"Türkiye dış politikada ilk kez, halk deyimiyle madara oldu"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Ben Haber gazetesinden Gamze Kurt'un sorularını yanıtlayarak gündemi değerlendirdi.

Öncelikle genel siyaset diyelim. Başbakan’ın kızlı-erkekli aynı evde kalınmasıyla ilgili olarak söyledikleri toplumda nasıl yankı buldu? Sizce Başbakan muhafazakar kesime mi oynuyor? AKP’nin muhafazakar kesimin oylarını kaybettiği için bu hamleyi yaptığını düşünüyor musunuz?
Bu çok tartışılan bir konu. Kim muhafazakar, kim muhafazakar değil? Türkiye’de bu kriter bir siyasal çerçevede değerlendiriliyor. Halbuki böyle değerlendirilmemesi gerekir. Sosyolojik olarak baktığımızda kimin ne kadar muhafazakar, kimin ne kadar liberal olduğuyla ilgili net bir veri yok. Ben CHP’ye oy veren ama bir o kadar da muhafazakar olan insanları bilirim. Ben AKP’ye oy veren ancak farklı şeyler yapanları da bilirim. Yolsuzluğun daniskası AKP iktidarında oluyor. E hani muhafazakar, hani inançlı insanlar, hani hukuka saygılı olan insanlar? İnançlı olan insanların bazı yapmaması gereken şeyler var ki ama gelin görün bu iktidar zamanında yapılıyor. Bütün bu tartışmalar aynı zamanda çok bilinçli bir toplum oluşturdu bunu da kabul etmek lazım.

Tehlikeli olan şey ise Başbakan’ın söylediği şeyleri kamu görevlileri yani Emniyet, Vali hemen kendine vazife ediniyor. Kamu görevlisinin yasaları uygulaması gerekmektedir. Başbakan’ın Bakan’ın ne söylediğinin bir önemi yoktur. Bu tehlikeli. Peki neden buna ihtiyaç duyuluyor? 2009’da 2011’de hangi engel vardı türbanlı milletvekili seçmelerine? Hiçbir engel yoktu. Hatta daha ileri gidiyorum Gaziantep’te bir başka siyasi partinin kadın belediye başkanı türbanlı olduğu için AKP tarafından Yüksek Seçim Kurulu’na şikayet edilmiştir. Böyle ikiyüzlü bir siyasal süreç yaşıyoruz. Türkiye’nin aslında görmemiz gereken 2 tane fotoğrafı var. Türk medyasının geldiği durum neticesiyle maalesef bu iki fotoğrafı kimse okuyamıyor, okumak istemiyor. Bunun bir tanesi dış politika. Dış politikada gelmiş olduğumuz nokta içler acısı.

Bundan 3 ay önce Başbakan ve Başbakan’ın bütün bürokratları çıktıkları her yayında Rabia işareti yapıyordu. Mısır ile yatıyorlardı Mısır ile kalkıyorlardı. Hatta Başbakan 1 yıl önce Suriye’de bir camide gidip namaz kılacaktı. Bizim Irak’a gidecek olmamızı ciddi bir şekilde eleştirmişlerdi. Ancak şimdi geldiğimiz nokta ne? Hani tükürdüğünü yaladı derler ya, onlara tükürdüklerini yalattılar. Alelacele Mısır’daki büyükelçiliği çektiler. Şimdi Mısır ile ilişki kurmaya çalışıyorlar. Son iki aydır da ne Başbakan ne de Başbakan’a yakın gazeteler Mısır’ın ‘M’sini ağızlarına almıyorlar. Merak ediyorum ne oldu Mısır’a? 3 ay önce ciyak ciyak bağırdığınız Mısır’a demokrasi mi geldi, darbeciler mi gitti, seçim mi oldu? Yanlış yaptık dediler ve döndüler. Ana muhalefet partisinin görevi aynı zamanda Türkiye’nin çıkarlarını korumaktır. Biz de bunu yaptık. Irak’ta ciddi sıkıntılar vardı. Biz de bu yüzden oraya gittik. ‘Vay siz Irak’a nasıl gidersiniz’ dediler. E siz niye gittiniz şimdi?

Karışık yurt hiç görmedim
Suriye meselesinde G20 toplantısında Başbakan demeç verirken o ara Amerika ile Rusya işi bitirmiş. Orada da bir gol yediler geldiler. Türkiye dış politikada ilk kez, halk deyimiyle madara oldu. E iç politikaya bakalım. "Biz barışı sağlıyoruz, onlar engelliyor. Anaların gözyaşı dökülmesin." dediler. Elbette anaların gözyaşı dökülmesin. Bunu kim isteyebilir? İnsan değildir bunu isteyen. Ama her şeyin bir hukuk, kural ve zemin üzerinde yürümesi gerekirken korsan bütçeyle götürmeye çalıştılar, o da olmadı. Dış politikada olduğu gibi şimdi iç politika da tıkandı. Ekonomi maalesef çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. İktidar içerisinde CHP çok rahat eleştiriliyor. Hatta dövülüyor, hakaret ediliyor medya tarafından. Hiçbir cezai karşılığı yok. Dünyada muhalefetin sorgulandığı kadar iktidarın sorgulanmadığı tek ülkeyiz. İktidara karşı olağanüstü bir korku var. Yani kısacası içerideki ve dışarıdaki tıkanmışlığı bu tarz suni gündemlerle kapatmak istiyorlar. Bizim yasalarımız çok açık ve nettir. 18 yaşını geçmiş her insan özgür bir bireydir. Buna ancak babası annesi müdahale edebilir. Hiçbir kamu görevlisinin müdahale etmeye hakkı yok. Ama bırakın yasaları, bazen gelenekler yasaların önüne geçiyor, geleneklerimizde de böyle bir şey olmadığı için nereden çıkardılar bilmiyorum. Önce yurt dedi. Belli ki Başbakan’ın bununla da bir ilgisi yok. Ben kız-erkek karışık yurt hiç görmedim. Öbür türlü de zaten çok az sayıda olabilir. Onu da bırakın insanlar kendi tercihlerini yaşasın. Bu tercih Başbakan’ın bakanların müdahale edebilecekleri bir tercih değil.

Arınç 2 yıldır dayak yiyior
Başbakan’ın sözlerine karşılık AK Parti’de de karşıt sesler yükseldi. Hatta Bülent Arınç ile Başbakan’ın arasının bozulduğu bile söylendi. Siz ne düşünüyorsunuz? AK Parti’nin kendi içinde de çatlak oluşmaya başladı mı?
Bu yeni değil. Bu çatlak, gelmiş olduğu son noktaya geldi. İktidar aynı zamanda çeşitli bileşenlerin koalisyonu gibidir. Farklı grupların, farklı siyasal tercihlerin, farklı cemaatlerin bir koalisyonu gibidir. Görüyorum ki şimdi AKP’de ciddi bir çatlama var. Başbakan’ın yıllar önce yapmış olduğu bir betimleme vardır. Başbakan demokrasiyi bir vagona benzetmişti. Binersin ve inersin. Kullanırsın ve bırakırsın. Gördüğüm kadarıyla şimdi bileşenleriyle ilgili bir hamle yapacak. "Desteğinizi aldım ve şimdi sizi vagondan indiriyorum." diyecek. Böyle olunca tabii ki kavga olmaması da mümkün değil. Sayın Arınç her şeye rağmen kabinede daha vicdanlı bir profil çiziyor. Sadece bununla ilgili değil, defalarca Sayın Başbakan’ın yanlış cümlelerini düzeltme ya da telafi etme gayreti içinde olmuş ama hepsinde de çok azarlanmıştır. Örneğin Gezi Parkı olayları… Gezi Parkı’nın o şiddetine, o baskısına dayanamadığı için ‘kabul edilebilir değil’ demiştir. Ancak büyük tepki görmüştür. Maalesef Sayın Arınç 2 yıldır dayak yiyor.

Sizce bununla ilgili bir şey yapılacak mı?
Bunu sembolik olarak bir kişiye bağlamak doğru olmaz. AKP’nin koalisyondaki bileşenleri konusunda ciddi sıkıntılar var. Bu nereye kadar götürür doğrusu bilmiyorum. Başbakan’ın son dönemdeki ruh hali, bütün konuşulan projeleri yönetmeye çok uygun değil. Dış politika konusunda ne yapacaklarını tam bilmiyorlar. Ama gördüğüm bir şey var, CHP’nin izlemiş olduğu dış politikaya doğru geliyorlar. Gerek Mısır konusunda, gerekse Ortadoğu coğrafyasındaki sorunlar konusunda CHP’nin tutumuna yönelik bir çalışma var.

Sahtekarlıktan Vazgeçlişsin
Vekillerin Meclis’e türbanla girişinin serbest olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Sizce bu AK Parti’nin savunduğu gibi “Türk kadının özgürleşmesi” midir?
Kadını sadece giyimiyle kuşamıyla özgürleştirmeye kalkışırsak bu Türkiye’de kadını yok saymak demektir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ama özellikle bizim gibi İslam toplumlarında kadının karşısına çıkan zorluklar daha çok. Bugün dünyada 57 tane İslam ülkesi var, 57’sinin içerisinde en demokratik, kadının kendini özgürce hissedebileceği bir tek ülke var o da Türkiye. Böyle bir coğrafyada sosyal olarak kadının birinci önceliği ekonomik özgürlüğüdür. Bir ülkede kadının ekonomik özgürlüğü yoksa o kadının özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Gelsinler olaya bütün olarak bakalım. Daha geçen aylarda Türkiye’deki manzarada 100’ün üzerinde kadın şiddet görerek hayatını kaybetti. Bu kadınların 27’si intihar etti. Böylesi bir tabloda, kadının onurunu zedeletecek bu manzara karşısında ‘bu kadının özgürleşmesi’ demek, kadına yapılabilecek en büyük hakarettir. Gelin, CHP’nin şu anda kanun teklifi olarak verdiği Aile Sigortası’nı derhal hayata geçirelim. Sosyal bir devlette olması gereken genel kuraldır. Bunu hayata geçirelim ki kadınlarımızın hiçbirinin saçının teline zarar gelmesin. İntihar eden kadınlarımız hangi gerekçelerle intihar etmiştir? Önemli bir kısmı ne yazık ki ekonomik sebeplerdendir. Samsun’da bir kardeşimiz, çocuğuna süt alamadığı için intihar etti. Bizim bütün siyasetçiler olarak içimizin paramparça olması gerekirdi. Ama hiçbirimiz umursamadık. Acaba Samsun’daki bu kardeşimiz gibi daha kaç kardeşimiz bu muameleye tabi tutulacak. İşte aile sigortası bütün bu olumsuzlukların ilacı olacak. Kanun teklifi olarak şu anda parlamentoda bekliyor. Sayın Cemil Çiçek’e sesleniyorum, anayasa sürecinde nasıl 4 siyasi partiye öncülük yaptıysa, aile sigortası için de öncülük yapmalı ve aile sigortasını derhal indirmeli. Aksi halde oluşabilecek bir sorunda sorumluluk önce Sayın Çiçek’in sonra da 550 tane milletvekilinin. İşte kadın özgürlüğü bu. Herkes özgürce davransın ama ikiyüzlülükten, sahtekarlıktan vazgeçilsin. Türbana özgürlük deyip öğrencileri cezaevine atıyorsanız bunun adı özgürlük falan değildir.

Başbakan'ın kendisi ayrımcı
Türban mevzusunda CHP olarak beklenen tepkiyi koymadınız. Bu durum CHP içinde eleştirilere neden oldu mu?

Nasıl bir tepki bekleniyordu? Hatırlarsanız türbanlı kardeşlerimizin sorunları AKP’nin aklına hep seçime 6 ay kala geliyor. Bütün dönemlere bakın, unuturlar, seçime 6 ay kala bu mesele gündeme gelir. CHP böyle bir tuzağa gelmez ve CHP her zaman kadına saygılıdır. Ne yapacaktık? Türbanlı geldiler diye saldıracak mıydık? Hepimiz birbirimizi hazmedeceğiz. Bu coğrafya hepimizin. Son 50 yıllık sürece bakın, ayrıştırarak götürmüşlerdir. Sağcısı Solcusu, inananı inanmayanı, Kürdü Türkü, alevisi sünnisinin bu ülkede özgürce bir bütünlük içerisinde olması gerekiyor. Aksi takdirde sürekli iç meselelerimizi konuşur hale gelen bir ülkeye dönüşürüz. Bütün sorunların önündeki pranga, bu ayrıştırmalardır. Mesela sendikal hak sadece solcuların hakkı mıdır? Bugün 2 milyon taşeron işçi çalışıyor. Bu 2 milyonun içinde her siyasal görüşte, her mezhepte insan var. Kaderimiz ortak o zaman. Bu ortak kaderimizde en azından birliği sağlayalım. Ama neden sağlayamıyoruz? Öyle bir şey yapıyorlar ki sizi ayrıştırarak götürüyorlar. Türkiye’nin artık bu ayrışıma bir nokta koyması gerekiyor.

Başbakan’ın kendisi zaten ayrımcı. Evrensel hukukla yönetilen bir ülkede, bir Başbakan’ın kullandığı bu cümleler suç teşkil eder ve dava açarlar. Yüzde ellim yüzde ellin, bizim belediye sizin belediye, bizim çocuklar sizin çocuklar… Bu suçtur, böyle bir şey olamaz. Ama maalesef o noktadayız. Böyle ayrıştırıcı, ötekileştirici bir dil olur mu? Bu kimin dili? Başbakan’ın dili. Hukuk sitemi oturmamış, olgunlaşmamış bir ülke. Daha tükürüğü kurumamış, Vali çıkıyor kendine vazife ediniyor. Valiler, emniyet müdürleri Başbakan’ın talimatlarını değil, anayasayı uygulamakla mükellef. Sizin göreviniz bu. Geçmiş yıllarda bunun bedelini çok ağır ödediniz. O dönemki birçok emniyet müdürü, vali yargı önünde. Niye? Anayasayı ya da yargıyı uygulamadıkları, o dönemki yöneticileri dikkate aldıkları için oldu.

Hedef 5 büyük il
2009 yerel seçimlerinde CHP’nin oy oranı yüzde 23.1. Peki, bu seçimlerde hedefiniz nedir? Sizin için başarı, yüzde kaçtır?

Başarının sınırı yok. Ticarette de bu böyledir. Daha mütevazi başlarsınız, evim, arabam, bir işim olsun dersiniz. Sonrasında yetmez, yazlığım, katım, teknem, uçağım olsun demeye başlarsınız. Siyasette de olabildiğince üst düzeyde görev almak için siyasi partiler mücadele eder, iktidar olmak ister. Yerel seçimlerle ilgili bir hedef koymak çok doğru değil. Çünkü öyle enteresan şeyler oluyor ki. Örneğin birçok ilde, genel seçimlerde aldığınız oydan çok daha fazlasını alıyorsunuz. Birçok yerde de tam tersi oluyor. Bizim öncelikli hedefimiz ise 5 büyük il. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana ve Mersin. İnşallah İzmir’e İstanbul’u kardeş belediye yapacağız.

Kaç büyükşehir almayı hedefliyorsunuz?
Biliyorsunuz bütünşehir, lüzumsuz bir tartışmaya koyuldu. 1980’den sonra her gelen iktidarın taahhütü belediyelerin temel işlevini güçlendirmekti. Yani yetkileri merkezden yerele aktarmaktı. ANAP, DYP, DSP, AKP hepsi bunu söyledi. Sonra Ankara’ya gelince garip bir şey oluyor. Bütün yetkileri Ankara’ya almaya başlıyorlar. Daha çok yerelleşmeliyiz. Çünkü yurttaşın sorumluluğu doğduğu günden öldüğü güne kadar belediyeye aittir. Belediyeleri güçlendirmemiz lazım. Trafik, dünyada olduğu gibi mutlaka belediyeye bağlanmalı. Eğitim belediyeye bağlanmalı. Bütünlük olabilmesi için belediyelerin tek elden yönetilmesi gerekiyor. Farklı kurumların plan yapma yetkisinin, derhal ortadan kaldırılması gerekiyor. Şeffaf, hesap verebilir, arınmış bir belediyecilik kriterini oturtmamız lazım. Maalesef şu anki belediyecilik sistemi, ranta ve yolsuzluğa dayalı, daha açık bir tabirler hırsızlığa dayalı bir sistemdir. Bu sistemin de ortadan kaldırılması gerektiği inancı içindeyim.

Gezi ruhu 1 partiye sıkıştırılmaz
Gezi Partisi’nin kurulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Oylar bölünecek mi sizce?

Hayır bölünmez. Elbette herkese saygı duyuyorum. Ama Gezi ruhu bir partiye sıkıştırılabilecek kadar ufak bir ruh değil. Bunu kim yapıyorsa büyük bir haksızlık yapmış olur. Gezi ruhu, Türk demokrasisinin, Türk özgürlük hareketinin mihenk taşıdır ve Türkiye’nin vicdanı olarak kalacaktır. Gezi, partiler üstü bir harekettir. İnsanlar ısrarla Gezi Parkı’nı bir yere sıkıştırmaya çalışıyorlar. Gezi Parkı, Türkiye’yi uluslar arası arenada pik bir noktaya getirmiştir. Bizim televizyonlar, penguen, kebap servisi yaparken bütün dünya televizyonları Türkiye’yi verdi. Ve dünyanın önemli bir kısmı şok oldu. Türkiye’yi Ortadoğu’daki ülkelere benzetiyorlardı. Türkiye’yi, Katar, Irak, İran, Mısır gibi zannediyorlardı. Bir baktılar ki Mustafa Kemal Atatürk’ün yaratmış olduğu farklı bir üslup, farklı bir coğrafya, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla herkes omuz omuza. Bu Türkiye için önemli bir imajdı, iktidar her ne kadar bunu görmemiş olsa da. Bu coğrafyada demokrasiye herhangi bir ziyan geldiğinde, insanlar bedeli ağır da olsa, kendilerini kalkan edebilecek bir fotoğraf ortaya koydu. Dünyaya kendini demokratik, özgürlükçü diye tanıtan iktidarın pudrası düştü, yüzü göründü. Bunun mimarı Gezi Parkı’dır. Gelin Gezi Parkı’nı bir partiye sıkıştırmaya çalışmayın.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday adaylığınızı açıkladınız. Peki sizce İstanbul’un patronu neden Gürsel Tekin olmalı?
Gürsel Tekin olarak kirlenmiş siyasetin arınması için mücadele edeceğim. Siyasetin en kolay kirleneceği alan da yerel yönetimlerdir. Aynı zamanda kirli siyaseti besleyen kaynaklar da burasıdır. Bunu kurutacağım. Dünyada yaşanabilir şehirlerle İstanbul’u yarıştırmak istiyorum. Çok önemli hayallerim var. Bugün İstanbul’un coğrafik yapısına baktığımızda, dünyada bir benzeri daha yoktur. İklimiyle, doğasıyla, 3000 yıllık tarihiyle… Eğer bugün İstanbul yılda 50 milyon turist alamıyorsa, bunun sorumlusu beceriksiz yöneticilerdir. Örneğin Paris ile kıyaslayalım. Paris bugün yılda 50 milyon turist ağırlıyor. İki kent kıyaslandığında siyah ile beyaz gibidir. İstanbul’un 50 milyon turist alabilmesi için yapılması gereken en önemli şey tarihi yarımadayı 24 saat yaşanabilir bir kent haline getirmek. Ben eğer İstanbul’un başkanı olursam bunu yapacağım. Turist sadece gelip taşa bakmaz. Eğer gezmeye, eğlenmeye geliyorsa dünyadaki bütün eğlencelerde ne varsa İstanbul’da da o olacak. Bana hep sorarlar, ‘İstanbul ile ilgili çılgın projeniz var mı?’ diye. Evet var. En çılgın projem, vatandaş evinden çıktığında 15 dakika sonra iş yerine gidebilecek.

Gerçekten çok çılgın bir proje…
Bundan daha çılgını olamaz. İzmirliler gerçekten çok şanslı. Zaman zaman İzmir’den sitemler de alıyorum. Ama İzmir’in ne kadar iyi olduğunu –daha iyi olamaz mı, olur elbette- İstanbul’a gelince görebilirsiniz. Hani derler ya ‘Ankara’nın nesini seviyorsun? –İstanbul’a dönüşünü..’ diye. İzmirlilere de sorsanız İstanbul’un nesini seviyorsunuz diye, İzmir’e dönüşünü diyecekler. Ulaşım, planlama, altyapı sorunu var. Dünyada bugün sivil hareketlerin ve çevre örgütlerinin en büyük mücadelesi betonla. Ama maalesef Türkiye bugün beton yığınlarıyla donatılıyor. Betonun bilimsel olarak en büyük özelliği, oksijeni yok etmesi. İnsan, oksijenle yaşıyor. Bakın şu an bulunduğumuz bölge Ankara, Başkent. Başınızı bir kaldırın böyle bir yapılaşma olabilir mi? Başınız kaldırdığınızda başınızın üzerinde beton yığınları var. Hiçbir planlamada hava koridoru yok. Oldu bitti, yaptım gitti mantığıyla yaklaşıyorlar. Kentler bilimle yönetilir, filmle yönetilmez. Maalesef şuanda bilimle değil, filmle yönetildiğimiz için bütün sorunlar birikiyor. Birikince de, iktidar çıkıyor kendi televizyonlarına gazetelerine ‘trafik her yerde var’ diyor. Doğru, trafik her yerde var. Ancak ulaşım sorunu dünyanın hiçbir yerinde yok. Karıştırmasınlar milletin kafasını. Ben, Türkiye’ye de dünyaya da sosyal demokrat belediyeciliğin ne olduğunu ispatlamak istiyorum. Kısacası İstanbul’da destan yazmak istiyorum.

Sizce İstanbul’un en büyük eksiği nedir ve siz eğer başkan olursanız bu eksiği nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

Çok sorunu var ama en büyük sorunu ulaşım, ikincisi de mülkiyet sorunu. 6 ay içerisinde ulaşımın önemli bir kısmını rahatlatacağız. Eğer belediye başkanı olursam 5 yıl içerisinde de ulaşım sorununu sıfır noktasına getireceğim.

AKP’li başkanlar dava bile açamaz
Hükümetle belediyenin farklı partilerde olması vatandaşta biraz kaygı yaratıyor mu sizce? İzmir’in bu nedenle bazı sorunlar yaşadığı da öne sürüldü çünkü.

İzmir neden böyle bir sorun yaşadı bilmiyorum, ben olsam yaşamazdım. Hatta iktidar partisiyle belediyenin partisinin ayrı olması, o şehir için büyük bir avantajdır. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın eli kolu bağlı. Birbirinden farklı kurumların plan yapma yetkisi olduğu için geliyor ve yapıyor. Ben yaptırmam. Gökte cihan gelse yaptırmam. Yok öyle bir hakları. Doğayı tahrip eden şeylere benim izin vermem mümkün değil. AKP’li başkanlar dava bile açamaz. En azından ben dava açarım. Mücadele ederim. Bu mücadeleye siz vatandaşı da katarsanız hiç kimsenin gücü yetmez. Ben İstanbul’u beton lobileriyle değil, İstanbullularla yöneteceğim. İstanbul’un 39 ilçesinin ortasında Özgürlük meydanları yapacağım. Bütün meydanların adı Özgürlük olacak. O bölgedeki gençler gelip kendilerini rahatlıkla ifade edebilecek, hava alacak, gerekirse protesto edecek. Şuanda İstanbul’da bir tane meydan yok. Bir Taksim Meydanı vardı, onu da el birliğiyle nasıl AVM yaparız diye bitireceklerdi. Neyse ki gençler çıktı orada AVM yapamadılar. İstanbul’un, İzmir’in ve Ankara’nın parası çok. İktidar elini çeksin yeter, paraya ihtiyaç yok.

Çok projelerimiz var. Örneğin Marmara depreminden sonra gerekli dönüşüm sağlanamadı. Bu da kısa süre içerisinde sağlanabilir. Biz de kentsel dönüşümü yerinde yapacağız. Hiçbir yurttaşımız sürgüne tabi tutulmayacak. AKP’nin sözde kentsel dönüşüm diye yapmış olduğu 3 tane dönüşüm var, insani, vicdani ve kabul edilebilir bir davranış değildir. 200 yıllık Sultan Mahallesi’nin sosyal dokusunu bozdular ve vatandaşlarımızı 60 km öteye sürgün ettiler. Tarlabaşı, Balat… Bütün bu sürgünleri durduracağız, yerinde dönüşümü sağlayacağız. Para var. İstanbul’un taşı toprağı altın. 100 milyar dolar yandaşlarına para aktarıyorlar. Belgeleriyle kamuoyuyla paylaştım. Hiçbir babayiğit de karşıma çıkamadı, itiraz edemedi. Edemezler de zaten. 100 milyar dolar yandaşlarına rant sağlıyorlar da İstanbul’da bu saydığım projeler için 30 milyar dolar mı ayıramıyorlar?

Günay ve Yıldırım'a Hodri Meydan
AK Parti bu noktada genelde İzmir’i örnek gösteriyor. İzmir gibi olmayın diyor.
Bunu diyen kim? AKP İzmir milletvekilleri. Bütün İzmir’e selam gönderiyorum, İzmir’i çok seviyorum. Keşke İzmir’de siyaset yapabilseydim. İzmir’in meydanında, ya da İzmir’in herhangi bir televizyonunda, AKP’li bakanlara ya da AKP’li siyasetçilere, İzmir gibi olmayın diyenlere hodri meydan diyorum. Ben İstanbul’u konuşayım onlar da İzmir’i konuşsun. Hadi bakalım meydan okuyorum. Sayın Günay’a Sayın Yıldırım’a hodri meydan diyorum. Oturacağız vatandaşın karşısına, onlar İzmir’i anlatacak ben de İstanbul’u. İzmirli bir de hakem olacak. Fotoğraflarıyla, planlarıyla geleceğim. Kendilerinin yönetmiş oldukları şehirleri betonlarla güzelleştirdikleri için İzmir’in de ısrarla bir beton şehir olması arzusu içindeler. İzmir’i buna kurban etmeyeceğiz.

O zaman bu buluşmayı Ben TV’de gerçekleştirelim.
Tabii ki… Yeter ki siz AKP’li çağırın. Gelemezler. Ge-le-mez-ler. Bu teklife cevap veremezler. Yürekleri yetmez.

Kimse önünde duramaz
Sizinle birlikte İstanbul’da adı geçen bir diğer isim ise Mustafa Sarıgül. Peki siz şansınızı yüzde kaç görüyorsunuz?

Aday belirleme kriteri henüz netleşmedi. Ön yoklama mı, merkezi yoklama mı, kamu yoklamaları mı olacak bunlar somutlaşmadığı için bir şey diyemiyorum. Ama ön seçimde rahatlıkla yarışırım. Çünkü örgütümün vicdanını biliyorum. Hiç kimse önümde duramaz. Ama ön seçimin dışında başka faktörler uygulanacaksa bunları da önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Sarıgül’ün Şişli’deki performansını nasıl buluyorsunuz?
İstanbul’a bir bütün olarak bakmak lazım. Elbette sosyal belediyecilik konusunda Mustafa Bey başarılı. Ama belediyelerimiz, beton lobisine, imar çetesine direnebilirdi. Diremediler. Bu konuda da eleştirimi yapmak zorundayım.

Yalaka basın beni tanımıyor
Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye katılmasıyla birlikte sizin adaylıktan çekileceğiniz yönünde bazı haberler de çıktı. Böyle bir düşünceniz oldu mu?

Bu haberleri yapanlara olabildiğince nazik davranmaya çalışıyorum. Çok nazik bir adam değilim aslında. 30 yıllık siyasal yaşamımda hiç zikzaklarım olmadı. Hiç geri vitesim de olmadı. Başkaları gibi, mevsime göre, güne göre siyaset biçimi alan bir insan değilim. Tamam aday adayıyım ama partim bir başka adayla ilgili karar verirse, hiç tereddütsüz, partimin iktidar olabilmesi için de en çok çabayı ben sarf ederim. Beni başkalarıyla sakın karıştırmasınlar. O yalaka gazeteciler beni tanımadıkları için bunları yazıyor. Yalakalık yaptıkları adamın siyasal sürecine bakın bir de benim siyasal sürecime bakın. Gazetecilik onurlu bir meslektir. Önce araştıracaksınız. Öyle aldım, yazdım, gittim tutarsa tutar mantığıyla gazetecilik olmaz.

Kılıçdaroğlu, aday adaylığınızı nasıl karşıladı?
Sayın Genel Başkanım 2009 yılında benim aday adayı olduğumu biliyordu. Bu konuda kendisine teklif götürdüğümde sen aday ol ben gerekli desteği veririm demişti. Ama yapmış olduğumuz bütün kamuoyu yoklamalarında Sayın Genel Başkan’ın adı çıktığı için kendisinin gelmesi için de önemli çaba sarf eden bir siyasetçiyim. Benim İstanbul ile ilgili hayallerimi Sayın Genel Başkan biliyor. Bununla ilgili çok hassas davrandığımı da biliyor. Uluslar arası kamu yoklaması şirketleri de İstanbul’u sorguluyor. Elbette Sayın Kılıçdaroğlu herkese olabildiğince tarafsız davranır ama benimle ilgili düşüncelerinin ne olduğunu çok iyi biliyorum.

Davul zurna çalacak değilim
Sarıgül ya da başka biri aday olursa gerçekten kırılmayacak mısınız?

Elbette kırılacağım. Bir alınganlık gösterelim tabi. Hiçbir şey olmamış gibi davul zurna çalacak değilim. İstanbul ile ilgili güzel hayallerim var. İstanbul çok önemli bir kent. Medyanın, iş dünyasının, ulusal sermayenin değil küresel sermayenin de merkezlerinden biri. Burada sosyal demokrat belediyeciliğin ne olduğunu göstermek istiyorum. Artık basın, medya bize ayar vermeyecek, belediye başkanı olursam basın medyaya da biraz ayar vereceğim. Kimse kusura bakmasın.

Peki alınganlığınız hangi noktaya kadar gider. Böyle bir durumda partiden ayrılmayı düşünür müsünüz?
Hayır asla. Hiçbir şey beni partimden ayıramaz. Hiçbir dönem CHP’ye ihanet etmem.

Baykal ile Sarıgül arasında ciddi bir gerilim olduğu biliniyor. Baykal sizi açıkça destekliyor mu?
Sayın Baykal benim çok saygı duyduğum, siyasetin ötesinde çok sevdiğim bir insandır. Bugün siyasal bir figür durumuna gelirsem bunu öncelikle Sayın Baykal’a borçluyum. Türk siyasetinin yetiştirmiş olduğu çok önemli değerlerden biridir. Küresel değişimin bir parçası olmayınca çok ciddi şeylere maruz kalınabiliyor, Sayın Baykal’da olduğu gibi. 1 Mart tezkeresinin bedelini ödüyor Sayın Baykal. Sadece Baykal değil, AKP’de 98 tane milletvekili çok ağır bedel ödedi. Siyasetten men edildiler. Sayın Baykal’ın bu konuda ciddi hassasiyetlerinin olduğunu biliyorum. Ama bütün bu hassasiyetlere rağmen Baykal’ın birinci önceliği CHP’nin iktidar olmasıdır.

Peki, Baykal sizi destekliyor mu?
Hiç tereddütsüz. Öyle zannediyorum yani. Birebir konuşmadım ama eğer adaylığım kesinleşirse Sayın Baykal’ın fiilen gelip çalışabileceği inancı içindeyim.

"Başbakanlığın yolu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından geçer." denir. Başbakanlık hedefiniz var mı?
Başbakan olabilecek bir Genel Başkanım var. Genel Başkanımızın Başbakan olabilmesi için sadece İstanbul’da değil Edirne’den Ardahan’a kadar geniş kapsamlı bir çalışma yapacağız.

"İstanbul'ın adayı Erdoğan'dır"
Eğer siz aday olursanız karşınızda AK Parti’den kimin olmasını istersiniz?

Hiç fark etmez. Kim aday olursa olsun seçim döneminde biz Sayın Erdoğan ile mücadele ediyoruz. Yani İstanbul’un adayı Sayın Tayyip Erdoğan’dır. Geri kalan müdür olarak tayin ediliyor işte.

Başta İzmir olmak üzere Büyükşehir adaylarınızı ne zaman açıklayacaksınız?
Benim kişisel takvimime göre 10 Ocak’a kadar bitirmek zorundayız. Öncelikle iktidar olmadığımız yerlerin tamamını bitirip daha sonra da iktidar olduğumuz yerlerdeki adaylarımızı açıklamamız gerekiyor.

İstanbul Pakistan ile İzmir Avrupa ile yarışıyor
İzmir’de yapılan son anketleri nasıl yorumluyorsunuz? AKP’nin arayı kapattığı söyleniyor, siz buna inanıyor musunuz? Sizce bunun nedeni nedir?

Benim bakmış olduğum bağımsız anketlerde AKP ile CHP arasında yüzde 10-12’lik bir fark var. İzmirli ne yapacağını çok iyi bilir. Sitemleri var elbet, başımızın üstüne. Bunlar giderilecek. Uluslar arası kuruluşlar yaşanabilir şehirlerle ilgili her yıl araştırma yapıyor. Bir baksınlar orada İzmir nerede İstanbul nerede. İstanbul Pakistan ile İzmir Avrupa ile yarışıyor. İzmir 24 saat yaşayan, sosyal bütünlüğünü sağlamış bir ildir. Aman ha! Sadece bunu söylüyorum.

EXPO ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyim? Sizce İzmir bu yarışı kazanacak mı?
İzmir bunu hak ediyor. Ancak lanet olsun kirlilik her yere sirayet etmiş. Çok şaşırdım. Orada da para birinci öncelik. Biz sanırım 154 milyon dolar bütçe ayırmışız Katar 5 milyar dolar ayırmış.

Son olarak İzmir’e buradan ne mesaj verirsiniz?
İzmir’i de İzmirlileri de çok seviyorum. Türkiye’nin çok özel şehirlerinden bir tanesi. Zaman zaman belediyelerimiz ile ilgili sıkıntılar olabilir. Bütün bunları yapıcı eleştiri kabul eden bir Genel Başkan Yardımcısı olarak söylüyorum, her şey giderilir, telafi edilir ama bir AKP iktidarının İzmir’de yaratacağı tahribatın giderilmesi mümkün değildir. İzmir, tercihini yine CHP’den yana kullanacaktır bundan eminim.

Haber: Ben Haber - Gamze Kurt

    Çarşamba, 27 Kasım 2013 10:54

Bağlantılı Konular