"Demokrasi herkese lazım"

Herkes İçin Demokrasi Derneği, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay’ın panelist olarak katıldığı ‘’Basın ve Demokrasi’’ konulu bir panel düzenledi.

 

Panele CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, CHP İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, CHP İzmir İl Başkanı Ali Engin, İl Yönetimi ve İlçe Başkanları, örgüt üyeleri ve çok sayıda izleyici katıldı.

TRT bize silah olarak kullanılıyor
Basının her zaman taraflı olduğunu söyleyen ve basının endüstriyel güçlerin rüzgarına doğru esmemesi gerektiğini vurgulayan Herkes İçin Demokrasi Derneği Başkanı Birol Soylu, "Basın yanlış kullanıldığında halkın karşısında en büyük silah olur. Kimsenin basını suçlamaya hakkı yok. Basın zaten hep yandaştı. 12 Eylül’de Kenan Evren’in fotoğraflarını yayınlayanlar, Turgut Özal gelince onun destekçisi oldu. Basın şimdi iktidarın borazanını çalıyor. Basını objektif, tarafsız yayına davet ediyoruz. Demokrasi herkesin dilinde ama gereğini yapmıyorlar. Bir dizi katliamlar da demokrasi adına yapıldı. Üç fidanları yine demokrasi adına katlettiler. Ben de cezaevinde yattım. Bizim anladığımız demokrasi egemen güçlerin dayattığı değil. Amerika’da kendi halkına layık görülmeyen yaşam iktidar sahipleri tarafından başka yerlere görülüyor. Bizim anladığımız demokrasi birlikte yaşamaktır, mutlu olmaktır, paylaşmaktır. Biz ‘Herkes için adalet, demokrasi!’ diyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyonlarda bunları yaşadık. Yine Silivri’de aynı durum ortaya çıktı. Adalet mekanizması iktidara yandaş olmayanlara karşı çalışıyor. Onları zindanlara atmak için uğraşıyor. Asıl suçlu biziz. Tepkisiz toplum olduk. Neyimiz var ki? Korkacak ne yaptık? Bizim anladığımız demokrasi egemen güçlerin bize dayattığı demokrasi değil. Halkın demokrasisi bizim anladığımız demokrasi anlayışıdır. Kardeşçe yaşamayı sağlayacak en sihirli formül demokrasidir. Herkes için demokrasi diyoruz, İzmir’de yaşıyoruz. İzmir’de yapılanları hep beraber izliyoruz. Cesaretin olmadığı yerde esarette kaçınılmazdır. Biz şu an tarihimizde olmadığı kadar birlik beraberliğe ihtiyacımız var, biz birbirimizi yediğimiz sürece bizi daha kolay yiyecekler. Önümüzüde üç tane seçim süreci var, var olma savaşıdır bu. Basın endüstriyel basın olduğu sürece, egemenlerin kontrolünden çıkamaz. Gazeteler reklam aldığı insanların hakkında yazabilir mi? Basın bağımsız hiçbir zaman olamadı, basının kendine çeki düzen vermesi lazım. Basının ilk önce ekonomik özgürlüğünü kazanması lazım. Nasıl TRT bizim vergilerimizle bize silah için kullanılıyorsa diğer tüm yayın organları da bundan yararlanması lazım. Basın için de demokrasi lazım." diye konuştu.

Türkiye geneline yayılacağız
HER-DEM-DER Kurucu Başkanı Selahattin Balta, "Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, bu toplantıları Türkiye geneline yaymamızı istedi. Biz de başkanımızın isteği üzerine Türkiye genelinde yaparak yayılacağız." diye konuştu.

İktidar-medya ilişkileri ses duvarını aştı
İzmir’e her geldiğimde kurtarılmış bir bölgeye geldiğimi hissediyorum diyen Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, "Ocak Ayı basın için lanetli bir ay. Metin Göktepe, Hrant Dink ve Uğur Mumcu gibi insanlar bu ayda hayatını kaybetti. Gazeteciler birbirlerini ihbar ediyorlar. Bazı gazeteciler içeride gazeteci olduğu için seviniyorlar. Türkiye şu anda çok karanlık bir süreci yaşıyor. Bu durum giderek karanlaşıyor. Her yerde kavga, cinayet, şehitler var. Başbakana sorarsanız çağ atladı, üçe, beşe katladı. Türkiye’de kara yoluyla asker sevkiyatı yapamayan bir iktidar var. Gazeteciler birbirlerini ihbar ediyorlar. İktidar medya ilişkiler, her zaman olmuştur ama son 10 yılda ses duvarını aştı. Medya iktidar ilişkileri, yeni değil dünyada da böyle olmuştur. Bu süreç içinde düşünce suçu ortaya çıkıyor. Mesela Galileo bir düşünce suçlusuydu. O devrin iktidarının sevmediği düşüncelerdi. Onun cezalandırması gerekiyor, o zamanın iktidarı kilise buna tahammül edemiyor. Pir Sultan Abdal, sazıyla sözüyle iktidara karşı bir şeyler söylüyor, cezalandırılması gerekiyor. Ve sonunda cezalandırılıyor. Bu örnekler Türkiye’de çok fazla yaşanıyor. Son 100 yılda Türkiye’de öldürülen gazeteci aydın civarı 90 civarında. Hepsi döneminin iktidarına karşı muhalif isimler. İktidara karşı düşünceler üreten insanlar. Katilleri bulunamıyor, birkaç tetikçi bulunsa bile arkasındaki güçler bulunamıyor. Böyle bir basın özgürlüğü yaşıyor Türkiye. Her dönemde daha da katmerlisi yaşanıyor. Öldürmüyorlar artık cezaevine giriyor. Gazetecilerin yazarların aydın fikirleriyle toplumlar ilerlerler. Bizde ya hapisteler ya öldürülürler. Bizde Başbakan gazetecilere terörist diyor. Bir de bazı şeylerle çok övünüyorlar. Kürtçe TV ile övünüyorlar, ya kapatılıyor ya da 130 yıllarla cezaevlerinde yargılanıyorlar." diye konuştu.

100 Gazeteciden 50’si Yargılanıyor
Atilla Sertel Türkiye’nin tutuklu gazeteci sayısında birinci olduğunu vurgularken, 100 gazeteciden 50’sinin yargılandığını belirtti. Sertel, "Uğur Dündar Türk medyasının ne halde olduğunu bir fıkrayla anlattı. Gazeteci emekçiler ve gazete emekçileri bu sözleri kendi üzerine algılayarak çok üzülüyorlar, toplu iş sözleşme hakkını yitirmiş, altı sıralara yuvarlanmış emekçiler. Sizin söyledikleriniz onları şahsen üzüyor. Söyledikleriniz medya patronlarının kulağına gitmiyor havada kalıyor. Düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kesinlikle gazeteciler için gerekli asıl olan halkın haber alma hakkıyla bütünleştiği için halk tarafından istenmesi gereken bir özgürlük. İstenildiği gibi şekillenen yapılarda halk daha kolay idare ediliyor. Türkiye’de 7 kadar gazeteci tutuklu, 4 yılı aşkın zaman içinde İzmir’in yetiştirdiği çok önemli bir gazeteci Mustafa Balbay tutuklu, Tuncay Özkan tutuklu, Kürt gazeteciler tutuklu. İlk başta acaba neden tutuklandı, suçları var mıydı diye halk bir haber yaşadılar. Bunun aşılmasında STK’lar çok önemli rol oynadı. Türkiye de özgürlükler için mücadele askeri faşist diktatörlüklerde oluyordu. Bu iktidarın darbe söylemleri için de gazetecileri tutukladılar. Tek kale maç oynadılar. Darbeye karşı sivil yönetimin kurulduğunu söyleyip kandırdılar. Durum gazetecilerin varlığı içinde daha berrak hale geldi. Türkiye tutuklu gazeteci ile birinci sırada İran 49 gazeteci ile 2. sırada. Suudi Arabistan’da 4 gazeteci tutuklu. Bu iktidar döneminde şampiyon olduk. 100 gazeteciden 50’si yargılanıyor." diye ifade etti.

İktidar yandaşı olmayanı işte attırıyor
İktidarın rahatsız olduğu program ve sunucuları işten attırdığını vurgulayan Sertel, "Soner Yalçın 24 Ocakta İzmir’e gelecek. İzmir çünkü çok önemli bir kent, özgürlüğün kenti. Yargılanan gazetecilik faaliyetidir. İktidar hoşuna gitmeyen yazarları da patronları aracılığıyla işten atmaktadır. İktidar TV programından ve sunucudan rahatsız olduğu kanalı da satın aldırarak o kişiyi işsiz bırakmıştır. Doğruyu dile getirmeye çalışılan tüm gazeteleri, damla çaresiz bitap düşürülmeye çalışmıştır. Bu iktidar bu konuda başarılı olmuştur. Bazı gazeteci meslektaşımız gözdağı verilmek için içeride. Türkiye’nin demokrasinin kurulmasında tek çare halktır. Halksız demokrasi olmaz. Önce örgüt önemli. Örgüte güven demokrasiye güven. Gerisini merak etme sen." diye konuştu.

Kendilerine AK Parti dedirttiler
Gürsel Tekin AKP’nin kafalara vura vura, döve döve adını AK Parti yaptığını, Türkiye’de yurttaşların kendi milletvekillerini kendileri seçmesi gerektiğini belirtti. Tekin, "Ne yazık ki demokrasi, özgürlüğü işleyebilmiş değiliz. Bir yerde kural yoksa kuralsızlığında sınır olmaz. Ne yazık ki sevgili dostum Türkiye de son dönemlerde yaşananları anlattılar. Türkiye çok partili döneme geçtikten sonra her şeyi değişti. Ama değişmeyen 2 şey vardır. Demokrasi ve özgürlük. Demokrasi kurallar içinde yaratılmıştır. Türkiye de gerçekten medyası da çok da tartışılamayan AKP ile tarzı. Basın mensubu arkadaşlarımız kendi masalarına gittiğinde googleye girdiğinde AKP cümlesini kullanırken dayak atarak AKP’yi ‘AK Parti’ yaptı. Bir siyasi parti kendi isminden rahatsızsa kurultayı düzenleyip düzeltecek. Gazeteye ve medya ya ciddi baskı yaparak herkes AK Parti demek zorunda kaldı. Yoksa bunun bedeli çok ağır oluyordu sadece bugüne mahsus değil gazeteci ve aydınlara STK’lara bedelini faili meçhul cinayetlerle ödedik. Bir ülkede demokrasinin kriteri siyasi partilerle ölçülür. Enver ve arkadaşlarını getirdiği yasların hepsi ayakta. 12 Eylül döneminde anti demokratik uygulamaların tamamını değiştirmek için teklif verdik bekliyoruz. Siyasi parti yasası değişirse sadece ön seçim değil millet kendi vekilini kendisi seçiyor. Türkiye de demokratik kriterler içinde yurttaşın karşısına çıkıp seçiliyor. Ama milletvekilini seçemiyor." diye konuştu.

Gazetecilerin güvencesi Başbakan olamaz
Gazetecilerin günün iktidarına güvenmemesi gerektiğini, iktidarların her zaman gelip geçici olduğunu belirten Tekin, "Geçmiş dönemde de iktidarlar bütün bu sorumluluklar altında ezildi. Basın mensupları da aynı şekilde. Baskı altında tutulurken kendi gazetesine sansür uyguluyor. Elbette Churcill, 'Demokrasi en mükemmel değil ama daha iyisini bulana dek gelin demokrasiyi hayata geçirelim.' demiş. Geçmiş dönemdeki iktidarlara baktığınızda bu sorunluluk altında imzaları vardı. Demokrasiyi kural dışına attığınızda bunu sınırlar olamaz. İngiltere’de gazeteci iktidara yazı yazacağım başıma ne gelir kaygısında değil. Gazetecilerin güvencesi başbakan olmaz, bugün varlar yarın giderler. Balkon konuşmasında aynen şu cümleleri kullanmıştı. 74 milyonun güvencesi olacağım demişi sadece Türkiye yetmemiş Şam’ın da güvencesi olacağım demişti ama balkon yıkıldı." diye konuştu.

Yeni bir anayasa yapmalıyız
Yeni bir anayasa yapılması gerektiğini vurgulayan Tekin aksi halde sorunların devam edeceğini belirtti. Tekin, "MİT Başkanı'na karşı yapılan soruşturmaydı. Başbakan o operasyonu yapmamış olsaydı, o gün bir darbe olacaktı. Sıradan vatandaşın güvencesi hukuk olmalı. Eğer yeni bir anayasa yapmazsak son 50 yıldır konuştuğumuz sorunları da konuşmaya devam ederiz. Demokrasi he kurumun vazgeçilmez unsuru olmalı. Başta CHP olmak üzere bir siyesi parti kendi içinde demokrasi işletmeyi bilmeli. O günkü yöneticilerin insiyatifi değil kurumsal hale gelmesi lazım." diye ifade etti.

Biz de imza namstur, söz de namustur
Başbakan'ın verdiği sözleri unuttuğunu söyleyen Tekin, "Başbakan çıkıp ‘Ben tutuklu vekillerle ilgili taahhütte bulunmadım.’ dedi. Biz de imza namustur. Söz de namustur. Senin talebin üzerine CHP ve AKP arasında protokol yapıldı. Temsilcilerin imzası var. Siz bu imzalara sahip çıkın. Başbakan ‘Hiçbir güç millet üstünde değildir.’ diyor. O zaman milletin seçtiği milletvekilleri tutsak olarak orada tutamazsınız. Bunu buradan ifade ediyorum.” diye konuştu.

Demokrasi herkese lazım, bugünkü iktidara daha çok lazım
Türkiye’nin sadece gazetecilerin sorunlarında birinci olmadığını ifade eden Tekin, her tür olumsuzluk bakımından birinci sırada olduğumuzu vurguladı. Tekin, ‘’Sadece gazetecilerle ilgili değil olumsuzlukların tamamında Türkiye birinci. İş kazalarında da Türkiye birinci. Avrupa’da Türkiye yolsuzlukta birinci sırada. Yoksullukta her şeye baktığınızda, sadece 2012 yılında son 10 yıl değil sadece 2012ye baktığınız 2700 insan intihar ederek hayatını kaybetmiştir. Bu olumsuzluklar yazılmasa da dünya basınında bunları görmek mümkün. Bütün bunları değiştirmenin yolu demokrasi ve özgürlüğü denemektir. Bunu getirecek bir tek irade var o da CHP’dir. Türkiye’nin 62 yıldır denemediği, özgürlüğü ve demokrasiyi vaat ediyor. Basının özgür olmadığı yerde demokrasinin olması mümkün değildir. Bizim basınımızın başka bir alışkanlığı var, CHP 8’den sonra sürekli reytinglerde birinci sırada. Tüm demokratik ülkelerde sorgulanması gereken iktidardır. İktidarı değil muhalefeti konuşmak Türkiye basınında adet haline geldi. Bazen hakaret eder hale geldiler, Genel Başkanımızın hoşgörüsü sayesinde çıkmamıştı. Ama bundan sonra tepki göstereceğiz, CHP sahipsiz değildir. Bir göz ağlarken diğer göz gülmez. Demokrasi herkese lazım, bugünkü iktidara daha çok lazım." şeklinde konuştu.

Haber: Ege’nin Sesi / Ali Arda PERK

Anahtar Kelimeler
    Cumartesi, 12 Ocak 2013 11:16

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica