“105 Yıl Geriye Gittik”

“Bir ihale alıyorsunuz, yanına  bonus olarak da bir gazete ve televizyon veriliyor artık…”

“24 temmuz 1908’de ilk kez bu ülkede sansür memuru görmeden gazeteler özgürce yayınlandı, 24 temmuz 2013 oto sansür ya da sansür uygulanıyor türkiye’de gazetecilik mesleğinde. İleriye doğru giden değil geriye doğru giden bir süreci yaşıyoruz.

“Yeni bir medya süreciyle karşı karşıyayız. İktidarın ve polisin beraber denetlediği, ağırlıkta olarak medya patronlarının siyasi otoritenin emrine girdiği, siyasi otoritenin kabul ettiği haberleri yayınlayan, kabul etmediği haberlere sansür ve oto sansür uygulayan bir süreci yaşıyoruz”

“Tutuklu, hapiste gazeteci olmaz. Yazı yazdı diye gazeteci işinden olmaz. Eğer siz Türkiye’yi dünyada saygınlığı olan bir ülke konumuna getirmek istiyorsanız ilk yapacağınız medyayı özgür bırakmaktır”

“Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Kamudan ihale alayım diye önce gazeteye sahip oluyorsunuz. Televizyonunuz oluyor. İktidar yandaşlığı yapıyorsunuz ve sonra öyle bir noktaya geliyor ki, bir ihale alıyorsunuz, yanına bonus olarak da bir gazete ve televizyon veriliyor size. Bana uygun yayınlar yapın diye. Benim istediğim yayınları yapın diye. Halk gerçekleri görmesin diye”

“Dünya türkiye’de basın özgürlüğü gerçeğini chp’nin kaleminden öğrenecek. Bu ülkeye demokrasi ve özgürlükler gelinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Polis devletinden  Türkiye’yi çekip çıkarmak zorundayız”

“Sayın erdoğan devlet üniversitelerine de polisi sokacağım diyor. Hepinizin önünde kendisini uyarıyorum; sakın ola ki üniversite öğrencisiyle polisi karşı karşıya getirme. Zaten bıçak kemiğe dayanmış durumda.”

“Hükümet yanaşmacılığı yapan medya patronlarına da açıkça söylüyorum; gazetecileri, gazetenin mutfağını özgür bırakın. Onlara sansür uygulandığınızda, onlara müdahale ettiğinizde, onların işine son verdiğinizde gün gelir bunun hesabını sorarız”

“Medya patronluğunu üstlenmek farklı bir şeydir. Ateşi tutmak gibidir medya patronu olmak. Ya halktan yana olacaksın ya iktidardan yana olacaksın. Halktan yana oluyorsan zaten sorunumuz yok. İktidardan yana oluyorsan, gazeteciliği bırak.”

“Hapiste bu kadar gazeteci varken, bu gazeteci patronlarından bir ses çıkıyor mu? Beğenmediği gazeteciyi gönderiyor vezneye, al parayı çık kapıdan diye.”

“Sayın başbakan komşusunu komşusuna ihbar ettirir noktaya da getirdi. Hitlerin almanya’sında bile olmayan bir süreci nasıl başlatabiliyor? Elinde silah, belinde el bombası miting yapacaksın, sesini çıkarmayacak,  ama komşun tencere tava çaldı diye polis devleti mantığı içinde şikayetçi olacaksın, ihbara yönlendireceksin. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir”

“Üzülerek söylüyorum, sayın başbakan iftar sofralarını siyasal showa döndürüyor. İnsanın biraz inanca, ibadete, oruca, ramazan ayına saygısı olur. Bırakın bari bu ayda insanlar huzur içinde bir ramazan ayı geçirsinler”

Chp lideri kılıçdaroğlu “dünyanın en büyük gazeteci cezaevi;türkiye” raporunu açıklamak için chp milletvekilleri veli ağbaba, özgür özel ve nurettin demir ile birlikte düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi;

“Değerli basın mensupları, hepinizi arkadaşlarımla beraber saygıyla selamlıyoruz.

Ramazan ayındayız. Sevginin, hoşgörünün egemen olması gereken bir aydayız. Komşularımızla, yakınlarımızla hatta tanımadığımız insanlarla beraber olmayı, sohbet etmeyi, görüşlerimizi paylaşmayı düşündüğümüz bir aydayız.

Bu ayda olabildiğince siyasal konuşmalar yapmamaya hep özen gösterdim. Ramazan ayı, huzur ayı diyoruz. Herkesin huzur içinde yaşaması gerekiyor. Ama maalesef üzülerek söylüyorum, sayın başbakan iftar sofralarını siyasal showa döndürüyor. İnsanın biraz inanca saygısı olur. İbadete saygısı olur. Oruca saygısı olur. Ramazan ayına saygısı olur. Bırakın bari bu ayda insanlar huzur içinde bir ramazan ayı geçirsinler.

