CHP Gençlik Kolları 81 il’de Başbakan Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunacak

Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız “Suçlu ortadadır. Başbakan Erdoğan’ı yargılayacak yiğitleri arıyoruz” dedi.

Suç duyurusuyla ilgili olarak yazılı bir açıklama yapan Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız şunları söyledi;
“İçinden geçtiğimiz tarihi dönemeçte Türkiye ve dünya yeniden şekilleniyor. Adalet dağıtımı ve demokrasi birbirine paralel olarak liderlerin söylemlerine göre değil, toplumların beklentilerine göre gelişiyor. Bunu ,  ülkemiz Gezi Parkı direnişi ile bir kez daha anlamış ve idrak etmiş bulunuyor. Artık demokrasi ve adalet fötr şapkada, siyasi sembollerde  , lider karizmasında değil, sokaklarda meydanlarda sözünü söyleyen kitlelerin omuzlarında yükselecek. Tabi ki kendi siyasi ekseninde, lider sultası oluşturmak isteyenlerse, faşizmin bekçisi konumuna düşeceklerdir. Tarih bu saatten sonra Recep Tayyip Erdoğan ‘ı diktatör olarak yazacaktır. Bizler halkın omuzlarından yükselen adalete ve kurumlarına güvenmek istiyoruz. Suçlu ortadadır, şikayet ortadadır. Anayasa ve yasalara tüm dünyanın gözü önünde karşı çıkan irade ortadadır. Bu irade faşizimde vücut bulmuştur. Memleketimizin adalet dağıtan kurumlarına çağrımız var. Cumhuriyet Başsavcılığı’na ‘yargı görevini yapanı etkileme, kanunlara uymamaya tahrik suçlamasıyla yaptığımız başvuruyla Başbakan’ın yargılanmasını talep ediyoruz. Yürekli ,onurlu aydın adalet mensuplarımızın adaletin gereğini yapacağına inanıyoruz. Başbakan Erdoğan’ı yargılayacak yiğitleri arıyoruz.”

CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız’ın saat 16.00’da Ankara Adliyesi’nde Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunacağı, Gençlik kolu yöneticilerinin de kendi illerinde savcılıklara vereceği suç duyurusu şöyle;

ANKARA CUMHURİYET  BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN : İrfan İnanç YILDIZ

ŞÜPHELİ : Recep Tayyip ERDOĞAN

T.C. BAŞBAKANI

SUÇ : TCK, 214, 216 ve eylemelere uyan diğer ilgili hükümler

SUÇ TARİHİ : 29 Mayıs 2013  devam ediyor.

ŞİKAYET NEDENLERİMİZ VE AÇIKLAMALAR

Şüpheli Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’dır. Başbakanlık anayasal bir görevdir.

Anayasa’ nın 112.maddesinde, “ Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.

Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.

Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.”

Yine Anayasa’ nın 113.maddesinde “ Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatı kanunla düzenlenir.” Denilmektedir.

Anayasa’ nın 8.maddesinde; “ Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. “

Anayasa’nın 10. maddesinde : “ Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” Denilmektedir.

Anayasada yer alan bu düzenlemeler karşısında, Başbakan’ın yetki ve görevlerini yerine getirirken hukuka uygun davranmak,  seçilirken kendisine oy versin vermesin tüm yurttaşlar arasında her ne sebeple olursa olsun ayrım yapmadan, eşit muamele etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük Başbakan’ın anayasal görevi olduğu gibi, tüm kamu görevlilerinin, tüm siyasetçilerin ortak sorumluluğudur.

Şüpheli, suç tarihinden itibaren kamuoyuna yaptığı açıklamalarda yurttaşları arsında % 50 nisabı ile ayrımcılık yaparak, karşı karşıya göstermiş, halkın bir kısmını suç işlemeye tahrik ettiği gibi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçlarını işlemiştir.

İstanbul Gezi Parkında, parkın yerine bina yapılmasına karşı çıkan ve çevre duyarlığı ile hareket eden vatandaşlarımız yaklaşık 20 gündür demokratik ve anayasal bir hak olan düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanarak protesto gösterileri yapmaktadırlar. Sivil ve politik içerik taşımayan bu eylemler, şüphelinin suç oluşturan eylem ve açıklamalarına bağlı olarak giderek artmış ve toplumsal bir muhalefete dönüşmüştür. Bu eylemler halen benzer içerikle Türkiye genelinde sürdürülmektedir. Demokratik bir sistemde vatandaşların veya siyasi partilerin bireysel veya kitlesel olarak iktidar partisi aleyhine tutum almaları, siyasi olarak iktidarı eleştiren görüşlerini açıklamalarda bulunmaları, bu yolda eylem yapmaları doğal bir durum ve her şeyden önce Anayasal bir haktır.

Anayasa’ nın 26.maddesinde; “ Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Anayasa’ nın 34. maddesinde; “. Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Düzenlemeleri yer almaktadır.

Ülkeyi yöneten Hükumetin Başbakan’ın bu tür eleştirel tutum ve davranışları hoşgörü ile karşılaması, uygar bir tutumla eleştirilere cevap vermesi veya halkın meşru ve demokratik taleplerini karşılayacak süreçlere katılımın sağlayacak politikalar ve yöntemler geliştirmesi gerekir. Bu tür sorumluluk mevkiinde bulunanların, zaman zaman incitici de olsa eleştirilere katlanması da demokratik bir zorunluluktur.

Şüpheli, bu durumun tam tersine tavır alarak bir vatandaş olarak benim de içinde yer aldığım bu topluluğa karşı, incitici ve aşağılayıcı beyanlarda bulunmuştur. Anılan eylemlerde yer almayan vatandaşları, bu topluluğa karşı gerçeğe aykırı beyanlarla kışkırtmakta, elinde bulundurduğu kamusal gücü ve sahip olduğu yetkileri Anayasal güvence altındaki hak ve özgürlükleri engeller, kamu sağılığı ve kamu güvenliğini tehdit eder şekilde siyasi amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmemiştir. Demokratik bir hak olan protesto eylemlerine katılanlara karşı “ çapulcu” ifadesini kullanmış, Yurttaşlarımızın bir kesimini bir diğer kesimine hedef gösteren, halk arasında toplumsal çatışmaya yol açabilecek, kin ve nefret içeren söz ve davranışları alenen sarf etmiştir. Bu açıklamaları birçok radyo ve televizyonda kendi sesinden yayınlanmış, yazılı ve internet basınında da sürekli yer almıştır. Ayrıca bu söz ve açıklamaları ile Anayasal bir zorunluluk olarak yargı kararlarına uymak ve uygulamak yerine, söz ve açıklamaları ile Yargı sürecinin işlemesine etki ve müdahalede bulunmuştur. Aşağıda bu davranışlara örnek olan açıklamalar tarihlerine göre sıralanmıştır.

Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği tarafından, parka yapılacak inşaatla ilgili İstanbul 6. İdare Mahkemesi’ne açılan davada verilen yürütmenin durdurulması kararına yönelik olarak ‘ da “Ne yaparsanız yapın. Biz kararımızı verdik… Biz orada tarihi yeniden ihya edeceğiz” sözleriyle, şüpheli yargılaması devam eden bir dosyayla ilgili, konumunu kullanarak, mahkeme kararlarını tanımayacağını ima ederek bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı üzerinde baskı oluşturmuş, işleyiş ve karar sürecine müdahale etmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın, Osmanlı Arşivleri binasının açılışında yaptığı konuşmada, “Taksim’de üç proje var. Doğa, tarih ve trafiğin tamamen yerin altına indirilmesi. Taksim’e cami de yapacağız. Bunun iznini CHP Genel Başkanı’ndan ya da bu birkaç çapulcudan alacak değilim” diyerek halkı aşağılamış kin ve düşmanlığı tahrik etmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın, Fas ziyareti öncesinde havalimanında yaptığı basın toplantısı sırasında, “Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz, bu ülkenin en az yüzde 50’si var. Biz onlara ‘aman sabırlı olun sakın bu oyuna gelmeyin’ diyoruz” sözleriyle halkı bölmüş, karşı karşıya getirmiş, kin, düşmanlık, korku ve panik yaratmıştır.

Nitekim Başbakanın tüm bu açıklamaları, Fas gezisi dönüşü kendisine karşılamaya gelen partililerine yönelik olarak konuşma yaparken, kitlenin hep bir ağızdan “ Yol ver gidelim, Taksimi ezelim “ sloganları ile karşılık bulmuştur. Başbakanın bu sloganlara yönelik olarak kitleye kendilerini teskin eden sözlü müdahalede bulunmayarak şikayete konu tutumunda ısrarcı olmuştur.

Eylemler sırasında göstericilere karşı bir kısım gurupların sokağa çıkarak göstericiler aleyhine şiddet içerikli sloganlar atarak yürüdüğü,  keza emniyet görevlilerinin yanı sıra sivil giyimli ve ellerinde sopalar bulunan kişilerin polisle birlikte göstericilere ve eylem alanlarında bulunan veya yakalanan yurttaşlara şiddet uyguladığı görüntüler medyaya yansımıştır.

Anadolu Ajansı tarafından yayınlanan 02.06.2013 tarihinde Adana Şakirpaşa Havaalanında yaptığı açıklamada “Biz birkaç çapulcunun yaptıklarını yapmayız. Onlar yakarlar, yıkarlar. Çapulcunun tanımı budur zaten.” İfadelerini kullanmıştır.

09.06.2013 tarihinde Esenboğa havaalanında yaptığı açıklamada “…Bu lobiyi oluşturan bir banka, iki banka, üç banka, hepsi için aynı şeyi söylüyorum. Bize karşı böyle bir mücadeleyi başlattınız. Bunun bedelini ağır ödeyeceksiniz. Faiz lobisi kendisine çeki düzen versin. Spekülatörlere fırsat vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Ümüğünüzü sıkarız… Dolmabahçe Camisine maalesef bira şişeleriyle girmek suretiyle, ayakkabıyla, onu da yaptılar…” şeklinde asılsız biçimde ve halkın dini hassasiyetlerini istismar sureti ile tahrik ederek, daha önce ülkemizde onlarca ve en son Sivas Madımakta örneği yaşanan şekilde halk galeyana getirecek provakatif beyanlardan kaçınmamıştır.  Nitekim bu açıklamanın doğru olmadığı Dolmabahçe Camii olarak anılan Bezmialem Valide Sultan Camii müezzini Fuat Hoca’nın , “…burada içki içilmedi, eylemciler buraya sığındıktan sonra içki içen görselerdi zaten kendileri dışarı atardı…” sözleriyle yalanlanmıştır. Nitekim Şüpheli bu iddialarıyla ilgili görüntülerin elinde olduğunu ve açıklayacağını belirtmesine rağmen, bu görüntüleri de bu güne değin yayınlayamamıştır.

Şüpheli 9 Haziran 2013 tarihinde yaptığı konuşmada, kamuoyunda eylemcileri kast ederek şu “ Yaptıkları şey kamu binalarını yakıp yıkmak. Başörtülü bacılarımıza saldırdılar. “ ifadelerinde bulunmuştur.

Başbakan toplumda yaratmaya çalıştığı sosyal ve siyasal bölünmeye ilaveten mezhepsel ayrışma yaratacak şekilde  “Reyhanlı’da 52 Sünni yurttaşımız öldü “ diyerek bu tutumun daha açık ve resmi bir hale getirmiştir.

09.06.2013 tarihinde Ankara’da yaptığı açıklamada “…Siz orada beşbin on bin yirmi bin toplanıyorsunuz. Siz milletsiniz de buradakiler değil mi? Aynı şekilde devam ederseniz, anladığınız dilden konuşmayı biliriz. Çünkü sabrın da bir sonu vardır…” demiştir.

13.06.2013 tarihinde partisine mensup belediye başkanları toplantısında yaptığı konuşmada “…aynen o gezi parkı çevrecilik adına açık koşacağım pislikten geçilmiyor.  Bir çoğu büyük abdestini oraya yapıyor. Samimi olanları kastetmiyorum. Bazı otellere gidip ihtiyaçlarını gideriyorlar. Orada her şey ücretsiz biliyorsunuz. Kaynağı enteresan. Her durum orada meşru…” demiştir.

15.06.2013 tarihinde Ankara Sincan’da yaptığı miting konuşmasında “…Taksim meydanı boşalmazsa, güvenlik güçleri orayı boşaltmayı bilir. Meydanı boşaltın yoksa gereken yapılacak…” demiştir.

Başbakan bu sözleri ile halkı ayırarak, asılsız ve provakatif sözlerle karşı karşıya gösterme ve getirme, görüş ve tepkilerini dile getirenlere karşı halkın diğer % 50 sinin karşı olduğu ve bu kesimi sokağa çıkmamaları için zor tutuğunu beyanla bu kesimlerin karşı karşıya gelebileceği gibi ima ve mesajlarla  çok tehlikeli bir tutumun içerisinde olmuştur.

Özellikle Cumhurbaşkanı ve Kendisine vekalet eden Başbakan Yardımcısı’nın Halka ve emniyet güçlerine itidal çağrısı yapan ve emniyet güçlerinin aşırı güç kullanımını  eleştiren, düşünce ve ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşünün bir hak olduğunu belirten açıklamaları karşısında “ ben bir mesaj almadım, mesajı alanlara sorun “ diyerek toplumda karşıtlık ve gerginlik yaratma ve halkı birbiriyle ve emniyet güçleriyle karşı karşıya getirme tutumunu sürdürmüştür.

Tamamen meşru ve demokratik bir hakkın kullanımı şeklinde tezahür eden Gezi Parkı protestolarına katılanlar,  Başbakan tarafından yapılan bu açıklamalarla hedef gösterilmiş ve aynı zamanda emniyet güçlerinin yaptıkları haksız müdahalelerin hedefi haline getirilmiştir. Güvenlik güçlerinin zor kullanmasını yasal ve meşru şartları bulunmadığı halde bu sözleriyle polisi yetki aşımı, aşırı güç kullanma hususunda cesaretlendirmiş ve özendirmiştir ve yönlendirmiştir.

Emniyet güçleri ve kim oldukları belli olmayan sivil giyimli eli sopalı kişilerin yaptıkları müdahalelerin neticesinde; Ülkenin meydanları, caddeleri ve sokaklarında ne sebeple bulunursa bulunsun eylemlere katılan, katılmayan, çocuk genç yaşlı demeden tüm yurttaşlar 20 gün 24 saat sürekli aşırı dozda kullanılan biber gazının etkisi altında bırakılmıştır. Eyleme katılsın, katılmasın o mahallerde tesadüfen de olsa bulunan günlük yaşamını sürdüren yurttaşlar polisin saldırı ve şiddetine maruz kalmış, biber gazı kapsüllüleriyle ve gerçek mermi ile hedef alınıp ateş edilerek, cop ve sopalarla fiziki şiddet uygulanarak ve gerçek mermi kullanılarak yurttaşlarımızın devletin kanunsuz ve şiddetine maruz bırakılmıştır. Yapılan bu müdahalelerin sonrasında biri göstericilere müdahale eden bir polis memurunun düşmesi suretiyle, diğer üç yurttaşımız polisin gerçek mermi ile ateş etmesi ve/veya kaba şiddet uygulaması neticesinde sonuç olarak 4 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir. …… yurttaşımız uzuv kaybına uğramış, … yurttaşımız hayati tehlike geçirecek şekilde  toplam … yurttaşımız yaralanmıştır.

Bu ölüm, uzuv kaybı, yaralanma kamu güvenliği ve kamu sağlığının tehlikeye düşürülmesi şüphelinin arz olunan söz ve açıklamalarının sonucu olarak ortaya çıktığından şüphelinin bu konudaki sorumluluğu açıktır.

Yurttaşların anayasal güvence altında hak ve özgürlüklerini kullanması devletin haksız ve hukuksuz güç kullanımı müdahale ve saldırıları ile engellenmiştir. Bu Anayasal ve demokratik haklarını kullanan yurttaşlara ilişkin olarak Anayasal ve hukuksal güvence askıya alınmıştır.

Devletin aşırı ve hukuksuz güç kullanımlarının yaşandığı alanlarda vatandaşlar günlük yaşamlarını sürdürememiş, işlerine gidememiş, bölgenin tamamı ve şehirlerin büyük bölümü yoğun biber gazının ve polis şiddetinin etkisi altında bırakılmış kamu sağlığı ve kamu güvenliği bizatihi emniyet güçlerinin müdahaleleriyle zarar görmüştür.

Şüphelinin Başbakan olması şikayete konu eylem ve davranışlarının yarattığı ve yaratacağı etki ve sonuçlarını vahametini artırarak telafisi zor ve imkansız hale getireceği yaşanarak görülmüştür.

Şüpheli Başbakan’ ın bahsi geçen eylemlerine uyan suçlardan cezalandırılması amacıyla Hakkında soruşturma açılabilmesi için, fezleke hazırlanarak TBMM’den izin talep edilmesini talep ediyoruz.

DELİLLER : Şüphelinin bahsi geçen dönemde yazılı ve görsel basında yer alan konuşma ve beyanları, Protesto eylemlerinin gerçekleştiği alanlarda çekilmiş, basında yer almış görüntü ve fotoğraflar ile bu bölgelerin MOBESA  görüntü kayıtları.

SONUÇ :Şüphelinin belirtilen söz ve açıklamaları nedeniyle TCK 214 ve 216 maddeleri kapsamında suç oluşturmaktadır. Bu açıklamaların yer aldığı TV ve Radyo haber kayıtlarının TRT ve diğer ulusal yayın yapan kurumlardan istenilmesini, İnternet ve yazılı basında yer alan açıklamaların ilgili siteler ve gazeteler üzerinde inceleme yapılarak kanıtların toplanmasını, hakkında gerekli yasal kovuşturmanın yapılmasını ve suç oluşturan eylemleri nedeniyle suç duyurusunda bulunarak kamu davası açılmasını saygı ile arz ve talep ediyoruz. “

    Pazartesi, 24 Haziran 2013 17:01

Bağlantılı Konular