Haluk Koç: “Mısır’daki katliamı şiddetle telin ediyoruz”

“Tüm vatandaşlarımız ciddi bir devlet baskısı ile, şantajı ile karşı karşıyadır. Lafı dolandırmaya hiç gerek yok. Bunun adı doğrudan faşizmdir. Açık faşizmdir. Türkiye süratle bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır, bir parti devleti haline gelmiştir”

“MİT adının önündeki milli tanımlamasına uygun bir istihbarat teşkilatı mıdır? Yoksa iktidar partisi AKP’nin istihbarat teşkilatı mıdır?”

“Son günlerde CHP’ne dönük bazı tuhaf olaylarla karşı karşıyayız. Aslında tuhafta değil, beklenen, tahmin ettiğimiz, İkisi milletvekili üç arkadaşımızın evlerine hırsız görünümünde birileri girdi. Arkadaşlarımızın evindeki değerli eşya ve paraya dokunmayan bu adamlar özel belgeler ve özel evraklar almakla yetindiler”

“Bunların  adi hırsız olmadıkları şuradan belli. Eğer niyetleri ziynet eşyası, para, zengin varlıklar olsa karun gibi AKP’liler duruyor gariban Cumhuriyet Halk Partililerin evlerini peş peşe seçmezlerdi. Çünkü onlar adi hırsızlar paranın, malın kimde olduğunu çok iyi biliyorlar, tespit ediyorlar”

“Devletin temel niteliği inançlar ve kimlik konularında nötr olmaktır, tarafsız olmaktır, kör olmaktır. Yürütme ve yargı alanında hizmet verme boyutunda olanların yani devletin egemenlik yetkisini kullanma noktasında olan görevlilerin tarafsızlıklarını ihlal edecek herhangi bir sembol ya da işaret taşımalarını biz kabul etmiyoruz. Bu inanç özgürlüğüyle bağlantılı ona karşı bir kavram değildir. Devletin inançlar ve kimlikler karşısında nötr, tarafsız, kör olmasının doğal bir sonucudur.”

“Anayasa çalışmalarında, çok kuvvetli suç delili olmadan, bu ortaya konmadan bir takım saiklerle, duyumlarla kendi işlerine gelmeyecek olan gösterileri,  bu gerekçeye sığınarak kişilerin seyahat etme özgürlüğünü engelleyecek bir noktaya taşınmasını CHP kabul etmedi”

“AKP Sözcüsü Çelik sık sık ishali kelam ediyor, eski deyimle konuşuyor. “Atın ölümü itin bayramıdır” diyor Çelik.  Burada itten kimi kastettiğini aşağı yukarı anlıyoruz da, beygirden kimi kastediyorsun Sayın Çelik?”

“Davutoğlu – Erdoğan ikilisinin maceracı ve Başbakan’ın çok sevdiği bir deyimle söylüyorum, maceracı ve marjinal dış politikaları Türkiye’yi hem geleneksel çizgisinden uzaklaştırmış, hem de bölgede yalnızlaştırmış aynı zamanda Ortadoğu bataklığının da tam içine, ortasına çekmiştir.”

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Haluk Koç, MYK Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı ve gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

“Arkadaşlar iyi günler. Şuanda Merkez Yönetim Kurulumuz toplantı halinde. Bilhassa Mısır’da sıcak gelişmelerin yaşandığı bir gündeyiz. Bu konuda düşüncelerimi ifade ederek başlamak istiyorum. Gerçekten Mısır’da bu sabahtan itibaren yaşanan son gelişmeleri büyük bir kaygıyla izliyoruz. Seçimle gelmiş bir iktidarın darbeyle görevinden uzaklaştırılmasını asla tasvip etmediğimizi daha önce açıklamıştık. Bugün Mısır’daki güvenlik güçlerinin darbe girişimini protesto eden göstericilere karşı ateş açması ve katliam boyutunda gelişmelerin olması hepimizi derin bir üzüntüye soktu.

Değerli arkadaşlarım, tabi bugün gelinen nokta başka kaygıları da beraberinde getiriyor. Mısır’da ciddi bir iç çatışmanın, iç kavganın gelişme riski bugün her günkünden hatta olayların başladığı noktadan çok daha ileridedir. Temenni ederiz ki bu kaygılarımız gerçekleşmez. Çünkü Mısır bizim için oldukça önemli, değerli bir ülkedir. Mısır’ın istikrarı ve iç barışı bölgenin istikrarı ve iç barışıyla doğrudan ilintilidir. Esasen son dönemlerde İslam dünyasının içine sürüklendiği kaos son derece endişe vericidir. İşin acı olan tarafı Türkiye bu kargaşayı sona erdirebilecek aktörlerden biri olabilecek iken bölge ülkelerindeki çatışmaların hemen hemen hepsinde kendisini taraf haline getirerek yapıcı bir siyaset yürütme, üretme şansını maalesef kaybetmiştir. Allah bütün kardeşlerimizin yardımcısı olsun diyorum ve bir kere daha bugünkü katliamı şiddetle telin ediyoruz. Sayın Faruk Loğoğlu’nun sabah yaptığı açıklama çerçevesinde biran önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin de Mısır’daki şuanda hükümet yetkisini yürütenlerle bu yönetime tepki gösterenlerin ortak bir noktada uzlaşmalarını sağlayacak bir girişimde bulunmasını ve Türkiye’nin bu yönde girişimde bulunmasının da yararlı olacağını ifade ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Mısır’dan başlamışken tabi dış politikaya da son gelişmeler çerçevesinde değinmemiz gerekiyor. Dış politikadaki gelişmeler Türkiye’de ve Ortadoğu’da Türkiye’yi tam bir yalnızlığa mahkum etmiştir. Bu acı bir gerçek. Bunun altını çizerek önemle belirtmek durumundayız. Türkiye’nin şuanda Ortadoğu’daki tüm meşru ve resmi muhataplarıyla bir ilişkisi kalmamıştır. Hükümetin bölgedeki muhatapları daha önce vurguladım bir kere daha. El Kaide, El Nusra, İhvan, Özgür Suriye ordusunun bir kesimi gibi ne idüğü belirsiz örgütlerden ibarettir. Karşısında resmi ve meşru bir muhatap Türkiye’nin maalesef yoktur şuanda Ortadoğu’da. Türkiye dış politikasında her zaman meşruiyet çizgisini izlemiş, meşruiyeti esas alan bir ülke olmuştur. Davutoğlu – Erdoğan ikilisinin maceracı ve Başbakanın çok sevdiği bir deyimle söylüyorum, maceracı ve marjinal dış politikaları Türkiye’yi hem geleneksel çizgisinden uzaklaştırmış, hem de bölgede yalnızlaştırmış aynı zamanda Ortadoğu bataklığının da tam içine, ortasına çekmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Suriye sınırımız ki 877 kilometredir kara sınırımız. Benzetmek yerinde olacak aynen Afganistan, Pakistan sınırına dönmüştür. Yani burada sınırımız Türkiye Cumhuriyeti devletinin denetiminde değil, şuanda bazı terör örgütlerinin açık denetimi altındadır. Cilvegözü ve Reyhanlı’daki patlamalar 3 bin, 4 bin kişilik güya kaçakçı olduğu ifade edilen grupların sınır tacizleri. Daha geçen hafta İstanbul’da öldürülen 7 – 8 Suriyeli açıkça gösteriyor ki Türkiye Ortadoğu’daki terör gruplarının, terör örgütlerinin açık bir hesaplaşma, çatışma alanına döndürülmüştür. Lübnan’da biliyorsunuz iki tane pilotumuz kaçırıldı. Hükümetin tek yapabildiği bu konuda Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına Lübnan’a gitmeme tavsiyesinde bulunmaktır. Pilotlarımızdan henüz bir haber yoktur.

Tablo özetlenecek olursa şu şekildedir. Lübnan’a gitmeyin, Suriye ve Mısır zaten oralara gidemezsiniz. İran’la selam sabah kesilmiştir. Irak’taki durum malum. AB’yle ilgili ilişkiler, AB müzakere süreci, hükümetin tutumunun ve gerçek yüzünün batıda net anlaşılmasından sonra buzdolabına kaldırılmıştır. ABD gezisi sonrası gerek Obama’nın gerek Beyaz Saray sözcülerinin yaptığı açıklamalar Başbakanın tüm insicamını bozmuştur. Suriye’de Türkiye’nin mezhep temelli yaklaşımı ve Rusya – ABD ekseninde planlanan Cenevre görüşmelerini önemsememe tutumu Rusya ile sorunlarını Türkiye’nin büyütmüştür. Sonu olarak; Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları Ortadoğu’da maalesef hedef haline gelmişlerdir.

Bugün Ortadoğu terörünün içeride ve dışarıdaki açık hedefi konumundayız. Suriye’deki olayların başlamasından itibaren Türkiye’nin Suriye’deki çatışmalara taraf haline getirilmesi Türkiye’nin dışarıdan da terör ithal eden bir ülke haline gelmesine sebep olmuştur. Bu riskler altını çizerek söylüyorum önümüzdeki dönem Türkiye’yi başka noktalarda da tehdit edebilecektir.

Değerli basın mensupları, bütün bu gelişmeler karşısında Davutoğlu Ahmet bey gerçekten bir madalyayı hak ediyor. Kutlamak lazım kendisini. Bu başarısızlığın altında imzası olan kişi şuanda hala Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanıdır. Boş rüyalarla Başbakanın zaten algılama kapasitesini zorlamış ve Türkiye’yi deminde vurguladığım gibi maceracı ve marjinal bir dış politika çizgisine itmiştir. Bütün bu olaylardan önce ne diyordu bütün dünyada? Türkiye Ortadoğu’ya rol model olabilir. Hatırlıyorsunuz bu tanımlamayı. Bir çok çevre tarafından yapılıyor idi. Maalesef Türkiye bırakın bu ülkelere rol model olmayı Türkiye kendisini Ortadoğululaştırmıştır bu süreç sonunda.

Değerli arkadaşlarım, dış politikadaki gelişmeler bu şekilde. Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgesinde PYD’yle El Nusra arasında sıkışmış bir Türkiye var. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Ortada kalmış bir Türkiye. Çözüm süreci olarak ileri sürdükleri henüz hala hiç kimsenin ayrıntılarını bilmediği gelişmeler, burada yaşanan olayların etkisiyle farklı değerlendirilir hale gelmiştir. Demokratikleşmeden bahsediyorlar. Kim demokratikleşme paketini onaylayacak? Başbakan. Başbakan demokratikleşme yan yana gelmesi çok zor olan iki kavram. Yani Türkiye ilave sıkıntılarla önümüzdeki dönem bu noktada da karşı karşıya kalacak.

Değerli basın mensupları, biliyorsunuz anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmaları devam ediyor. Dün akşama kadar 60 olan uzlaşılan madde sayısı 59’a düştü. Seyahat özgürlüğüyle ilgili olan maddede Cumhuriyet Halk Partisinin son yaşadığımız olaylar çerçevesinde biliyorsunuz 29 Ekim’den başlayan bayram kutlamaları taraftarların sportif karşılaşmalara gidip gelmeleri de dahil Silivri’deki hüküm celsesi öncesi oraya gidip protesto etmek isteyen yurttaşlar, gezi olayları sırasındaki protestolar hükümette bir korku oluşmasına yol açtı. Ve bu çerçeveden baktığınızda herkesin seyahat etme özgürlüğünü engelleyebilecek bir çizgiyi savunuyorlar. Demokratikleşme şarkıları söyleyen hükümetin tavrını söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi çok net ve açıktı. Söylediğimiz şu idi komisyonda. Çok kuvvetli suç delili olmadan, ortaya konmadan bir takım saiklerle, duyumlarla kendi işlerine gelmeyecek olan gösterileri bu gerekçeye sığınarak kişilerin seyahat etme özgürlüğünü engelleyecek bir noktaya taşınmasını Cumhuriyet Halk Partisi kabul etmedi. Bir başka siyasi muhalefet partimiz daha AKP’nin yanında yer aldı. Sık sık mecliste tanık olduğumuz gibi böylece bu madde anlaşılmayan, anlaşma yapılamayan maddeler seviyesine düştü.

Sizin soracağınız sorular vardır eşitlik maddesi. Eşitlik maddesi, SEDAV’ın sözleşmesinin 5.maddesinde kadınların her alanda pozitif ayrımcılığı kabul edildi, bu ifade edildi. Ve burada kamuda türban sorunu gündeme geldi. Şunu da çok açık ve net ifade edelim. Siz sormadan ben yanıt verme alışkanlığını sürdüreyim. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki tutumu açık ve net.

Değerli arkadaşlarım, devletin temel niteliği inançlar ve kimlik konularında nötr olmaktır, tarafsız olmaktır, kör olmaktır. Yürütme ve yargı alanında hizmet verme boyutunda olanların yani devletin egemenlik yetkisini kullanma noktasında olan görevlilerin tarafsızlıklarını ihlal edecek herhangi bir sembol ya da işaret taşımalarını biz kabul etmiyoruz. Bu inanç özgürlüğüyle bağlantılı ona karşı bir kavram değildir. Devletin inançlar ve kimlikler karşısında nötr, tarafsız, kör olmasının doğal bir sonucudur. Bu temel ölçü Cumhuriyet Halk Partisi tarafından bu maddeyle ilgili tartışmalarda korunmaktadır, savunulmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuyla ilgili görüşlerini soracak olursanız siz sormadan ben bu şekilde değerlendirmemizi yapmış olayım.

Bir başka olay değerli arkadaşlarım. Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisine dönük bazı tuhaf olaylarla karşı karşıyayız. Aslında tuhafta değil, beklenen olaylar. Aslında bir noktada tahmin ettiğimiz, bildiğimiz, daha öncede bu konuda uyarılarda bulunduğumuz olaylar. İkisi milletvekili üç arkadaşımızın evlerine biliyorsunuz birileri girdi. Hırsız görünümünde birileri girdi. Arkadaşlarımızın evindeki değerli eşya ve paraya dokunmayan bu adamlar özel belgeler ve özel evraklar almakla yetindiler. Adi hırsız olmadıkları şuradan belli. Eğer niyetleri ziynet eşyası, para, zengin varlıklar olsa karun gibi AKP’liler duruyor gariban Cumhuriyet Halk Partililerin evlerini peş peşe seçmezlerdi diye düşünüyorum. Çünkü onlar adi hırsızlar paranın, malın kimde olduğunu çok iyi biliyorlar, tespit ediyorlar. Biz tam bu olayın şokunu yaşarken bir gazetemizde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine dönük fişleme belgeleri yayınlandı. Dikkatinizi çekiyorum siyasi tarihimizde ilk defa ana muhalefet partisi böyle bir sistematik saldırıyla karşı karşıya. Siyasi tarihimizde ilk bu. Demek ki şunu düşünüyor insan. Sade yurttaşların fişlenme işlemi bitmiş, sıra ana muhalefet partisi milletvekillerine gelmiş. Sayın Başbakanın daha önceki bazı beyanları ile bu son olayları birleştirdiğimiz zaman Türkiye’nin gerçekten vahim bir olaya sürüklendiğini görüyoruz. Hatırlayınız daha önce Başbakan bir grup konuşmasında kendi deyimiyle söylüyorum. “Ey Kılıçdaroğlu senin nefes alışını bile izliyoruz” demişti. Bunları hatırlayacaksınız. Nasıl izlediği şimdi tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor. Bu işin sorumlusu MİT mi? Bu işin sorumlusu emniyet teşkilatı mı? Her ikisi de hükümete doğrudan bağlı. MİT doğrudan Başbakana, Emniyet teşkilatı da İçişleri Bakanına bağlı. Bu kepazeliğin asli faili o zaman ortada. Bu da doğrudan Başbakanın kendisidir.

Değerli arkadaşlarım, burada sözkonusu olan Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin hakkı, hukuku değildir. Ancak apaçık belli ki tüm vatandaşlarımız ciddi bir devlet baskısı, şantajı ile karşı karşıyadır. Lafı dolandırmaya hiç gerek yok değerli arkadaşlarım. Bunun adı doğrudan faşizmdir. Açık faşizmdir. Türkiye süratle bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır, bir parti devleti haline gelmiştir. MİT adının önündeki milli tanımlamasına uygun bir istihbarat teşkilatı mıdır? Yoksa iktidar partisi AKP’nin istihbarat teşkilatı mıdır? Bu olay bu kadar vahimdir. Burada önemli olan Sayın Başbakanın şerefi ve haysiyetidir. Kelimeleri bilerek, seçerek ağır konuşuyorum. Hiçbir şey olmamış gibi ya da bütün bunlar adi birer vakaymış gibi sırtını dönüp gidemez. Bu olayların üstünü örtemez. Siyasi onurunu kurtarmak, haysiyetini, şerefini, onurunu temizlemek istiyor ise, bu şaibeden kurtulmak istiyor ise bu olayın faillerinin kim olduğunu, arkasında ne olduğunu açığa çıkartmak zorundadır.

Şimdi kendisinden Türkiye’yi dünyaya bu alanda da rezil eden, kepaze eden, bu olaylarla ilgili açık, net bir tavır bekliyoruz, açıklama bekliyoruz. Ha şu da unutulmasın. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde oynanan bu oyunları bozmaz, bozamaz. Bunların hesabını sormaz diye bir şey yok. Onu ayrıca yaparız. Ama şuanda yürütmenin başındaki kişi Türkiye’yi bu kepazelikten kurtarmak zorundadır.

Değerli arkadaşlarım, bu tür olaylara biz genellikle vesayet dönemlerinde tanık olduk. 12 Martlarda, 12 Eylüllerde tanık olduk. Şimdi ileri demokrasi diye tarif ettikleri bir süreçte benzer olayları çok daha ağır, vahim şekilde yaşamaya başladık. Daha önce biliyorsunuz Taraf gazetemizde Cumhuriyet Halk Partili olarak bilinen işadamlarına dönük bir takım fişlemeler haber yapılmıştı ve mahkeme kararıyla yayın durduruldu, yayın yasağı getirilmişti.

Değerli arkadaşlarım, burası kabile devleti mi, burası aşiret devleti mi? İktidardan gitmeyeceğim gibi davranan, Türkiye’deki hukuk devleti kurallarını altüst eden, açık bir parti devletine Türkiye’yi sürükleyen, açık bir faşizm uygulayanlar bunun hesabını demokratik süreçler içerisinde çok ağır bir şekilde vereceklerdir.

Bu arada Ramazanın son haftası, Kadir gecesi dahil, bayram ilk iki günü dahil Sayın Başbakanın ve önemli sayılabilecek yardımcılarının Türkiye genelinde ayrıştırıcı, bölücü açıklamalarına hep beraber tanık olduk. Başbakan son günlerde ortadan çekilmiş durumda. Ortadan bu şekilde kaybolması değişik yorumlara yol açtı. Biz bu yorumların içinde değiliz, tarafı da olmadık. İnsanların varsa sağlık sorunları üzerinden siyaset yapmayı etik olarak doğru bulmuyoruz. Ancak AKP Sözcüsü Sayın Hüseyin Çelik’in dün bir televizyon kanalında bu konuyla ilgili ölçüsüz bir tepki gösterip ölçüsüz beyanlarda bulunduğuna da tanık olduk. Kendi sözleriyle söylüyorum. “Atın ölümü itin bayramıdır” diyor Sayın Sözcü. Burada itten kimi kastettiğini aşağı yukarı anlıyoruz da beygirden kimi kastediyorsun Sayın Çelik? Yani bunu tam anlayamadık. Bir açıklık getirmesi gerekir. Sayın Çelik sık sık böyle ishali kelam eski deyimle bu tabirlerde bulunuyor. Siyaset adamları, parti sözcüleri seviyeyi bu kadar düşürürlerse bunun sokağa yansıması çok daha ağır boyutlarda oluyor. Aynı dil arızasını Sayın Arınç’ta da görüyoruz. Onda da alışkınız. Bayramı, Kandil’i, Ramazan’ı yok Sayın Arınç’ın. Aynı arızaları o da sık sık gösteriyor ve kendisinin pozisyonu da ne yazık ki Başbakan Muavini. Önemli bir siyasi konum. Yaşı kemale erdikçe üslubu kemal olmuyor ne yazık ki. Öyle şeyler söylüyor ki ben burada da tekrar etmekten utanırım. Sonuçta bu arkadaşların kendi içlerinde bir sıkıntıları olduğu anlaşılıyor. Gazetelerde karşılıklı açıklamalar gırla gidiyor biliyorsunuz. Ancak kendilerine tavsiyemiz bu sıkıntıları kendi içlerinde halletmeleri. Topluma yansıtmamaları. Toplum zaten bezgin, toplum zaten yorgun. Toplumun zaten canı burnunda. Bunların kendi içlerindeki sorunlarla toplumun uğraşacak ne hali var, ne takati var.

Değerli arkadaşlarım, umarım Sayın Çelik’te sözcülük görevi sırasında bundan sonra kullandığı deyimlerin, atasözlerinin kimlere ne şekilde dokunduğunu hesap eder. O deyimi söyleyeyim. İshali kelamda bulunmaz. Bu benim temennim. Ne kadar gerçekleşir onu bilmiyorum.

Değerlendirmelerim bunlar, sizlerin ilave soruları olursa yanıtlayabilirim. Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı bu önümüzdeki Salı günü 20 Ağustos, Irak’a Irak merkezi hükümetinin resmi davetlisi olarak bir gezide bulunacak. 4 gün sürecek gezi. Irak Başbakanı Nuri El Maliki, önemli dini liderler, Bağdat, Kerkük ve Necef’te çeşitli temaslar, Irak meclisinde bir konuşma, değişik yerlerde görüşmeler. Bu gezisini tamamlayacak. Şunu herkes çok iyi bilsin. Biz iktidarı şikayet için Irak’a gitmiyoruz. Sadece Türkiye Irak ilişkilerinin Irak’ın toprak bütünlüğü, birliği çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere gidiyoruz. Bu geziden değişik anlam, yorum çıkartmaya yarın bugün başlarlar. Açık ve net söylüyorum Cumhuriyet Halk Partisi AKP döneminde sıkıntıya uğrayan, hakamete uğrayan, zaafa uğrayan uluslararası ilişkileri ki bölge ülkeleri bunların en başında yer alıyor. Bu konuda Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi penceresinden görüşlerini de bu ülkelerle ilgili ifade etmek, onlarla ilişkilerimizin dediğim gibi meşru zeminde, meşru muhataplarla sürdürülmesi boyutunda değerlendirilmesi anlamına geliyor.

Soru: Başörtüsüyle ilgili açıklamanızda yargı ve yürütme ifadesini kullandınız. Üç erkten yasama ifadesini kullanmadınız. Sayın Atila Kart’ında anayasa uzlaşma komisyonu üyesinin de bir açıklaması var ve bu açıklamada da meclise milletvekillerinin başörtüsüyle girebileceği ifade ediliyor. Yani Cumhuriyet Halk Partisi yasama alanında ya da eğitim alanında başörtüsüne nasıl bakıyor?
Haluk Koç: Eğitim alanında demin söylediğim gibi kamu alanlarında devletin tarafsız olması gereken, tarafsız olarak hizmet vermesi gereken alanlardan birisidir. Sayın Kart’ın yasama alanıyla görüşü kendi kişisel görüşüdür. Partinin görüşü bu tartışmalar çerçevesinde demin özetlediğim çerçevedeki sınırla ifade edilebilir Çimen hanım.

Soru: Bu fişleme olayıyla ilgili İçişleri Bakanının da bugün bir açıklaması vardı. Eğer ellerinde bir belge varsa bize iletsinler diye. Yani hükümet kanadından sizi nedir bu olay diye arayan soran oldu mu? Ya da siz onlara İçişleri Bakanlığına belge iletecek misiniz ve bu olayla ilgili ne yapacaksınız? Yargıya mı gidecek misiniz? Başka ne tür bir…
Haluk Koç: Meclis açıldığında meclis denetim faaliyetleri içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi bu sürecin peşinde olacak. Bunu söyleyeyim. Böyle bir süreci işletenler biz yaptık diye ortaya çıkmazlar. Vakti zamanında rüşvetin belgesi mi olur demişti birileri hatırlıyorsunuz. Bu da benzer mantıkta değerlendirilebilir. Cumhuriyet Halk Partisinden belge soracak kişi İçişleri Bakanıdır. Emniyet teşkilatının doğrudan kendisine bağlı olduğu bir bakandır. Demin vurguladım Milli İstihbarat Teşkilatının da o milli kavramı tartışılır artık istihbarat teşkilatının başındaki doğrudan kanunlar çerçevesinde Başbakana bağlıdır. Yürütmenin başındaki kişiye bağlıdır. Yani herhangi bir belge talebinde bulunacak olursa ortaya atılan iddialar konusunda doğrudan kendilerine bağlı olan kuruluşlardan bu bilgiyi, belgeyi takip etmek ya da talep etmek durumundadır Sayın Bakan.

Soru: Yerel seçimler sürecinde bu tarz şeyler, hırsızlık olayları, fişleme. Bunların bağlantılı olduğunu söylediniz, ima ettiniz. Yerel seçim yaklaştıkça benzeri şeyler bekliyor musunuz artmasını?
Haluk Koç: Şimdi AKP döneminde bir şeye alıştık. Yani siyasetin normal kuralları ve siyaseti oluşturan normal kurallar ve kurumlar dışında çok farklı mecralarda siyaset tezgahlandığını, siyaset önü, siyaset arkası her türlü belgenin, her türlü takibin, hukuk devletinde karşılığı olmayan her türlü girişimin mubah olarak kullanıldığını daha önceki örneklerinde gördük. AKP her şeyi yapabilir. Bizim bir derdimiz yok, bizim bir sorunumuz yok. Sadece demokrasi açısından üzgünüz, hukuk devleti kavramının aşındırıldığı için üzgünüz. Yani bir Türkiye’nin öteden beri vurguladığımız açık faşizme giden bir parti devleti olma yolunda AKP’nin bu gayretlerinden rahatsızız ve bunu da tüm yurttaşlarımızla paylaşıyoruz. Bunun siyasi mücadelesini veriyoruz, vereceğiz. Ama ortada yaşananlar var, yaşanabilecek olanlar var. O bakımdan sorunuzun yanıtı da karşılık buluyor herhalde.

Soru: Dün Fethullah Gülen cemaatinin 11 iddiaya 11 yanıt diye bir açıklaması oldu. İktidarla cemaat arasında bir tartışmanın olduğu da iddia ediliyor. Buna CHP…
Haluk Koç: Biz bu konularda taraf değiliz. Biz bir siyasi partiyiz. Siyasi parti olarak muhatabımız resmi siyasi kurumlardır. Kendi aralarında ne yaşıyorlar, neyi paylaşamıyorlar, neyin savaşındalar bunlar açıklıkla gazete sayfalarında çok ciddi bir şekilde tartışılıyor. Kendi sorunlarıdır.

Hepinize iyi çalışmalar diliyorum.

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 14 Ağustos 2013 12:19

Bağlantılı Konular