"Meclis Başkanı acilen istifa etmelidir"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Böke, "AKP bu sözleri kabul etmiyorsa o zaman resmi bir sıfatla AKP'nin yaptığı bir seçim sonucunda o koltuğa oturmuş olan Meclis Başkanını bizimle birlikte istifaya çağırıyor olması gereken de AKP'nin kendisidir. Türkiye'de laikliğin vazgeçilmez bir unsur olduğunu savunan herkes de, tüm siyasi partiler de, tüm toplum kuruluşları da ve toplumun tüm kesimleri de bu istifa çağrısına ortak olmalılar." dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke'nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu'nun gündemine ilişkin parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısındaki konuşması şöyle:

Bu sözler öylesine söylenmiş sözler değil
Değerli basın mensupları, sevgili vatandaşlarımız, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Her Çarşamba olduğu gibi bugün de sizlerle Cumhuriyet Halk Partisinin MYK toplantısında Türkiye’nin gündemine dair yapmış olduğumuz değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeler ışığındaki tespitlerimizi paylaşıyor olacağım.
Bu haftaya da TBMM'nin Meclis Başkanının kabul edilemez sözlerinin tarifsiz duygularıyla sizlerle bir aradayım. Meclis Başkanı İsmail Kahraman açıkça cepheden, doğrudan, hiç utanmadan laikliğe, Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşının inanç özgürlüğüne ve Türkiye toplumunu bir arada tutan laiklik zamkına ve en önemlisi cumhuriyete açıktan bir saldırı yapmıştır. İsmail Kahraman tarafından sarf edilmiş olan bu sözler öylesine söylenmiş sözler değil. İsmail Kahraman tarafından söylenmiş bu sözler yanlışlıkla söylenmiş sözler değil. İsmail Kahraman bu sözleri bir yazılı metine dökmüş, bu metini eline almış, hazırlığını yapmış ve metinden hazırlığını yapmış olduğu bu cümleleri okuyarak Türkiye'yle paylaşmıştır. Bu sözler öylesine gelip geçerken söylenmiş sözler değiller. Bu sözler TBMM'nin Meclis Başkanının kendisinin üzerine yemin ettiği anayasada, Türkiye Cumhuriyeti'nde tüm vatandaşların özgürlüğünün ve eşitliğinin güvencesi olan laikliğe karşı açıkça bilinçli bir şekilde söylenmiş sözler.
Üstelikte 14 yıldır fiilen bizzat kendisinin de dahil olduğu partinin açıkça yürüttüğü politikaların bir dışa vurumu olarak söylenmiş sözler. Fiili bir durumun TBMM'nin Meclis Başkanı tarafından açıkça ifade edildiği ve gerçeğe dönüştürüldüğü sözler. AKP'nin her zaman yaptığı gibi iki ileri bir geri siyasetinde bu cümle sarf edildikten sonra ortaya konan tartışma da bizi yine şaşırtmıyor. Çünkü o iki ileri bir geri siyaseti zaten Türkiye'de bu tip cüretkar cümlelerin düşünülmeden konuşulmuş gibi sunulmasına imkan veriyor. Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu cümleler düşünülerek kuruldu. Bu cümleler bilinçli bir şekilde sarf edildi. Herkesin cephesi belli, AKP'nin siyasi pozisyonu belli. Bu cümlelerle açıkça tespit edilmiş olan, demokrasiye nasıl baktıkları belli. Bu cümlelerle açıkça ifade edilmiş olan ve AKP tarafından Meclis Başkanının Meclis Başkanlığında tutulması suretiyle destekleniyor olan bu sözler her birimizin özgürlüğüne, eşitliğine ve bir arada yaşama kültürüne AKP'nin nasıl baktığını gösteren sözler. Hedef net, amaç çok açık.

Cumhuriyet Halk Partisinin de hedefi çok net. Cumhuriyet Halk Partisinin de amacı çok açık. Bizim için laiklik bir kırmızı çizgi. Bizim için tek bir Cumhuriyet Halk Partili hayatta kalana kadar savunacağımız ve kırmızı çizgimiz olarak da her zaman arkasında duracağımız bir laiklik davamız var. Bizim için Cumhuriyet Halk Partisi var olduğu sürece tüm vatandaşlarının özgürlüğünü, tüm vatandaşlarının eşitliğini garanti altına alan laiklik mücadelemiz var. Bu bizim kırmızı çizgimiz. Herkes açık, net ve bu konuda toplumu bir araya getirecek pozisyonda bir araya gelmek zorunda. Türkiye'nin bir arada yaşama kültürüne saldıran bu sözleri asla kabul etmeyeceğiz. Biz asla Türkiye'de var olmayan bir tartışma üzerinden, Türkiye'nin kendisini bir arada tutan bu değerlerine ve bu devrim gücüne bir saldırı yapılmasına izin vermeyeceğiz. Biz Türkiye'nin laiklikten vazgeçirileceği bir yolculuğa çıkmasına asla geçit vermeyeceğiz. Hiç kimsenin özellikle de Meclis Başkanı sıfatıyla bir koltukta oturan şahsın asla bu sıfatıyla demokrasiyi ilga etme lüksü yoktur. Bu sözler herhangi birinin şahsi görüşleri olarak sunulmadı. Bu sözler Türkiye'de demokrasinin kalbi olan parlamentonun Meclis Başkanı tarafından sarf edildi. Eğer bu sözler AKP tarafından kabul ediliyorlarsa o zaman AKP de laikliği ortadan kaldırarak Türkiye'de özgürlük, eşitlik ve demokrasinin önünde kendisinin de bir engel olduğunu kabul ediyor demektir.

Ancak eğer AKP bu sözleri kabul etmiyorsa o zaman resmi bir sıfatla AKP'nin yaptığı bir seçim sonucunda o koltuğa oturmuş olan Meclis Başkanını bizimle birlikte istifaya çağırıyor olması gereken de AKP'nin kendisidir. Buradan bir kez daha söylüyoruz. Meclis Başkanı acilen istifa etmelidir. Türkiye'de laikliğin vazgeçilmez bir unsur olduğunu savunan herkes de, tüm siyasi partiler de, tüm toplum kuruluşları da ve toplumun tüm kesimleri de bu istifa çağrısına ortak olmalılar. Eğer gerçekten samimiyetle, vatandaşlarınızın inanç özgürlüğünü savunuyorsanız o zaman tüm siyasi partilerin Meclis Başkanını istifaya çağırıda ortaklaşması gerekiyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradan açıkça bir kez daha söylüyoruz. İsmail Kahraman Meclis Başkanlığından derhal gitmelidir.

Türkiye IŞİD'in yaşam alanı bulduğu bir ülke konumunda
Değerli vatandaşlarımız, AKP'nin bu mezhepçi ve radikal hayat görüşü ve iki ileri bir geri siyaseti sadece bu konuştuğumuz gündem kapsamında karşımıza çıkmıyor. Türkiye'de can güvenliğini Türkiye topraklarının her karışında bir sorun haline getirmiş olan bir anlayışla da ortaya çıkıyor. Öyle ki, bu radikal zihniyetten dolayı artık resmi ve gizli olmayan belgelerde Türkiye'nin 71 ilinde IŞİD'e katılım olduğu söyleniyor. Yani Türkiye açıkça bu zihniyet sebebiyle IŞİD'in yaşam alanı bulduğu bir ülke konumunda. Yine bu zihniyet sonucunda Türkiye emniyette istihbarat bilgisi olmasına rağmen Ankara Garı'nda bir araya gelen vatandaşlarını canlı bombalardan koruyamayacak bir hükümetle baş başa. Ve yine Türkiye bu zihniyet sebebiyle her gün roketlerin, füzelerin sınır ötesinden Türkiye'nin bir şehrine Kilis'e atıldığı ve atılan bu füzeler sonucunda canlarımızı kaybettiğimiz bir gerçekle yaşamak zorunda kalıyor. O füzeler düşmüyorlar, o füzeler atılıyorlar ve atılan o füzeler bu topraklarda çocukların, gençlerin, insanların canını alıyorlar. Bu radikal zihniyet hükümetin Türkiye'yi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını korumasına engel oluşturuyor. Hükümet Türkiye'yi de vatandaşlarını da koruyamıyor. Öyle ki, atılan roketlere karşı vatandaşının ses çıkarmasını dahi kabullenemiyor. Hükümet vatandaşına ses çıkartıyor ama o roketlerin atılmasına maalesef ses çıkartmıyor. Cihatçı unsurların varlığına açıkça destek vererek Türkiye'de hiç kimsenin can güvenliği kalmamasına bu hükümet sebep oluyor. Ve bu hükümetin biraz önce tarif ettiğimiz zihniyeti sebep oluyor. İki ileri bir geri siyasetiyle Türkiye'de özgürlüklerde, can güvenliğimizde tehdit altında.
Bugün Kilis'te insanlarımızın ölüyor olmasının bir sebebi de işte bu mezhepçi ve radikal anlayışla tasarlanmış olan Suriye politikası, dış politika. O maceracı dış politika sınır ötesinden bizim sınırlarımızın içine roketlerin atılmasına imkan veriyor. Ve o roketler her gün can alıyorlar. Vatandaşları korumakla yükümlü bir iktidar var. Vatandaşımıza can güvenliğini sağlamakla yükümlü bir hükümet var. Buradan bir kez daha hükümete bu görevini hatırlatıyoruz.

Dolmabahçe'de çekilmiş olan o fotoğrafta sizin başbakan yardımcınız var mıydı?
Değerli vatandaşlarımız, iki ileri bir geri siyasetin bir diğer örneği de hepimizin aklıyla alay edercesine geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanının "Dolmabahçe mutabakatı da ne?" cümlesiyle ortaya çıktı. Bir fotoğraf anımsatmak istiyorum. Hepinizin benden iyi bildiği bir fotoğraf ve sormak istiyorum. O fotoğrafta, Dolmabahçe'de çekilmiş olan o fotoğrafta sizin Başbakan Yardımcınız var mıydı? Vardı. Sormak istiyorum, o fotoğrafta sizin İçişleri Bakanınız var mıydı? Vardı. Ve yine sormak istiyorum, o fotoğrafta sizin Grup Başkanvekiliniz var mıydı? Vardı. "Toplumsal mutabakat da ne?" deyip Dolmabahçe süreci yokmuş gibi davrananlar işte bu fotoğrafı inkar ediyorlar.

Terör örgütüyle yapılmış olan bir toplumsal mutabakat metninin bu süreçte ortaya çıktığı, kapalı kapılar ardında, şeffaf olmayan, toplumu içine dahil etmeyen, katılımcı ve demokratik olmayan bir sürecin çökeceği baştan belliydi. Türkiye'nin Kürt sorununu salt güvenlikçi politikalarla çözmesi mümkün değil. Türkiye'nin Kürt sorununu kapalı kapılar ardında, sonradan inkar edilebilecek şekilde tasarlanmış şeffaf olmayan süreçlerle çözmesi mümkün değil. Bir üçüncü yol mümkün. Türkiye Cumhuriyet Halk Partisinin kuvvetle ve tekrarla önerdiği şekilde bir üçüncü yolla Kürt sorununu çözebilir. Mecliste, parlamenter zeminde, meşru bir şekilde, meşru aktörlerle toplumun hepsini kapsayacak bir şekilde tasarlanmış şeffaf bir süreçle bu sorunu çözebiliriz. Mecliste kurulması için teklif verdiğimiz Toplumsal Mutabakat Komisyonu bir ilk adımdır. Bir kez daha söylüyoruz. Gelin bu komisyonu kuralım. Bu komisyonla iş bitmeyecek. Toplumu da dahil edecek şekilde bu komisyonla birlikte çalışacak bütün toplum kesimlerini dahil edeceğimiz ortak akıl heyetlerini kuralım. Gelin bu sorunu şeffaf bir şekilde, sonradan kimsenin inkar edemeyeceği, hiçbirimizin aklıyla oynayamayacağı şekilde ve kalıcı kılacak şekilde bugün meclisten çözelim. Cumhuriyet Halk Partisinin teklifi çok açık ve çok net.

İki ileri bir geri bunlarla kalmıyor. İki ileri bir gerinin içerisinde heba edilen çocuklarımız var. Ensar ve KAİMDER'i korumak için yok sayılan çocuklarımız var. İki ileri bir gerinin içerisinde işsizlere bir umut ışığı yakarak onların işsizliğini suistimal eden bir siyasi anlayış var. Öyle ki, tam seçimlerden önce 325 bin kişiyi 9 aylık bir süreyle geçici bir şekilde topluma yararlı projeler adı altında işe alan ama 9 ay sonra seçimler bittikten sonra, artık vatandaşın oyuna ihtiyaç kalmadığı düşünüldükten sonra yeniden işsiz bırakılan insanlar var. İki ileri bir geri siyasetle milyonlar heba ediliyor. İki ileri bir geri siyasetle Türkiye yüzlerce yıl geriye taşınıyor. Buna son vermek mümkün. Bunu ortaya çıkartan siyasetin yerine çözüm üreten, siyaseti kendi hırsları için ve emelleri için alet eden değil, bir Türkiye hayali olduğu için Türkiye için çalışmak isteyen bir siyasetle başka bir gelecek mümkün.


İşte biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hayali kuruyoruz. Biz bir Türkiye hayali kuruyoruz. Kurduğumuz Türkiye hayalinde siyaset vatandaşını istismar etmeyen, vatandaşıyla birlikte daha iyi bir gelecek inşa eden siyasetten geçiyor. İşte biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak siyaseti kendine araç edinerek bir tek adam rejimi kurmak değil, bütün vatandaşlarının bir arada yaşadığı, barış içerisinde, refah içerisinde, huzur içerisinde olduğu bir Türkiye hayali kuruyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidarının siyasetinde çocukları gayrimeşru yurtlara teslim etmeyecek, CHP iktidarında tüm çocukların ihtiyaç duyduğu yurtları iktidarının ilk bir yılında inşa edeceğiz. Çünkü bizim bir Türkiye hayalimiz var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kendi siyasetini toplumsal barışı inşa etmek için yapacak. Kapalı kapılar ardında değil, saydam bir şekilde mecliste demokrasinin hak ettiği şekilde meşru ortaklarla Türkiye'de toplumsal barışı sağlayacak ve Türkiye'de vatandaşın can güvenliğini tesis edecek. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında siyaset tartışmaları ortaya çıkarmak için bir zemin olmayacak. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında siyaset laikliği tüm Türkiye'nin bileşen unsuru yapacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında laiklik tüm inançların özgürlüğünün koruyucusu ve Türkiye'de eşitliğin güvencesi olacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında siyaset mezhepçi ve radikal yaklaşımlarla vatandaşının can güvenliğini terör örgütlerine teslim etmeyecek. Bu bölgeye barış getiren unsurların öncüsü olacak. Başka bir Türkiye mümkün. Bu başka Türkiye için başka bir siyaset gerekiyor. Bu başka siyasette tarafını açıkça ortaya koyabilen, Türkiye için kurduğu hayali Türkiye için kurduğu için açıklıkla söyleyebilen ve söyledikten sonra geri adım atmayan dürüst bir siyasete ihtiyaç var. Bizim kırmızı çizgilerimiz açık, bizim Türkiye hayalimiz açık.
Bütün toplumu da bu hayalde ortak olmaya ve başka bir Türkiye'yi inşa etmek için Cumhuriyet Halk Partisinin öncülüğünde yürümeye buradan bir kez daha davet ediyoruz. Bizim siyasetimiz, siyaset uğruna Türkiye'yi heba etmeyecek. Biz başka bir Türkiye'yi inşa edeceğiz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başkanlık Sistemine geçilmesine izin vermeyeceğiz
Soru: Efendim yeni anayasa sürecinde Sayın Binali Yıldırım'ın bir ifadesi oldu. Anayasa meclisten geçmemesi halinde bir B planları olduğunu söyledi. Partili Cumhurbaşkanını işaret etti. Nasıl bakarsınız?
Selin SAYEK BÖKE: Nedense şaşırmadık. Partili Cumhurbaşkanı söyleminin bir B planı olarak sunuluyor olması başka bir A planı olduğuna işaret ediyor. Oysaki hepimiz biliyoruz ki, bir partili Cumhurbaşkanı atanması, bu tek adam rejimi için üstelikte siyasi İslam'la yönetilen bir tek adam rejimi için sürekli yeni araçlarla bir şeyler deneniyor. Burada yeni bir bilgi yok.

Soru: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği iki karar var. Biri Alevilerle ilgili ayrımcılık yapıldığı yönünde, diğeri de partiniz açısından aslında olumlu değerlendirilebilecek bir karar. O her iki kararla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyim?
Selin SAYEK BÖKE: Partimiz açısından olan olumlu değerlendirmenin esasında partimizden haksızca alıkoyulmuş olan kaynakların yeniden partimize verilmiş olduğunu anımsamak gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisine hak etmediği, kendisinin olmayan bir şey verilmedi. Cumhuriyet Halk Partisinin hakkının gasp edildiği, dolayısıyla kayıplarının telafi edilmesi gerektiği gerçeği ortaya kondu. Hukuk olan bazı yerlerde işlerin işliyor olduğunu görmek hepimizi mutlu ediyor.
Laiklik tartışması Türkiye'de tüm inanç gruplarının inancı ne olursa olsun bunu özgürce yaşayabildiği bir düzen için ihtiyaç duyulan bir şey. Laiklik dediğiniz şey herhangi farklı bir şekilde tanımlanamaz. Herkes inanç özgürlüğüne sahip olmalıdır. Bunu temin edecek olanda devlet işlerinin dini tanımlarla yapılmamasından geçmektedir. Bu sebeple bu tartışmaların içerisinde ortaya çıkmış olan bu tespitin de çok önemli olduğu ve yine iktidara dair bir samimiyet göstergesi olduğunu da hatırlatmak durumundayım.

Soru: IŞİD'in Kilis'e attığı roketlerin MİT tırlarındaki roketlerle aynı olduğuyla alakalı iddialar var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Selin SAYEK BÖKE: Bu iddialarla ilgili MYK'da bir değerlendirme yapılmadı. Ancak hatırlayalım Türkiye'den giden tırların nereye gittiği ve ne taşıdığına dair zaten hukuki bilgiler ortada. Türkiye'nin mücadele ediyor olması gereken bir terör örgütü varken, maalesef o terör örgütünü kendi içerimizde bir şekilde yaşatacak bütün uygulamaları yapan bir iktidar var. Burada sorumlu iktidar. İktidarın en önemli yükümlülüğü vatandaşının bu toprak içerisinde can ve mal güvenliğiyle yaşayabilmesini sağlamak. Yapılan bütün kötü dış politika uygulamaları şimdi hem mal, hem de can güvenliğimizi tehdit ediyor.

Soru: İki sorum olacak. Bir tanesi yarın özel anayasa komisyonunda dokunulmazlıklarla ilgili. Hükümetin teklifi malum ama siz yeni bir teklif sunacak mısınız önergeyle veya taşıyacak mısınız?
İkincisi, partinizin gazeteci kökenli milletvekili Sayın Barış Yarkadaş bugün öğlen saatlerinde bir önerge verdi meclise ve aralarında Fox televizyonuyla benim de çalıştığım Can Erzincan TV'nin işte yarın RTÜK'te yapılacak oylamayla uydudan indirileceğine dair iddiayı paylaştı. Buna dönük, medyanın susturulmasına dönük bir kaygınız var mı? Eğer bu gerçekleşirse nasıl bir tepki gösterirsiniz?
Selin SAYEK BÖKE: Cumhuriyet Halk Partisinin teklifi de malum. Cumhuriyet Halk Partisi yıllardır dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini yüksek sesle söyleyen ve bunun mücadelesini veren bir parti. Eğer samimiyse dokunulmazlığın kaldırılmasını isteyenler kalıcı bir şekilde anayasada 83.maddeyi değiştirerek Türkiye'de kürsü dokunulmazlığı dışında, yani siyaseten ifade özgürlüğü dışındaki tüm dokunulmazlıkları kaldırır eğer samimiyse. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki görüşü çok net. Üstelik bir görüşümüz daha net. Biz asla bu tip araçlarla Türkiye'de yeni bir vesayet kurulmasına ve Başkanlık sistemine geçilmesine de izin vermeyeceğimizi buradan hatırlatalım.
Basın özgürlüğü… Zannedersem burada da Cumhuriyet Halk Partisinin pozisyonu çok net. Bizler farklı seslerin Türkiye'nin zenginliği olduğunu düşünüyoruz. Farklı seslerin beslenebilmesi içinde farklı bilgilere erişim, en önemlisi de gerçeğe erişime ihtiyacımız var. Basının susturulmaması gerektiği konusundaki tavrımız her zaman çok net oldu, yine öyle olmaya devam edecek.
Hepinize çok teşekkür ediyorum.

    Çarşamba, 27 Nisan 2016 13:01

Bağlantılı Konular