Başkanlık sistemi artık gündeme bile gelemez!

Türkiye'nin kurtuluşunun en erken "erken seçim" olduğunu söyleyen Tekin, "AKP iktidarı fiilen bitti. İster tam, ister yarı başkanlık adına ne derseniz deyin Türkiye'de başkanlık sistemi mümkün değil. Hukukun, özgürlüklerin ve demokrasinin rafa kaldırıldığı bir dönemde; bırakın muhalefeti, AKP'lilerin bile böyle bir değişime izin vereceğini düşünmüyorum" dedi

Nil Soysal/ Sözcü - Bursa'dan Gemlik'e giderken şair demiş ki; "Birazdan denizi göreceksin, sakın şaşırma!" Orhan Veli'nin bu cümlesinden hareketle, ben de diyorum ki; CHP Genel Başkanlık yarışına yarın olmasa, öbür gün ama mutlaka bir gün o da katılacak!... Bu izlenime nereden vardığımı aşağıda okuyacaksınız.

"Genel Başkanlığa talip olunmaz, aday gösterirler"
Nil Soysal'a konuşan Gürsel Tekin, "Ben koltuğa mahkum bir siyasetçi hiç olmadım. Dün genel sekreterdim, bugün İstanbul milletvekiliyim. Genel başkanlık koltuğuna talip olunmaz, sizi aday gösterirler. Belki bir gün o da olur" dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin ile gündemimiz Türkiye'nin seçimi... Çünkü 1 Kasım seçimleri öncesi "Erken seçim Türkiye'nin altına dinamit koymaktır" diyen Tekin'e göre bugün ülkenin içinde bulunduğu kaostan kurtulmasının tek yolu bir erken seçim. Üstelik de mümkün olan en erken zamanda...

"AKP iktidarı fiilen bitmiştir"
"Erken seçim Türkiye'nin altına dinamit koymaktır!" Bunu 7 Haziran sonrasında SÖZCÜ'ye verdiğiniz röportajda siz söylemiştiniz. Bugünün sorusu ise şu: Türkiye nasıl kurtulur?

30 yıldır siyaset ile içe içe olan biri olarak şunu söylemeliyim, Türkiye siyasi tarihi hiçbir döneminde bu kadar sorunla ve böyle büyük bir çözümsüzlükle karşı karşıya kalmadı. Öngörüsüz ve çapsız politikalarla bilinmeze sürükleniyoruz. Son 6 ayda ülkenin kalbinde patlayan 5 bomba, onlarca kayıp, doğuda tabiri caizse süren bir iç savaş, onlarca şehit, okula gidemeyen yüzlerce çocuk, IŞİD'in gittikçe vahşileşen eylemleri ve yüreğimin saymaya el vermediği daha nice olay... Türkiye'nin bu sorunlarına çözüm arayacağımıza komşu ülkelerin sorunlarına da el attık. Önümüzdeki bu tablo iktidarın fiilen bittiğinin kanıtıdır.

"Bu defa erken seçim şart" mı diyorsunuz?
Tarihte sorun yaratanlann o sorunu çözdüğü görülmemiştir. Bu nedenle iktidar partisi parlamenter sisteme karşı takındığı gardı indirip, 4 siyasi partiyi bir araya getirerek ivedilikle terörü araştırma komisyonu oluşturmalıdır, bu bir.
İkincisi; dış politikada acilen tutum değiştirilmesi gerekliliğidir. Türkiye Ortadoğu'da ev hapsine mahkûm edilmiş durumda... Avrupa'yla ise insan hayatı üzerine pazarlık yapar olduk.
Mültecileri siyasi kalkan olarak kullanan, radikal İslamcı örgütlerle ilişkisini açıklayamayan bir ülke olarak sorunları değil saygınlığımızı sıfırladık. Parlamentoda sorunların üstesinden gelmek için bir güç birliği sergilenemiyorsa yapılması gereken şey net; erken seçim.


En erken "erken seçim" için öngörünüz ya da öneriniz nedir?
Mümkünse hemen. Anayasanın öngördüğü en kısa takvim acilen işlemeli.
Yakın gelecekte bizi çok ciddi sorunlar bekliyor. Keşke parlamentoda yeni bir yapılanma olabilse diyorum ama bunun olamayacağını görüyorum. O nedenle bana göre en erken bir erken seçim şart, hatta kaçınılmazdır. Bunun için 7 Haziran'ın yıldönümü olan haziran ayı bile geç olabilir.


"Herkes birbirini kandırıyor"
Cumhurbaşkanı da başkanlık konusunda ısrarlı. Erken seçim yerine referanduma gitme ihtimali de yok mu sizce?
İster tam, ister yan başkanlık, adına ne derseniz deyin ben Türkiye'de başkanlık sisteminin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Hele hele hukukun, özgürlüklerin ve demokrasinin ayak bağı sayılarak rafa kaldınldığı bir dönemde; bırakın CHP MHP ve HDP'yi, en başta AKP'lilerin böyle bir değişime izin vereceğini düşünmüyorum. Çünkü onlar da karşı karşıya olduğumuz tablonun farkında...
Bu nedenle başkanlık tartışmalannı aklımızdan çıkaralım.


Başbakan, AKP'nin başkanlık sistemi odaklı yeni anayasa çalışmalarım başlattı. Mayıs-Haziran gibi TBMM'ye sunacaklarmış...
Bütün bunlar işin hikâye tarafı. Herkes birbirini kandınyor.

Peki dokunulmazlıklar?
Sayın Davutoğlu Avrupa Birliği süreci ile ilgili olarak Brüksel'e gidip geliyor, malumunuz. AB'nin parçası olacaksanız, AB'nin temellerini oluşturan kriterlere uyacaksınız. Sayın Davutoğlu saray ile Brüksel arasında sıkışınca, kendine göre çareler aramaya başladı. Dokunulmazlıklara ilişkin 500 rakamını telaffuz edince ahali 550 vekil zannetti.
Oysa onun gündeminde sadece 506 dosya var. Ve bu 506 dosyaya bakıyoruz; aralarında ne yolsuzluk dosyası var, ne hırsızlık dosyası... O üç bakanın dosyalarından iz yok! Biz diyoruz ki; dokunulmazlıklarını kaldıralım, sadece kürsü dokunulmazlığımız olsun. Neden korkuyorlar, neyi saklıyorlar? Aspirin tedavisiyle dokunulmazlık kaldırılamaz. Bypass yapmak lazım.


Peki AKP'nin yeni terör eylem planı çerçevesinde, çözüm sürecinde olduğu gibi yeni bir pazarlık olabilir mi?
Terörle mücadele etmek için anlık istihbarat anlaşmaları olduğundan bahsediyorlardı. Merak ediyorum bu anlaşmalar kiminle?
Rusya ile düşmansınız. Ortadoğu'daki bütün ülkelerle düşmansınız. Amerika ile kavga ediyorsunuz. Avrupa ile cebelleşiyorsunuz. Kim kaldı geriye? Alice Harikalar Diyarı'ndaki tavşanla mı anlaşma yaptılar? Sayın Ahmet Davutoğlundan cesur bir davranış bekliyoruz ama maalesef göremiyoruz. Bir dik duruş bekliyoruz. Mütemadiyen mağdur bir lider. "Fethullah bizi kandırdı. Cemaat bizi kandırdı. Irak bizi kandırdı. Çözüm sürecinde PKK bizi kandırdı." Bu kadar kandırılabilen, kandırılmaya müsait bir hükümet olabilir mi? Yarın kime kanacaklar merakla bekler olduk.

"Reza Zarrab canını ve malını korumak için ABD ile anlaştı"
Reza Zarrab'ın ABD'de gözaltına alınıp, tutuklanmasını nasıl yorumladınız?
Kendi kendini yakalattı izlenimi ağır basıyor... 200 milyar dolar... Kimse hayatında böyle bir parayı bir arada görmemiştir.
Demek istediğim; 200 milyar doları yöneten bir şahsın da bir "'üst aklı" olduğudur. Bu üst akıl buradaki meblağın hızla eridiğini, iktidarın kaçınılamaz çöküşüyle de kendisini koruyamayacağını çok net olarak görüyordur. Bu noktadan hareketle Zarrab'ın anlaşmalı olarak ABD'ye gittiğinden bahsedilebilir. Aksi takdirde yarın olası bir iktidar değişiminde İran'a teslim edilme riski var çünkü... Düşünün, böyle bir durumda hem malı gidecek, hem de canı... Canını kurtarmak, malını da olabildiğince korumak için anlaşmış gibi gözüküyor. Şunu unutmamak lazım; para sahipleri paralarını takip ederler.
Bir şahıs 200 milyar dolar gibi çok önemli bir para trafiğini yönetiyorsa, ülke de parasının nereye gidip gitmediğini herhalde izler diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde sürprizlere hazır olmamız lazım.


"Bu artık Can Dündar ve Erdem Gül davası değil..."
25 Mart'taki Can Dündar ve Erdem Gül duruşmasını siz de izlediniz. Ne gördünüz?
12 ülkenin farklı diplomatları bu duruşmayı izledi. Bu son derece önemli. 12 Eylül dönemi ve 12 Eylül sonrası Türkiye'de birçok hukuk ihlali oldu. Daha önce böyle bir katılımın olup olmadığını merak ettim ve zamanın ciddi mağdurlarından avukat abimiz Eşber Yağmurdereli'ye böyle bir manzara ile karşılaşıp karşılaşmadığını sordum. "Hayır" dedi, "Hiç karşılaşmadık... Zaman zaman bir iki ülkenin diplomatları bir araya gelmiştir ama bugün 12 farklı ülkenin diplomatı bu duruşmayı izledi. Bu ne demektir biliyor musun" dedi ve devam etti: "Bugünden itibaren bu duruşma Can Dündar ve Erdem Gül duruşması olmaktan çıktı demektir. Bu diplomatlar; Türkiye'de hukuk tecelli edecek mi, demokrasi, özgürlük devam edecek mi, etmeyecek mi onu izlemeye geldiler!" Yani bu davadan olumlu karar çıkarsa batı dünyasında Türkiye ile ilgili farklı bir algı olacak, olumsuz çıkarsa korkarım bu bir demokrasi ve özgürlük jübilesi olacak. Umut ederim ki iktidarın bütün baskısına rağmen, bütün kurgularına rağmen namuslu yargıçlar Türkiye'nin geleceği ile ilgili önemli bir karar verirler. Aksini düşünmek dahi istemiyorum.


Röportaj: Nil Soysal/ Sözcü

    Salı, 29 Mart 2016 09:54

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica