"Başbakan bırakın kol kesmeyi, kol böreği bile kesemedi"

CHP Genel Sekreteri  Gürsel Tekin, Sokak Tv’nin canlı yayınında güncel gelişmelerle ilgili soruları yanıtladı.

Sunucu: İyi akşamlar değerli izleyiciler. İz peşindeyle karşınızdayız. Türkiye ve önemli günlerden geçmekte. Belki de taşlar yerinden oynuyor diyebiliriz. Dünya genelinde pek çok şey değişecek, değişim, dönüşüm zamanı gibi. En azından göstergeler bunu ifade etmekte. Bir yandan Fransa'da geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen mizah dergisine yönelik yapılan Charlie Hemdo’da 12 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan terör saldırısı ki El Kaide bağlantılı olduğu tahmin ediliyor. Dolayısıyla IŞİD terörünü de yeniden akıllara getirmekte. Tüm Avrupa ve dünya alarmda. Bizim sınırımızda olması dolayısıyla bunlar Türkiye'de alarmda diyebiliriz. Diğer yandan G20 zirvesinin bu yılki ana gündem maddesi yolsuzlukla mücadele. Tüm dünya yolsuzlukla mücadele edecek. Ülkemizde de 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından geçen süreyi hatırlatmakta fayda var. 4 eski bakan yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla yargılandığı davada takipsizlik kararı verildi. Meclisteki soruşturma komisyonunda da yüce divan oylaması yapıldı, yüce divanda yargılanmalarına gerek yok kararı çıktı. Böyle bir atmosferde birde seçime gidiyoruz. Çok az bir süre kaldı. Yaklaşık 5 ay sonra sandık başında olacağız. Bu atmosferde bir yanda yıpranmış bir iktidar var bu iddialar dolayısıyla. Diğer yanda da muhalefet partileri var.

Biz bugün ana muhalefet partisinde neler olup bitiyor Cumhuriyet Halk Partisinin izinin peşindeyiz. Stüdyomuzda çok değerli bir konuğumuz var Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin. Hoşgeldiniz.
Gürsel Tekin: Hoşbulduk, iyi akşamlar diliyorum bende.

Sunucu: Şimdi kısa bir giriş yapmaya çalıştım. Tüm dünyada ve ülkemizde de hem yolsuzlukla mücadele ön planda hem de terörle mücadele. Çünkü bir IŞİD belası var. El Kaide'nin daha güçlenmiş bir hali olarak adlandırılıyor. Bu atmosferde seçime gidiyoruz. Seçim havasında değiliz öncelikle bunu söyleyebilirim. Geçmiş dönemlerle kıyasladığımızda yalnızca 5 ay kaldı ama henüz öyle bir hava yok. Cumhuriyet Halk Partisini konuşalım istiyorum orada da çünkü en azından basına yansıyan kısmıyla birlikte bir takım karışıklıklar var gibi ya da kafamızı karıştıran bir takım durumlar var. Bunları tek tek aydınlatalım sizinle birlikte isteriz.

Öncelikle bir ayakkabı fırlatma protestosu, bir eylemi oldu bununla başlayalım isterseniz. CHP liderinin böyle bir eyleme maruz kalmasını ve bu eylemdeki fotoğrafta çok önemli. O fotoğrafı nasıl değerlendirdiniz?
Gürsel Tekin: İzin verirseniz önce Fransa'daki olayla ilgili başlamak istiyorum. Tabi Fransa'da yapılan saldırının insanlığa, demokrasiye, özgürlüğe yapılmış bir saldırıdır. Bunu şiddetle kınıyoruz, umut ediyoruz ki bundan sonra benzer olayların olmaması için G20'nin sadece Fransa'daki olay için değil aynı zamanda Ortadoğu coğrafyası dahil Türkiye'de dahil olmak üzere onlarca insanın terörü mağduru olup insanların hayatını kaybettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Fransa'da tabi dünya kamuoyunun çok tartışmasının temel sebebi 20 yılda bir benzer olaylar oluyor ya da 10 yılda oluyor. Sadece Türkiye'de son 45 gün içerisinde bizde maalesef 30 – 32 tane insan hayatını kaybetti. Türkiye adeta bunu kanıksamış gibi. Yani her gün insanların ölümü neredeyse gazetelerimiz, televizyonlarımız bile ciddiye almayacak durumdaydı. Son bir hafta içerisinde Şırnak'ta 7 tane insan hayatını kaybetti. Önümüzdeki günlerde ne olacağını bilmiyoruz.

Sunucu: Bir eklemede yapabilirim. Aynı gün biliyorsunuz Nijerya'da Boko Haram diye bir vahşi adam var ve 2 bin kişiyi katletti. Bir kenti, bir kasabayı yok etti. Ama işte bu Fransa'daki durumdan dolayı geri planda kaldı. Orada da muazzam bir vahşet var.
Gürsel Tekin: Evet işte Afrika'da da benzer olaylar sıkça yaşandığı için çok da böyle bir dünya gündemini rahatsız eden olay haline dönüşmüş değildir. Kaldı ki, insan her yerde insandır. Fransa'da da insandır, Afrika'da da, Türkiye'de de, Ortadoğu'da da. Büyük olasılıkla G20 zirvesi sadece kar amaçlı toplanmamalı. Yani umut ederiz ki önümüzdeki süreçte hem dünyadaki terör olayları, aynı zamanda yolsuzluk olayları. Yani dünyanın baş belası olan kirlenmiş siyaset. Eğer bir ülkede siyasette kirlilik varsa her alan kirlidir. Kirli olmayan hiçbir alan yoktur. Türkiye'nin temel sıkıntısı maalesef demokrasinin, özgürlüğün önündeki engellerin en önemli alanı siyasettir ve kirlenmiş siyasettir. Bizim Türkiye'de 5 ay sonra seçime gideceğiz. Seçime giderken bu kirlenmiş siyaseti arındırmadığımız sürece önümüzdeki süreçte siyasetin çok fazla bir değişkenlik içinde olacağı inancı içerisinde değilim.

Sunucu: Nasıl arınacak, nasıl şeffaflaşacak?
Gürsel Tekin: Çok kolay.

Sunucu: Yani bu yolsuzluk komisyonunda bile işte yüce divan oylamasından sonra çıkmadı böyle bir karar tamam.
Gürsel Tekin: Çıkmazdı zaten.

Sunucu: Çıkmazdı bu beklenen bir şeydi ama hemen arkasından komisyon başkanı Hakkı Köylü tapeleri de imha edeceğiz dedi. Bunların ortadan kaldırılması lazım dedi. Dolayısıyla nasıl şeffaflaşacağız?
Gürsel Tekin: O tapeleri Hakkı Köylü imha etmiş olsa da toplumun ve devletin hafızasında onu silmek mümkün değildir. Onu herkesin bilmesi lazım. Bu sıradan bir yolsuzluk olayı değildir. İlk kez dünyada da örneği yoktur yani en azından son 100 yılda baktığımızda dünyada örneği olmayan bir yolsuzlukla karşı karşıyayız. Bir ülkenin bakanlar kurulunun 3/1'i devleti soymakla meşgul. Sadece bakanlar kurulunun 3/1'i değil, bakanlar kurulunun 3/1'inin yanındaki siyasetçilerin çocuklarını hesapladığımızda ortalama 300 ve 500 kişi bu kirli alanda bu yolsuzlukta pay sahibi olmuştur. Önümüzdeki süreçte bunların hesabı sorulacaktır. Yani bunları kapatmak mümkün değildir. Bu klasik, bildik sıradan bir yolsuzluk olayı değildir. Hem içerde çok ciddi rahatsızlık yarattı. Aynı zamanda bu yolsuzluk bu son dönemde yaşamış olduğumuz bu bakanların ya da 17 Aralık - 25 Aralık'taki bu yolsuzluk dış politikada da Türkiye'yi çok sıkıntılı bir sürece soktu. Yani klasik bir yolsuzluğun ötesinde bunun birde bu tarafı var.

Sunucu: Dünya basınında kepaze olduğumuz manşetler oldu. Özellikle ak saray mevzusundan sonra.
Gürsel Tekin: Ak saray aynı bir rezalet oraya da izin verirseniz mutlaka onu da konuşmak istiyoruz. Şimdi bütün bunlara baktığımızda bu işin merkezi en üst tepeye geliyor. Yani telefon tape konuşmalarını hepimiz Türkiye’nin hemen hemen bütün yurttaşlarımızın tanık olduğu bir dönemde komisyonun aksi bir karar alması yani yüce divana göndermesi şu demekti, en yukarıdaki siyasetçileri de yüce divana göndermek demekti. Daha olayın ilk etabında eski başbakan bu darbedir yolsuzluk değildir dedi. Şimdi darbe olarak değerlendirmiş olduğunuz bir şeyi kendi milletvekillerinizle bunu yüce divana gönderdiğiniz zaman o zaman ne olacak? Tabi ki yüce divanda en tepedeki çocukların, ailelerin önümüzdeki süreçte yargıda hesap vermesi demektir. Onun için organizeli bir elle ve burada tabi Başbakan çok zor durumda kaldı. Başbakan neye dayanarak, hangi verilere dayanarak bilmiyorum ama çıktı kardeşimde olsa kolunu keserim demişti. Bu kamuoyuna şöyle yansıdı. Evet önümüzdeki süreçte bu 4 bakanın ortalama 2 ya da 3 bakanın yüce divana gideceği anlamı taşıyordu. Ama bir el müdahale edince Başbakan bırakın kol kesmeyi kol böreği bile kesemedi ve doğrusu…

Sunucu: Hangi el Sayın Tekin? Kim müdahale etti?
Gürsel Tekin: Bütün bu yolsuzluk organizesinin başındaki kimse o. Yani bunu bütün Türkiye biliyor. Eski Başbakan müdahale etti ve eski Başbakan müdahale edince yeni Başbakan atanmış, tayinli Başbakan bu komisyona müdahale edemedi ve komisyonun içindeki 9 tane insan. Bilmiyorum tapeleri, dosyaları inceleyebildiniz mi? Bu iddia değil yani iddia başka bir şeydir. İddia yazılı bir şey olur. Ama tapelere baktığınızda özellikle 2010'la 2013 arasındaki bütün o organize yolsuzluğa baktığınızda kamera kayıtları, görüntü kayıtları, para transferleri, geldiler, gittiler, kupon arsaların pazarlıkları çok somut bunlar. Bunlar bir varsayım değil. Bu kadar belgeli, bu kadar bilgili olaylara komisyon hangi vicdana dayanarak karar verdi doğrusu şaşkınlık içindeyiz.

Sunucu: İşte herkesin elini kolunu bağlayacak şeyler yaptılar yayın yasağıydı vs. derken. O yüzden iddia demek durumunda kalıyoruz.
Gürsel Tekin: Yani iktidarın iddia ettiği gibi darbeyse ne yapılması gerekiyordu. Bu bakanların ivedilikle komisyona gerek duyulmaksızın ben yüce divana gitmek istiyorum diyecekti ve yüce divanda aklanacaktı bizde evet kardeşim adamlar tertemizdir diyebilmeliydik.

Şimdi bunların baktığımızda bir tarafta paralel yapı, bize tuzaktı, darbeydi diye iddia edenler maalesef bu cesareti gösteremediler. Kaldı ki, bu cesareti göstermeleri de mümkün değildi. Çünkü her şey belgeli, bilgiliydi. Bu 17 Aralık ve 25 Aralık ondan sonraki yapılması gereken savcılık baypas edilmemiş olsaydı imar yolsuzluğu yani en önemli bizimde daha önce kamuoyuyla paylaşmış olduğumuz imar yolsuzluğu da bu soruşturmaya tabi tutulacaktı. Ortalama bizim hesaplarımıza göre Türkiye'de bu yolsuzluk 100 - 150 milyar Euro'ya dayalı.

Sunucu: Peki şimdi ortada bu kadar somut delillerle birlikte yolsuzluklar var diyorsunuz. 17 – 25 Aralıktan sonra işte hükümet yıpranmıştır dolayısıyla oylara da yansır bu diye bir algı vardı ama 30 Mart yerel seçimlerinde beklenen olmadı. Cumhuriyet Halk Partisi doğru bir yol mu izleyemedi, nerede hata yaptı? Çünkü bu kadar önemli iddiaların ardından bile beklenen oy oranı aslında yakalanamadı. Şimdi yeni bir seçim daha var. Bu seçimde nasıl bir yol izlenmeli?
Gürsel Tekin: Şimdi birincisi tabi, iki şey. Birincisi seçim sürecinde seçmenin bir marjı oluşuyor. Niçin seçimden önce? Yani onu anlatma zorluğu çekiyorsunuz. İkincisi, ortalama gece gündüz spor kanalları dahil olmak üzere devletin TRT'nin 16 televizyonu dahil olmak üzere ortalama 35 - 40 televizyon. Merkez medya bu eleştiri konusuna fazla giremediler. Zaten tartışamadılar. Yani birkaç ufak kanallar. O da tabi yansıması çok az olduğu için kamuoyuna bunu anlatmak mümkün olmadı. Koro halinde bir merkezde adeta tek ses gazeteler dahil olmak üzere televizyonlar sürekli ama sürekli aynı akşam darbedir.

Sunucu: Tüm bu algı politikasına rağmen Etyen Mahçupyan Başbakanın Başdanışmanı geçtiğimiz günlerde bir röportaj verdi ve dedi ki halkımızda evet yolsuzluk olduğunu düşünüyor. Yani bu kadar algı yönetimine rağmen hırsızlık ya da yolsuzluk olduğunu düşünüyor ama yine de yansımadı. Bu mu etkileri?
Gürsel Tekin: Yansıdı. Yeterince yansımadı. Ortalama AKP 2 milyon 800 bin oy kaybetti. Bu çok makul bir oydur. Yani çok küçümsenecek bir oy değildir. Ama doğrusu tabi bu kadar büyük bir yolsuzluğun karşısında çok makul mü? Elbette değildir. Yani bunu kabul etmek mümkün değil. Bu organizasyon ve seçim sürecindeki bu kampanya toplum tam seçim arifesinde olduğu için biraz marj oluştu, birazda AKP'nin çok güçlü medya alanı toplumun kafasını karıştırdı. Bir darbe denildi gitti. Nedir arkası, niçin darbe olmuş, darbenin gerekçesi nedir bunu aşmakta mümkün olmadı. Halen o tartışmalar oluyor. Mesela geçen hafta bir televizyonda izledim. Tamam darbe iddianızı doğru varsayalım.

Sunucu: Nerede bir darbe davası göremiyoruz.
Gürsel Tekin: Doğru varsayalım hiç itiraz etmiyorum. Bu darbe diyelim. Gelin darbeyle hesaplaşalım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizde sizin yanınızda olalım eğer bir darbe varsa. Darbe kısmını farklı değerlendirelim, bunun yolsuzluk kısmını da farklı değerlendirelim. Oraya hiç girmiyorlar. Aman ha kardeşim girme. Çünkü oraya girildiği zaman gerçekten bu sıradan bir yolsuzluk değildir. Ama şunu da söyleyeyim bunun hesabı mutlaka sorulacaktır. Bugün mü, yarın mı bilemiyorum bu yolsuzlukların hesabı sorulacaktır. Sadece siyasetçilerin yaptığı yolsuzluk değil aynı zamanda bu kirli tuzağın parçası olmuş kirli işadamları dahil olmak üzere televizyonlar, gazeteler dahil olmak üzere bu ülkede hesap vereceklerdir hiç kimse merak etmesin.

Sunucu: Biraz CHP'yi konuşmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde Kılıçdaroğlu'na bir ayakkabı fırlatıldı, böyle bir olay yaşandı. Bir Allah'ın kulu başına ya da üzerine ya da herhangi bir yerine isabet etmedi ama orada bir zafiyet hissettirdi bize en azından. Çünkü mecliste de buna benzer bir şey olmuştu. Biri geldi ve yumruk attı liderinize. Etrafında korumamı yoktu ya da eksik olan nedir? Neden böyle protestolar üst üste oldu sizce?
Gürsel Tekin: Etrafında tabi ki koruma Sayın Genel Başkanımız Başbakan, Bakanlar ya da Cumhurbaşkanı gibi böyle yüzlerce korumayla gezen bir insan değildir. Yani bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Çok sınırlı sayıda korumalar var. Aslında buradaki sorun şu; birincisi ve ikincisi birbirine çok benzeşiyor. Birincisi, ilk kez TBMM'ye geliyor, ben ortalama işte 4 yılımız bitecek parlamentoda halen o koridorları ezberleyebilmiş değilim. Çok büyüktür. İlk kez parlamentoya geliyor bütün o güzergahlarda güvenlik güzergahlarından geçiyor ve hangi noktada duracağını biliyor. Çok profesyonelce. Yani rastgele böyle sıradan bir açık toplantıda değil. Buradan baktığımızda bunun arka planında mutlaka bir elin olduğu inancı içerisindeyim.

İkincisine baktığımızda, ikinci önce…

Sunucu: Basın mensuplarıyla beraber içeri giren biriymiş zannediyorum.
Gürsel Tekin: Ama ondan öncesi var. Ondan önce kapıda bizim bir partideki görevli arkadaşımıza partili bir arkadaşımızla ilgili, onun kardeşiyle bir sorununun olduğunu söylüyor. O da nedir sorun diyor bütün notları alıyor. Ben yardımcı olacağım telefonunuzu da alayım diyor, telefonu da alıyor ve biran kayboluyor.

Şimdi Ana Muhalefet Lideri yani anayasamızda baktığımızda 4. sırada olması gereken yasaya göre 4. sırada olması gereken bir şahısın güvenlik önlemi maalesef ciddi bir şekilde bir zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Ortalama herhangi bir AKP'li Başbakan, Cumhurbaşkanı anlatmama gerek yok ikişer bin polisle gezdiği için. AKP'li bakanlar dahil olmak üzere biz Sayın Genel Başkanımızın programını valiliğe bildiririz. Bu şu demektir; güzergahın, gidecek yerin önlemini alın demektir. Belli ki otelde hiçbir güvenlik alınmış değildir. Güvenlik önlemi alınmış olsa o ara o şahısla bizim arkadaşımızla o müzakereyi konuşmayı, tartışmayı polisin görmesi lazım orada polis olsa. Hiçbir polis yok demek ki. Bu ciddi bir eksikliktir. Evet doğrusu bundan sonra kendi güvenliğimizi kendimiz alacağız.

Genel Başkanımız olağanüstü hoşgörülü bir insandır. İtiraz etmiyorum tabi ki dünyanın her yerinde siyasetçilere tepki olur. Ayakkabıda atılır, yumurtada atılır bunlar olağan şeylerdir. Ama bu ülkede tahribat yaratmış, insanların hayatına, canına kıymış bir iktidara protesto değil onların daha iyi yaşayabilmesi için mücadele eden Ana Muhalefet Liderine, ne toplantısı vardı orada? Emeklilerle, emekçilerle ilgili toplantı var. Yani oradaki kardeşimiz dahil olmak üzere ortalama Türkiye'de mağduriyeti olan insanların daha iyi yaşayabilmesi için toplantı yapan ana muhalefete sen bu tepkiyi gösteriyorsun ve oradan gazetecilerin içinden giriyor eylemini gerçekleştiriyor.


Sunucu: Peki bugünkü yazısında genel yayın yönetmenimiz ve aynı zamanda Yurt gazetesinde de köşe yazan sevgili İdris Akyüz önemli bir noktaya değinmiş. Geçmiş dönemlerde de bu tarz girişimler olduğunu, örneğin Süleyman Demirel'e, Turgut Özal'a, Bülent Ecevit'e bu tarz eylemlerin gerçekleştirildiğini ama örneğin Bülent Ecevit’e bir suikast girişimi olacağı yönünde bir haber üzerine binlerce kişinin Taksim'e akın etmesi ya da farklı noktalarda herhangi bir böyle bir girişim olduğunda yine Bülent Ecevit'e oradaki partililer, örgüt etten duvar örerek bir anda onu korumaya çalışmaları. Bunu Kılıçdaroğlu’nda göremiyoruz. Eksik olan nedir?
Gürsel Tekin: Hayır onu da görebilirsiniz. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu'nun toplantısı sivil toplum örgütleriyle. Orada örgütümüz yok. Sadece Genel Başkan Yardımcılarımız var. Tabi Genel Başkan Yardımcılarımız hiç beklenmedik bir olayla karşı karşıya olunca bir şok içinde oldular eğer izlediyseniz mutlaka görmüşsünüzdür. Örgütümüz olsa o gereken refleksi gösterir ona hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Geçmiş dönemlere baktığımızda tabi çok olağanüstü bir dönemdi rahmetlik Ecevit, Demirel dönemi. Daha çok bu olaylarda örgütler çok reaksiyon ve ciddi bir duyarlılık gösteriyordu. Belli ki bundan sonraki süreçte de kendi Genel Başkanımızın güvenliğini kendimiz alacağız. Yani burada devletin çok ciddi bir eksiğini görüyoruz. Bu eksik giderilecek gibi de değildir. Yani bir iki tane eylem olmasına rağmen. Bundan sonra Sayın Genel Başkanımızın güvenliğini kendi örgütlerimiz ve kendi partililerimiz alacak ve kaldı ki Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri bu konuda çok duyarlıdır bunu da herkesin bilmesi lazım.

Sunucu: Gelelim Şişli Belediyesine. Neler oluyor Şişli Belediyesinde?
Gürsel Tekin: Şişli Belediyesi ya da Cumhuriyet Halk Partisinde zaman zaman farklı söylemlerinden dolayı kamuoyunda tartışılan isimler var. Sözkonusu AKP olunca eleştirmek çok zordur kolay değildir. Çünkü ağır bedeller ödetiyor. Yani gazeteciyseniz bugün aynı zamanda gazetecilerin günü. Sadece bu yıl 83 tane gazeteci arkadaşımız işinden oldu. Gerekçe neydi bunların 83 tanesinin? 83 tanesine de baktığınızda ortak gerekçeleri iktidara muhalefet ettiği içindir. İktidara muhalefet ederseniz işsiz kalırsınız. İktidara muhalefet ederseniz vergi müfettişleriyle karşı karşıya kalırsınız. İktidara muhalefet ederseniz linç edilirsiniz. Bunu çok da açık yapıyorlar. Tarif ederek yapıyor, gazetecilerin ismini vererek yapıyorlar.

Şimdi CHP'de ne olacak? CHP eleştirilince ne bedeli olacak? Bir bedeli var mı yani? Kaldı ki, eleştirinin haklı gerekçeleri olsa hiç itiraz etmiyoruz.

Sunucu: Yani ortada bir sıkıntı yok basın mı yanlış yansıtıyor demek istiyorsunuz?
Gürsel Tekin: Şimdi şöyle; Cumhuriyet Halk Partisi tabu değildir eleştirilecek. Biz her türlü eleştiriyi de çok makul kabul eder ve oradan ders alırız. Ama bu eleştirinin ötesine geçerse, yani 17 Aralık - 25 Aralık gibi soyguncu bir düzenin tartışılması gerekirken bir belediyede belediye meclis üyesiyle belediye başkanı arasındaki siyasal mücadele bu kadar abartılması doğrusu beni çok şaşırtıyor. Doğru mudur? Elbette doğru değildir. Ama bu mesele böyle gazetelerin manşetine taşınabilecek bir mesele olduğuna inanmıyorum.

Sunucu: Şimdi Başbakan meydanlarda işte Şişli Belediyesindeki sıkıntıyı çözemiyorlar ülke yönetimine nasıl talip oluyorlar gibi demeçler verince bütün gözler biraz daha belki de Şişli belediyesine yönelmiş olabilir. Ama ciddi iddialar var, tehdit iddiaları var, yani röportajları ve yargıya taşınan bir süreç var.
Gürsel Tekin: Bütün bunlara baktığımızda bu bizim elimizde. Biz tabi fala bakacak durumda değiliz. Karşılıklı iddialar var. Bu iddiaların tamamı yargıya intikal etmiş. Önümüzdeki günlerde bakacağız. Yargıda iddia edilen yani karşılıklı olarak iddia sahipleri bu iddialarını ispat ederlerse elbette Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bunun gereğini yaparız. Ama bir iddianın ötesine geçebilmiş değil.

Sunucu: Sarıgül uzun yıllar beraber çalışmış insanlar birde o yüzden tuhaf geliyor.
Gürsel Tekin: Tabi. Sayın İnönü'yle Sayın Sarıgül uzun süre beraber çalışmışlar. Geçen dönem Sayın İnönü Sayın Sarıgül’ün belediye meclis üyesiydi. Şimdi bu kadar yakın ilişkide olan arkadaşlar her iki siyasetçinin arasındaki kapalı devrede ne geçtiğini doğrusu bizde tam olarak bilmiyoruz. Bu konuda Belediyelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımız her iki tarafla görüştü. Milletvekili arkadaşımız aracı oldu. Hayır böyle bir şey yok denildi. Şimdi yargıya intikal etmiş, yargının sonucuna bakacağız ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak elbette bunun gereğini yapacağız. Hiç kimse, bakın şunu herkesin bilmesi lazım. Bunun adı Gürsel Tekin de olsa Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğine kim zarar veriyorsa üyeliği askıya alınır.

Sunucu: Konuşmamızın başından beri aşağı yukarı hep algı politikaları üzerinde konuştuk. Dünyada da belki böyledir ama özellikle Türkiye’de son dönemlerde hangi konu olursa olsun…
Gürsel Tekin: Dünyada çok da öyle değildir. Gelişmiş ülkelerde değil. Şimdi Almanya'da, Fransa'da siz bu algıyı kendinize…

Sunucu: Ufak ufak nispeten onlarda yapıyorlar.
Gürsel Tekin: Devlet öyle bir algı yaratabilir eğer milli menfaatlerine dokunuyorsa. Ama iktidarlar ben gazeteleri, devletin televizyonlarını istediğim gibi kullanırım deme şansı yoktur. Yani Almanya'da bir iki tane devlet televizyonu vardır Merkel istediği gibi o televizyonları kullanamaz. Bunu hepimizin bilmesi lazım. O devlet televizyonları son derece bağımsızdır. Bütün siyasetçilere eşit davranır.

Sunucu: 30 Mart yerel seçimlerinden de az önce bahsederken siz tekrar altını çizdiniz. Bir algı politikası yürütüldü ve dolayısıyla diğer partiler, diğer liderler kendini çok da fazla ifade edemediler ve belki de yanlış algı politikalarının yönlendirilmesiyle tam tersi belki de oy kaybettiler. Şimdi önümüzdeki bir seçim süreci var dedik. 5 ay sonra sandık başındayız. Bu algı politikasına karşı farklı bir algı politikası yürütme yoluna gidecek mi ya da yol haritası ne olacak? Yani bununla nasıl savaşacaksınız CHP olarak?
Gürsel Tekin:
Tabi ki bizim önümüzdeki en büyük engel onu açık söyleyeyim biz devletle mücadele edeceğiz. Yani AKP'yle değil ve kaldı ki çaresiz bir Başbakan var. Rahatlıkla Sayın Genel Başkanımızın kendisiyle baş edebileceği siyasetçi olduğunu burada rahatlıkla söyleyebilirim. Çok çaresiz, bir çare, arka planında, hatta şunu da söyleyebilirim şuanda görünürde Sayın Davutoğlu Başbakan olmuş olsa da bir gölge Başbakanın olduğunu da bilmemiz lazım. Mesela geçen hafta Sayın Davutoğlu'nun çalışma ofisini kim bastı? Bunu bilmemiz lazım.

Sunucu: Kim bastı?
Gürsel Tekin: Hangi bakan bastı? Bu kadarını söyleyeyim. Hangi bakan Sayın Davutoğlu'nun ofisini bastı şunları niye imzalamıyorsun. Şimdi çaresiz bir Başbakan var. Bizim sorunumuz bu Başbakanla mücadele konusu değildir. Bununla rahatlıkla mücadele ederiz. AKP'yle mücadele ederiz.

Sunucu: Binali Yıldırım bir konferansta Davutoğlu’nu görevlendirdik, atadık. Onun gibi bir cümle sarf etti.
Gürsel Tekin: Doğru söylemiş, çok doğru söylemiş.

Sunucu: Bununla ilgili bir şey mi söylemek istediğiniz ya da o bakan mı?
Gürsel Tekin: Hayır onunla ilgili değil. Bir başka bakanın. Ben milletvekilini tarif etmiyorum. Milletvekili Başbakanı çok aşağılarcasına laflar etti. Nerede hangi gazetelerde görebildiniz? Görebildiniz mi? Cevap bile veremedi. Yani bir Başbakan kendi milletvekiline haddini bil diyemedi.

Şimdi bütün bunlara baktığımızda Başbakanın Binali Yıldırım'ın tarifiyle atanmış bir Başbakan olduğunu bilelim ve Eski Başbakanında tarifi şuydu; bu Başbakanı paralel yapıyla mücadele edeceği için atadım dedi. Yani kriter olarak koydu. Yoksullukla baş eder, işsizlikle baş eder demedi. Kriter buydu. Böyle bir kriterde.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin dışındaki muhalefet partileri devletle mücadele edecek. Bakın 81 vali Türkiye'deki illerimizin valileri adeta AKP'nin il başkanları gibidir. Emniyet müdürleri keza öyle. Kaymakamlar tamamı böyle. Kaymakamların bölgede muhtarları toplayıp muhtarlara köyünüzde eksik oy çıkarsa sosyal yardımlardan keserim dediğini bütün Türkiye biliyor. Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki günlerde…

Sunucu: Mafyalaşma gibi bir şey bu kadrolaşma değil aslında.
Gürsel Tekin: Tabi öyle maalesef. Bu derin devletle mücadele edecek. Bu mücadelenin üstesinden geleceğiz kimse merak etmesin. Hiçbir kirlilik, hiçbir otoriter sistem dünyanın hiçbir yerinde ayakta kalabilmiş değildir. Bunlar can çekişiyorlar. Bu can çekişme 2015 yılında Cumhuriyet Halk Partisinin zaferiyle bitecektir.

Sunucu: Türkiye'nin en önemli sıkıntılarından biri açlık ve yoksulluk elbette. Dolayısıyla insanlar çalışıyor, didiniyor, emek veriyor ama ne faturalarını ödeyebiliyorlar, ne kiralarını doğru düzgün ödeyebiliyorlar. Açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan kitle çoğunlukta. Dolayısıyla bu çok önemli. Bununla ilgili önemli politikalarınız var biliyoruz. Bünyenize de önemli ekonomistlerde kattınız. Bununla ilgili yol haritanızla ilgili lideriniz, Genel Başkanınızda açıklamalar yapıyor ama bunun yanısıra yine seçimi etkileyecek ve Türkiye'nin de önemli dinamiklerinden olan Kürt meselesi ve Alevi meselesi var. Sanki şöyle bir algı var. Partinizde bu konuyla ilgili çok parçalı bir durum var gibi. İşte ulusalcı bir kanat var ve bu ulusalcı kanat hem Alevi meselesine, hem Kürt meselesine tırnak içinde söylüyorum daha faşizan bakıyor gibi bir algı var. Kürt meselesiyle ve Alevi meselesiyle ilgili neler söyleyeceksiniz partiniz adına?
Gürsel Tekin: Şimdi bu sadece CHP için geçerli değildir. Mesela AKP’deki farklı sesleri ben burada saymam saatlerce sayabilirim.

Sunucu: Farklı sesler olması aslında demokrasinin gereğidir.
Gürsel Tekin: Bütün demokratik ülkelerde de bu var. Bu sadece bize mahsus değil. Ama şimdi karşınızda öbür partilerde sıkıyönetim ilan edildiği için sadece CHP'liler konuştuğu için sanki bu da bir kavgaymış gibi algılanıyor. Alevi meselesiyle ilgili hazırlamış olduğumuz kanun taslağına milletvekillerimizin tamamı imza attı. Nasıl bir tartışmadır kim karşı çıkıyormuş.

Sunucu: Dersim meselesiyle ilgili diyelim.
Gürsel Tekin: Elbette Dersim meselesi çok farklı, farklı düşünen arkadaşlarımız olabilir. Ama şunu unutmamalıyız ki partilerin kurumsal kimliğini partinin Genel Başkanı temsil ediyor. Genel Başkanın söylediği cümleler önemlidir. Sayın Genel Başkanımız Kürt meselesiyle ilgili, Alevi meselesiyle ilgili, işsizlikle ilgili, yoksullukla ilgili bütün bu meselelerde çok net, çok açık politikalarını ifade etmiştir. Kürt meselesiyle ilgili ilk kez çok net bir şekilde 70 maddeyi kanun haline getirmiş TBMM'ye göndermişiz. Bunu BDP yapabilmiştir ne de AKP yapabilmiştir. 70 maddeyi incelediğinizde demokrasi ve özgürlükler konusunda çok net olarak Cumhuriyet Halk Partisi 72 tane milletvekilinin imzasıyla TBMM'ye vermişiz. Demek ki bu meseleler her iki mesele konusunda da Cumhuriyet Halk Partisi son derece net. Örneğin en basit yani %10 barajı.

Sunucu: %10 barajına geçmeden şunu sormak istiyorum yeni bir gelişme olduğu için Alevi meselesini konuşmuşken. Ulaştırma bakanı daha yeni açıkladı 3.köprünün adıyla ilgili biliyorsunuz bir takım söylemler vardı. Yavuz Sultan Selim olacağı kesinleşti dedi. Alevilerin hassasiyeti var bu konuyla ilgili. Bununla ilgili bir girişiminiz olur mu?
Gürsel Tekin: Alevilerin bir şeyi bilmesi lazım. Yukarıdan aşağıya yani AKP kadrolarına baktığımızda Alevi meselesi konusunda çok gayriciddi olduğunu hepimizin bilmesi lazım. Hepsinin söylemleri ortada. Cemevlerini tarif konusunda, Sivas'taki katliam konusunda. Bütün bunlara baktığımızda bu sorunların bir parçası olmuş bir iktidarın Alevi meselesini çözmesi Aleviler konusunda bir hakaret olur. Asla böyle bir şey beklemek mümkün değildir.

Sunucu: Sivas katliamındaki yatanların avukatı bakanlık yaptı AKP'de.
Gürsel Tekin: Kesinlikle. Cemevlerini tarif eden bir iktidar o tarife dilim varmıyor. Onu tarif eden bir anlayış bu meseleyi çözebilir mi? Bu meseleyi kafası özgürleşmiş, demokrasiye inanmış ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi çözebilir. Kürt meselesi konusu da böyle olacak.

Sunucu: Bir yanda Alevi dedelerini yemekte topluyorlar işte size maaşlar bağlanacak, bu meseleyi çözeceğiz. Diğer yandan yeni yapılacak köprüye Yavuz Sultan Selim adını veriyorlar.
Gürsel Tekin: Ben bu toplantılara gerçekten Alevi meselesi konusunda ağır bedeller ödemiş çok duyarlı Alevi örgütlerinin katıldığını bilmiyorum katılmazlar. Baştan itibaren tavırları çok açık, netti. Önümüzdeki süreçte de AKP'nin Alevi meselesi konusunda işte 10 madde verdik orada kanun teklifi olarak. Eğer gerçekten bir ciddiyetleri varsa, onun için toplantıya gerek yok. Çok somut biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 10 madde koymuşuz. Onlarda derler ki hayır kardeşim müzakere edelim 5 maddesi. Biz buna da razıyız. Ama bu mesele konusunda yasallaştırma konusunda en ufak bir duyarlılıkları yok. Kürt meselesi konusunda olduğu gibi.

Sunucu: 12 senedir sistem şöyle işliyor. Siz hakikaten böyle güzel raporlar bizde inceliyoruz, sunuyorsunuz meclise ya da bir kanun teklifi gidiyor. Direk reddediliyor AKP tarafından. Sonra benzerini kendileri getiriyor.
Gürsel Tekin: Bu sorunlar kanunla çözülür. Bu sorunlar böyle lagalugayla, söylemlerle çözülmez. Eğer bir ciddiyetiniz varsa bu konuda biz işte kanun teklifi vermişiz sizde verirsiniz. Hadi diyelim ki bizimkini yok sayalım siz getirin. Sizin getireceğiniz kanun tekliflerine biz riayet ederiz eğer sorunu çözecekse.

Sunucu: İşiniz çok zor ama. Diyaloğa sürekli kapalı bir iktidarla aynı meclis çatısı altında olduğunuzu gözlemliyoruz ve işiniz çok zor.
Gürsel Tekin: Şunu söyleyeyim, bende parlamentonun bir milletvekili olarak söylüyorum. Bu kadar kirlenmiş bir siyasetin, bu kadar kirlenmiş bir parlamentonun bu kadar devasa sorunları çözmesi mümkün değildir. Önce yapmamız gereken şu; gelin elbirliğiyle kirli siyaseti temizleyelim. Bu yasayla da olabilecek bir şey değil. Öyle bir kanun çıkaralım ki mesela Sayın Babacan…

Sunucu: O zaman bugün itibariyle bir hashtag oluşturalım en azından sosyal medyada. Diyelim ki kirli siyaseti temizliyoruz mu diyelim ne diyelim?
Gürsel Tekin: Gelin el birliğiyle hangi siyasal yapıdan olursanız olun hiç önemli değil. Bu bütün siyasetçiler için geçerli olan bir kavramdır. AKP'li olabilirsiniz, MHP'li, BDP'li, CHP'li. Elbirliğiyle Türk siyasetini kirlilikten arındıralım dünyada olduğu gibi. Bakın dünyada benzer olaylar yaşanıyor yaşanmaz değildir. Son dönemlerde Almanya'da yaşanan bir olayı ben söyleyeyim. Mevcut bir bakan devletin helikopteriyle kendi asker olan çocuğunu ziyaret ettiği için istifa etmek zorunda kaldı. Niye dayanamıyor oradaki siyasetçi. Çünkü oradaki siyasetçi toplum bu kirliliğe alışık değil. Bunu yapamaz diyor. Alman Cumhurbaşkanı niye istifa etti? Sadece istifa etmedi Alman Cumhurbaşkanı, aynı zamanda o Alman Cumhurbaşkanı Alman yargısına hesap verdi. Suçu neydi biliyor musunuz? Bir işadamından yani 30 yıllık aile dostu olan çok yakın ilişkide olan bir firmanın sahibinden 500 bin Euro borç aldığı için. Bu borç aldığı 500 bin Euro’yu kendi hanesine, yani şeye yazmadığı için bir gazete haber yaptı ve ertesi gün istifa etmek zorunda kaldı. Sadece istifa etmedi son derece yani bizde o kadar mütevazi bir iş ki benim bir arkadaşımdan 500 bin Euro borç almam gibi. Ne olacak yani biliyorsunuz eski Cumhurbaşkanı işte işadamından şu kadar para aldım kızlarımı okuttum dediği gibi. Kimse hesabını bile sormadı. Şimdi bundan dolayı istifa etti ve gitti yargıya hesap verdi yargıda aklandı çıktı. Bizim Türkiye’de benzer olayların olduğu zaman ilk işi yargıya gidecek, hesap verecek, aklanacak. Bunun için toplu olarak hepimiz 76 milyon tek ses olalım ve kirli siyaseti eğer kirli siyaseti arındırıp temizleyemezsek toplumun her tarafı kirli olur. Bakın sadece siyaset değil, siyaset kirli olunca ne oluyor biliyor musunuz? Gazete kirlidir, televizyon kirlidir, iş dünyası kirlidir. Her yer kirli. Daha önemlisi inançlarımızda kirleniyor.

Öylesine kirlendik ki somut örnek göstereceğim size. Diyanet İşleri cumhuriyetin en önemli kurumlarından bir tanesidir. Diyanet İşlerinin temel görevi aynı zamanda toplumun din algısıyla ilgili önemli görev yapacak, aynı zamanda kirliliklerin önüne geçebilecek dini motiflerle toplumu bilgilendirmek olacak. İki tane örnek söyleyeceğim. 2010 yılında biliyorsunuz referandum vardı. Bin yıldır tarihimizin bütün şeyleri, yani İslam dünyasının tamamında camilerin üstünde Cuma günleri hayırlı cumalar yazılır. Referandum dönemi bütün camilerin üstendeki hayırlı cumalar kaldırıldı.


Sunucu: Neden?
Gürsel Tekin: Çünkü AKP'nin evet dediği şeye hayır, muhalefet hayır diyordu ya. Hayır algısı değiştirebilir diye hayırı kaldırdılar. Kim kaldırdı bunu? Diyanet İşleri kaldırdı.

Sunucu: Bir yerden talimat gitmiştir ama.
Gürsel Tekin: Elbette iktidar tabi. Yani din algımız bile iktidarın kirli iktidara bağlı hale gelmişse bu felaket. 17 Aralık, 25 Aralık'tan 10 gün önce biliyorsunuz diyanet her Cuma günü fetvalardan okunsun diye kuranı kerimdeki bazı şeyleri gönderirler. O haftaki fetva yolsuzluk üzerineydi. 17 Aralık, 25 Aralık olur olmaz onu da kaldırdılar. Şimdi demek ki siyaset her şeyi kirletiyor. Sadece gazeteyi, iş dünyasını, anlayışımızı değil, bizim en kutsal değerlerimizi kirletebilecek durumdaysa gelin elbirliğiyle bu kirli siyaseti arındıralım. Kampanya açalım. Sağcısı, solcusu, İslamcısı hepimizin ortak sorunu.

Sunucu: Peki iktidar bu zihniyette değilse nasıl temizlenebilir?
Gürsel Tekin: İktidar bu zihniyette olmayabilir ben topluma çağrı yapıyorum. İktidar zaten kirli. Kirli bir iktidarda hadi gelin bir temizlik yapalım deme şansınız yok. Şunu da söyleyeyim, yani ben özellikle TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek'te benzer bir şey söylemişti. Siyaset çok kirlendi demişti. Çağrıda bulunmak istiyorum. O zaman gelin parlamentonun başkanı olarak 550 tane milletvekili elbirliği yapalım. Bir yasa çıkaralım bugüne kadar bu kirliliklere bulaştıkları için bir pişmanlık yasası ekleyelim. Yani özel bir durum olsun. Pişmanlık yasası ekleyelim. Bu meselelere bulaşmış, yolsuzluğa bulaşmış insanları billboardlarda teşhir edelim. Cezaevlerine göndermeyelim yazık günah yani bir de beslemeyelim. Billboardlarda gelen giden tükürsün üstüne ve bu bir toplumsal şey yaratsın. Evet yani bir daha siyasetçi sadece siyasetçi değil kamu yöneticileri içinde geçerli. Rahmetlik Ecevit döneminde biliyorsunuz özellikle kamu ihaleleriyle ilgili daha şeffaf olsun diye AB'ye uygun bir yasa hazırlandı ve buraya bir kurum oluşturdu. Bu kurum şeffaf davranacaktı ve ihaleleri denetleyecekti. Maalesef bu kurumun başındakiler ilk yolsuzluğa bulaşan onlar oldu. Cezaevlerinde yatıyor. Düşünebiliyor musunuz siyaset, kamu, bakanlık, belediyeler kirlilik içinde. Niye bu yani İngiltere'de olmuyor, Avrupa'da olmuyor da bizde oluyor? Avrupa'da olmuyor muydu? İspanya'da, İtalya'da yüzleştiler insanlar. Gelin yüzleşelim diyorum.

Sunucu: Tüm bunların dışında geçtiğimiz dönemlerde verdiğiniz bir röportajda aslında bir üst elin olduğu ve siyaseti dizayn ettiği açıklamasında bulundunuz. Bu açıklamada Deniz Baykal’ın görevden istifa edip Kılıçdaroğlu'nun göreve gelmesini de kattınız. Yani bunu da bir dizayn olarak ifade ettiniz. Biraz açar mısınız bu konuyu?
Gürsel Tekin: Tabi ki onu hemen açayım. Özellikle tabi bir kısım haber siteleri maalesef nereden çıkardılarsa ya okuma özürlüler ya da dediklerimi tam anlayamamışlar. Bir kısmı şöyle dedi; Sayın Kılıçdaroğlu'nu tarif ediyor. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu'nu tarif edersem kendimi de tarif etmiş olurum. Ben Sayın Kılıçdaroğlu'na gelmiş bir insanım ve neredeyse kamuoyunda sağ kolu olarak biliniyorum.

Şimdi 1 Mart tezkeresi biliyorsunuz çok önemliydi. Yani bugün kanamalı Ortadoğu coğrafyasının ilk başlangıcıydı ve bu konuda da en önemli direnci Cumhuriyet Halk Partisi gösterdi. Halbuki Ortadoğu konusunda daha çok İslamcıların özellikle yazar, çizer, aydınlar, İslami örgütlerin bu konuda ciddi bir reaksiyon göstermesini bekliyordum. Enteresan bir şey oldu, herkes sustu İslamcılar. Bir suskunluk başladı. 91 yılındaki körfez krizinde özellikle Beyazıt meydanında her Cuma günü binlerce İslamcının ve buna öncülük eden Bülent Arınç, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve çeşitli milli görüşçü siyasetçilerin o dönem göstermiş olduğu o duyarlılığı ansızın 2003 yılında neredeyse bir ölü toprağı oldu ve İslamcılar suskun kaldı. Bu direnci sadece Cumhuriyet Halk Partisi gösterdi ve 1 Mart tezkeresi geçmedi. Ama 1 Mart tezkeresi geçmedi geçememesine rağmen Türkiye bu Irak olayının bir suç ortağı oldu İncirlik dahil olmak üzere bütün lojistik desteği Türkiye'ye sağladı.

Sunucu: Milyonlarca kişi öldürüldü.
Gürsel Tekin: 1,5 milyon insan öldü ve ortalama 3 milyon Iraklı bertaraf edildi, darmadağın edildi ve şuanda da…

Sunucu: Mısır'daki olaya verilen tepki o dönem verilmedi.
Gürsel Tekin: Şu anda paramparça bir Irak, yılda 150 milyar dolar petrol geliri olmasına rağmen herkes aç, sefalet içinde yaşıyor. Ne içindi? Demokrasi gelecekti. Bunun eş başkanı kimdi? Tayyip Erdoğan'ın kendisi. Tayyip Erdoğan ben Ortadoğu'ya eş başkanıyım demişti ve bu direnç konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin bu direncine destek veren 98 tanede AKP milletvekili vardı.

Sunucu: Siz zaten verdiğiniz röportajda da Ortadoğu'nun eş başkanlığı teklifinin daha önce başka liderlere de gittiğini ama kabul etmediklerini, Tayyip Erdoğan'ın kabul ettiğini ifade ediyorsunuz.
Gürsel Tekin: Çok açıkta söyledi yani kendisi beyanı var. Ve bu direnç gösteren 98 tane AKP milletvekili 99 taneydi. Bülent Arınç hariç 98 tanesi siyasetten men edildi.

Sunucu: Bülent Arınç nasıl devam edebildi?
Gürsel Tekin: Bilemiyorum yani onu Sayın Arınç nasıl hangi keramet, hangi el onun kalmasını sağladı onu bilmiyorum. 98 tane milletvekilinin yanında Cumhuriyet Halk Partisi dahil olmak üzere uzun süre bu sıkıntılar tartışıldı. Sayın Baykal'la ilgili Sayın Eski Genel Başkanımızla ilgili bunun merkezinin devlet olduğunu ve bu merkezin arkasında kirli iktidarın olduğunu çok net bir şekilde Sayın Kılıçdaroğlu açıkladı. 6 ay önce açıkladı. Ama kimse Sayın Kılıçdaroğlu'nun dediğini ya da bizim…

Sunucu: AKP'nin böyle kasetleri servis ettiği yönünde bir takım açıklamaları oldu Kılıçdaroğlu'nun.
Gürsel Tekin: Kesinlikle. Bunu maalesef kimse algılamadı. Benim söylediklerimi kimse algılamadı ama devlette uzun süre görev yapmış istihbarat daire başkanı çok net bir şekilde 5 tane bu organizasyonu yani CHP ve MHP'ye bu tuzağı kuran, organizasyonu yapan 5 tane polisin ödüllendirildiğini anlattı. İşin ilginç tarafı bunu biliyoruz. Ama bir başka bir şey daha söylüyor Sabri Uzun. Bu bir siyasetçiye geliyor, siyasetçi bunu izliyor, servis edin diyor. Kim bu siyasetçi? İşte Sayın Genel Başkanımızın tarif etmiş olduğu eski Başbakanı tarif ediyor. Şimdi burada ne olması gerekiyor? Derhal yani devlette görev yapmış bir insan bir yeri tarif ediyorsa savcıların hemen harekete geçmesi lazım. İşte kirlilik derken bütün bu kirlilikleri sadece yolsuzluk kirliliği değil, aynı zamanda hani bu iktidarın Bülent Arınç'la ilgili biliyorsunuz suikast yapılacak, derin dehlizlere girdik falan söylemleri vardı ya, devletinde bu kirli oyunlarının da ortadan kaldırmanın yoludur.

Sunucu: Adalet sistemindeki bu reflekste öldü zannediyorum. Yani savcılar bununla ilgili davalar açamıyorlar.
 Gürsel Tekin: Onun için başta söyledim yani siyasetiniz kirliyse yargınız kirlidir. Siyasetiniz kirliyse polisiniz kirlidir. Siyasetiniz kirliyse kurumlarınızın tamamı. Çünkü siyaset kurumları yönetiyor. Yani yönetmiş olduğunuz kurumların tepesi kirliyse aşağıda bu temizlik bekleyebilir misiniz? Aynı zamanda bu bütün kirlilikleri ortadan kaldıralım. Öyle bir şey yapalım ki İngiltere'deki bir İngiliz’in, bir İngiliz polisin güvencesi nasıl kendi anayasasıysa bir Amerikalı gazetecinin güvencesi nasıl yargısıysa bizde bu hale getirelim. Niye mesela İngiltere'deki polis biliyorsunuz Başbakanın oğlunu karakola götürdü. Bizde bir milletvekilinin çocuğunu biliyorsunuz karakola götürmüşlerdi Hatay'da hatırlıyor musunuz?

Sunucu: Ertesi gün polisleri ayağa dikmişti.
Gürsel Tekin: Sadece dizmediler duvara aynı zamanda sürgüne tabi tuttular. Kim bu? Bir milletvekilinin çocuğu. İngiltere'deki polis kimi götürdü? Başbakanın çocuğunu götürdü. Başbakan ne yaptı? Gitti çocuğunu karakolda kendisi aldı. Ama o polis hiç şöyle bir korkusu yoktu ben görevimi yaptım yasanın bana vermiş olduğu yetkilerimi kullandım bundan dolayı acaba sürgüne tabi tutulabilir miyim anlayışını kafasından bile geçirmedi.

Sunucu: 17, 25 Aralık operasyonlarında Bilal Erdoğan ifade vermeye dahi gitmemişti. Bu da benzer bir konu.
Gürsel Tekin: Amerika'da 2003 yılında hatırlarsanız körfez krizinde Mısır kökenli yani Müslüman kökenli Amerika'da oturan bir gazeteci kendi köşesinde eli kanlı Bush yazdı düşünebiliyor musunuz? Dünyaya meydan okuyan Amerika'nın Başbakanına orada bir gazeteci meydan okuyor. Neye dayanarak onu yapıyor? Kendi hukuk sistemi, Amerika'nın hukuk sistemine dayanarak yapıyor. Gelin Türkiye'de gazetecisi, yazarı, çizeri, iş dünyası, işadamları korkuyor. Niye mesela dünyadaki işadamları korkmuyor bizimkiler korkuyor?

Sunucu: Vergi yüküyle zannediyorum böyle bir cezalandırma…
Gürsel Tekin: Yani hırsızlığa bulaşmış, kirliliğe bulaşmış siyaset anlayışı herkesi esir alıyor. Bir kampanya aç bu kampanyaya ilk imzayı da ben veriyim.

Sunucu: Sosyal medya üzerinden de bunu yaygınlaştıralım. Temiz siyaset ve şeffaf siyaset istiyoruz, kirli siyasete hayır diyoruz. Buna devam edelim. Şeffaf olmayan konulardan biride devam eden barış süreci. Şimdi İmralı adasına gidip gelen bir HDP heyeti var. Uzunca da bir süredir görüşmeler devam ediyor ama ne tutanaklarını gördük, ne ne konuşulduğunu, ne milletvekilleri açıklıyor, ne gazeteciler biliyor, ne iktidardakiler bir şey söylüyor. Kürt meselesine Cumhuriyet Halk Partisi nasıl bakıyor? Elbette barış olsun, özgürlükler içinde yaşayalım hepimiz istiyoruz ama bu süreç nasıl gidiyor, rayında mı gidiyor, karşılıklı neler konuşuluyor bunları da hakikaten halk olarak merak ediyoruz. Bu konuyla ilgili ne söyleyeceksiniz? Şeffaf yürümeyen barış süreciyle ilgili?
Gürsel Tekin: Sadece halk olarak değil Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizde çok merak ediyoruz. Sadece biz değil BDP milletvekilleri de zaman zaman daha geçen hafta BDP milletvekili Altan bey bizim de haberimiz yok nasıl yürüdüğünü bilmiyoruz. Şimdi nasıl yürüyüp yürümediği bizi çok ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren biraz öncede söyledim 70 madde yani demokrasi ve özgürlük konusunda 70 tane maddeyi TBMM'ye sunmuşuz. Bu meseleyi çözecekseniz bu mesele sorun haline gelmiş özgürlükler konusundaki bütün engelleri kaldırmanız lazım. Neye engel var gelin kaldıralım. Hadi sizin orada ne görüştüğünüzü kapalı devre ondan vazgeçtik gelin %10'dan başlayalım. Niye yoksunuz. Yani en basit işi bakın bu meselenin en basit işini halledemiyorsak en büyük işini nasıl halledeceksiniz? Hani bir Azeri şeyi var çok güzel bir söylemdir. Köpoğlunun vurmayacağı ondan belli elini yeke taşa atar. Yani kardeşim en ufakları gelin halledelim. Hayır ufağı halletmeyeceğiz ama federasyon mu, konfederasyon mu tartışmaları oluyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu meselenin çok gayri ciddi yürüdüğünü biliyoruz. Umut ediyorum ki Türkiye'yi önümüzdeki süreçte bu meseleden dolayı çok sıkıntılı süreçler beklemez. Bu iktidarın yaratmış olduğu en büyük tahribatların bir tanesi de bu olacaktır.

Sunucu: Başörtüsü sıkıntısı konuşuluyordu bir günde serbestlik getirdiler ya da herhangi bir şey yapmak istediklerinde ne açılım paketi oluyor, ne işte bununla ilgili sürekli yargı paketi, güvenlik paketi, Kürt açılımı paketi, Alevi açılımı paketi gibi şeylerle böyle iki, üç senedir bu tarz şeyler konuşuluyor devam ediyor ama gerçekten yapmak istedikleri bir şeyi bir günde yapıyorlar.
Gürsel Tekin: AKP'yi ilgilendiren, AKP'nin ideolojisini ilgilendiren ya da AKP'nin seçmenini ilgilendiren bütün maddeler kanunlaşıyor. Bir gecede. Ama mesele Alevi meselesi, Kürt meselesi, demokrasi, çalışanlar, sendika meselesi olunca toplanalım, dağılalım. Bu ne demektir? Böyle gayriciddi bir siyaset anlayışı olur mu? Buna itiraz ediyoruz biz. Buna hiç kimsenin inanmaması lazım. Çünkü bunların zihniyeti demokrasiye kapalı. Bunların zihniyeti özgürlüklere kapalı. Bir anlayış kadınla erkeği eşit tutmuyorsa oradan özgürlük çıkar mı Allah aşkına?

Sunucu: Yaklaşan seçim süreciyle ilgili ve Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili son sözleriniz neler olur?
Gürsel Tekin: Öncelikle şunu söyleyeyim. Yine bir kirli kampanyayla işte %50 oyları düşmedi diyen kamuoyu yoklaması şirketleri de var. O kamuoyu yoklaması şirketlerine defalarca televizyonlarda çağrıda bulundum ama kimse cesaret edip karşıma çıkamadı, yine çıkamazlar. Bu firmaların tamamı şuanda devletin kurumlarından milyar dolarlar paralar kazanan firmalardır. Yani havuz medyası olduğu gibi havuz kamuoyu yoklaması şirketleri de oluşturmuşlar. Geçen hafta elime ulaşan bir yabancı şirketin yapmış olduğu bir kamuoyu yoklaması vardı onu hemen sizinle paylaşmak istiyorum. AKP'nin oy oranı %35.

Sunucu: Şu anda %35 olarak mı anketler?
Gürsel Tekin: Evet. %29 kararsız oy var onu da söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi makul ölçüde oyunu artırmış %30’lara varmış. Kararsızlar konusunda ben buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. %29 kararsız dediğimiz oy çok önemli bir oydur. Türkiye'nin geleceğini tayin edecek, Türkiye demokrasiyle, özgürlükle mi devam edecek, otoriter bir yapıya mı geçecek? Türkiye önümüzdeki süreçte bölünmüş, parçalanmış iç meseleleriyle boğuşan bir Türkiye mi olacak yoksa gerçekten huzur içerisinde yaşayan bir Türkiye mi olacak bu %29 bunun kararını verecek.

Sunucu: Sandıkta bunun kararını vereceğiz. Bu seçim çok önemli.
Gürsel Tekin: Tabi bu %29 çok önemli. Gelin Cumhuriyet Halk Partisine ortaklaşa bir karar verelim. Olabilir geçmiş dönemlerde farklı siyasi partilere oy vermiş olabilirsiniz. Bugün Ortadoğu coğrafyasında dünyada saygınlığı olan bir ülke tecrit edilmiş bir vaziyette. Bütün bunları aşabilecek irade ancak Cumhuriyet Halk Partisinde var. 6 ay içerisinde çok uzun süre değil 6 ay içerisinde Ortadoğu coğrafyasındaki bütün ülkelerle Türkiye çok iyi ilişkiler kuracaktır. Buna emin olun. Bundan dolayı biliyorsunuz Irak, Suriye, Mısır, Yemen ziyaretlerimiz oldu ve ziyaretlerimizin tamamı tartışma konusu oldu. Cumhuriyet Halk Partisi göreceksiniz ki Ortadoğu coğrafyasındaki bu kanamalı coğrafyanın biran önce barış ve özgürlüğe kavuşması için çok ciddi mücadele edecektir ve bu düşmanlık ancak Cumhuriyet Halk Partisiyle son bulacaktır. Gelin hem içerde, hem dışarıdaki barışı Cumhuriyet Halk Partisinin saflarında beraber inşa edelim.

Sunucu: Teşekkür ediyoruz Sayın Gürsel Tekin değerlendirmeleriniz için, yayınımıza katıldığınız için.

 

Habere ilişkin videoya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

"Demokrasinin önündeki en büyük engel kirlenmiş siyasettir"

Anahtar Kelimeler
    Pazartesi, 12 Ocak 2015 22:03

Bağlantılı Konular