"Demokrasilerde muhalefet olur"

Selçuk Yavuz ile Güncel Analiz programına katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, İstanbul belediye başkanlığı adaylığından ve CHP içindeki son gelişmeleri anlattı.

İşte programda konuşulanların tamamı:

1 Haziran'da genel başkan seçimle çalışmalarına start verecek. Öncelikle bununla alakalı sizden bilgi alalalım.
Bugün İstanbul sıkıntıları yaşandığı bir şehir. Buraya gelinceye kadar birçok eylem gördüm ve bir nöbetçi eylemci gibi her birisine katıldım. Hayvanseverlerin eylemi vardı, sanatçıların eylemi vardı Taksim'de. Yürümelerine izin verilmedi, anayasal bir suç işlendi bugün orada. Şiddet kullanmamak şartıyla her yurttaş eylem yapma hakkını kullanabilir oysa. Ne yazık ki baskıcı iktidar döneminde bu ülkenin sanatçıları bugün yürütülmedi. Kim yürütmedi, bu ülkenin polisleri...

Bir ülkenin tiyatrocuları, sanatçıları İstanbul gibi bir kültür şehrinde yürütülme imkânına sahip olamıyorsa hepimizin şapkamızı önümüze alıp bir kez daha düşünmemiz gerekir.

Demokratik olamayan hükümetler eylemlerden korkar.

Siz bunun nedenlerini neye bağlıyorsunuz? Taksim neden popüler bu dönemde ve neden hükümet bu konuda ketum davranıyor size göre?
Hükümetler hak arama eylemlerinden hep korkar. Hangi hükümetler? Demokratik olan hükümetler değil. Otoriter yapıya doğru ilerleyen hükümetler korkar. Bu yüzden şiddete başvurur. Örnekleri var mı bunun?

Ortadoğu'daki hükümetlere bir bakın birbirimize çok benzediğimizi göreceksiniz. Ne yazık ki Tahrir Meydanında bile insanlar kendilerini ifade edebiliyorken Taksim'de biz sanatçılarımızı bile yürütemedik. Geçmişe dönüp bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Tabii ki herkesin fikrine, görüşüne saygımız vardır fakat burana  AK Parti'ye oy verenlere geçmişi hatırlatarak birkaç şey söylemek istiyorum. 91 yılında Körfez Krizi başlamıştı ve o krizde bir tek Müslüman'ın bile burnu kanamamıştı. Sayın Erdoğan il başkanı, Sayın Arınç Erbakan'ın yardımcısı, Sayın Abdullah Gül de yine Erbakan'ın yardımcısı istisnasız hemen her cuma beyazıt meydanında namazdan sonra çıkarlardı ve tekbir sesleriyle Amerika ve İsrail protesto ediliyordu. Onlara sormak istiyorum o zamanlar orta doğu coğrafyasında insanlar ölmesin diye protestolar düzenleyen bu dini bütün kardeşlerimiz bugün ne oldu da bu coğrafyadaki bütün olumsuzlukların bir parçası oldu. Mesela kimin aklına gelirdi bir gün Kaddafi'den destek alan Milli Görüşçü'ler bir gün iktidar olacak ve Kaddafi'nin başını ezecek. Bütün bunları hatırlatmak istiyorum.

CHP olarak 26 kurultay yaptık hiçbirinde işe yarar şeyler konuşamadık

Sizin söylemleriniz ve çalışma şekliniz CHP'nin bazı politikalarıyla farklılık gösteriyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Burada bir öz eleştiri yapmak zorundayız. Biz de sorumluluk hissetmek zorundayız. Ne yazık ki 30 yıllık bu siyasal süreci tam okuyamadık. Toplumun beklentileri üstüne değil kendi siyasal beklentilerimizin üstüne siyaset inşa ettik. 26 tane kurultay yaptık fakat bir sosyal partiden beklendiği gibi toplumun temel sorunlarına dair şeyler konuşamadık. İşsizlik kurultayı, yoksulluk kurultayı, tarım kurultayı, mülkiyet kurultayı yapabilirdik. Bugün yurttaşlarımızın yüzde 47'sinin mülkiyet sorunu var. Dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Ancak gelişmemiş Afrika ülkelerinde var. Aslında toplumların da birinci sorunu mülkiyet sorundur. Öncelikle insanın evi yuvası olmalı. Devlet olarak bunlarla meşgul olmamız gerekiyordu. Bunlarla meşgul olmadık, bir kısım arkadaşlarımız toplumların farklılıklarını çok kötü kullandı. Halbuki CHP kurucu bir partidir ve 76 milyonu kucaklamak zorundadır. Her siyasi parti öteki dili kullanabilir, ötekileştirebilir fakat CHP herkesi kucaklamak zorundadır. Eksiklerimiz var ve halen de devam ediyor. İnşallah bunları da zamanla halletmek zorundayız.

İstanbul'da emlaktan 1000 kişiye 100 milyar dolar rant sağlandı. Belgeleri var!

Yerel seçimlerde sizin İstanbul için ön görüleriniz nelerdir ve sizin adaylığınız ihtimali üzerine neler söyleyeceksiniz?
Bu dönemde bir akıl tutulması yaşıyoruz. Eskiden siyasi fikirler farklı olsa da vicdanlar hep önde olurdu. İstanbul'u bilen bir siyasetçi olarak 2007'den beri feryat ediyorum. Uyarmadığım kurum kalmadı. İstanbul'a sahip çıkın bu trafik zulmünü durdurun dedik, maalesef kimse sahip çıkmadı. Bu çabalarımız sonucu İstanbul'da bir rant haritası açıkladım. Bizim hesapladığımız kadarıyla sadece emlak değerlerinin üzerinde durarak İstanbul'da 1000-1500 kişiye 100 milyar dolar rant nasıl sağlandığını tespit ettik.

Bir cami planının nasıl rant haline getirildiğini imkanımız olursa arabadan planları getirerek açıklamak istiyorum. bakın şu anda İstanbul'da bizi dinleyen defalarca çağrı yaptım biz medeni insanlarız. bu iddialarımı tartışıp konuşabileceğim bir babayiğit istiyorum. Hangi ekran olursa olsun hangi radyo yayını olursa olsun hiç kimse bakın hiç kimse, Allah göstermesin iftira, yalan, yanlış söz söylemeye vicdanımız müsaade etmez. Biliyorsunuz, 99 yılında Marmara depremi ile Türkiye çok büyük sıkıntıya girdi. Ve rahmetlik Ecevit döneminde İstanbul'da önümüzdeki süreçte depremin dönüşümü için kullanılması gereken 500'e yakın arsa ayırdı. Bir kısmı Milli Emlak'a ait, bir kısmı Çocuk Esirgeme'ye ait bakanlık vs derken bunların tamamı deprem dönüşümü için kullanılacaktı. Yani bugün sayın Bayraktar'ın "Ben kentleri dönüştüreceğim." dediği hikâyenin bir kısmıydı. Ve bu arsalara baktığımızda bugünkü ekonomik değerlere milyar dolarlık arsalar. Yani sadece bu 500 arsanın hiç birisinin olmadığını ve bu arsaların tamamının bugünkü iktidarın yandaşlarına, çocuklarına ve hatta damatlarına peşkeş çekildiğini bütün belgeleriyle rant haritasının üstünde neydi neye döndü, bunların hepsini Sayın Başbakan'a mektup olarak gönderdim. Ve sayın Başbakan bu mektubu belli ki haritaya baktıktan sonra kamuoyuna demeçleri oldu.

Bu neredeydi? 6 - 7 emsal imar olur mu? Çok rahatsız oldu. Örneğin Tarihi Yarımada yani  Fatih Sultan Mehmet'in oluşturduğu Tarihi Yarımadadaki siluetin nasıl bozulduğu kamuoyuna duyuran bir siyasetçiyim. Sayın Başbakan bundan rahatsız oldu. Ve Sayın Başbakan aynen şöyle dedi: "Ben burada ki özellikle 3 - 4 katın tıraş edilmesini talep etmiştim. Ne yazık ki bunu yapmadı ve ben de küstüm." Şimdi bu kadar kerameti yüksek bir başbakanın bir iş adamına "4 katınızı kesin" ya da kendi belediyesine "Burayı tıraşlayın!" onlar da tıraşlamıyorsa bunun arkasında bir şey olduğu inancı içerisindeydim. Ve ben de araştırdım. Sayın başbakan bu cümleleri iki ay önce kullandı.

Hükümet partisinden sonra gelen partisiniz. Ve hukuki konularda ciddi sonuçlar aldığınız zamanlar da oldu. Bu hususlarda neden yetersiz kaldınız? Zeytinburnu'ndaki gökdelen meselesinde geri kalmadınız mı?AK Parti'nin eleştirdiğiniz siyasetleri var, bunların alternatifini neden oluşturamadınız? Neden bunlara engel olamadınız?
İl başkanı olduğum dönemde 126 tane dava açan insanım. Sadece emlak meseleleri ile alakalı davalar bunlar. Birçok davada da sonuç aldım. Sonra ne oldu? Bir torba kanunuyla bu yasalar değiştirildi. Mecliste bu yasaya karşı ciddi şekilde mücadele ettik fakat sonuçta sayısal çoğunluğa göre kararlar alınıyor. Tarihi yarımadayı bozan gökdelenle alakalı davayı açan bir avukat arkadaşım ve bireysel olarak dava açtı. Çünkü burası anıtlar kuruluna aykırı, tarihi yarımada olduğu için. Yoksa herhangi bir yerde bir yeşil alanda kentsel dönüşümle imara açılan yerleri engellemenizin bir yolu yok. Bu hale getirdiler.

Torba yasası ile mücadele ettik fakat bir anlam kazanmadı. CHP muhalefet etmemiş olsa bile her türlü dolandırıcılığı yapmak zorundalar mı?
Japon ulaşım uzmanlarını bile getirdiler üçüncü köprünün ulaşım sorununu çözmeyeceğini söyledi onlar da. Fakat bunları dinlemeleri mümkün değil. Basın toplantısı yaptım, kamuoyu yaptık, ÇET raporları değiştirildi. 70 tane göl ve baraj bir gecede su birikintisi hâline getirildi. İstanbul'u perişan ettiler. Burada rica ediyorum. Bu söylediklerime AKP'li yöneticilerden herhangi biri "Dur kardeşim, sen burada yanlış söylüyorsun." deme şansları varken neden gelmiyorlar?

Türkiye'de insanlar artık gergin bir şekilde yapılan siyaseti istemiyorlar. Fakat Kılıçdaroğlu ile Başbakan arasında son günlerde yaşanan bu gerginlik nereye varacak, bu işin sonu nasıl olacak?
Muhalefet demokrasilerde olur. Beğenirsin ya da beğenmezsin, muhalefet düşüncelerini söylemek zorundadır. Bakın on bir yıldır AKP iktidar. Bu kadar zamandır AKP bakanlarının ve başbakanın muhalefetle karşı karşıya gelmezler. Neden gelmezler? Sayın Kılıçdaroğlu ile Sayın Başbakan bu konuşmalarını oturup karşı karşıya yapsalar kimin ne kadar haklı olduğu o zaman daha net ortaya çıkar. Sayın Kılıçdaroğlu Uludere'de ne olduğunu soruyor? Afyon'da ne olduğunu soruyor. Orada iki kişinin el bombası ile oynarken o patlamanın yaşandığı açıklaması geliyor. Yani düşünebiliyor musunuz, silahlı mühimmatınızın olduğu yerde bir asker el bombası ile oynuyor 25 kişi...

Reyhanlı'da yaşanan o elim olaydan sonra ben bir açıklama yaptım. Hürriyet'te bir açıklama vardı.  MİT 23 Nisan günü Rakka, özellikle sayın başbakanın biz lojistik destek veriyoruz dediği Rakka şehrinden bombalı araçlar Türkiye'ye geliyor. Bu hususta sorular akla geliyor: 1- İstihbarat bilgisini neden değerlendirmediniz? 2- Size istihbarat bilgilerini CIA bildiriyor. Oradan gelen bilgilere göre bu araçlar ABD üslerini vurmak için geliyor. Bunları ben söylemiyorum MİT belgeleri ve Jandarma'nın belgeleri. Şimdi Jandarmanın belgelerini değerlendireceğinize bunun kim tarafından sızdırıldığını soruyorsunuz? Başbakan çıktı 1940'larda bilmem ne olmuş... Sayın Başbakan, 1940'lardaki valiler bir yasa çerçevesinde il başkanıydı. Şimdiki valiler anayasaya rağmen sana yalakalık yapan valiler. Reyhanlı'da neler olduğunun cevabı bu mu? Cevabı o. Bir soru daha soruyoruz. Taksim'de bir çukuru korumak için onlarca MOBESE kamerası kurmuşlar.

Taksim biraz abartılmadı mı sizce, fazla zorlanmadı mı?
Şu anda Taksim meydanında ortalama 1,5 milyon insan sirküle ediliyor. Bir günde 1,5 milyon insanın geçtiği bir meydanda 30-40 bin işçi bayramını kutlayamaz mıydı? MOBESE sistemlerinin hepsini açsınlar, o taşeron örgütlerin kimler tarafından kullanıldığını görürüz. Sistem eskisi gibi değil, teknoloji oldukça gelişmiş. Siz devlet olarak en ufak bir sorun olmadan sonuç alabilirsiniz. En kritik ve sorunlu bir il olan Diyarbakır'da 1,5 milyon insan bir araya geliyor da bu ülkenin sendikacılarının Taksim meydanında bir araya gelmesi ne zamandan beri abes konusu olmuş?  Çünkü Başbakan istemiyor.

Marjinal grupların o olay içinde yer almasında ne gibi kaynaklar var? Az önce siz söylediniz.
Devletin zaafları var. Kameralardan polisin vatandaşı nasıl tahrik ettiğini gördünüz. Tahriklere müdahale etmiyorsa o da suç ortağıdır. Aslında baktığınızda kafa AKP kafasıdır, yasakçı bir kafa. Yürümekten, hak aramaktan korkan bir kafa. Bunu kabul edelim. Sayın başbakan bunu kendisi de söylüyor...

Taksim'de o gün izin verilseydi o gün olumsuz bir şey olmaz mıydı?
Asla olmazdı. Bir yıl önce Taksim'de hiçbir şey olmadı. Bu sene oradaki çalışmalar bahane edildi. Oradaki firmaları da çok iyi tanıyorum. İki firma da başbakanın yakın dostları. Sadece dostlarınızın makinelerini korumak için halka zulmediyorsanız  Allah da size zulmetsin. Ben İstanbul Velisi ve Emniyet Müdürü'nün hassasiyetini ve bu uygulamadan ne kadar rahatsız olduklarını da biliyorum. Ama ne yazık ki sayın başbakanın orta doğudaki o otoriter liderler gibi çalışan kafası durumu bu noktaya getirdi. Bugün keyifle izlediğimiz, sempati duyduğumuz sanatçı, sinemacı, tiyatrocularımızı yürütemedik. Ne olurdu yürüselerdi? Onlar da mı marjinal. O marjinal bu marjinal... Bunların kafaları marjinal.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacak mısınız?
Kim aday olursa olsun öncelikle CHP İstanbul'u almaya hazır. Ben siyaseten çok net bir insanım ama adaylık kararını tek başına vermemin imkânı yok. Ben hiçbir görevden kaçmam. CHP görev verdiği zaman taşın altına sadece elimi değil gövdemi koyarım. Ama daha uygun arkadaşlarımız varsa aynı şekilde Gürsel Tekin olarak nasıl ki geçmişte Genel Başkanımızın yanında 24 saat çalıştıysam aday olacak kim olursa olsun onunla da öyle çalışırım. İçeride ve dışarıda konuştuğumuz sıkıntıların halledilmesi İstanbul iktidarı ile mümkün.

Aday olursanız İstanbul'da trafik sorununu şu kadar zamanda kesinlikle çözeceğim diyor musunuz?
Tabii ki kesinlikle. 2009'da da maalesef kendimizi bu konuda çok iyi anlatamadık. Bu işler alakalı bilimsel olarak 3 tane sempozyum yapan tek siyasi partiyiz. İstanbul Trafiğinin periyodik olarak 6-7 yıl içinde kesinlikle çözülebileceği inancı içerisindeyiz. Bunun tek ilacı raylı sistemler ve metrolardır. Bunun haricinde viyadüklerle, köprülerle dünyanın hiçbir ülkesi bu trafik sorununu çözemez. Mevcut belediyenin bu husustaki çalışmalarını hiç başarılı bulmuyorum. 150 milyarlık ranttan bahsediyorum. İnşallah CHP iktidarında o miktarın yüzde otuzunu geri alacağız. Ve bunu İstanbul'un hizmetine sunacağız. Trafik sorunu işin görünen kısmı. İstanbul'un en büyük sorunu mülkiyet sorunu.

Bir yazı var, orada 2009 yerel seçimlerinde Kılıçdaroğlu misafir oyuncu pozisyonundaydı. Gürsel Tekin İstanbul'da AK Parti'nin kazanmaması için diğer partilerle ittifak kurarak Ak Parti'yle dişe diş bir mücadele verdi diye bir yorum var. Bunun için ne dersiniz?
Öncelikle Sayın Genel Başkan'la alakalı kısma katılmıyorum. Kendisinin o süreçte yüksek bir enerjisi oldu. O başarı da örgütlerimizindir. Çok ciddi çaba sarfettiler. Parti ittifakına katılıyorum. Biz büyükşehirde diğer partilerden büyük çoğunlukla oyar aldık. Onun farklılıklarını gördük. Üsküdar'da Saadet Partisinin ilçedeki reyiyle büyükşehirdeki reyi çok farklıydı. Orada görüyoruzki Sayın Kılıçdaroğlu daha fazla oy aldı. Yani görüyoruz ki bu ülkenin insanları ülkenin menfaatleri için adaya güvendiği zaman her isme oy verebilir. Sonuç itibariyle her siyasi partiden oy almışız.

İstanbul'da 39 belediye var. Çoğunluk AK Parti'de. Büyükşehiri alırsanız İstanbul'da yörünge nasıl değişir?
Tabi şimdiden bir yıl sonranın hedefini koymak çok gerçekçi olmayabilir. Geçen il başkanı olduğum dönemde 24 ilçe belirlemiştik ve burada ne yazık ki 11 ilçeyi çok az oylarla kaybettik. Bunu da kısmen bizim eksiklerimiz, bazı yerlerde aday konusunda sıkıntılardan kaynaklandı.

Gelişmiş ülkelere baktığımızda bizde yaşanan partilerin açılıp kapanması gibi sorunlar, lidere bağlı particilik neden oluyor, bunları incelemek lazım. Siyasal partiler yasası sistemi çürütüyor. Siyasi partiler yasası değişmediği sürece millet iradesinin parlementoda temsil edilmesi çok zordur.  Dünyadan olduğu gibi millvekili direk millet oyuyla oraya gelse bugün hiçbir milletvekili liderlerin sultası altında kalmaz. CHP'de dahil bütün partilerde böyle bir sulta var. Parlementodaki 550 milletvekilinin hiçbir tanesi milletin vekili değildir. milletin vekili olmak için millet tarfından seçilmek gerekir. Muhtarlarımızı nasıl seçiyorsak millet vekillerini de öyle seçmek gerekir.

O zaman cumhurbaşkanımızın yeni seçilme şeklini tasvip ediyorsunuz...
Elbette. Tabii ki millet seçsin. Millet iradesini istiyorsak millet seçmeli. İstanbul'da 85 tane milletvekili var. Ben hariç hiç İstanbul'u ağzına alan milletvekili var mı? E kardeşim sen kimin vekilisin? İstanbul'un bu kadar sorunu varken sen o parlementoda İstanbul'u konuşmuyorsan sen o zaman İstanbul'un milletvekili değil genel başkanların milletvekilisin. Bu açıdan bütün bu sıkıntıların önüne geçmek için 1- siyasi partiler yasasını değiştirmemiz lazım 2- yüzde on barajını kaldırmamız lazım.

Bugünkü iktidardaki milletvekilleri uzun zaman yüzde on barajıyla boğuşan milletvekilleriydi. Hatta acımasızca eleştiriler olmuştu. Dün haksız olduğunu söylediğiniz bir yasayı nasıl hala devam ediyorsunuz bunlarla.

Melih Gökçek yeni dönemde sizin CHP başkanı olacağınızı söylemiş. Ne dersiniz?
Böyle bir şey söz konusu değil, CHP'de bir lider sorunu da yoktur. Sayın Kılıçdaroğlu Türkiye için büyük bir şanstır. Toplum, aile ve siyasetle barışıktır. Devlet geleneği ve terbiyesi görmüş bir insandır. Türkiye'nin onu anlamaya ihtiyacı var. Başbakan'ın kurduğu ayrıştırıcı cümlelerle Türkiye'yi geliştiremeyiz. Ekonomi düzgün olabilir ama Türkiye'de huzur yoksa bir anlamı yok. Türkiye'de her ay çeşitli gerekçelerle huzursuzluklar yaşanıyorsa kendimizi bir daha sorgulamak lazım.

Sorular üzerine:
Bir evde engel varsa o evde anne de baba da engellidir. Genel başkan Yardımcısı Şafak Payev'in çalışmaları var.

Parlementoya sunduk. Dileriz ki sayısal çoğunluğu olan iktidar partisi de buna sıcak baksın. Bu sorunu halledelim.

Mustafa Sarıgül partiye davet edilecek mi?
Davet ettik. Ama kendisinin beklentisi nedir bilemiyoruz. Toplumda önemli bir figür olmuş bütün görüşteki isimleri davet ediyoruz. Çok sürpriz adaylarımız olacak ve çok iddialı olacağız. Bunun da bilinmesini istiyoruz.

Hükümetin beğendiğiniz projesi yok mu?
Mutlaka takdir ettiğimiz projeleri var. Ama bizim görevimiz iyilerin propagandasını yapmak değil eksikleri göstererek iktidar partisine çekidüzen vermek gerekir.

Gelin siyaseten üç şeyde anlaşalım. Bu üç şey de sayın başbakanın projesiydi. 1-Yoksullukla mücadele 2-Yolsuzluk, kimsenin hakkını yemeyelim 3-Yasaksız bir Türkiye yaratalım.

Haber: Samanyolu Haber

    Pazartesi, 27 May 2013 14:45

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica