Haluk Koç : “Suriye’de akan Müslüman kanının temel sorumlularından biri Tayyip Erdoğan ve hükümetidir” dedi.

“Rahmetli Atatürk, İsmet Paşa, Menderes, Celal Bayar. Erbakan hepsi, Allah uzun ömür versin Demirel, hepsi dahil. Ortadoğu’daki mezhep eksenli, din eksenli, etnik eksenli çatışmaların hiçbirisine Türkiye’yi taraf kılmamışlar”

“Sınırla ilgili olarak AKP’den Dışişleri Bakanı’ndan gelen açıklamalar siyasi olarak biz aczi ortaya koyuyor”

“Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi gerekir. Onun için bağımsız, onurlu bir dış politika gerekir.”
"Siz ruhunuzu da karar mekanizmalarınızı da bir takım yerlere teslim eder ve oralardan taşeronluk görevi alırsanız kendi kaderinizi tayin etmeniz gereken noktada o kaderi tayin edemezsiniz. Birileri sizin adınıza kendi ülkenizin kaderini tayin eder sizde böyle cascavlak ortada kalırsınız”

Sunucu: Hoş geldiniz
Haluk Koç: Hoş bulduk. İyi yayınlar.

Sunucu:  Sınır bölgesinden çok ciddi açıklamalar, ciddi olay haberleri geliyor. Suriye’deki bu durumu konuşalım istiyorum
Haluk Koç:  En ön planda şunu söylememiz gerekiyor; Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Sayın Ahmet Davutoğlu, bugün olayların bu noktaya gelmesinden sorumlu değil mi? Hala tedbir almaktan bahsediyor.

Türkiye-Suriye sınırı uzun zamandır güvenliksiz, her geleninin geçtiği ve bazı özel gruplarında özel korumalar altında Suriye’ye intikal ettiği tekrar geri döndüğü bir sınır halinde. Hala gereken önlem alınacaktır diyor. Gereken güvenlik tedbirleri alınacaktır diyor.

Yani bunlar resmi açıklamalar dışında siyasi olarak biz aczi ortaya koyuyor. Yaşadığımız olay çok açık ve net. Suriye olayları başladığından itibaren bir plana, projeye dönük bir şekilde dönük bir şekilde büyük uluslararası oyun kurucular tarafından kurgulanan bir sahneydi. Bu baştan itibaren söylendi. Burada Türkiye’yi geleneksel dış politikasının dışına çıkarak tamamen o günkü, iki yıl önceki konjonktür içerisinde kendisine verilen bir görevi üstlendi. Buna çok büyük itirazlarda bulunuyorlar biliyorsunuz görev verildi, Türkiye dışarıdan yönetiliyor, talimat alıyor tarzında ifadeler söylendiğinde çok alınıyorlar hükümeti yönetenler.

Sayın Dışişleri Bakanı da here sözümüzü dava etme konusunda özel bir hassasiyet sahibi. Duyarlılık sahibi. Ama ne yazık ki aynı duyarlılığı, aynı hassasiyeti göreviyle ilgili temel olaylarda gösteremiyor. Neydi olay? Saddam olayı bitirilecek, daha sonrasında Suriye mezhep temelinde daha sonra Kürt işlevi de devreye sokulduktan sonra etnik temel ayrı ayrı parçalara bölünecek. Bu şekilde bir plan yürürlüğe kondu ve Türkiye’de burada baş ajitatör, baş karıştırıcı, bu işlerin baş tezgâhçısı gibi maalesef gözüken bir sürecin içine itildi.

Sunucu: Ne oldu da birden bire böyle oldu?
Haluk Koç: Plan değişiyor.

Sunucu: Yani el ele kol kolalardı Esat’la birlikte.
Haluk Koç: O ayrı tabi. Onlar hep söylendi biliyorsunuz. Özel çekimler var,  Gaziantep Mitinginde söyledikleri var Başbakanın, kardeşim Esat sözleri var. Onun akabinde geldiği, Esat o zaman Eset oldu biliyorsunuz. Katil oldu. Zülüm yapan oldu. Halkına karşı şiddet kullanan oldu. Top tüfek kullanan oldu. Sanki dünyada bir tek Esat zor kullanan, halkına şiddet kullanan, orantısız şiddet yapan. Başka örnekleri de var. İçinde yaşadığımız coğrafyada da var biliyorsunuz son olayları.

