Gürsel Tekin: "Yolsuzluktan en ufak sapmaları yok"

CHP'li Gürsel Tekin, "17-25’ten ders alırlar sandık. Ama hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Belgeler, bilgiler elimizde" dedi. Tekin,  "Yolsuzluktan en ufak sapma yok. İmar uygulamaları, enerji ihaleleri, TMSF satışları… Demek ki yeni bir bağırsak temizliği olabilir' diye konuştu.

Zaman'a kayyım atanmasıyla ilgili olarak da konuşan Tekin "Zaman'a kayyım atandıktan sonra arkadaşlarımla gittim. Gördüğüm tabloyu hayal bile edemezdim. Bu nasıl bir kin, anlamakta zorlanıyorum. Hepimiz boğulacaktık. Vallahi 28 Şubat döneminde böyle bir tablo yoktu. Bu nasıl kindir! derken 'İftira ve şantaj tarih boyunca hiç bu boyuta gelmemişti. İnsani değerlerimizi de kaybeder hâle geldik. Toptan bir düşmanlık, toptan bir imha insani bir şey değildir. İftiraların ve senaryoların yayılması için de bu medya kullanılıyor" açıklamasında bulundu.

Gürsel Tekin, CHP'nin en aykırı isimlerinden. İl başkanlığı dönemlerinde dahi bir parti yöneticisinden daha fazla popülerdi, daha fazla sözü dinlenirdi. Kemal Kılıçdaroğlu ile kader birliği 2009'daki yerel seçimlerinde başladı. Sonraki süreçte hep beraber yürüdü. Şu anda parti yönetiminin dışında kalsa da Kılıçdaroğlu'nun en güvendiği isimlerden. Gürsel Tekin'le gündemi konuştuk; enteresan itiraflar ve ifşaatlar ortaya çıktı.

Son haftalarda CHP'li bir il başkanı ve bir milletvekiline yönelik saldırılar oldu. Normal bir adli vaka mı bu, araştırabildiniz mi?
Dayak meseleleri yerel bir şey değil. Önce Kılıçdaroğlu'na AKP'ye üye olan bir çocuğun saldırısı oldu Meclis'te. Kemal Bey hoşgörü gösterip bu işi büyütmememiz gerektiğini söylemişti. Ama ben o zaman "Bu sıradan bir şey değildi, devamı gelebilir" dedim. Bugün yaşadığımız dayak hadiseleri, Kemal Bey'e yapılan saldırıyla bağlantılı şeyler.

CHP, sık sık Türkiye'nin geldiği durumu anlatıyor. Sonuç: 49.
Keşke aldığınız oy üzerinden yönetebilseniz. Ama yönetemiyorsunuz işte. 7 Haziran, Türk siyaseti açısından önemliydi. Hem siyasal gerilimin ortadan kaldırılması hem de yolsuzlukların bitirilmesi için tarihi fırsattı. İlk kez ekonomik kriz olmaksızın bir iktidar 10 puan kaybetti. Ama maalesef bir el, muhalefet partilerinin koalisyon yapmaması için olağanüstü çaba sarf etti. Bir elin bu süreci sabote ve provoke etmek için ciddi çaba harcadığını biliyorum. Erdoğan'ı da aşan bir şey. Siyaset bir taşeronlaşma gibidir. Mesela Ecevit'in ABD'den dönüşünü hiç irdeledik mi? Neyi tartıştık biz?

Clinton karşısındaki duruşu.
"Ecevit öyle oturmuştu da böyle durmuştu da…" Yazarıyla, çizeriyle, siyasetçisiyle; hepimiz o sürecin suç ortaklarıyız. Mesele Ecevit'in orada nasıl durduğu değildi; mesele Ortadoğu Eş Başkanlığıydı. Ecevit, Eş Başkanlığı kabul etseydi, belki bugün yaşıyordu. Sonra Erdoğan, Ortadoğu Eş Başkanı oldu ve bunu da övünçle söyledi. Erdoğan'ın sadece kendi coğrafyamızda değil, İslam coğrafyasında yaptığı tahribat konuşulacak.

Vatandaşlıktan çıkarma meselesi gündemde. Muhalif herkes sürülecek mi, ne olacak?
99'da deprem olmuştu. 75 yaşındaki bir teyzemiz, yıkılan binanın yanına çökmüş ağıt yakıyor. 2 yıl önce ev almışlar ve kurban kesmişler. Teyzem ağıtında diyor ki: "Ey Allah'ım biz ev aldık, kurban kestik. Meğer mezarımıza kurban kesmişiz." İktidarıyla, muhalefetiyle, hepimiz farkında olmadan siyasetin mezarını kazıyoruz. Kimin eliyle? Erdoğan'ın eliyle. Davutoğlu cesur değil. İktidar cesur olmayınca, muhalefet de homojen bir yapı olmayınca olumsuz bir sonuç çıkıyor. Bilinçli bir el, siyaseti çürütmek istiyor. Davutoğlu cesaretli olmalı. Yoksa onu biz de kurtaramayız.

İftira ve şantaj hiçbir dönemde bu boyutta olmadı

Biraz önce iktidar için "Yönetemiyor" dediniz. Amaç yönetmek mi iktidarda kalmak mı? Sonuçta bunca sıkıntılı meselelere rağmen yüzde 49 çok iyi bir oran.
Belli bir süre kalırsınız; daha fazla kalmanıza imkân yok. Bu ülkenin de sahipleri var. Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik gibi; önümüzdeki günlerde AKP içinde aklıselim sahibi üst düzey siyasetçiler konuşacaklar.

Fuat Avni'nin iddiaları konuşuluyor son günlerde. "Cemaat evlerine Öcalan'ın kitapları konulacak" gibi iddialar.... Birkaç saat sonra iktidara yakın bir kanalda benzer bir haber çıktı.
İftira ve şantaj tarih boyunca hiç bu boyuta gelmemişti. İnsani değerlerimizi kaybeder hâle geldik. Toptan bir düşmanlık, toptan bir ret, toptan bir imha insani bir şey değildir. Buna göre de medya oluşturmuşlar. İftiraların ve senaryoların yayılması için de bu medya kullanılıyor.

Kimlik bilgilerinin çalınması olayına nasıl bakıyorsunuz, çok ciddi tehdit altında mı vatandaş?
Davutoğlu'na soruyorum; "O çaldı, bu çaldı" diyorlar; sen ne iş yapıyorsun kardeşim o zaman. İşin kolayını bulmuşlar; ne olsa "paralel". Bir ülkenin mahremiyeti devlet tarafından korunamaz durumdaysa bu çok tehlikeli. Ben iktidar mensubu olsam bu kimlik meselesini kendime çok dert edinirim. Mesela Kemal Kılıçdaroğlu kimlik bilgisinin çalınmasını neden dert etsin ki; para yok, pul yok, kupon arazisi yok, para transferleri yok… İktidar mensuplarında, "Panama ve Wikileaks gibi bağırsaklarımız ortaya çıkar mı" telaşı var. Eğer 20 milyar dolar gibi bir yolsuzluk bütçesi dolaşıyorsa, bizim bağırsaklarımızın temizlenmesi lazım.

17-25 Aralık'la bağlantılı mı söylüyorsunuz bunları?
Biz dedik ki,"17-25'i gördüler, bundan sonra bu türden rezilliklere bulaşmazlar." Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Belgeler, bilgiler eli-mizde; geliyor bize, yolsuzluktan en ufak bir sapma yok. Belediyelerdeki imar uygulamaları, enerji ihaleleri, TMSF satışları… Ders almadılar. Demek ki yeni bir bağırsak temizliği olabilir.

"Vallahi 28 Şubat'ta bunlar yaşanmadı, boğuluyorduk"

Can Dündar dışındaki gazetecilerin davasında hiçbir siyasetçiyi göremiyoruz. Neden?
Bir kere sizin mesleki dayanışma konusunda çok ciddi bir zafiyetiniz var. Komisyonumuz daha geçen hafta gazetecilerin tamamını ziyaret etti. Çalışmalarımız sürüyor. Kılıçdaroğlu her alanda 32 gazeteci diyor. Bizim için bütün gazeteciler aynı değerdedir ve bütün gazetecilerin istisnasız özgürlüğünden yanayız.

Zaman'a kayyım atandığında gece gazete binasına gittiniz. Neler gördünüz?
Gördüğüm tabloyu hayal bile edemezdim. Başörtülü kardeşlerimiz mütevazı bir şekilde protesto ediyor. Dedim ki 'Allah'ım bunun milyonda birini CHP yapmış olsaydı ne olurdu?' Yemin ediyorum size 100 yıl yakamızda kaldırdı bu. Başörtülü kardeşlerimiz süründürüldü, sular altında, gazlar altında bırakıldı. Bu nasıl bir kin, anlamakta zorlanıyorum. Kamu görevi yapan arkadaşlar, görevini yap, tamam ama binanın içinde hepimiz boğulacaktık. Hangi duygu sizi bu hale getirdi. Vallahi 28 Şubat döneminde böyle bir tablo yoktu. Hani 28 Şubat'ı sorgulayacaktınız, ne oldu?

Doğan Medya'ya, yayın politikasından dolayı çok eleştiriler var bu aralar.
Sakın ha bu sürecin suç ortakları olmasınlar. Çok korkuyorsanız sayfanızı boş çıkarın kardeşim; biz o boş sayfa için yine satın alırız gazetenizi. Ama bu kirli sürecin suç ortakları olursanız hepinize yazık olur. Üstünüzdeki baskıları ve zalimlikleri biliyoruz. Ama önemli olan yapılan zulümlere direnebilmektir.

Reza Zarrab olayını konuşmamak olmaz. Bir dolu şey söylendi. İş birliği yapacağı ve bunun Türkiye'ye etkileri olacağı yönünde söylemler. CHP araştırdı mı bu meselenin iç yüzünü?
Türkiye'de son dönemlerde, yüzlerce iş adamı parasını alıp yurt dışına gitti. Büyük bölümü iktidara yakın iş adamları. Zarrab da bu iktidarın gidişatını görüyor. 200 milyar dolar gibi bir parayı yönetmek bir kişinin yapabileceği bir iş değil. Üst akıl arayacaksanız, burada arayın. Bu üst akıl, AKP iktidarının sürdürülebilir olmadığını görüyor. Sürdürülebilir bir hükümet yoksa bu 200 milyar doların sahiplerini kim koruyacak? Paraya el konulacak, kendisini de olası bir durumda İran'a teslim edeceklerdi. O zaman ne yaptılar? Bükemediğiniz bileği öpeceksiniz. ABD yargısına hesap vereceksiniz; en azından hem canınızı kurtaracaksınız hem de malınızı…

"Medya ve siyaset kurumu yeni baştan inşa edilmeli"

Türkiye'de örselenen kesimlerin başında medya geliyor. Bu örselemenin önüne geçmek için CHP gereğini yapabiliyor mu ya da bunları önleyecek gücü var mı?
Türkiye'de medya ve siyaset kurumunun itibarı yok. Millet kafasında iki kurumu da bitirmiş. Yalan, dolan, yolsuzluk ve hırsızlık, bu algının oluşmasının zeminini oluşturdu. Bu iki kesimin de yeniden inşası gerekiyor.

"Kayyım ile el koymalar eşkıyalık sistemidir"

Kayyım atama da artık sıradanlaştı.
Akıl alacak bir şey değil. Bunun hesabını yarın nasıl verecekler, merak ediyorum. Vatandaşımız da farkında değil. Yarın bu yapılanlar yargıya taşındığında, parası 78 milyon yurttaşımızın vergileriyle ödenecek. "Canım istedi el koydum" bir eşkıyalık sistemidir. Şu anda televizyonlar, gazeteler çok büyük bir günah işliyor. Yarın bu televizyon ve gazetelerin patronları, genel yayın yönetmenleri çocuklarına hesap veremezler. Saat 11.00'de bir bakan, 12.00'de Davutoğlu, 13.00'ten sonra Erdoğan… E olmaz kardeşim böyle.

Haber: Özgür Düşünce

Anahtar Kelimeler
    Pazartesi, 11 Nisan 2016 11:48

Bağlantılı Konular