Kılıçdaroğlu: Bir ülkenin rejimini bir kişi belirleyemez

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bir kişinin arzusu üzerine rejim değişmez. Bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihsel, siyasal, sosyolojik koşulları belirler. Türkiye'nin en temel sorunu Türkiye’nin tarihini bilmeyen, sığ bir kültüre sahip kişiler tarafından yönetilmiş olmasıdır. 140 yıllık bir parlamenter sistem deneyimimiz var, 140 yıllık! Uzun bir mücadele sonunda ve bedeller ödenerek bu parlamenter sistem yaşatılmıştır. Şimdi bir kişinin arzusu üzerine 140 yıllık çabayı alıp bir tarafa atacağız ve Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemi getireceğiz. Neden!" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Anayasa Çalıştayı"nın açılışında yaptığı konuşma şöyle:

TBMM'nin Sayın Başkanvekili, saygıdeğer hocalarım, değerli basın mensupları, sevgili milletvekili arkadaşlarım, hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Bugün önemli bir çalışma yapıyoruz. Çalışmanın ana aktörü biz değiliz. Ana aktörü yıllarını anayasaya harcamış, anayasa hukukuna harcamış, anayasa hukuku üzerinde kitaplar yazmış, düşüncelerini açıklamış olan saygıdeğer hocalarımız. Bu bizim sadece bu hocalarımızı milletvekili arkadaşlarımız bilgilensinler diye, toplum bilgilensin diye yaptığımız bir organizasyon. Bu çalışmada eminim pek çok gerçek bu işin uzmanları tarafından dile getirilecektir. Bizler de bilgilenmiş olacağız, bizlerin de bilgi dağarcığı zenginleşmiş olacak.

Değerli arkadaşlarım tartıştığımız anayasa, adına "1982 Anayasası" dediğimiz anayasa. Kuşkusuz bunun öncesi ve sonrası da tartışılacaktır. Ama 1982 Anayasası bizim anayasa tarihimizde herhalde en çok değişikliğe uğramış olan anayasadır. En çok tartışılan anayasadır ve halkın yüzde 91.37 oyla referandumla kabul ettiği bir anayasadır. Bu açıdan bu kadar ezici bir çoğunlukla kabul edilmesinin arkasındaki dünya nedir, gerçekler nelerdir? Bir darbe sonrasında darbeciler iktidardayken böyle bir anayasaya 'evet' diyen geniş bir kitlemiz vardı. Bunların hepsinin oturulup konuşulması gerekiyor geleceği daha sağlıklı belirleyebilmek açısından.

82 Anayasasına hala 82 Anayasasıdır demek de belki doğru değil. 100’ün üstünde madde değişti, yeni maddeler ilave edildi, bazı maddeler çıkarıldı. Dolayısıyla farklı bir anayasa var önümüzde. Anayasayı şöyle düşünmek gerekiyor. Bütün bu değişikliklere karşın acaba darbe ruhu hala varlığını koruyor mu bu anayasada? Darbenin ruhu korunuyor mu? Bunun üzerinde de durulması ve düşünülmesi gerekir. Kuşkusuz tek başına anayasayı ele almak da doğru değil. Anayasa darbe ruhunu taşıyan bir üst hukuk normuysa, aynı ruhu taşıyan alt hukuk normlarının olduğunu da bilmemiz gerekiyor. O nedenle biz tartışmalarımızda sürekli olarak bir darbe anayasasından değil, bir darbe hukukundan söz ederiz. Anayasaya uygun olarak, yani darbe ruhunu içine sindirmiş bir anayasaya paralel bir darbe hukuku oluşturmak. Darbecilerin temel görevlerinden birisi bu olmuştur ve bugün Türkiye’nin önündeki tablo bu acı tablodur değerli arkadaşlarım.

Darbe hukukunun kendi özel koşullarında oluştuğunu biliyoruz. Darbe dönemlerinde düşünceyi ifade özgürlüğü yoktur. Düşünceyi ifade özgürlüğünün olmadığı ortamlarda dayatma kültürünün doğal bir sonucu olarak darbe ruhunu taşıyan hukuk getirilir anayasa ve yasalarla. Ve bir darbe hukuku külliyatı oluşmuş olur. Bugün Türkiye’nin önündeki en temel sorun darbe hukuku külliyatından Türkiye'nin arındırılmamış olmasıdır. Biz ısrarla ve ısrarla TBMM Başkanına yazdığım mektupta da, bizi anayasa değişiklikleri için davet ettiğinde, "Eğer anayasa dahil darbe hukukundan Türkiye'yi tamamen arındıracaksak, eşzamanlı ve birlikte ele alacaksak biz bunu yapmaya hazırız ve her türlü katkıyı yapmaya da hazırız." Bu açıklamada ve bu kadar açık bir çek vermede hiçbir sakınca görmedik. Evet Türkiye eğer uygar dünyanın bir parçası olacaksa, özgür dünyanın bir parçası olacaksa, insanlar düşüncelerini özgürce açıklayabileceklerse, Türkiye’nin darbe hukukundan arınması gerekiyor.

Alt hukuk normları nedir ve önemi nedir? Üç örnekle bunu sizlerin bilgisine sunmak isterim. Birinci örnek şudur; 1982’de kabul edilen ve değişmeyen bir maddemiz var anayasada. "Basın hürdür sansür edilemez." Yeni bir anayasa yapsak belki aynı cümleyi kullanacağız. Peki dönüp günümüze bakıyoruz basın gerçekten hür mü? Herhalde bunu en iyi basın çalışanları bilirler. Basının özgür olmadığını en iyi onlar bilirler. Eğer bir ülkede 80 darbesinden yıllar sonra 142 gazeteci hapisteyse o ülkede basın özgürlüğünden söz edemezsiniz. Peki bunlar anayasanın bu hükmüne rağmen nasıl içerdeler, hangi gerekçeyle içerdeler? Az önce söylediğim darbe hukukunun öngördüğü kalıplar içinde oluşturulan hukuk ve yargıyla içerdeler.
Yine aynı şekilde "Yargı bağımsızdır, kimse emir ve talimat veremez" diyor yargıya. Ve sonra bir değişiklik yaptık AB standartlarına uyalım diye, yargıyla ilgili genelge de çıkarılamaz dedik. Dönüp bugüne bakıyoruz yargının bağımsızlığından söz eden var mı? Yargı bağımsızdır diyen var mı? Yargıya emir ve talimat verilmiyor diyen var mı? Bırakın emir ve talimat vermeyi miting meydanlarından çağrı yapılıyor, savcı harekete geçiyor, mahkeme alıyor tutuklayıp hapse koyuyor. Ve bugün içinde bulunduğumuz atmosfer öyle bir atmosfer ki, yargıcın önüne çıkan kişi tutuklanmazsa, yargıç kendi geleceğinden kaygı duyuyor. Eleştirilmemek için, görevden alınmamak için yargıç 'atın içeri' diyor, o da hapse atıyor.

Yine 12 Eylül Anayasası, değişmeyen maddelerden birisi. "Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına silahsız ve saldırısız olmak koşuluyla izin almadan serbesttir" diyor. Bugün 4 kişinin yan yana yürümesi bile bir mucize. Bizim darbe hukukundan hangi gerekçeyle söz ettiğimizi ifade etmek için bunları anlatıyorum. Bir bütün olarak Türkiye darbe hukukundan arındırıldığı zaman o zaman çağdaş bir ülke olabilir. Demokrasisi güçlü bir ülke olabilir. Büyümenin dinamiği hukuk, o zaman gerçekten öne çıkmış olabilir. Ama bunların olmadığı bir yerde bunlar mümkün değil. Başarıyı yakalayamayız. Düşünceyi ifade özgürlüğünü sadece dillerde söyleriz ama gerçekleştiremeyiz.

Bugün ne yapılmak isteniyor? Bugün deniyor ki, 'bir anayasa değişikliği yapalım.' Önce buradan yola çıkıldı. Arkasından Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra 'sistemi değiştirelim, rejimi değiştirelim, parlamenter demokratik sistemden vazgeçelim, yerine başkanlık sistemi getirelim.' Nasıl bir başkanlık sistemi? Amerika'daki gibi mi? Hayır! Nasıl? Türkiye'ye özgü bir başkanlık sistemi.

140 Yıllık bir parlamenter sistem deneyimimiz var
Değerli arkadaşlarım, bir ülkenin rejimini bir kişi belirleyemez. Bir kişinin arzusu üzerine rejim değişmez. Bir ülkenin rejimini o ülkenin tarihsel koşulları belirler, siyasal koşulları belirler, sosyolojik koşulları belirler. Amerika’da neden başkanlık vardır? Amerika’nın tarihini bilirseniz başkanlık sisteminin neden olduğunu anlamış olursunuz. Almanya’da eyaletler var, ama parlamenter sistem var. Neden öyle olduğunu Amerika’nın tarihini bilirseniz açıklarsınız. İngiltere’de parlamenter sistem var, ama kraliçe de var. Tarihini bilmezseniz İngiltere’deki sistemi anlayamazsınız. Türkiye’nin temel sorunu nedir biliyor musunuz? Türkiye’nin en temel sorunu Türkiye’nin tarihini bilmeyen sığ bir kültüre sahip kişiler tarafından yönetilmiş olmasıdır. Bunu üzülerek ifade ediyorum. 140 yıllık bir parlamenter sistem deneyimimiz var, 140 yıllık! Uzun bir mücadele sonunda ve bedeller ödenerek bu parlamenter sistem yaşatılmıştır. Şimdi bir kişinin arzusu üzerine 140 yıllık çabayı alıp bir tarafa atacağız ve Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemi getireceğiz. Neden? Bir Allah’ın kulu çıkıp haklı bir gerekçe söylesin. Bir kişinin arzusu üzerine bunlar yapılır mı?

Parlamentolar kanun çıkarma fabrikaları değildir
Şunu söylüyorlar: ‘Efendim parlamento yeteri kadar çalışmıyor.’ Parlamentoyu kanun çıkarma fabrikası olarak görmek kadar büyük bir hata olamaz. Parlamentolar kanun çıkarma fabrikaları değildir. Hala bu gerçeği eğer bu ülkeyi yönetenler öğrenememişlerse biz bunlara Allah aşkına neyi öğreteceğiz? Alfabenin A harfinden başlasınlar, sadece bunu öğütleyebiliriz. Eğer parlamentolar her olaya özgü yasa çıkarırlarsa mahkemeleri kapatalım o zaman. İçtihatlar niye vardır? Parlamentonun kanun koyma yetkisi kime tanınmıştır? Yargıca tanınmıştır. Eğer yasada açık bir hüküm yoksa, yasanın ruhuna uygun olarak kendisini kanun koyucunun yerine koyar ve hüküm gerçekleştirir. İçtihatların varlık nedeni budur. Bu gerçek dahi iktidar tarafından algılanmış değildir. Olaya özgü parlamentoya yasa getirmek, o sorun çözüldükten sonra çözülen sorunun yeni sorunlar yarattığını keşfetmek, fark etmek kadar cahilce bir şey olamaz. Ama bunlar maalesef oluyor.

Yüzde 10 seçim barajı hangi demokratik ülkede var?
Değerli arkadaşlar, peki güçlü bir parlamenter sistem sağlıklı işleyen bir parlamenter sistem kurmak için ne gerekiyor? Doğru bugün sorunlarımız var. Tek bir cümleyle ifade edeyim. Türkiye darbe hukukundan arındığı süreç içinde süratle bu sorunlarını çözebilecek güce sahiptir. Yani güçlü bir parlamenter sistem gelebilir. Darbe hukukunu dillendirmemizin temelinde şu yatıyor: Anayasayı değiştirmek yetmiyor eğer seçim yasasını değiştirmezseniz. Yüzde 10 seçim barajı hangi demokratik ülkede var? Çıkıp bunu bu ülkeyi yönetenler söylesinler. Hangi demokratik ülkede yüzde 10 seçim barajı var? Sabah, akşam, öğle, ikindi milli iradeden söz ederler. Peki, milli iradenin parlamentoya tam yansımasını niye engellerler? Yüzde 10 seçim barajı kimin ürünüdür? Darbecilerin ürünüdür. Yüzde 10 seçim barajını kim savunuyor? AKP! Darbe felsefesini kim savunuyor? Yine onlar savunuyorlar. Yüzde 10 seçim barajına kim karşıdır? “Milli irade parlamentoya tam yansımalıdır” diyen kimdir? Cumhuriyet Halk Partisi. Bu gerçeği bütün yurttaşlarımın bilmesini isterim. Darbeye karşı olmak sadece dille olmuyor. Eylemle de, düşünceyle de, faaliyetlerimizle de biz bunu yapmak zorundayız. Yüzde 10 seçim barajını askeri darbeciler getirmişlerse, yüzde 10 seçim barajını kaldırmak da demokrasiyi savunanların görevi olmalı.
Siyasi Partiler Yasası, lider sultası... Lider sultasının olduğu bir yerde sağlıklı bir parlamenter rejim olmaz. Neden? 550 milletvekilini Genel Başkan oturup tek başına belirliyor. Ne yapıyor? Milletin önüne koyuyor listeleri bunlara oy vereceksiniz. Ya vermezsen? ‘Oy vermezsen ayrıca sana ceza keserim’ diyor. 550 milletvekilini bir kişi belirlerse ne olur, ne sakıncası olur? Parlamentoda yürütme organının tahakkümü olur. Çünkü milletvekili elini kaldırırken bir yasayla ilgili, oy kullanırken Bakanlar Kurulu sırasına bakmak ve bakanın el kaldırıp indirdiğini görme ihtiyacı hissediyor. Eğer bakanın eli kalkarken kendi kalkmazsa bir dahaki seçimlerde üstünün çizileceğinden endişe duyuyor. Ve güçlü, sağlıklı, tutarlı bir irade parlamentoda oluşmuyor. Neden biz darbe hukuku diyoruz? İşte bunun için darbe hukuku diyoruz. Neden Türkiye darbe hukukundan arınmalı diyoruz? Yürütme organı yasama organının üzerinde vesayet kurmasın diye söylüyoruz. Bütün bunlar olurken sadece bunları seyredip parlamento çalışmıyor, darbeciler de iyi yapmış elime bir fırsat vermiş, şimdi ben kalkacağım başkanlık sistemi kuracağım ve ben başkan olacağım. Tek söz söyleme hakkı ve yetkisi bende olacak.

Güçler ayrılığı, ne gerek var? Güçlerin uyumu olmalı. Bir kişi söylemeli herkes buna uymalı. Ne olmalı? Hep beraber çay toplamaya gitmeliyiz. Ne güzel. Bakın, elimizde makaslarla çayları kesiyoruz, ülke huzur içinde. Peki, güç zehirlenmesi dediğimiz kavram ne olacak? Gücü elinde toplayan bir kişi ülkeyi felakete sürüklerse ne olacak? Tarihte örnekleri vardır Hitler. Bütün güç elindeydi. Onun adalet bakanı yargıçlara söylüyordu, ‘Önünüze bir dava gelirse Führer ne düşünüyorsa ona uygun karar vereceksiniz’ diyordu. Öyle bir sürecin içine girdik ki, Türkiye’de aynı normları, aynı kuralları neredeyse benimser hale geldik. Bizi rahatsız eden budur. Bundan hepimizin özenle kaçınması gerekiyor.

Darbecilerin bir özelliği daha var. Darbeciler kendi hukuklarını oluştururken kendilerini özenle koruma altına alırlar. Bütün darbe anayasalarında darbecilerin yargılanmamasını öngören kurallar koyarlar. Bu gerçeği de herkesin bilmesini isterim. Biz hiç kimsenin özel koruma altına alınmasını istemeyiz. Hukuk herkes için eşit uygulanmalıdır. Herkes hukukun önünde eşit yurttaş olarak saygı duymalıdır, gerekirse yargılanmalıdır. Gerekirse ifadesini vermelidir. Çünkü adalet sadece benim için geçerli bir kural olmamalı. Bu ülkede yaşayan herkes için geçerli kural olmalı.

Anayasalar dayatma kültürüyle hazırlanmamalı
Değerli arkadaşlarım, bizim üzerinde duracağımız temel konulardan birisi de bugün anayasa değişikliğine uygun koşullar var mıdır? OHAL döneminde yani olağanüstü hal uygulamalarının olduğu bir dönemde, düşüncelerin özgürce ifade edilemediği bir dönemde, yargının bağımsızlığının olmadığı bir dönemde, hukukçuların bile rahat konuşamadığı bir dönemde, üniversitelerin susturulduğu bir dönemde acaba tutarlı ve sağlıklı bir anayasa değişikliği yapabilir miyiz? 12 Eylül 1982 anayasasının hazırlandığı ve kabul edildiği koşullarla birlikteyiz. Aynı koşulları yaşıyoruz. Aynı koşulları yaşıyorsak, o günün tablosuyla bugünün tablosu arasında bir fark yoksa, 12 Eylül Darbe Anayasasını eleştiriyorsak, yeni bir anayasa yapıp tartışmadan, konuşmadan, düşüncelerimizi özgürce açıklamadan nasıl daha güzel bir anayasa yapabiliriz? Ve hiç kimsenin unutmaması gereken bir başka gerçek daha var. Anayasalar birer toplumsal uzlaşma belgeleridir. Yani anayasa kitapçığını eline alan her yurttaş ‘bu benim anayasamdır’ diyebilmelidir. O nedenle ısrarla söylüyoruz anayasalar bir partinin mutfağında hazırlanmaz. Bir partinin dünyaya bakışıyla hazırlanmaz. Bir partinin kültürüyle hazırlanmaz. Anayasalar aynı zamanda evrensel kuralları da içermek zorundadır eğer uygar dünyanın bir parçası olmak istiyorsak. Neden anayasamızı değiştirdik? Uluslararası sözleşmeler eğer anayasaya, iç hukukumuza aykırıysa uluslararası sözleşmeler geçerlidir diye bir hüküm koyduk? Evrensel dünyanın bir parçası olmak için.

Değerli arkadaşlarım dolayısıyla uzlaşma olmadan, dayatma kültürüyle anayasalar hazırlanmamalı.

Darbe gecesi televizyonlara gönderdiğim bir metin vardı. Bu sabah o metni buldum ve o metni izniniz olursa sizlere okumak isterim: "Bu ülke darbelerden çok çekmiştir. Evet, bu ülke darbelerden çok çekmiştir. Aynı sıkıntıların yeniden yaşanmasını istemiyoruz. Evet, aynı sıkıntıların yeniden yaşanmasını istemiyoruz. Cumhuriyete ve demokrasimize sahip çıkıyor, inancımızı eksiksiz bir şekilde koruyoruz. Evet, cumhuriyete ve demokrasimize sahip çıkıyor, inancımızı eksiksiz bir şekilde koruyoruz. Herkes çok iyi bilmeli ki, Cumhuriyet Halk Partisi parlamenter demokrasimizin vazgeçilmezi olan yurttaşlarımızın özgür iradesine bağlıdır." Aynı düşüncemizi yine söylüyoruz. Parlamenter demokrasi vurgumuzu o gece de yaptık ve hemen sonrasında TBMM'de konuşurken parlamenter demokrasimizin güçlenmesi gerektiğini o gece, o sabah -öğleden sonraydı yanlış hatırlamıyorsam- yine parlamentoda yaptık. Ve 4 partinin artı TBMM Başkanının imzaladığı ortak bir bildiri var. Orada da parlamenter demokratik sistemimize vurgu yapıyoruz.

Peki, 15 Temmuz'dan bu yana ne oldu? Neden parlamenter demokratik sistemimizden vazgeçiyoruz? Neden parlamentoyu aşağılıyoruz? Milli iradeyi bir kişinin iki dudağı arasına neden hapsediyoruz? Bir kişiye koskoca Türkiye Cumhuriyetini neden teslim ediyoruz? Öğreneceğimiz çok şey var. Üç bölüm halinde hocalarımızın düşüncelerini öğreneceğiz. Anayasa vizyonu konusunda düşüncelerini öğreneceğiz hocalarımızın birinci oturumda. İkinci oturumda parlamenter demokrasi konusu görüşülecek, tartışılacak. Üçüncü oturumda da otoriter sistem arayışları konusu görüşülecek. Bende büyük bir dikkatle hocalarımızın bir anlamda öğrencisi konumunda olarak onları dikkatle ve özenle dinleyeceğim.

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum.

    Cumartesi, 12 Kasım 2016 13:42

Bağlantılı Konular