"CHP sadece milletle ittifak yapacaktır"

2015 seçimlerini öncesindeki siyasi tabloyu gazetemize değerlendiren CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, CHP'nin herhangi bir siyasi partiyle ittifak yapıp yapmayacağından, HDP'nin seçimlere parti olarak girmesine, CHP'nin Kürt sorunundaki tutumuna kadar bir çok konuda Evrensel Gazetesinden Tuba Güngör'ün sorularını yanıtladı. 
 

2015 genel seçimlere giderken nasıl bir siyasi ortam yaşıyoruz?
Aslında yaşamış olduğumuz iki tane seçim var. 2014 yılında her ne kadar bir önceki seçimlerde tartışma konusu olmuş olsa da hem yerel yönetim seçimi, hem de cumhurbaşkanlığı seçimi son derece tartışmalı, şaibeli, sıkıntılı bir seçim olmuştur. Dünyanın bütün ülkelerinde demokrasilerde olması gereken seçimin, seçmenin güvencesi devlettir. İktidar güvencesiyle seçim olmaz. Böyle başladığınız zaman doğal olarak her seçim bir tartışma konusu oluyor: "Ya bizim oy çalındı mı çalınmadı mı?"

Türkiye'nin gündeminde Kobanê'den Cizre'ye ve çözüm sürecine kadar bir çok konu var. Bunlar seçime yansıyacak mı, ya da nasıl yansılayacak?
Elbette yansımaması mümkün olabilir mi? Şimdi bir kere şunu tespit etmemiz lazım. Bir iktidar düşük yoğunluklu otuz beş, kırk yıllık bir savaş sürecini, demokrasiyi ve özgürlükleri rafa kaldırarak çözeceğini söylüyor. Buna nasıl inanacağız. Ne kadar önemli bir kelime ‘barış’. Barış kelimesini özgürlükle demokrasiyle çözebilirsiniz. Adına barış dediğiniz bir olayı özgürlükleri kaldırarak, demokrasiyi rafa kaldırarak çözemezsiniz. O zaman başka bir şey olur. Biz tarafların bu konuda somut olmadığını görüyoruz. Bu kadar otoriterleşmiş bir iktidarın bu barış sürecini demokrasinin bütün unsurlarını rafa kaldırarak çözeceğim demesini nasıl inandırıcı buluyorlar.  
 
Peki tüm bu yaşananların karşısında demokratik bir Türkiye için nasıl bir siyasi tabloya ihtiyaç var. CHP bunu sağlayabilir mi? CHP bu tablonun neresinde duruyor?
Tabi ki CHP bunun ana unsurudur. Ana muhalefettir. Tabi ki CHP üzerine düşen bütün görevlerini sorumluluklarını bana göre yerine getirmiştir. Elbette eksiklikleri olmuştur. Oda da tolere edilebilir. Ama bütün buna rağmen kamuoyuna niye yansımıyor diyebilirsiniz? Niye olmuyor biliyor musunuz? Biraz geriye dönmek istiyorum. Son kırk, elli yıllık siyasal projelere baktığınızda parça parça geliyor. Parça parça geldiği için bunları fark etmekte zor oluyor. Dünyada demokrasileri koruyan sivil toplum örgütleridir, siyasi partiler değil. Demokrasinin temel ayağı sivil hareketlerdir. Sivil örgütlerdir ve örgütlü toplumdur. Almanya’daki sendikalı işçi sayısı 13.5 milyon. Türkiye'de bu sayı 500 bin. Burada bir kısım sendikaları muaf tutuyorum. Onlarla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Bizdeki sendikalara bakın. Çeteleşmiş, devleti soymuş, bir çete için gazetelere ilan verdiler. "Dik dur, soy bizi." Bunlara sendika denilir mi ya? Bunlar adına sivil toplum örgütleriyiz diyor. Şimdi bütün bunlara baktığınızda asıl demokrasilerde işlevini yerine getirmesi gereken bu sivil hareketler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, maalesef olmayınca her şey CHP’ye kaldı. CHP’nin işi midir 1 Mayıs günü yürümek? Kimin işi sendikaların. CHP ne olur sembolik olarak gider psikolojik destek verir. Ama gittik biz 40 tane milletvekili arkadaşımızla Beşiktaş Meydanına sağıma baktım işçi yok, soluma baktım işçi yok. Böyle bir şey olur mu? Bu CHP’nin işi değil. Bu tam da işçinin işi. Nerede yürüyorsunuz? İstanbul. İstanbul dediğiniz 5 milyon çalışanın olduğu yer. 5 milyondan 1 milyon buraya yürümüyor. Onun için geriye dönüyorum. İşte bu 12 Eylül’ün temel görevi örgütlü toplumu ortadan kaldırmaktı. Tersine bakalım 80 öncesi nasıldı? 80 öncesi nüfusumuz 44 milyondu. Örgütlü insan sayısı 8 milyondu. Kim var bunun içerisinde bütün gençlik örgütleri, üniversiteler örgütlü, 3 buçuk milyon sendikalı işçi var. Sanayiinin bu kadar gelişmediği bir dönemden bahsediyoruz. Yani toplumun tamamı örgütlü. Bu örgütlü toplum ne oldu? 12 Eylül darmadağın etti. Yerine ne inşa etti? Cemaatler ve köy dernekleri. İşte bu 12 Eylül'ün Türkiye'ye dayatmış olduğu bir üründür. Üniversitedeki akademisyenler direnç gösterirler, yürüyüş yapıyorlardı. Artık yok. Hukuk tartışılıyor. Adalet tartışılıyor. Adalet adına hukuk fakülteleri, beyan vermiyor, görüş söyleyemiyor. Şehir katlediliyor. İstanbul'da bu konuda çalışan üniversitelerin bir tanesi beyan vermiyor. Korkutulmuş sindirilmiş bir toplum var.

CHP ve MHP cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu ismi üzerinde ortaklaşarak seçime girdi. CHP istediği sonucu alamadı. Beş milyon kişi sandığa gitmedi. Bu yapılan ittifak çokça eleştirildi. Türkiye'deki demokrasi güçlerinin, aydınların sanatçıların Gezi’de sokağa çıkan milyonların bir ittifak çağrısı ve beklentisi var. CHP bunun için bir şey yapacak mı?
Birincisi Türkiye'de ilk kez siyasal yaşamımızda denenen bir şey olmuştur: Uzlaşma kültürü. Siyasette uzlaşma. Bu bir denemedir. Eksik çıkar fazla çıkar bu başka bir şey. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de her hangi bir siyasi parti ile ittifak değil, bütün siyasi partilerle bir uzlaşma kültürü denendi. Bana göre çok sağlıklı bir şey oldu. Ama iyi sonuç alındımı alınmadı mı? Bu başka bir tartışma konusu. Bunu tartışabiliriz. Gezi Parkına gelince Gezi Parkı sürecinin başından itibaren, hatta başlamadan önce bu mücadelenin içinde olan insanım. Ama hiçbir günde bunu kullanan bir insan olmadım. Gezi Parkı başlamadan bir yıl önce burada ilk eylemi yapan milletvekiliydim. Bütün bu sürecin başından itibaren burayı takip eden bir siyasetçiyim. Bu sadece Gezi Parkıyla sınırlı değil. İstanbul’da 160 tane dava açan bir insanım. Nerdeydi o gün kendisini Gezi Parkında figür gibi göstermek isteyen insanlar? Bir tanesi yoktu. İkincisi Gezi Parkının en büyük mağdurlarından bir tanesi CHP'dir. Kimse bunu unutmamalı. Herkes CHP'ye Gezi parkını soruyor. Ölen çocuklar kim Allah aşkına. Kaç tane çocuğumuz öldü, 9 tane şehidimiz var. 9 tane şehide baktığınızda bunun beş tanesi CHP'nin üyesidir. Geri kalanı da CHP'li ailelerin çocuklarıdır. Kim CHP'ye sorabilir bunu! CHP Gezi Parkının neresinde? Bu kadar insafsızlık olabilir mi Allah aşkına. Gezi Parkının mağduru Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Ve Gezi parkının ruhuna göre de davranacağız. İşte Gezi Parkının ruhu özgürlüktü, Gezi Parkının ruhu demokrasiydi, çevre duyarlılığıydı. Bunun için diyorum ki farklı unsurlar farklı siyasi yapılar bir arada olmak zorundayız Gezi Parkı gibi. Nasıl Gezi Parkında hep berabersek bu seçimlerde de hep beraber olmak zorundayız. Aksi takdirde hepimiz kaybederiz.   

Bu sorunlarla seçime giriyoruz. Seçimlerden sonra bizi bütün bu yaşananlara baktığımızda nasıl bir ortam bekliyor? Öngörüleriniz neler?
Ben şunu söyleyeyim. Ben iktidar cenahında çok parlak bir durum görmüyorum. Seçimin sonucu ne olursa olsun. Bu gerilimli gidişat Türkiye açısından çok ciddi sıkıntı yaratacak. Ama en büyük sıkıntıyı da iktidara yaratacak. Bu ülke sahipsiz değil.

Seçimlerle birlikte ittifak tartışmaları da başladı. Birleşik Haziran Hareketi ve CHP arasında bir birine çağrı yapan bir durum söz konusu. CHP her hangi bir siyasi partiyle ittifak yapacak mı?
Bizim dışımızdaki sol, siyasal hareketler sadece sol olmayabilir, demokrasi ile özgürlükle ilgili kaygısı olan, yaşam biçimiyle ilgili kaygısı olan bütün unsurları çok anlamlı buluyorum. Tabii bu benim kişisel düşüncem. Ben partimin adına karar verebilecek durumda değilim. Gelin CHP çatısı altında birleşelim. Ne adına birleşelim? Demokrasi adına, özgürlük adına birleşelim.

Son günlerde sıkça tartışılan konulardan bir tanesi de HDP'nin seçime parti olarak gireceğini söylemesi. HDP'nin seçimlere parti olarak katılmasının nasıl bir yansıması olur?
Doğrusu bir eleştirim olacak. Onu da söylemek istiyorum. Yani HDP doksandan sonra sürekli hakları gasbedilmiş bir siyasi parti oldu. Sadece HDP değil ancak HDP bu işin biraz daha büyüğü olduğu için HDP ve HDP dışındaki siyasi partilerin neredeyse tüm hakları gasbedilmiştir. Hiçbir demokratik ülkede olmayan bir yöntem siyasete baraj konulmuştur. Adeta bir Berlin Barajı gibi. Bununla ilgili mücadele edilmesi gerekiyor. Şimdi bir müzakere yapılıyor. Müzakerenin içeriğinin ne olduğunu ana muhalefet olarak gerçekten bilmiyoruz. Ama tabii ki barışın olmasını çok arzu eden bir siyasi parti olduğumuzu da söylemek istiyorum. Barış gelsin de nasıl gelecekse gelsin. Barışın en basit en çözülebilir en kolay unsuru olan yüzde on barajını çözemiyorsanız hangi demokrasiden bahsedeceğiz. HDP’ye ben şimdi sormak istiyorum. Bu kadar basit ana muhalefetin, muhalefet partilerinin de destek verdiği siyasetin önünde pranga olmuş yüzde on barajı konusunda eğer bu iktidar bunu çözemiyorsa hangi barışı çözecek. Gelin daha çok zamanımız var. Ana muhalefet olarak iki tane parlamentoda teklifimiz var. Biri yüzde beş, biri yüzde üç. Hadi siz başka bir teklif getirin. Ama bu prangayı bu Çin Seddi’ni siyasetin önündeki bu engeli kaldıralım. Bu konuda HDP'nin iktidara "Barışın en basit olan baraj işini çözemiyorsak ne çözeceğiz?" demesini bekliyorum.

CHP- HDP ile ittifak yapmayı düşünür mü?
Bir seçim ittifakı söz konusu değil. Ama demokrasi için, özgürlük için elbette ittifak herkesle kurulabilir. HDP ile de kurulabilir. Ama seçim için CHP sadece milletle ittifak yapacaktır.

70 Maddelik paketimiz Mecliste

Son dönemde Türkiye'nin en önemli konularından bir tanesi de çözüm süreci. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP'nin Kürt sorununa dair önerisi, çözümü nedir?
CHP Meclise 70 maddelik bir kanun teklifi verdi. Bir olayın çözülebilmesi için onun yasallaşması lazım. Hiç kimse müzakere etti mi? Eksik bulun kardeşim. Fark etmez. Eksiğini bile tartışamadılar. Şimdi biz de merak ediyoruz. Hadi kardeşim bizim 70 maddemizi yok sayabilirsiniz. Eğer iç huzurumuzu, iç barışımızı sağlayacaksanız size hiç engel olmayacağız. Çözüm süreci deyip duruyorlar. Ne çözümü ya matematik mi çözüyorsunuz? Adını koyun kardeşim. Düşük yoğunluklu bir savaştan çıkmışsın halen buna çözüm diyorsun. Bunun adı barıştır. Barış sürecinde yüzde on barajı var mı yok mu? Eğer yüzde on barajı da yoksa bu barış süreci olmaz. Onun adı zaten barış, değildir çözüm değildir. Gelin onu çözelim. Hadi öbür maddeleri parça parça gidersiniz. Niye gitmiyorsunuz çok zor bir şey mi?

HDP'nin barajı düşürmek istemediğini mi düşünüyorsunuz?
Hayır, HDP düşürmek istiyor, düşürmek istemiyorsa o zaman bir ciddiyeti yok. Niye yüksek sesle bunu söyleyemiyorlar. Onu çok merak ediyorum. Yani ne engel var? Bizim 70 maddenin içinde çözülmesi gereken kanunlaşması gereken maddeler yok mu? Niye indirip bakmıyorlar? Biz bu kadarını bildirdik. Onlar da bildirsinler.

CHP'nin muhatabı iktidardır

HDP'den CHP'nin çözüm sürecine katılması yönünde çağrılar geliyor, HDP ile görüşme gibi bir planınız var mı?
HDP milletvekilleri "Biz bile bilmiyoruz" diyorsa biz neye katılalım? Diyorlar ki gelin tekneye binin ee tekne nereye gidiyor. "Valla biz de bilmiyoruz" sizin de bilmediğiniz bir tekneye nasıl binelim.

Konuşmanızdan böyle bir görüşmenizin olmayacağını anlıyorum.
Elbette... Elbette... tabii ki. Zaten kaldı ki CHP'nin muhatap olacağı iktidardır. Yani iktidar bu mesele konusunda ciddiyeti varsa gelir CHP'ye nasıl bir yol haritası olduğu bilgisini verir. Ama halen bir bilgi alabilmiş değiliz.

 

Haber: Evrensel

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 22 Ocak 2015 10:20

Bağlantılı Konular