Gürsel Tekin, Cem Özer'in program konuğu oldu

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Artı 1 TV'de Cem Özer'in yayın konuğu oldu.

Cem Özer: Bugün konuğum Sayın Gürsel Tekin, İstanbul milletvekili mi?
Gürsel Tekin: İstanbul Milletvekili.

Cem Özer: İstanbul milletvekili, uzunca süre CHP il başkanı olarak hizmet verdiniz çok iyi bildiğiniz bir alan özellikle örgütçülük, peki şimdi CHP Genel Sekreteri olarak mı daha faydalısınız çünkü hani bir laf vardır ya, iyi bir müdürünüzü genel müdür yaptığınızda bazen başarısız bir genel müdür kazanır ve başarılı bir müdürünüzü kaybetmiş olursunuz. Sizin yerinize daha iyisi gelmeden o alanı boşaltmış olmak acaba doğru bir şey mi? Çünkü siyasette bu bir basamak yani şimdi öyle olunur, oradan oraya geçilir sonrada böyle bir şey midir yoksa kim nerede verimliyse orada mı olmalıdır?
Gürsel Tekin: Cem Bey tabi siyaset ticaret gibi değildir. Sonuç itibariyle siyasetin alanında bir durağanlık yoktur, sürekli değşiyor ama benim şöyle bir durumum var. Ben partinin bütün kademelerinde görev yaptım. Gençlik kollarında başladım, ilçe yöneticiliği, il yöneticiliği, belediye meclis üyeliği, belediye başkan yardımcılığı aklınıza gelebilecek hani parti okulu denilen bütün aşamalarda bütün kademelerde görev yaptım. Daha sonra uzun süre il başkanlığı yaptım şimdi il başkanlığının şöyle bir avantajı var. Biraz önce haklı olarak müdür ve genel müdür benzetmesi yaptınız. İstanbul'da daha çok özerktim yani tektim.

Cem Özer: Kafama göre takılıyordum yani.
Gürsel Tekin: Kafama göre olmasa da yani tek yöneticiydim her alanı rahatlıkla kontrol edebilen bir imkana sahiptim. Şimdi Ankara öyle değil. Ankara'da mekanizma çok daha farklı 16 tane Genel Başkan Yardımcısı, Genel Sekreter ve Genel Başkan... Bu mekanizma, yani burada hangi alanda daha çok başarılı olur siyasetin bir ölçü aleti yok, hani ne nerede ne olur. Tabi benim gördüğüm kadarıyla sokaktaki ya da siyaseti takip eden insanlar daha çok benim İstanbul'daki İl Başkanlık süremi daha çok başarılı buluyorlar, demek ki orada çok başarılıymışım, öyle görüyorum yani."

Cem Özer: Evet Genel Sekreter ne iş yapar, ne yapar partide?
Gürsel Tekin: Partinin daha çok sol yelpazede Genel Sekreterlik ünvanı kullanılır. Türkiye'deki sol siyasal partilerde de öyledir, dünyada da öyledir özellikle Sovyetler ve benzer Avrupa'dakilere de baktığımızda.

Cem Özer: Ben onu diyorum, yani eş başkan mıdır?
Gürsel Tekin: Eş başkan değil de daha çok bizdeki kullanılan bir önceki tüzük değişikliğiyle biraz alanları değiştirdik, daha önce yani bizden önceki sayın Kılıçdaroğlu'ndan önceki sistem tam da dünyada uygulanan model gibiydi. Genel Sekreterlik aynı zamanda Genel Başkan'dan sonra bütün mekanizmaya hakim olan bir sistemdi şimdi alanlar biraz genişletildi. Farklı Genel Başkan yardımcılıkları var. Ama yinede Genel Sekreterlik siyasi partide hele CHP gibi bir siyasi partide çok önemli bir makamdır, yani o makamda olmanın şerefini taşıyorum.

Cem Özer: Çok güzel yani, sembolik midir yoksa etkin midir?
Gürsel Tekin: Etkindir tabi.

Cem Özer: Nedir mesela alana göre yani?
Gürsel Tekin: Her şeydir, yani Genel Sekreterlik bütün yazışmalar ya da bütün mekanizmalar harcamalar dahil olmak üzere, personel dahil olmak üzere örgüt yapıları dahil olmak üzere tamamı Genel Sekreterlik mekanizmasında geçer.

Cem Özer: Pekala şimdi bir şey soracağım. Siz dediniz ki ben partinin temelinden geldim. Yani her aşamasını siyasetin, yani parti demeyelim siyaset böyle bir şeydir yani ve dönüp baktığınızda da siyasette de hep bu temelinden gelen insanlar yani gençlik kollarından başlayarak yani aşama aşama bunu sindirerek, öğrene öğrene ve anlaya anlaya gelen insanlar başarılı oluyor. Bir tek örneği ben, daha doğrusu iki örnek söyleyebilirim, onlarda çok kalıcı olmadılar zaten. Turgut Bey hariç, Turgut Özal sanıyorum bürokrasiden siyasete geçti. Tansu Çiller örneği var tabi ANAP'ın diğer kadroları da transfer ettikleri hariç. Mesut Yılmaz vs. Şimdi Tayyip Bey'in sanıyorum, Cumhurbaşkanının başarısı ve yanındakilerin siyasetin en altından gelmiş olmaları, çok iyi biliyorlar siyaseti kavramını. Peki Sayın Kılıçdaroğlu'nun acaba bir zaafı veya bir eksi puanı olabilir mi? Gençlik kollarından vs'den yavaş yavaş hani dişimle tırnağımla yaptım noktasından sizin gibi değil de işte bürokrasiden emekli olduktan sonra geçip siyaset yapmaya başlamış olmak ve bir anda bir İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığı oradan sonra Genel Başkanlık hiç ummadığı bir anda belki hazırlıksız yakalanmak bu bir sorun teşkil etmiş olabilir mi? Yani bir adaptasyon sorunu.
Gürsel Tekin: Sayın Genel Başkanımız belki direkt bir siyasi partiden siyaset yapmamış olsada bütün görev süresi içerisinde tamda siyasetin içinde bütün süreci geçmiştir. İşte rahmetlik Özal'ın, Demirel'in, Çiller'in, Sayın Erbakan'ın birebir yakınında olan önemli bir bürokrattır. Yani Türkiye'nin hemen hemen en üst devlet kurumlarında görev yapan bir insandır. Mesela Sayın Genel Başkanımız çok mütevazı olduğu için bu alanları çok kullanan birisi değildir. Bütçe hazırlıklarının tamamını rahmetlik Özal bitiminden sonra Sayın Kılıçdaroğlu bunu bir gözden geçirsin dermiş yine hesap uzmanları yani o dünyadaki insanlar Sayın Genel Başkanımızın hesap uzmanlığı konusunda çok etkin bir insan olduğunu herkes çok iyi biliyor. Devletin bütün mekanizmasını çok iyi bilen bir insan ama tabi ki Türkiye'de ne yazık ki siyaset kurumunda oturmuş değil. 12 Eylül'den sonra tabi siyasi partilerin bütün dengeleri alt üst oldu. Dünyada da örnekleri yoktur mesela biraz önce saydınız. Birçok siyasetçi saydınız çok önemli rey alarak iktidar olmuş ama bugün ortada yok. Benzeri dünyada yoktur yani 15 yıl önce siz Türkiye'yi yöneteceksiniz devasa büyük parti olacaksınız ama bugün partiniz buzla tuz gibi olacak. Bütün bunlar Türk siyasetinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor ve 12 Eylül'ün yaratmış olduğu dayatmacı siyasi partiler yasasının da ivedilikle değişmesi gerekmesi gerekiyor. Aksi taktirde şimdi siyasetçilerin kamuoyuna ifade ettiği gibi milletin iradesi ile özellikle Sayın Erdoğan çok kullanır. Millet iradesi ile seçiliyoruz. Türkiye'de hiçbir siyasetçi milletin iradesi ile seçilmiyordur. Millet iradesi ile seçim sadece muhtarlarda oluyor. Çünkü millet direkt seçiyor, geri kalanı nereden seçiliyor? En direkt yani Genel Merkezlerin ve Genel başkanların talimatlarıyla seçiliyor. Dünyanın hiçbir demokrat ülkesinde bu mekanizma işlemiyor. Çünkü bu mekanizma demokratik bir mekanizma değil.

Cem Özer: Peki bunu kaldırmak için illede seçim kanunu yani böyle davranmamak için seçim kanunun değişmiş olması mı gerekiyor.
Gürsel Tekin: "Kesinlikle."

Cem Özer: Yani siz kendi kendinize grup yaptınız mahkeme gelip kapatıyor mu?
Gürsel Tekin: Şöyle yaptınız, aspirin tedavisiyle yani işte bu önseçim dediğimiz mekanizmalar falan bugün dünyaya baktığınızda 80 öncesi merkez sağda ve merkez solda bütün siyasi partilerde ön seçim zorunlu haldeydi. Sadece CHP yapmıyordu, Adalet partisi o gün MHP olmak üzere bütün siyasi partiler yasa gereği bu seçimleri yapmak zorundaydı. Bu da doğru değil tabi 80 öncesi bu mekanizma doğru bir mekanizma olmuş olabilir. Bugün bu mekanizmada eskimiş bir mekanizmadır dünyanın uygulamış olduğu bir mekanizma değildir. Dünyanın uygulamış olduğu mekanizma yani demokratik ülkelerde hukuk sisteminin oturduğu ülkelerde biraz önce söylemiş olduğum gibi muhtarını seçer gibi milletvekili ve belediye başkanını seçiyorsun yani çeşitli aşamalardan geçiyorsunuz ve o zaman otomatikman milletin vekili oluyorsunuz. O zaman parlamentoya geldiğinizde de parlamentoda da herhangi bir partinin üst yöneticilerinin, olmayacak yasaları size dayatma imkanı olmuyor. Daha özgür davranıyorsunuz ve sizin sorumlu olduğunuz millet dediğimiz seçmeninize karşı ciddi bir sorumluluğunuz var. Örneğin mesela İngiltere'de, Almanya'da benzer yerlerde istisnasız her çarşamba günü seçilen milletvekilleri kendi bölgesine gider millete hesap verir. Mesela siz İstanbul'da yaşıyorsunuz. İstanbul'da işte 90 tane milletvekili var. Millete hesap veren bir milletvekili var mı?

Cem Özer: Bilmiyorum siz veriyor musunuz?
Gürsel Tekin: Hayır hiç birimiz vermiyoruz yani. Çünkü böyle bir mekanizma işlemiyor. Oradaki mekanizma zorunlu yasal bir mekanizma.

Cem Özer: E peki yani diyelim ki sokağa çöp atmamak bir erdemdir. Bunuda yasa zorunlu kılar, yasa zorunlu kılana kadar siz sokağa çöp atar mısınız? Elbette atmazsınız.
Gürsel Tekin: Elbette.

Cem Özer: Siz niye bu mekanizma bırakılmadan gelip hesap vermiyorsunuz mesela böyle bir hareket başlatmıyorsunuz. Yani CHP milletvekilleri halka hesap veriyor. Bunu niye yapmıyorsunuz?
Gürsel Tekin: Bireysel olarak bunları yapıyoruz CHP olarak.

Cem Özer: Kurumsal olarak yapın.
Gürsel Tekin: Kurumsal olarak siz bunu yasallaştıracaksınız bizim iktidar hesap verecek. Muhalefetin gidip verebileceği bir hesabı yok ki. Zaten dertleri dinliyoruz yani hemen hemen 81 ilde birçok milletvekili arkadaşlarımız, parti meclisi üyesi, partinin üst düzey yöneticilerin tamamı sahada ama doğal olarak seçmen sıkıntısını derdini yönetenine paylaşmak zorunda. Biz not alırız, aldığımız notları iktidara ya bir soru önergesi ile sormak zorunda kalıyoruz. İnanın sormuş olduğumuz soru önergelerinin yarısı yarım yamalı cevap vermek zorunda veriyorlar. Zorunlu çünkü yasal olarak zorunluluğu var. Bir kısmına cevap bile vermiyorlar. Şimdi bu mekanizma TBMM mekanizması gerçekten dejenere olmuş bunun yeniden ele alınması lazım. Şimdi bütün bunlar niye oluyor, aslında bütün bunlara baktığımızda işte demokrasi ile ilgili özgürlük ile ilgili, zmaan zaman hepimizin kaygılandığı işte basın, medya özgürlüğü aman elimizden kayıyor. Aslında yasalara baktığınızda yasalar yerinde işte hak arama eylemlerinden, basın özgürlük. Basın hürdür sansür edilemez diyor, anayasamızda açık. Demek ki bu sadece anayasa ile korunabilecek bir durum değildir. Bunun bir tek mekanizması var örgütlü toplum. Örgütlü toplum yaratmadığınız sürece öyle yasa ile, anayasa ile oyla şuyla demokrasi özgürlüğü bunları ayakta tutmanız zorlaşıyor. 12 Eylül öylesine bi tahribat yarattı ki Cem Bey, burada tabi bizimde sorumululuğumuz var. Yani 12 Eylül'den sonra sadece CHP değil kendisine sol sosyal demokratım diyen emek ağırlıklı siyaset yapıyorum diye bütün siyasal kuruluşların kendisini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Dünya o kadar hızlı gelişiyordu ki bu hızlı gelişmesinin içerisine maalesef içe dönük...

Cem Özer: Bir laikçi ve atatürkçlüğün içinde sıkışıp kalındı galiba.
Gürsel Tekin: E maalesef sadece ora değil belki bu sadece CHP için bir eleştiri olabilir ama bizim dışımızda farklı siyasal partiler daha solda olan siyasi prtilerde bu varlığı gösteremiyor.

Cem Özer: Teknolojiye adapte olamadılar.
Gürsel Tekin: Evet olamadı. Biraz öyle oldu, bu alanları bizim işte...

Cem Özer: Oysa sol ilerlemek demektir halbuki, en çabuk adapte olması gerekiyor.
Gürsel Tekin: Kesinlikle bakın 80 öncesi...

Cem Özer: Muhafazakar diyor kendine, muhafaza edecek sol ilerici olacak bizde tam tersi oldu onlar teknoloji hıza adapte oldular kendi fikirlerini kullanamk uygulamak için sol muhafazakar kaldı.
Gürsel Tekin: Şu andaki iktidar o muhafazakarlık kavramına da uymuyor aslında onu bir tartışmamız lazım.

Cem Özer: Yani muhafazakarlık sola kaldı.
Gürsel Tekin: Siyasi partiler dünyada da öyledir, siyasi partiler daha çok özellikle sol ağırlıklı sosyal demokrat partiler emek yapılı ve örgütlü yapılardan beslenirler yani şimdi zaman zaman çok örnek gösterirler işte rahmetlik Ecevit'in Karaoğlan efsanesi dönemi, o dönemlere baktığımızda gerek Türkiye'de gerek dünyada sol hareketin geliştiği ve örgütlü toplumun geliştiği bir dönemdir. 44 milyon nüfusumuz var 80 öncesi. 3,5 milyon sendikalı işçi var Cem bey. Sanayi bu kadr gelişmiş değil, 3,5 milyon işçi. Sanayi gelişmiş neredeyse küresel dünyayla ciddi bir entegrasyon içine girmişiz şu anda Türkiye'de çalışan işçi sayısı 18 - 20 milyon sendikalı işçi sayısı 550 bin. 550 bine de sendikalı demek için bin tane şahit lazım.

Cem Özer: Zaten sendika yasağınız olmadıktan sonra sendikalı olsanız ne olur olmasanız ne olur.
Gürsel Tekin: Tabi ikincisi bakın, sendikalara bakın 17-25 Aralık'ta bu sendikalar gazete ilanı verdiler, "dik dur soy bizi" şimdi bunun dışında sivil hareketler var mı maalesef...

Cem Özer: Ama 80 öncesi de şimdi insanlarda diyor ki iyi ki yok sendikalar, bir greve gidiyordu üretim duruyordu sanayi duruyordu. İşte öğretmenler ikiye ayrılmıştı; yok TÜMDER, TÜMBİR, TOPDER, TODER. Polis ikiye ayrılmıştı, herkes ikiye ayrılmıştı. Bir diyince sağcı, başka bir şey deyince solcu toplum tıkanmıştı. Mekanizmalar tıkanmıştı, oh iyi oldu 12 Eylül geldi kaldırdı bu örgütleri piyasanın önü açıldı.
Gürsel Tekin: Çok güzel, evet piyasanın önü açıldı milyonlarca insan mağdur ve iş cinayetlerinde dünya birincisiyiz, kadın cinayetlerinde dünya birincisiyiz, yolsuzlukta dünya birincisiyiz...

Cem Özer: Yahu bize ne, ne güzel cebimiz doluyor, para kazanıyoruz, yaşıyoruz işte ne güzel. Birilerinin ölmesi lazım nasıl yapacağız yoksa.
Gürsel Tekin: Cem Bey tabi kapitalist sistem çok güçlüdür. Aynı zamanda siz iletişimcisiniz, reklamcısınız. Algı yönetimini çok iyi yönetirler. Yani hepimizi de inandırırlar. İşte 80 öncesi biraz önce saymış olduğunuz gerekçeler vardı. Şimdi o gerekçeler yine var hiç değişmemiş. Şimdi ne diyorsunuz, kömür çıkacak enerjiye ihtiyaç var kardeşim. Enerji, enerji dediğiniz medeniyettir, enerjisiz insan olur mu? İnsanların ölümünü gerekçelendiriyorsunuz.

Cem Özer: Yemişim zeytini.
Gürsel Tekin: İşte efendim zeyin, ne zeytininin önemi mi var? Hayvancılığın tarımın ne önemi var? İnşaatta işçi ölecek, e ölecek kardeşim, rezidans yapılıyor yani çağdaş bir dünya oluyoruz, dünya ile entegre oluyoruz. Hatta dünyanın en büyük binalarını biz yapıyoruz, bunları mutlaka gerekçelendirirseniz...

Cem Özer: Bir şey soracağım, pardon lafınızı kesim ama şimdi inşaat, sonra unutuyorum. Bizde bir şey vardır, bir gelenek bir inanış vardır hani ya o ev uğursuz onun altında yatır var derler. O evde cinayet işlendi derler, hani ölü çıkan eve hemen yerleşilmez. Ben kendi adıma işte bu inanışlardan değil ama inşaatında çeşitli zamanlarda 20 işçinin canını kaybettiği bir yerde bedava verseler ev almam. Sizin vicdanınız el verir mi?
Gürsel Tekin: Çok haklısınız. 2 ay önce bu son yaşanan iş cinayetinde 10 tane işçimiz hayatını kaybetti. Maalesef orası mezar oldu. Bir ekranda aynı şeyi söylemiştim. İnsanlık onuru taşıyan hiçbir insanın o mezarlık üstünde oturması, ikamet etmesi vicdanen kabul edilecek bir iş değildir.

Cem Özer: Ya ruhu gezer evde.
Gürsel Tekin: Kesinlikle ben insanen çok rahatsız olurum yani orada insanların hayatını kaybettiği bir binada oturmayı doğrusu kendime zulüm sayarım ve orada oturmam. Sadece orası mı? Esenyurt'ta yani maalesef 14 tane işçimiz cayır cayır yanarak hayatını kaybetti. İstanbul'un hemen hemen bütününe baktığınızda, şantiyelerde özellikle büyük binalarda rantlı binaların çoğunda kan akmıştır. Bu kanın üzerine oturmak dinende caiz değildir yani özellikle hani hukuken vicdanen bir tarafa bıraktık ama bu konuda Diyanet İşleri Başkanının da bir açıklama yapmasını çok arzu ediyorum. Bu hak mıdır değil midir? Belki bu iş cinayetlerinin dışında aslında sadece son 9 ayda trafikte hayatını kaybeden insan sayısından  haberiniz var mı Cem Bey?

Cem Özer: Hayır.
Gürsel Tekin: 154 kişi, sadece İstanbul'da. İstanbul merkezde hayatını kaybeden insan sayısı bu oranda. 5400 tane kaza olmuş.

Cem Özer: Türkiye'de sanıyorum 3binler civarında zaten bir bayram oluyor eyvah diyoruz.
Gürsel Tekin: Tabi inanılır gibi değil, birde çok enteresan hani bu duble yollarla övünen iktidar, duble yollardan sonra trafik kazaları yüzde 800 artmış. Bunun mutlaka incelenmesi gerekiyor. Hani Almanya'da ki duble yollarda kazalar azalırken ya da Yunanistan'daki duble yollardan kaza azalırken bizde neden çoğalıyor bunu mutlaka detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğine inanıyorum.

Cem Özer: Şundan dolayı bir yakalanma riski yok, iki yakalnırsa hop deyip kurtulma şansı çok yüksek yani eğitimle alakalı değil.
Gürsel Tekin: Elbette eğitimle değil tabi birazda teknoloji ile ilgili.

Cem Özer: Yakalanma, takip ve ceza ile alakalı trafik meselesi.
Gürsel Tekin: Şimdi siz de mutlaka uzun seyehatler yapıyorsunuz, mesela çokta benim alanım değildir tabi bu çok teknik bir iş. Normal bildiğiniz duble yol işte asfaltlı yol. Yani ısrarla belli yerlerde böyle dönemeçli böyle eşeyli yollar inanılır gibi değil hep kafama takılmıştır. Niye düz olmaz yani nedir, iki zaman zaman viyadüklerin kullanılması gereken, tünellerin kullanılması gereken yerler var. Maliyeti düşürmek için yollarda da ciddi sıkıntıların oluşabileceği...

Cem Özer: Maliyeti düşürmek demeyelim ona esasta aynı maliyeti, öbürü de yapılabilir. Maliyetler şişirildiği için.
Gürsel Tekin: Yani maliyetler daha çok tabi mütahitlerin kar amaçlı baktığı bir iş olabilir.

Cem Özer: Bazı yerlerde eğim yanlış ters falan. Neyse gerçekten neresinden tutsak elimizde kalıyor da az önce bir şey dediniz, milletvekillerimiz sahaya iniyor. Halkın sıkıntısını derdini dinliyor, peki acaba problem CHP'nin halkın derdini sıkıntısını dinlemek midir yoksa CHP'nin  sıkıntısı derdi ne, halka mı anlatamamaktadır esasında?
Gürsel Tekin: İkiside güzel, şimdi tabi.

Cem Özer: Eski Türk aydını gibi, anlamıyorlar anlatamıyorum. Bir anlatamama sorunu var. Hemen ilk şeyde şu geliyor pardon onuda cevaplarsınız e ne yapalım canım çıkıp ekrana ötekiler kadar derdimizi anlatamıyoruz. İşte buyrun var ekranlarda ya da yaratın.
Gürsel Tekin: Cem Bey bütün bunları CHP'nin ya da CHP dışındaki siyasi partiler AKP dahil olmak üzere kimin ne kadar doğru, kimin ne kadar neyi ne söylediğini anlamak için futbolda olduğu gibi sahaya çıkmak lazım. Karşılıklı maç etmek lazım. 80 öncesi hatırlarsanız, 80 sonrası da yani AKP dönemine kadar hemen hemen bütün siyasi partilerin yöneticileri televizyonların ekranlarında karşılıklı herkes kendi düşüncelerini ya da projelerini anlatırdı. Şimdi o model kalktı ortadan tamamen. Şimdi CHP çağırılıyor. Yeni bir algı yönetimi işte AKP'nin, AKP aynı zamanda bir siyasi parti değil bir siyasi projedir. Yani izin verirseniz AKP'nin gelişinden bugüne kadar siyasal sürecinin birazda anlatmak istiyorum.

Cem Özer: Şimdi ben de tam da bunu diyorum. Siz bırakın AKP'yi anlatmayı CHP'yi anlatın bize. Biz AKP'nin ne olduğunu biliyoruz, ne olur bize AKP'yi anlatmaktan vazgeçin artık. Bize CHP'yi anlatın, biz biliyoruz biz halk olarak vatandaş olarak her şeyin farkındayız aslında. Biz CHP'yi merak ediyoruz.
Gürsel Tekin: Tabi ki CHP'yi anlatacağım şimdi mesela 80 sonrası bütün iktidarlara baktığımızda iktidarların tamamı bir siyasal proje ile hayata geçirilmiştir ve hiçbir siyasetçinin o döneme baktığımızda mesela rahmetli Özal'ı kim tanırdı, kimse bilir miydi rahmetli Özal'ı? Hangi projeleri vardı? Anap iktidar olmadan önce projelerini bilen var mıydı?

Cem Özer: Niye halk o zaman oy veriyor?
Gürsel Tekin: Oraya geleceğim. Rahmetlik Özal'dan sonra maalesef bizim CHP olarak 89 bizim için dönüm noktasıdır. Aslında gerçekten Türkiye'de son 30 yıldır 40 yıldır hiçbir siyasi parti bu kadar güçlü iktidar olabilmiş değildi. 45 ilde iktidar olmuştuk, hemen hemen Türkiye'deki bütün büyük şehirler dahil olmak üzere yerel yönetimlerin %65'ini CHP, SHP yani eski SHP bugün CHP. Bizim orada en büyük eksikliklerimizden birisi bu ağır yükü maalesef kaldıramadık. İki, 83'te kurulan siyasi parti yani rahmetlik Ecevit'in de ısrarla CHP'nin dışında bir DSP kurması aynı zamanda iki parti arasındaki bu soldaki sıkıntılarda ciddi süreci başlattı, işte SHP, SODEP, Halkçı parti..."

Cem Özer: Sağda da zaten beş altı tane parti var.
Gürsel Tekin: Daha sonra oluştu, bu eksende biz sürekli içe dönük mücadele ettik yani aslında yerelde en önemli iktidar olmamız gereken yereldeki iktidarı çok başarılı belediyelerimiz oldu. Örneğin Gaziantep Belediyemiz Sayın Karayalçın işte Ankara'daki Belediye, çeşitli belediyelerde de Türkiye'de gerçekten yerel yönetim anlayışında çok ciddi mesafeler aldık ama bir kısım yerlerde de çok ciddi sıkıntı olmaya başladı.

Cem Özer: Çok önemli bir yere geldiniz, çünkü size soracaktım programdan önce düşünüyordum. Siz belediyecilik içinde çok savaş veren bir insansınız, belediyeler aslında iktidarın yolunu açan yerlerdir çünkü vatandaşın hizmetle birebir karşıya kaldığı ilk yerler belediyelerdir. Aslında esas iktidarlar belediyelerdir. Şimdi sokakta rahmetli Özal zamanından beri şöyle bir şey var. Ondan önce, 80'den önce çok yoktu yani yemek biraz ahlaksızlıktı hatta işte Süleyman Demirel'in yeğeni hayali ihracattan tutuklandığında hakkaten insan içine çıkacak hali kalmamıştı neredeyse ve tutuklanmıştı, yatmıştı. Kimse onu kurtarmak için yasalar, işte paralel yapılar şunlar bunlar kimsenin aklına gelmemişti o zamanlar. Ayıp bir şeydi devlet olanaklarını kullanarak varlık sahibi olmak. Fakat 80'den sonra bir şey değişti, vatandaş demeye başladı ki ya yiyorlar ama hiç değilse çalışıyorlar. Şimdi Nurettin Sözer Cihangir'de benim üst komşumdu belediye başkanı seçildi. Mazbatasını aldığı günün ertesi Vişne Sokakta, daracık bir sokaktır araba girmez yaya sokağıdır, kaldırımdır. Oraya minik silindirliler geldi ve asfalt döküldü oraya. Şimdi çıktım komşu dedim böyle başlamayaydın keşke yani kendi sokağından başlamayaydın.
Gürsel Tekin: İnanın Nurettin Bey'in haberi bile yoktur. O bürokrasinin yalakalığı var ya böyle...

Cem Özer: Ya haberi var ya da yok inersin durdurursun gidin kardeşim dersin, anlatabiliyor muyum? Acaba orada çok küçük bir yolsuzluk oldu Nurettin Sözen döneminde, İSKİ'de. Üstelik bir menfaat elde etmek değil cebine para koymak değil sadece daha ucuz olan bir klorun daha pahalıya bir yerden tercih edilip alınması gibi bir şey. Sonrada boşandı karısı intikam için bunu sundu falan Nurettin Sözen gitti ve bir daha da sanıyorum Sosyal Demokrat belediye başkanına sahip olamadı. Acaba diyorum o dönemde Bedrettin Dalan geldi...
Gürsel Tekin: Hayır Sayın Sözen Bedrettin Bey'den sonra geldi sonra Sayın Erdoğan geldi.

Cem Özer: Pardon karıştırdım. Şimdi Bedrettin Dalan çarpıcı değişiklikler yaptı İstanbul'da işte. Perşembe pazarındaki ucube binaları yıktı aldı PERPA'yı taşımaya kalktı falan tam bir proje geliştirdi. Nurettin Sözen döneminde acaba müthiş projeler oluşturulsaydı bu Ergun Göknel'in karıştığı minik yolsuzluğun hakikaten devede kulak yani. Olanlara bakıldığında halk bunu görmezden gelmez miydi? Tamam ama o dönem ki şanssızlık zaten suların akmıyor olması, zaten geceleri tas koyupta muslukların altına su beklediğimiz bir dönem. Allah hadi geldi sular dolduralım küveti. Hadi yedekleyelim suları. Böyle bir dönem olmasaydı hizmetin alıp başını, gerçekten bir özeleştiri yapalım hizmetin alıp başını gittiği, halkın zaten memnun olduğu bir dönemde acaba gidebilir miydi?
Gürsel Tekin: Öncelikle şunu söylemek istiyorum. İstanbul'da özellikle son dönemlerde 5 tane belediye başkanına baktığımızda hiç tereddütsüz hepimizin bildiği tamamı servet sahibi olmuştur ama Nurettin Hoca'nın bir serveti olmadığı gibi son derece mütevazi yaşayan bir insandı.

Sayın Sözen İSKİ olayında herkesin, bu İSKİ yolsuzluk falan dediği hikaye. Aslında böyle bir hikaye yok. Sadece gazetelerin, rahmetli Yıldırım Çavlı'nın Hürriyet gazetesinde İSKİ yolsuzluğu diye yazmış olduğu yazıdan dolayı ertesi gün Sayın Sözen savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Burada bir yolsuzluk varsa derhal soruşturulur, kim başvuruyor? Nurettin Sözen'in kendisi başvuruyor. Yani birilerinin, müfettişlerin devletin getirip bulmuş olduğu ya da suç üstü etmiş olduğu bir olay değildir. Burada yolsuzluk yok, yolsuzluk varsada direkt Sayın Sözen'in kendisinin araştırılsın dediği bir yerdir. Kaldı ki oraya baktığımızda biraz önce sizinde söylemiş olduğunuz gibi bir ürünün alımında daha sonrada özel yaşamdan kaynaklı Türkiye'de büyütülen abartılan bir mesele haline dönüştü. Özellikle o dönemdeki belediyeler Dalan döneminde rahmetli Özal aynı zamanda İstanbul'a çok özel ilgisi vardı. O dönem ki belediyeler yasası çok sınırlıydı gelirler çok sınırlıydı. Yani eğer iktidarsanız her türlü olanağı imkanları elde edebiliyorsunuz, iktidar değilseniz bu imkanlardan faydalanmanız mümkün değil. Rahmetli Özal da bunu kampanyada açık söyledi. Tabi bütün bunlar aşılamaz mıydı elbette aşılabilirdi. Şimdi yasa değişti, gelirler çok yükseldi.

Cem Özer: Ama yine şikayet ediyor CHP'li belediyeler elimiz kolumuz bağlı diye.
Gürsel Tekin: Efendim CHP'li belediyeler şöyle orayada geleceğim tabi 2005 yerel yönetimler yasaları ilçe belediyelerinin yetkisini aldı. Şu anda herhangi bir ilçe belediyesinin imar yapması imar uygulaması ya da yatırım yapma imkanı yok. Tamamen büyükşehirlere ve metropol belediyelere bağlandı. Bu bizim belediyelerimiz için de geçerli yani İzmir, Eskişehir  birçok belediyeler için geçerli olan bir yasadır. Bunun da mutlaka değişmesi lazım şu anda dünyada uygulanabilen bir yasa değildir. Tabi o dönem yine bizim parti içi tartışmalarımızın kurbanı oldu Sayın Sözen. Yani çok özel bildiğim şeylerde var, parti içi tartışmalar, gruplar...

Cem Özer: Hala yok mu? Yani CHP'nin başı hep bundan ağrımıyor mu?
Gürsel Tekin: Şu anda o boyutta değil, bunu samimi olarak söylüyorum.

Cem Özer: O boyutta değil ama hala biraz var.
Gürsel Tekin: Ufak tefek olabilir ama çok öyle etkili değil. O dönem çok etkiliydi yani onu söyleyebilirim.

Cem Özer: Pekala dediniz ki yukarıda sohbet ederken işte İngiltere'den bir siyasetçi geldi Bakan. Biz onu ağarladık Boğaz'da falan filan sonra biz oraya gittik anlatır mısınız o hikayeyi?
Gürsel Tekin: Tabi şimdi sadece İngiltere değil Avrupa'nın hemen hemen bütün ülkerinde belediye başkanları dahil olmak üzere hiçbir bakanın makam aracı yoktur Cem Bey. Herhalde İngiltere bizden daha fukara bir ülke de değildir. Hem ekonomisi çok güçlü hem etki alanı çok güçlü bir ülkedir. Yani İngiltere Adalet Bakanı ya da Sanayi Bakanı elini kolunu sallayarak evine gidebiliyor. Ama maalesef bırakın bizim bakanlarımızı hemen hemen sıradan bir belediye başkanımızın kullanmış olduğu şatafattan inanın oraya gidip gelince utanıyorum."

Cem Özer: Ama bizim halkımız sevmiyor hani Ahmet Necdet Sezer kendi başına çıkıyor diye böyle cumhurbaşkanı mı olur dediler.
Gürsel Tekin: Onu Erdal Bey için de söylediler biliyorsunuz, hatta markete gidiyor diye alay konusu oldu.

Cem Özer: Bizim halkımız niye sevmiyor? Kalabalık seviyor, sanatçıyı bile öyle seviyor. Benim hayatım boyunca etrafımda öyle kalabalık olmadı mesela hiçbir dönemimde. Ama böyle kalabalık gezen sanatçı kalabalık gezen futbolcu, kalabalık gezen siyasetçiye bayılıyorlar yani bilmem görkemli falan bizim halkımız şatafatı seviyor biraz niye?
Gürsel Tekin: Siyasetçinin etrafındaki tantanadan kopan hikayelerdir. Ben hiçbir vatandaşın işte örneğin bu kaçak saray ile ilgili yapılan son kamu yoklaması var %74.5 yani şiddetle karşı, bu ne rezilliktir diyor vatandaş. %48'i de AKP'ye oy veren seçmen yani AKP'ye oy veren seçmene sorulmuş %48'i böyle bir şeyi şatafatı kabul etmemiz mümkün değil diyor. Ben bir vatandaşın aman bu ne güzel, benden topladığı vergileri de iyi harcıyor, işte 100 tane polisle geziyor. Işıkları bütün yolları kapatıyor bu da beni memnun ediyor, tatmin ediyor demesini doğrusu..."

Cem Özer: Demez ama etkiler.
Gürsel Tekin: Bilmiyorum elimde öyle bir veri yok ama...

Cem Özer: Bu tip ülkelerde, bizim gibi ülkelerde yani zihinsel zenginliğini tamamlamamış olan ülkelerde çok etkileyicidir.
Gürsel Tekin: Genel de tabi İslam coğrafyasında bu şatafat var yani.

Cem Özer: Şeyi söyleyecektim o İngiltere'de başınıza gelen olay bakanla dolaşırken.
Gürsel Tekin: Biz tabi Türkiye'ye gelmişti, tabi Türklerin misafirperverliği birazda abartılı olduğu için daha sonra ben İngiltere'ye gitmek zorunda kaldım, giderken de ziyaret ettik kendisini buradaki ilgimizden dolayı o da bize ilgi göstermek istiyor, bir yerlere götürmek istiyor. Biz tabi bekliyoruz nasıl gideceğiz. İndik metroya bindik, hiç kimse bakanla ilgili Sayın Bakanım merhaba, işte oğlumun işi vardı kızımın işi vardı bi tek kişi ilgilenmedi. Benimle ilgilendiler çok enteresan özellikle Türkler, başkanım bir resim çekelim falan. Sonra tabi Türk restorantına gittik, daha oturur oturmaz oradaki garsonlar yöneticiler aşçısından...

Cem Özer: İngiliz bir şaşırmıştır.
Gürsel Tekin: Tabi şaşırmaz mı? Tabi şaşırdı, döndüm dedim ki kusura bakma bizde model böyle ve geçen sene biz bir Türk gecesine katıldık. Türk gecesinde bir AKP'li MHP'li, BDP'li vekil arkadaşım ben varım ve İngiltere'nin de üç tane bakanı var aynı masada. Tabi şaşırdılar adamlar yani sürekli Türklerin yoğun olduğu bir geceydi. Herkes bizlerle fotoğraf çekiyor adamlar şaşırdılar. Sonuçta sormuşlar bunlar sanatçı mı daha çok tabi sanatçılara ilgi olduğu için. Ama Türkiye bunu en kısa sürede aşmalı diye düşünüyorum. Gerçekten bu Türk siyasetinin özellikle belediyelerin, bakanlıkların kullanmış olduğu bu şatafatlı sistem Ortadoğu coğrafyasındaki görgüsüz sistem sonunu ne duruma getirdi hepimiz gördük. Dünyada olduğu gibi daha mütevazi, siyasetçilerin de böyle yaşaması gerektiğine inanıyorum. 30 tane korumayla bir siyasetçi gezmemeli, niçin geziyorsun kardeşim mafya örgütü değilsin sen yani.

Cem Özer: Şimdi tek başınıza geziyorsunuz, geçen gün sizi bir kahvede gördüm oturuyordunuz orada insanlarla sohbet ediyordunuz. Diyelim ki hadi olmaz ya CHP iktidar oldu güçlü bir şekilde siz de başbakan yardımcısı oldunuz. Yine aynı tevazu ile dolaşacak mısınız? Yani tek bir tane otomobilinizle siz gidip oturacak mısınız yoksa önce bir araç yolu açmaya çalışan zevatla mı dolaşacaksınız?"
Gürsel Tekin: Asla olmaz, o sadece benim için değil hiçbir arkadaşımın yapacağı iş değildir. Baş da Genel Başkanımız yapmaz yani.

Cem Özer: Ben bunu gördüm Anap'tan Işın Çelebi. Randevusu vardı, üstelikte randevuyu o aldı ve benimle görüşmek istemişti. Ben o zaman konfeksiyon işi yapıyordum kafasında bir proje vardı. Atladı tek arabasıyla geldi, merhaba ben Işın Çelebi'yim nasılsınız falan diye. Ben bir şaşırdım Levent Kırca mı makyaj yaptı o mu geldi diye. Gayet mütevazı bir insandı Işın Çelebi, hiç unutmam hayatımda.
Gürsel Tekin: Ben başka bir hikaye daha anlatmak istiyorum. Özellikle bizi dinleyen bütün belediye başkanlarımızın da dinlemesini çok arzu ediyorum. Belediye başkan vekiliydim, Almanya Berlin'e gittik 6 kişilik bir heyetiz. Akşam on buçuk civarlarında indik ve yemek yer misiniz dediler biz hayır dedik, çay içeriz. Galiba Temmuz ayıydı havalarında sıcak olduğu dönem, yürüyoruz. Yanımızda belediye başkanı var ve iki tane Türk arkadaşımız var orada belediye meclis üyesi. Bahçeli bir yer gördük, ne güzel burada oturalım dedik ve gittik hemen çöreklendik oturduk, belediye başkanı da oturmak zorunda kaldı biz oturunca. Servis bekliyoruz yani garson gelecek ne içersiniz diyecek diye. Garson geldi kalkın dedi buradan, biz hepimiz birbirimizin gözüne baktık yani. Niye dediğimizde kalkacaksınız dedi Almanca söylüyor. Önce belediye başkanı kalktı ve içeriye geçmek zorunda kaldık. Dedik ya bahçede sigara içecektik ne güzel falan şu bu. Niye kaldırdılar diye sorduğumuzda saat 12 ye kadar bahçe serbest 12 den sonra mesken olduğu için insanlar rahatsız olabilir diye 12 den sonra yasak. Belediye de böyle bir kural koymuş ve belediye başkanı da bizde hepimiz içeriye geçmek zorunda kaldık.

Cem Özer: Önce belediye başkanı uyacak kendi koyduğu kurala yani, işin doğası gereği budur.
Gürsel Tekin: Kırmızı ışık şimdi sadece vatandaş için mi geçerlidir? Yasa çıkarken yasanın altına bakan muaftır diyor mu? Böyle bir şey varmı? O yüzden az önce söyledik ya her şey yasa ile değil, otokontrol sistemi yani Avrupa'nın demokrasisi özgürlüğü ayaktaysa, Avrupalının otokontrol sisteminden kaynaklanıyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye düşünmüyor. Hayır diyor kardeşim ona dokunduysa bana da dokunacak ve o da gereğini yapıyor. Umut ederim ki bir CHP iktidarı ile bunların hepsini değiştirmek mümkün.

Cem Özer: Twitter'dan bir soru var size, mesela bir tanesi çok önemli. Diyor ki, AKP'den etkilenen kesim halkın fakir ve eğitimsiz olan kesimidir, oysa ki bu sosyal demokratları doğal tabanı değil midir? Burayı niye kaybetti CHP? Yani varoş dediğimiz, halkın yoksul kesimleri, arka mahalleleri, gelişememiş olgunlaşamamış yerleri niye CHP kaybetti? Ne yaptı ya da ne yapmadı da? Ya hep şey var ya CHP zaten iktidar olmak istemiyor onlara muhalefet yetiyor.
Gürsel Tekin: Cem Bey tabi bir şeyi başarılı ve başarısız olmanızı gösterebilecek bir şey yapmanız lazım, iktidar olmanız lazım. Mesela bu eleştiriler hep oluyor 1946, 1950'den sonra CHP sadece iki kez çok kısa süreli tek başına iktidar olabilmiş değildir,  rahmetlik Ecevit döneminde, her ikisi de çok kısa süreli olmuştur. Onun dışında da Türkiye'de 65 yıldır hep sağcılar yönetir. Bu 65 yıldır hep CHP konuşulur, çok enteresan. Yöneten onlar olmuştur ama eleştiri mekanizmasının muhatabı hep CHP olmuştur. Bu olağanüstü bir PR'la becerilmiştir. Gerek Sayın Demirel döneminde gerekse rahmetlik Özal, gerekse bu iktidar döneminde bu konuda da herhalde biz biraz beceriksiziz yani bunu da kabul etmek lazım. Bütün bu eleştirilerin karşısında biz bunu değiştiremedik. Bakın 60 yıllık iktidarın, Türkiye sadece bugünkü iktidar değil, bugünkü iktidar tabi bütün bu olup bitenleri pik noktaya getiren iktidardır. 60 yıllık sağ iktidarların Türkiye'ye sağlamış olduğu 6 tane Y meselesi var. Birincisi yasama, yürütme, yargı inanılır gibi değil paramparça edilmiş ve dünyada sistem yasama yürütme yargı üzerine yürüyor. Yani sizin, herhangi bir İngiliz'in, Alman'ın ya da Yunanlının güvencesi kendi anayasasıdır. İnsanlar siyasetçiyi güvence olarak görmezler, siyasetçi dediğimiz bir bürokrat gibidir, dönemi gelir biter gider ya da iyi yapıyorsa devam eder ama onun güvencesi, bir tek güvencesi var yargı. Türkiye'de yargıya güven yok, yasamaya güven yok, yürütmeye güven yok. Bu güvensizliğin yaratmış olduğu üç tane temel sorun var ki gerçekten Türkiye'de can alıcı nokta ancak CHP ile bu sorunları çözmek mümkün. İşte bir tanesi yolsuzluk yani yolsuzluğun sürekli tartışıldığı tek ülkeyiz şu anda. Hani Avrupa Birliği sürecine giren bir ülke olarak söylüyorum, iki yoksulluk. Maalesef neredeyse kadar haline dönüşmüş, üçüncüsü yasaklı bir Türkiye şu anda her şey yasak neredeyse insanların kendisini özgürce ifade edebildiği bütün her şey yasaklanmıştır. Yolsuzluk yani hırsızlık meşru ama özgür düşüncenizi ifade edemiyorsunuz. CHP iktidar olduğunda 6Y'yi bir temel haline getirecek, bir kere olmazsa olmaz yasama, yürütme ve yargıyı işyeleyebilir hale getirecek. Yani arabadaki mekanizma gibi şimdi birisi çalışmadı mı araba çalışmaz.

Cem Özer: Peki mesela diyelim ki iktidar oldunuz. Yürütmenin bir yasaya ihtiyacı var. Meclise başvurdu meclis bir yasa çıkardı. Oylamada CHP milletvekillerini serbest bırakacak mısınız yoksa grup kararı mı alınacak?
Gürsel Tekin: Dünyayı yeniden keşfedecek değiliz bugün uygulanan evrensel hukuk sistemini kendi ülkemizde de yerleştirmek zorundayız. Bakın bu son günlerde özellikle son üç yıldır AKP'nin sürekli torba yasalarla yarım yamalı hukuk sistemimizi öyle bir noktaya getirdi ki maalesef bütün bu hukuk sistemi işlemez hale geldi. Biz evrensel kurallar içerisinde yasamayı yürütmeyi yargıyı bu çerçeve içerisine oturtacağız. Bütün demokratik ülkelerdeki sistem neyse aynı sistemi burada da oturtmak istiyoruz ve bu mekanizma birbirini denetleyen bir mekanizma haline gelsin istiyoruz. Birbirini ezen yoksayan bir mekanizma olursa, düşünün araca biniyorsunuz ve aracınızın gazı balatası çalışıyor ama freni çalışmıyor. E freni çalışmadığı zaman ne olur? Nereye vuracağınız belli olmaz, hangi duvara toslayacağınız belli olmaz. AKP'nin son dönemlerde tahrip ettiği bu mekanizmayı CHP en kısa süre içerisinde yerleştirmek zorunda. Herkesin kendisini özgürce ifade edebileceği bir sisteme ihtiyacımız var. Benim polisimin İngiliz polisinden ne eksiği var ya da benim işçimin Alman işçisinden ne eksiği var? Bakın özellikle son iki yıldır maden işçisi, tarım işçisi, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden insan sayısı neredeyse dünyada birinci ve bir savaş haline gelmiş boyutta. 30 yıldır Almaya'da madende hayatını kaybeden sadece 3 kişi var. Bizim 12 yıl içerisinde iş cinayetlerinde hayatını kaybeden insan sayısı 15.700. Şimdi bütün bunlara baktığımızda bu hukuk sistemi işlese bunların hiçbirisi olmayacak. Sendikalar kendisini özgürce ifade edebilse denetim mekanizmaları işlemiş olsa inanın bunların hiçbirisi olmayacak. Türkiye'nin temel sorunu bunlar, bu sorunları oturtmadan hiçbir şey oturtamazsınız.

Yoksulluğa bakın şimdi, anayasamızda çok açık ve net. Sosyal devlet diyoruz, sosyal devlet nedir bugün gelişmiş ülkelerde nasıl uygulanıyor? İşi gücü olmayanlara devletin sorumluluğu var. Eğitim, sağlık ve iş güvencesi yani sosyal devlet dediğiniz budur. Bu üç güvence, devletin sorumluluğunda olan güvencelerdir. Şimdi bu üçüne iktidar kendisine göre bir model bulmuş işte adına sosyal yardım dediğimiz Anadolu'nun birçok yerinde tarımla, hayvancılıkla uğraşan insanların maalesef hızlı kentleşme uğruna, %30'dan biliyorsunuz şu an tersine %70'e döndü, bu kadar kısa süre içerisinde kentleşeceğim derken kentleri de köy haline döndürdük. Köylerin tamamında da tarımı, hayvancılığı ortadan kaldırdık. Şimdi tarım, hayvancılık insanların orada temel gelirleri yani fabrikası sanayisi gibi. Şimdi onlar olmayınca neye bağlandı? Sosyal yardıma işte ayda 200-300 lira şimdi o vatandaş neredeyse esaret altında yani iktidarın kaymakamı valisi ya da kamu görevlisinin denetimi altında bu insanlar geçimi sağlıyor.

Cem Özer: Şimdi bir şey söyleyeceğim, ne olur sizden çok rica ediyorum bunların hepsini inanın biliyoruz. Yani ne yapıldığının biz şahane farkındayız. Türk insanı uyanıktır yani biz derken vatandaşların tamamı ne olup ne bittiğinin demokrasinin de ne olduğunun farkındayız. Bir şeyi bir türlü bilemiyoruz. Geçenlerde kampa girdiniz strateji kampına, kamptan sonra ben umutla parti grup toplantılarını arka arkaya izlerim. Büyük bir umutla müthiş bir proje patlaması ve şahane şeyler bekledim. Sayın Kılıçdaroğlu sağ olsun işsizlik şu rakamda şu noktada işte bilmem kaç milyon işsiz var, yüzde sekiz buçuk dokuzlarda işsizlik, biz iktidara geldiğimizde bu işsizliği kaldıracağız. İşte vatandaş yoksul biz yoksulluğu halledeceğiz. Ne yapacağınızı söylüyorsunuz biliyoruz olması gereken bu nasıl yapacaksınız projeler ne? Madem rakibinizle bu kadar içli dışlısınız yani her şey de rakibi öne sürüyorsunuz. Biraz da bakmak gerekmez mi iletişimci olarak, yani yok mudur sizin partide cevval, zeki, hergele, yaramaz zihinli size bile aykırı gelecek insanlar? Bu kadar her dakika onların peşine takılacağınıza bir şeyden örnek alın. Yahu bu adam neyle kitleleri arkasına alıyor. Ortaya çılgın bir fikir atıyor, uygulansın uygulanmasın, vaat veriyor heyecan veriyor, ufuk açıyor, tartışma yaratıyor. Mesela böyle bir proje. Ben 12 yıldır CHP'nin ortaya atıp da arkadaş iktidarın muhalefetin didik didik bunu konuştuğu sağda solda tartıştığı platformlar kurulduğu yazarların yazdığı falan atıyorum; toprak reformu yapacağız. Biz çözüm sürecini ekonomik çözüm olarak görüyoruz. Doğu'da ve Güneydoğu'da yoksulluğu ve feodaliteyi  kökünden kaldıracağız ağa denen şey olmayacak çünkü ağada kürt marabada kürt. Biz orada ağanın da devletin de sahip olduğu toprakları vatandaşa dağıtacağız, tahsis edeceğiz ve işte mühendislerimizle gerekli her türlü teknik bilgiyi vererek oraları ağ bağ edeceğiz. Bunun üstünde tartışılacak üstüne paneller yapılacak. Eğitimi şöyle yapacağız işte köy kent projesini yeniden mesela, köy kent Ecevit'in ortaya çıkardığı bir şeydi. Biz köy enstitülerini yeniden kuracağız, biz kentten köye dönüşü sağlayacağız. Biz TOKİ'yi kentten çıkaracağız köye sokacağız. Köyleri kerpiç evlerden çıkartacağız herkese o köyün doğasına uygun yapılar vs. vs. yani bunları duymak istiyor insanlar. İşte adaleti sağlayacağız, yasamayı yürütmeyi bıdı bıdı bu hani sakızın şekeri gider de ağızda çürür ya hakikaten o hale geldi Gürsel Bey, samimiyetle söylüyorum öyle geliyor.
Gürsel Tekin: Çok teşekkür ediyorum, bu soruyu soran arkadaşlarımız da çok haklı olabilir. Belli ki CHP olarak bizim en önemli eksikliklerimizden en önemlisi 2011 yılında CHP 41 tane proje ile çıktı. Biraz önce bahsetmiş olduğunuz bu Güneydoğu'da mayınlı tarlalar dahil, GAP dahil, tarım ve hayvancılık, eğitim sanayi, işsizlik aile sigortası bütün bunlar gerçekten uzun uzun CHP Genel Merkezinde müzakere edilerek hayata geçirebilecek projeler olarak, askerlik dahil biliyorsunuz bizim projelerimizin tamamı da AKP medyası tarafında da çok eleştirildi. Ne demek ya bedelli askerlikmiş yok ya kardeşim işte vatanı kim koruyacak dedi Sayın Erdoğan. Bütün bunlar aynı zaman CHP'nin 41 tane projesinin  5 tanesini AKP iktidarı yarım yamalakta olsa uyguladı. Ama burada eksiklik aranacaksa kendimizde aramalıyız. Bu projelerimizi daha yüksek sesle anlatamamışız demek ki. Mesela aile sigortası, Türkiye'nin en can alıcı projelerinden bir tanesi. Ne yazık ki biz bunu anlatamamışız bu büyük bir ekslik. CHP'nin genel merkezine geldiğinde, mesela bize bu soruları soran arkadaşlarımıza da rica ediyorum bizim sayfamıza girdiklerinde inanın sadece bütün bu sanayi tarım hayvancılık işsizlik yolsulluk değil, neredeyse meteoroloji ile ilgili iklimle ilgili bile projemiz var. Ama bunlar eksik, bizim eksiklerimiz biraz da biliyorsunuz bizim Antalya'da son dönemlerde yaşamış olduğumuz iki temel sorun var bir tanesi ekonomik daralma, ekonomik sıkıntı, ikincisi dış politika ve iki arkadaşımız da gerek ekonomi ile ilgili gerek dış politika ile ilgili üç saat son derece doyurucu birifing verdi ve bütün toplantıda olan arkadaşlarımız da heyecanla bunları dinledi ama bunların hiçbir tanesi yansımadı. Ne yansıyor, daha çok böyle içeride ufacık dedikodu  kulis haberleri yansıyor. Biraz basın ve medyanın bu olaya bakışlarını da biliyoruz ama tabi ki basın medyadan ziyade biz topyekün milletvekillerimiz parti yöneticilerimiz kendi projelerimizi anlatmak zorundayız. Bu konuda eksikliklerimiz var.

Cem Özer: Az önce söylediniz bir iletişimci ve reklamcı olarak çünkü sayın seyircilerimiz belki bilmez benim üç eğitimimden biridir reklamcılık bir dönem profesyonel olarakta yapıp Türkiye'de iki markayı pazar lideri üçüncüyüde yüzde beş yüz pazar payını genişletmekle övünebilirim. Mesela siz parti grup toplantılarını salı günü AKP'den önce...
Gürsel Tekin: Bir şey daha tamamlayabilir miyim?

Cem Özer: Tabi ki.
Gürsel Tekin: Bu 41 proje havada kalsın istemedik ve bu projelerin tamamını bir kanun teklifi olarak parlamentoya sunduk. Şu anda parlamentonun raflarına baktığınızda CHP'nin mayınlı tarlalar, tarımla ilgili özellikle iş cinayetleri ile ilgili birçok projelerle, kanun teklifi olarak vermiş anca sayısal çoğunluk AKP'de olduğu için onların hiç biri raflardan aşağıya inmedi.

Cem Özer: Güzel, tam da onu söyleyeceğim işte. Mesela sizin grup toplantılarını saatini değiştirme imkanınız var mı?
Gürsel Tekin: Değiştiremiyorsunuz, o TBMM'nin...

Cem Özer: Peki şu imkanınız var mı? Ben çünkü dikkatlice izliyorum önce AKP'nin grup toplantısı oluyor, ondan önce MHP'nin ve bakıyorum şimdi Sayın Ahmet Davutoğlu ne söylüyorsa, Sayın Kılıçdaroğlu çıkıyor bi 15 dakika kendi projesini hızlıca anlatıp geçiyor birden bire tribün şovuna dönüşüp işi alkış almak için Ahmet Davutoğlu'na sürekli cevap veriyor. Aynı şeyi Davutoğlu'da yapıyor. Geçenlerde bir 15 dakika son ekonomik gelişmeleri vs. anlattı. Bir saat midir toplantı yaklaşık?
Gürsel Tekin: 50 dakika yaklaşık.

Cem Özer: İşte 45 dakika yine vaktiyle CHP'nin yaptığı tek parti dönemi şudur budur. Hakikaten orada yiğidi öldürüp hakkını yememek lazım. CHP 1946'dan sonra bir daha iktidara gelmemiştir, üstelik kimse koşturup ayaklanarak biz çok partili demokrasiye geçmek istiyoruz dememiş. CHP kendi eliyle bunu yapmış ve içinden ayrılanlarda Demokrat Partiyi kurmuştur. Daha sonra da hani Menderes'i CHP astırdı ya, ihtilali CHP yaptırdı ya. İhtilali CHP yaptırdıysa sonrasında kim iktidar oldu? Gelir anahtarı verir ahanda sizin diye. Devamı AP iktidar oldu. Mesela bunları anlatamama durumu var ve hep o mesela anlatamıyoruz diyorsunuz. Kılıçdaroğlu dese ki anama babama ölüme sövse ben bir daha AKP'nin adını ağzıma almayacağım, ben onun artık yaptıklarının ettiklerinin... Çünkü halk görüyor, bırakın halk görsün. Bu şey gibi kötü spor yazarı gibi hani maçlardan sonra mikrofon tutuyorlar ya kötü teknik direktöre bize seyrettiğimiz maçı anlatıyor. Biz senden onu istemiyoruz daha geniş daha derli toplu bir şey istiyoruz, biz maçı seyrettik seyrediyoruz. Hiçbir şeye AKP'nin adını ağzına almasa yaptıklarını ve bütün bu projelerini. Mesela biz üç hafta oturacağız bu 41 projeden bir tanesini anlatmaya başlayacağız. Seçime kadar böyle gideceğiz, bunu söyleyen iletişimci, genç kadrolar, çağdaş kadrolar falan yok mu?
Gürsel Tekin: Tabi biz de konuşuyoruz sık sık hatta bir ara Sayın Genel Başkanımız... Çok haklısınız belki yok saymak gerekiyor çünkü şundan dolayı... Evet biraz da nezaketsiz davrandıkları için iktidar aynı zamanda iktidar ve muhalefet, muhalefet demokrasilerde muhalefet varsa demokrasi var aksi taktirde...

Cem Özer: Biliyoruz, işte yok ahlaksız davranıyorlar, saldırıyorlar yani kayıkçı kavgasına dönüyor iş. Sayın Kılıçdaroğlu'da benzemeye başladı artık. Bırakın CHP olun ya...
Gürsel Tekin: Haklısınız aslında bizde bunları konuşmuyor değiliz yani belki Sayın Genel Başkanımız biraz yok saymalı aslında projeler çok anlatılıyor, anlatılmaz değil. Ama projeler daha çok gazetelerin televizyonların ilgi odağı olmuyor. Polemikler daha çok onların ilgi odağı olduğu için haberlerde de televizyonlarda da onu gösteriyor. Şimdi Davutoğlu'nun CHP ile ilgili işte sürekli her şeyin iyisi bunların kötüsü CHP'nin biraz önce de çok güzel söylediniz. Çok partili sisteme geçerken CHP'nin şakağına silah dayamadılar. O zaman hiçbir şey yok, dünyada da baskı yok ama CHP kadroları demokrasiye inandıkları için çok partili sisteme geçti. Geçmemiş olsaydı bugün Erdoğan cumhurbaşkanı olabilir miydi CHP olmasaydı, merak ediyorum. İki çok enteresan zaman zaman şu argümanı çok kullanıyorlar. Özellikle darbelerin CHP'de yarattığı tahribatı biz çok iyi biliyoruz. 203 tane şehidimiz var faili meçhul cinayetlerde hayatını kaybetmiş CHP'nin kadroları. Mesela ben hiç hatırlamıyorum bugün iktidarın çok yanında yakınında olan insanların bu faili meçhul hiç kimsenin hayatını kaybetmesini arzu eden bir insan değilim. Yani kaldı ki her yurttaşımızın güvenliği devlet tarafından korunmalı, güvenliği elde edilmeli diye düşünüyorum. 203 tane şehidimiz var ama biz darbeciyiz. 12 Eylül döneminde CHP'nin bırakın kadrolarını, sadece arşivi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurmuş olduğu bir siyasi partinin arşivini yok ettiler. Bütün bu mağduriyete baktığımızda ana mağduriyet biziz ama bunlar kalkıyorlar yine darbeden bahsediyorlar. Şu anda kadroda olan Sayın Erdoğan ve bütün bakanlar kurulu 12 Eylül döneminde bir tek insanın mağduriyeti var mı Cem Bey? Soruyorum mesela şu an ki kadroların tamamına baktığınızda 12 Eylül döneminde hiç kimsenin mağduriyeti yok.

Cem Özer: Mesele şimdi 12 Eylül değil, 12 Eylül unutuldu. 28 Şubat döneminde mesela CHP'nin ne yapmış olduğunu unutmuş olabilir halk. Ya da arkasında mı durdu yanlış pozisyon mu aldı yoksa bu iyi darbe girişimi falan mı dedi ne oldu yani?
Gürsel Tekin: Kesinlikle 28 Şubat döneminde kaldı ki 28 Şubat dönemi madem ki darbedir diyelim ki CHP yaptırmıştır. CHP kendisi yaptırsa CHP kendi iktidar olur seni niye iktidar ediyor yani. Bir de olayın böyle boyutuna bakın. Bütün darbelere baktığınızda her darbe CHP'de çok ciddi darbe vurmuştur ve CHP'nin iktidara giden sürecinde çok ciddi engel oluşmuştur. Belki şu algı yanlış olmuş olabilir, yani zamanında bu şeye bizim daha net bir tavır koymamız gerekebilirdi. Burada olmuş olabilir.

Cem Özer: Teşekkür ediyorum bu açıksözlülüğünüzden dolayı. Hemen kısa kısa soracağım, soracak çok şeyim var, zamanımız daralıyor. Şimdi iktidar yolunda ne oldu mesela cumhurbaşkanlığı seçiminde? Ben hakikaten yani Allah dedim, yine mi dedim. Benim gibi bir sürü insan yine mi dedi. Şimdi size CHP olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinden 4-5 ay önce mi size sarı bir zarf geldi PTT'den, cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak dendi de bir telaş kimi aday göstersek. Bu 4-5 sene önceden bilinmiyor muydu? Mesela niye Deniz Baykal, aklıma hep o isim geldiğinde. Yakıştırıyorum hep cumhurbaşkanı olabilirdi devlet adamlığıyla. Deniz Baykal'ı biz hazırlayacağız, Deniz hocam biz seni cumhrubaşkanlığı adaylığına hazırlayacağız tatlı tatlı ufak ufak sen çalışmaya başla. Hafif hafif saman altından su yürütmeyle ilerle. Biraz iletişim danışmanlığıyla çalışarak biraz oraya doğru kaydırarak vs. nereden çıktı Ekmeleddin İhsanoğlu, kimse tanımaz etmez? Kimse gidip oy vermedi, verenlerin eli gitmedi niye kendi adayınızı değil de bir başka yok çatı aday yok oluk aday... Bu tarihi stratejik bir hatadır.
Gürsel Tekin: Cem Bey tabi öyle gözükebilir, şöyle bir durum oldu aslında CHP hemen yerel seçimden sonra yoğun bir şekilde bu işe odaklandı ve elimizde altı tane farklı kamuoyu yoklaması var. Yapılan bütün kamu yoklamalarında seçmen kitlesi yani AKP'nin karşısında konumlanmış yüzde elli seçmen kitlesinin temel talebi; tek aday olsun. Bütün buna rağmen öncelikle CHP kendi içinde, MHP ve HDP birinci turda herkes adayını çıkarsın aslında bizim temel şeyimizde buydu. Burada açık ifade etmek istiyorum. Bununla ilgili de bir kaç araştırma yapıldı. Biz de beş tane cumhurbaşkanı adayı olabilecek arkadaşlarımızla ilgili kim daha çok kabul görür ve bütün bu araştırmalar sonucunda da CHP neredeyse adayını belirlemiş durumdaydı. Siz de takdir edersiniz ki hemen hemen bütün kamuoyun şeyi, tek aday arzusu.

Cem Özer: Tek aday ama Ekmeleddin İhsanoğlu değil işte kimse bilmiyor, parti de mi bilmiyordu? Yani partinin bile bilmediği aday çıktı.
Gürsel Tekin: Ekmel Bey çok değerli çok kıymetli. Keşke Ekmel Bey cumhurbaşkanı olabilseydi belki bugün Ortadoğu coğrafyasında yaşamış olduğumuz bu sıkıntılara çok büyük ilaç olurdu, derman olurdu. Bunu samimi olarak söylüyorum. İslam coğrafyasını iyi bilen ve aynı zamanda uzun süre görev yapan bir insandır. Bu ilişkilerimizin iyi boyuta gelebileceği inancı içerisindeyim ama...

Cem Özer: Hayır ben Ekmel Bey kötüdür demiyorum. Böyle bir fırsatı kaçırmış oldu. Buna üç sene önce karar verilseydi ve Ekmel Bey hazırlansaydı. Yani biz üç ayda lisede sınıf başkanlığına hazırlanamayız.
Gürsel Tekin: İlk etapta her siyasi parti kendi adayını gösterecek arayışı içerisinde olduğumuz için sonradan bu tablolar değişti. Sonra birazda tabi meselelere de burada girmek istemiyorum. Ama CHP her şeye rağmen doğru bir karar koymuştur orada ve seçim sürecinde de CHP seçmeni çok vefakar davranmıştır ve sandık başına gitmiştir. Bizim dışımızdaki siyasi partiler o özveride bulunamadılar. Keşke onlarda kendi seçmenlerine sahip olabilselerdi. Birinci tabloda çok farklı çıkabilirdi.

Cem Özer: Demek ki bu tip tuzaklara düşmemek gerekiyor yani şöyle bir şey var. CHP hep birinin dediğinin birinin peşine takılıyor. Bırakalım birileri de CHP'nin peşine takılsın.
Gürsel Tekin: Birine takılmadık ama siyasal iklim onu gerektiriyordu yani şimdi masanın bu tarafında çok kolaydır ama öbür tarafına geçtiğinizde o kadar kolay olmadığını görmemiz gerekiyor. Bir kaç araştırma daha var bu AKP'nin elinde de var bizde de var. Her siyasi parti tek aday çıkarsaydı ne olurdu? Sayın Erdoğan daha yüksek oy alıyordu o zaman onuda söyleyim yani.

Cem Özer: Bir de en çok eleştirilen şey Sayın Bekaroğlu ki o da konuğum olacak mesela CHP'nin sanki sürekli AKP'den oy tırtıklamaya çalışan bir takım sağ ve muhafazakar kişileri partinin vitrinine koyarak hani bir dönem eleştirdiğiniz, herkesin eleştirdiği  işte başı açık kadınları vitrine koyuyor esasında bunların niyeti başka deyip o başı açık kadınlara kanıp da herhalde hiçbir CHP'li gidipte oy vermedi AKP'ye. Sizde şimdi tersini yapıp vitrine bir takım muhafazakar insanları koyuyorsunuz sanıyorum muhafazakar tabanda bu vitrine kanmıyordur.
Gürsel Tekin: Evet Sayın Bekaroğlu aslında bir muhafazakarlık tanımı içerisinde olan bir insan değildir. Onu da özellikle altını çizerek söylemek istiyorum. Ciddi hassasiyeti olan demokrasi ve özgürlük konusunda çok ciddi bir mücadele eden bir insandır. Örneğin biliyorsunuz cezaevlerindeki ölüm oruçlarında çok önemli bir duruş sergilemiş bir siyasetçidir. Onu sadece böyle muhafazakarlık kalıbına sokmak Sayın Bekaroğlu'na bir haksızlık olur. Sayın Bekaroğlu bizim için bir zenginliktir. Önümüzdeki süreçte de göreceksiniz çok vidanlıdır Sayın Bekaroğlu. İsteseydi Erdoğan'ın bakanı olurdu. Bir çok şeyi reddetmiş çok dürüst namuslu bir siyasetçidir.

Cem Özer: Hangi parti kökenliydi?
Gürsel Tekin: Refah Partisi.

Cem Özer: Refah Partisi, e madem bu kadar dediğiniz niteliklere sahip bir insan. Refah partisi varken CHP'de vardı neden siyasete CHP'de başlamadı o zaman?
Gürsel Tekin: O alanda olduğunu zaten kendisi ifade ediyor ama o mecrada olmasına rağmen demokrasi ve insan hakları konusunda hep farklı davranmıştır yani o döneme de baktığımızda evin uslu çocuğu olarak bütün bunlara susmuş bir insan değildir. Yolsuzluklar konusunda çok ciddi mücadeleler etmiş bir insandır. Burada hakkını vermemiz lazım.

Cem Özer: Peki şimdi deniyor ki Türkiye'de sol iktidar olamaz. Belki CHP'nin de endişesi biraz daha kitle her kesimden insanı alma endişesini alma endişesi de bundan kaynaklanıyor olabilir. Bende baktığımda tamda tersini görüyorum. CHP ya da devamında ki SODEP ne zaman sol kimliğiyle ortaya çıkmış, o zaman büyük oylar alarak iktidar olmuş.
Gürsel Tekin: Bizim kimlikle ilgili bir tavizimiz yok yani.

Cem Özer: Ulusalcılık denen tuhaf böyle hafif ulusalsıcılığın eski adı milletçilik. Zaten milleyetçiliği kendine şiar edinmiş bir Milliyetçi Hareket Partisi var. Yani bu ulusalcılık biraz da, sol, sosyal demokrat olan ortanın solunda olan insanları da hafif ürküten bir kimlik. Bunun için ne diyorsunuz yani CHP ulusalcı bir parti mi, artık ulusalcı mı, ortanın solunda yani Ecevit'in koyduğu şeyle demokratik sol bir parti midir?
Gürsel Tekin: Tabi Türkiye'de çok enteresan bir seçmen profilide var. Bizim sosyal demokrat sol bir partinin dayandığı daha çok yoksul, emekçi, işçi olması gerekirken şimdi tam tersine. Bakıyoruz Kadıköy'lü...

Cem Özer: Karaoğlan köyün partisiyken şimdi kentin partisi oldu.
Gürsel Tekin: İşte bu 12 Eylül bütün bu siyasal dokuyu bozduğu için maalesef bunu yeniden bütün şeyden geçmesi lazım. Biz sol sosyal demokrat partiyiz, elbette bütün uğraşımız evrensel sol, sosyal demokrat parti olmak istiyoruz. Yani 76 milyonun paritsi olmak istiyoruz. Ötekileştiren, yok sayan insanların inançlarını farklılıklarını yok sayan bir anlayış değil tam tersine onların tamamının sigortası olabilecek bir sol parti olmak istiyoruz, inşallah olacağız.

Cem Özer: Burada sağ ve muhafazakar oylardan tırtıklamaya çalışmak yerine geçenlerde Mehmet Altan'la konuşuyorduk yaklaşık seçmenin %25i sandığa gitmiyor ve bu oran gittikçede çoğalıyor.
Gürsel Tekin: 25 değil çok büyük oran. Aslında orada şöylede bir durum var yüzde yirmi beş dediğimiz maalesef halen bizde halen sağlıklı bir seçmen şeyi oluşmuş değildir. Ama yüzde on yedi, on sekiz seçmen kitlesi var.

Cem Özer: Niye orayı almaya çalışmıyorsunuz?
Gürsel Tekin: Almak için çaba sarf ediyoruz o seçmen kitlesine de baktığımızda çok enteresan o seçmen kitlesi de bugünkü iktidardan en çok  muzdarip olan ve bugünkü iktidarı en çok eleştiren seçmen kitlesi... yani kimdir bu seçmen kitlesi? İşte Beşiktaş'ta oturan, Kadıköy'de oturan İzmir'de oturan bu seçmen kitlesi çok enteresan.

Cem Özer: Adamın insalardan umudu yok. Gel gör ki muhalefetten de umudu yok.
Gürsel Tekin: Elbette burada sorunlar var bu sorunlar giderilecek, giderilmesi içinde çabada sarfediliyor. Ama bu seçmen kitlesi aynı zamanda bilinçli bir seçmen kitlesi. Yani sosyal yaşamı daraldıkça bağırıyor kızıyor. E gel oy kullan yani işte Sultanbeyli'deki vatandaşın %90'ı sandık başına gidiyorsa Beşiktaş'daki vatandaşın %90'ı niye sandık başına gitmesin? Bir vatandaşlık görevidir. Siz bize de kızabilirsiniz ama gelin boş atın. En azından biz de, bütün siyasi partiler de biliriz ki sandıkta bir %6-7'de boş var. Şimdi siz kullanmadığınız zaman boş ve yok sayılıyorsunuz. Bu da yanlıştır, böyle bir seçmen profili olması son derece yanlıştır. Umut ederim ki önümüzdeki seçim döneminde düzelir.

Cem Özer: İnşallah. Tabi ki Türkiye'nin iktidarı ile muhalefetiyle bugün iktidardan şikayet ediliyorsa ki her iktidar yorulur, illa ki yanlışlar yapacaktır ama bu güçlü gidişte ben iktidarı hiç suçlamıyorum. Bunu açık açık hep söylüyorum burada, gelmişken yüzünüze de söyleyim. Buradaki en büyük kabahat en büyük suç CHP'dedir. Bir yerde çok güçlü bir iktidar varsa bir ülkede yıllarca süren, bu şunu gösterir orada güçlü bir muhalefet aslında yok demektir diye düşünüyorum, bilmiyorum katılıyor musunuz?
Gürsel Tekin: Tabi sizin düşünceniz saygı duyarım mesela ne yapmalı CHP, doğrusu bu sorularla çok karşılaşıyoruz. Sonra kendi kendimize düşünüyoruz ya nereden eksik yaptık, nerede neyi yapmamız gerekiyordu da yapmadık diye, doğrusu buna da bakınca bir haksızlıkla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. 81 ilin tamamında nerede negatif nerede olumsuzluk varsa nerede mağduriyet varsa inanın 24 saat sonra CHP'orada, hatta zaman zaman bir saat sonra CHP orada. ikinci olarak başka bir şey daha söyleyim. Bütün bu Türkiye'de olup bitenlerle ilgili yasa kanun yapılması gereken ne varsa hep yapılmıştır ama bunun dışında bizim silahlı örgütümüz yok...

Cem Özer: Bir hata söyleyeyim mi?
Gürsel Tekin: Tabi.

Cem Özer: Lütfen bana göre tabi ki 17-25 Aralık süreci ve akabinde yerel seçim 28 mart seçimleri tabi ki müthiş bir şeydir, müthiş bir iddiadır.
Gürsel Tekin: İddia değil gerçektir.

Cem Özer: Yani iddia demek zorundayız, gerçektir değildir ama bir iddiadır bu dünyanında her yerinde ortalığı ayağa kaldırır. Ancak bunun üstüne bir kere basılıp geçilseydi, çünkü biz şunu merak ettik; CHP'nin yerel yönetim politikalarını merak ettik. Ama biz mitinglerde bunları duyamadık. Biz mitinglerde 17-25 Aralık'ı... Bir genel seçim şeyini duyduk ve sürekli bu tekrarlandı. Temelinde yapılan ikici büyük hata 17-25 Aralık'ta hükümete yüklenirken asla Sayın Kılıçdaroğlu'nun ağzından şunu duyamadım ben. Dönüpte Pensilvanya'ya bu ahlaksızlıkta sizin yaptığınız ahlak mı? Madem böyle bir bilgi vardı da şimdi mi çıkartıyorsunuz ortaya daha önce niye tuttunuz, daha önce neyin karşılığında tuttunuz bunu? Ne almadınız da şimdi bunu yapıyorsunuz diye. Eğer Amerika'yı suçlasaydı inanın daha farklı olurdu her şey.
Gürsel Tekin: Şimdi tabi 17-25 Aralık ve ondan önceki sürece baktığımızda Türkiye'de yolsuzluk hep olmuştur ama ilk kez organize bir yolsuzluk ve bakanlar kurulunun neredeyse üçte biri suçüstü edilmiştir. Normal bir demokratik ülkede o hükümet ertesi gün çöker, hiç kimse tutamaz, çökmez istifa ederler yani durmaları mümkün değil. Tabi biz de demokratik bir kültür yerleşmediği için bunun mümkünatı olmadı. Şimdi 17-25 Aralık'ta olağanüstü bir soygun. 87 milyar euro devletin hesapları. Şimdi yerel yönetimlerle ilgili projesi anlatacaktı. Şaşkınlıkla izliyorum, sadece Türkiye'de değil bugün dünyada biliyorsunuz hemen hemen bütün önemli metropollerle ilgili yaşanabilir ve başarılı belediyelerle ilgili uluslararası araştırmalar var. Bütün uluslararası araştırmalara bakın, CHP belediyeleri hep birincidir. Örneğin Eskişehir, Birleşmiş milletle...

Cem Özer: Efendim belediye seçimlerinde bunlar anlatılsaydı keşke.
Gürsel Tekin: Efendim itiraz etmiyorum, bunlarda anlatıldı ama sizde takdir edersiniz ki bu daha çok parasal boyut kamuoyunu basını ilgilendiren...

Cem Özer: Samimi konuşacağım, oradan buradan daha iyi vururuz düşüncesi yani.
Gürsel Tekin: Şöyle bir durum var yan bunu hepimiz biliyoruz. Seçim döneminde, yani 17-25 Aralık 8 ay önce olmuş olsaydı inanın çok etkili olurdu. Tam seçim dönemi olunca bir marj oluşuyor. Sonuç itibariyle seçmenin bir kısmı şöyle düşünüyor. Ya niye seçim dönemi, bu bizim dışımızda olan bir olay.

Cem Özer: Öbür tarafa çıkıp hiç kızmadınız ya.
Gürsel Tekin: Her tarafa kızıyoruz. Biz kirliliğin her tarafına kızıyoruz çünkü bunlar bir suç ortaklığı oluştumuşlardır. 11 yıl bu soyugnu beraber götürdüler. Bu soygun 1 yılda oluşmuş değil. Maalesef 2002 yılından itibaren başlayan soygun ne zaman gün ışığına çıkıyor? İlişkileri bozuluyor... Kendi aralarında sorun olabiliyor ama bütün bu devasa yolsuzluğu görmezden gelmek mümkün değil, elbette bunun hesabı sorulacaktır. Bu paraların tamamı da tahsil edilecektir."

Cem Özer: Peki ben CHP'yi konuşmaya silkelemeye sarsmaya vatandaş adına yumruklamaya devam edeceğim, muhalefete devam edeceğim. İktidara da muhalefet yapmaya devam edeceğim. Bizim görevimiz halk adına sürekli herkesi muhalefet yapmak.
Gürsel Tekin: Cem bey doğrusu budur zaten, o imkanı sağlayabilirseniz şu anda parlamentoda 4 siyasi parti var, 4 siyasi partinin yetkilikerini konuşturursanız...

Cem Özer: Biz Artı 1 olarak bunu yapmak istiyoruz inşallah yapabiliriz. Haziran seçimlerine yaklaşırken de bunu yapacağız. Yani sadece o partileri destekleyen gazetecileri değil o partilerin milletvekillerini...
Gürsel Tekin: Evet bir gün de şu İstanbul'u konuşmak istiyoruz, bakın şu beton yığınları bütün bu 17-25 Aralık'tan önce sadece istanbul'daki bu imar lobisi ve beton çetesinin İstanbul'da kamuya millete ait işte devletin bütün arazilerinin nasıl yağmalanıp nasıl ranta döndüğünü burada fotoğrafları görüyorsunuz. Tek tek de gösterebilirim, o binaların kime ait olduğunu emsallerin kaç olduğunu ve kaça çıkarıldığını şurada kaç tane milletvekilinin binasının olduğunu ve bu toprakların arsaların kimlere ait olduğunu inşallah izin verirseniz sadece şu haritayı anlatmak istiyorum.

Cem Özer: Biz konuklarımızı defaten alıyoruz süremizden dolayı. Sizi de inşallah tekrar burada görmek isteriz. Süremizi çok aştık, kısacık bir şey soracağım. Bununla ilgili minik bir yorum isteyeceğim bir cümlelik. Sayın Tarhan partiden iktidar ihtimali olmadığı için siyasete CHP'de devam etmek istemiyorum diyerek ayrıldı. Bugün Anadolu Partisi adı altında bir parti kurdu. 41 kişi ile sevindirici tek bir yanı var. Kurucuların içinde yaklaşık %30'a yakını kadın. O partinin iktidar olabilme şansını mı gördü acaba? Ne gördü de ayrılıp yeni bir parti kurdu?
Gürsel Tekin: Cem Bey tabi üç ay önce aynı sıralarda oturduğumuz bir arkadaşımızla ilgili negatif bir yorum yapmak istemiyorum. Kendisine hayırlı olsun diyorum. Ama bir şeyi de söylemekten kendimi de alamıyorum, parti sağa kaydı dedi, şimdi kurucuların yarısı sağcı. Onu da söylemek istiyorum.

 

Haberin videosuna ulaşmak için linke tıklayınız.

Gürsel Tekin, Cem Özer'in yayın konuğu oldu

    Cuma, 14 Kasım 2014 23:06

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica