CHP, sağlığa erişim hakkını engelleyen ve çevreyi yok eden yasa maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, “torba yasa”nın insan sağlığını ciddi anlamda tehdit ettiğini iddia ettiği 2 maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduklarını kaydetti.

Atıcı, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, torba yasalarla ülkeyi idare etmeye çalışan AKP’nin, farklı konulardaki pek çok maddeyi aynı kanun içine koyarak kamuoyunun dikkatinden kaçırmaya çalıştığını söyledi.

Hükümetin, kanunlaşan “torba yasa” içine sıkıştırdığı iki madde ile sağlığı ciddi anlamda tehdit ettiğini belirten Atıcı, kanunun bu iki maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurduklarını söyledi. Yasanın 4. maddesi ile sağlık hizmet bedellerini halkın sırtına yıkmak için katkı paylarının iki katına çıkarıldığını, 12. maddesi ile de yaşam alanları ve çevreyi talan edenlere af getirildiğini, 1997 yılından önce yatırım programına alınan tesisler için ÇED raporu alınmasına gerek olmadığına hükmedildiğini ifade etti.

Mersin Milletvekili Atıcı, sağlıkta ek ücretlerin 2008′de yüzde 30′a, 2009′da yüzde 70′e, 2012′de yüzde 90′a ve şimdi de yüzde 200′e çıkarıldığını ve buna otelcilik hizmetlerinin de dahil olmadığını ifade etti.

Mersin Milletvekili Atıcı’nın konu ile ilgili değerlendirme ve tespitleri şöyle: “Torba yasalarla ülkemizi idare etmeye çalışan AKP farklı konularda pek çok maddeyi aynı kanun içine koyarak kamuoyunun dikkatinden kaçırmaya çalışmaktadır. Bu kez de 6486 sayılı Torba Kanunu’nu yasalaştıran Hükümet bu Kanun içine sıkıştırdığı iki madde ile sağlığımızı ciddi anlamda tehdit etmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu kanun maddelerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuş bulunuyoruz.

Yasa, 4. Maddesi ile sağlık hizmetleri bedellerini halkın sırtına yıkmak üzere katkı paylarını iki katına çıkarmakta, bununla birlikte mesai sonrası hocalara özel muayene imkânı tanımaktadır. Torba yasa 12. Maddesiyle ise yaşam alanlarımızı, çevremizi talan edenlere af getirmekte, 1997 yılından önce yatırım programına alınan tesisler için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alınmasına gerek olmadığına hükmetmektedir.

Anılan iki madde, hem sağlığa erişimde hem de sağlıklı yaşamın sürdürülmesinde halkın önünde engeller yaratacak niteliktedir.

AKP hükümetleri 10 yıldır her şeyi sattığı gibi sağlık hizmetlerini de satmak için elinden gelen her şeyi yapmış, yetinmemiş, şimdi de 6486 sayılı yasa ile özel hastane ve vakıf üniversitelerine 2 misli katkı payı almanın yolunu açmıştır. Ayrıca üniversite hastanelerinde hocaların mesai saatleri dışında ek ücretlerle hasta bakmalarına imkân vermiştir.

Sağlıkta ek ücretlerin sınırı 2008’de %30, 2009’da %70,  2012’de %90, şimdide %200 olarak belirlenmiştir (Otelcilik hizmetleri bedeli hariç). Görüldüğü gibi sağlık hizmetleri giderek daha pahalı hale gelmiş ve sağlığa ulaşmak neredeyse imkansız olmuştur.

Yasanın 4. Maddesindeki her iki değişiklik de ancak parası olanların alabileceği hizmetlerdir. Açıkça AKP, herkese sağlık değil paran kadar sağlık hedefini büyütmüştür.

AKP, ek paranız yok ise özel hastaneye de gidemezsiniz, üniversitede hocaya muayene de olamazsınız demektedir.

Hükümet bu uygulamasıyla parası olan üniversitelerde mesai sonrası hocaya muayene, ameliyat, tahlil, tomografi yaptırabilir, parası olmayan kaderine razı olsun demektir.

SGK, prim yatıran işçinin, emeklinin, memurun parasını, özel hastanelere üniversitelere aktarmakta ancak işçi, memur, emekli sağlık hizmeti almak için yeniden para ödemek zorunda bırakılmaktadır.

AKP bir yandan “tam gün” diyerek muayenehaneleri kapatmaya çalışmakta bir yandan da doktora, “bana çalışırsan mesai sonrası beraber kazanalım” demektedir.

Vatandaşın bu günkü sağlık ihtiyacını paraya çeviren AKP bununla yetinmemiş olacak ki gelecekte de para verecek hastayı yaratmak istercesine aynı yasanın 12. Maddesi ile çevreyi katletmekte, böylece insanların sağlığını kaybetmesine neden olmaktadır. Bu torba yasa ile 1997 yılından önce yatırım programına alınmış olan projeler ve bunlar için gerekli yapı ve tesisleri Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamı dışına almıştır.

Çevreyi, doğayı korumayı amaçlayan ÇED’in bu eksik hali bile bazılarının önünde engel görülmüştür.

Soruyorum; 1997 yılından önce planlanan zehir ile bugün planlanan zehir arasında ne fark vardır? 97 den önce planlanıp bu gün kesilen ağaç ile bu gün planlanıp kesilen ağaç arasında ne fark vardır?

Enerji bahanesi ile nehirlerimiz, denizlerimiz, ormanlarımız verimli arazilerimizin talana açılması yetmezmiş gibi şimdi de ÇED’den muaf işletmeler yasa ile korunarak yaşamımıza girmiştir. Bu gelişmelerden cesaret alanlar Mersin Yeşilovacık’ta kaçak liman inşaatı ile uluslararası sözleşmelerle korunan Akdeniz foklarının yaşam alanları yok etmeye başlamış ve denizi zehirli kuvarsit madeni atıkları ile doldurmaktan çekinmemiştir.

3. Köprü için yanlışlıkla 250.000 ağaç kesen, dünya nükleeri bırakırken ülkeyi nükleer çöplüğe çevirecek adımlar atan, HES için dereleri ve yaşamı kurutan, termik santral çevresini yaşanmaz hale getiren, maden diye ormanları talan ederek  “asıl çevreci biziz” diyebilen zihniyete güvenimiz yoktur.

Anayasamızın “Sağlık Hizmetleri ve çevrenin Korunması” başlıklı 56. Maddesinde, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” denmektedir. Biz de CHP olarak bu anlayışla halkımızın bugün sağlığa erişimini engelleyen ve yarınımızı tehlikeye atan ÇED muafiyetini getiren yasanın önce yürürlüğünün durdurulmasını sonra da iptal edilmesini Anayasa Mahkemesi’nden bekliyoruz.”

    Çarşamba, 31 Temmuz 2013 18:23

Bağlantılı Konular