Şimdi sorduğunuz soru bakımından cevap vermek istiyorum. Şimdi bakın Suriye’nin kuzeyinde daha bundan çok daha önce Irak’ın kuzeyinden gelen, Barzani’ye bağlı Peşmergelerin ve Türkiye’den zaman zaman oraya geçen PKK unsurlarının, ortaklaşa bir hakimiyet alanı yaratmaya çalıştıklarına tanık olduk biliyorsunuz.

Peki, Türkiye ne yapıyordu bu arada? Türkiye yeni stratejilere kafasını takmış, bir türlü gerçek stratejilerle buluşamıyor ve bir takım radikal dinci unsurları, El Kaide ve ona bağlı olan bir takım alt yapıları Türkiye sınırından Suriye’ye geçiriyor, oradaki kardeş kavgasının tarafı haline getiriyor, onları besliyor, eğitiyor. Bunlar kanıtlandı. Bunlar ortaya kondu. Suriye’deki iç çatışmanın doğrudan tarafı haline gelen bir Türkiye fotoğrafı kondu.

Kuzey Irak’tan gelen ve Türkiye’den intikal eden PKK birlikleriyle sizin de vurguladığınız gibi özerk bir Kürt etnik bölgesi yaratma çabası başından itibaren sürdürülüyordu. Küçük kasabalarda egemenlikler sağlandı. Belediyeler ele geçirildi. Biliyorsunuz oralarda bir takım komitelere kuruldu. Bunlar hep yansıyordu ve özenle şu terminolojiyi kullanmamaya çalıştık. Tıpkı Kuzey Irak gibi, Kuzey Suriye dememeye çalıştık. Yani Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgesi diye tarif etmeye çalıştık bütün süreci.

Çünkü Irak’ta da aynısıydı. Hepsinin dilinde ortak bir şarkı vardı. Irak’ın toprak bütünlüğü korunacak. Yaşadığımız süreç Irak’ın biliyorsunuz fiilen üç parçaya bölünmesiyle sonuçlandı. Kuzey Irak’ta demin Suriye’nin Türkiye’ye komşu bölgesine tarif ettiğimiz gibi ayrı bir özerk yapı oluştu. Anayasasıyla, bölgesiyle,  parlamentosuyla.

Şimdi Suriye’de de aynısı yapılmaya çalışılıyor. Bakın Resulayn’da bir takım çatışmalar var ve burada PYD güçleri El Kaide’ye bağlı El Nusra tugaylarını yenilgiye uğratıyor ve oraya kendi bayrağını çekiyor. Esat falan yok ortada. Dikkat edin.

Sunucu: Esat’ın desteklediği doğru mu peki PYD’yi?
Haluk Koç: Esat’ta PYD arasında son süreçte şimdi bakın Türkiye’den çekilme hikayesi ortaya konduktan sonra Suriye’nin Türkiye’ye komşu olan bölgesinde konuşlanan veya oraya intikal edecek olan Irak’tan, Türkiye’den de gidip oradan gelecek olan PKK elemanlarıyla Esat’ta karşı da bir hareket planlandı. Esat’ın daha kolay yıkılması, Esat’ın daha kolay çökertilmesi için böyle bir unsuru da başvurulma planlandı.

Fakat şimdi o kadar çok aktörü var ki bu işin. O kadar çok yani Suriye Özgür ordusu, bakıyorsunuz daha radikal olan El Kaide’nin başka tugayları Özgür Suriye ordusunun muhalifleri temsil eden genel …… onun içerisindeki başka unsurlarla çatışıyor. Başka bir Suriye bölgesinde ve Türkiye güya bu Suriye muhalefetini organize edecekti, ev sahipliği yapacaktı. Onların siyasi organizasyonuna katkıda bulunacaktı. Hiçbirisini beceremedi ve ortalığı kan gölüne çeviren bir aktör olarak Suriye’de Türkiye maalesef yer aldı.

Bundan sonra ne olabilir? Bunda sonra hala başından itibaren söylediğimiz nokta; bakın çok acı bir sahne söyleyeceğim, iktidarı her gün manşetten verdiği haberlerle ve bütün iç sayfa haberleri destekleyen bir gazete. Geçen hafta başında pazartesi günü bu hafta başında, bir manşeti var. Hatırlatmakla yetineceğim. Gazetenin adını vermeyelim. AKP’nin resmi yayın organı gibi yayın yapıyor.

“Bari ateşkes olsun Suriye’de.” Hani ilk Cuma namazını Şam’da kılacaktın. Esat gitti, ilk Cuma namazını Şam’da kılacaktı değil mi Başbakan? 15 güne kalmaz bu iş bitti. Kimler yapıyordu bunu? Bir milyona yaklaşacak, Suriye’den gelen mülteci sayısı. İçlerinde karışık unsurlarda var.

Sunucu: Sadece mülteciler olsa zaten sıkıntı yok. El Kaide’si de girdi, El Nusra’sı da girdi. Bu radikal eylemcilerle yani örgütlerle ne yapacağız bundan sonra onu düşünelim.
Haluk Koç:  Bir tek şey değil. Yani belli bir orijinden gelenler değil. İçinde Kuzey Afrika’sından gelenler var, Çeçenistan’dan gelenler var. Dünyanın başka ülkelerinden gelenler var. Kafasına göre cihat yapmak isteyen gel beri ve Türkiye topraklarını bir lojistik merkez olarak kullandı, ikmalini yaptı, beslenmesini yaptı, eğitimini yaptı, gitti geldi, gitti geldi.

Sunucu: Şimdi bir senedir bunlar söyleniyor ama.
Haluk Koç: Hala güvenlik önlemi alacak sınırlarda. Dışişleri Bakanı bunu söylüyor ve bu savaşın resmen provokatörlerinden bir tanesi, kışkırtıcılarından bir tanesi bugün yaşanan bu mübarek hem de ramazan gününde orada akan Müslüman kanının temel sorumlularından bir tanesi Tayyip Erdoğan ve hükümetidir.

Sunucu: Her gün Irak’tan 50 tane en az ölü haberi geliyor.
Haluk Koç: Daha önceki bir basın toplantısında da söyledim. İslam dünyasına arkadan hançerletilen adamsın dedim. Sana verilen bu görevi yaptın. Bir şey uğruna yaptın. Onun kafasında dar bir kalıp var. Bir mezhep kardeşliği boyutu var. O mezhepsel dayanışmayla güya Ortadoğu’yu bir mezhepler dayanışması içerisinde idare edecek bir abi rolüne soyunmaya çalıştı. Ona o görevi verdiler.

Sunucu: O mezhepten olmayanlar ölsün mü yani?
Haluk Koç:  İşte onu söylemeye çalışıyorum. Bakın Kerbela’dan beri görülmemiş bir hesap var orada. Türkiye’yi yönetenlerin hepsi, rahmetli Atatürk, İsmet Paşa, Menderes, Celal Bayar. Erbakan hepsi dahil buna. Allah uzun versin Demirel, hepsi dahil. Ortadoğu’daki mezhep eksenli, din eksenli, etnik eksenli çatışmaların hiçbirisine Türkiye’yi taraf kılmamışlar. Devleti ve hükümeti yönettikleri dönemleri söylüyorum. Her birinde uzlaştırıcı, abi rolünü oynamış Türkiye. Ama oradaki karışıklığın içine taraf olarak girmemiş. İlk defa Irak’tan sonra Suriye ve Türkiye bu kanlı iç savaşın bir parçası, tarafı haline bu hükümet tarafından getirildi.

Sunucu: Yani 50 yıllık bir Türkiye politikası vardı, dış politika stratejisi var belki 50-60 yıl. Bu AKP hükümetiyle birlikte bozuldu mu diyorsunuz?
Haluk Koç:  Bozuldu tabi. Derin stratejik boyutta aldı Davutoğlu olayı. Biliyorsunuz bir kitabı var. Ama stratejik gerçeklerde buluşsalardı bu yanlışlar olmayacaktı. Uyarıldı. Yani Türkiye radikal unsurlara verdiği desteği mutlaka çekmeli dedik. Türkiye iç savaşın sonlandırılması için mevcut hükümetlerin muhalif unsurlar arasında arabulucu olmalı dedik. Bunları masaya oturtmalı dedik. Ertesi Cuma namazını Şam’da kılmayı hedefleyen bir Başbakan vardı. Sağa sola sürekli esip gürleyen, dava açmaktan yorulmayan, her attığı adım yanlış çıkan, Mısır’da dahil, Türkiye’yi de perişan eden kendisini de perişan eden bir Dışişleri Bakanı vardı. Bunları duymadılar.

Daha sonra Rusya biliyorsunuz fiili aktör olarak İran’ı arkasında desteğiyle girdi. ABD ile yaptığı görüşmeden sonra CHP’nin söylediği teze geldi. Neydi o? Baas’la yani şu andaki mevcut iktidarla  muhalif unsurları bir arada buluşturup silah bıraktırdıktan sonra, iç çatışmayı sonlandırdıktan sonra daha sonrasında bir geçiş hükümeti yaratma gayretleri.

Sadece orada mı Mısır’da da aynı. Tek başına kaldı. Nerede senin Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi aynı eksende Suriye’ye baktığınız, aynı mercekten baktığınız devletlerin Mısır politikası nerede sen neredesin?

Sunucu:  Mısır’a geçmeden Yalçın Akdoğan’ın attığı birkaç twitte okuyayım ben size, bilmiyorum ne düşüneceksiniz, ne söyleyeceksiniz?
Haluk Koç:  Her konuyu bilen, her konuda danışılan, her konuda yol gösteren Akdoğan Yalçın’mı?

Sunucu:  “Suriye sınırındaki gelişmelerin giderek daha farklı ulusal güvenlik sorunu oluşturmaya başladığı Türkiye bu tür oldubittilere eyvallah demez” diyor. PYD’nin Suriye’de girişeceği macera büyük sorunlara sebep olabilir, demokratik özerklik ilan edeceği iddia edilen PYD ateşle oynamamalıdır. Romantizm sınırını aşıp ateşle oynamak anlamına gelecek maceralara girişenler öncelikle kendilerine zarar verirler. Yani anladığımız kadarıyla bu PYD’nin ve PKK’nın yapılanması, yaptıklarını romantizm sınırında hep değerlendirmişler. Şimdi işte romantizm sınırını aştığını düşünmeye başlamışlar. Nasıl bir tanımlama bu?
Haluk Koç:  Öğleden sonra günaydın. Yani sabah demiyoruz günaydını. Çünkü deme saati geçti. İşte bu şekilde kendinden menkul danışmanlar ve bu şekilde bir deneyimi olmayan ve tam tersine geldiği kurumu da mahvetmekle görevli. Dışişleri Bakanlığının tüm geleneksel yapısını bozmakla görevlendirilmiş bir Dışişleri Bakanının sorumluluğunda yürütülen dış politika.

Bunlara dayanan riyalarla şu anda dış politikayı kendini herhalde Fatih filan görüyor rüyasında. Bir Başbakan üçlüsünün, dörtlüsünün Türkiye’ye getirdiği tablo bu. Yapayalnız bir Türkiye. Saygınlığını yitirmiş bir Türkiye. Bunlar tam tersini görüyorlardı rüyada. Kahramanlık, orada liderlik, bütün ülkelerin liderliği, eski bir nostalji, romantizm diyorlar bende o zaman nostalji diyeyim eskiyi hatırlamak ve bunun getirdiği böyle bir büyük patronaj, kafalarında tabi dini patronlukta yatıyordu. Yani öyle halifelikti gibi bir takım (ses kesiliyor….) vardır mutlaka. Bunlarla yatıp kalktılar. Gerçekleştireceklermiş gibi de umdular, adım attılar, pozisyon aldılar.

Sunucu: Yani ısrarla Gazze’ye gitmek istemesinin nedenlerinden biri de bu mu?
Haluk Koç: Gidebildi mi? İşte onu söylemeye çalışıyorum. Şimdi konuşuyor, Allah kabul etsin. Eğer tutuyorsa tabi orucunu. Her iftar öncesinde günlük saçmalamalara başladı şimdi. Bir gün kredi kartı biliyorsunuz, bir gün ben dört dörtlük Aleviyim. Bu havaalanında açılışında konuşuyor. Şimdi ne söylüyor tam bilmiyorum ama günlük saçmalama kontenjanını şimdi bu saatlerde doldurmaya başladı. Türkiye’de yine 20 tane 30 tane kanal hemen peşine, canlı yayın, ne söylerse söylesin, ne saçmalarsa saçmalasın, sınırsız, sorumsuz bir yayın politikası. Dışişleri Bakanı da işte böyle bir Başbakanın altında böyle macera odağı haline getirdi Türkiye’yi.

Bunun sonu hüsrandır. Hala uyanmadılarsa tedbir alacağız diyor. Düşünebiliyor musunuz Dışişleri Bakanını? Sınırda güvenlik tedbirleri alacağız diyor. Yaşadıklarımız şimdi iki yıl olacak.

Sunucu: Bu özerklikle ilgili gelişmeler bir aydan fazladır konuşuluyor.
Haluk Koç: Geçen seneden itibaren var.

Sunucu: Bir aydır biz bunu konuşacağımıza, Suriye’de olanları konuşacağımıza ya da hükümet asına söylüyorum bunu tabi ki oradan bir açıklama geleceğine hep Mısır konuşuldu. Yani Mısır politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haluk Koç:  Geri çekildiği ifade edilen bir kısmının değişik çelişkili beyanları oldu biliyorsunuz hükümetin içindeki kişilerin, iktidar partisine bağlı kişilerin PKK unsurlarını söylüyorum. Irak’tan da kayarak görev yapacağı çok açık ve ondan sonrada oradaki işlevleriyle bu süreçleri kendi stratejilerine göre Suriye’nin Türkiye’ye komşu bölgesinde egemenliklerini kurduktan sonrada bir kısmının daha önce Cizre’de tanık olduğumuz gibi bir kısmı Türkiye’ye geri gelerek Türkiye’de kendi öz güvenlik güçlerini kuracakları da protokolde belliydi.

Sunucu:  Şu konuşuluyor, tam bu noktada onu sorayım size, El Kaide ile El Nusra orada emirlik. Bir beylik kuracaklardı. Suriye devleti içinde ama kendi özerkliklerini ilan edeceklerdi ve yanı başımızda radikal İslamcı örgütlerin böyle bir emirlik, böyle bir beylik kurmasındansa PYD güçlerinin bir oluşuma gitmesi daha sağlıklı gibi yorumlar var. Bu konuda neler düşünürsünüz?
Haluk Koç:  Bu yorumların hepsi yanlış. Türkiye’nin temel çıkarı Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyarak şu andaki partiyle Baas Partisiyle mevcut Suriye muhalefetinin radikal olmayan unsurlarının sağlıklı bir ortak çıkış yolu bulmalarıdır. Amerika ve Rusya’nın üzerinde anlaştığı planda budur. Türkiye’nin başından itibaren desteklemesi gereken çizgide budur.

Türkiye şimdi bu Amerika ve Rusya tarafından çizilen bu planda aktör olmaya çalışıyor. Kendisinin öncü olabileceği bir planı zamanında demin söylediğim gibi yanlış bir politikayla uygulatmadı. Uygulamadı. Kabul etmedi. Şimdi o politika büyük devletler tarafından bu süreç çalışılmaya ortaya konurken ve Türkiye aktör olmaya çalışıyor.

Mısır’a gelince, Mısır çok daha farklı bir olay tabi. Mısır bunu açıkladık, biliyorsunuz Mübarek’in gidişi de gelişi zaten demokratik değildi. Gidişi de demokratik olmayan koşullarda oldu. O zaman Mısır’da sokağa çıkan halkın ortak bir isteği vardı. Demokrasi, özgürlük değil mi? Serbest seçimler ve şimdiye kadar yaşadıkları baskı rejiminden çıkmak. Polis devleti görüntüsünden çıkmak.

Mübarek görevden uzaklaştırıldıktan sonra geçici hükümetler derken serbest seçimlere gidildi. Serbest seçimden sonrasında ilk turda %25 civarında oy alan Mürsi’yle Mübarek’e yakın El Şefik galiba yarıştılar. O da %2 puan düşük aldı ve ikinci tura kaldılar. İkinci turda da seçmenin yarısının katıldığı bir seçimle %50’nin biraz üzerinde katılımın olduğu bir seçimde Mürsi %50’nin biraz üzerinde oy alarak cumhurbaşkanı seçildi.

Sunucu:  Anti-demokratik bulduğunuzu söylediniz işte bu Mübarek’in gidiş sürecini, dün Başbakan bir twitt attı. Türkiye olarak 25 Ocak devrimini Mısır halkının onuru ve özgürlük mücadelesi olarak kabul ettik en başından beride bu süreci destekledik diyor.
Haluk Koç:  Şimdi Mürsi geldi. Bizdeki Başbakan gibi bir balkon konuşması yaptı. Yani kendisine oy vermeyenler de dahil olmak üzere başka dini inançtan ki önemli sayıda Hıristiyan’da var. Mürsi balkon konuşmasında herkesin kendisine oy vermeyenlerin ve demokratik haklarını kucaklayacak bir yönetim tarzı sergileyeceğini ilan etti. Herkes mutlu, mesut. Batıda da Türkiye’de de çok olumlu karşılandı. Sonuçta Mısır halkı sandıktan çıkan bir iradeyle demokrasinin temel kural ve kurumlarının yaşatılacağı bir ülke haline gelmeye başlayacak umudu doğdu.

Ama hemen öyle olmadı. Çünkü Mürsi’yi iktidara getiren güç uzun zamandır yeraltında kalan Mübarek döneminde de faaliyet gösteren ama yeraltında kendi mücadelesini kendi ekseninde yapan, Müslüman Kardeşlere dayanan ve temel stratejik görüşü dinsel dünya görüşünü siyasetin içine sokup, siyaseti dine göre uyumlu hale getirip farklı bir İslami yapıyı dayatmak topluma.

Seçime geldi. Balkon konuşması evrensel demokrasinin tüm kurallarını içeren, kucaklayıcı bir konuşma ve ondan sonra yargı, anayasa ve diğer uygulamalar medya özgürlüğü üzerindeki baskı tamamen bu çizgide oldu. Tamamen İhvan yandaşları belli görevlere getirildi. Bürokrasi, valiler bu şekilde. Mısır altüst edildi.

Şimdi bakın sandıktan geldiniz, demokrasi dediniz sizi oraya getiren, size oy veren güçlerin taleplerinin dışında siz ana kafanızın arkasındaki o ana radikal çekirdeği bütün uygulamalarınıza soktunuz.

Ondan sonra tekrar biz kandırıldık diye insanlar tekrar Tahrir Meydanına çıkmaya başladılar. Talep demokrasi, özgürlük, eşitlik, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı demokrasinin en temel kuralları.

Sunucu:  Kadınlarda İhvan’ın bu fetva verenlerine ciddi anlamda tepkiler veriyorlar.
Haluk Koç: Hıristiyan Mısırlar önemli bir nüfus. Onlarda din ve vicdan özgürlüğü, İslami şartlara göre baskı oluşturulmaması toplumda, kendilerine de her türlü imkanın tanınması. Eşit bir toplum. Din ve vicdan özgürlüğü dahil.

Milyonları aştı ve sonuçta bir darbe oldu. Bakın, şimdi ben onu CHP adına yaptığım basın toplantılarında da söyledim. Sayın Genel Başkanımızda söyledi. Bir defa halk burada en demokratik tepkisini koydu. Bu demokratik tepki yani Mürsi’nin demokrasiyi kendi emellerine göre kullanması, saptırması, budaması, baskı diktatör rejime çevirmesi karşısında halk tepkisini koyuyor. Demokratik tepkisini koyuyor.

Şimdi ordunun gelip halkın daha sonra sandığa yansıtıp sandıkta götürebileceği bir Mürsi’yi halkın bu demokratik tepkisini çalarcasına bir askeri, militer darbe başka bir yöne çekmesi bizim kabul etmediğimiz bir durum. Yani Mürsi’nin yanlışlarını söyleyeceğiz, efendim siz darbeye karşıyız diyorsunuz ama diyorsunuz peşinden hafifletici neden… hafifletici filan değil.

Sunucu:  Nasıl bu kadar farklı algılanabiliyor? Şöyle yani demokrasi adımı olarak tanımlanan anti-demokratik olarak tanımlanıyor hükümet tarafından ve anti-demokratik bir durumda demokrasi olarak tanımlanıyor. Yani bu kadar keskin bir ayrım nasıl olur?
Haluk Koç: Onların bakış açısı o. Benim işime öyle geliyor. Şimdi Başbakan bir şey söylediği zaman kendisine yakın olan medya grupları yanlış bile olsa sizi yani ortalama insanımızı rahatsız eden bir şey bile olsa onu allayıp pullayıp canım öyle demek demedi diye tevil ederek daha uygun bir dile tercüme ederek öyle diyeyim, onu sunma becerisini gösterebiliyorlar. Zor bir görev.

Mısır’da kalmıştık onu bitirelim. Böylece halkın sandıkta etkisini gösterebilecek olan Mürsi’yi gönderecek olan demokratik tepkisini ordu çaldı.Darbeye karşılık budur. Demokrasi içerisinde Mısır halkı Mürsi’den 1,5 yıllık icraatının hesabını sorabilecek olgunlukta idi. Bu çalındı.

Bundan sonrası ne olacak? Karmaşık bir döneme giriyor. Tabi Türkiye tekrar iflas etti. Bir de kuşbakışı baktığımız zaman sanki o büyük oyun kurucuların bütün Ortadoğu’da oyun planlarını değiştirdiği gibi bir görüntü var. Oyun planları değişince tabi rol verilen aktörlerde değişiyor. Mürsi olayı bunlardan bir tanesi ve hemen akabinde Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Amerika’nın doğrudan güdümünde olan demokrasiden uzak krallıklar, şeyhlikler biliyorsunuz. Anında hem ekonomik açıdan yeni Mısır yönetimine büyük yardımda bulundular hem de yeni hükümeti açıktan desteklemeye başladılar.

Sunucu: Yani Türkiye tek mi kaldı bu konuda?
Haluk Koç: Türkiye burada da aynı Suriye politikası gibi ortada tek başına kalıverdi. Bir yandan Mürsi’yi cumhurbaşkanı olarak tarif etmeye çalışıyor, tanımaya çalışıyor bir yandan da Mısır’la ekonomik ilişkileri Türkiye’nin orada da iş yapan ticaret adamları, işadamları, yatırımları dünya kadar bağlantı sorunu var. Yani iki arada bir derede kaldılar her olayda olduğu gibi.
Tutukları her şey ellerinde kaldı. Bunu ille bir muhalefet partisi temsilcisi olarak iktidar partisini eleştirmek adına söylemiyorum. Bazı gerçekleri artık görmek gerek.

Sunucu: Ortadoğu yorumcuları da aynı şeyleri söylüyorlar.
Haluk Koç: Irak, İran, Suriye, Mısır, Kürt sorunu konusunda önümüzdeki aylarda çıkabilecek olan ve verdikleri sözleri yerine getirmemelerinden kaynaklanacak olan ağır problemler. Kıbrıs, her konuda; AB, Egemen Bağış isimli boş müzakereci Sayın Bakanın bu hükümetin politikasıyla beraber getirdiği son aşama biliyorsunuz. Yani buradaki resmi yemeklerde dahi artık mizah konusu olan bir Türkiye var. Bunlar hoş şeyler değil.

Sunucu: Son yemekte protesto edildi birkaç kişi tarafından maalesef.
Haluk Koç:  Bütün boyutlarını alıyorum dış politikanın ve tabi arkada fonda duran Washington’da bezbol sopasına dayanmış bir başka büyük patron ana görüntüde fonun arkası da bu.
Gelinen manzara budur. Onun için Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi gerekir. Onun için bağımsız, onurlu bir dış politika gerekir. Onun için bunu sağlayabilmek için de siyaset kaderini kendi tayin edecek bir ülke iradesi gerekir. Halk iradesi gerekir. Siyasi irade gerekir. Siz ruhunuzu da karar mekanizmalarınızı da bir takım yerlere teslim eder ve oralardan taşeronluk görevi alırsanız kendi kaderinizi tayin etmeniz gereken noktada o kaderi tayin edemezsiniz. Birileri sizin adınıza kendi ülkenizin kaderini tayin eder sizde böyle cascavlak ortada kalırsınız.

Sunucu:  Çok teşekkür ediyoruz.

Anahtar Kelimeler
    Pazartesi, 22 Temmuz 2013 13:20

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica