Koç: “Başbakan Zalimler Halkından Korkar” dedi.

Başbakan halkından korkuyor

"Zalimler gibi sokaktan korkuyorsunuz"
"Taraftarlara ayar verilmeye çalışılıyor, korkuyorsan maçları seyircisiz oynat"
"Allah kimseyi korku dağlarının önünde titrer pozisyonda tutmasın"
"Başbakan duran adamdan korkuyor, konuşmadan korkuyor. Robot mu olacağız, mumya mı?"
"Uğraşma milletle, dalga geçmesinler seninle. al vitesi boşa, bırak gitsin usta. böyle yaşanmaz."
 "Gözün aydın Türkiye BOP Başkanı Erdoğan çalışıyor."
 "Başbakanı Abdullah Cömert'in Ali Korkmaz'ın ve Ethem Sarısülük'ün hayali rahatsız ediyor"
"Mehmet Ali Şahin demokratik tepki koyanlara müebbet hapis istiyor. Türkiye'nin yarısını mı hapse koyacaksın?"

Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi bu hafta başında Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yaptı. Fakat haftanın gelişen siyasi olayları, Başbakanın ve muavinlerinin diyelim bitmek bilmez durumda açıklamaları, sürekli olarak siyaseti gerginleştiren bir korku, bir evham yansıtan tutumları. Bütün bunlar siyaseten değerlendirilmeye ihtiyaç duyduğumuz noktalar.

PKK uzantısıyla komşu oldular
Önce kabaca bir Suriye’yle başlamak istiyorum. Biliyorsunuz Esad’ı devireceğiz diye yola çıktılar şimdi Suriye’de PKK’nın uzantısıyla komşu oluverdiler birdenbire. Geldiğimiz manzarayı özetlemek için yaptığım bir benzetme.
Değerli arkadaşlarım, durmak yok yola devam biliyorsunuz arkadaşların sloganları. Durmak yok yola devam ettikleri belli. Irak’ın kuzey bölgesindeki yapılanma tamamlanmıştır. Şimdi Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgesindeki yapılanma tamamlandı. Türkiye’deki parçalarla ilgili görüşme trafikleri devam ediyor. İran’a dönük talepler ortada. Yani Puzzle parçalar ortaya konduğunda, tamamlandığında farklı bir yapıyla ortaya çıkacak ve böylece BOP’un eş başkanı olduğunu iftiharla açıklayan Başbakan’da bu çerçevede kendisine verilen görevi ifa etmiş olacak.
Değerli arkadaşlarım, sloganla benzetmek gerekirse ‘Gözün aydın Türkiye Tayyip Erdoğan çalışıyor’. Gözün aydın Türkiye Tayyip Erdoğan BOP’un kendisine verdiği görev kapsamındaki sorumluluklarını yerine getirmiş oluyor. Aslında acı bir benzetme olacak ama baktığınız zaman Tayyip Erdoğan içerde bir ucunda Barzani, bir ucunda Öcalan, bir ucunda Salih Müslim PYD’nin temsilcisi. Bunlarla Kürt politikasını dizayn ediyor. Dışarıda, dış politikada bölgeyle ilgili ittifak aradığı, ittifakta olduğu, mutabakat aradığı, görüşmede olduğu El Kaide, El Nusra ve İhvan. İçeride Barzani, Öcalan, Salih Müslim, Kürt politikası dizaynı. Dışarıda El Kaide, El Nusra ve İhvan’la dış politikasını şekillendirmek için çalışıyor. Bu kadar yalnızlaştırılan, bu kadar acizleştirilen, bu kadar sıkıntılara sokulan dış politikanın temelinde de bu çerçevede kurulan ilişkiler yatıyor.

Başbakan korkuyor
Değerli arkadaşlarım, şimdi Suriye’nin Türkiye’ye komşu bölgesinde meydana gelen son değişikliklerden El Kaide rahatsız mı oldu? Hemen Somali’de, Mogadişo’da El Şabap kolu aracılığıyla Başbakana uyarı yapılıyor. Bunların tarzı diplomasi değil. Bunların tarzı terör, şiddet, kan, öldürme. Mesajları da böyle, mantıkları da böyle. Siz bunlarla halvet olur, bunlarla politika belirlemeye kalkarsanız Türkiye’nin başını daha çok belaya sokarsınız.

Değerli arkadaşlarım, ikinci konu. Zaman zaman hekimliği de öne sürerek bazı açıklamalarda bulunuyorum. Son günlerde Başbakan ve bazı yardımcılarının ve bazı bakanların ki, o bakanlar görevli olarak bu açıklamaları yapıyorlar. Dile getirdikleri kuşkular, yani bir paranoya hekimlik diliyle. Bir kuşkuculuk, bir korku ifadesi. Başbakan korkuyor değerli arkadaşlar. Başbakan son gelişmelerden sonra tedirgin, ürkek, büyük bir korku içerisinde. Kendi kendini hapsetmiş durumda. Kimden korkuyor? Halkından korkuyor, gelişmelerden korkuyor. Her şeyin kendi çizdiği çerçevede gitmediğini görünce halkın tepkisinden çekiniyor, korkuyor.

Şimdi, eğer sen medya özgürlüğünü yok edersen, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırırsan, yandaş kayıran, rant dağıtan bir düzeni acımadan kurarsan Türkiye’yi deminde söylediğim tüm komşularıyla sorunlu hale getirir, bir takım terör odaklı grupların ittifakında bir dış politika arayışında ısrar edersen, toplumu her alanda böler, kin, nefret, saçma konusunda sınır tanımazsan, demokrasiyi talan eden ve kendine karşı olan demokratik süreçlerde karşıtlığını ortaya koyan herkesi yok edilmesi gereken, hapsedilmesi gereken, uyduruk davalarla mahkemelerde, hapislerde süründürülmesi gereken düşmanlar olarak görürsen o zaman bu korkunun sebebini anlamak lazım. Bu korkunun gerekçesini iyi değerlendirmek lazım. Sağlıksız bir ruh hali bu değerli arkadaşlarım.

Başbakanı Abdullah Cömert'in hayali rahatsız ediyor
Şimdi tabi buzdağının bir görünen kısmını söyledim. Birde görünmeyen ruhsal yapısı var. Herhalde Başbakanı ne kadar kin, nefret, öfkede duysa Abdullah Cömert’in hayali, Ali İsmail Korkmaz’ın hayali, Ethem Sarısülük’ün hayali herhalde rahatsız ediyordur. Ölülerin dili yok konuşmazlar. Ama hayalleri rahatsız ediyordur. Çünkü onların orantısız şiddet kullanılması sonucunda ki bu emri bizzat Başbakan kendisi verdiğini ifade etti, itiraf etti. O emir sonunda uygulanan şiddet sonunda onların öldürüldüklerini biliyorlar. Kendisi de biliyor.

Şahin' in başına güneş geçmiş
Değerli arkadaşlarım, bir yanında Dışişleri Bakanı var biliyorsunuz. Bu dönemin tarihe iz bırakacak bakanlarından bir tanesi. İkisi beraber ağlıyorlar. Geçen Genel Merkezde yaptığım basın toplantısında bir hiddetli Erdoğan, arkadaki fonda ağlayan Davutoğlu fotoğrafını koymuştum. Ağlıyorlar, her yerde ağlıyorlar. Myanmar’da ağlıyorlar. İsmini bile bilmediğimiz bir yer halkın. Başka? Gazze’de ağlıyorlar. Başka? Mısır’da ağlıyorlar, Somali’de ağlıyorlar. Türkiye’de? Türkiye’de öfke saçıyorlar, kin saçıyorlar, ölümü olağan karşılatıyorlar topluma. Böyle bir psikoloji.

Hangi istihbarat size bilgi veriyor
Değerli arkadaşlarım, değerli basın mensupları. Tabi Başbakan Yardımcıları da hızlarını alamıyorlar Mehmet Ali Şahin’in dünkü sözlerini anlamak mümkün değil. Meşru, demokratik protesto hakkını kullanan ki, demokrasilerde bir anayasal haktır, Türkiye Cumhuriyeti anayasasında da vardır. Demokratik, meşru, masum tepkisini ortaya koyanlara hükümeti devirmeye teşebbüsten 312.maddeden müebbet hapis istiyor. Bilmiyorum çok sıcakta mı dolaştı başı açık, yoksa kafasını mı bir yere vurdu Mehmet Ali Şahin. Ve bu kafa anayasa yapıyor dikkat edin. Bu kafa anayasa yapıyor değerli basın mensupları. Türkiye’nin yarısını mı cezaevine koyacaksın Sayın Şahin? Aklını peynir ekmekle mi yedin sen? Akıl, izan tartışalım da hiç mi hukuk kavramı gelişmemiş sende? Sen nasıl anayasa yapma konusunda AKP’nin görevlendirdiği komisyonun başkanlığını yapıyorsun. Bu kafa nasıl anayasa yapabilir? Bu kafayla nasıl uzlaşabilirsiniz? Bu bir korku değil de nedir? Hükümet sözcüsü Bülent Arınç efendim aldığımız istihbarata göre Eylül ayında üniversitelerin açılmasıyla, birde spor müsabakalarının başlamasıyla, lig maçlarını kast ediyor. Bu gezi türü eylemlerin, protestoların artarak devam edeceği konusunda bilgilendiriliyoruz diyor. Protestolar olacak gayet doğal bu ülkede. Kanunlar çerçevesinde şiddete başvurmadan herkes gösteri yapma hakkını kullanabilir. Hangi istihbarat bu Sayın Arınç? Uludere’de vur emrini karartan beceriyi gösteren istihbarat mı? Reyhanlı’daki bombalar patlamadan önce o bombaları Türkiye’de şehir şehir dolaştırırken onları takip edip patlama olduktan sonra bazı açıklamalar yapan istihbarat mı size bu bilgiyi veriyor? Hangi istihbarat?

Değerli arkadaşlarım, PKK’yla, İmralı’da, Kandil’de halvet olan istihbarat mı size bu bilgiyi veriyor? Kandil’e ulaklık yapan, kuryelik yapan istihbarat mı size bu bilgiyi veriyor?

Zalimler halkından korkar
Değerli arkadaşlarım, sonuç şu; Mehmet Ali Şahin’inden Bülent Arınç’ına, Başbakanın yüzündeki korku, daha sonra İçişleri Bakanıyla Suat Kılıç’a da geleceğim. Bütün bunlar siz kafasına göre bir demokrasi kurmaya kalkarsanız, toplumun geneline ayar vermeye çalışırsanız, yargıyı ipoteklerseniz, medyayı kelepçelerseniz, 24 saat tüm kanallardan icraatın içinden türünden yayınlar yapıp milleti de bunları izlemeye zorlarsanız, herkese en üst perdeden hakaret etmeyi sürdürürseniz insanlar tabi ki, en doğal, en demokratik, en meşru haklarını, protesto haklarını kullanmak isteyeceklerdir. Şiddetle, gazla, suyla, copla veya el altından kafasına nişan al, ateş et emrini verirseniz tüm zalimler gibi halkınızdan korkacaksınız. Tüm zalimler gibi sokaklardan korkacaksınız. Ve muavinleriyle oturup yeni senaryolar yazacaksınız.

Korku dağları sardı
Değerli arkadaşlarım, şimdi taraftarlara ayar verilmeye çalışılıyor. Muammer Güler İçişleri Bakanı, Suat Kılıç yanında federasyon başkanı. Yeni icatlar var. Kolayı var hiç uğraşmayın. Sen Eskişehir’de kalp ameliyatı olmuş o zavallı çocuğu sopayla öldürülenlerin bir tanesinin bile üstüne gidemiyorsun, statlarda 30 bin, 40 bin kişi içerisinde bir slogan atan, bir protesto ifadesinde bulunan kişiyi tespit edecek yöntemler üzerinde çalışıyorsun sen. Ayıptır, günahtır. Kolayı var. Kapat kardeşim kapat. Seyircisiz oynat bütün maçları. Ya da koli bandı al gişelere girenlerin ağzını kapat maç bitene kadar bunlar sökülmeyecek de. Kolayı var. Gittikçe ilkelleşiyor, gittikçe komedileşiyor, gittikçe hiciv konusu olmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, korkunun ecele yararı yok. Korku dağları sardı. Değişik ifadeler var Türkçede. Bu bir paranoya. Gittikçe derinleşiyor. Başbakandan kaynaklı diğerleri de onu rahatlatacak önlemler alma konusunda çeşitli saçmalıkları üretmeye her biri kendi alanında inatla devam ediyorlar.

Kahrolsun Sisi suç mu?
Şimdi böyle bir yasak olabilir mi bir defa şuradan bakalım. Stada gittiniz, dünyanın her yerinde maç izleniyor. Böyle bir yasak olabilir mi? Madde bir. Bu yasağı hangi sözler yasak kapsamı içine girecek, hangileri girmeyecek. Yani özel bir hukuk mu yaratacaksınız? Gülerek söylüyorum çünkü gülünecek durumdayız. Allah hiç kimseyi bu hale düşürmesin. Allah hiç kimseyi bu şekilde korku dağlarının önünde titrer pozisyonda tutmasın.

Değerli arkadaşlarım, bu yasağın sınırlarını kim belirleyecek? Kahrolsun Sisi yaşasın Mürsi demek suça girecek mi girmeyecek mi? Hangi slogan suç, hangisi değil? Kim belirleyecek? Şunun farkında değiller. Bakın, Türkiye’de 90  - 100 yıllık bir rekabet var 3 büyük kulübümüz arasında. Bu 3 büyük kulübün taraftarları Başbakanı protesto etme konusunda hepsi birlik oldu. Yani Başbakana karşı birleştiler. Başbakan bunu dahi okuyamıyor. Bunlar ters teper. Bunlar ilave sıkıntılar çıkartır. Başbakanı da, hükümeti de daha komik, daha aciz, dünya üzerinde daha gırgır geçilen, makaraya alınan bir hükümet haline getirir. Bizden uyarması.

Mumya mı olacağız?
Değerli arkadaşlarım, statlarda tezahürat yapmayı yasaklatacaksın, hicivi yasaklatacaksın. Bundan sonra herhalde o hiciv dergilerine gelecek sıkıntılar. Bunların yayınına engel olacaksın. Sosyal medyadan korkacaksın, twitterdan korkacaksın, öğrenciden korkacaksın, iş adamından korkacaksın, yolda yürüyen insandan korkacaksın, şarkı söyleyenden korkacaksın, kitap okuyandan korkacaksın, gözlük takandan korkacaksın, durandan korkacaksın, konuşandan korkacaksın. Hepimiz mumyamı olacağız bu ülkede? Robot mu olacağız bu ülkede? Yanındaki insanlardan da korkmaya başlayacaksın yarın bugün ki korkuyorsun belli. Siyasetin yarınki düzenlemeleri içerisinde AKP’deki fetret dönemine hazırlanan kendi yakınındaki gruplardan da korkuyorsun, çekiniyorsun. Belki evde yediğinden, içtiğinden de korkuyorsun. Velhasıl usta bu zor zanaat ya artık demek gerekiyor. Usta bu iş zor. Bu işi götüremezsin usta. Bence sen vitesi al boşa bırak gitsin kendi kendine. İş bu noktaya geldi. Rahat bırak kendini sıkma. Uğraşma milletle. Dalga geçmesinler senle. Al vitesi boşa rahat et. Bırak gitsin usta zor zanaat böyle yaşanmaz.

Korkaklar her gün ölür
Değerli arkadaşlarım, tabi değişik benzetmeler var. Bu nasihat gibi olmasın ama onları ifade edeyim. Bir defa zulüm dünyadaki bütün uygulamalar görmüştür ancak büyüyerek, artarak yok olur. Türkiye’de yaşandığı gibi bu dönem. Rahmetli Uğur Mumcu’nun bir sözü var. Korkaklar her gün ölür, cesurlar bir kez ölür. Yaşadığımız günlere alıntı olması için söylüyorum. Veya Başbakanımızın güzel bir veciz sözü var daha iki, üç gün önce söyledi. Zalimler halklarından korkarlar dedi. Ne kadar güzel kendini tarif etmiş, iç dünyasını yansıtmış. Buna da projeksiyon diyoruz tıpta. Kendi içinden geçeni zaman zaman yansıtma eylemi.

Değerli arkadaşlarım, küçük küçük bazı notlar var gelişen olaylarla ilgili. Bu önemli olduğu için söylüyorum. Siyasetle ne ilgisi var demeyin siyasetin tam ortasında bu konu. Çünkü toplumu robotlaştırmaya çalışan bir baskının her alanda bir deli gömleğinin topluma giydirilmeye çalışılması ters teper, daha fazla olumsuz etkileri olur bunu ifade ettim.

“Times' ı satın aldır”
Biliyorsunuz The Times gazetesinde bir bildiri yayınlandı Oscarlı sanatçılar. Bir Türk sanatçımızda var. Türkiye’deki demokratik süreçlerle ilgili eleştirilerini, tespitlerini dile getirdiler. Gayet doğaldır. Dünyadaki değişik olaylarda zaman zaman dünyadaki saygın medya kuruluşlarında bu tür ilamlar yayınlanır. Burada Başbakan kendini kaptırdı birden bire kendini Türkiye’de zannetti. Karşısında da Türk medya patronları olduğunu var saydı. Karşısında Silivri mahkemelerinin, Çağlayan’daki özel savcıların olduğunu zannetti esti gürledi, kaptırdı gitti. Vay efendim mahkemeye verecekmiş, böyle rezalet mi olurmuş, senin tirajın kaçmış, kaç yazarmış. Londra mahkemelerini Silivri’yle karıştırdı. Çağlayan’daki özel savcıları Londra’daki basın savcılarıyla karıştırdı.

Değerli arkadaşlarım, kolayı var aslında. Senin elin kolun uzun. Talimat ver bir yandaşa gitsinler Londra’ya hesabını kursunlar, ayar mayar sen o işleri iyi bilirsin. The Times’ı ver bir yandaşa Tayyiofil bir gazete haline getirt dünyada seni alkışlasın ya. Niye böyle mahkeme, şu bu sen Türkiye zannettin orayı. Tehditle mehditle iş tutacağını zannettin yemezler onu. Mantık bu. Alıştı ya kendi çöplüğünde bunu yapmaya aldı gidiyor. Tutturanda yok. Kenarda menarda promterdan o sırada bir değişiklik yapıp önüne hop kardeş Türkiye’deyiz. Yani sen atıf yaptığın yer başka yer diye bir uyarı mesajı herhalde göndermeye fırsatları olmadı.

CHP neden davet edilmiyor?
Değerli arkadaşlarım, dünkü TOBB toplantısı. İlk defa Türkiye Odalar Borsalar Birliği Genel Kurulunda siyasi parti temsilcileri davet edilmiyor. Başbakanın isteği. Bütün kurumları iğdişleştiriyor Başbakan. Bu kabul edilemez bir durumdur. Rıfat bey çok neşeli kahkaha atıyor gazete pozlarında Başbakanın yanında. Çok acı acı gülümsemesi gerekir. Bugün bu kadar çok baş eğenler yarın farklı bir süreçte ben o dönemin gereklerini yerine getirdim sığınmasına hiçbir zaman giremezler. İlk defa ne CHP, ne MHP, ne diğer muhalefet partileri davet edilmiyor TOBB’a. Böyle bir gelenek yoktur. Türkiye’nin ekonomi dinamiğinin nabzının attığı önemli bir meslek kuruluşu. Türkiye’nin her yerinden, her görüşten ticaret odası ve borsa birliği başkanının, delegesinin katıldığı bir toplantı. Başbakanı karşılıksız alkışlama, Başbakan şehvetiyle yanıp tutuşma yeri değil oralar.

Trabzonspor başkanına mesaj

“Haddini bil”
Son dönem böyle bir moda gelişmeye başladı. Önemli bir spor kulübümüzün başkanı da boyuna posuna bakmadan siyasete atıf yapıyor, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına atıf yapıyor dün. Şu Kazlıçeşme’de otobüsün üstüne çıkıp siyaset yapmaya heves eden kişi. Karadenizliler mert olur, yiğit olur. Eğer hakkını vermek istiyorsan bırak Anadolu’da devrim yapan o kulübün başkanlığını git siyasete gir Başbakanın dizinin dibinde emir kulu olarak milletvekilliği yap. Herkes haddini bilsin.

Türkiye'de egemenlik paylaşılıyor
Değerli arkadaşlarım, Tunceli’deki olaylar Kamer Genç’in açıklamaları. Türkiye’de egemenlik paylaşılıyor gibi bir fotoğraf çıkıyor ortaya. Değişik tepelerde PKK bayrakları. Seyrediliyor. Polis nerede? Taksim’de, İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da nöbette eylemlere, protestolara karşı.Türkiye’de egemenlik bölüşülüyor. Egemenliğin göstergesi nedir? En önemli göstergesi bayraktır. Türkiye topraklarında farklı renklerde bayraklar dalgalandırılıyor. Başbakan görmüyor musun sen bunları? Ve utanmadan dün yoğun bakımda gaz kapsülünün kafasında patlamasıyla küçücük 14 yaşındaki gencin ailesi bir basın açıklaması yapacak, bütün emniyet orada iftar öncesi. Bütün emniyet orada. İşleri güçleri onlara o açıklamayı yaptırtmamak, duyurtmamak. Git Tunceli dağlarına bak.

Küstah açıklamalar
Değerli arkadaşlarım, bir küstah açıklamada Kandil’den geliyor. Efendim 1 Eylül’e kadar süre verdik, adım atılmazsa stratejimiz değişir. Sen olması gereken tavrı göstermezsen, Türkiye’de meşru siyaset zemininde meşru siyasi aktörlerle bir çözüm sürecini zorlamazsan, kapalı kapılar arkasında kendi hedeflerini de pazarlık konusu yaparak olayı oralarda taşırsan bu ağır ifadelere de muhatap olmayı kabul edersin. Demokratikleşme. Efendim hazırlamış, altta çalışmışlar etmişler Haşmetmeaba sunacaklar. Çok anlıyor ya demokratikleşmeden. Senin kafan şurada net.Seninle demokratikleşme olmaz, senden demokrat olmaz. Bunu herkes anlayacak 2002’de, 3’te, 4’te, 5’te, 6’da, 7’de bunları söylerken herkes statükocu dedi bize. Herkes Türkiye’nin ilerlemesinin önüne takoz oluyorlar diye. Keşke haklı çıksalardı. Biz başarısız olsaydık ve gitseydik. Geldiğimiz noktaya bakın. Daha ilk etap %10 barajının kaldırılması. Ne diyor hazret? Bunu biz getirmedik ki diyor. Bunu 12 Eylül yönetimi getirdi bizde devam ediyoruz diyor. Kaldırılması lazım temsilde adalet için. Demokratikleşmenin ilk adımı. Var mı çıt? Yok. Hangi paketten bahsediyorsunuz? Olsa olsa statlarda taraftarlara ne uygulayacağım çıkar o paketten. Yeni baskılar çıkar. Durumu idare edecek, durumunu güçlendirecek yeni önlemler çıkacak. Tayyip Erdoğan’la demokratikleşme olmaz, samimiyet yok, ilke yok, sadece bireysel çıkar var.

Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül’dekiler ne yaptıysa onların arkasına sığınan bir Tayyip Erdoğan mantığı. Gittikçe 12 Eylül’ü de aratacak gibi gözüküyor. Onlar hiç olmazsa Mamak’ta, Hasdal’da, Selimiye’de bir takım işler yapıyorlardı. Bunlar bütün Türkiye’yi hapishaneye çeviriyorlar. Bütün Türkiye Mamak oluyor, bütün Türkiye Hasdal oluyor. Bütün Türkiye’yi cezaevine dönüştürmeye çalışıyorlar. Ama başaramayacaklar, ama hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar. Geldikleri gibide gidecekler.

Evet değerli arkadaşlarım benim haftada toparladığım konular bunlar. Sizlerin ilave soruları varsa alabilirim.

Soru- Demokratikleşme paketinde bazı şeyler ortaya çıkmaya başladı, netleşmeye başladı. ……………… bir açıklama yaptı. Ruhban okulunun açılabileceğinin sinyallerini verdi.

Bu pakette ne var?
Haluk Koç- Şimdi sinyaller üzerine konuşmayalım. Pakette ne var, ne yok? Siyasi Partileri Yasasının neresine dokunuyor? Seçim barajının neresine dokunuyor, dokunmuyor veya. Değil mi? Terörle mücadele yasasında değişiklik var mı, yok mu? Türk Ceza Kanununda bazı değişiklikler öngörüyor mu, öngörmüyor mu? Onun için değişik söylentilerden, sinyallerden ziyade geneli üzerinde bir ortaya koyuş olduğunda onun üzerinde fikir yürütmenin doğru olduğunu düşünüyorum.

Soru- Bülent Arınç’ın bir açıklaması var. Silivri’yi kimseye işgal ettirmeyiz diyor. Ne diyeceksiniz?

AKP Türkiye'yi işgal edemeyecek
Haluk Koç- Biz Türkiye’yi AKP’ye işgal ettirtmeme mücadelesindeyiz. Sayın Arınç’a bu cevap yetişir. Silivri’de uydurma bir örgütün, icat edilmiş bir örgütün uydurma delillerle önceden siyasi olarak hükme varılan bir süreç sonunda hukuki hükme varılacağı bir döneme gidiyoruz. Dava uydurma, deliller uydurma, örgüt uydurma. Bir baskı, bir sindirme, bir intikam alma davası olduğu ortada. Arınç’ın Silivri’yi işgal ettirmeyiz sözü tam tersine biz AKP’ye Türkiye’yi işgal ettirtmiyoruz. Bütün çabalarına, iç dış bütün desteklerine rağmen. Silivri’de gayet doğal tüm yurttaşlarımızın demokratik, meşru protesto etme ve gösteri yapma hakkını kullanabildikleri alanlardan bir tanesidir. Tıpkı Taksim gibi, tıpkı İzmir gibi, Gündoğdu meydanı gibi. Tıpkı Ankara gibi gayet doğaldır. Hazımsız olmasınlar. Bütün bu yaptıkları yanlışlar dönecek. Devri sabık olmaz diyoruz ama yani kazdıkları kuyularda işledikleri hukuk cinayetleriyle karşı karşıya kaldıklarında bugün onları savunan tüm yandaşlar karşılarına en acımasız savcı olarak çıkacak günü geldiğinde onlar yaşayarak görecekler hepsini. Şuanda kim ne kadar çok, ne kadar samimi yandaşlık sergilemeye çalışıyorsa yarın tablo değiştiğinde bu kadronun karşısında en acımasız savcılar haline gelecekler onlar. Kurallar öyledir. Yaşayarak göreceğiz.

Koç'tan Sarıgül'e benzetme
“Trafik lambası gibi”

Soru- Haluk bey ben yine sinyallerden giderek size sormak isterim. Mustafa Sarıgül’ün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adaylığına sıcak baktığı artık çok netleşmeye başladı. Parti Meclisi bu konuda son kararı ne zaman verecek? Yine bunun dışında diğer ilçeler, iller içinde pek çok talep var partinizde, aday olmak isimler var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haluk Koç- Şimdi 5 kişilik bir komisyonumuz çalışıyor zaten. Bu her il kendine özel, her ilin ilçesi aynı seçim bölgesi kendine özel. Oranın kendi coğrafi, kendi nüfus dağılımı, kendi sosyokültürel kalkınmışlık düzeyi, orada oturan çeşitli hemşeri gruplarının varlığı. Yani her seçim bölgesi kendine özel bir yapı. Tabi bu çerçevede değerlendiriliyor. Mustafa beyde adı geçen arkadaşlarımızdan bir tanesi. Cumhuriyet Halk Partisi biliyorsunuz 2 Eylül’e kadar adaylık süresini uzattı. Gerçekten çok sayıda başvuru var. Bunlar içerisinde biliyorsunuz tüm üyelerimizle eğilim yoklaması, yanında nüfusu 100 bini aşan yerlerde bağımsız, birbirini çapraz olarak kontrol eden kamuoyu anketleri. Yani halk eğilimi ve bunlardan sonrada aday belirlenmesi. Belediye meclis üyeliklerinde de bu şekilde çok sayıda müracaat olan yerlerde fermuar yöntemi. Çift numaraların tüm üye ile örgüte bırakılması. Örgüt belirlesin ama boşta kalan yerleri de mesleki açıdan, cinsiyet açısından, inanç açısından, orada yaşayanların temsili bakımından kim nerede, ne şekilde eksik kaldıysa o şekilde tamamlamak ve bir kişi eline listeyi aldığında belediye meclis üyesi listesini. Nerede oy kullanıyorsa CHP listesinde mutlaka kendinden birilerini görebilecek bir düzenleme yapması. Burada hem katılımcılık, örgütün talebi. Yani tepeden inme aday belirleme döneminin kapandığını söyledik. Diğer partilere de örnek olur inşallah. Dün CNN’de bir haber programında ifade etmiştim. Niye Cumhuriyet Halk Partisinde bu işler daha çok tartışılıyor, medyada haber oluyor? Gayet doğal. Cumhuriyet Halk Partisi açık oynuyor. Cumhuriyet Halk Partisi demokratik süreçleri çalıştırmaya gayret ediyor. Diğer tarafta kapalı. Küçük bir iki ipuçları ondan sonra büyük reis ne derse o. İzmir’de o, Ankara’da o,  gökten zembille aday düşüyor oraya. Bizde katılımcılığı istiyoruz. Tartışılsın. Niyeti olanlar başvuracak.

Sarıgül konusuna gelince; öncelikle kendisinin bir konumlandırma yapması gerekiyor. Bir değerlendirme yapması gerekiyor. Boş atışlarla bunlar olmaz. Siyaset günü geldiğinde objektif tavır gerektirir, duruş gerektirir ve onun arkasında da söylem gerektirir. Böyle kırmızı, yeşil, sarı trafik lambası gibi olursanız ne tarafa bakacağınızı şaşırırsınız.

Soru- Efendim sahte çürük raporu davasının gerekçeli kararı açıklandı ve o kararda askerlik eleştirisi yapılıyor. Askerliğin kişileri psikolojik olarak, ekonomik olarak mağdur ettiğine yönelik bir takım eleştiriler var. Siz bu değerlendirmeleri nasıl buluyorsunuz?

Haluk Koç- Şimdi şöyle söyleyeyim. Genel yanıt vermek durumundayım. Tabi bir bayanın askerlikle ilgili soru sorması daha kolay oluyor herhalde değil mi? Sizi ekonomik olarak ya da sosyal konumunuz dolayısıyla askerlik yapma durumunuz olmadığından çok olumsuz etkileyeceğe benzemiyor bu çerçeve. Gayet doğaldır. Önemli yurttaşlık görevlerinden bir tanesidir. Günün gereklerine göre süresi, kapsamı, o hizmeti veriş şekli. Bunların hepsi değerlendirilir ve bir çerçeve içerisine alınır.

Raporlara gelince; biliyorsunuz Türk Silahlı Kuvvetlerinde de bu konuyu irdeleyen, düzenleyen yönetmelikler var. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde uzman olarak asteğmen olarak görevimi yaptığım için o zaman oldukça deneyimliydim. O raporlar o yönetmeliklere dayalı olarak o görevi fizik olarak yapmasına bir engel oluşturacak ise gözden başlar ta uzuvlara kadar, ele, ayağa kadar birçok yerdeki eksikliklerin askerlik yapmayla bağdaşmayacağı hususları belirtir. Bunlar ayrı teknik konular. Ama askerlik görevi bir yurttaşlık görevidir. Günün koşullarına göre süresi, yapılma şekli, hizmet şekli ayrıca belirlenebilir, tartışılabilir.

Soru- Efendim madem askerlikten açıldı bugün YAŞ toplantısı var ve Hava Kuvvetlerinde bazı sıkıntılar olduğu yazılıyor, çiziliyor. Birde bazı pilotların istifaya zorlandığı iddiaları var. Yani Hava Kuvvetlerinin pilot bulamadığı, operasyon yapamadığı noktaya geldiği söyleniyor. Bu konuda değerlendirmeniz olacak mı?

Haluk Koç- Yani Etimesgut’ta küçük gösteri uçaklarını kullanan çok sayıda pilot var. Türk Hava Kurumu yetiştirir Türk Silahlı Kuvvetlerine verir. Öyle diyelim espriyle karışık. Yani yorum yapılacak bir YAŞ öncesi değerlendirme kalmadı. Öyle söyleyeyim. Daha önceki yıllardaki gibi yani majestelerinin özel güçleri haline gelen bir kurum hakkında daha fazla konuşmayalım.

Şimdiden iyi bayramlar diliyorum, iyi tatiller, saygılar."

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 01 Ağustos 2013 14:13

Bağlantılı Konular