Gürsel Tekin Halk Arenası'nda

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Halk Arenası programına konuk oldu.

Uğur Dündar: Sevgili seyirciler, değerli gençler. Çok değerli genç konuklarımız, Halk Arenası Özel'e hoş geldiniz. Halk Arenası Özel, İstanbul Kadıköy'den, Yoğurtçu Parkı'ndan Türkiye ile buluşuyor ve park gençler tarafından doldurulmuş durumda. Biraz sonra CHP Genel Sekreteri Kemal Kılıçdaroğlu aramızda olacak. Sayın Kılıçdaroğlu biraz gecikiyor çünkü Hatay'daki miting dolayısıyla bizim ilan ettiğimiz saatte burada olamadı. En fazla 15-20 dakika sonra burada olacak ama bu arada burada çok değerli bir konuğumuz var. CHP Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin bizimle birlikte. Bu akşam ki organizasyonu CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt organize ediyor. Teşekkür ediyoruz kendisine, ayrıca CHP'nin değerli milletvekilleri var. Örneğin Sayın Aykut Erdoğdu var, biraz önce Sezgin Tanrıkulu'yu gördüm, o da burada herhalde. O arada Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız bizimle birlikte. Gezi'de şehit verdiğimiz Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş aramızda. Gezi'de polis şiddeti sonucu gözünü kaybeden Sayın Hülya Aslan ve Sayın Can Çolak aramızda. Onlara hoş geldiniz diyoruz ve Gezi'de hayatını kaybeden tüm evlatlarımıza Allah'tan rahmetler diliyoruz, sevgi ve saygı ile anıyoruz onları. Bu akşam gençler soracak Kemal Kılıçdaroğlu cevap verecek ama Sayın Kılıçdaroğlu gelinceye kadar sorularımıza Sayın Gürsel Tekin cevap verecek. Önce ben böyle parfüm kokusu var kurbağalı dereden gelen. Gerçekten berbat bir koku. Kadıköylüler özellikle havalar ısındıktan sonra bu kokuyu çekmeye mahkûm oluyorlar. Acaba bu Kadıköy belediyesinin çözemediği bir sorun mu yoksa İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Kadıköylülere bir cezalandırma şekli mi?
Gürsel Tekin: Öncelikle bende hepinize iyi akşamlar diliyorum. Uğur beyin sorusu ile ilgili özellikle CHP olarak CHP'nin bütün belediyeleri ile gurur duyuyorum. Gerekçe olarak şunu söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar özellikle Kadıköy'de yaşayan, Beşiktaş, Sarıyer, Maltepe, Kartal'da yaşayan insanlar bilir. Haftasonları, Cumartesi ve Pazar günü AKP'ye oy vermeyen gençlerimizin sosyal yaşamlarının nasıl daraldığını bu daralmadan ancak ve ancak Kadıköy'de nefes alabiliyorlar. 21 yıldır 94 yılında CHP olarak bizim projelendirdiğimiz, özellikle bu alanın İSKİ'ye ait olduğunu söylemek istiyorum, Kadıköy'e ait değildir. Buna rağmen bir önceki Belediye Başkanımız Selami Öztürk, Cengiz Özyalçın, bütün çabalarına rağmen burayı bize devredin, dünyada olduğu gibi gondolların, etrafında çay bahçelerinin olduğu...

Uğur Dündar: Dünya demeyelim, Eskişehir Belediye Başkanı'nın yaptığı gibi diyelim.
Gürsel Tekin: En azından bir Eskişehir gibi gerçekten insanların gelip oturabileceği bir alanlar olsun istedik. Ne yazık ki 21 yıldır haramzadelerin elinde olan bu İstanbul'un nasıl talan edildiğini  Gürsel Tekin olarak İstanbul'un yolsuzluk haritasını çıkarıp 2011 yılında geçmiş dönemde belediye başkanlığı da yapan Sayın Erdoğan'ın kendisine gönderdim. İstanbul kamu alanlarının İstanbul'un milli emlaklarının nasıl talan edildiğini, yandaşlara, damatlara, çocuklara nasıl peşkeş çekildiğini belgeleriyle açıkladım. Üstünden beş yıl geçmesine rağmen bir tek Allah’ın kulu cevap veremediği gibi dava açamadılar. Ne dedim bunlara siz hırsızsınız İstanbul halkının malını çaldınız dedik ama ne yazık ki buna dava açamayanlar... Buna dava açmaya cesaret edemeyenler af edersiniz klozet cümlesine dava açmaya koşa koşa gittiler. Nereye giderseniz gidin her tarafınızın nasıl koktuğunu çok iyi biliyoruz.

Uğur Dündar: Bir saniye ben programımızın kurallarını da bir kısaca hatırlatayım. Sevgili gençler, güzel düşüncenin bağırmaya ve hakarethane bir hale asla ihtiyaç yoktur. Güzel düşüncesi olmayanlar başkasını kutlarlar, yüksek perdeden konuşurlar ve agresif bir üslup kullanırlar. Çünkü anlatabilecekleri güzel düşünceleri, bilgileri olmadığı için güzelliklerden yoksundurlar. O nedenle biz burada gerçekten Türkiye'nin parmakla göstereceği işte bu gençlik nedeniyle biz geleceğimize umut ile bakıyoruz diyecekleri bir Halk Arenası programına hep beraber imza atacağız. Kimseye hakaret etmeyeceğiz, kimseye iftira atmayacağız, kimsenin kişilik haklarına saldıramayacağız, kimsenin özel yaşamına girmeyeceğiz, aile hayatlarına girmeyeceğiz ama düşüncemizi özgürce ifade edeceğiz. Örneğin ben hemen sözünü bitirdikten sonra anlatması için elinde bir kitap var, neden ve niçin getirdiler bu kitabı onu soracağım.
Gürsel Tekin: Değerli arkadaşlar, bu yalan ve talan partisi özellikle son yıllarda yolsuzluklara bulaştıktan sonra yapılması gereken ne iftiralar varsa bunu yapıyorlar. 2 ay önce, bir gazetenin matbaasında CHP'nin tarihi ile ilgili yalan yanlış, iftira ve aşağılıkça cümleler kullanarak bir kitap bastırılmak istendi. Bunu tabi biz kendi imkânlarımızla suçüstü edince inkar etmek zorunda kaldılar.

Uğur Dündar: Havuz matbaasında mı basıldı bu?
Gürsel Tekin: Tabi ki havuz matbaasında.

Uğur Dündar: Yüzme havuzu falan aklınıza gelmesin, para havuzu.
Gürsel Tekin: Geçen hafta Türkiye'nin hemen hemen bütün illerinde sadece CHP'nin yöneticilerine değil sadece Mustafa Kemal Atatürk'e, İsmet İnönü'ye değil muhalif olabilecek başta Uğur Dündar olmak üzere yüzlerce gazeteciyi karalayan cümleler kullanarak aşağılıkça bir kitap bastılar. Ama bu kitabın nereden basıldığını, bu kitabın hangi kanallarla yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bunlara en büyük hesabı yargı önünde soracağız.

Uğur Dündar: İsim isim biliyor musunuz?
Gürsel Tekin: Takip ediyoruz. Devletin kurumlarında da bunlar var. Özellikle benimle ilgili sayfalar var ama birkaç sayfayı paylaşmak istiyorum. Sevgili Umut Oran ve arkadaşlarımızla ilgili bir el konulan, daha önce farklı patronlarda olan gazetelerin bir kampanya sonucu İzmir'de benim kullanmış olduğum bir cümle var. Kirli ve suça bulaşmış gazeteleri CHP iktidarında elbette yargı eli ile el konulacaktır. Bu cümleden sonra Cumhuriyet, Sözcü, Milliyet, Vatan, Bugün aklınıza gelebilecek hiçbir gazete rahatsız olmazken bütün bu el konulmuş gazeteler koro halinde bize saldırdılar. Bize saldıran bu gazetelerin tamamı AKP iktidarında el konulmuş gazetelerdir. Bunlar meşru gazeteler değildir. Biz elbette basın özgürlüğünü sonuna kadar savunacağız. Türkiye'de bütün basın özgürlüğü, iş dünyasının herkesin güvencesi biz olacağız. Ama bizim kastettiğimiz kirli gazeteler ve suça bulaşmış hatta ve hatta bir kısmı MİT kontrolünde olan gazetelerin neler yaptığını çok iyi biliyoruz.

Uğur Dündar: Sayın Tekin madem benden bahsettiniz, benimle ilgili bölümü ben gülerek değerlendirdim, güldüm geçtim çünkü bizim bir Halk Arenası programında sevgili meslektaşım, Türkiye'nin en değerli araştırmacı, gazetecilerden Soner Yalçın'ın bir cümlesinden... Bakın işte ne kadar taktir ediyorsunuz, alkışlarınızdan belli. Aslında Soner Yalçın'ın uzun bir konuşmasından bir cümleyi cımbızlayarak güya...
Gürsel Tekin: Papa hikayesi gibi.

Uğur Dündar: Aynen Papa hikayesi gibi toplumun kesimini sanki küçümsemiş ve diğer kesimini yücelterek böyle bir aşağılama iftirasını rahatlıkla atabiliyorlar. Bakın benim ağzımdan başörtülü hanımlarımızı rencide edecek bir cümle bulsunlar... Ben yarım asırdır bu işi yapıyorum. Bir cümle bulsunlar ben onların ellerini öpeceğim. O kadar açık söylüyorum. Türkiye'de kesinlikle başörtülü hanımlarımızın sorunu yoktur. Baş örtülü hanım diye sorun yoktur, kafaları baş örtülü din istismarcısı, din bezirgânı erkekler sorunu vardır. Bunları yapanlar da bu iftira dolu dergileri, paçavraları yani New York Times'a paçavra dedi ya Sayın Cumhurbaşkanı, esas paçavra bunlar. Paçavra görmek istiyorsa kendi yakınlarının gözetiminde çıkan, matbaalarda basılan paçavraları görsünler. İlle de bir şeyler anlatacaklarsa onlara bilgi vereyim belgeli. Onu yazsınlar yürekleri sıkıyorsa. Bakın ben bu toplumu hiç aldatmadım. Diyorlar ki kafayı nasıl buluyorsun? Ben akşamları tamam iki tek atarım ama iki tek ayran atarım ben. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı ayranı bu nedenle milli içecek ilan etti. Bizi uyutsun diye. Şimdi bakın bu havuz medyasının anlı şanlı genel yayın yönetmenlerinden biri. THY'nin Dubai'ye bir daveti var. Bir uçuş var, uçakta zurna gibi içiyor. Havaalanında iniyor Dubai'de. Bir takım garip davranışlar falan, tabi orada çok sıkı gümrük kontrolü var. Göz retinası da var. Yok efendim ben buraya davetli geldim, ben bunu yaptırmam falan en sonunda ne oluyor biliyor musunuz? Paketliyorlar, gerisin geri Türkiye'ye gönderiyorlar. Biz onları yazsak roman olur. Yani hikaye anlamında değil, belgeli o kalınlıkta olur. Dolayısıyla bunlar meslek ahlakına hiç uymayan, gelecekte kendi mezar taşlarına çocuklarının tükürmelerine neden olacak alçaklıklar. Çalmaya öyle alıştılar ki, benim fotoğrafımı çalmışlar, Halk Arenası'nın ismini çalmışlar ve Twitter da utanmadan @halk_arenasi diye bir hesap oluşturmuşlar. Kim yapabilir bunu? İşleri güçleri çalmak bunların.
Gürsel Tekin: İzin verirseniz, bunların başörtülü kadınlara da saygısı yok. Bir başörtülü kadın bu haram medyada köşe yazan bir kadının yazdığı aynen şu, başım kapalı ama gözüm kapalı değildir. 17-25 Aralık'taki hırsızlığa tahammül edemediği için bir köşe yazısından dolayı kapı dışarı edildi ve bugün o kardeşimiz iş bulamaz haldedir. Bunlar bir çete, özellikle başörtülü kadınlarımızın bu çete ile mücadele etmesi lazım. Bugün Ortadoğu coğrafyasının kanamalı coğrafyanın eş başkanı bunlardır. Sadece Türkiye'de sorun yaratmış değiller. İslam coğrafyasında da çok ciddi sorun yaratan bir iktidar ile karşı karşıyayız. Keşke bunlar başörtülülere de saygılı olsa. Bir yazıdan dolayı, ne yazmış bu, 17-25 Aralık'taki bütün bu yolsuzluklara dayanamayıp, aynen başlık şu; Başım kapalı ama gözüm değildir dedi. Sadece bir gün işinde durabildi, ertesi gün kapı dışarı edildi.

Uğur Dündar: Sayın Tekin yoğun olarak Pazar akşamı oylar üzerinde yani sandık başlarında ne kadar ıslak imzalı tutanaklar hassasiyetle takip edilse ve korunsa da bilgisayar ağı yoluyla Unakıtan yoluyla alınan ve Avrupa'da hiçbir ülkenin kullanmadığı o bilgi işlem operasyonunda özellikle bazı partilerin oylarında oynamaların yapılacağı ve AKP'nin tek başına iktidarı gösterebilecek bir hilenin yine aynı büyüklükteki YSK'nın da bugüne kadar yaptığı uygulamalardan alınan güç ile hayata geçirileceği iddia ediliyor. Toplumda çok ciddi bir kuşku var. Yani CHP diyor ya biz gerekirse sandıkların üzerine oturacağız. Ama bu onu da aşabilen bu sistemdeki bir operasyon ile gerçekleştirilecek asrın hilesi olarak değerlendiriliyor.
Gürsel Tekin: Aslında tabi ellerinden gelebilecek her türlü rezilliği yapacaklar. Nereden biliyorsunuz diyeceksiniz, şu andaki uygulamalara baktığınızda 12 Eylül döneminde bunlar darbecilerle hesaplaşacağız dediler ya, 12 Eylül döneminde hazırlanmış yasaya baktığınızda özellikle seçim öncesi, seçimden altı ay önce üç bakanlığın istifa etmesi gerekiyor.  Bunun bir tanesi içişleri bakanlığıdır, diğeri adalet bakanlığı ve ulaştırma bakanlığıdır. Nedeni ise şu, seçimin tarafsız daha sağlıklı yürüyebilmesi için tarafsız olması gerekiyor. Şimdi üç bakana baktığınızda fotoğrafı net bir şekilde görebiliyorsunuz. Kamuoyuna çok yansıdı, bir yargı kararı var. Elimdeki yargı kararını polis müdürüne okutuyorum. Polis müdürüne diyorum ki siz yargı kararına mı uyacaksınız yoksa talimata mı uyacaksınız. Bana dediği şey şu, ben talimatlara uyarım. Eğer bir ülke hukukla değil talimatlarla yönetilir bir duruma geldiyse elbette bu seçimin güvenliği mutlaka tartışma konusu olacaktır. Bizim Erzurum'da olduğumuz günde beş tane AGİT üyesi vardı. İnanın şaşkınlıklarını gizleyemediler. Şimdi CHP olarak sadece CHP'nin oylarına değil bizim dışımızda hangi siyasi partiye oy verilirse verilsin bir namusumuz gibi sahip çıkacağız. Aynı şekilde,  bizim dışımızdaki siyasi partiler de aynı duyarlılık içerisinde bu sandıklara oylara sahip çıkacaktır. Sandıklarda çok fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Bizim kaygımız biraz önce saymış olduğumuz bu üç bakanlıkla ilgili, yani ulaştırma ve güvenliği sağlayan bakanlıklarla ilgili çok önemli kuşkularımız var. Ben inanıyorum ki devletin içinde sağduyulu insanlar bu meseleye özellikle hassasiyetle bakacaklardır. Aksi takdirde Türkiye'nin bu seçimi şaibeli, tartışmalı bir seçim olacaktır. Bu seçimin başlangıcına baktığınızda, değerli arkadaşlar 77 milyon yurttaşımız TRT'ye çalışıyor. Hepiniz TRT'ye vergi ödüyorsunuz. Zorunlu olarak faturalarınıza baktığınızda vergi kesiliyor. Televizyonların temel görevi en azından seçim döneminde bütün siyasi partilere eşit mesafede durması gerekir. Şu anda devletin televizyonu maalesef bir iktidarın arka bahçesine dönmüş. YSK bütün bu reklam mecralarını denetlemesi gereken bu kurul kafanızı kaldırdığınızda bilboardlara, megaboardlara, camilerin önüne, bütün alışveriş merkezlerinin önünde ya kaçak saraydaki muhteremi görüyorsunuz ya da onun fotokopisi atanmış başbakanını görüyorsunuz. Bunları siz görüyorsunuz ama YSK görmüyor. Şimdi aynı YSK bu kadar iş yoğunluğu içerisinde bana yazı göndermiş. 48 saat içerisinde cevap verme koşuluyla, ben demişim ki özellikle hanelerinde oturmayanlara gelen seçim pusulaları ile ilgili basın toplantısı yapmıştım ve içinde de iki cümle kullanmıştım. 20 yıl önce ölen insanların halen seçim pusulası var diye aceleyle yazı göndermiş, bunu ispatlamazsan tekzip edeceklermiş. Valla bende çok korktum, sonuna kadar gidebilirsiniz. Ama en kısa sürede de oy pusulalarını YSK'ya göndereceğiz. Kısacası şunu söylemek istiyorum. CHP olarak bizim örgütlerimiz can ile baş ile çalışıyor. Sivil toplum örgütleri bizim dışımızdaki seçmen kitlelerimizin tamamı bu dönemde sandıklara sonuna kadar sahip çıkacaktır. Bu bizim namus borcumuz, Türkiye'nin geleceği ile ilgili çok önemli bir karar vereceğiz. Ya Türkiye'nin geleceğini düşüneceğiz ya da bir ailenin geleceğini düşüneceğiz. Kimin geleceğini düşüneceğiz? Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini düşüneceğiz. Bu konuda CHP olarak kararlıyız, örgütlerimiz kararlı, seçmenlerimiz kararlı. İnanıyorum ki bizim dışımızdaki siyasi partilerde aynı kararlılığı gösterecektir ve bunlara 7 Haziran günü Türkiye'nin, demokrasinin, özgürlükteki çabasını hep beraber göstereceğiz.

Uğur Dündar: Evet, şimdi Sayın Tekin'e şunu sormak istiyorum. AKP Sayın Başbakan Davutoğlu tarafından miting alanlarında oy toplayabilecek şekilde temsil edilmediği için devreye Cumhurbaşkanı girdi. Yani bunlar birer iddia tabi. Ancak Cumhurbaşkanının tarafsız olması gerekirken AKP Genel başkanı gibi konuşması ve miting alanlarında Kur'an-ı Kerim'i kullanarak AKP'ye oy istemesi AKP'ye oy veren seçmenlerde Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını bekleyen muhafazakar yurttaşlarımız arasında dahi bir antipati yarattığı ve Cumhurbaşkanının her konuşmasının AKP'ye oy kazandırmadığı tam tersine oy kaybettirdiği şeklinde bir algı var. Ne diyorsunuz buna Sayın Tekin?
Gürsel Tekin: Uğur Bey, önemli bir suçluluk psikolojisi var. Bir kere ortada 17-25 Aralık var. Sadece bizim devletimizin kayıtlarında değil, uluslararası çalışmalara da baktığımızda Sayın Genel Başkanımızda ifade etti defalarca. Bunlar hırsız dedi ve bu kelime ile ilgili dava açtılar biliyorsunuz. Bu davada da Sayın Genel Başkanımızı haklı çıkardı bunu da söyleyeyim. Şimdi 17-25 Aralık enerji ihaleleri, kupon arsa satışları, vakıflara aktarılan paralar, bütün bunlara baktığınızda aşağıdan yukarıya olağanüstü suçlara bulaşmışlar. Şimdi bu suçluluk psikolojisi ile olası iktidarı kaybettiklerinde çok ağır bedeller ödeyeceklerini bildikleri için birbirlerini kontrol edemeyecek durumdalar. Dün gazetelere yansımıştı, Cumhurbaşkanı sadece muhalefeti eleştirmiyor, Davutoğlu'nu da eleştiriyor. Davutoğlu'na diyor ki ben seni atadım. Sen alanlarda başkanlık sistemini savunacaktın. Ama görüyorum ki yeterince başkanlık sistemini savunabilecek durumda değilsin diyor. Yani inanılır gibi değil kontrolsüz bir durumda oldukları için Allah Türkiye’yi korusun. Özellikle bunun altını çizerek söylüyorum. Değerli arkadaşlar, sevgili izleyiciler şunu bilmenizi istiyorum. Geçmiş dönemdeki burada duayen gazeteci var. Geçmiş dönemlerde bizimde mücadele ettiğimiz rahmetlik Özal, Demirel, Erbakan sayabileceğimiz onlarca başbakan ve cumhurbaşkanları geldi. Ama hiçbirisi toplumun değerlerine hakaret etmiş değildi. Cumhurbaşkanı 77 milyon insana bilerek ya da bilmeyerek hakaret ettiği gibi bizim en kutsal değerlerimize de maalesef hakaret ediyor. Bütün bu hırsızlıkları, yolsuzlukları Kur'an-ı Kerim ile kapatmaya çalışıyorsunuz. Aslında burada devreye girmesi gereken diyanet işleri başkanıdır. Diyanet işleri başkanı neden konuşmuyor? Bütün kurumları kirlettikleri gibi ne yazık ki diyanet işlerini de bu kirliliğe bulaştırdılar. Hatırlarsanız İslam coğrafyasının tamamında Cuma günlerinde camilerin üstünde Hayırlı Cumalar yazılırdı. Şimdi onları görebiliyor musunuz? Referandum döneminde hayır algısını yaratır diye diyanet işleri bu iktidarın kirli işine bulaşarak bunu kaldırdılar. 17-25 Aralık'tan bir hafta önce biliyorsunuz Cuma günleri fetvalar okunur. O haftanın konusu hırsızlık ve yolsuzluktu. Hırsızlık ve yolsuzluk o hafta işlendi, bir hafta sonra 17-25 Aralık olunca bu fetvayı da geri çekmek zorunda kaldılar. Hadi bunları anladık, siz toplumun bu kadar kutsal değerlerini temsil eden diyanet işleri bu kirliliğe nasıl bulaştınız Allah aşkına? Yani düşünebiliyor musunuz dinimizde der ki komşunuz açken siz tok yatmayacaksınız. Bu fetvayı kim veriyor, diyanet işleri temsilcileri veriyor. Ama Diyanet İşleri Başkanı da bir milyarlık arabaya binmeyi kendisine utanç meselesi olarak da görmüyor. Bütün bunlara baktığınızda... Şuna emin olmanızı istiyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkenin CHP'si olduğu sürece hiç kaygılanmayın. CHP bugüne kadar bütün çetelerle mücadele ettiği gibi bu çete ile de mücadele edecektir ve zaferi kazanacaktır.

Uğur Dündar: Son günlerin en önemli konularından birini ben Sayın Tekin'e sormak istiyorum. Biliyorsunuz Cumhuriyet gazetesi başarılı bir habercilik yaptı ve Türkmenlere insani yardım taşıdığı ve başta başbakan ve cumhurbaşkanı olmak üzere AKP önde gelenlerinin dile getirdiği tırların MİT'e ait tırların insani malzeme yerine silah taşıdığını belgeleriyle, görüntüleriyle ortaya çıkardı. Bir defa bu haberciliği alkışlıyoruz. Ancak haberin hemen arkasından yine cumhurbaşkanı ve başbakan önce bunun düzmece bir haber olduğu yönünde açıklamalar yaptılar, ondan sonra Türkmenlere gittiğini ifade ettiler. Suriye'deki Türkmenler böyle bir yardımın kendilerine gelmediğini ifade ettiler. Bunun üzerine Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar olmak üzere gazeteyi top yekûn vatana ihanet olarak suçladılar. Şimdi ben Sayın Gürsel Tekin'e şunu sormak istiyorum. Gerçekler nasıl ortaya çıkar, iki ortak vardır bu ortaklar yasa dışı işler yaparlar ama o yasa dışı işin kazancını paylaştıkları sürece ser verirler sır vermezler. Ne zaman ki bunlar arasında ihtilaf doğar, ben deneyimli bir gazeteci olarak geçmişteki tecrübelerime dayanarak söylüyorum, sırları ortaya çıkmaya başlar. Gazeteci için bu sırrı ve belgeyi kimin verdiği önemli değildir. Gazeteci için önemli olan bu belgenin doğru olup olmadığıdır. Görünen gerçektir, gerçeği arar gazeteci. Ve toplumun gerçekleri öğrenmesi adına bunu kamuoyuna yansıtır. Cumhuriyet gazetesi de bunu yaptı. Şimdi acaba uluslararası hukuku ihlal ederek bir takım örgütlere gittiği iddia edilen silahları göndermek mi suç yoksa bunu haberleştiren gazetecilerin yatığı mı suç?
Gürsel Tekin: Öncelikle sosyal yardımlarda AKP'nin Tunceli dahil olmak üzere biliyorsunuz bu dağılımlarda neredeyse canlı yayınlarla yaptılar. Bir eve makarna götürürken gazete ve televizyonları ile giderken uluslararası çok önemli bir yardımı kapalı götürüyorlar. Bunlar kimi inandırabilirler Allah aşkına. Yani gıda götüreceksiniz, ilaç götüreceksiniz ve onun reklamını da yapmayacaksınız. Bunun sadece bugüne mahsus değil, sadece Cumhuriyet gazetesinin yazdığı değil. Özellikle üç yıldır uluslararası bütün gazetelerin ve televizyonların haber konusu oldu. Değerli arkadaşlarım özellikle bizi izleyen yurttaşlarımız. Ortadoğu coğrafyasında özellikle Suriye sınırları kevgire dönmüş. Hemen hemen bütün dünyanın istihbarat örgütleri orada cirit atıyor, bütün dünya orada cirit atıyor. Hiçbir şey saklamanız mümkün değil. Reyhanlı'da 53 tane vatandaşımız hayatını kaybederken saat 10.30 civarlarında bu patlama oldu ve 53 insan hayatını kaybetti. Saat 11.30 da başta Bülent Arınç olmak üzere dört tane AKP yöneticisi Hüseyin Çelik olmak üzere açıklamalar yaptılar. Açıklamalar aynen şöyle, belli ki daha önce planlanmış düzmece, Türkiye'yi bir savaşın parçası yapmak için bir organizasyon. Dediler ki Esad güçleri Türkiye'de bu patlamayı gerçekleştirdi dediler. Sadece üstünden üç saat geçti ve Rakka'da El-Kaide tarafından bu bombalı araçların nasıl planlandığı uluslararası medyada deşifre olunca bunların yapabileceği hiçbir şey kalmadı. İkincisi, biliyorsunuz çok önemli uçağımız düşürüldü. Hiç uçağı ağızlarına alıyorlar mı? Düşen uçağımızla ilgili tek bir kelime ettiler mi? İşlemiş oldukları bütün suçların yargı tarafından ya da basın medyada tartışılmaması için bir yeni modadır gizlilik koydular. O dosyanın gizliliğini de CHP iktidarı döneminde 77 milyon yurttaşımız öğrenecektir, hiç merak etmeyin.

Uğur Dündar: Sayın Tekin, bir gazeteci arkadaşım sevdiğim değerli fikrine hürmet ettiğim kardeşim bana mesaj atmış. Diyor ki, Cumhuriyet gazetesine bu bilgi ve görüntüleri CHP'nin verdiği de iddia ediliyor diyor.
Gürsel Tekin: Efendim Can Dündar çok rahat olsun. Bundan dolayı Tayyip Erdoğan ya da atanmış Başbakan, Can Dündar'dan önce yargılayacaksa CHP'nin Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'nu yargılaması lazım. Sayın Kılıçdaroğlu defalarca bunu söyledi. En az bin kez bunları söyledi, sadece Kılıçdaroğlu ya da CHP yöneticileri değil. Bugün Adana'daki bütün yargı sürecine baktığınızda bu fotoğrafların bu belgelerin tamamı devletin kayıtlarında var. Bunları kapatmanız mümkün değildir, bir suçluluk psikolojisi ile onu bunu tehdit ederek hiç kimseye boyun eğdiremeyeceklerini bilmeleri lazım. Can Dündar'da yalnız değil, Cumhuriyet gazetesi de yalnız değildir. Arkalarında CHP var. Bunu bilmelerini istiyorum. Uğur bey izin verirseniz, dünyada medya nasıl işliyor,  Almanya'da bir Alman gazetesi Alman Cumhurbaşkanı ile ilgili haber yaptı ertesi günü o Cumhurbaşkanı istifa etmek zorunda kaldı. Hiç kimse ne Cumhurbaşkanı ne bir siyasetçi ey gazeteci sen bu belgeyi nereden buldun cesareti ile bunu soramadı. Ortada bir suç var ve sen bu belgeyi nereden buldun... Gazeteci belgeyi nereden bulursa bulsun. Bu önemli bir haberdir, önemli bir gazeteciliktir. Ben Cumhuriyet gazetesini kutlamak istiyorum.

Uğur Dündar: Alman Cumhurbaşkanının istifa etmesini gerektiren nedenler Türkiye'de 10 bin defa istifa edilmesi gerekirdi. Çünkü Alman Cumhurbaşkanı sonuçta bir festivale eşi ile katılıyor, devletle hiçbir ilgisi olmayan bir film yapımcısı arkadaşı o festivaldeki 700 küsür Euroluk otel masrafını karşılıyor, ikincisi düşük faizli bir kredi alıyor tanıdığı işadamından. İşadamı da 30 yıllık aile dostu. Ayrıca o paranın üstüne yatmayacak, ödeyecek. Ödeyeceği için de arkadaşı olduğu için de faizi düşük tutuyor. Sonra vay efendim sen nasıl arkadaşın dahi olsa böyle bir ayrıcalığa sahip olursun diye haberler başlayınca Cumhurbaşkanı arıyor Genel Yayın Yönetmenini ve bu haberin yayımlanmamasını istiyor. Türkiye'de bırakın bu ricayı, Alo Fatih hatları kuruldu biliyorsunuz. Alt yazılar Avustralya'dan değiştirildi. Aynı manşet ile on küsür gazete çıktı. Bir merkezden düğmeye basılıyor hepsi aynı yönden harekete başlıyor. Ayrıca şu paçavralar böyle hazırlanıyor, düğmeye basılıyor talimat veriliyor şunlara iftira atın diyor ve yaylım ateş başlıyor. Sadece Cumhuriyet gazetesine mi, Sözcü gazetesine... Ben çalıştığım için zorlukları biliyorum. Sözcü gazetesi bakın, ben harf hatası yapsam, yanlış sözcük yazsam arkadaşlar Uğur Dündar acaba sansürleniyorum mu düşüncesi endişesi ile onu bile düzeltmekten çekiniyorlar. Her şeyi özgürce, kimseye hakaret etmeden sonuna kadar iftira atmadan, kişilik haklarına saldırmadan yazıyoruz çiziyoruz. Sizin gerçekleri öğrenme hakkınıza hizmet ediyoruz. Gücün önünde eğilip bükülmüyoruz, bir tek sizin önünüzde eğiliyoruz. Ama Sözcü gazetesinin sahibinin gazetecilik faaliyeti dışında hiçbir işi olmadığından onun bir açığını yakalayamıyorlar. Babasının 232 yıl önce aldığı bir evin bahçesinde ya da komşu arsada intifa hakkına sahip olduğu halde en yüksek ucu şöyle dik açılı bir üçgen düşünün 30 cm olan ve toplam betonu 2 metrekareyi bulmayan yeri 35 zabıta ve greyder ordu gibi bir güçle yıkmaya geliyorlar. Neymiş efendim 23 yıl önce sen bu 30 cm yüksekliğindeki duvarı nasıl yaparsın şeklinde... Doğan grubu bu akşam gelirken baktım Doğan grubuna yine bir yerlerden yaptırımlar uygulanıyor. Yani şu Aydın Doğan'ın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Adamcağız bunlara yaranamadı gitti. Yani o kadar değerli köşe yazarları... Hepiniz biliyorsunuz şimdi burada isim isim saymayayım. Herhalde yüreği sızlamıştır onlara veda ederken. Mesela ben ayrılırken inanıyorum ki çok derin bir üzüntü yaşadı Aydın Bey. Beni çok severdi, benimde orada Allah şahittir, gazetecilik ahlakı ile çatışmayacak hiçbir talep ile karşılaşmadığım için çok mutlu yıllarım geçti. Ben Aydın Bey hakkında asla kötü söz söylemem. Ama adama manevi işkenceler yapıyorlar, zaten vergi cezası ile belini kırdılar adamın.
Gürsel Tekin: Uğur Bey az kaldı, herkes ayın 8'inde nefes alacak. Bütün gazeteciler yurttaşlarımız. Alman Cumhurbaşkanı sadece istifa ile yetinmedi. Alman yargısı Cumhurbaşkanı istifa eder etmez hemen dava açıldı ve gitti yargıya hesap verdi. Niçin hesap verdi? Para mı çaldı, yok. Sadece birinden borç aldı. Dört tane bakanın ve bu bakan evlatlarının çaldığı paranın miktarı 87 milyar euro. Bu paranın hesabını CHP olarak soracağız. Hani derler ya emekliye nereden para bulacaksınız diye. İngiliz Mehmet'e buradan sesleniyorum. Sadece burada senin satmış olduğun devlet ait olan arsaların bugün ki ekonomik değeri 50 milyar dolardır. Bunların hepsi bakın Türkiye öylesine zengin ki, 35 yıldır bir ekip gece çalıyor, bir ekip gündüz çalıyor. Buna rağmen dimdik ayaktayız. Hiç merak etmeyin parada var, pulda var sadece dürüst ve namuslu, haysiyetli bir iradeye ihtiyaç var. O da hepimizin bildiği Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Geçen bir arkadaşımız uçakta geliyoruz, dedi ki işiniz zor. Niye dedik, vallahi dedi ben Kemal Beyi tanırım. Ben de eski hesap uzmanıyım, Kemal bey sizi perişan eder. Niye dedik, önce araçları altınızdan alır. Buna hazır olun, bütün masraflarınızı kısar, Kemal bey böyledir. Kemal bey ortalama 77 milyon yurttaşın yaşadığı gibi yaşayan bir insandır. Daha dün 94 yılında Uğur beyin de haber yaptığı dönemde ben simit sattım, gecekonduda oturuyorum, övünerek bu millet gibi yaşayacağım diyenlerin bugün 5 milyar dolarlık sarayda oturduğunu özellikle AKP'ye oy veren kardeşlerimizin unutmaması lazım. Ne demişti Uğur Bey hatırlarsanız, sizin bir röportajınız vardı. Bende gecekonduda oturuyorum diye övünerek söyledi, simit satarak büyüdüm... Acaba bu simit satanlar, gecekonduda oturanlar şimdi sarayda hangi huzur içinde yaşıyorlar merak ediyorum. Bunlara oy verip inanan muhafazakâr kardeşlerim, ne olursunuz çocuklarınızın geleceğini karartmayın. Bir aile huzur içinde olacak diye bu ülkeyi karanlığa götürmeyin. Gelin Pazar günü CHP'ye oy verin Türkiye’nin geleceğini hep beraber kurtaralım.

Uğur Dündar: CHP'nin Erzurum'da yiğit bir milletvekili adayı var, Gonca Aytaş. Onun seçim propagandası amacıyla kullandığı tır Erzurum YSK'sı için yasaklanmıştı. Bu yasağın kaldırıldığına karşın bir haber geldi.
Gürsel Tekin: Uğur bey şimdi Türkiye'nin her tarafı kevgire döndü ama bir yargı sisteminin bu kadar kevgire döneceği hiç aklıma gelmezdi. Şimdi bakın ilçe seçim kurulunun kararı var. İlçe seçim kurulu diyor ki bu aracı bu istikamete bırakacaksınız ve çalışmasını yapacak. Bunun üzerine biz Erzurum'da kardeşlerimizle mücadele ederken biliyorsunuz aracı da karakolun önüne bağlamışlar. Biz aracı almaya gittiğimizde özel tim dâhil olmak üzere beş altı tane polis aracı, hayırdır dedim burayı Rus mu bastı kardeşim. Aracı aldık geldik, tam şehre gireceğimiz yerde üç tane polis aracı önümüzü kesti. Polise rica ettim dedim ki trafiği engellemeyin. Ne yapacaksınız şurayı açın biz müzakere edelim. Elimde bir yargı kararı var bunu işleyecek misiniz, hayır olmaz dediler. Gerekçe ne dedik, UKM kararı var dediler. UKM kararı şu demektir, ulaştırma koordinasyon kararı. Yani belediyelerin almış olduğu karar. Şu saatten şu saate kadar ağır araçlar giremez. Sezgin Başkanımızda bu müzakereleri yaparken yanımızdan da vızır vızır tır geçti. Polis müdürüne onlar ne diyorum silahlılar geçebilir mi? Bizim silahımız yok, buradaki milletvekili arkadaşlarımız kendilerini ifade edebilecek...

Uğur Dündar: Belki Türkmenlere gidiyordur.
Gürsel Tekin: Türkmenler açıklama yaptı. Bu iftirayı atmasınlar dediler. Türkmen kardeşlerimizi kullanmaya kalkışmayın. Siz yargı kararına uymuyorsunuz ama biz sizin UKM kararına uyacağız. Saat kaçta bitiyor bu karar dedik, saat 23'te. Eyvallah kardeşim biz saat 23'te aracımızı çekelim dedik ama saat sekiz buçukta il seçim kurulu toplantı yapıyor karar alıyor ilçe seçimin kararını iptal ediyor. Şimdi il seçimine mi güvenelim, YSK'ye mı güvenelim. Böyle bir rezilliği Türkiye hiçbir dönemde görmüş değildir. Bunu şiddetle kınıyorum.

Uğur Dündar: Gürsel Bey şöyle bir başvuru olarak değerlendirelim. Bir takipçimiz ricada bulunuyor. Üniversite öğrencilerinin vize dönemi, ikametlerine gidip oy kullanacaklar. Pek masraflı olduğu için çoğu oy kullanmayacağını söylüyor. CHP buna bir çözüm bulabilir mi?
Gürsel Tekin: Çok zor yani, 81 ilin tamamında üniversiteler var. Edirne'den Ardahan'a kadar geçişler var. Seçmen kitlemiz var, tamamına böyle bir organizasyon yapmak gerçekten zor. Ama bizim örgütlerimize genelge gönderdik. Kendi imkanlarımız doğrultusunda olabildikçe bölgelerde yardımcı olmaya çalışacağız. Duyarlılık gösteren bütün gençlerimize inanıyorum ki yürüme ile olsa bile oylarını kullanacaklar. Hatta bir kısım üniversitelerde özellikle daha solda olan üniversitelerde sınav koymuşlar. Ben o gençlerimizin yasakları deleceği inancı içerisindeyim. Keşke olanaklarımız olsa. Ama şu olabilir, bizim seçmen kitlemiz, AKP dışında oy verecek kardeşlerimize de seslenmek istiyorum. AKP devletin bütün olanaklarını kullandıkları için onların otobüslerini kullanabilirsin ama geleceksiniz aslanlar gibi CHP'ye oy vereceksiniz. Çünkü o otobüs ve trenler sizlerin vergileri ile tutuluyor. Onların otobüsü gibi görmeyin, o otobüslerin tamamı bizlerin malıdır.

Uğur Dündar: Size de aynı soruyu sorayım. Genç seçmenlerin ya da ilk kez oy kullanacak olan veya 4 milyonluk genç yelpazenin içinde olan bireylerin CHP'ye oy vermelerini gerektiren özellikleri nedir partinizin?
Gürsel Tekin: Özellikle gençlerimiz daha duyarlı. Bunun bir kısmı Hürriyet'e de yansıdı. Türkiye'de gençlerin CHP'yi tercih etmesi Genel Sekreter olarak beni çok gururlandırıyor. Ben konuda öncelikle gençlerimize teşekkür ediyorum. Parti sıralarında önce CHP tercih ediliyor. CHP'yi çeşitli sebeplerden tercih edebilir. Bunun bir tanesi vazgeçilmez olan demokrasi ve özgürlüktür. Gençlerin vazgeçemeyeceği en önemli şeylerden bir tanesi özgürlüktür ve öylesine özgürlük hasreti ile kavruldular ki dokuz kardeşimiz Gezi'de şehit oldu. Bizim gençlerimizin, CHP'nin vazgeçemeyeceği iki temel kural demokrasi ve özgürlük. İşsizlik, yoksulluk, yurt sorunu, burs sorunu... Bütün bu sorunlar CHP iktidarında kısa sürede çözülebilecek sorunlar. Yurt sorununu Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi bir yıl içerisinde 81 ilin tamamında yurt sorununu çözeceğiz. Altı ay içerisinde her ilde üniversitelere yakın bir şekilde son derece donanımlı, eğitimini görebilecek ve barınmasını sağlayabilecek yurt sorunu çözülecektir. Burs sorunu çözülecektir en önemlisi YÖK sorunu çözülecektir. Bu YÖK olduğu sürece üniversitelerin bağımsız olması mümkün değildir. CHP olarak bu YÖK belasından gençlerimizi kurtarmak istiyoruz. Genç işsizler Türkiye'de çok ciddi bir sorunla karşı karşıya. Sahaları dolaşırken özellikle anne babalardan duymuş olduğumuz önemli konulardan bir tanesi oğluma ve kızıma iş istiyorum. Anneler, babalar, gençler sizi bu beladan CHP kurtaracaktır.

Uğur Dündar: Gençleri seviyoruz, gençler özgürce ve cesaretle sorularını yöneltiyorlar. Gençlerin bilgi sahibi olmaları için yaşlanmaları gerekmiyor. Kimseye hakaret etmeden ama cesaretle sorulan soruları çok seviyorum. Diyor ki gençlerden birisi CHP'de Atatürkçüler tasfiye mi ediliyor.
Gürsel Tekin: Şimdi değerli arkadaşlar, bir kere öncelikle CHP Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bir partidir. Buna hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Hiç kimsenin de böyle bir teşebbüsü olması mümkün değildir. Ama şunu da söylemek istiyoruz. Değerli arkadaşlar, Mustafa Kemal Atatürk, demokrasiyi ekonomi ile taçlandırabilirsiniz demişti. Bu söz Mustafa Kemal Atatürk'ün sözüdür. CHP bu seçim döneminde sadece ekonomiyi konuşuyor diye bu değerlerinden vazgeçiyor anlamını ya da bu tartışmayı yaratanları da şiddetle kınıyorum. Bizim projelerimize baktığımızda, söylemlerimize baktığımızda tamda Mustafa Kemal Atatürk'ün bize önermiş olduğu bize hayal olarak sunmuş olduğu projelerdir. CHP'nin başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün liderleri ile övünüyoruz. Onların önünde saygı ile eğiliyoruz. Bize öyle temiz bir tarih bırakmışlar ki bizim dışımızda bizi eleştiren siyasi partilerin çeşitli eleştirileri olabilir ama iki konuda hiç kimse cesaret edemiyor, yolsuzluk ve rüşvet konusunda. CHP tarihine baktığınızda tamamı pırıl pırıl. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Onur Altan Öymen, Hikmet Çetin ve en son Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu. Tamamının ortak özelliği bardakta suya baktığınız gibi şeffaflar. İki, tarihimizin her döneminde çetelerle mücadele etmiş tek siyasi partiyiz. Bugün bizi farklı çetelerle ilişkilendirmeye çalışan iktidara şunu söylemek istiyorum. Siz aslında 12 Eylül dönemine baktığımızda AKP'yi sadece 13 yıl içerisinde değerlendirmek yanlışlıktır. AKP'yi 30 yıl içerisinde değerlendirmemiz lazım. Evren döneminde, 12 Eylül döneminde valilerin, emniyet müdürlerinin çoğu şu anda AKP'de ya bakandır ya da en üst düzey yöneticileridir. 12 Eylül döneminde Allah aşkına rahmetlik Erbakan hariç bugün iktidarda olanların hangisinin mağduriyeti vardır ki bugün Davutoğlu biz darbe döneminde neler çektik diyor... Hocam neredeydiniz de çektiniz, siz darbe döneminin iktidarısınız. Siz darbe döneminde hiçbir şey çekmediğiniz gibi darbeden de beslenen bir iktidarsınız. Ama bu darbe döneminde CHP'nin 278 tane şehidi var.

Uğur Dündar: Bakın internette bir Atatürk düşmanı 15 soru yöneltiyor Atatürkçülere, hadi bakalım bunlara cevap verin diyor. Şimdi Atatürk düşmanı olanlara cevabı değerli tarih araştırmacısı Sinan Meydan kitaplarında çok güzel bir şekilde veriyor. Hemde derslerini de veriyor. Ben bunun işte internette dolaşan 15 soruya Sinan Meydan'ın adeta tokat atarcasına verdiği cevapları, Atatürk'ün ağzından, konuşmaları ile verdiği cevabı dün Sözcü gazetesinde yayınladım. Yani bu kesilip yapıştırılacak ve paylaşılacak çalışmadır. Şu dönemde bunları paylaşmakta yarar var. Az önce Alman Cumhurbaşkanı davasını konuştuk. Hakim bir miktar para ödeyin dava kapansın diyor. Ama istifa eden Cumhurbaşkanı ben yargılanmak ve aklanmak istiyorum. Ben suç işlemedim, yolsuzluk yapmadım diyor. Birde bizi düşünün, yolsuzlukları yazanlar yargılanıyor. Yaptıkları iddia edilenler yargılanmıyor. İşte gerçek demokrasi ile faşizan uygulama arasındaki fark böylesine net. Birde Gezi şehitleri arkamızda. Gözünü kaybeden biraz önce anons ettim aramızda. Değerli katılımcı Hülya Aslan diyor ki, Gezi direnişinde polis tarafından gözümden vuruldum. Devlet tarafından terörist ilan edildim. Bugüne kadar yanımda oldunuz, bundan sonra beni ve arkadaşlarımı yalnız bırakmayacağınıza dair sizden söz istiyoruz.
Gürsel Tekin: İzin verirseniz Gezi'deki bir diyaloğu anlatmak istiyorum. Tam İstiklal Caddesi tarafında birçok milletvekili arkadaşlarımızla beraber olağanüstü bir gaz altında birazda şiddetli öfke ile beraber polis müdür yardımcısı geldi. O polis yardımcısına şu cümleleri kullandım. Çünkü o polis müdür yardımcısı şu an cezaevine olduğu için ismini de vermek istemiyorum. Dedim ki bak kardeşim, sizin güvenceniz demokrasidir, sizin güvenceniz CHP'dir ve geçmiş dönemdeki POLDER'dir. Siz bugüne kadar polis teşkilatının önemli kısmı iktidarların kirli bahçesi haline döndü. Bu yapmış olduklarınız suçtur ve bu kirli iktidarlar bir gün bu bedeli size ödetir. Bu kirli iktidarın mensupları o Gezi parkında gözünü kaybeden kardeşlerimiz için dedi ki bunlar destan yazdı. Destan yazdı dediği polislerin bir kısmı cezaevinde, bir kısmı sürgünde. Ben buradan görev yapan polis kardeşlerimize seslenmek istiyorum. Sakın ha Susurluk’u düşünün, 12 Eylül dönemindeki meslektaşlarınızı düşünün, bu kirli iktidarın sizi kullandığı dönemleri düşünerek yasa dışına çıkmayın. Geçmiş dönemlerdeki arkadaşlarınızın ödemiş olduğu bedelleri siz ödemeyin. Kanun çevresinde davranın, bu polis kardeşimizle diyaloğumuz olmuştu. Üstümüze gaz, şiddetle baskı kuran o polis kardeşimiz şu an cezaevinde yatıyor.

Uğur Dündar: Ayrıca benim sokakta rastladığım polisler AKP iktidarından yakınıyorlar. Çünkü onların özlük haklarında hiçbir değişiklik yapmadıkları gibi olağanüstü bir yük bindirdiler. AKP şiddetinin topluma yönelmesine onların üzerinden fırsat buldular. Dolayısıyla polisler bu şekilde kullanılmaktan ve halkın canını ve malını koruyan polislikten uzaklaşmaktan da rahatsızlar.
Gürsel Tekin: Yine bir başka ülkeden örnek göstermek zorundayım. Yine bir başka yargı kararını bir polise uygulatamadık. Ama İngiltere'de bir polis memuru, başbakanın oğlu trafikte suç işlediği için tereddüt etmedi ve başbakanının oğlunu karakola götürdü. Çocuğunun ifadesini verdikten sonra çocuğunu aldı. O başbakan cesaretle bu polisi sürgün edebilir miyim diye aklının ucundan geçiremez. Şimdi Türk polisini CHP iktidarında en azından dünyada olduğu gibi onurlu ve hukuk çerçevesinde görev yapabilecek ve POLDER gibi örgütlenebilecek bir polis teşkilatını kuracağız. Polis halkın hizmetinde olacak, halka şiddet eden polis değil ona hizmet eden polis olacak. İngiliz holiganları polis ile karşı karşıya geldiğinde hiç unutmam bir holigan, İngiliz polisinin yüzüne tükürdü, polis aynen şöyle yaptı, yüzünü sildi en ufak bir reaksiyon yok. Geçen gün Taksim'de bir gazeteci Gezi Parkı'nın fotoğrafını çekerken polis dayağı yedi. Sadece dayak yemedi aynı zamanda o polis hakaret ediyor. Ne haddiniz var sizin? Siz 77 milyon yurttaşımızın ödediği vergilerle görev yapan insanlarsınız. Siz iktidar polisi değilsiniz, devlet polisisiniz, devlet savcısısınız. Bu dönemler biter, yarın hesap verebilir duruma gelmeyin. Ben umut ediyorum ki bu seçimde polis kardeşlerimiz aynı duyarlılıkla sandıkları vatandaşın namusunu koruyacaklardır, aksi takdirde bunun bedeli ağır olur.

Uğur Dündar: Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu geldi.
Gürsel Tekin: Bundan sonra zor sorular Sayın Genel Başkanım tarafından cevaplanacak.

Uğur Dündar: Sayın Gürsel Tekin'de sözünü bitirsin ve ondan sonra beş dakikalık reklam arası verelim.
Gürsel Tekin: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun tek umudu gençlerdir, bunu unutmayın.

    Perşembe, 04 Haziran 2015 23:41

Bağlantılı Konular