Değerli arkadaşlarım, öyle bir noktaya geldik ki sayın başbakan komşusunu komşusuna ihbar ettirir noktaya getirdi. Nasıl bir anlayıştır bu? Gerçekten üzülerek ve birazda dehşet içinde izliyorum. Bizim bir geleneğimiz vardır. Komşu komşunun külüne muhtaçtır diye. Farklı dünya görüşlerinde olsak bile komşulara her zaman saygı göstermişizdir. Komşulara her zaman saygı göstermişizdir. Hitlerin almanya’sında bile olmayan bir süreci nasıl başlatabiliyor? Üstelik ramazan ayında.

Anlamakta zorluk çekiyorum değerli arkadaşlarım. Gerçekten samimi söylüyorum, Türkiye iyi yönetilmiyor. Bütün dünyadan soyutlanan bir türkiye gerçeği var önümüzde. Neden bu hale getiriliyoruz biz? Hangi gerekçeyle getiriliyoruz biz bu hale? Barış içinde yaşamak varken, birlik, bütünlük içinde yaşamak varken, birbirimize saygı göstermek varken neden komşumuzu ihbar edelim sayın başbakan arzu ediyor diye? Üstelik en demokratik hakkını kullanan bir komşuya kalkacağız diyeceğiz, niye bunu yaptın? Ben seni ihbar ediyorum.

Doğru değil arkadaşlar bunlar. Devlet adamı kimliğiyle bağdaşmaz böyle bir uygulama, böyle bir söylem. Devlet adamlığı farklı bir şeydir. Devlet adamlığı her şeyden önce eleştiriye tahammül gerektirir. Devlet adamlığı farklı görüşlere saygı gerektirir. Devlet adamlığı toplumu bizden ve onlardan diye ayırmaz. Benden olanlar benim yanımda benden olmayanlar benim karşımda. Böyle bir anlayış olmaz. Demokrasilerde yoktur böyle bir anlayış.

Değerli arkadaşlarım, elinde silah, belinde el bombası miting yapacaksın, sesini çıkarmayacaksın ama komşun tencere tava çaldı diye her türlü hakkı polis devleti mantığı içinde yerine getirmeye çalışacağız. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, yarın 24 temmuz. Sizin gününüz. Gazetecilerin bir anlamda bayramı diyelim. Gazeteciliğin en fazla sorgulanması gereken bir süreçte yaşıyoruz. 1946 yılında türkiye gazeteciler cemiyeti kurulduğunda acaba hangi günü gazeteciler günü olarak ilan edelim diye tartışmışlar. Falih Rıfkı Atay, 24 temmuzu demiş gazeteciler günü kabul edelim. Çünkü 24 temmuz 1908 ilk kez sansür memurunun denetiminden geçmeden gazetelerin yayınlandığı gündür Türkiye’de. O nedenle bugünü gazeteciler, gazeteciler günü olarak kutlamaya karar vermişlerdir. Biz yarın bunu kutlayacağız değerli arkadaşlarım.

Yarın bunu kutlayacağız ama hapiste gazetecilerimiz var. Gazetecilik mesleği bir kamu görevidir. Gazeteci kamu görevini yerine getirir. Halkın gözü, kulağı ve sesidir. Halkın sorunlarını dile getirir. Gazeteciliğin kendine özgü evrensel kuralları vardır. O kurallar içinde görevini yerine getirir ve gazeteci politikacıları uyaran, kalemiyle, ekranıyla uyaran demokrasinin vazgeçilmez kişisidir gazeteci.

Gazetecinin özgür çalıştığı bir ortamda siz demokrasiden söz edebilirsiniz. Benim beğenmediğim haberi verdi diye gazeteciyi hapse atmak, onu terörist diye yaftalamak, sorgulamak, tutuklamak, gözaltına almak çağdaş demokrasilerde kabul edilen bir uygulama değildir. Ama maalesef yine üzülerek söylüyorum, sayın başbakan ülkeyi yarı açık cezaevine döndürdü. Gazeteciler açısından da türkiye’yi yaşanamaz bir ülke haline getirdi.

Bakın değerli arkadaşlarım, dün Türkiye gazeteciler sendikasının bir çalışması açıklandı, yayınlandı. 27 mayıs 2103 tarihinden bu yana 59 basın emekçisi ya işinden oldu veya zorunlu izne ayrıldı. Gezi parkı olayları dolayısıyla. Neden? Neden işine son veriyorsunuz gazetecilerin? Neden zorunlu izne ayırıyorsunuz? Patronların beğenmediği haberleri yazdılar diye.

Yeni bir medya süreciyle karşı karşıyayız. İktidarın ve polisin beraber denetlediği, ağırlıkta olarak medya patronlarının siyasi otoritenin emrine girdiği, siyasi otoritenin kabul ettiği haberleri yayınlayan, kabul etmediği haberlere sansür ve oto sansür uygulayan bir süreci yaşıyoruz. 105 yıl geriye gittik değerli arkadaşlarım. 24 temmuz 1908’de ilk kez bu ülkede sansür memuru görmeden gazeteler özgürce yayınlandı, 24 temmuz 2013 oto sansür ya da sansür uygulanıyor türkiye’de gazetecilik mesleğinde. İleriye doğru giden değil geriye doğru giden bir süreci yaşıyoruz. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Tutuklu gazeteci olmaz. Hapiste gazeteci olmaz. Yazı yazdı diye gazeteci işinden olmaz. Eğer siz Türkiye’yi dünyada saygınlığı olan bir ülke konumuna getirmek istiyorsanız ilk yapacağınız medyayı özgür bırakmaktır. Medyası özgür olmayan bir toplumun demokrasi taleplerine fren koyamazsınız. Gezi Parkı eylemlerine fren koyamazsınız. Oradaki gençlerin medyayı sansürüne engel olamazsınız.

Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Herkesin çok iyi bilmesi gerekir bunu. Kamudan ihale alayım diye önce gazeteye sahip oluyorsunuz. Televizyonunuz oluyor. İktidar yandaşlığı yapıyorsunuz ve kamudan ihale alıyorsunuz. Sonra öyle bir noktaya geliyor ki, bir ihale alıyorsunuz, yanına bonus olarak da bir gazete ve televizyon veriliyor size. Bana uygun yayınlar yapın diye. Benim istediğim yayınları yapın diye. Halk gerçekleri görmesin diye. Böyle bir anlayış olmaz değerli arkadaşlarım.

Bakınız, sınır tanımayan gazeteciler örgütü var. 179 ülke arasında basın özgürlüğü endeksi yayınlıyor. 2005’de türkiye 98.sırada. 2012’de 179 ülke arasında 148. Sıraya gerilemiş durumda. 2013’de 154.sıradayız. 179 ülke arasında en kötü 154.sıradayız. ………………., Kamboçya bizden çok daha iyi.

Sormamız gereken soru şu; sınır tanımayan gazetecilere kızmanın hiçbir anlamı yok. Neden biz 154.sıradayız? Sormamız gereken soru bu. Eğer bir ülkenin başbakanı başka bir ülkeye gittiğinde yani sayın erdoğan Almanya’ya gittiğinde, sayın Merkel tutuklu gazetecilerden medyanın önünde şikayet ediyorsa ve Sayın Erdoğan’da onlar efendim terör suçundan dolayı içerdeler. Gazetecilik suçundan ötürü bir elin beş parmağı kadar gazeteci içerde derse orada inandırıcılık olmaz. Zaten yazı yazan adamı siz terörist diye tutuklamıyor musunuz? Kitap yazdı diye insanı terörist diye tutuklamıyor musunuz?

Üç değerli arkadaşım Türkiye’deki hapishane gerçeğini sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya açıkladılar. Bir mahpushane raporu yayınlandı. Bütün hasta mahkumlarla tek tek görüşüldü. Sonra bu arkadaşlarım hapisteki gazetecilerle tek tek görüştüler ve güzel bir rapor sizlere dağıttığımız raporu kaleme aldılar.

Rapor çok güzel, ingilizceye çevrilmesini istedik. Türkçe ve İngilizce yayınladı. Dünya gerçeği chp’nin kaleminden öğrenecek. Bu ülkeye demokrasi gelinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu ülkeye özgürlükler gelinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Polis devletin Türkiye’yi çekip çıkarmak zorundayız. Düşünebiliyor musunuz değerli basın mensupları, şimdi Sayın Erdoğan devlet üniversitelerine de polisi sokacağım diyor. Hepinizin önünde kendisini uyarıyorum; sakın ola ki üniversite öğrencisiyle polisi karşı karşıya getirme. Zaten bıçak kemiğe dayanmış durumda. Polis devleti kabul edeceğimiz bir devlet türü değildir. Adım adım polis devletine doğru giden bir Türkiye var.

Gazeteci arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını isteriz. Hükümet yanaşmacılığı yapan medya patronlarını da açıkça söylüyorum; gazetecileri, gazetenin mutfağını özgür bırakın. Onlara sansür uygulandığınızda, onlara müdahale ettiğinizde, onların işine son verdiğinizde gün gelir bunun hesabını sorarız.

Medya patronluğunu üstlenmek farklı bir şeydir. Ateşi tutmak gibidir medya patronu olmak. Ya halktan yana olacaksın ya iktidardan yana olacaksın. Halktan yana oluyorsan zaten sorunumuz yok. İktidardan yana oluyorsan gazeteciliği bırak. Bırak o alanı özgür gazeteciler çalışsın o alanda faaliyet göstersinler.

Hapiste bu kadar gazeteci varken bu gazeteci patronlarından bir ses çıkıyor mu? Beğenmediği gazeteciyi gönderiyor vezneye, al parayı çık kapıdan diye. Bu doğru değil. Gazetecilerin sorunları var, pek çok sorun var. Gazeteciler günündeyiz. Yarın bunu kutlayacağız. Ama neyi kutluyoruz biz değerli arkadaşlarım? Hüzün var, acı var, gözyaşı var. Hayatı özgürce teneffüs edemeyen bir gazeteci nasıl yazı yazacak?

Tek sığındıkları alan şu anda özgür medya dediğimiz dijital dünya. Üç milletvekili arkadaşımız çok sayıda gazeteciyle görüştü, raporlarını yazdılar, ben şimdi izin verirseniz o milletvekili arkadaşlarıma söz vermek istiyorum.

Veli Ağbaba: "Çok teşekkür ederim. Öncelikle sözlerime başlarken bir teşekkürü belirtmek istiyorum, altını çizmek istiyorum. Komisyonumuzun çalışmalarının gündemde yer almasını sağlayan, bizim önümüzü açan başta genel başkan yardımcısı sayın sezgin tanrıkulu’na ve bu dönemde bizlerin cezaevlerine gitmememizde türkiye’de cezaevinin gerçeğinin olmasını sağlamasında önümüzü açarak, hiçbir sınır koymayarak ve özgürce çalışmamızı sağlayan sayın genel başkanımıza teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, cezaevlerinde 64 tutuklu gazeteci yaşadığımız dönemin ve özgür basının geldiği noktayı göstermektedir. 12 eylül darbesi döneminde 31 gazetecinin tutuklu olduğu türkiye’de şu an darbe döneminden bile daha vahim bir durum yaşanmaktadır. Bugün tutuksuz 123, tutuklu olarak ise 65 gazeteci terörist suçlamasıyla yargılanmaktadır.

Değerli basın mensupları, bizler CHP cezaevi inceleme ve izleme komisyonu üyeleri olarak dünya parlamenterleri arasında örneği olmayan üç milletvekiliyiz. Ancak bu durumla övünmüyoruz, utanıyoruz. Bizler dünyanın en çok tutuklu milletvekilini, en çok tutuklu öğrencisini, en çok tutuklu avukatını, en çok tutuklu bilim insanını, en çok tutuklu sendikacısını cezaevlerinde ziyaret eden milletvekilleriyiz. Hepsinin toplamının sonucunda dünyanın en çok tutuklu gazeteci ziyaret eden milletvekilleri olarak tarihe geçtik ve maalesef bu utancı hem ülkemiz hem de biz yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, cezaevi komisyonu olarak hiç kimseyi ayırmadan herkesi ziyaret ettik. Kimin sorunu varsa onların yanında yer almaya çalıştık ve bunun sonucunda 25’e yakın rapor hazırladık. Bunlardan birisi hasta mahpuslar raporuydu. Bugün ise siz basın emekçilerini doğrudan ilgilendiren tutuklu gazeteci raporunu kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Öncelikle açıklamak isterim, bizler bu rapor niye hazırladık? Biz bu raporu basın, sizin gazeteciliğiniz, bu gazeteleri evinize sokmayın, gazetecilik kılığına girmiş teröristler, tasmalarınızı biz çıkardık ve ramazan ayında hala tutuklu gazeteci yoktur diyerek gözümüzün içine baka baka insanları yanıltan başbakana hazırladık. Kalemlerini iktidarın kılıcı gibi kullananlara, manşetlerini idam sehpası haline getirenlere hazırladık. Ama hepsinden önce gerçek muhatapları olan ve haksız, hukuksuz yere cezaevlerinde tutulan gazetecilerimiz için hazırladık.

Değerli arkadaşlar, bu raporu 6 ay boyunca 17 cezaevini ziyaret ederek ve hiçbir siyasi düşünce ayrımı gözetmeden kck, ergenekon, ibda c, devrimci karargah gibi davaların da içinde olduğu bütün gazetecileri ziyaret ettik. Raporumuzu iki dilde İngilizce ve Türkçe hazırladık. Türkçe raporumuz 131 sayfa ve beş bölümden oluşmakta. Orada raporumuza önsöz yazan ve katkıları olan türkiye gazeteciler sendikası başkanı özcan ipekçi’ye komisyonumuz adına bir kez daha teşekkür ediyorum.

Raporumuz üç bölümden oluşmaktadır. Değerli arkadaşlar, rapor sorununda ulaştığımız sonuç şudur; görüştüğümüz gazeteciler arasında ne tecavüzcü, ne hırsız, ne çete mensubu, ne de eli silahlı terörist göremedik, bulamadık. Yani cezaevinde tutulan gazetecilik mesleğinin ta kendisidir.

Değerli basın mensupları, gazetecilerin tümünün haklarında açılan davalarda sunulan kanıtlar tamamıyla gazetecilik faaliyetleriyle ilgilidir. Haber takibi yapmak, eylem ve mitinglere katılmak ya da bir basın açıklaması haberi yapmak gibi.

Örneğin; 1 mayıs mitingini izlemek, 8 martı izlemek, yök protestosuna katılmak, 16 martı haber yapmak, parasız eğitim gösterilerini izlemek, nevruz kutlamaları, kesk’in basın açıklamaları, ihd’nin basın açıklaması hakkında haber yapmak. İstanbul gazeteciler cemiyetinde gerçekleştirilen basın toplantısına katılmak, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin kongrelerine, etkinlik ve çalışmalarına ilişkin haber yapmak, festivaller, yangınlar hakkında haber yapmak. Yine arşivlerinde bulunan gizli ve açık belge ve bilgiler, alınan notlar, haber maksatlı yapılan röportajlar, yayınlanmamış ya da yayınlanmış kitaplar, kürtçe ad, jüri üyeliği, gazetecilerin terörist olarak yaftalamak için yeterli delil olarak karşımıza çıkıyor.

Örneğin; ödül töreninde konuşma yapmak, musa anter basın şehitleri ve gazetecilik yarışmasında jüri üyesi olmak, Diyarbakır Kürtçe adı olan Amed’i kullanmak, kütçe adar ve nevruz gibi ikinci isimleri mahkeme tarafından terör örgütüne delil sayılıyor.

Yine İsmail Beşikçi’nin yazmış olduğu kitap, mehmet uzun’un aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık kitabı, molier’in cimri isimli kitabı, bir fotoğraf makinesi, kamera ve hatta diş macunu ve diş fırçası, kürtçe gramer kitabı gibi kanıtları görebiliyoruz. Bir düğün cd’si, tutuklu milletvekilinin eşine gönderdiği mektup, bir kız çocuğunun bebeklik görüntülerinin yer aldığı cd kanıt olarak önümüze çıkabiliyor.

İddianameler adeta hukukla dalga geçer gibi bir üslupla yazılmış. Her davada ortak bir durum var. Gizli tanık ifadeleri ve bilgisayarlardan elde edilen doküman ve cd’ler.

Değerli basın mensupları, raporumuzda birçok gazeteciyle ilgili ilginç örnekler var. Ben iki üç tanesini kısaca paylaşıp sözlerimi tamamlamak istiyorum. Mustafa Balbay’ın belirtilen 8 yıllık dilimi kapsayan notları 3,5 dakikada hazırlanmış gösteriliyor. Yine Mustafa Balbay’ın cumhurbaşkanıyla görüşmeleri iddianamede hükümeti devirmeye teşebbüs etmekle ve hatta halkı silahlı isyana teşvik etmekle suçlanıyor.

Yine ilginç birisi, ibda c’den hükümlü şükrü sak mektubunda başbakan benim için gazeteci değil teröristtir diyor. Ben gazeteciyim. Marmara radyo televizyon bölümü mezunuyum. 20 yıldır haftalık taraf dergisinde idarecilik, akıncı yol dergisinde ve haftalık baran dergisinde genel yayın yönetmenliği yaptım. Yani gazetecilik dışında bir terör faaliyetimiz olmamıştır diyor ve devam ediyor; ama 28 şubat süreci malumunuz, tabi ki mahkeme bize terör örgütü üyeliğinden ceza verdi. Yasadışı, şeriatçı, silahlı terör örgütü ibda c üyesi olmakla tutukluyum.

İşin ilginç yanı bu dava 28 Şubat sürecinde açılmış ve aradan 13 yıl sonra 28 Şubattan beslenen AKP döneminde yargıtay tarafından onaylanmıştır ve Şükrü Sak’la ilgili çok çeşitli deliller var. Yasal bir derginin yayın hazırlığını yapmak, örgütsel kitap okumak, yasal bir derginin temsilcisine göndermek gibi ilginç şeyler var.

Yine hikmet çiçek, hükmet çiçek tutuklandığı maddeden yargılanmıyor, tutuklandığı maddeden ceza istenmiyor.

Tuncay Özkan’ın durumu biliyorsunuz başbakan 1 milyar dolar olan ergenekon davasından zanlı içeride olarak açıklamıştı.

Sami menteş görüşmemizde türkiye’nin en genç tutuklu gazetecisi sami menteş bir örgüte üyeyim. Ancak bu örgüt denizli acıpayam chp örgütü olarak söylemiştir. Onun da suçlamaları 8 mart, yök protestosu, 16 mart protestosu gibi olayları haber yapmak.

Yine Deniz Yıldırım, bir genel başkan yardımcısının yapmış olduğu haberi, basın toplantısı haberi yaptığı için uzunca süreden beri cezaevinde bulunmaktadır.

Kenan Kırıkkaya isminde bir muhabir demokratlar yargıçlar derneği başkanı ve beypazarı hakimi orhan gazi ertekin ile nasıl bir anayasa konulu yaptığı haberler meslektaşlarıyla telefon görüşmeleri, haber kaynaklarıyla ilişkileri suç olarak gösterilmektedir ve onlarca örnek bizim hazırlamış olduğumuz raporda çok ilginç örnekleri var ve insanlar inanamayacağı ve belki de sizlerin de inanamayacağı ama iddianamelerden okuduğumuz örnekleri var.

Tekrar ben sayın genel başkanımıza bize bu imkanı verdiği için çok teşekkür ediyorum."

Özgür Özel: "Çok teşekkür ederim. Tüm salondaki basın emekçilerini saygıyla selamlıyorum ve 100 yıl önce kurtulmuş oldukları sansür baskısına yeniden girmiş oldukları bu dönemi hep birlikte kısa sürede atlatmamızı ümit ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Raporumuzun bir diğer kısmı da tutuksuz yargılanan gazeteciler. Gazetecilik mesleğini rahatlıkla yapabilmesi için sadece fiziken özgür olması değil, fikren de, vicdanen de kendisini güvende ve özgür olarak hissediyor olması gerekir.

Bunun karşısındaki en büyük engel şüphesiz ki gazetecilerin tutuksuz olarak da olsa yargılanıyor olmasıdır. Bununla ilgili en çarpıcı örnek dün bir tane devrimci karargah davasında tutuksuz yargılanan baha okar’a ve sayın yeşiltepe’ye verilen hapis cezalarıdır.

Dolayısıyla gazeteciler her geçen gün tutuksuz yargılandıkları davalar ilerledikçe ve daha önceki davalar sonuçlandıkça adeta tepelerinde klasik deyimle demokles’in kılıcını güncel deyimle de tayyip erdoğan’ın palasını hissetmektedirler. Sadece tutuksuz yargılanan gazeteciler değil gazetecilerden özellikle son gezi olayları sırasında polisin güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kalmış olan gazetecilerin durumunu da kısaca anmak gerekir.

Öncelikle başbakanın Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde akil insanlar heyetiyle gerçekleştirdiği bir toplantı sonrasında kendisine hoşuna gitmeyen bir soruyu soran musa ağacık’ı azarlayıp ardından onun azarından cesaret alan korumaları tarafından Musa Ağacık’ın darp edilmesiyle bir süreç başladı ve artık gerek başbakanın yakın korumaları, bakanların korumaları sahadaki çevik kuvvet veya sivil polisler gazetecileri darp etmeye başladılar.

Raporumuzun kendisinde değil ancak size ekinde sunacağımız olan rapor özetinde son sayfada isimlerini de ayrı ayrı verdiğimiz aydınlık muhabiri bestegül öneren ve selçuk özmen gözaltına alınırken darp edilmesinden ya da serbest gazeteci evrim kurtoğlu’nun coplanmasıyla başlayan bir liste var ki, listede hangi gazetecinin görevinin başındayken başına ne geldiğini anlatıyor.

Biraz önce sayın genel başkanımızın ifade ettiği, türkiye gazeteciler sendikasının dün yayınladığı raporu da 72 gazetecinin gezi olayları diyebileceğimiz 27 mayıs 2013 sürecinden bugüne yapmış oldukları görevlerinden 59’unun tamamen ayrılmak zorunda bırakılması, istifaya zorlanması ya da işten el çektirilmesi, 14’ünün ise son günlerin moda deyimiyle belli bir süreliğine ne zaman biteceği belli olmayacak şekilde yıllık izninin bir kısmını kullanması söz konusu. Bu sayıda 72’ye varmış durumda.

Tutuklu olduğu halde biz görüştükten sonra tutuksuz kalan gazetecilerden zeynep kuray’ın bize kullanmış olduğu bir ifade hala kulaklarımızda, kendisi eskiden gazetecileri susturmak için tek çare onları öldürmekti ama şimdiki hükümet hiç çekinmeden onları tutuklayarak cezaevine göndererek susturmayı da göze alabiliyor demişti ve kendisinin şu saptamasının ben burada bir kez daha altını çizmek istiyorum ki, ben eğer bir gazeteci olarak fransa’da değil tutuklanmak gözaltına alınmış olsaydım fransa’da kıyamet kopardı. Ancak türkiye’de yüzlerce gazeteci içeride ama çıt çıkmıyor demektedir.

Dün cezası kesinleşen Baha Okar’ı Tekirdağ cezaevinde yaptığımız ziyarette kendisi şu ifadeleri kullanmıştı; ben 2005 ila 2007 yılları arasında kuzey ırak’ta yasa dışı bir örgütün kampında olmakla suçlanıyorum. İlk kanıt olarak su faturamı, daha sonra kendi ödemesini yaptığım elektrik faturamı sundum. Bunlara inanmadılar o süre zarfında katılmış olduğum canlı yayınlanan üç televizyon programının cd’lerini sundum ama yine de ben ne savcıyı ne hakimi ikna edemedim diyordu.

Sayın Zuhal Tekiner, yüzbinlerin yüz binlerin buluşması, Taksim’e akın devam ediyor, kazancı yokuşunda 77’de yaşamını yitirenler için karanfil bırakma elemi, işte taksim işte 1 mayıs ve istanbul 1 mayıs için üç koldan toplanmaya başladı başlıkları altındaki internet portalında paylaştığı haberle ve her biri gerçek haber olarak ertesi günde gazetelerde basılmış haberler yüzünden iddianamede terör örgütü propagandası yapmakla suçlanıyor.

Zeynep Kuriş, zaman zaman çok dile getirdik bu komisyonunun ilk çalışmalarından biriydi. Biraz önce sayın ağbaba’nın dediği gibi övünmediğimiz, utandığımız anılardan bir tanesi, pozantı cezaevini ziyaretimiz. Zeynep Kuriş’in ihbar niteliğindeki haberinden sonra gerçekleşti. Biz Zeynep Kuriş’in haberini okuyup pozantı’ya doğru harekete geçtiğimizde bize adalet bakanlığı ceza tevkif evleri genel müdürü, oradaki çocuklar biliyorsunuz taş atan çocuklar, o şikayetler maksatlı yapılıyor, oraya gitmezseniz iyi olur, üç gün beklerseniz biz o işi halledeceğiz dediler. Biz bu telkinleri kabul etmeyip pozantı’ya vardığımızda duyduklarımızı dinlerken tüylerimiz diken diken oldu. Anlatırken boğazımız düğümlendi. Gece yarısı çocukların çığlıklarını türkiye zeynep kuriş sayesinde duydu ve cezaevi üç gün sonra kapatıldı.

Ama Pozantı’da ceza alan kimse yok. Birinci müdür daha büyük bir cezaevine, ikinci müdür birinci müdür olarak doğudaki bir cezaevine gitti. İnfaz koruma memurlarından kimse ceza almadı. Ama bir tek Zeynep Kuriş tutuklanarak cezaevine kondu ve iddianame aynen şöyle; devletin ve hükümetin mahremiyetini deşifre etti. Pozantı’daki insanlık suçuna hükümetin mahremiyeti olarak bakan savcılar oldukça bu basın toplantılarını yapmak, bu raporları yayınlamak ne kadar üzülsek de boynumuzun borcudur.

Son olarak da; Oda tv iddianamesindeki birkaç hususa hepinizin bildiği ama bugün olmazsa olmazı bir konunun altını çizmek gerekiyor. Oda tv iddianamesinde 362 kez haber kelimesi, 280 kez kitap kelimesi, 26 kez röportaj, 5 kez de makale sözcüğü yer alıyor. İddianamede devrim, savaş ve ergenekon kelimelerini arama motorlarına takıldığında hep oda tv haberleri içinde çıktığı yazıyor. Devrimden sonra isimli filmi anlatan bir sinema eleştirisi yayınlanmış Oda tv’de. İddianamede devrim kelimesi bolca anılarak halk hükümete karşı isyana teşvik edildiği ifade ediliyor. Abd başkanı clinton’ın tercüme olan bir haberi iddianamede yer alırken Oda tv AKP’yi yıpratmak için şehit haberlerini öne çıkarmakla suçlanıyor ve karakola saldırı, 4 şehir haberi ergenekon örgütünü güçlendirmek için onun talimatlarıyla yapıldığı söylenirken iddianamede sadece 1,5 sayfa ileride pkk’ya ve abdullah öcalan’a dair haberler yapılarak pkk propagandası yapmakla suçlanıyor. Aynı editör ergenekon’u hem de pkk’yı övmekle suçlanıyor bu iddianamede ve iki tane barış vardı. Bugün hiç olmazsa tutuksuz yargılanmalarıyla teselli buluyoruz. Barış Pehlivan 15 yıl önce çağdaş yaşamı destekleme derneğinden aldığı burs iddianamede örgüt ilişkisi olarak ifade edilirken Barış Terkoğlu’nun da eşinin yıllar önce ölen Cumhuriyet gazetesi yazarı Türkel Minibaş’ın üniversite de asistan olduğu dönemde kendisi için yazmış olduğu başarılı bir öğrencidir. Referans mektubu iddianamede Barış Terkoğlu’nu suçlamak için kullanıldı.

Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz, böyle bir sabahta 105 yıl geriye gitmiş bir basın özgürlüğüyle ilgili bir raporu sizlerle paylaştığımız için ve bunu 600 tane Avrupa Parlamentosu parlamenteri dünyadaki bütün parlamentolarla ve dünyadaki bütün gazeteci örgütleriyle paylaşmak mecburiyetinde kaldığımız için inanın gurur değil utanç duyuyoruz, hepinize saygılar sunuyorum."

Nurettin Demir:" Değerli basın mensupları, 30 haziran’da sabaha karşı 1,5- 2 sıralarında takla atarak bir kaza geçirdim. Yarım saat sonra hastanede başımı kaldırdığımda baktım ki karşımda bir gazeteci arkadaş. Savaşta, zor koşullarda toma’nın önünde, gazda en zor koşullarda mücadele veren basın emekçilerinin, tutukluların, patronların yanında istemeye istemeye gazetecilik yapmaya çalışanların basın bayramını bende içtenlikle kutluyorum.

24 temmuz türkiye için çok önemli. Lozan’ın 90.yılı ve lozan anlaşmasıyla türkiye bağımsızlığını, türkiye’nin tapusunu elde ettik. Kutlu olsun hepimize.

Yine, 1908 yılında ikinci meşrutiyetin ilanıyla ıı. Abdülhamit’in istibdat, baskı ve jurnal döneminin son bulduğu gün. Bu tarih aynı zamanda sansürün kaldırılması ve basın bayramı olarak kutluyoruz. Hepinize kutlu olsun.

Değerli basın mensupları, cezaevlerindeki genel koşullar tutuklu gazetecileri de çok olumsuz olarak etkilemektedir. Bütün tutuklular ve hükümlüler de olduğu gibi. Onlar cezaevlerinin her türlü olumsuzluklarından paylarını almaktadırlar. Fotokopi imkanları sınırlıdır. Daktilo ve bilgisayar güvenlik gerekçesiyle verilmemektedir. On binlerce sayfa iddianamelerini cd ortamında almalarına rağmen bilgisayar kullanımları sınırlı olduğu için savunma hakları bile sınırlandırılmaktadır.

Gazeteciler ve aydınlar için olmazsa olmaz dergi ve yayınlar kendilerine verilmemektedir. Kitap sayıları sınırlandırılmakta ve kütüphane gidişleri engellenmektedir. Ayrıca sohbet hakları sınırlandırılmakta ve çıplak aramaya maruz kalmaktadırlar.

Bunlara ek olarak, 64 tutuklu gazetecinin 23’nün ciddi sağlık sorunları bulunmaktadır. Tuncay Özkan örneğinde olduğu gibi 4 gün boyunca koğuşa kanalizasyon suyunun akması, insan pisliğinin içinde uyanması gibi kötü fiziki koşullardan da etkilenmektedirler. Bu işkence maalesef intikam ve kin duygusu birçok tutukluların yanında gazetecilerde yaşamaktadır.

Ayrıca raporumuzun ingilizce çevirisini de tamamlamış bulunmaktayız. İngilizce çeviriyi uluslararası gazeteci örgütleri başta olmak üzere bm’ye ve avrupa parlamentosuna, avrupa konseyine ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarına, insan hakları örgütlerine ve tüm yabancı ülke büyükelçiliklerine göndereceğiz.

Ama birilerinin dediği gibi ülkemizi yabancılara şikayet etmek için değil. O birilerinin ülkemize dair söylemiş oldukları yalanları düzeltmek için göndereceğiz bu raporu.

Türkiye’yi dünyanın en büyük gazeteci cezaevi olmaktan kurtarmanın yolu gerçek anlamda demokrasinin ilkelerini işletmekten ve özgürlükten geçmektedir. Bunun için siyasi erkin gazetecileri baskı altında tutmaktan vazgeçmelidir. Basın özgürlüğü yasal ve kurumsal olarak güvence altına alınmalıdır. Basın özgürlüğünün kısıtlanması yolunda en temel dayanak olan terörle mücadele kanununun tck’da gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Chp iktidarında hiçbir gazeteci cezaevinde olmayacaktır. Bugün yayınladığımız raporun sesle susturulmuş gazetecilerin zalim medya patronlarının yumruğu altında ezilen köşe yazarlarının oto-sansür uygulamak zorunda kalan çaresiz gazetecilerin, basın emekçilerinin seslerini daha fazla yükseltmek için katkı sunacağını düşünüyoruz.

Hazırladığımız bu raporun ülkemizin en büyük gazeteci cezaevi olması durumunu değiştirecek ve basın emekçilerinin hak ettiği saygınlığı geri kazandıracak bir işlev olacağına inanıyoruz.

Sözlerimize sön vermeden önce bugün bu ülkenin onurlu gazetecilerinin bir araya gelerek düzenlemiş oldukları gazetecilere özgürlük kongresini buradan selamla, saygıyla selamlıyoruz.

Diren özgür basın, diren gazetecilik, diren Türkiye… saygılarımla."

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet, değerli arkadaşlar, bu komuyla ilgili sadece soru alacağız. Eğer sorunuz varsa.

Soru: Gazeteciler ya istifa ediyorlar ya da işten çıkarılma durumları var. Bu konuda parti olarak bir rapor hazırlamayı ya da bir araştırma yapmayı düşünüyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Okonuda çalışmalar yapılıyor. Hangi sorun varsa o sorunla ilgili chp’nin raporları çıkacak ortaya. Göreceksiniz bunları.

Soru-: Zeyit Aslan’ın kadın gazetecilere….

Kemal kılıçdaroğlu- orada ayıpolan bir kadın gazetecinin zeyit aslan’la röportaj yapmasıydı.

Çok teşekkürler arkadaşlar.

Tutuklu Gazeteciler Raporu'nun tam metni:

http://www.gurseltekin.tv/images/tutuklu_gazeteciler_raporu.pdf

    Salı, 23 Temmuz 2013 13:42

Bağlantılı Konular