Kılıçdaroğlu: " Lozan Türkiye'nin tapu senedidir"

İnönü Evi’ni gezen Kılıçdaroğlu, müze defterine “Lozan, ülkemizin bağımsızlık senedidir. Onu bize kazandıranlara şükran borçluyuz” yazdı.

“Lozan’ı eleştirenler var. Onlara şunu söylemek isterim. Bir tarafınıza Sevr anlaşmasını alın, bir tarafa da Lozan’ı alın, kıyaslayın. Sevr anlaşması tutsaklıktır, bir ulusun tutsaklığıdır. Lozan anlaşması bir ulusun bağımsızlığı ve özgürlüğüdür. Birisi esarettir, birisi özgürlüktür. Birisinde bağımsızlık,  öbüründe teslimiyet var. Lozan’ı eleştirenlere sormak isterim. Siz hangisinden yanasınız? Tutsaklıktan mı, bağımsızlıktan yana mısınız? Biz bağımsızlıktan yanayız.”

“Gençler Taksim’den başlayıp sel olup aktılar bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya. O  gençler, özgürlüğü, demokrasiyi savunuyorlar, ‘Hayatımıza müdahale etmeyin’ diyorlar. İktidar panik içinde kaldı. Şimdi cadı avı başlattı.”

“Ne yaparlarsa yapsınlar, polisin copuna direndiler mi? Direndiler. Kurşununa direndiler mi? Direndiler. TOMA’sına direndiler mi? Direndiler. Sopasına direndiler mi? Direndiler. Geri dönüş yok, ülkenin bağımsızlığı ve onuru korunacaktır. Kim ne derse desin.”

“Elinde pala olana dokunmuyorsun ama TOMA’nın karşısına çıkıp göğsünü geren kişiyi hapse  atmaya kalkıyorsun. Bu korkudan kaynaklanır, korkuyorsun”

Lozan Barış Antlaşması’nın 90. yıl dönümü CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun da katılarak bir konuşma  yaptığı  Heybeliada da İnönü Evi’nde kutlandı
Lozan Barış Antlaşması’nın 90′ıncı yıl dönümü dolayısıyla, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Adalar Belediyesi ve Adalar Vakfı’nın birlikte düzenlediği anma programı, Heybeliada İnönü Evi’nde gerçekleştirildi.

Kılıçdaroğlu, etkinlikte yaptığı konuşmada, Ulusal Kurtuluş Savaşı başlatılırken umutsuz olunmadığını dile getirerek, “Bu ülkenin çocukları, gençleri, yaşlıları hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadılar. Bizim de umutsuzluğa kapılma hakkımız yok. Dişimizle, tırnağımızla nasıl Ulusal Kurtuluş Savaşı verdiysek, yine dişimizle, tırnağımızla özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımızı koruyacağız” ifadelerini kullandı.

Ulusal bağımsızlık savaşı verenlerin inandıkları tek şeyin “bağımsızlık ve özgürlük” olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça, bağımsızlığın korunamayacağını” bildiğini anlattı.

Kılıçdaroğlu, “Tarihi gerçekleri bilmeden, o gerçekleri kendi koşulları içinde değerlendirmeden, sanki bugün 1923′ün koşulları varmış gibi, bugünkü koşullarla o günün koşullarını kıyaslayarak yola çıkanlar yanılırlar. O günün koşullarını bilmeden, bugün rahat koltuklarında oturanlar, o günü yargılayamazlar. Önce o günün koşullarını bileceksin ki bir düşüncen olsun ve sağlam zemine oturabilsin” diye konuştu.

Son CHP Genel Kurulu’nda “Önce üreteceğiz, sonra hakça bölüşeceğiz” dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Üretmek kadar önemli bir şey yoktur. Üretirseniz saygınlığınız olur, gücünüz olur, dünya size saygı duyar. Üretmenin bir koşulu var. Aklı özgürleştirdiğiniz sürece katma değeri yüksek ürünler üretebilirsiniz. Aklın özgürleşmesi gerekiyor. Onun yolu da eğitimdir” dedi.

Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı olaylarına kadar pek çok aydının, “gençlerin Türkiye’nin gerçeklerinden koptuğunu, bilmediğini” yazdığını aktararak, şöyle devam etti:

“Ama onlar bir sel olup aktılar bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya ders verdiler. Emin olun Türkiye’nin onurunu korudular. Herkesin eleştirdiği o gençler, özgürlüğü, demokrasiyi savunuyorlar, ‘Hayatımıza müdahale etmeyin’ diyorlar. İktidar panik içinde kaldı. Şimdi cadı avı başlattı. Ne yaparlarsa yapsınlar, polisin copuna direndiler mi? Direndiler. Kurşununa direndiler mi? Direndiler. TOMA’sına direndiler mi? Direndiler. Sopasına direndiler mi? Direndiler. Geri dönüş yok, ülkenin bağımsızlığı ve onuru korunacaktır. Kim ne derse desin.”

Lozan’ı, “Türkiye’nin tapu senedi” şeklinde tanımlayan Kılıçdaroğlu, “O tapu senedine hepimiz sahip çıkacağız. Onlar mücadele verdiler. Bize güzel bir Türkiye’yi miras olarak bıraktılar. Eğer biz çocuklarımıza güzel bir Türkiye’yi miras olarak bırakmazsak, bunun altından kalkamayız” diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, bilimi, özgürlüğü ve bağımsızlığı savunmak gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Onların mahkemeleri var. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi gücü kullanırlarsa kullansınlar, emin olun o mahkemeler bizi yıldıramaz. Hapse düşen gencecik çocuklar var. Elinde pala olana dokunmuyorsun ama TOMA’nın karşısına çıkıp göğsünü geren kişiyi hapse atmaya kalkıyorsun. Bu neden kaynaklanıyor? Korkudan kaynaklanıyor. Korku, dağları sardı. Yürekli, cesur, öz güveni olan insan böyle bir şey yapabilir mi? Neymiş, elinde karanfille Gezi Parkı’na gidecekmiş. Beyefendinin izniyle Gezi Parkı açılacakmış. Sen kimsin ki izin veriyorsun bu gençlere? Bir şey daha ortaya çıktı. Cumhuriyet görevini yapmıştır. Gezi Parkı olayı bunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur.”

 “Lozan, ülkemizin bağımsızlık senedidir”
İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker de Lozan ile Türkiye Cumhuriyeti’nin doğduğunu belirterek, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum gününü ve 90 yaşına gelişini kutluyoruz” dedi.

ÇYDD Başkanı Aysel Çelikel ise Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği ve tam bağımsızlığının uluslararası alanda tanındığını, bu özelliğiyle Lozan’ın Türkiye’nin ortak paydası olduğunu söyledi.

Öte yandan, İnönü Evi’ni gezen Kılıçdaroğlu, müze defterine “Lozan, ülkemizin bağımsızlık senedidir. Onu bize kazandıranlara şükran borçluyuz” yazdı.

Etkinliğe, CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP İstanbul Milletvekili Gülsün Bilgehan, CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu ve Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün de aralarında bulunduğu çok sayıda parti yöneticisi, milletvekili,  belediye başkanı, partili ÇYDD’li, ADD’li katıldı.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun 90. yıl nedeniyle yaptığı konuşma şöyle:

“Hepinize iyi akşamlar diliyorum. Güzel bir toplantı yapılıyor. Konuşmacılar bizim tarihimizi olabildiğince özetlediler.

Değerli arkadaşım dedi ki, tünelin ucunda bir ışık görünüyor mu? Biz ulusal kurtuluş savaşını başlatırken hiçbir zaman umutsuz olmadık. Bu ülkenin çocukları, gençleri, yaşlıları hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadılar. Bizim de umutsuzluğa kapılma hakkımız yok. Dişimizle tırnağımızla nasıl ulusal kurtuluş savaşını verdiysek yine dişimizle, tırnağımızla özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımızı koruyacağız.

Bir avuç olarak yola çıktılar Samsun’u, Erzurum’u, Sivas’ı. Sivas kongresi çok önemlidir. Hegemonyayı, bağlılığı reddeden bir süreçtir Sivas kongresi. Biz bağımsız bir devlet kurmak istiyoruz diye karar aldılar ve o kararlarının arkasında durdular. Tarihten uzun uzun söz ettiler. Ulusal bağımsızlık savaşını verenler ekonomi eğitimi görmemişlerdi. Bilim insanı değildi onlar. Onların inandığı tek şey vardı; bağımsızlık ve özgürlük. Onun için Mustafa Kemal bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir diyordu. Ve o bir gerçeği çok iyi biliyordu. Savaş meydanlarında kazanılan zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça bağımsızlığımızı koruyamayız diyordu. Onun içindir ki, okuma yazma oranı %3 ken önce millet mekteplerini açtı, köy enstitülerini açtılar. Okuma yazma oranını yükseltmek istediler. Tarihi gerçekleri bilmeden, o gerçekleri kendi koşulları içinde değerlendirmeden sanki bugün 1923’ün koşulları varmış gibi bugünkü koşullarla o günün koşullarını kıyaslayarak yola çıkanlar yanılırlar. Tarihçilerin temel görevi olayları tarihsel süreç içinde sağlıklı değerlendirmektir. O günün koşullarını bilerek konuşmaktır. O günün koşullarını bilmeden bugün rahat koltuklarında oturanlar o günü yargılayamazlar. Önce o günün koşullarını bileceksin ki bir düşüncen olsun ve sağlam zemine oturabilsin. Bunu henüz yeterince yapamadık.

Falih Rıfkı Atay Çankaya kitabında şöyle bir anıyı anlatır. Hükümet kurulmuş, devlet daireleri var ama okuryazar yok. Tren istasyonuna giderdik beklerdik acaba kravatlı, fötr şapkalı birisi iner mi? İnsinde alıp götürelim bir devlet dairesinde görev verelim çalışsın diye. Bu koşullarda devleti kurdular. 1925 uçak fabrikasının temelini attılar. 1934, 9 yıl sonra Kayseri’den kalkan ilk uçağımız Ankara’ya indi. 1930’lar Haliç’te denizaltısını indirdik. 1930 kendi paramızı basacak bankamız yoktu. Merkez Bankasını kurduk. 1921, Cumhuriyeti kurmadan önce çocuk esirgeme kurumunu kurduk. Çünkü binlerce çocuk vardı babasız ve onlara cumhuriyetin eli değmek zorundaydı. 1946, Merkez Bankasının kasasında 176 ton altın var. Sümerbanklar kuruldu, Etibanklar kuruldu. Demirağlarla örüldü bütün Türkiye. Hiç kimseye el avuç açılmadı. Bu ülke kendi birikimleriyle yaptı. Tekalifi milli emirlerini okudu Sayın Farsakoğlu. O konuda yapılmış çok güzel araştırmalar var. Maliye Tetkik Kurulunun kütüphanesinde görmüştüm. Yani ulusal vergi buyrukları. Ulusal kurtuluş savaşını finanse eden bu halktı. Bunların hepsi gerçekleşti.

Peki ne oldu sonra? Sonra bize şunu söylediler. Ne gerek var siz uçak yapıyorsunuz. Size bedava uçak vereceğiz. Ne gerek var siz gemi yapıyorsunuz. Size bedava gemi vereceğiz. Uçak fabrikalarını kapattık, tersaneleri kapattık. Marshall yardımıdır bunun adı değerli arkadaşlarım. Kültürümüzü yozlaştıran, ulusal duygularımızı körelten Marshall yardımlarıdır. Ordunun kullandığı çatal kaşık bile Amerika’dan geldi. Askerin kullandığı palaska bile yurtdışından geldi. Size bedava veriyoruz sizin üretmenize gerek yok. Bu bilinçledir ki son Cumhuriyet Halk Partisi genel kurulunda şunu söyledim. Önce üreteceğiz, sonra hakça bölüşeceğiz. Üretmek kadar önemli bir şey yoktur. Üretirseniz saygınlığınız olur. Üretirseniz gücünüz olur. Üretirseniz dünya size saygı duyar. Ama üretmenin bir koşulu var. Aklı özgürleştirdiğiniz sürece katma değeri yüksek ürünler üretebilirsiniz. Aklın özgürleşmesi gerekiyor. Onun yolu da eğitimdir.

Lozan’ı eleştirenler var. Koltuklarında oturup Lozan’ı eleştiriyorlar. Onlara şunu söylemek isterim. Bir tarafınıza Sevr anlaşmasını alın, bir tarafa da Lozan’ı alın. İkisini kıyaslamadan Lozan’ın değerini bilemezsiniz siz. Sevr anlaşması tutsaklıktır, bir ulusun tutsaklığıdır. Lozan anlaşması bir ulusun bağımsızlığı ve özgürlüğüdür. Birisi esarettir, birisi özgürlüktür. Birisinde bağımsızlık vurgusu var, öbüründe teslimiyet var. Lozan’ı eleştirenlere sormak isterim. Siz hangisinden yanasınız? Tutsaklıktan mı, bağımsızlıktan yana mısınız? Biz bağımsızlıktan yanayız. Bağımsızlığımızı savunuyoruz. Bu gerçekleri bilmeden, zamanı iyi okumadan, zamanı iyi anlamadan, değerlendirmeden yumuşak koltuklarda konuşmak çok kolaydır. O insanların umudu vardı. Hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadılar. O insanlar bir ideal uğruna mücadele ediyorlardı. İdeallerinden vazgeçmediler.

Son gezi parkına kadar yine pek çok aydınımız yazardı. Bu gençler var ya Türkiye’nin gerçeklerinden koptular, Türkiye’nin gerçeklerini bilmiyorlar. Bunlar oturuyorlar bilgisayarın başında ne yaptıklarından da kimsenin haberi yok diye. Ama onlar bir sel olup aktılar bütün Türkiye’ye. Bütün dünyaya ders verdiler. Emin olun Türkiye’nin onurunu korudular. Herkesin eleştirdiği o gençler özgürlüğü savunuyorlar, demokrasiyi savunuyorlar. Hayatımıza müdahale etmeyin diyorlar. İktidar panik içinde kaldı. Şimdi cadı avı başlattı. Ne yaparlarsa yapsınlar polisin copuna direndiler mi? Direndiler. Kurşununa direndiler mi? Direndiler. Tomasına direndiler mi? Direndiler. Sopasına direndiler mi? Direndiler. Geri dönüş yok. Ülkenin bağımsızlığı ve onuru korunacaktır. Kim ne derse desin.

Lozan’ı kutluyoruz. Lozan’ın değerini ve anlamını bileceğiz. Lozan Türkiye’nin tapu senedidir. O tapu senedine hepimiz sahip çıkacağız. Onlar mücadele verdiler. Bize güzel bir Türkiye’yi miras olarak bıraktılar. Eğer biz çocuklarımıza güzel bir Türkiye’yi miras olarak bırakmazsak bunun altından kalkamayız. Bilimi ve özgürlüğü savunacağız. Bağımsızlığımızı savunacağız. Sayın Çelikel yargı bağımsızlığından söz etti. Onların mahkemeleri var. Emin olun o mahkemeler bile bizi yıldıramaz. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi gücü kullanırlarsa kullansınlar. Hapse düşen gencecik çocuklar var. Elinde pala olana dokunmuyorsun ama tomanın karşısına çıkıp göğsünü geren kişiyi hapse atmaya kalkıyorsun. Neden biliyor musunuz kaynaklanıyor bu? Korkudan kaynaklanıyor. Korku dağları sardı. Bu görev korkak insanların görevidir. Yürekli insanlar böyle bir şey yapabilir mi? Cesur insanlar böyle bir şey yapabilir mi? Özgüveni olan bir insan böyle bir şey yapabilir mi? Neymiş elinde karanfille gezi parkına gidecekmiş. Beyefendinin izniyle gezi parkı açılacakmış. Sen kimsin ki sen izin veriyorsun bu gençlere?

Kendimize güveniyoruz. Çünkü halkımıza güveniyoruz. Ve bir şey daha ortaya çıktı. Cumhuriyet görevini yapmıştır. Gezi parkı olayı bunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Cumhuriyeti kuranlara, Lozan’ı imzalayanlara, bütün gazilere, şehitlere buradan selam olsun. Hepsine selamlarımızı gönderiyorum. Onların ruhu şad olsun. Bizim görevimiz onları yüceltmek ve anmaktır. Anacağız ve onları yücelteceğiz. Onlar bizim geçmişimiz değil, onlar bizim geleceğimizi belirleyenlerdir. Biz çocuklarımızla, gençlerimizle gurur duyuyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, hepinize şükranlarımı sunuyorum. “

    Perşembe, 25 Temmuz 2013 12:53

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica