkları zamandan çok daha fazlasını bakkal Ahmet beyin, işçi fatma hanımın, çiftçi Münir beyin, KOBİ sahibi Murat beyin, emekli Ayşe hanımın sorunlarına ayırmalarının gerektiği günlerdeyiz.
Bu güne kadar ekonomiyi yönetmenin vatandaşı borca batırmak olduğunu sanan hükümet, şimdi vatandaşı faize ve borca ezdirmemek için her türlü önlemi almaya, çok çalışmaya mecburdur.
Yoksa daha dün kendi sözcülerinin söylediği gibi “Mazlumun ahı tahttan indirir şahı.”
Sorularınız varsa alabilirim.”

Anahtar Kelimeler
    Cuma, 23 Ağustos 2013 12:53

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica