Genel Başkan Kılıçdaroğlu yargıya güven kaybını Deniz feneri davası ile açıkladı ve “Bu dava toplumun vicdanını kanattı” dedi

“Kul hakkını yiyenlerden hesap soracağım diyenler kul hakkı yiyenlere kalkan oldular. Düşünün, bu davayı soruşturan savcılar yargılandılar, sanıklara aranacaksınız diye bilgi sızdırıldı.”

“Çıkalım sokağa soralım mahkemeye yolunuz düşürse adaletin sağlanacağına inanıyor musunuz diye.  Yurttaşların çoğu hayır adalete inanmıyorum diyor. Bu hale getirenler ülkeyi yönetenler.”

“Hakime gitmeye gerek yok,  il başkanına giderim. İl başkanı benim davamı çözer diyor. Siz kalkıp yargıyı siyasallaştırırsanız böyle bir tablo çıkar ortaya.”

“Ben özel yetkili mahkeme derken, sadece Silivri’yi kastetmiyorum. KCK davaları içinde aynı şeyi söylüyorum. Özel yetkili mahkeme olmaz. Ben Batman’da halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanının hapse atılmasını doğru bulmadığımı söyledim. Siz halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanını tutup içeri atacaksınız, üç gün sonra serbest bırakacaksınız sonra, yargı görevini yaptı diyeceksiniz. İçeriye alınması da, serbest bırakılması da siyasi otoritenin isteği üzerine oluyor. Niye birbirimizi kandırıyoruz.”

“Yürütme organı yasamayı kontrol ediyor. Benim çoğunluğum var, istediğimi yaptırırım diyor ve yaptırıyor. Çünkü milletvekili Başbakanın aksine oy kullanırsa bir daha seçilemeyeceğini biliyor”

“Biz diyoruz Kİ,  12 Eylül döneminde çıkan yasaların değişmesi lazım demokrasi istiyorsak. Darbe hukukunun arkasına saklanılmaz. Siyasi partiler yasası lider sultasını getirmiş. Değiştirelim. Akp ben değiştirmem diyor. %10 seçim barajını kaldıralım. Ben kaldırmam diyor. O zaman sormamız gerekmiyor mu nasıl demokratsın sen? Yani demokratsan askeri darbe döneminde çıkan ve bizim demokrasimizi çok özür dilerim iğdiş eden o düzenlemeleri kaldırmamız lazım”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu güncel konularla ilgili olarak gazetecilerin bazı sorularını şöyle yanıtladı;

Utku Çakırözer: Gelen sorulardan bir tanesi vardı. Yani size eleştirel bakanlarda var bu konuda. Yani yaptıklarınızı az bulanlar var. Neden mesela Silivri’de milyonluk bir miting yapmıyor Sayın Kılıçdaroğlu diye soru soranlar vardı bugün soru gönderenler arasında. Acaba yaptıklarınızı eksik bulanlara ne düşünüyorsunuz? Siz içeriden o insanları çıkarmak için daha ne yapabilirdiniz? Yani siz üzerinize düşeni yapmadığınıza inanıyor musunuz? Ya da yaptığınıza inanıyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bir dava vardı görülüyordu, bir mahkeme vardı ve biz o mahkemeyi de, Silivri’yi de olağan bir mahkeme olarak görmedik. Olağanüstü bir mahkemedir. Meşru bir mahkeme olarak görmedik. Kararlarını da meşru bir karar olarak görmedik ve değerlendirmedik. Hatta ben Silivri toplama kampı demiştim oraya. 1942 Almanya’sının 2013 Türkiye versiyonudur bu. Dolayısıyla burada adalet yoktur. Adalet kavramı o kadar çok yıprandı ki Utku bey. Çıkalım sokağa soralım mahkemeye yolunuz düşürse adaletin sağlanacağına inanıyor musunuz? Yurttaşların çoğu hayır adalete inanmıyorum diyor. Bu hale getirenler ülkeyi yönetenler. Siz kalkıp yargıyı siyasallaştırırsanız böyle bir tablo çıkar ortaya. Hakime gitmeye gerek yok il başkanına giderim. İl başkanı benim davamı çözer diyor. Böyle bir tablo olabilir mi? Hani yargı kutsaldı, yargıda adalet vardı, vicdan vardı, gidecektiniz oraya. Ben ne kadar haksızlığa uğrarsam da hakkımı arayabileceğim mahkeme var, hakim var diyebilecektik. Bunların tamamı yok oldu.

Biz tepkimizi büyük mitingler yaparak tepki göstermeyi çok makul görmedik. Sonuçta toplumun vicdanı bu kararları kabul etmiyorsa bana göre en büyük miting orada yapılmıştır. En büyük gösteri oradadır. Toplum bunu kabul etmiyor. Toplumun her kesiminden bırakın yani kendi toplumumuzu, Türkiye’yi dünyadaki bütün saygın kuruluşlardan, hukuk kuruluşlarından burada yapılanların, yani mahkemede verilen kararların makul olmadığını zaten açıkladık.

Hande Fırat: Diğer önemli başlık yaklaşan yerel seçimler. Zaten çok sayıda da soru geliyor ama iki çarpıcı açıklamayla başlayalım isterseniz. Gürsel Tekin Sarıgül CHP’ye gelecekse bir karar verip açıklasın artık. Tartışmalara sebebiyet verilmesin dedi. Bir anlamda da Gürsel Tekin’inde tabi İstanbul için adı geçiyor. Diğer taraftan Sarıgül’de koltuk peşinde koşmayız, yurttaşlar nerede kimi görmek istiyorsa orada oluruz dedi. En merak edilen konu başlığı Sarıgül CHP’ye geliyor mu? Görüştünüz mü, İstanbul adayınız Sarıgül mü?

Kemal Kılıçdaroğlu: İzin verirseniz Hande hanım adalet neden güven kaybetti tipik bir örneğini vereceğim size. Deniz Feneri davası. Bu dava gerçekten de toplumun vicdanını kanattı. Kurban parasını, yoksullara yardım için verilen paraları yiyenler. Yani kısa süre mahkemelerde tutuldular. Bunlar nezdinde arama yapılırken bile mahkeme kararı önceden bunlara duyuruldu sizde arama yapılacak önlemini alın diye. Onlar bile yapıldı. Yani kul hakkını yiyenlerden hesap soracağım diyenler kul hakkı yiyenlere kalkan oldular. Hangi adalete güveneceksiniz? Bu davayı soruşturan savcılar yargılandılar niye bu soruşturmayı yapıyorsunuz diye. Hangi adalet? Yani o kadar ciddi bir kanama var ki adalette. Toplumda müthiş bir güven kaybı oluştu. Bunu tamir etmemiz lazım. Nereden başlayarak? Hukuk fakültelerinden başlayarak. 4 yıllık hukuk fakültesi olmaz. Yeni hukuk fakültesinden mezun olacak hemen göndereceksin git orada deneme sınama yöntemiyle adalet dağıt. Olmaz. Yeniden ele almak lazım, yeniden inşa etmek lazım hukuku ve adaleti. Çünkü adalet kavramı çok soylu bir kavramdır. Bunun yıpranmaması lazım. Herkesin bu konuda çok dikkatli konuşması lazım. Ama bugün yapılanlar tam anlamıyla bir felakettir.

Hüseyin Yayman: Bu parantezi kapatmıştık ama tam yeri geldi Kemal bey. Bu adalet meselesi Türkiye’de geçmişten buyana çok tartışmalı ve bir taraftan Ergenekon davasında, balyoz davasında, diğer taraftan KCK davalarında da benzer tartışmalar yürüdü. Hükümet zaman zaman yasama, yürütme yargının bağımsız olduğunu söylüyor ve yargının verdiği kararlara hükümetin bir dahli olmadığını söylüyor. Siz burada siyasetle yargı arasında bir çelişki, çünkü bu çok konuşuluyor, tartışılıyor. Böyle bir şey var mı? Sizin bir hissiyatınız ya da böyle bir duyumunuz.

Kemal Kılıçdaroğlu: Siyasetle yargının ayrı olması lazım ayrı erkler olduğu için. Yasama, yargı, yürütme. Eğer yargı gerçekten bağımsız ve tarafsızsa siyaseti denetliyor, diğer kanadı da denetliyor, yürütmeyi de denetliyor, yasamayı da denetliyor. Yasamada diğerlerini denetliyor, yürütmede diğerlerini denetliyor. Güçlerin denk olması lazım. Aradığımız temel norm bu. Güçler denkse, birbirini denetliyorsa sağlıklı bir demokrasiyi inşa etmişiz demektir.

Şimdi özel yetkili mahkeme derken ben sadece Silivri’yi kastetmiyorum bakın. KCK davaları içinde aynı şeyi söylüyorum. Özel yetkili mahkeme olmaz. Doğru değil bunlar. Ben Batman’da şu konuşmayı da yaptım. Halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanının hapse atılmasını doğru bulmadım. Gider bir dahaki seçimde kaybeder. Siz halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanını tutup içeri atacaksınız, üç gün sonra serbest bırakacaksınız sonra ben işte yargı görevini yaptı diyeceksiniz. İçeriye alınması da, serbest bırakılması da siyasi otoritenin isteği üzerine oluyor. Niye birbirimizi kandırıyoruz. Bunu hepimiz biliyoruz.

Hüseyin Yayman: Ama orada aynı noktada çok affedersiniz küçük bir parantez açmak isterim bu konuyu da bağlamak bağlamında. Hem bu 7 Şubat’ta MİT Müsteşarını savcıların çağırması ve bunun Başbakana yönelikte, yani Başbakanın zaman zaman bu konuda sitemleri oluyor. Yargı bağımsızdır bize karşıda, benim müsteşarıma karşıda böyle bir hamle oldu şeklinde değerlendirmeleri var.

Kemal Kılıçdaroğlu: Çağıran savcı. Hakim değil, savcı siyasi otoritenin adamıdır. Yani,  devletin savcısı. İddia makamıdır. Kamu adına davayı açar zaten. Kamu davayı açmıştır olay yargıya intikal etmiş değildir. Ama orada bile Başbakan tahammül edememiştir özel yasa çıkarmıştır. Benden izin almadan onu kimse çağıramaz diye. Peki özel yasa yine vardı Genel Kurmay Başkanlarını anayasa mahkemesi yargılayacaktı. Niye o yapılmadı? Çünkü bir kişinin iki dudağından çıkan bir talimat, bir emir, bir talep devlet erkinde olduğu gibi yerine getiriliyor. Bu ister savcı olsun, ister yargıç olsun, ister vali olsun, ister kaymakam olsun. Sorunumuzda bu zaten. Yani o güçler ayrılığı çalışmıyor.

Ben şunu da çok iyi biliyorum. Yasa, yargı kararı var uygulanması lazım. Parlamentodan AKP yasa çıkardı yargı kararı uygulanmasın diye. Demokrasilerde var mı böyle bir şey? Hayır. Ama bizde var. Neden? Çünkü yürütme organı yasamayı kontrol ediyor. Benim orada çoğunluğum var ben istediğimi yaptırırım diyor ve istediğini yaptırıyor. Çünkü parlamentodaki milletvekili Başbakanın aksine oy kullanırsa bir dahaki seçimlerde seçilemeyeceğini biliyor. Peki biz ne diyoruz? 12 Eylül döneminde çıkan yasaların değişmesi lazım demokrasi istiyorsak. Darbe hukukunun arkasına saklanılmaz. Siyasi partiler yasası lider sultasını getirmiş. Değiştirelim. Ben değiştirmem diyor. %10 seçim barajını kaldıralım. Ben kaldırmam diyor. O zaman sormamız gerekmiyor mu nasıl demokratsın sen? Yani demokratsan askeri darbe döneminde çıkan ve bizim demokrasimizi çok özür dilerim iğdiş eden o düzenlemeleri bizim kaldırmamız lazım. Demokrasinin önünü açmamız lazım.

Hande Fırat: Gelecek bir demokratikleşme paketi var. İçeriğine göre aynı şeyleri söylüyorsanız ki bazısı yansıyor. Destek verecek mi CHP pakete?

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürlüğün daha fazla gelmesi için her türlü desteğe CHP hazırdır. Kimsenin endişesi olmasın.

    Çarşamba, 14 Ağustos 2013 14:32

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica