Gürsel Tekin, Çağdaş Ses'e çok önemli açıklamalarda bulundu

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Gürsel Tekin, partisinin seçim hazırlıklarından, aday gösterme stratejisine, CHP hakkında merak edilen her şeyi Çağdaş Ses'e anlattı.

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin ile CHP Gençlik Örgütü’nün Taksim'deki "Serap Eser” yürüyüşü sonrası buluştuk. Tekin, CHP’nin önümüzdeki seçimdeki adaya belirleme stratejisinden, basında çıkan isimlere, gündeme ve CHP’ye dair tüm merak edilenler hakkında sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

İşte CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in CagdasSes.com'a yaptığı önemli açıklamalar:

Seçimlere birkaç aylık süre kala CHP'nin seçimlere yönelik hazırlıkları ne durumda? Halka sunacağı proje ve vaatleri neler ve kamuoyuna bunu ne zaman duyuracak?
Aslında evet bu soru bize çok soruluyor ama belli ki bizim eksikliğimiz, kendimizi tam anlatamamışız, ifade edememişiz.. Çünkü özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, hemen hemen diyebilirim ki 81 ilin tamamında milletvekili arkadaşlarımız, parti meclisi üyesi arkadaşlarımızın çok ciddi çalışmaları var.. Tabi takdir edersiniz ki bütün bu çalışmaların Türkiye’nin her bölgesinde görülebilmesi için basının bunu haber yapılması lazım.. Medyanın durumunu hepiniz çok net olarak biliyorsunuz. Devletin 16 tane televizyonu var. Özelden vazgeçtim diyelim ki hadi onlar mecbur olmadı, kaldı ki demokrasilerde mecburdurlar o ayrı bir sorunda, ama Devletin 16 tane televizyonu bile bütün bu çalışmaları yok sayıyor. Doğal olarak da sanki hiçbir şey yapılmıyormuş algısı da bizi de üzüyor. Belli ki bunu daha çok net şekilde ifade etmemiz lazım..

Bedelli Askerlik
Proje konusunda da aynı şekilde eksikliğimiz sanırım bunları duyurmakta zorlanıyoruz. Mesela 2011 yılındaki 41 tane projemize baktığımızda, samimi olarak söylemeliyim ki 41 proje adeta laboratuvarda hazırlanır gibi aylarca, günlerce hazırlandı. Ve projeler Türkiye şartlarında 50 yıllık öngörü şeklinde yapılmıştır. Yani bugünden yarına, seçimden seçime yapılan projeler değildir. Ve projelerimizin tamamı iktidar çevreleri ve iktidar medyası tarafından çokça eleştirildi. Hem de çok acımazca eleştiriler yaptılar. Mesela bunlardan bir tanesi bedelli askerlik meselesi. Biz bu konuda daha farklı düşünmüştük yani sadece parası olan bundan faydalansın, parası olmayan sürünsün anlayışı içerisinde olmadık. Tam tersine ülkede herkesin faydalanabileceği bir proje idi. Yarım yamalak uyguladılar bunu. Ama ilk açıklandığında başta Erdoğan olmak üzere nasıl saldırılara maruz kaldık. Bu da yetmedi "Bu memleketi kim koruyacak?" demişti.

Aile sigortası AKP'nin kurbanı oldu
Şimdi bütün bunlara baktığımız zaman, "Aile Sigortası" da dahil olmak üzere, emeklilerle ilgili Sayın Genel Başkanımızın kendi alanı olduğu için sosyal politikalar, sadece genel başkanlığı döneminde değil 2005 yılından itibaren İntibak Yasası'nı tek ağzına alan insandı! Bununla ilgili çok ciddi mücadele edildi. Ve intibak yasası aslında bizim projemizdi ve AKP iktidarı bunu yarım yamalak hayata geçirdi. E şimdi baktığımızda 41 tane projenin 6 tanesini AKP hayata geçirdi. Peki o zaman nasıl projemiz yok? Ve tüm bu projeleri biz kanunlaştırarak teklif sunduk. Örneğin bu aile sigortası çok acil yapılması gerekirken ne yazık ki iktidarın sayısal çoğunluğunun kurbanı olmuş oldu.

Adaylar hangi kritere göre belirlenecek?

CHP bu dönem milletvekili aday belirlerken neyi kriter alacak? Yine mesela daha önce bir milletvekili "Necla Arat" için tombaladan çıkma milletvekili demiştiniz. Peki CHP bu dönem parti geleneğinden gelen isimleri mi aday yapmayı istiyor yoksa yine tombaladan milletvekilleri çıkacak mı?
Şimdi tabi öncelikle geçmiş dönemdeki tüzüğümüzde maalesef tüzüğün ötesinde merkez yönetimi Ön Seçimi hiç denemedi. İlk kez Sayın Kılıçdaroğlu döneminde 2011 yılında 32 tane ilimizde fiilen ön seçim yaptık. 25 tane ilimizde de İl Başkanlarının talebiyle ‘temayül’ dediğimiz yani hepsinin düşüncesi alınarak yapıldı. Yani ortalama 50 tane il örgütümüzün talebi üzerine yapılan Ön seçim uygulaması ile oldu. Bu kez herkes Tüzük tartışması ile meşgul geçen dönem herkes tüzük tüzük öyle bir emir yoktu buna rağmen 50 ilde yapıldı. Ama bu dönem büyük olasılıkla ben Türkiye coğrafyasının %80-85'inde mutlaka ön seçim uygulanacak. Çünkü örgüt kendi kaderini kendi çizsin. Dışarda isimler olmaz mı? Elbette olacak. Ama daha çok dışardaki isimler, yani tercih edilecek isimler partinin dokusuyla uyuşacak isimler olacak. Yani biraz daha sol dünyada olacak. Buna çok büyük bir ihtiyaç var.

Merkez sağdan isimler olacak mı?
Elbette merkezde de insanlar olur. Yani merkezdeki insanları partinin çatısına toplamak için bazı isimleri aday göstermemize de gerek yok. Çok net proje ve söylemlerimizle ben inanıyorum ki Türkiye’nin bu gidişatından rahatsız olan merkezde, geçmiş dönemlerde farklı siyasi partilerde, sağ partilerde siyaset yapanlar bugün çok rahatsız. Ve çok çeşitli bölgelerde özellikle eski milletvekilleri içinde ANAP'lısı, DYP'lisi birçok insan CHP'nin iktidar olması için çok ciddi çaba sarf ediyorlar. Hiçbir beklenti olmaksızın.

Tam bu noktada aslında bir takım insanların ismi geçmeye başladı kulislerde. Abdüllatif Şener, Nazlı Ilıcak, Adnan Menderes, Ali Bardakoğlu gibi isimler aday yapılacağı yönünde dün basına yansıyan haber oldu. Bunlar için ne diyeceksiniz?
Şimdi söz konusu CHP olunca bunların her türlüsünü söyleyebilirsiniz ama hiçbir bedeli yoktur. Şuanda hiç birisi doğru değildir. Ne konuşulmuş, ne tartışılmış, ne Genel Başkan’ın ne de MYK’nın böyle bir konuşmaları olmuştur.

Ayrıca şunu da söylemek istiyorum mesela aynısını AKP için yazsınlar bakalım? Bir kulis haber yapsınlar da görelim.. Mesela bizim geçen söylemiş olduğumuz 62 tane milletvekilinin bu kirliliğin parçası olmayacağız ve direnç göstermesi var. Mesela bir tane ismini vermeyeceğim AKP’li bir İstanbul Milletvekili, meclis kulislerinde bağırarak "hiç kimse bana bu hırsızları onaylatamaz" dedi. Bütün gazeteciler gördü ama kimse yazamadı. İşte bunu yazamayanlar söz konusu CHP olunca istedikleri gibi yazıyorlar. Ama bunların şu anda gerçekliği falan yok.

