" Bizdeki lüks belediye binaları dünyanın hiçbir yerinde yok"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Çağdaş Ses'in sorularını yanıtlayarak, teknik verilerle İstanbul'da israfın önlenerek pek çok yaraya merhem olunacağını belirtti.

 

Gezi direnişinin siyasete yansıması sizce nasıl olacak?Analistler ve sosyologlar kararsız olarak isimlendirilen siyasetsiz seçmenin yapısının değiştiğine işaret ediyor. AKP’nin siyasetsiz seçmenin oyunu alarak iktidar olduğunu, bu seçimde siyasetsiz seçmenin Gezi direnişinde siyasetin tam da içine düşerek yapıyı değiştirdiği belirtiliyor. Parti olarak bunu incelediniz mi? Seçim stratejinizi belirlerken Gezi’yi nasıl hesaba katacaksınız?
Evet, aslında sadece Gezi Parkı olarak değerlendirmemek gerekir. Sürece baktığımızda yani geriye dönük siyaseti analiz ettiğimizde, kısmen seçmen tercihi gibi gözükse de 30 yıllık siyasal yaşantımızda hep siyasal mühendislikler yapıldığını görüyorum. Bunu değiştirmenin bir tek yolu var, sivil siyasetin yani sivil hareketlerin olması gerekiyor.

Siyasi Partiler Yasasını değiştirmeliyiz
Ne yazık ki işte 12 Eylül dönemi bu örtgütlü toplumu ortadan kaldırdı. Yani bütün bu siyasal mühendisliği bozabilecek örgütlü bir  yapı şuanda söz konusu değil. Sadece Siyasi Partiler Yasası'nın mevcut halini bu koşullarda bozmak şu anda mümkün değil. Kaldı ki siyasi partilerin örgütlenme yapıları da çok bozuldu. Yani aşağıya baktığımızda ne yazık ki kümelenmiş aynı zamanda 80 öncesi dediğimiz taban da bütün sivil hareketlerde örgütlü yapılarda ya da köy örgütlerinde bir örgütlenme yapısı yok, daha çok içe dönük partilerin ihtiyacına cevap verebilecek bir yapılaşma var. Yani kim geliyorsa bu hemen hemen bütün siyasi partiler için geçerli olan bir kavram kendine göre bir yapılaşma oluşturuyor çünkü o yapılaşmayı da onun üstünden kurduğundan çarkın bozulmasını da istemiyor. Öncelikle bütün bu düzeni değiştirebilmemiz için siyasi partilerin yasasını değiştirmemiz gerekiyor.

Gezi direnişi bundan sonra örgütlü toplumu harekete geçirecektir
Türkiye’de birçok şeyi iyi analiz etmek için toplumsal reaksiyon gösterebilmenin yolu örgütlü toplum yaratmaktır. Gezi direnişi de onun sonucudur aslında. Eğer örgütlü toplum kendisini ifade edebilseydi, taleplerini yüksek sesle iletebilseydi elbette Gezi direnişi olmazdı. Gezi direnişinin devam etmesi gerekiyordu. Direnişin bundan sonraki süreci hangi siyasi partinin iktidar olacağı ile ilgili değildir.

Türkiye'de sendika yoktur
Gezi’nin en önemli görevlerinden bir tanesi bundan sonra örgütlü toplumu harekete geçirmektir, örgütlü toplumun önünü açmaktır. 1980 öncesi 8 milyon örgütlü insan varken nüfusumuz 44 milyondu. Şimdi 76 milyon oldu fakat örgütlü toplum sayısı neredeyse sıfır noktasında. Bugünkü sendikaları ben örgütlü bir yapıda görmüyorum çünkü bütün bu olumsuzluklara rağmen eğer bir sendikal mücadele yoksa, 2 milyon taşeron insanın çalıştığı yerde sendikal mücadele yoksa, ben bu sendikaları yok sayıyorum.

Şimdi tabi biraz önce bir Gezi Parkı ya da bir Gezi direnişinden bahsederken, direnişe uygun bir siyasal yapılaşmanın da dönemine henüz girdiğimizi vurgulamak gerekir. Yani demokrasilerde farklı siyasi partiler de olabilir, farklı düşünceler de olabilir. Bu bütün farklılıkların dışında bu baskıcı ceberrüt sistemin değişmesi için herkesin bir alanda buluşması gerekiiyor. Bu anlamda herkese çatı olabilecek parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bunun içinde elbette merkez sağda ve merkez solda demokrasi ve özgürlük konusunda kaygılarım var, tereddütlerim var diyen herkesin Cumhuriyet Halk Partisi’nde birleşmesi gerekiyor. Aksi taktirde bundan sonraki süreci kestirmemiz biraz zorlaşır.

Partiniz tarafından aday gösterilmeniz durumunda nasıl bir politika izlemeyi düşünüyorsunuz? HDP veya sol cephe ile ittifak yapmayı düşünüyor musunuz?
Tabi ki partim karar alacak. Partimin alacağı karara ben her zaman saygı duyarım çünkü CHP geleneğinde büyüyen bir insanım. Belediye başkanı olursam çok şey yapmak istiyorum. Ne yapmak istiyorum? Yapılamayanı yapmak istiyorum; şeffaf, dürüst, arınmış, vatandaşına hesap verebilir bir Başkan olmak istiyorum. Almış olduğumuz her bir kuruş verginin hesabını verebilecek bir sistem yaratmak istiyorum.

"Belediyedeki israfı önleyerek yeni bir İstanbul inşa edebiliriz"
Geçen gün gazetelerde de konuya ilişkin veriler kısmen çıktı, gelişmiş ülkelerin belediyelerine baktığımız zaman Washington, Berlin, Paris gibi yerlerde bu belediyelerin hizmet ve iştirak alanlarının çok geniş olduğunu görebiliyoruz.

İBB'nin 1000 binasının 800'ü yeşil alana dönüştüreceğiz
Yani sağlığından eğitimine kadar tamamı belediyelere bağlı olmasına rağmen Londra’daki belediye binalarının sayısına bakın bir de İstanbul’daki belediye binalarının sayısına bakın. İstanbul’da bine yakın belediye binası var. Bu ne demektir? Bin bina ne demektir? Bin bina aynı zamanda yurttaşa hizmet değil, külfet demektir. O binaların maliyetleri, o binaların giderleri olduğu gibi İstanbul’daki yurttaşımızın sırtında. Bunların %80’inin hesaplarını da yaptık, önemli bir kısmını park alanı yapacağız.

39 İlçeye 39 meydan yapacağız
39 ilçede 39 meydan olması lazım. Bu meydanların tamamının adı Özgürlük Meydanı olacak. İnsanların kendilerini ifade edebilecekleri, siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlertinin rahatlıkla miting yapabileceği meydanlar yapacağım. Böyle bir kent olabilir mi? Böylesine bir metropol kentte insanların hava alabileceği, rahatlıkla dolaşabileceği hiçbir alan yok.

Yandaşa 100 milyar dolar aktarıldı
Binaların geri kalan kısmını tabi ki de satacağız, maliyetini de hesapladım. 4.5 Milyar ile 5 milyar dolar arası gibi bir rakam ediyor. Bu 5 milyar dolar ile neler yapılabilir. Bir dönüşmemiş kentsel dönüşümün bütün kanalları açılabilir. İki deprem dönüşümü bakın üstünden 14 yıl geçmesine rağmen halen dönüştürülemedi. Yani bu ülkede bu şehirde halen siz insanların en doğal barınma sorunu çözememişsiniz ama öbür taraftan Kanalİstanbul hikayesini anlatıyorsunuz millete. Bırakın bu Kanalİstanbul hikayelerini, şu anda İstanbul’un beklentisi olan ulaşım, altyapı, planlama, kentsel dönüşüm bütün bunlar çok kısa bir sürede çözülmek zorunda. Özellikle ulaşım yani ulaşıma baktığımızda bu iktidar kendi yandaşlarına 100 milyar dolar rant kazandırdı. 100 milyar dolardan daha yüksek bir rakamdır da, ben yine daha mütevazı bir rakam söyledim. Ve bugüne kadar da bu 100 milyar dolara da itiraz eden hiç kimse olmadı.

Bütün bunlardan siz kendi yandaşlarınıza 100 milyar dolar rant aktarmasını biliyorsunuz da İstanbul ulaşımı için harcanması gereken 8 milyar dolar ile 10 milyar dolar bulamıyorsanız, bunu bizim sorgulamamız gerekiyor. Özellikle ulaşım sorunu, metro sorunu yani trafik sorunu için atılacak en büyük adım olurdu bu.

Belediye başkanı olursam çok şey yapmak istiyorum. Ne yapmak istiyorum? Yapılamayanı yapmak istiyorum; şeffaf, dürüst, arınmış, vatandaşına hesap verebilir bir Başkan olmak istiyorum.. Yani almış olduğumuz her bir kuruşun vergisini ödeyebilecek, her kuruşun hesabını verebilecek bir sistem yaratmak istiyorum.
 
Marmaray gecikmiş ve çok doğru bir proje

Siz hiç marmaray’a bindiniz mi?
Binmedim ama Marmaray gerçekten doğru bir proje ve gecikmiş bir proje. Marmaray aynı zamanda bugün sadece iktidarın sonuçlandırdığı bir proje değildir, başlangıcı Rahmetli Özal ve Rahmetli Ecevit’in dönemine denk gelir. Devletlerde devamlılık diye bir şey vardır. Onun için yapana da yaptırana da bugün bitirene de teşekkür ederiz. Bu bir hizmet alanıdır. Ama yetiyor mu, yetmez. Birçok Marmaray projesinin İstanbul’da hayata geçmesi gerekiyor çünkü İstanbul’da ulaşım yarası var. İstanbul’un imkanları var. İstanbul Anadolu’daki başka bir şehir değildir. Bütün bu yüksek olanaklara rağmen halen birikmiş sorunların çözülememesinin tek bir nedeni varsa o da rantçı bir anlayış, rantçı bir kafa ne yazık ki.

CHP şu tuhaflığı bir türlü dillendiremedi; Marmaray’ı merkezi hükümet bütçesi ile Devlet Demir Yolları yaptı ama AKP sanki bunu İstanbul Büyükşehir Belediyesi yapmış gibi her yerde kendi reklamını yaptı.

Tabi şimdi bizde maalesef sistem oturmadığı için bir ülkenin Başbakanı bu cümleleri kullanırsa, -bizim belediye sizin belediye, bizim seçmen sizin seçmen- gibi ifadeleri kullanırsa doğal olarak bu sonuçlar ortaya çıkıyor. Kaldı ki bu ülkenin Başbakanı 76 milyonun Başbakanıdır. Bütün belediyelerin Başbakanıdır. Bu kadar ayrıştırılmış, bu kadar birbiriyle çatıştıran bir anlayış içerisinde elbette onun kimin yapıp yapmadığının da bir anlamı kalmıyor.
Bu siyasi bir ranttan pay kapma yarışı gibi sanki..

Yani şurada yurttaşlara şu ricada bulunmak istiyorum. Bir şeyi görmek için müfettiş kayıtlarına, Sayıştay raporlarına, savcıların soruşturmalarına gerek yok. Belediyelerin fotoğraflarına, belediye başkanların çocuklarına baktığınızda yolsuzluğun haritasını görebilirsiniz.

Bizdeki lüks belediye binaları dünyanın hiçbir yerinde yok
Meclis’te gazetecilerle sohbet ederken ben de ordaydım, -Bir İngiltere Başbaşkanının ofisine bakın bir de bizim belediye başkanların odalarına bakın gerçeği görürsünüz- demiştiniz.

Çok enteresan, evet. Bu kadar hantal bir devletleşme modelini, yerinde yönetimi net bir şekilde görüyoruz. Bakın aslında yerel yönetim “yerinde yönetim”i ifade eder. Yani vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için yerine gideceksiniz. Şimdi bizde ne oluyor? Tam tersine, merkezi bir yönetim anlayışı ile hareket edildiğinden insanlara hizmet götürülemiyor. Mesela bırakın büyükşehir belediye başkanlarının odalarını, belde belediye başkanlarının odalarına gittiğinde Obama’nın odası bile onların yanında halt etmiş diye düşünüyorsun. Şimdi böyle bir israf-ül anlayış, böyle bir hovardaca anlayış doğrusu kabul edilebilir bir anlayış değildir. Bütün bu savurganlık niye oluyor? İşte biraz önce söyledik, denetleme yok. Kim hesap soracak? Yurttaş nasıl hesap soracak? Örgütlü olursa hesap sorabilir, şimdi örgütsüz bir toplum olunca o da istediği gibi harcıyor, istediği gibi yapıyor. Bizdeki lüks belediye binaları, bizdeki lüks kamu binaları dünyanın hiçbir yerinde yok buna emin olun.

Birçok yönetici arkadaşlarımızın davranışları beni çok incitti
Adaylığınızı açıklarken başta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere diğer partili arkadaşlarınızın tutumu nasıl oldu?
Vallahi ben öncelikle kimseyi ayrıştırmak istemiyorum. Ama gerçek CHP’liler, yani partide bizim gibi 30 yıldır 40 yıldır mücadele etmiş, hatta hatta zaman zaman karşı karşıya geldiğimiz insanlar olabilir ve bu son derece doğaldır. Siyasetin doğasında vardır, siyaset ne mutlak beraberlik ile ne de mutlak ayrılıkla yürür. Süreç içerisinde bütün arkadaşlarımın yanımda olması beni çok mutlu etti. Öncelikle burada herkese teşekkür ediyorum. Ben hiçbir kamu olanaklarını, belediye olanaklarını kullanan bir siyasetçi değilim. Ama benim partimde çok önemli gelenekler var bu gelenekleri fark edemeyecek olan ya da o geleneklerin dışından gelen birçok yönetici arkadaşlarımızın davranışları beni çok incitti. Onları da CHP’ye sonradan dahil oldukları için o anlayışta kabul ediyorum. Çünkü CHP kimliğinde yetişen insanların davranışları böyle olmamalı. Siz muhalif de olabilirsiniz, başkasına da taraf olabilirsiniz.

Sarıgül kadar bir kısa sms'i hak etmiyor muydum?
Örneğin bugün Sayın Sarıgül’ün aday adaylık açıklaması var. Sarıgül’ün adaylık açıklamasına katılmamız için 28 ilçeden mesaj geldi. Doğrusu başta benim ilçem olmak üzere (Kadıköy) birçok ilçe bu mesajı çekti. Yani ben bu ilçenin çocuğuyum, ben bu ilçede büyüdüm. Heralde en az Sayın Sarıgül kadar ben de bir kısa mesajı hakkederdim diye düşünüyordum. Bırakın benim Genel Başkan Yardımcılığımı ya da başka bir arkadaşımızın adaylığını. Bunlar parti geleneğinde olan davranışlar değil, çirkin tavırlar bunlar. Ama bunlar da geçici. Bunların bir önemi yok. Bunlar gördükçe ders almamız gereken, ibret almamız gereken bir olaylardır. Ben hiçkimseye benim tarafımda olun, benim safımda olun diyen bir anlayış içerisinde değilim, olmadım. Şunu da herkese örnek olsun diye söylemek istiyorum, Cumhuriyet tarihinde, CHP’nin 90 yıllık tarihine baktığımızda İstanbul'da ilk defa üst üste iki kez il başkanı olmuş tek insan benim. Bundan dolayı bütün partime bir minnet borçluyum, benim için en büyük değerlerden biridir bu. Yani beni çok onure eden bir görevdi bu. Ben hiçbir gün il başkanı olduğum zamanlarda -39 ilçenin tamamına sorabilirsiniz- hiç kimseye “şu delege olacak bu delege olmayacak” diye baskı kuran bir il başkanı olmadım. Bir kişi de bana gelip dedin derse siyaseti bırakırım.

CHP İstanbul'da ayrıltırıcı davranış had safhada
39 ilçenin başkanına tarafsız davranmışım, hatta 39 ilçe kongresinde çok sayıda aday adayı olan arkadaşımız olduğu için katılmamışım. Arkadaşlarım da eleştirdi beni. Ben dedim ki -Birçok arkadaşımız yarışıyorlar. Benim orada taraf görüntüsü vermem bana yakışan bir tablo değildir.- Sadece Kadıköy ilçesinde oyumu kullanmak için bulundum..

Herkes Gürsel Tekin'in İl Başkanlığı'nı kendine örnek alsın
Parti yöneticiliğinin temel görevi partilileri bütünleştirmektir. Bu ayrıştırıcı davranış İstanbul’da had safhada. Bu çok rahatsız edici. Umut ediyorum  ki Sayın Genel Başkanımız da bunun farkındadır. Bunun kimseye bir yarar sağlamayacağı inancı içindeyim. Herkes Gürsel Tekin’in il başkanlığını kendine örnek alsın. Gürsel Tekin iki kez tek başına aday olduysa bunun nasıl olduğuna bakılması gerekiyor. Ayrıştırmadan kaynaklı çatışma kültürü iktidarın yaratmış olduğu ve bizim çok rahatsız olduğumuz bir kültürdür.  Bundan derhal vazgeçmemiz lazım.

90 Yıllık CHP tek bir isimle endekslenemez
Sayın Tekin siz MYK üyesisiniz. Yerel seçimlere kısa bir süre varken İstanbul da MYK’nın konuları arasında olacak muhakkak. Söyleyecek bir sözünüz vardır muhakkak MYK’da konuya ilişkin.
Ben söylenebilecek tüm laflarımı üç ay önce söyledim.

Bir; konu sadece Sayın Sarıgül ile ilgili değil. Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan herkese kapımız açık olmalı. Ama 90 yıllık tarihi bir geleneği olan ve Cumhuriyet’i kuran bir siyasal partinin bir tek kişiye endekslenmesi beni rahatsız ettiği için Tuzla’da da bu düşüncelerimi ifade ettim. Çare Gürsel Tekin olmaz, çare Ahmet, Mehmet olmaz; çare Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Ben bu rahatsızlıklarımı kamuoyu önünde ifade ettim.

Mütevazi davranmayacağım; İstanbul'u benden iyi bilen siyasetçi yok
İki; mütevazı davranmayacağım; İstanbul’u benden daha iyi bilen bir siyasetçi olduğu inancı içerisinde değilim. Bugün bir kamuoyu yoklamasını gördüm gazetede. Bir hafta önce ikisi gazeteci olmak üzere birçok arkadaşımla benzer şeyleri paylaştım. Ve 2009 yılında sokakta olan bir siyasetçi olarak, hiçbir kamuoyu yoklaması yaptırmaksızın, yüzde 40 hedefi koyan bir siyasetçiyim. Bütün bu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için kendi çapımda partimi uyarmak istedim. Ama bundan sonraki süreçte birinci önceliğim partimin kazanmasıdır. Bu konuda arkadaşlarımız elbette bir sorumluluk alırlar. Kamuoyundaki araştırmalar kimi gösteriyorsa, ben bu partinin geleneğinden gelen bir siyasetçi olarak elimden gelen tüm çabayı sarf ederim.

Şeffaf ve sokakta yapılan tüm yoklamalarından ben çıkarım
Şunu da belirteyim, dokuz tane şeffaf kamuoyu yoklaması yaparsanız, yani gerçekten vatandaşa sorarsanız dokuzu da Gürsel Tekin çıkar, ben eminim.

Geçtiğimiz günlerde “Kemal kılıçdaroğlu’nun gönlündeki isim benim” diye bir açıklama yapmıştınız. Önceki gün de kendisine karşı kırgın olduğunuzu belirttiniz. Kılıçdaroğlu’nun Sarıgül ve size karşı tutumu nasıl, o süreç içinde ne değişti?

"Kılıçdaroğlu, ağabeyim diye susacağım anlamına gelmez"
Sayın Kılıçdaroğlu’nun bana karşı tutumuna itirazım yok. Tutumunu çok iyi biliyorum. Bir ağabeyi kardeş ilişkimiz olduğunu herkes bilsin. Ama bu “ağabeyime hiçbir şey söylemeyeceğim” anlamı taşımaz. Yani ağabeyimin yararı, Türkiye’nin yararı, partimin yararı olduğu zaman elbette ağabeyime de söyleyeceğim. İşte biraz önce kırgınlıklarımız derken ifade ettim. 30 tane ilçenin belediye başkanının daha partiye yeni gelmiş bir arkadaşımıza göstermiş oldukları bu hoşgörüyü 30 yılldır bu partinin çocuğu olana göstermemesi kırgınlık sebebi değil midir? Allah aşkına bu nasıl izah edilebilir? Gürsel Tekin olarak aday adayı olan arkadaşlarımızın yanında tek tek durdum. Kimseyi ayrıştırmadım, sen şusun busun demedim. Bu ilçeler ya da bu örgüt.. Ya koskoca İstanbul ilini bir kişiye  tahsis edeceksiniz, geri kalan adayları.. Ya Celal Doğan’ın ne eksiği var? Semih Hoca’nın ne eksiği var? Can Ataklı’nın, Gürsel Tekin’in.. Eksikleri de olabilir tabi ki. Bunlar minicik bir mesajı hak etmeyecek siyasetçiler mi? Bütün bunları ben ne yapacağım, kamuoyuyla paylaşmayacağım? Ben siyasette ayna gibi görünmek isteyen bir insanım. Öyle kim ne diyecek diye düşünmem. Deniz Bey döneminde de aynı düşüncedeydim, ben düşüncelerimi her dönemde çekinmeden söylerim. Kabul ederler, etmezler hiç önemli değil.

"Sahada görmediğim belediye başkanları, il başkanlığım dönemini unuttu"
Sarıgül’ün tüm adaylara mavi boncuk dağıtması hadisesi var bir de. Hangi aday adayı ile görüşsek “Mustafa Sarıgül’ün adayıyım” dediğini duyuyoruz. Hiç “Ben Gürsel Tekin’in desteklediği adayım” diyeni duymadık. Neden?
Ben Genel Başkan Yardımcısıyım. Benim de gönlümde birçok arkadaşlarım var. Ama birinci önceliğim gönlümdeki arkadaşlarım değil. Ben 2009’da Sayın Baykal’a “şu arkadaşım olsun, bu arkadaşım olsun, kazanırsak bize, kazanmazsak hiçbirimize” anlayışı içerisinde olmadım. Yani bugün eğer birçok belediye başkanı makamında oturuyorsa, benim il başkanı iken gecemi gündüzüme katıp hamallık yaptığım unutulmasın. O başkan arkadaşlarımı bir gün ben sahada görmüş değilim ama önemli değil. O gün onlarla kazanacağımıza inandığım için onu yaptım. Yarın da kiminle kazanacağımıza inanırsam o.

"Bana kazanabileceğimiz ilçeler teklif edildi ama ben reddettim"
80 sonrasındaki en güçlü il başkanı olduğunuz istatistiki verilerle sabit. CHP’nin oylarını %300 katladınız.
Bunların bir önemi yok ki maalesef. Bu beni çok üzüyor. Hatta bununla ilgili o kadar alçakça şeyler yapıldı ki.. O kadar alçakça, çirkince saldırılara maruz kaldım ki, şirketinin muhasebecisini yazdı, kendi avukatını yazdı dediler. Bütün bu çirkinliklere cevap bile vermedim. Ben Gürsel Tekin, İl Başkanıydım. Herhalde isteseydim üç dört arkadaşımı belediye başkanı yazabilirdim. O konuda sayın başkanımın bana güvenini gayet iyi biliyorum. Hatta kendimle ilgili yaşadığım manzarayı çizeyim, bana kazanabileceğimiz ilçeler teklif edildi ama ben reddettim. Ben İstanbul'a iddia koydum diyen bir siyasetçiyim. Yani öyle işte, bunlar üzüyor insanı.

Haber: Reşat Şahin ÖZTÜRK / Mahsun FİDAN / Ozan KÖK / Çağdaş Ses

    Pazartesi, 09 Aralık 2013 15:20

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica