Gürsel Tekin: "Ne zaman erken seçim yapacaklarsa hodri meydan"

"Eğer burada bir hukuki sonuç alamazsak, 17 - 25 Aralık'ı yolsuzlukla mücadele haftası ilan edeceğiz ve milyar dolarlık para hareketlerinin nasıl olduğunu, dosyanın tamamını fotoğraflarla, resimlerle billboardlarla kamuoyuyla paylaşacağız."

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin Halk TV'nin canlı yayınında Rahmi Aygün'ün sorularını yanıtladı.

Rahmi Aygün: Stüdyomuzda bir konuğumuz var CHP'nin Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin bizimle. Sayın Tekin hoşgeldiniz.
Gürsel Tekin: Hoşbulduk iyi yayınlar diliyorum.

Rahmi Aygün: Sağolunuz. Efendim 17 ve 25 Aralık soruşturmalarıyla ilgili takipsizlik kararları çıktı arka arkaya. Fakat bu karar metni ortaya çıktıktan sonra orada ilginç ayrıntılar ortaya dökülmeye başladı. Siz konunun özüne sadık alarak bütün Türkiye'de bir eylem yaptınız ama ayrıntılarda aslında aslını gösteriyor. Üzeri kapatılmak istenen işte mecliste de soruşturma komisyonu henüz çalışmalarına başlayamadı. Bütün bunlardan yola çıkarak Türkiye genelinde yaygın bir eylem yaptınız. Bu eylemin amacını önce açıklar mısınız? Sonra ayrıntıları konuşalım sizinle.
Gürsel Tekin: Teşekkür ederim. İzin verirseniz önce dış politika meselesinde bir iki cümle söylemek istiyorum. Sayın Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu önümüzdeki süreçte dış politikada bu iktidarın her türlü tavizi verebileceğini ifade etmişti. Bunu gerekçe olarak da 17 Aralık - 25 Aralık'ta bu bakanlar kurulunun üçte birinin bir yabancı uyruklu işadamı tarafından rehin alınmasıyla aynı zamanda sadece dış politika, iç politikamızı değil dış politikamızı da ciddi bir tehlikeye sokacağını ifade etmiştik. Çünkü bir suçluluk psikolojisi içerisinde gelebilecek her türlü talebe evet diyebilecek durumdalar. Her ne kadar dün hayır dese de yarın başka taleplerin tamamına da evet diyecekler. Buna üstler dahil olmak üzere...

Rahmi Aygün: Dışişleri Bakanının açıklamasından yola çıkarak yapıyorsunuz değil mi bunu?
Gürsel Tekin: Onun söylemesine de gerek yok bunu takip ediyoruz, biliyoruz. Bugün AKP iktidarı dışarıdaki egemen güçlerin taleplerinin tamamını yerine getirmek için can atıyor. Bunu hepimizin bilmesi lazım. Yani neden? Çünkü başka türlü bu psikolojik şeyi kapatmaları mümkün değildir.

Rahmi Aygün: Ya da temelinde bir mecburiyet var hareketlerinin belki de.
Gürsel Tekin: Ama yani bu kadar kirli işlere bulaşırsanız sizin yapabileceğiniz başka bir şey yok. Yani Almanya Dışişleri Bakanı Türkiye’dir burası dinlenebilir diyorsa ya da Amerika'nın Dışişleri Bakanı basın toplantısında ne yazık ki gazetecinin sorduğu soruya hani şimdi bunlar Obama'nın yardımcısına böyle bir şey yaptılar ya vay işte bizim için yoktur falan özür dilesin falan. O özrün içeriği şu; haberin içeriğiyle ilgili özür dilemiyor. Bir gizli kalması gereken bir olayı konuştuğu için bundan dolayı özür diledi. Ama aynı şekilde buradan giden Büyükelçi Türkiye'nin Ortadoğu'daki terör örgütlerine hangi silahları, neleri gönderdiğini çok açık, net söylediği gibi Amerika Dışişleri Bakanı Kerry basın toplantısında ne yazık ki, bu meselelerde, bu örgütü IŞİD dahil olmak üzere bunlara lojistik destek veren ve silah desteği veren iki ülke var dedi, kim diye gazeteci sorduğunda birisi Türkiye, biriside Lübnan dedi. Şimdi bütün bu fotoğrafları kamuoyunun bilmesi lazım.

Şimdi gelelim 17 Aralık - 25 Aralık meselesine. Bu tabi sadece 17 Aralık - 25 Aralık meselesiyle kapatılacak bir yolsuzluk meselesi değil. Ne yazık ki son 10 yıla baktığımızda özellikle son 10 yıl. Bir iki yıl şöyle oldu; AKP'nin kuruluşunda 3Y'yle çıktılar biliyorsunuz. Bizim temel hedefimiz, siyasetimiz 3Y'yle mücadele edeceğiz ve Türkiye’de gerçekten 3Y ciddi bir sorun. Bir tanesi yoksulluk, bir tanesi yolsuzluk, bir tanesi de yasaksız bir Türkiye yaratacaklardı. 2 yıl sonra tabi ki bundan vazgeçtiler. Yani rant, para, bunlar çok önemli meseleler olunca oraya teslim oldular ve o teslimiyetle beraber aşama aşama dikkat ederseniz özellikle 2007'den sonra devletin bütün kurumlarını hedef alarak işte darbeci denildi, balyoz, hatırlarsanız Bülent Arınç'la ilgili suikastın yapılabileceğini, Ankara'da derin dehlizlere girdiklerini ifade ettiler. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizde dedik ki hangi dehlizler varsa bu dehlizlerin dibine kadar inin bizde size destek verelim. Ve nihayet o derin dehlizlerde bir patatesçiyle bir soğancı çıktı başka da hiçbir şey çıkmadı.

Şimdi çok ciddi bir mesele. Bir ülkenin Başbakan Yardımcısına bir suikast düzenleniyorsa ve bu da önemli bir bilgi, belge olarak önünüze gelmişse, eğer bunu kamuoyuyla paylaşmıyorsanız ya iftira atıyorsunuz, yalan söylüyorsunuz ya da maksadınızın başka bir şey olduğu ortaya çıkıyor. Ne oldu şimdi soruyorum size. Mesela Sayın Arınç'a soruyorum. Sayın Arınç size bu derin dehlizlerde suikast yapacak unsurlar kimlerdi, bunlara ne yaptınız? Toplumun genelde birazda aşama aşama gitmek istiyorum. Böyle bir suç örgütü oluşturmak istiyorsanız bütün ayaklarını oluşturmak zorundasınız. Nedir bunun en önemli ayaklarından bir tanesi? Basın – medya. Yani basın medyanın desteğini almak zorundasınız. Aksi takdirde bütün bu yolsuzlukları yapmanız mümkün değil. Bir kısmını kendiniz oluşturacaksınız. İşte o haram medya dediğimiz hani bu 17 Aralık - 25 Aralık... Havuz demeyelim yani havuz temiz sudur. Havuz onlar için övgücü bir laf olur. Bu haram medyadır. Bu haram medyayı oluşturacaksınız ve bu haram medyayı oluştururken de bir bakan aracılığıyla insanlardan rüşvet alacaksınız. 100 milyon dolar, 50 milyon dolar, 25 milyon dolar.

Şimdi mesela ben buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Şuanda gerçekten çok çaresiz binlerce insanımız var. Bu işadamlarının kapısına gitsek ya bize 10’ar bin lira bağış yapın dersek yaparlar mı? Niye 100 milyon dolar bağış yapıyorsun? Niye yapıyor? Çünkü 100 milyon dolar bağış yaptığı yerde 500 milyon dolar para kazanıyor. Aksi takdirde bunu yapmaları mümkün değil. Önce basını, medyayı susturdular. Merkez medyada biraz reaksiyon olunca merkez medyayı işgal etmek zorunda kaldılar. İşte vergi cezalarıyla her gazete, her televizyona 2'şer, 3'er tane askerlerini yerleştirdiler. Akşamları televizyonları açtığınızda da görüyorsunuz. İşte gazeteci diye çıkıyorlar. Efendim gazeteciyiz biz AKP'li değiliz. Müsaade et ben AKP'yi eleştiririm. AKP'yi de eleştirince hemen yok böyle diyemezsin. Niye kardeşim sen kimsin? Şimdi böyle bir algıyla toplumu yönetmeye kalktılar. Sonra ne olduysa kendilerinin oluşturmuş olduğu bir koalisyon, aynı zamanda bir evlilik. Evlilik 17 Aralık - 25 Aralık'ta çatladı ve bozuldu. Bozulunca bunların bütün bu ikili ilişkilerde olur böyle afişe edilir karşılıklı. Bütün bu pislikler afişe edildi. Bu 17 Aralık ve 25 Aralık aynı zamanda 25 Aralık'tan sonra İstanbul'da ve kentsel dönüşüm TOKİ dahil olmak üzere imar uygulamasıyla ilgili savcılık bir baskı yapacaktı. Onu pat hemen savcıyı görevden alınca maalesef oraya giremedi. Oraya girilemediği gibi 17 Aralık – 25 Aralık'a baktığımızda bütün yurttaşlarımızın bilmesi gerekiyor. Bunlar aynı zamanda sosyal medyada kiralık katiller tutmuşlar hepimize saldırıyorlar. Efendim iftira atıyorsunuz. Hayatımızın hiçbir alanında iftira bizim ne dinen kabul edeceğimiz bir iştir, ne vicdanen kabul edeceğimiz bir iştir. Söylediğimiz her cümlenin, söylediğimiz her belgenin %100 doğruluğu vardır bunu bütün kamuoyunun bilmesi lazım. 17 - 25 Aralık dosyasına baktığınızda para trafikleri, çantaların, alışverişlerin fotoğraflarla yani yazılı değil sadece. Hani yazılı olurda kardeşim bu işte kendilerinin iddia ettiği gibi paralel yapı bunlara işte yalan yanlış yazdı. Bütün bakan çocuklarıyla o işadamlarının arasındaki para trafiklerinin, çantaların nasıl gelip gittiğini bütün Türkiye gördü, görmediklerini de önümüzdeki günlerde biliyorsunuz bunların birde bir başka şeyi var sıkıştıklarında dosyaya yasak koyuyorlar. İşte soruşturma yasak. Biz bu yasağı masağı da dinlemeyeceğiz. Eğer burada bir hukuki sonuç alamazsak 17 Aralık ve 25 Aralık'ı yolsuzlukla mücadele haftası ilan edeceğiz ve dosyanın tamamını suçsa da o suçu işlemeye devam edeceğiz. Dosyanın tamamını fotoğraflarla, resimlerle milyar dolarlık para hareketlerinin nasıl olduğunu billboardlarla kamuoyuyla paylaşacağız.


Rahmi Aygün: Bir yasa teklifi de verdiniz zaten değil mi?
Gürsel Tekin: Verdik de şimdi parlamentodan bunu geçirmek mümkün değildir. Sayısal çoğunluk olduğu için. Parlamentonun yarısı kirli maalesef. Parlamentonun yarısına baktığımızda hani Bülent Arınç diyor ya son dönemlerde bu telaş yasasından dolayı biz Alman modeli. A ne güzel dedim ya ne güzel. Alman'ın iki modeli var. Bir; Hitler dönemindeki model. Herhalde ondan tarif etmiyorlar Hitler modeli bugün dünyada kabul edilecek bir model değildir. İkinci modele baktığımızda dünyanın kabul ettiği evrensel modeldir. Bu evrensel modeli baz alalım, sadece bu son olan olaylardan dolayı değil Türkiye'nin bütün hukuk sistemini, bütününü bir Alman hukuk sistemi modeli haline getirelim. Hodri meydan diyorum eğer gerçekten bu kadar samimiyetiniz varsa Sayın Arınç size çağrıda bulunuyorum, gelin güvenlik yasamız dahil, siyasi partiler yasası dahil olmak üzere Alman modeli üzerine oturtalım. Alman modeli olursa ne olur? Diyelim ki hadi Sayın Arınç'ta AKP'yi ikna etti biz parlamentoda bir Alman modeli çıkardık. Alman modelini işlettiğimiz günden itibaren parlamentonun yarısı tutuklanır. Örnek olarak biliyorsunuz Almanya'da iki tane önemli siyasetçi istifa etmek zorunda kaldı. Sadece istifayla yetinmedi Alman Cumhurbaşkanı sadece özel ilişkileriyle bir borç alışverişi olmuş. Yani kamudan çalmıyor, telefonla şuna 100 milyonluk arsayı tahsis et, bağışla demiyor. Bakanını gönderip bir rüşvet havuzu oluşturmuyor. Bir ikili ilişkiler 500 bin Euro. Bakın tamamı da 500 bin Euro ve bu Alman kamuoyunda öğrenilince o Cumhurbaşkanı istifa etti, istifa etmekle yetinmedi Alman yargısının önünde hesap verdi.

İkinci örnek olarak Alman savunma bakanı. Alman savunma bakanı devletin uçağıyla kendi çocuğu askerlik yaptığı yere gittiği için o da afişe edildi, o da istifa etmek zorunda kaldı.

Şimdi eğer böyle bir model istiyorsanız başımızın üstüne bu modele evet deriz. Gelin 76 milyonu, bu kadar kirlilik yaptınız belki bunu muaf tutabiliriz eğer Alman modelini kabul ederseniz. Buna da lanet olsun deriz kardeşim ne yapalım içimize basarız, en azından sonra hırsızlık olmaz deriz. Gelin Alman modelini hayata geçirelim. Bütün Alman vatandaşı gibi siyasetçinin gazeteciden korkmadığı, siyasetçinin vatandaştan korkmadığı bir model haline getirelim. Şimdi eskiden siz gazetecisiniz bilirsiniz siyasetçiler birkaç şeyden korkarlardı. Bir tanesi gazetecilerden çok korkarlardı. Çünkü her an bizimle ilgili bir şey yazabilir.

İki; vatandaştan korkarlardı. Şimdi gazeteci siyasetçiden korkuyor, vatandaş siyasetçiden korkuyor. Bu model çürümüş bir modeldir. Bu Sayın Arınç'ın dediği güvenlik yasasıda Hitler modelindeki modeldir. Gelin evrensel kuralları hayata geçirelim. 17 Aralık'ta olmasın, 25 Aralık'ta olmasın siz de evinizde rahat yatın. Yani korkmayın kim bizi dinliyor. Nereden bize suikast yapılıyor korkusuyla yaşamayın. Korkuyla yaşanılmaz.

Dün ben İstanbul'dan akşam Ankara'ya geldim. Gelirken uçağın tamamında polis kardeşlerimiz vardı. Bir iki tanesiyle de sohbet ettim. Nerede görev yapıyorsun? Başbakanlıkta. Niye geldiniz buraya? Sayın Başbakan geldi, Sayın Başbakan dönüyor, biz dönüyoruz. Şimdi bir devlet düşünün, bir iktidar düşünün kendi illerindeki polislerine güvenebilecek durumda değil. Kardeşim sen İstanbul'a gidiyorsan İstanbul'da çok şükür 30 bin tane polis var. Niye buradaki polisi götürüyorsun? Neden? Çünkü korkuyorlar. En azından bu korkularınızdan da arınmış olursunuz diye düşünüyorum.


Rahmi Aygün: Ayrıntılara geçelim mi Sayın Tekin. Şimdi bugün sizin yaptığınız eylem sonucunda Türkiye'deki yolsuzlukların önlenmesine dönük ana muhalefet partisi olarak verdiğiniz bir tepkiydi. O tepkinin nedeni de bu yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet dosyalarının takipsizlik kararıydı. Bakıldığında 209 şüpheli var hiçbiriyle ilgili bir suçlama yapılmadı. Sanık yok. Bunları takipsizlik verebilmesi içinde delilin olmaması gerekiyor. Delilde yok yeni savcıya göre. O savcı ki kendisiyle ilgilide hakkında bir soruşturma olduğu, onunla ilgili takipsizlik kararı karşılığı bu dosyayla ilgilide takipsizlik verdiği iddiaları da var. Rüşvet almamışlar. Bu sizin az önce sözünü ettiğiniz fotoğraflar, ses dinlemeleri, tapeler filan yok. Onların hepsi hediyeymiş efendim. Yani rüşvet literatürüne yeni bir deyim yerleşti. Usulsüz hediye kabulü. Bununla ilgili söyleyecekleriniz var mı?
Gürsel Tekin: Yani çok ağır cümleler kullanmamak için sabırla ne diyeceğimi bilmiyorum ama son dönemlerde tabi hukuk sisteminin tamamı baypas edilince biz en azından geçmiş dönemlerde bunların başka bir gelenekten, kültürden gelme, aynı zamanda bizim inançlarımız bunların hiçbirisine müsaade etmiyor. Yani dinimizin temel kurallarının bir tanesi harama el uzatmayacaksın. Bundan dolayı şeri kurallardan harama el uzatanların elleri kesiliyor biliyorsunuz. Şimdi hadi diyelim ki hukuk sistemimize inanmıyorsunuz. Şimdi Cuma günleri koşa koşa Allah'ın huzuruna çıkıyorsunuz namaz kılıyorsunuz. Bu işinize geldiği zaman şeri kurallar diyorsunuz hırsızlığa şeri kurallar işlemeyecek midir?

İki; iç bünyelerinde de ciddi sıkıntı oluştu. Hırsızlar aynı zamanda çok güvensizdirler yani. Direk kendilerine alırlar. Böyle bir ara mekanizma oluşsun istemez. Ara mekanizmalarda çünkü pay edilebilir ve 17 Aralık - 25 Aralık soruşturmasında da onu çok somut bir şekilde gördük. Şimdi diyelim ki birini aracı yapmışlar işte git buradan 100 milyon dolar al. O 100 almış ama 80 vermiş. Birde bu meseleler çıktı. Şimdi tabi kendi içlerinde de bu tartışmalar oldu. Ama burada bir başka şeye seslenmek istiyorum. Bu ülkenin namuslu, şerefli, haysiyetli, ülkeye katma değer katan bütün işadamları hangi siyasal düşüncede olursa olsun, hangi ideolojik yapıda olursa olsun Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında başımızın üstünde yeri vardır. Ona hiç kimse dokunmayacaktır. Onun güvencesi Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır. Ama bu haramların tamamına bulaşmışların tamamının malvarlığına el konulacaktır. Çünkü bu malvarlıklarının tamamı 76 milyonun yetimin, gurabanın malvarlıklarıdır. Hiç kimse zannetmesin efendim bu bir dönemdir bu dönem kapanır gider. Hiçbir şey kapanmayacaktır buna emin olabilirsiniz. Bizi izleyen yurttaşlarımız o savcıları, o kendilerine göre dizayn etmiş olduğu hukuk sistemiyle geçici sürede bunları kapatabilirler. Ama bu devletin kayıtlarına girmiştir.


Rahmi Aygün: Devletin hafızasına kaydediliyor onlar.
Gürsel Tekin: Elbette. Yani bin yıllık devlet geleneğimiz var unutmayın. Bunlar devletin ne olduğunu bilmezler. Bunlar devleti belediyelerde çalma, çırpma gibi bildikleri için bu devletin vicdanı bir gün ayağa kalkacaktır. Bu toplumun vicdanı da ayağa kalkacaktır. Yani ortada o kadar somut şeyler var ki hadi saatler hediye diyelim yani 700 milyon dolarlık saat hediyesi valla hiç bize bir çikolata bile hediye gelmiyor. Bunlar ne kerametli adamlarmış bu hediyeler gidiyor. Öbür tarafta bakıyorsunuz bir bakanı bir başbakan suç örgütü haline getiriyor ve bu adam işadamlarını dolaşarak havuza para topluyor. Bu hukuk sisteminde suç değil mi? AKP döneminde bir tek şey var. Her şey suç çalma suç olmaktan çıktı. Ama bu geçici olacaktır. Bu çalmaların, çırpmaların tamamından hesabı sorulacaktır. Bundan herkes emin olabilir hiç merak etmesinler.

Rahmi Aygün: Birde şu Urla meselesi gündeme geldi tekrar. Biliyorsunuz Urla'da bir takım villalar var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanken kızı özel olarak fayanslarıyla bile ilgilenmişti. Ama arkadaşının olduğu ifade edildi. Şimdi o Urla'daki villalara birde arka bahçe konusu gündeme geldi. Bir Ensar vakfı var. Bu Türgev'in kardeş kuruluşu gibide ifade edilir. Ensar vakfı üzerine devredilmiş. Orada Ensar vakfı ne gibi bir çalışma yapacak. Hani sonucunda vakıf bilinmez ama Urla villalarının arka bahçesi yapılacak derler. Sizin düşünceniz nedir?
Gürsel Tekin: Türgev ve Ensar vakfının şu andaki serveti Koç, Sabancı'yı aşacak bir servettedir. Çocuklar çok çalıştılar yani görüyorsunuz o kadar çalıştılar ki. Çala çala yoruldular yani ne yapsınlar. Urla'yı da alabilirler bence Urla'nın tapusunu verelim. Yani öyle paramparça kalmasın. Urla'nın tapusunu verelim gitsin. Bunların tamamı fitil fitil bunların burnundan gelecektir bizi izleyen yurttaşlarımız hiç merak etmesin.

Rahmi Aygün: Bu şeye isterseniz biraz girelim. Az önce konuşmanızın başında da ifade ettiniz 3Y'yle iktidara geldiler ve onu sürekli vurgulayarak bugüne kadar taşıdılar. O hareketin lideri de şimdi Cumhurbaşkanı. Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar. Şimdi bakıldığında yasaklar derken yasakların kaldırılmasından ifade ettikleri anayasada bir takım değişiklikler yapıp sivil anayasa yapmak. Ceza yasalarındaki ve terörle mücadele yasasındaki kimi maddeleri ayıklamak, Türkiye'yi özgürlükler ülkesi haline getirmekti. Tamam Kobani eylemlerini protesto amacıyla sokağa çıkanlara dönüktü ama sokağa çıkma yasakları ilan edildi. 80 ihtilalinden sonra biz tankları ve askerleri şehir merkezlerinde gördük. İşte meclis genel kuruluna getirilen polis yasasındaki değişiklikler, vazife selayetlerindeki değişiklikler. Yargıda yapmaya çalıştıkları değişikliklerle hem emniyeti, hem yargıyı politize etmek kendi idareleri altına almak çabaları da dikkate alındığında yasakların kalktığını mı, yoksa yasaklara doğru bir dönüş mü olduğunu düşünüyorsunuz?
Gürsel Tekin: 3Y'yi biz yanlış anlamışız. Hep beraber yiyelim. Yani 3Y demek oymuş galiba. Ye ye ye ama bitmiyor yani yedir yedir bitiremiyorsunuz.
Şimdi bir kamu düzeni yani önce bir şeyi gerekçelendiriyorlar. Tabi maalesef bizim burada bu sorunun bir parçası siyaset ama bir sorunun ikinci parçası da bu toplumun vicdanı. Yani basını, medyası bu konuda daha vicdanlı davranması gerekiyor. Kamu düzenini korumak değil, AKP düzenini korumak için bu yasalar yapılıyor. Eğer kamu düzenini korumak istiyorsanız biraz önce ifade ettiğim gibi evrensel kurallar üzerinde bir anayasa yapalım, polisimizde sıkıntı çekmesin. Yani sizde ikide bir paralel polis, beni dinleyen polis, hain polis diye polisleri de ayrıştırmayın. Askerleri ayrıştırmamış olursunuz. Bir hukuk çerçevesi içerisinde dünyada olduğu gibi herkesin kendisinde kendi güvencesinin anayasa olduğunu hissedebilecek bir anayasayı hayata geçirelim. Bununda örnekleri dünyada uygulanıyor. Yani yeni bir şey keşfedecek değiliz. İşte bu meseleyi bilen Burhan Kuzu’ya buradan çağrı yapıyorum. Anayasayı biliyor ya işte. Gelin Alman anayasasını hayata geçirelim. Kamu güvenliğini de sağlayalım sizin de güvenliğinizi sağlayalım. Ama orada bir tek şey var çalamıyorsunuz, çırpamıyorsunuz. Buna da katlanacaksınız. Hayır ısrarla hem çalıp hem çırpacağım, hem de güvenlik istiyorum derseniz olmaz. Yani iyi güzel kardeşim eğer İstanbul gibi yerde gezi parkında 3 milyon insan sokaktaysa bunun herhalde bir anlamı var, bir sebebi var. Çaldığınız için, çırptığınız için kentsel dönüşümde rezidansları, yanı başında kendi toprağını, kendi parkını, kendi cami alanını rezidans yaptığın için isyan ettiği için oraya gelmiştir. Yani bütün bu sokak hareketlerini sadece bir terör örgütlerine bağlamak bir vicdansızlık olur. Elbette ki, bütün şiddete son derece karşıyız. Şiddet nerede varsa bunun gereğini yapalım. Kaldı ki, şiddeti önlemenin mekanizmaları da çok kolay eskisi değil. Teknoloji son derece gelişmiş. Yani yaptığınız herhangi bir bölgede o terör örgütlerinin istihbarat bilgileri elinize geldiğinde orayı rahatlıkla denetleyebileceğiniz mekanizmalarınız var, mobese sistemlerini. Ama mobese sistemlerini CHP'yi, MHP'yi, BDP'yi dinleyim diye eğer kullanırsanız elbette terör örgütlerini de sıra gelmez. Bütün bunların önüne geçmek son derece doğal.

Şimdi geçen gün vatandaşımızda haklı olarak tabi bu yasal düzenlemenin ne olduğun bilmediği için sonra Bülent Arınç'ın belli ki kulağını çektiler Alman modelinden vazgeçtiler. Nereden çıkardınız bu Alman modeli başımıza şimdi birde bu Alman tartışması olacak. İşte güvenlik yasası falan filan şirinliklerle geçiştirmeye çalışacaklar. Efendim maske takmak yasakmış. Yasak şuanda bizim yasalarımıza göre terörle mücadele yasasında yasak ve sadece maske değil bir genç kardeşimiz, öğrenci puşi taktığı için 18 ay bundan dolayı cezaevinde yattı. Neye göre yatırdınız? Şuandaki terörle mücadele yasasına göre yatırdınız. Yani bu yasalar var. Bu yasaların hiçbirisi vatandaşlarımız sakın bunlara inanmasın. Bunlar yalancı. Bunlar güvenlik falan şey değil. Bu nedir? Şuanda yapılan şey tek bir güvenlik AKP'nin çalanlarını güvenli hale sokalım. Onun dışında kamu güvenliği, mal güvenliği mevcut yasada bunların tamamı vardır. Koyarsınız mobese sistemlerinizi o terör örgütlerinin nereden çıktığını rahatlıkla denetleyebilirsiniz. Ama niye bizim nerede olduğumuzu görüyorsunuz. Yani 1 Mayıs'ta, gezi parkında Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin hangi noktada olduğunu mobese sistemindeki talimat üzerine hepimizi gazlayınca siz o terör örgütlerinin nerede olduğunu bilmiyorsanız o zaman siz maalesef devleti yönetebilecek durumda değilsiniz. Bütün şeyinizi kaybetmişsiniz demektir.


Rahmi Aygün: Şimdi bu çok önemli üç madde. Çünkü siyasetin temelini AKP bunun üzerine kurmuş. Yasaklarla işte polis devletine doğru gidişi işaret ettiniz. Yolsuzluklara değindik. Yoksulluğun ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir iddia vardı. Ekonomideki gidişle beraber kısaca onu da değinir misiniz?
Gürsel Tekin: Özellikle yoksulluk gerçekten en üst boyuta geldi. Bugün sadece sosyal yardımlarla toplumu ayakta tutmak çok zor. Ufak esnaf neredeyse bitik noktada. Emekli, çalışan, tarım, hayvancılık Anadolu’ya gittiğinizde gerçekten bitik noktada. Şimdi ekonomi konusunda elbette ekonomide işte o 3Y gibi bu borsa ve belli sektörün işleri güzel. Ama aşağıya indiğinizde 50 milyon insanın bu konuda mutsuz olduğunu hepimiz görüyoruz.

Yasaksız bir Türkiye yasaksız bir kafayla olur. Eğer kafanız yasaklı bir kafaysa siz yasaksız bir Türkiye yaratabilir misiniz? Her şeyi yasaklıyorsunuz. Her şeyi siz tarif edeceksiniz sonra milleti kandıracaksınız yasaksız bir Türkiye yaratacaksınız. Bu kafalarla yasaksız bir Türkiye yaratmamız mümkün değil. Çünkü neyin ne yapılacağını bir kitabı bomba gibi tarif eden bir kafada yasakçılık ya da özgürlükçülükle olabilir mi? Bu mümkün değil. Bu sadece o dönem Türkiye'nin ihtiyacı olan üç temel meseleydi. Bundan dolayı toplumda kabul gördüğü cümlelerdi.

Üçüncüsü yolsuzluk. Cumhuriyet tarihimizin tamamında maalesef 80 sonrası, 80 öncesi siyasette büyük yolsuzlukları çok göremedik. Çok münferit yerde var ve hemen de tecrit edilirdi. Yani sağda da böyleydi, solda da böyleydi. 80 sonrası bu 12 Eylül'ün hazırlamış olduğu bu siyasi partiler yasasıyla beraber siyasetçilerin tamamı bu pisliğin içine önemli bir kısmı girdi. Ama girerken de geçmiş döneme de baktığımızda bir utanma, arlanma duygusu olurdu. Yani bu arlanmayla ilgili bir fıkra varda şimdi burada anlatamıyorum. Bir arlanma olurdu, bir utanmazlık olurdu. Yani adam evinden çıkmazdı siyasetten çekilirdi. Bütün benzerleri var.


Rahmi Aygün: Örnekleri de var.
Gürsel Tekin: Tabi örnekleri var. Ama bu dönem bu arsızlık pik yaptı. Yani hırsızlık, yolsuzluk yapmak neredeyse bir meziyet haline geldi, bir övgü haline geldi. Yapamayanlarda beceriksiz hale dönüştü. Adam trilyonları götürüyor şimdi düşün bakan gitmiş orada 700 milyon dolar topluyor. Ben bir sürü AKP’li bakanlarda biliyorum. Mesela Nihat bey gerçekten benzer bir sürü bakanlar var. Harama bulaşmamış ve bu haramdan rahatsız olabilecek çok sayıda AKP'de insanlar var. En son Sayın Ali Babacan isyan etti. Dedi ki, bir gece yarısı bir kalem oynatarak milyar dolarlık rantlar elde ediliyor. Bütün bunlara baktığımızda AKP içerisinde doğal olarak onların aileleri de diyor ki ne beceriksiz adamlarsınız. Bak kardeşim görüyorsunuz işte adamların trilyonları oluyor falan. Kötü örnekte oluyorlar yani. Doğal olarak da bir toplumun bu ahlaksızca şeye de yönelmesi oluyor. Ama gariban hırsıza ne oluyor? Mesela bir kilo baklava çalana 20 yıl ceza veriyorsunuz. Ey savcılar, ey yargıçlar şimdi yarın çocuklarınıza bir eser bırakacaksınız. Çocuklarınız sizin neyinizi alacaktır? Bu hırsızları koruyan savcılar siz nasıl hesap vereceksiniz? Unutmayın bu hesapta sizde olacaksınız.

Rahmi Aygün: Çözüm süreciyle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan başlayarak biz hayatımızı koyduk buna diyorlar. Yani siyasetlerini koymanın ötesinde hayatlarını da koyduklarını ifade ettikleri çözüm süreci sanki çözümsüzlük sürecine doğru evrilmiş gibi görünüyor. İşte Kandil'den yapılan açıklamalar 15 Ekim'den itibaren ateşkesin kendi tarafından ilan edildiği, bozulduğu, eylemlerin başlanacağı, militanlarının, teröristlerin Türkiye'ye geçtiği. Bu arada Kobani hassas noktaları. O konuda PYD'yle PKK'yı eş gören Cumhurbaşkanının açıklamaları ama bugün Çavuşoğlu'nun açıklamalarıyla anlıyoruz ki o terör örgütü kabul edilen PYD'ye ABD havadan, Peşmergeler karadan Türkiye üzerinde açılan koridordan silah yardımı yapılıyormuş.
Gürsel Tekin: Şimdi onu eğer eş görüyorsa o zaman suç işlemiş olurlar. Biliyorsunuz PYD'nin başkanı geldi burada Salih Müslim görüşme yaptılar ve karşılıklı bir sürü devletin kurumlarıyla görüşmeler oldu. Bu gerçekten sürçülisan edilmiş bir cümledir eğer öyle kabul ediyorlarsa.

Çözüm süreci dediğiniz bugüne kadar son 12 yıla bakalım. 12 yılda Türkiye’nin nesi çözüldü mesela? Şimdi bunların bütün şeyleri bu iddiaları şeydi çözüm. İşte yargıyı çözeceğiz, onu çözeceğiz, bunu çözeceğiz. Hatırlarsanız referandum dönemi yine çözüme benzer kendimizi koyduk, işte Türkiye özgürleşiyor, demokrasi gelişiyor, hukuk sistemi şöyle oluyor, böyle oluyor demediler mi? Aynı hukuk sistemiyle kim kavga ediyor şimdi? Kendileri kavga ediyor. Kendileri çözümsüz. Çözümsüz bir iktidarın Türkiye'de hiçbir meseleyi çözmesi mümkün değildir. Bu meseleye gelince, bu mesele sadece bunların kamuoyundaki toplumu tatmin etme cümlelerinin ötesinde değil. Çünkü bu meselede bunların dışında işliyor. Bunu kamuoyunun bilmesi lazım. Yani bu çözüm süreci dediği bizim uzun süre evet bu barış süreci konusunda Türkiye'nin ortak meselesidir bizde parlamentoda bu konuda katkı sunmak istiyoruz dememize rağmen Cumhuriyet Halk Partisini buna dahil etmediler bizim yöntemimizle çözeceğiz dediler. Onların yönteminin ne olduğunu ne parlamento biliyor, bırakın Cumhuriyet Halk Partisini ya da başka siyasi partilerin bilmesini AKP'lilerde bilmiyor, hatta BDP'lilerde itiraf etti bizde bilmiyoruz. Bilinmeyenlikle yürüyen bir süreç. Önümüzdeki günlerde Ortadoğu coğrafyasındaki tehlike gibi bu tehlikenin de kapımızda olduğunu kamuoyunun bilmesi lazım. AKP iktidarı bu kadar suça bulaşmış bir iktidarın meseleleri çözmesi mümkün değildir. İnşallah 2015 yılında Türkiye'nin bütün birikmiş sorunlarını devlet geleneğini bilen, devletin kurumlarının ne olduğunu bilen bir Cumhuriyet Halk Partisiyle çözmek mümkündür. Aksi takdirde bu meseleler daha çok büyüyecektir Ortadoğu'da olduğu gibi.


Rahmi Aygün: Buradan hemen CHP'nin iktidarında lafından yola çıkarak 2015 Haziran'ında seçimler yapılacak genel seçimler ama hükümetin onu erkene çekme gibi bir düşüncesi de olduğu ifade ediliyor. Bakıldığında çözüm süreci, çözüm taktiği seçim taktiği midir sizce?
Gürsel Tekin: Şöyle; mesela ne zaman böyle bir sıkışıklık olsa işte 17 Aralık - 25 Aralık benzeri ya da AKP'nin bu karanlık işleri gündemde olsa mutlaka bir gündem değişikliği yapıyorlar. Biri çıkıyor işte erken seçim diyor, öbürü bilmem çözüm diyor falan filan diyor. Bunu böyle kamuoyunu oyalama taktiğidir. Ne zaman erken seçim yapacaklarsa hodri meydan Mart'ta da yapabiliriz, Şubat'ta da yapabiliriz. Cumhuriyet Halk Partisi buna hazır ve ivedilikle de olması gerekiyor. Bu iktidarın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bu kadar dünya coğrafyasında tecrit edilmiş bir Türkiye ilk kez görüyorum ilk kez.

Bakın, geçen bir seçim vardı. BM'de daha önce Türkiye 156 oy almış. İlk kez 65 oy aldı. Önümüzdeki seçimde belki bu 65’in oyunu da alamayacaktır. Şimdi böylesi bir dünyayla entegre olmuş hatta bunların büyük iddiaları vardı biz küresel bir ülke olduk. Küresel ülkeden kümesel ülkeye düşülmüş bir ülkeden inşallah Cumhuriyet Halk Partisi hepimizin geçmiş dönemde de Türkiye'nin saygınlığını bütün Ortadoğu coğrafyası Avrupa'da bilir. O saygınlığa kavuşturabilecek duruma getireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisinin dışında da sorunları yaratmış bir iktidarın sorunları çözmesi mümkün değildir. Bu bütün tarihimize baktığımızda bu böyledir. Sorun yaratmışsanız sorunu yaratanın sorunu çözmesi mümkün değildir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla ilk işimiz Ortadoğu coğrafyasındaki komşu ilişkilerimizi en azından sorunsuz hale getirmek olacaktır. Bu da çok kısa süre içerisinde olacak. Bunların dediği gibi değil. Hem içerdeki kendi coğrafyamızdaki iç barışı bozdukları gibi Suriye'de, Irak'ta ve Libya'daki iç barışın nasıl bozulduğunu belgeleriyle bütün dünya kamuoyunun dünya yayınlarında var. Bizim gazetelerimiz yazmayabilir. Kaddafi’den ne istediler bunlar? Kaddafi değil midir bunların varlık sebebi? Bugün milli görüşte siyaset yapanların önemli kısmına Kaddafi döneminde çok ciddi ekonomik katkıların yapıldığını devlet arşivlerimizde görebiliriz. Ama bugünkü Başbakan Sayın Davutoğlu kamuoyuna açıklayarak 200 dolar ben Kaddafi'nin muhaliflerine götürdüm dedi ve Kaddafi'nin başını ezdirdiler. Ne adına ezdirdiler? Libya'ya demokrasi gelecek diye. Libya'ya demokrasi geldi mi? Paramparça edilmiş bir Libya, egemen güçlerin hakimiyeti olan bir Libya haline döndü. Kim yaptı? Kendisine din, iman edebiyatı yapanlar maalesef Ortadoğu coğrafyasında da bütün Ortadoğu coğrafyasına baktığımızda neredeyse sorunlu hale dönüştürdüler. Mısır'la bizim ne sorunumuz vardı? Bütün İslam coğrafyasına baktığınızda dünyada iki saygın ülke Türkiye ve Mısır. İki kardeş ülkeyi birbirine düşman ettiler. Şimdi böylesi sorun yaratmış bir iktidarın bu sorunların üstesinden gelmesi mümkün değildir.


Rahmi Aygün: Sayın Gürsel Tekin teşekkür ediyoruz görüşlerinizi paylaştınız.
Gürsel Tekin: Ben teşekkür ediyorum. Ben çok kısa bir şey söylemek istiyorum. 17 Aralık – 25 Aralık yolsuzlukla mücadele haftası haline getireceğiz. Ben buradan bu sorun sadece Cumhuriyet Halk Partisinin sorunu değildir. Bugün 81 ilde bu çabayı sarf eden bütün Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerine de Genel Sekreter olarak teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde bu mücadelemiz hızla devam edecektir. Büyük olasılıkla bütün işlerin lobileri oluştuğu için şimdi bu billboard ve reklam lobileri oluştu. Billboard lobilerini aşabilirsek bu yolsuzlukla mücadele haftasını billboardlara da geçmiş olacağız.

Rahmi Aygün: Sağolun teşekkür ediyoruz tekrar. "

    Pazartesi, 20 Ekim 2014 17:22

Bağlantılı Konular