CHP bu süreçte Kürt sorununa ne gibi bir çözüm üretiyor?
Kürt sorunu Türkiye’nin en temel sorunlarından bir tanesi. Yani demokrasi ve özgürlük konusunda bir pranga gibi duran bir sorun haline gelmiştir. Eğer Kürt sorunu çözülürse Türkiye'de demokrasi, evrensel hukuk sorunu da çözülecektir. Çünkü getiriyorlar orayı dayatıyorlar. Türkiye de hangi sorun çözüme geliyorsa mutlaka bir baraj yolları Kürt sorunu geliyor. Kürt sorununun mutlaka çözülmesi lazım. Kürt sorunu konusunda ilk kez derli toplu anlaşılabilir 72 tane kanun teklifi veren tek siyasi partiyiz. Efendim bu eksik olabilir, eleştirilebilir ve bugüne kadarda kimse eleştirmedi eksiğini fazlasını. Ne HDP den bu eleştiri geldi ne de AKP den. E geçirelim kardeşim demokrasi diyorsunuz, özgürlük diyorsunuz niye geçirmiyorsunuz. Ama kapalı kapılar ardında her şeye rağmen tatbiki barış hiç tereddütsüz ama sürekli seçim arifesinde barış cümlesini kullanıp seçimden sonra daha çok böyle baskıcı otoriter bir anlayış sergileyecekseniz, işte bu barış olmaktan çıkıyor. İkincisi şunu da söylemek istiyorum, yani barış özgürlük sadece Kürtlerin talebi değil 76 milyonun beklentisi var. Şimdi bu anlayış bu kadar hukuku, demokrasiyi, insan haklarını yok sayan bir anlayış bir kafa bir zihniyet kadın erkek eşitliğine inanmayan bir zihniyetin barışı nasıl çözeceğini doğrusu hepimiz merak ediyoruz.

Meclis'te de yanlış hatırlamıyorsak bu Kürt sorununa çözüm tartışmaları olurken sizin bir bildirgeniz oldu parti olarak. O bildirgede 89 raporunun içeriğiydi aslında ama başlıklar olarak biraz daha güncellenmiş haliydi. Şimdi size neden bu soruyu soruyoruz ısrarla çünkü siz Kürt kökenli bir siyasetçisiniz. Aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin Doğu ve Güneydoğu'da hiç temsil edilememe gibi bir sıkıntısı var. Bu dönem ne olacak nasıl bir şey yapacaksınız da o bölgeye girebileceksiniz siyaseten bunu merak ediyoruz..
Şunu söyleyeyim yani 30 - 40 yıldır her türlü demokrasi hukuk dışında her şey uygulandı, faili meçhul cinayetler dâhil olmak üzere. Demek ki bunların hiç birisi çözüm değil. Sonuç itibariyle geldiğimiz nokta dünyanın her yerinde olduğu gibi burada demokrasiyle bunları çözmek mümkün, insanları yok sayarak bunları çözmeniz mümkün değildir. 89 raporu ile ilgili Sayın Erdal İnönü bizim gibi işte çiftçinin oğlu öbürünün bilmem nesi falan değildir. Cumhuriyetin kurucularında önemli bir şahsın İsmet İnönü’nün oğludur. İsmet İnönü’nün oğlu bu meselenin çözümü için bırakın sadece elini gövdesini koydu. O gün gerek merkez sağda, gerekse solda birçok şeyler adeta bir linç kültürüyle linç edilmek istendi. Yani bütün o eski gazetelere baktığınızda Erdal İnönü çok acımasızca eleştirildi. Üstünden yıllar geçti bugün herkes Erdal İnönü’nün ne kadar haklı ne kadar doğru bir iş yaptığını gördü. O gün Erdal İnönü’nün 89 raporu olarak sunmuş olduğu bir çözüm konusu gibi ele alınabilseydi değerlendirilebilseydi, binlerce insan hayatını kaybetmemiş olacaktı.

İkicisi bugün emekli işçi köylü pay alamadığı maaşının kaybı da olmayacaktı. Düşünebiliyor musunuz Devletin resmi rakamlarına göre beş yüz milyar dolar harcandı terörle mücadeleye. Bu beş yüz milyar dolar ne demektir biliyor musunuz? Ortalama o tarihe kadar 100 milyar dolarının harcandığını düşünün daha çok ondan sonra harcanmıştır. 400-500 milyar dolar bugün emeklinin, çiftçinin, köylünün, taşeron işçisinin cebinde olacaktı. Şimdi böyle büyük bir kayıp paradan ziyade insan kaybı çok önemli ve bugün gelmiş olduğumuz noktaya baktığımızda herkes ah keşke 89 raporunu hayata geçirebilseydik.

90'lı yıllara gelince, 90’lı yıllarda gerek bugün HDP’de olan arkadaşlarımızın hataları gerekse o dönemin yönetimdeki hatalar sonucu maalesef bizim içimizde olan çok sayıda insanların ayrılıp parti kurunca doğal olarak yani o bölgede Diyarbakır'da Mardin'de Batman'da en çok güçlü olduğumuz yerlerde bu kez bizim tabanımızda yeniden yapılanmaya bir türlü geçilemedi. Uzun süre terkedildi ve Kürt sorunu konusunda bir çok arkadaşımızın negatif cümleleri bölgede bizim kopuşumuza da sebep oldu. Ama önümüzdeki günlerde birçok illerde rahatlıkla vekil çıkarabilecek pozisyondayız.


Siz şuanda CHP'nin genel başkandan sonra gelen en önemli ikinci adamısınız. İşte şimdi bu noktada Kürt halkının işte gerek kültürel haklar konusunda gerek yönetsel haklar konusunda ve ya sosyal ve ekonomik haklar konusunda ne diyecek CHP, mesela slogan olabilecek bir şey var mı?
Şimdi bizim şu anda söylemle ilgili bir sıkıntımız yok. Yani sayın genel başkanımız eskiden biz güneydoğu coğrafyasına gidemezken elimizi kolumuzu sallayarak Uludere’ye gittik, Roboski'ye güvenliksiz gittik altını çizerek söylüyorum. Polisler güvenliğinizi sağlamadı. Sağlamadı ve bizim güvenlik sorunumuz var dedi, kendi güvenliğinizi kendiniz alın dedi gittik.

CHP'nin alternatif çözümü: Üçüncü yol
Diyarbakır sokaklarında, Türkiye coğrafyasının tamamında bütün Cumhuriyet Halk Partililer son derece rahatlıkla geziyoruz, hiçbir güvenlik ihtiyacı duymaksızın. Sorun şu yani 30- 35 yıllık bir sorunu çok kısa süre içerisinde, patates ekerken bile altı ay bekliyorsunuz. Şimdi bu kadar seçmenin taraf olduğu olağanüstü bir coğrafyada yavaş yavaş bir sayfa açmak zorundasınız yani 3. yol dediğimiz. Evet, ne AKP Kürtlerin sorununu çözebilecek durumda ne de HDP çözmek durumunda. Bunu da açık söylüyorum. Ve genel kanı, bütün toplumunda söylediği gibi bu meseleyi ancak Cumhuriyet Halk Partisi çözebilir! Gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi çözebilir. Çünkü niye biraz önce de ifade ettim demokrasiye inanmıyorsanız özgürlüklere inanmıyorsanız hiçbir meseleyi çözemezsiniz. Kürtlerin en meşru talebi demokrasi ve özgürlük. E nasıl şimdi burada Kürtler rahatsız olmayacak mı taksimdeki o insanların gözünün çıkmasına insanların ölümüne rahatsız olmayacak mı? Tabi ki olacaklar. E tamam yani bu ceberut uygulamayı burada uygulayan insanın nesine inanacağız biz. Ben önümüzde süreçte ben güneydoğu coğrafyasında daha bir farklı bir sonuç bekliyorum.

%10 Barajını indirmek için İmralı'ya gerek var mı?
Benim 2009 yılında bir gazete demecim oldu. Kürt sorunu çözülmeli. Bu sorunu kim çözerse tarihe geçer. Bu konuda CHP’yi desteklemek gerek demiştim. Tartışma konusu oldu. 2009’dan beri bir arpa boyu yol alınamadı. Sadece söylemler oldu. Bunların hepsi laga luga, Kürt sorununun en temel sorunu siyasettir. Ya ne yapacaksın, demokrasi işleteceksiniz. Demokrasi barajını nasıl işleteceksiniz? Bunun için müzakereye ihtiyaç var mı? Bunun için Kandil’e gitmeye gerek var mı? %10 barajını indireceğiz. Bunun için İmralı’ya gitmeye gerek var mı? Ey AKP hadi gel bakalım buradan başlayalım, başlayalım ki insanlar kendini ifade edebilsin. Niye buna direniyorsunuz?

Mecliste bulunmayan sol partilerin belki de sağ partilerin liderlerinin CHP’nin kadrolarından aday gösterileceği doğru mu?
Hayır, böyle bir çalışma yok. Ama vicdani olarak ben şunu söylüyorum; Gerçekten insanlar emek veriyor. Para harcıyor siyaset yapıyorlar, e birçok siyasi parti devletten yardım almadan ayakta durmaya çalışıyorlar. Bu siyasi partileri tecrit eden bir anlayış olabilir mi, bu anlamda mutlaka barajı indirmek lazım ya da bu siyasi partilerin baraja rağmen barajı yıkabilecek bir anlayış ile içeri girmesi lazım. Bu gerçekten de çok vahim bir durum.

"Baraj konusunda bizim sesimiz çıktığı kadar HDP'nin sesi çıkmıyor"
Ben bu konuda HDP’nin de bir direnç göstermesini bekliyorum. Yani baraj konusunda bizim sesimizin çıktığı kadar HDP'nin sesinin çıkmaması çok manidardır. Çok basit, CHP olarak 2 tane kanun teklifimiz var. Birisi %3 diğeri de %5.. Hadi AKP başka bir öneri getirsin ya da HDP başka bir öneri getirsin.. Yani Berlin duvarı gibi örülmüş bu barajı kaldıralım. Bunu kaldırdığımızda ne olacak biliyor musunuz? Bir kere siyaseten doğu da ve güneydoğu da herkes kendini ifade edecek.. Şimdi birçok siyasi parti var. Nasıl olsa baraj var diye kendisini ifade edemeyecek. E çok sesliliği nasıl yaratacaksınız? Baraj koyarak yaratabilir misiniz? Bunun imkânı yok.. Bunun için en azından buradan başlanması lazım. Ama maalesef ki bu güne kadar son 7 yıla baktığımızda barış bile diyemiyorlar, müzakere falan diyorlar. Kısaca bunun tanımı pazarlama.. Ne pazarlığı yapıldığını doğrusu hiç birimiz bilmiyoruz. Taraflar bile bilmiyorlar. Yani ne AKP milletvekilleri, ne de HDP milletvekilleri bilmiyorlar. Bunu da açıktan ifade ediyorlar.


Sayın Başkan bu zamana kadar HDP'nin aldığı oy oranı %7 olmasına rağmen seçime parti olarak girmesinin nedeni AKP ile anlaştıkları ve Anayasa değişikliği için bunu yaptığı söylenmekte. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yani anlaşma kısmına çok katılmıyorum. Anlaşma yapıldıysa barajı indirmek lazım. Yani baraj konusunda CHP’nin de MHP'nin de tavrı açık destek verebilecek durumda. Yani HDP ile AKP istiyorsa bu şu demektir; parlamento da 540 tane milletvekilinin tamamının oyunu alacaklar. Ama bir parti edebi olarak böyle kaçak güreşebilir mi, arka kapıdan girebilir mi? Kapılar durmuş bacadan girmeye çalışıyorlar. Bacalardan girmelerinin yolu çok iyi bir yol değildir. Bence HDP'nin kendi adına seçime girmesi gerekir.

"HDP barajı aşamazsa Türkiye açısından iyi olmaz"
Ama halk arsında gezinen bir fısıltı var ve matematiksel olarak bakıldığında HDP Doğu ve Güneydoğuyu temsil yetkisini belirli tavizler karşılığı ve gizli bir anlaşma ile AKP'ye bunu devretmesini kabul ederiz ve ya etmeyiz ama matematiksel alternatiflerden birisi de bu.

Yok onlar mümkün değil, onlar rivayetlerin ötesine geçmez. Öyle bir şey mümkün değil. Onu HDP de kabul etmez ama şöyle bir şey olabilir; HDP barajı aşmasa ne olur? Evet aşmasa Türkiye açısından çok iyi olmaz.. Kusura bakmayın ama onu da iktidar düşünsün o zaman. Tabi yani şimdi bu kadar sorunu uluslararası bir boyuta gelmiş bir seçimi sözde bu konunun sorumlusu olacaksa bunun hesabını yapıyorlardır ya da hesabını vereceklerdir.


Baraj meselesi AYM'de konuşulurken siz çıkıp "AYM tehdit alındadır" dediniz. Neye dayanarak söylediniz bunu, biraz açar mısınız?
Tabi bu iktidarın yöntemlerinden biri hepimizin bildiği gibi.. Basın, Medya, İş Dünyası, baskı uygulamadığı hiçbir alan yok.. Hukuk üstündeki baskı da çok net.. AYM üyelerine sadece bu meseleden değil. Haşim Kılıç ve arkadaşlarının tutumundan dolayı zaman zaman çok ağır eleştiriler oldu biliyorsunuz. Darbeciler, işte bunlara güvenmiyoruz dediklerinde, tarih işte tekerrürden ibarettir. AKP'lilerin tamamı Sayın Haşim Kılıç'ı ilah ilan ettiler. Niçin? Partinin kapatılmaması için.. 28 Şubat dönemi için.. Katılırız katılmayız çeşitli dönemlerde çok net tavır koyabilen bir insandır Haşim kılıç. Darbeci ilan ettiler.

"AYM tehdit altında"
Bildiğimiz Haşim Kılıç sizin geleneğinizden gelme, siz buna sahip çıktınız, hatta bundan dolayı referandumda yöntemi değiştirdiniz. Tam da bunların arzu ettiği bir AYM şeklini getirdiniz. İktidarın bakışı tam olarak da şu; Orhan Gencebay'ın bir parçası var: "Ya benim olursun ya da toprağın." Yani siz milli görüşçüde olsanız, siz geçmiş dönemde AKP’ye oy vermişte olsanız siz AKP'nin çeşmesine su da taşımış olsanız, eğer o gün AKP’nin politikalarına denk düşmüyorsanız idam fermanınız verilmiştir. Onun için Haşim Kılıç toprağın oldu. Ben iki ay önce bunların tehdit altında olduğunu söyledim valla ne Sayın Kılıç'tan ne de diğer üyelerden bir yalanlama gelmedi. Sonra Sayın Kılıç bir gazeteye verdiği demeçte "hepimiz baskı altındayız" dedi
.

Dikkatimizi çeken bir konu var.. Siz eski İstanbul İl Başkanı'sınız ve İstanbul milletvekilisiniz. Partide genel başkandan sonraki en yetkili isimsiniz. 30 Mart seçimlerinden sonra İstanbul'da kazandığınız 14 belediyeye de çok mesafeli durduğunuzu görüyoruz, hiç ziyaret etmediniz? Bunun bir sebebi var mı?
Aslında hiçbir sebebi yok. Hatta önümüzdeki günlerde öyle bir program düzenleyeceğim belediyelere.. Uğrayamadım evet çünkü sizde takip ediyorsunuzdur ben daha çok Anadolu'yu geziyorum. Önümüzdeki günlerde 14 belediyemizi ziyaret edecek, ilçelerimize de gideceğim. Ama benim farklı bir alışkanlığım var. Ben 4 yıl il başkanıydım, vallahi belediyelere hiç uğramadım dersem yeridir. Böyle bir genel anlayışımda var. Ama belediye başkanlarına karşı değil. Bir belediye ile aramda mesafe olmasını çok arzu ederim. Belediye başkanı arkadaşlar alınganlık gösterebilirler. Aslında ben belediye başkanı olsaydım asla örgüt müdahalelerinin hiç birine girmezdim. Çünkü belediyeler kamu kurumudur, örgüt daha başka bir şeydir. Yani örgüte müdahale, örgüte baskı hiçbir belediye başkanına fayda sağlamadı. Örnekleri var örgüte müdahale etmeyen belediye başkanları çok daha başarılı olmuştur.

"Zabıtalarınızı yönetir gibi örgüt yönetmeye kalkmayın"
Bu Belediye Başkanları'nın geçmiş dönemlerdeki tavırları da beni ciddi derecede rahatsız etmiştir. Bunları yüksek sesle onlara da söylemişimdir. Bakın belediyelerimize en ufak şeyde kendimizi kalkan ederiz şüphesiz. Ama ne olursunuz zabıtalarınızı yönetir gibi örgütü yönetmeye kalkmayın, bundan vazgeçin. Bu alışkanlıklar kısmen de devam ediyor. İnşallah bu anlayış değişir. Bakın vatandaşın dışarıdaki aynası belediyelerdir. Vatandaş solağa çıkıp başarılı bir belediye görüyorsa; "Bu CHP’nin başarısıdır değilse CHP’nin başarısızlığıdır" der. Bu dönemde belediyelerimizin başarılı olması için bizim ciddi çalışmalarımız vardır. Çünkü partinin selameti açısından belediyeler önemlidir. Bunun için yani yoksa Belediyeleri ziyaret etmememde özel bir neden yoktur.



Belediyelerden konu açılmışken Şişli konusu için ne gibi çözümler düşünüyor CHP?
Şimdi tabi Şişli belediyesi ile ilgili ben çok derinliğine girmek istemiyorum. Seçim dönemi benim tavrımın ne boyutta olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Ama şuan da şişli belediyesinde bir Başbakan'ın siyaset malzemesi yapacak bir durum yok. Bir yolsuzluk veya kamusal sorun olsa anlarım ama öyle bir durum yok. Belediye Başkan yardımcısıyla Belediye Başkan'ı arasında sorun olduğunu görüyorum. Bu sorunda istifa ettikten sonra giderildi diye görüyorum ama maalesef iktidar bütün kirliliğini Şişli'yi kullanarak kapatabilir miyim anlayışı içerisinde. Umut ederim ki Şişli'deki arkadaşlar bu sorunu en kısa zamanda çözerek CHP'nin kurumsal kimliğine zarar vermeden davranabilirler.

Siz İstanbul’u çok iyi bilen bir siyasetçisiniz, uzun yıllar il başkanlığı yaptınız. Yeni göreve getirilen Sayın Murat Karayalçın ile görüşmeleriniz oldu mu? Bilgi alışverişinde bulundunuz mu?
Tabi Murat Bey bizim eski Genel Başkanımız. Kendisini gerçekten çok sever ve sayarız. Sıradan bir partili arkadaşımız gibi davranacak durumda değiliz. Her zamanda sevdiğimiz saydığımız insandır. Partinin en önemli seçim döneminde gelip görev de edinmiştir. Tabi biz görüştük, ben görüşlerimi ifade de ettim daha çok. Mesela beni bilen bilir, bilmeyenler açısından söyleyeyim CHP tarihinde iki kez üst üste tek aday olan insan benim. Bunu neye borçlusunuz derseniz hiç ayrıştırmadım. 39 ilçenin kongresine de katılmadım, kongrelerde taraf görüntüsü vermemek için. Hatta bütün arkadaşlarımı da uyarmışımdır. Sakın ha bir tane delegeyi bilmem bazen ilçe başkanları bir gelenek haline gelmiştir. Başkanım istediğin delege var mı? Ne demek efendim, sakın ha bana sormayın. Bu partiyi yönetsel olarak partiyi geriye düşürür, yani şimdi herkes merak ediyor, bu adam iki dönem üst üste nasıl yaptı başkanlık? Benim kriterim şu idi, o ilçenin başkanı çalışıyor mu çalışmıyor mu? Üretiyor mu üretmiyor mu? Üretiyorsa benim baş tacımdır ama üretmiyorsa kardeşimde olsa görevden alırım. O dönemde görevden almalarımın gerekçelerini anlatmıştım.

CHP bu seçim aday belirlerken, resmi ön seçim mi yapacak?
Tabi bu illere göre değişir, yani bir kısım illerde resmi, bir kısım illerde örgüt, bir kısım illerde de yargı denetiminde yapılacak. Buna niçin gerek duyuldu diye soracak olursanız da, birçok illerde sosyolojik olarak baktığımızda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. İşte bu sorunları gidermenin yolu olarak kullanacağız. Ne kadar kullanılır hiç mi kullanılmaz bunlar önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğimiz şeylerdir. Ama bakın hiçbirimizin amacı örgütü üzmek değildir. Şimdi son günlerde benimde fark ettiğim, örgütlerde bir kırılma bir moral bozukluğu hissediyorum çok kolay değil yani. Çok önemli iki seçim yaşadık ve bu seçimler örgütlerimizi üzmüş olabilir. Ama ben 2015 yılında örgütlerin CHP'lilerin unutmaması gereken şey şu; Herkesin gözü CHP’dedir, çok ilginçtir Türkiye’nin birçok iline gidiyorum gittiğim her yerde MHP’li seçmen CHP'yi eleştiriyor, HDP'li seçmen CHP'yi eleştiriyor, AKP'li seçmende bizi eleştiriyor, bize oy vermediği halde.. Neden, çünkü bizden beklentileri yüksek, yani CHP sadece CHP'liler için çare değil 76 milyon için çare.

"Erdoğan türbanlı bacıları işten attı"
Bugün bir sendikamızın eylemine katıldım arkama bir baktım 20'nin üstünde türbanlı kardeşlerim vardı işlerinden atılmışlardı. Hatırlarsanız, zat-ı muhterem gittiği her yerde "türbanlı bacılarım" diyordu. Ve o türbanlı kardeşlerim sadece işlerinden atılmadı, aynı zamanda polis tarafından biber gazıyla, copla dağıtıldı. Demek ki türbanlı da olsanız türbansız da olsanız, dinli de olsanız, dinsiz de olsanız, Kürt de olsanız, Alevi de olsanız sizin için vazgeçemeyeceğiniz iki şey vardır, biri demokrasi biri özgürlük.. Onunda yeri CHP'dir. Buraya geleceksiniz çare burada çare arıyorsanız çare sadece CHP'dedir. Aksi takdirde o türbanlı kardeşlerimizde o AKP'ye oy vermiş insanlarında önümüzdeki günlerde yaşayacağı dramatik şeyleri biz görüyoruz. Biz sadece CHP için çare değiliz, onun için örgütlerin çok diri olmalı çok dinç olmalı.


"Kirliliğin parçası olmayan vekilleri kutluyorum"

Peki Mehmet Metiner'in gözyaşlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yolsuzluğu aklama çalışmalarından bahsedelim biraz.
Ya ben birebir kişilerin isimlerini verip polemiğe girmek istemiyorum ama şunu söyleyeyim: Her şeye rağmen bütün bu sürecin kirliliğin bir parçası olmayan vekilleri kutluyorum! Benim hesaplarıma göre 62 kişi ve başlarında Başbakan vardır.

"Davutoğlu korkudan tatile çıktı"
Bakın arkadaşlar kamuoyunun bilmesi gerekenler, Sayın Davutoğlu bu oylama Salı günü olmasaydı olmaz mıydı? Olurdu. Başbakan bilinçli olarak o günü seçti. Çünkü sayın Davutoğlu o gün oy kullansaydı kendi tezleri ile ters düşerdi. Sayın Davutoğlu demedi mi; "Yolsuzluk yapan kardeşim de olsa kolunu keser atarım." Şimdi o gün oy kullansaydı herkes o soruyu soracaktı. Ama korkusundan yapabileceği tek bir şey vardı tatile çıkmak.

O zaman şunu söyleyebilir miyiz; "62 kişinin başını Davutoğlu çekiyor"?
Tabi o çok net zaten.. Şunu söyleyebilirler yani, oylama günü ile ziyaret denk düştü. Öyle bir şey yok.. Çünkü Salı günü olacağını kimse bilmiyordu. Pazartesi günü öğrendik. Tombala çeker gibi ne zaman olacağını bekliyorduk. Ama bir baktık Davutoğlu’nun iki programının birden olduğu Salı gününü seçtiler. Bütün bu 62 kişinin duruşuna ihanet diyen bir ülkenin milletvekili.. Allah göstermesin düşünebiliyor musun herhangi bir milletvekilimiz Kemal Kılıçdaroğlu'na ihanetçidir dediğini, hemen başlarlar CHP'de bölünme, CHP'de ayrılık demeye. Kime diyor bu iki milletvekili, ihanet şebekelerine köşke ihanet ettiler diyor, bunlar satılmış dediler, çok ağır cümleler kullandılar.. Yani hiç kimsenin kullanamayacağı cümleler ama bir milletvekili kendi Başbakanına ihanetçi diyorsa ona da artık ben bir şey demem. 62 kişinin biri Davutoğlu'dur. Bu 62 kişi sadece bu 4 bakandan dolayı değil, Türkiye'nin gidişatından çok rahatsız olan insanlar, ben önümüzdeki günlerde bir siyasal coğrafyada değişiklikler bekliyorum.

Size bir adres göstereyim Sayın Gül'ün kitabını okuduğunuzda başlı başına tartışma konusu ve bütün gazetelerin manşetinde olması gereken kitaptır. Çok önemli şeyler söylüyor ve bu gidişatta AKP'nin nasıl davrandığını çok somut bir şekilde bir Cumhurbaşkanı'nın, partinin kurucusu olan o gelenekten gelen bir insanın söylemesi çok önemlidir. Asıl merkez galiba Sayın Gül'ün etrafında oluşacak gibi geliyor bana.

Haber: Çağdaş Ses

    Pazartesi, 26 Ocak 2015 22:32

Bağlantılı Konular