Gürsel Tekin: "Şimdi de örtülü ödenekle soyuyorlar!"

Gürsel Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi'nde 29 Mart Pazar günü yapılacak ön seçim öncesi Çağdaş Ses'e önemli açıklamalarda bulundu.

Ön seçim coşkusunun umut verdiğini ifade eden Tekin, "Aday olacak arkadaşlarımızın aynı coşkuyu seçim kampanyasında da göstermelerini istiyoruz." dedi.

İşte CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin'in açıklamalarından satırbaşları:

"Coşkuyu seçim kampanyasına yansıtalım"
Türkiye'nin 56 ilinde son derce heyecanlı, coşkulu, demokratik bir yarış gerçekleşiyor. Ben bu yarışta yarışan tüm arkadaşları kutluyorum. Umut ediyorum ki hak eden kazanacaktır. Binlerce aday adayı arkadaşımız var ve tabi ki hepsinin listeye girmesi mümkün değil. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi olarak bu ön seçim coşkusunu, seçim kampanyasında da göstermelerini istiyoruz. Bunu da bu arada ilk defa söylüyorum; geçmiş yıllarda bu süreçlerde üç aşağı beş yukarı kimlerin favori aday oldukları bilinirdi. Şimdi ilk kez kimse bilmiyor.

170 aday eşit yarış içerisinde. CHP Genel Sekreteri olarak demokratik bir yarış olsun diye asla toplu kayıtlara izin vermedim. Zaman zaman alınganlık gösterildi "kayıtlarımız geçmedi" diye ancak bireysel kayıtların tamamı geçmiştir. Gece yarısı Genel Merkez'de toplu kayıt yaptırılmasına dün de izin vermedik, yarın da izin vermeyeceğiz. Bundan dolayıdır ki bu yarışta herkes demokratik bir şekilde yarışıyor. Bu çok önemliydi. 11 ilimizin adayları belli oldu. Gençler ve kadınlar ön plandaydı. Trakya'da kadın arkadaşlarımız birinci oldu, bu da bizim süreci ne kadar doğru götürdüğümüzün örneğidir diye düşünüyorum.


"İktidarımızda Siyasi Partiler Kanunu'nu değiştireceğiz"
Genel Başkanımıza 2011 yılında bir kanun teklifi verdik. Siyasi Partiler Kanunu'nu değiştirelim ve seçilen milletvekillerini, milletin kendisi seçsin. Ama ne yazık ki AKP sayısal çoğunlukta olduğu için bu yasa önerimiz kabul edilmedi. CHP olarak biz de en azından kendi tüzüğümüzü değiştirerek, bütün siyasi partilere örnek olacak bir davranış gösterdik. Yakın tarihte CHP iktidar olduğunda Siyasi Partiler Kanunu'nu değiştireceğiz ve gelişmiş ülkelerde olduğu gibi; milletvekillerini, belediye başkanlarını,  il genel meclis üyelerini millet kendisi seçecek. Bundan sonra Ankara'dan tayinli sistem bitti.

"AKP'de rant kavgası çıktı!"
AKP'de son dönemde yaşanan tartışmalar aslında bir iç kavga değil. Bülent Arınç ve Melih Gökçek birbirlerini siyasi anlamda eleştirebilir, tartışabilirler ancak ortada böyle bir şey yok. Ortadaki kavga bir rant kavgasıdır.  Bir yolsuzluk ve hırsızlık kavgasıdır.

"Bakanlar Arınç'a Gökçek'i muhatap almayın dedi"
Bülent Arınç dediğiniz kişi Hükümet Sözcüsü. Hükümet, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra basın toplantısı yapıyor. Bu Melih Gökçek meselesi aynı zamanda Bakanlar Kurulu'nda müzakere edilmiş bir meseledir. Satır arasında Bakan arkadaşlar Arınç'a "bu adamla muhattap olmayın" cümlesini kuruyorlar. Demek ki bu mesele Bakanlar Kurulunda konuşulan bir mesele.

"Parsel parsel satışı biz ortaya çıkarmıştık"
Bülent Arınç "Ankara'yı parsel parsel sattın" diyor. Şehirlerin nasıl parsel parsel satıldığını, İstanbul dahil olmak üzere haritalarla biz ortaya çıkardık. İstanbul'da 100 milyar doları ve Ankara'daki kamu mallarını, kamu arsalarının yandaşlara nasıl peşkeş çekildiğini ve imar uygulamalarının gece yarısı nasıl değiştirildiğini biz defalarca söylememize rağmen, muhalefet söylemi olduğu için dikkate almadılar. Ama ilk kez bir hükümet sözcüsü, kendi belediyesiyle ilgili nasıl yolsuzluklar yapıldığını çok net bir şekilde söyledi.

"Savcıları göreve davet ediyorum"
Bülent Arınç'ın her cümlesi suç teşkil ediyor aslında. Özellikle seçimi nasıl aldıklarıyla ilgili. Bir hükümet sözcüsü hileyle seçimde Ankara'nın nasıl alındığını da söyledi. Yetmedi 8 Haziran'da elindeki yüzlerce yolsuzluk dosyasını da açıklayacağını söyledi. Burada Bülent Arınç da suç işliyor aslında. Mutlaka, acilen bunları açıklamak zorunda. Ben CHP Genel Sekreteri olarak savcıları göreve davet ediyorum.

"Bilirkişiler AKP üyesi"
Bu açıklamalar sonrası Cumhuriyet Savcıları soruşturmaları başlattılar. Ancak şunu bilmeliyiz ki Cumhuriyet Savcılarının bu süreci sağlıklı götürebilmesi için elinde sağlıklı bilgilerin olması lazım. Adliyelerimizde savcıların, hâkimlerin, imar uygulamalarıyla ilgili maalesef herhangi bir bilgisi yok. Ne yapacak savcı? Savcı haklı olarak bilirkişi müesseselerine soracak. Bilirkişi müesseselerine baktığımızda burada rezaletin hangi boyutlarda olduğunu da anlatmak istiyorum;

Geçmiş dönemlerde bilirkişilerin çoğu özellikle teknik üniversitelerde odaları dahi belirlenerek yapılırdı. Mimarlar Odası, Mühendisler Odası aynı zamanda bir Bilirkişi Odası olurdu. Ancak AKP çıkardığı torba yasayla bunu ortadan kaldırdı. Şimdi ki bilirkişilerinin çoğunun kimlik bilgilerine baktığınızda göreceksiniz ki ya AKP üyesidir, ya da AKP'de yöneticidir. Böyle bir ortamda savcının sağlıklı bir soruşturma yapması mümkün değil. Nasıl yapabilir? Birincisi Ankara'daki bütün planları alacak, bu konuda mimarlar odası en yetkilisidir. Çeşitli odaların tamamını komisyona alacak. Bu odalar en kısa sürede savcıya hangi bölgelerin peşkeş çekildiğini, hangi kamu arsalarının kimlere verildiğini, nasıl uygulamaların olduğunu 10 gün içinde çıkarırlar. Eğer savcı soruşturma yapacaksa bu çerçevede yapmalıdır. Aksi takdirde o soruşturmanın yürümesi mümkün değildir.


"CHP bu konunun takipçisi olacak"
CHP olarak biz bunun takipçisi olacağız. Ankara'nın bütün planlarını döktük. Planların tamamında özellikle Bakanlığa ait yerlerin nasıl ve kimlere satıldığını, satıldıktan sonra hangi plan tadilleriyle uygulamaların değiştiğini önümüzdeki günlerde hem kamuoyuyla paylaşacağız. Hem de gerekirse soruşturmayı yöneten savcıyla da bu bilgileri paylaşacağız.

"AKP'deki kavga sarayla köşk arasında"
CHP'nin kavgaları "perdesiz ev" olduğumuz için tamamı yansıyor, biliyorsunuz. CHP’deki fikir ayrılıkları bir kavga gibi yansıtılsa da dünyanın her yerinde bu demokrasi ve zenginlik olarak kabul edilir. Farklı düşünceler siyasi partileri büyütür. Ancak AKP'deki kavga ideolojik bir kavga değildir. AKP'deki kavga paylaşım kavgasıdır, AKP'deki kavga 7 Nisan'da yapılacak olan liste kavgasıdır. Yani sarayla köşk arasındaki kavgadır.

Ankara kulislerinde atanmış Başbakan'a dört tane il tahsis edildiğini konuşuluyor. Yani bir Parti'nin Genel Başkanı'nı düşünün,  Davutoğlu önümüzdeki milletvekili seçimlerinde sadece Konya, Karaman, Aksaray ve Osmaniye'yi belirleyecek. Demek ki geri kalanlarının tamamını Saray belirleyecek. Böyle bir siyasal ortamda kavganın olmaması düşünülebilir mi?


"Arınç asıl kavgayı Erdoğan'la yaptı"
Melih Gökçek kavgası aslında satır aralarına baktığınızda, Bülent Arınç asıl kavgayı Cumhurbaşkanı'yla yaptı. Ama basın sürekli Melih Gökçek'i önde tutunca o görünmedi. Bir gazeteci müzakere ve süreçle ilgili bir soru sormuştu, o da; "biz bu süreci devam ettireceğiz gerekirse de saraya bilgi vereceğiz" dedi. Yani önümüzdeki süreçte köşkle saray arasında çok büyük bir kavganın, bir koridorun oluşacağı çok net bir şekilde görülüyor. Bunların güzel bir sloganı vardı "bu sevda bitmez" diye ama bence "bu kavga bitmez"

Öncelikle Kürt sorunu sadece bugünün sorunu değildir. Son 30 yıldır Özal dönemiyle başlayan bütün iktidarlar çözebilme konusunda zaman zaman irade göstermişlerdir. Ancak bir yol alamamışlardır. Soruna yarım yamalak bulaşıp, bunu reye tabi tutmak isteyen iktidarların da tamamı çökmüştür. Son tipik örneği de AKP olacaktır.


"İkidar aklını başına almalı"
Daha bir yıl önce bu sürecin önüne geçmenin vatana ihanet olduğunu söyleyeceksiniz sonra önünüze iki tane kamu yoklaması gelecek, bu kamu yoklamalarına bakacaksınız %40'ın altındasınız. Çıkacaksınız milliyetçi hassasiyeti olan yurttaşlara "Kürt sorunu yoktur, ne Kürt sorunu ya" diyeceksiniz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Bu mesele reye tabi edilecek bir mesele değildir. Eğer bir iktidar bu süreci seçim döneminde nasıl reye tabi ederim arayışı içine girerse bu çok tehlikelidir. İktidarın aklın başına alması lazım. Özellikle Başbakan Davutoğlu bu konuda çok suskun ve ne diyeceğini bile bilmiyor.

"Şimdi de örtülü ödenekle soyuyorlar"
Bugünde AKP'nin klasik torba yasalarından bir şey daha çıktı. Cumhurbaşkanlığı için örtülü ödenek! Bu konuda Başbakan'ın bile bir bilgisi yok. Kılıçdaroğlu Başbakanlık koltuğu boştur dediğinde Davutoğlu kızıyor. Ancak Başbakana rağmen bu torba yasaya bu örtülü ödenek girmişse, Başbakan yok anlamındadır. Cumhurbaşkanı'nın örtülü ödenekle ne için ne kullanacağını hepimiz merak ediyoruz. Bizim bildiğimiz yasalar bu yetkiyi net bir şekilde başbakana vermiştir. Bir iktidar düşünün ki; bir ekip gece soyuyor, bir ekip gündüz soyuyor. Yetmedi, bir de örtülü ödenek alıyorsunuz. Bu da Davutoğlu’nun yasalardan haberinin olmadığının örneğidir.

"Erdoğan AKP oyları düşüyor diye süreci sabote etti"
O on maddeye baktığımızda sadece belirsizlik var. Temenni var ve altı boş. Hepimizin ortak düşüncesi tabi ki barış ve kardeşlik. Bunlar kimsenin itiraz edeceği şeyler değil. Ama bu maddelerin altının doldurulması için parlamentoya ihtiyaç var. Yasaya, kanuna ihtiyaç var. Bugüne kadar iktidar bu maddelerin değindiği konularda,  herhangi bir kanun, bir teklif, somut bir adım atmamıştır. Cumhurbaşkanı "benim bunlardan haberim yok" dese de emin olun haberi vardır. Haberinin olmaması mümkün değil. Kendisine yakın iki bakanın da o toplantıda olduğunu hepimiz biliyoruz. Kamuoyu yoklamasında gördükleri oranların az olmasından dolayı bu süreci sabote ettiler. Aslında silahların bırakılması için yapılacak kongre tarihi belliydi. Ancak bu söylemle hem bu tarih geri çekildi, hem de silah bırakma havada kaldı.

"Kemal Derviş CHP ve Türkiye için büyük bir şans"
Türkiye'de bankacılık dahil birçok sistem Kemal Derviş ile birlikte oturdu. Tüm bu kavgalara rağmen, sevdanın kavgaya dönüştüğü bu günlere rağmen ekonomik kriz olmuyorsa bunun tek mimarı Sayın Derviş'tir.

Türkiye aynı zamanda küresel ülkelerin bir parçasıdır. Bugün İstanbul'da yaşadığımız şehre baktığımızda, sadece AVM'lerin 46 tanesi yabancı sermayenin, bankaların %65i yabancı sermayenin. İçtiğimiz ilacın bile maalesef ülkemizde üretim olmadığı için çoğu yabancı sermayenin. Burada küresel dünyayla rekabet edebilecek bir Türkiye, Kemal Derviş gibi ekonomiyi bilen, yurt dışında birçok başarı elde etmiş bir kişi ile olur. Kemal Derviş hem CHP için hem de Türkiye için büyük bir şans olacaktır. Milletvekilliğini sıcak siyasetin içinde olmayacağı için kabul etmedi. Ancak CHP iktidarında ekonomi ile ilgili görev alacağını kabul etti.


"Çok önemli projeler açıklayacağız!"
Genel Başkanımızın emeklilerle ilgili söylediği rakam yılda 25 milyon dolar ediyor. Bugün sözde hesap soran Davutoğlu bize, "nereden bulacaksınız?" dediğinde aklıma şu geldi; Sadece 3 ay içerisinde bizim kaybettiğimiz para 80 milyar dolar. Nasıl oldu bu? Cumhurbaşkanı ve Merkez Bankası kavgasında Türkiye halkı 80 milyar dolar bedel ödedi. Kimden çıktı bu para? Kimse unutmasın. Ne Davutoğlu'ndan, ne de Erdoğan'dan! Emekliden, çalışan, çalışmayan 77 milyondan çıktı.

İkincisi Bülent Arınç'ın ifadesiyle Ankara'da 50 milyar doların ranta kurban edildi. Bu da ne demektir; Ankara'daki soygun parasıyla 2 yıl emeklilerin maaşı verilebilirdi. Türkiye'de 400 milyarla 500 milyar arası bir yolsuzluk haritası vardır. Böyle bir yolsuzlukların olduğu ülkede, bir başbakan çıkıp; "sen nereden bulacaksın o parayı?" diyor. Para hazır hiç kimse merak etmesin. Önümüzde borçlularla ilgili çok önemli bir proje var. Köleleştirilmiş taşeron işçileriyle ilgili, esnafla ilgili çok önemli projelerimiz var, bekleyin."


Haber: Çağdaş Ses

    Cumartesi, 28 Mart 2015 10:55

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica