Gürsel Tekin, Halk TV'nin yayın konuğu oldu

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Halk TV'nin yayın konuğu oldu. Almanya'nın Türkiye'yi dinlemesine ilişkin değerlendirmede bulunan Tekin, Başbakan'ın bu durum karşısında sessiz kaldığını, iktidar bu durumdan rahatsızlık duymasa da CHP'nin bunu ciddi bir mesele olarak kabul ettiğini dile getirdi.

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin Halk Tv'nin canlı yayınında Ayşenur Arsla'ın sorularını şöyle yanıtladı:

Ayşenur Arslan: Medya mahallesinin ikinci bölümündeyiz. Bu bölümde bir başka konuğum var Gürsel Tekin CHP Genel Sekreteri. İstanbul’da olduğunuzu bilmiyordum telefonla bağlanalım dedim neyse ki buradaymışsınız geldiniz. Çünkü size soracak birkaç sorum birden vardı. Sabah konuştuğumuzda telefonla AKP’deki tek CHP’li olarak izlenimlerinizi ve bundan sonrasını soracaktım. Ama üstüne o telefon konuşmasından sonra CHP lideri Kılıçdaroğlu bir konuşma yaptı ve Türkiye’de yaşananlar darbe dedi değil mi?

Gürsel Tekin: Evet.

Ayşenur Arslan: Yani neden yaptı bu tespiti. Yani dolayısıyla sizinle konuşmam benim daha önemli bir hal aldı. Sıcağı sıcağına konuşalım. Kılıçdaroğlu darbe dedi. Sivil bir darbe oldu mu dedi, oluyor mu dedi bir anlatır mısınız?

Gürsel Tekin: Önce izin verirseniz biraz geriye gitmek istiyorum. Yani meselenin daha net anlaşılabilmesi için geriye gidip bazı şeyleri konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Birincisi biliyorsunuz özellikle İran'da Şah döneminde Şah'ın değişmesi için Humeyni ve etrafındaki sistemle sorunu olan sol, sosyal demokrat, liberal komünistlerin tamamının desteğini almıştı ve böyle iktidara gelmişti. Daha sonrada süreç başka bir boyuta gelince…

Ayşenur Arslan: Komünist Parti dahil.

Gürsel Tekin: Tabi evet. Birçok arkadaşları tutuklandı, öldürüldü ve bir sosyolog aynı zamanda kendisi gazeteci İngiltere'de yaşıyor. Kendisine şu soruyu sormuşlar. Bütün bu uzun süre içerisinde siz bu gidişatı fark edemediniz mi diye sorduğunda çok güzel bir cümleyle cevap vermiş. Her gün baktığınız ağacın ne kadar büyüdüğünü fark edemezsiniz demiş. Şimdi özellikle basında, medyada haklı olarak tabi ki eleştirebilirler hiç itiraz etmiyorum. 2007 yılında ben İstanbul il başkanı olduğumda ilk işim bütün gazetelerin genel yayın müdürünü dolaşmak oldu. İsimlerini zikretmek istemiyorum eğer bizi izleyenler varsa. Tamamına söylediğim çok önemli cümleler var. Bu çok tehlikeli bir gidişe gidiyor. Burası bildik, klasik bir siyasal mücadelenin ötesinde bir çatı ve bu çatı bu partiyi organize ediyor. Burada ilk başlangıçları medyadır. İşte biliyorsunuz o zaman kendisine liberalim diyen, daha özgürlükçüyüm diyenlerin önemli şeylerin desteğini almıştı. Bugün mağdur olan gazeteci bir arkadaşımızın da karşılıklı bizim bir tartışmamız olmuştu. Çok şiddetli bir şekilde Tayyip Erdoğan'ın ve AKP'nin özgürlükçü olduğunu, Türkiye'ye demokrasi getireceğini ifade etmişti. Aynı olayı da Pen kulübü İngiltere’de beni davet etmişti İngiltere’de de yine 2009'du galiba ya da 2010’du Türkiye konuşuluyor ve Türkiye'deki bu değişimler konuşuluyor. O zaman Ergenekon mücadelesi var işte özgürleşiyoruz, demokrasi geliyor falan filan böyle ikna etmişler. Bunların böyle olmadığını, bunun başka bir tehlikeli bir sürece gittiğini ifade ettiğimde de orada da aynı tepkiyi almıştım. Vay işte nasıl dersiniz, işte CHP böyle siz hep muhalefet ederseniz falan. 2013 yılında İngiltere'ye gittiğimde evet oradaki bir gazeteci özür diledi. Bir toplantıdaydım o da gelmişti. Çok haklıymışsınız bu meseleleri göremedik.

Ayşenur Arslan: Şimdi Türk gazeteciler özür diliyor mu?

Gürsel Tekin: Maalesef. Yani mesela bugün çok mağdur edilen hatta Başbakanın sürekli hakaret ettiği bir medya grubu var ki ben onun Sayın Genel Yayın Müdürüne çok önemli cümleler etmiştim. Ama şuanda da üzülüyorum onu da açık, net söyleyeyim yani. Şöyle bir şey oluyor çok enteresan. Yani dünyada da benzer modeller vardır. Otoriter sistemler aşama aşama gelir. Yani o İranlının söylediği böyle her gün baktığınız ağacın ne kadar büyüdüğünü fark edemezsiniz. Devletin kurumlarını hakimiyet altına alırlar, sivil toplum örgütlerini hakimiyet altına alırlar, işadamlarını baskı altında tutarlar ve en önemlisi basını, medyayı…

Ayşenur Arslan: Gürsel bey bu söylediğiniz çok enteresan. Neden biliyor musunuz verdiğiniz örnek anlamında da. Şimdi insanlar şöyle zannediyorlar ben konuştuğum genç kuşaktan falanda biliyorum. Şah gitti küt Humeyni o rejimiyle geldi. Hayır. Bir küsur yıl aldı oradan oraya gidiş.

Gürsel Tekin: Daha fazla 28 ay.

Ayşenur Arslan: İşaretlerin belirmeye başlaması anlamında 3 yıldan söz ediyoruz. 3 yılda da yerleşti. Yani bir günde olmadı. Bir günde olmuyor. İran'da bile olmadı.

Gürsel Tekin: Tabi tabi. Dünyanın birçok yerlerinde de olmuyor. Yani Ortadoğu'ya da bakın örneğin Kaddafi'nin gelişine bakın, Saddam'ın gelişine bakın, Mısır'daki liderin gelişine bakın. İlk gelişleri böyle bir kahramanlık gelişi içerisinde geliyor ve sonrada tabi hepsinin akıbetinin ne olduğunu görüyoruz. Umut ederim ki buradakilerin akıbeti onlara benzemez.

Şimdi şöyle bir durum var. Dünde AKP kongresine bir misafir olarak gittim. Bir misafirlik şeyi içerisinde oradaki tabloyu çok anlatmak istemiyorum. Ama bir tabloyu anlatmaktan kendimi alıkoyamayacağım. Özellikle medya mensuplarının bir askeri disiplin içerisinde ayağa kalkması doğrusu beni çok şaşırttı. Onun dışında söylenecek çok şeyler var. O da ben misafir olduğum için anlatmak istemiyorum.

Ayşenur Arslan: Ama söylediğiniz önemli bir şey. Erdoğan ellerini sıkmaya medya bölümüne gidiyorsa ayağa kalkmaları normal. Bilmiyorum öyle mi oldu?

Gürsel Tekin: Biz Anadolu geleneğinden gelen bir insanız terbiyemiz, töremiz bizden bir yaş büyük olan insanın önünde kalkarız o ayrı bir şey. Ama öyle bir pozisyon değil. Tur atarken, yoksa elbette kime giderse ayağa kalkar öyle bir saygısızlık yapmak mümkün değildir.

Ayşenur Arslan: Ama oradaki medya dediğiniz o kadar çok gazeteci, medya grubu alınmadı ki oraya. Yani muhalif medya alınmadı, Halk TV zaten ki, cemaat medyası alınmadı.

Gürsel Tekin:  Şimdi şöyle, niye bunu anlattım yani İran modeli. Parça parça, aşama aşama gelir ve öyle bir noktaya gelir ki bu otoriter yapıyı oluşturan şey bir çerçeve koyar ve herkes o çerçeveye uymak zorunda kalır. Bakın, ilk kez Türkiye'de yasa, anayasa ihlal ediliyor. İhlalin ötesinde yok sayılıyor. Ama herkes CHP'den bir tepki bekliyor. Yani sadece CHP’liler mi buradan rahatsız? Bu ülkenin basın mensupları, aydınları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri burada hiç rahatsızlık duymazlar mı? Yani nasıl bir anlayıştır? Bir trafik kuralında bir vatandaş bile uymazken cezası varken bu anayasayı yok sayarım. Başbakan çok net ifade ediyor bunu. Yani kendisinin defalarca örnekleri var. Yasama, yürütme, yargı ayak bağıdır bunu tanımam diyor. Ve tanımadığını da çok net bir şekilde dün ifade etti burada.

Ayşenur Arslan: AKP kongresinde oy kullandı. Yani bu zaten açık bir anayasa ihlali. Sayın Kılıçdaroğlu da dedi ki zaten Erdoğan anayasayı bilerek, isteyerek ihlal etti, ediyor dedi ve yanı sıra anayasayı…

Gürsel Tekin: Meydan okudu. İhlal etmiyor tanımıyorum diyor. Yani rahmetlik Özal'ın deyimiyle bir kereyle ne olur anlamında değil tam tersine tanımıyorum ihlal ediyorum, seni yok sayıyorum.

Ayşenur Arslan: Şimdi bu tam bir darbe. Ama siz diyorsunuz ki bir tek CHP mi bundan rahatsız olmalı? Belki bir tek CHP olmamalı hepimiz olmalıyız, oluyoruz da…

Gürsel Tekin: Nerede? Bireysel olarak sizin için bir şey söylemiyorum.

Ayşenur Arslan: Onu öyle almadım zaten ama CHP yol göstermek durumunda değil mi?

Gürsel Tekin: Kesinlikle.

Ayşenur Arslan: Gelelim oraya ne yapacaksınız? Ortada bir darbe var, Genel Başkanınız bunu söyledi peki ne yapacaksınız darbeye karşı?

Gürsel Tekin: Bakın ilk biliyorsunuz ayın 15'inde YSK kararını verdi ve mazbatasını verdi. Yani kamuoyunun da anlayabilmesi için biliyorsunuz nal gibi bir mazbata yaptı ve götürdü. Yani anlayın kardeşim. İlk kez yani bugüne kadar geçmiş dönemlerde de benzerleri var mı, yok mu diye baktım doğrusu bunların hiçbirisi yok ve çok acı olan ne biliyor musunuz? Evren döneminde bile Evren Sayıştay'a sormuş. Bakın darbeci anayasayı ihlal eden, anayasaya, Türkiye'ye darbe yapan adam o bile Danıştay’a yazılı sormuş.

Ayşenur Arslan: Ne sormuş?

Gürsel Tekin: Süresiyle ilgili. Öyle bir enteresan dönemde yaşıyoruz ki. Şimdi CHP olarak ayın 15’inden sonra herhalde dedik tamam yasaya, anayasaya uygun bir şekilde davranır. Gazete ilanına müdahale etti. Biliyorsunuz YSK'dan çıkar çıkmaz resmi gazetede yayınlanması lazım. 12 gündür gazetede yok. Kim yapacak bunu? Başbakanlık yapacak. Burada da bir ihlal var. Bunun üzerine Sayın Konya milletvekilimiz Atila Kart önce Yargıtay'a daha sonrada anayasa mahkemesine biz üç arkadaşımız gittik. Acı olan ne biliyor musunuz? O koca koca kendisine gazeteciyim diyen, ben tabi yani gazeteci gibi kabul etmiyorum onları ama toplumun bir kesimi gazeteci gibi ekranlarda izlediği için. Bunlar en meşru hakkımız, demokrasilerde olmazsa olmaz adalet hukuk sistemini vesayet sistemi olarak kabul ediyor. Hiçbir şey milletin iradesinin üstünde değil bir anlayışı demokrasiyi besleyebilir mi? CHP bunu da bu aşamaya getirdi. Burada bizim beklediğimiz şu, özellikle sizde bu dönemlerin tanığısınız. 12 Eylül döneminde hukuksuzluğa önce üniversiteler başkaldırmıştı aslanlar gibi.

Ayşenur Arslan: Hatta Menderes döneminde hatırlayın.

Gürsel Tekin: Tabi bütün dönemlerde. Ben 12 Eylül'ü bildiğim için onu söylüyorum. 12 Eylül döneminde aslanlar gibi dik durdular. Şimdi şu görüşü bile alamadık üniversitelerden, hukuk fakültelerinden bu anayasa ihlal ediliyor bu konuda ne düşünüyorsunuz? Nedir düşünceniz?

Ayşenur Arslan: Sordunuz ve yanıt mı alamadınız?

Gürsel Tekin: Efendim bizim sormamıza gerek yok zaten bunların temel görevi. Namuslu anayasa profesörleri bu konuda çok net ifade ettiler. Onları da gazeteler böyle minik minik sayfalarında yer buldular. Şimdi gelmiş olduğumuz noktada şimdi bakın bundan sonra yapılacak şey. Çünkü bu bir model haline geldi. CHP'yi nasıl linç edebiliriz? Bugün sizin yayınınıza gelmeden önce bir televizyonda iki üç tane gazeteci bir tanesi aklıselim yani bugüne kadar da gerçekten saygı duyduğum bir gazeteci. O bile diyor efendim CHP'nin tavrı burada değil. Arkadaş yani anayasayı, yasayı, kuralları hepsini yok sayan bir adama iki cümle söyleyin, bize de 30 cümle söyleyin.

Ayşenur Arslan: Yemin törenine gitmeme kararı yüzünden mi?

Gürsel Tekin: Tabi. İki cümle söylemiyor iki cümle. Kardeşim, Ey Cumhurbaşkanı ya da Başbakan, Genel Başkan mı neyse hepsi karıştığı için. Tayyip Erdoğan yaptığın doğru değil. En azından bu ülkenin seçilmişi olarak, yöneticisi olarak sizin hukuka saygı duymanız lazım. Siz duymazsanız vatandaş hiç duymaz. Bunu söyle sonra bizi ne eleştireceksen ona hiçbir şey demiyorum. Şimdi birde yeni bir moda efendim Tayyip Erdoğan'ın tarzı bu. Tamam Tayyip Erdoğan'ın tarzı neyse bizde hepimiz Tayyip Erdoğan'ın tarzına uyalım hukuku, anayasayı manayasayı hepsini ortadan kaldıralım.

Ayşenur Arslan: Erdoğan'ın tarzı, üslubu dün bazı gazeteciler için kimilerine göre Emin Çölaşan için söyledi.

Gürsel Tekin: Şunu samimi olarak söylüyorum bir siyasetçi olarak iğrendiğimi ifade etmek istiyorum. Siyasetin bu kadar cıvık cıvık, bu kadar rezil, bu kadar kirlendiğini yani tanık olarak görüyorum. Bakın, 17 Aralık - 25 Aralık ondan önceki bir sürü olaylar. Şimdi geçen gün aslında birde şimdi enteresan bir şey olmuş. Mesela ben bizim düşen uçağımızla ilgili bir soru önergesi verdim. Çok net, kısada üç tane soru sordum 4 - 5 aydır cevap alamıyorum. Ama bir gazeteci bu haram medyadaki bir gazeteci sormuş…

Ayşenur Arslan: Haram medya?

Gürsel Tekin: Tabi tabi haram medya. Öyle havuz medya falan diyorlar havuz temizdir hepimiz giriyoruz temiz su yani havuza niye hakaret edelim. Haram medya. Haram medyadaki bir gazeteci bu bir milli davadır bana ders veriyor. Benim milli duruşumu test ediyor. Şimdi aklıma şu geldi, bu Almanya’daki medya gayri milli midir, yani Almanya'nın milli duruşuna ihanet mi ediyorlar? Bir Alman gazetesi Almanların Türkiye'yi ve Başbakanı dinlediğini haber yaptı, sür manşetten yaptı. Gazetecilik bu. Ve bunun üzerine biz bekledik ki gerçekten Türkiye'de ZDF televizyonu biliyorsunuz haber yapmıştı kıyametler koptu yine bağırıyordu bugün o gazetecilere anırır der gibi. Bunlar şöyle, bunlar üçüncü havaalanı istemiyorlar, Merkel şöyle falan filan Allah kıyametler kopuyordu. Şimdi bakıyoruz hiç sesleri çıkmıyor. Yani Türkiye'nin Başbakanı, Türkiye'nin iktidarı dinleniyor ve Türkiye burada sessiz. Acaba neden sessiz? Bugün Sayın Genel Başkanımız onu ifade etti. Bu sessizliğiniz ne? Bir Alman gazetesi aradı beni Almanya’nın en büyük gazetelerinden bir tanesi. Bu deli saçma haberler yapıldı ya böyle bir yine haram medyası. Sözde işte Alman istihbarat falan filan. Belgeleri, bilgilerinizi açıklamazsanız alçaksınız, namussuzsunuz. Zaten yargıya verdim gereğini de yapacağız. Bununla ilgilenen bu haram gazeteler bir tanesi ya bu Türkiye’nin şerefi, onuru, haysiyeti, bu ülkenin yöneticileri dinlenebilir mi? Bir tek cevap yok. Sadece bugünkü Başbakan dünün işte İçişleri Bakanı bu kabul edilemez, bu işte bilmem ne falan filan. Alman gazetesine ben demeç verdim. Dedim ki, iktidar bu konuda rahatsız olmayabilir. CHP olarak, ana muhalefet olarak biz bunu ciddi bir mesele kabul ederiz, onurumuzun, haysiyetimizin incindiğini kabul ederiz derhal özür dileyeceksiniz. Özür dilemezseniz Almanya'yla olan ilişkilerimizde ciddi sorunlar yaşanır. Gerekçe olarak da biliyorsunuz Amerika Merkel'i dinlemişti ve bütün Alman basını, Alman kamuoyu ayağa kalktı Amerika Merkel'den özür dilemek zorunda kaldı. Şimdi neden Türkiye Almanya'dan bir özür beklemiyor?

Ayşenur Arslan: Neden?

Gürsel Tekin: Elbette bir nedeni vardır. Nedeni de bugün Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi mi acaba? Acaba İsviçre'deki hesaplardan dolayımı sesinizi çıkarmıyorsunuz? Onu da herhalde en kısa süre içerisinde cevap verecekler.

Ayşenur Arslan: Yine Kılıçdaroğlu'nun sözlerine gelelim. Bu İsviçre'deki hesaplar hakikaten hatırlattınız önemliydi Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında. Ama ben gene döneceğim. Şimdi bakın, şuanda ben burada işte bir televizyoncu, gazeteci falan olarak bile değil, bu ülkede doğmuş bir cumhuriyet kadını olarak kendimi tarif etmiş bir kadın olarak size soruyorum. Çocuklarım, oğlum, gelinim, diğer evlatlarım bakıyorum nasıl bir ülkeye dönüştük diye. Siz başlangıçta dediniz ki, İran bakın nereden nereye geldi vs. bugün ülkede bir darbe oldu oluyor, bir darbe süreci yaşıyoruz. İmam hatip dayatmaları korkunç bir durum. Davutoğlu'nun konuşmasında günün mesajı. Dedi ki Davutoğlu, ahlaktan söz etti. Özgürlükler yeni ahlaki formasyonla buluşturulacak dendi. Yani demek istiyor ki Davutoğlu şimdi biz bir ahlaki formasyon oluşturacağız ve özgürlükleri buna uyduracağız, özgürlükleri buna göre kısacağız. Şimdi böyle bir ülkede böyle bir dönemde bir darbede bana ne olursunuz şunu söylemeyin. Biz gazetecilere anlatıyoruz, anlatmıyoruz falan. Hocalar yapıyor yapmıyor. CHP ne yapacak? Bize gene bekleyin sandık mı diyecek, ne yapacak? Bir eylem planınız var mı? Ben sahiden hani bir cumhuriyet kadını olarak soruyorum size şuanda bu soruyu.

Gürsel Tekin: Bende bir yurttaş olarak aynı zamanda CHP Genel Sekreteri olarak söylüyorum Türkiye'nin refleksleri çok sağlamdır o konuda hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu süreçler çok geçici bir süreçtir. Neden bu noktaya getiriyorlar özellikle onun altını çizerek söylemek istiyorum. Çünkü şuanda çok ciddi bir şekilde iktidar zor durumda, rehin alınmış durumda. Kim tarafından rehin alınmış? Bakın, bugün Avrupa biz 2005 yılında AB sürecinin bir parçası olmadık mı? Niye bugün Avrupa yok?

Ayşenur Arslan: Rehin alan kim peki?

Gürsel Tekin: Bir; rehin alan Almanya gibi bir ülke bizi dinliyor sessiz kalıyorsa siz rehinsiniz demektir. 49 tane devlet adına görev yapıyor. Onlar öyle sıradan vatandaş gibi değil devletin adına, yani başbakan adına, dışişleri bakanı adanı, cumhurbaşkanı adına görev yapıyor. Orası Türkiye Cumhuriyeti toprağıdır konsolosluk biliyorsunuz. Bayrağımız var bütün bu şeyde olduğu gibi. Burası rehin alınıyor. Sesleri çıkmıyor. Siz burada rehinsiniz.

Ayşenur Arslan: IŞİD'e terör örgütü denemiyor.

Gürsel Tekin:17 Aralık, 25 Aralık'tan rehinsiniz. Bütün bunları ancak böyle bir otoriter yapıyla kapatabilirsiniz. Ama bunların hepsi kısa sürelidir.

Ayşenur Arslan: Kusura bakmayın ben kendimi rehin gibi hissediyorum ama bu ülkede.

Gürsel Tekin: Hayır hiç merak etmeyin siz hiç rehin hissetmeyin. Yani siz bin tane polisle gezmiyorsunuz. Biz bir tane polisle gezmiyorsunuz. Yani siz niye kendinizi rehin kabul ediyorsunuz. Eğer bir insan bir ülkede bin tane polisle geziyorsa onun çok ciddi sorunları var. Sadece Başbakan değil bütün AKP kadrolarına bakın. Bir ülkenin kabinesinin 3/1'i, bakın kabinesinin 3/1 bir yabancı gencecik bir çocuk 25 - 26 yaşındaki bir çocuk tarafından rehin alınıyor. Bu klasik sadece işte 17 Aralık - 25 Aralık süreci bir yolsuzluğun ötesinde başka bir şeydir.

Ayşenur Arslan: O çocuk Bilal mi?

Gürsel Tekin: Hayır Rıza Zarraf. Onun bir arka planına bakmamız lazım. Onun bir başka ülkenin bu bakanları rehin aldığını da görmemiz lazım. Bütün bunlar maalesef Türk medyasında bu sayfalar kapalı olduğu için kendimizi de ifade edemiyoruz. Mesela herkese meydan okuyan Başbakan İran’a niye bir şey söyleyemez? Bu anlamlı değil midir? Niçin iki cümle etmez? Maalesef özellikle bu dış politika konusundaki gelmiş olduğumuz nokta Türkiye'nin en büyük çıkmazlarından bir tanesi. Buraya bakmamız lazım. Bunlardan korkumuz yok, bunlar gelip geçici. Ama Türkiye'nin başına öyle ciddi sorunlar yarattı ki. Bu sorunları sorun yaratanların sorunları çözmesi mümkün değil.

Ayşenur Arslan: Ama gelip geçerken de delip geçiyor.

Gürsel Tekin: Evet işte Türkiye'yi delip geçiyor maalesef.

Ayşenur Arslan: İmam hatipleşme meselesi çok ciddi. Her gün okuyoruz yani çocuklar imam hatiplere mecbur kılınıyor. Gayri Müslim çocuklar, Alevi çocuklar, ailesi tarafından imam hatibe gönderilmek istenmeyen çocuklar mecbur bırakılıyor. Mesela CHP olarak şimdi birkaç milletvekiliniz var ki ben ismen hayranlıkla izliyorum. Örneğin Özgür Özel Soma'yı…

Gürsel Tekin: Aykut, Melda…

Ayşenur Arslan: Evet. Melda hele gönlümün vekili diyorum ben ona Melda Onur'a eski meslektaşım.

Gürsel Tekin: Çok sayıda aslında haksızlık yapmak istemiyoruz.

Ayşenur Arslan: Ben kendi adıma ben dışarıdan bir kişi olarak birkaç şey söyledim. Elbette daha çoktur belki. Mesela imam hatip meselesinde ne yapacaksınız, ne yapıyorsunuz? Bu çocukları nasıl koruyacaksanız?

Gürsel Tekin: Önce şunu ifade edeyim. Bugüne kadar özellikle 3,5 yıllık parlamento sürecinde milletvekillerimizin tamamı Türkiye coğrafyasının neresinde mağduriyet varsa, nerede baskı varsa, nerede zulüm varsa kesin CHP oradadır. Hiç ideolojik şeyine bakmaksızın bütün CHP dışında da zaten bunları görmeniz mümkün değildir. Milli eğitim olayına gelince 4+4+4'le ilgili en ciddi mücadeleyi biz verdik. Sadece parlamentoda mücadele etmedik. Aynı zamanda bütün yargı yollarını. Hatta Sayın Genel Başkanımız bugünkü Cumhurbaşkanı, Başbakana çağrı yaptı. Yani ne olursunuz dedi gelin bakın bu 76 milyon yurttaşımızı ilgilendiren bir mesele. Hiçbir şey yapmıyorsanız sizin görevlendirmiş, sizin kurmuş olduğunuz YÖK'e havale edelim. YÖK eğitim fakülteleriyle bunu düzenlesin dedi. Dedi ki, benim CHP'yle görüşecek hiçbir şeyim yok. Ondan sonra CHP'nin yapması gereken neydi? Yargı şeylerini vurmaktı…

Ayşenur Arslan: Sokağa çıkmayı düşünür müsünüz? Yani okul önüne gitmek, miting yapmak.

Gürsel Tekin: Tabi ki. Bunlar zaman zaman yapılıyor. En önemlisi biliyorsunuz Bilal Erdoğan'ın Milli Eğitim, devletin kurumlarındaki üst düzey yöneticilerini topluyor ve onlara talimat veriyor. Hangi televizyon verdi? Yani nedir bu Allah aşkına yani bu çok önemsiz mi yani?

Ayşenur Arslan: Ben yer yerinden oynar zannettim.

Gürsel Tekin: Oynamadı yani sadece Halk TV, Sözcü, üç dört tane gazete, geri kalan görmek bile istemedi. Böyle bir ülkede mücadele ediyor CHP.

Ayşenur Arslan: Bilal Erdoğan milli eğitimi yönlendiriyor, yönetiyor, talimat veriyor…

Gürsel Tekin: Bütün belgeleriyle, bilgileriyle, kendi sesiyle ortada en ufak bir şey yok. Bütün bunlar CHP'nin mücadelesiyle oldu. Bütün yargı yolları deneniyor. Elbette örgütlerimiz her alanda mücadele ediyor. Bakın, Kadıköy'de dün bir okulda benzer olay vardı. O tabloya baktığınızda bütün CHP'liler orada. CHP bundan sonrada üstüne düşen bütün görevi yapacak. Ama benim burada bir çağrım yapar. Özellikle sivil toplum örgütlerine, odalara. Yani bana dokunmuyor. Sana da dokunacak. Yani gelin Türkiye'nin geleceği için, Türkiye'nin demokrasisi için, özgürlüğü için elbirliği, işbirliği yapalım. Farklı siyasal yapılarda olabilirsiniz. Kendisine solum diyen insanlar maalesef bu meselelerde hiç laf etmezler. Yani niye laf etmezsiniz. Yani bu mesele sadece bizim meselemizdir. Özellikle anayasanın çiğnenmesi konusunda HDP'den ben daha net bir tavır bekliyorum. Ama bugüne kadar ben hiçbirisinden böyle bir tavır görmüş değilim. Bütün bunlar üst üste konulması gereken bir şeydir. Demokrasinin, hukuk yoksa demokrasiyi işletemezsiniz. Yarım yamalakta olsa ancak bunun üzerine demokrasi, özgürlükleri inşa edebilirsiniz.

Ayşenur Arslan: Gürsel bey sizin Bilal Erdoğan'ın ses kaydını ben paylaştım. Erdoğan'a işte bu darbedir dedim vs. vs. dolayısıyla sizin söylediğiniz her şeyi yapmış bir gazeteci olarak şimdi de CHP'yi eleştirme ve soru sorma hakkımı kullanmak istiyorum. Ama bunun için önce bir izlinizle Uğur Dündar'ın bugünkü yazısından bir parça kısa bir bölüm zaten paylaşacağız. Onu izleyelim ondan sonra birazcık da CHP'ye sorgu sual edelim.

Şimdi bunlar Uğur Dündar'ın tespiti ve eleştirileri. Ben buna bir eleştiri daha ekleyeyim; mesela seçim zamanı bile ondan öncesinde de çok duydum; ben bir şey yapmak istiyorum. Cumhuriyet elden gidiyor, böyle böyle tehlikeler var. Sizin zaten çok güzel ifade ettiğiniz gibi. Bir şey yapmak istiyorum diyen özellikle kadınlar gidiyorlar telefon numaraları alınıyor mesela, biz sizi ararız deniyor. Arayan soran yok. Yani teşkilat bir kere ayağa kalkmış görünmüyor. Kendi tespitim olarak söylüyorum. Yanılıyor olabilirim ama hem kendi izlenimim hem bana söylenenler. Kapıları 24 saat açmak insanlara, gelin bizde çalışın el verin demek.  Bu heyecanı yaratmak.  Bu heyecanı yaratabilmek için önce sizde heyecan görmek. Ben kendi adıma mesela ismen sizi kast etmiyorum, zaten sizi bir parça ayırdığım için bugün burada olmanızı istedim. Genel olarak bu heyecan kendi adıma yok gibi geliyor. Ne diyorsunuz?

Gürsel Tekin: Çok haklısınız. Ama şunu herkesin bilmesi gerekiyor; CHP 90 yıllık siyasal bir süreçten gelen bir partidir. Kendi mutfağında sağcısının da solcusunun da çok seveceği kadrolar var. Sağcılar beni sağcılardan daha çok seviyor. Bunun ne ilgisi var?

Ayşenur Arslan: Mehmet Bekaroğlu örneğinden çıktı olay. Şimdi burada mesele tabi filan sağ ismin gelmesinden ziyade CHP'nin seçim kazanabilmek için biraz sağ kadrolar alınıp, sağa kayması meselesi.

Gürsel Tekin: Ben ona çok katılmıyorum. Bunda tabi birkaç örnek de vermek istiyorum. Birincisi bir özeleştiri yapmak istiyorum. Yani özellikle bir ağacın dalları varsa gürler. Sadece her şeyi Genel Başkana yükleyerek siz bu meseleleri büyütemezsiniz. 2007 yılında ben il başkanı oldum. Gerçekten İstanbul’da AKP neredeyse sokağa çıkamaz duruma gelmişti. İçe dönük mücadeleye bizim son vermemiz lazım. Hiç kimse, asla ben kişisel düşüncemi söylüyorum. Bana oy versinler vermesinler, yarın MYK üyesi olursam ilk işim Sayın Genel Başkana da söyledim MYK'ya da söyledim; herhangi bir arkadaşın bir birini hırpalaması kapı dışarı ederim kim olursa olsun. Onun görevi kendi arkadaşını hırpalaması değil. Onun görevi bugün talan edilen, bugün yolsuzlukla karşı karşıya olduğumuz AKP ile mücadele etmesi gerekiyor.

Elbette demokrasi olacak. Demokrasi CHP'de sınır işleyecek. Ama benim partili arkadaşımın görevi öncelikle karşısındaki bu tehlikeleri görüp onunla mücadele etmek olacak. Hayır onunla değil ben kendi arkadaşımla mücadele edeceğim. Kendi belediyemle mücadele edeceğim anlayışını bizim kapatmamız lazım. Belki 2007-2009'daki başarımızın da temel sebebi buydu. Ben asla parti içerisi tartışmalara izin vermedim. Kardeşim, hayır. Düşünceni nereden söyleyeceksin? Her türlü kurullarda gelip düşünceni söylersin. Hayır, kurullardaki düşüncelerim beni tatmin etmedi. Bir de gideyim bu haram medyaya üç tane laf edeyim o da bize haber yapsın. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Şahsen ben bunu kabul etmeyeceğim. Açık ve net söylüyorum.

Dışa dönük, içe dönük mücadeleyi bitireceğiz. Çünkü Türkiye'nin bir tek dayanağı var. CHP'den başka bir şey yok. Ya CHP bu süreci sağlıklı bir şekilde götürecek ya da herkes paşama diyecek ki kardeşim biz teslim olduk. Böyle bir şeydeyiz. Onun için burada da zaman zaman bir birimizi çok acımasızca eleştiriyoruz.

Uğur Abiye çok saygı duyarım. Yani bu konuda dimdik bir gazetecidir. Geçen gün bir eleştirisi, CHP’liler. Bunun en canlı tanıkları bizim eşlerimiz, çocuklarımızdır. Yılın 360 gününde neredeyse 250 gün evimizde değiliz. Gitmediğimiz yer yok. 81 ili iki kez dolaşmış bir siyasetçiyim. Sayın Genel Başkanımız inanın, buna emin olun gece saat 03:00'de bakıyorum bana mail göndermiş.

Ayşenur Arslan: Bütün milletvekilleriniz böyle mi?

Gürsel Tekin: %90'ı böyle. Buna emin olabilirsiniz. %10'u da lüzumlu, lüzumsuz konuşanlardır. Hiç kusuruma bakmasınlar. Sahada değil ama çıkar konuşurlar. Sahada olacağız. Örgütle beraber.

Başka bir özelliğimiz daha var. Bizim örgütümüz iktidarlardan beslenen, ranttan beslenen insanlar değil. 60 yıldır iktidar olmayan bir siyasi partinin örgütü en ufak şeyde bir bakıyorsunuz binlerce insan geliyor. Bizim örgütlerimizi hırpalamadan, örgütlerimize sahip çıkarak elbette kapıyı herkese açmamız lazım. Bütün Türkiye’deki iktidar oluşumlarının hepsini zamanınız olsa da tek tek analiz edelim. Öyle vatandaşa sorularak iktidar olma…

Ayşenur Arslan: Cemaatin ablaları var. AKP'nin hanım kolları var. Mesela CHP'nin cumhuriyet kadınları niye yok?

Gürsel Tekin:  Çok da öyle değil. AKP'nin örgütleri öyle abartıldığı gibi değildir. Ben burada 4 yıl il başkanlığı yaptım. AKP'nin devleti var. AKP'nin sivil dedikleri yani sol partilerin sosyal demokrat partilerin beslendiği o kaynakları 12 Eylülde kestiler şimdi bunu 12 Eylülün en büyük şeyi bu sivil hareketleri kaldırıp yerine cemaat örgütlenmeleri getirmekti. 17 tane cemaat örgütü AKP'ye çalışıyor. Öyle örgütü falan yok. Onu abartıyorlar. Buna inanmayın. Bir siyasetçi olarak ben her gün sokaktayım. Türkiye'de gitmediğim il yok. AKP'nin en güçlü olduğu illere gidiyorum orada da göremiyorum.

Elbette tabi ki eksiklerimiz var, özeleştiri yapmamız gereken yerler var. Şimdi gelirken düşündüm; 2003 yılında acımasızca CHP eleştirildi. Neydi biliyor musunuz CHP'nin bütün şeyi? 1 Mart Tezkeresi. Aman ne olursunuz, Ortadoğu coğrafyası, kanamalı bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya Türkiye’yi sokmayın. Türkiye’nin başını belaya sokmayın. Bu anlı şanlı gazetecilerin hepsi verdi veriştirdi. Perişan ettiler bizi. Kim haklı çıktı? CHP haklı çıktı. Ergenekon, Balyoz, KCK… İktidarın kendisi diyor ki, Ergenekon yanlıştı, Balyoz yanlıştı, KCK yanlıştı. Dinlemeler. Ya yapmayın. Bakın bizi dinleyerek bir şey elde edemezsiniz. Kılıçdaroğlu’nu dinlerseniz ne dinlersiniz? İhale vermez, ihale almaz, rant bilmez, imar planı bilmez lüzumsuz zaman kaybı olur. Ama siz dinlenirseniz ok kötü olur.

Bunu biz söylemişiz. Soru önergesiyle hatta Başbakana mektup olarak göndermişiz. Daha ne yapacak bu CHP? Şimdi geriye dönüp herkesin 1 Mart Tezkeresinde bize söylenen laflara bir bakın gazetelerde. Ne oldu şimdi? Ortadoğu coğrafyasına bakın. Şimdi önümüzde iki ay sonra mevsim değişecek, bu coğrafya da 2 milyon mazlum insan var. Bunlar nasıl yaşayacaklar? Kimdir bunun sorumlusu? Bunun sorumlusu olanlara iki tane cümle edilmez mi? Ama 1 Mart Tezkeresinde CHP'yi idam edelim. Ergenekon'da CHP'ye darbeci diyelim. Balyoz'da CHP'ye şunu şunu diyelim. Bir özeleştiri. Yani namuslu gazetecilerin, yandaş da olabilirsiniz. Ama en azından dönersiz ya, o gün bir tanesine söyledim. Dedim ki, tamam her şeyimiz kötü. Ama bunlar ne? Çok haklısınız. Haklısınız bir yazın ya. Biz burada da hata yaptık. Kaldı ki, özür dilemek erdemli bir iştir. Kimseyi de küçültmez.

CHP'nin iyi yaptıkları hiç görülmüyor. Özellikle bizim maalesef en büyük sorunumuz 90 arkadaşlarımız daha dün biliyorsunuz Siirt'te barajdan dolayı hayatı kaybeden gencecik o insanlar için 5 tane milletvekilimiz oradaydı. İnsan hayatı bu kadar ucuz olabilir mi? Nerede ne varsa CHP milletvekilleri orada. Ama bu arkadaşlarımızın çabalarını basında, medyada görmek mümkün değil. Evinde yatıp, hatta seçim dönemi bekleyelim CHP'de acaba nasıl şey olur? İki laf edemeyenler daha çok önce oluyor. O arkadaşlarımız bütün bu 90 arkadaşımızın enerjisini de alıyor. İnşallah bundan sonra herhalde onlarda disiplinli olurlar. CHP'yi bugüne kadar en azından sağlıklı vermiş olduğu mücadeleleri anlatma gereği duyarlar.

Ayşenur Arslan: Bugün kendi kendine yemin edecek ve herhalde de gerçekten inanmadığı bir yemini edecek.

Gürsel Tekin: Yani ayağını mı kaldıracak?

Ayşenur Arslan: Dini bir metin olmadığı için ona inanmadan rahatlıkla okuyabilir. Yani benim orada bir şeyim yok.

Gürsel Tekin: Ben din konusunda da sizin gibi düşünmüyorum. Keşke dini kurallar içerisinde bir yaşam biçimi sürse, ona çok saygı duyarım. Dinimizde haram var mı? Dinimizde hak var mı? Dinimizde yalan var mı? Şimdi bütün bunlara baktığınızda kesinlikle bu din konusunda çok önemli kaygılarım var.  Keşke ona inansalar, vallahi ona saygı duyarım.

Ayşenur Arslan: Orada olmayacaksınız.

Gürsel Tekin: Gözlerimizin içine bakarak şunu söylediler; biliyorsunuz 3Y ile çıkmıştı. Yolsuzlukla-Yoksullukla mücadele edeceğiz Yasaksız bir Türkiye yaratacağız. Hepimiz böyle baktık. Her şeyin yasaklandığı, yolsuzluğun geldiği boyuta bak ve bunu gözlerimizin içine bakarak bir inançlı insan bunları söyleyebilir mi? Allaha, Kurana, kitaba inanan bir insan bütün bu olup bitenlerin karşısında çıkıp da biz yolsuzlukla mücadele edeceğiz cümlesi herhalde inançlı bir insanın söyleyeceği cümleler olmaması gerektiğini düşünüyorum. Onun için din konusunda çok ciddi kaygılarım var. Din eğitimi almış olabilirler. Din eğitim almak başka bir şeydir ama din terbiyesi almak başka bir şeydir.

Ben şimdi bizim CHP'lilere bakıyorum gerçekten CHP'lilerin hepsi belki birçoğu din dersi almamış olabilir ama olağanüstü din terbiyesi almış. Hepsi haramdan korkuyor. CHP Genel Başkanlarına bir bakın. Demek ki bizim dinimiz başka bunların dini başkadır.

Ayşenur Arslan: Sorum şuydu; bugün Erdoğan'ın yemin törenine katılmayarak ve zaten yapılanı bence de çok haklı olarak bir darbe diye nitelemesi CHP'nin Erdoğan'la daha yolun başında karşı karşıya gelmesi anlamında. Şimdi bu ilişki neticede ama cumhurbaşkanı. Nasıl devam edecek bu ilişki?

Gürsel Tekin: Bütün devletlerin en önemli geleneklerinde demokrasilerde olması gereken ana muhalefet aynı zamanda iktidarın yarısıdır. Dünyanın her yerinde öyledir. Biz bunun Başbakanlığında ne gördük? Mesela şimdi bizi Allah aşkına bizi gitmedi diye eleştirenlere ben iki tane cümle kullanmak istiyorum.

Bir; cumhuriyet tarihinde sadece bu dönem değil. 90 yıllık bütün o kavgalı darbeli dönemlerin tamamına balkın ana muhalefet lideri konuşurken Başbakan sağında yoktu. Bir kişi yazmadı biliyor musunuz. Bütçe görüşmesi var, 90 yıllık cumhuriyet tarihimizin hiçbirinde yok. Sayın Kılıçdaroğlu konuşuyor Başbakan içeride yok. Bir tek kişi yazmadı.

Sayın Genel Başkanımız Türkiye'deki bu süreçle ilgili çok kanamalı, sorunlu bir şey. Barış süreciyle ilgili ana muhalefet olarak katkı sunacağımızı gidip en azından Türkiye'nin geleceği açısından önemli bir şeydir. Gitti, ertesi gün dedi ki, benim bunların şeyine ihtiyacım yok. 4+4 gibi çok önemli benim CHP'yle konuşacak neyi var? Başbakanlığında ne gördük cumhurbaşkanlığında ne göreceğiz.

Bakın bu çok önemli. Ana muhalefet bütçe görüşmesi oluyor. Bütçe görüşmesinin olduğu yerde bakın Başbakan yok orada. Bu ne demektir biliyor musunuz? Temel'in deyimiyle sen beni tanıyorsan ben seni hiç tanımıyorum. Geçin bu işleri. Haram medya ısrarla sizde Tayyip'e uyun. Tayyip bana uysun. Ben niye Tayyip'e uyacağım. Hukuka uysun bana da uymasın.

Ayşenur Arslan: Sandık geliyor. Şimdi o sandıktan ne bekliyorsunuz?

Gürsel Tekin: Ben tarihe bir dip not düşsün diye söylüyorum. 2011 yılında Gürsel Tekin olarak TBMM'nin çatısı altında kendime vazife edindim, görev edindim. Bir basın toplantısı yaptım. Türkiye’nin nasıl soyulduğunu bir haritayla koydum. Hatta bir kısım gazetecilere dedim eğer çok zorlanacaksınız maketleri de koyabilirim. Orada 100 milyar doların nasıl çalındığını, nasıl talan edildiğini 1 saat TBMM'de paylaştım. Yetinmedim bununla, Başbakana mektup yazdım. Bana da sorduklarında bakan çocuklarına bakın dedim. Daha 17 Aralık yok, 25 Aralık yok. 2011'den bahsediyorum ben. Bir kişi cevap vermedi. Ya iftira deyin kardeşim hiç olmazsa. Ben bekledim. Bir yıl geçti. Bir yıl sonra bir televizyona çıktım, dedim ki ya namuslu bir savcı arıyorum. Siz bunlar hakkında dava açamayabilirsiniz. Ama benim hakkımda açın. Hesabını benden sorun dedim. Tık yok.

Dinlemelerle ilgili Cumhuriyet, Taraf Gazetesi biliyorsunuz belge koydu, CHP-MHP'liler dinleniyor diye. Ben 2012 yılında 7 soruyla Başbakana yine hem soru önergesi hem de mektup gönderdim. Nasıl dinlendiğimizi. Bakın bir ülkenin Başbakanı dinlenirse hiç birimizin güvencesi olmaz. Bu da maalesef çıktı, o da çıktı.

Üçüncüsünü söylüyorum; Türkiye'nin sabrını denemeye, sınamaya kalkışmasınlar. Yaptıkları her şey yasa dışı. Umut ederim ki, en azından aklıselim insanlar AKP’deki aklıselim insanlar mesela Cemil Çiçek. Cemil Çiçek ne söyledi? Gürsel Tekin bu cümleyi etseydi herhalde bütün gazetelerin manşetinde olurdu. Cemil Çiçek aynen şunu söyledi; demokrasinin kıymetini bilin. Kim söylüyor? Yasamanın başındaki bir adam söylüyor. Ali Babacan ne dedi? Kapsamlı yolsuzlukla mücadele etme yasası çıkmazsa ben bu kurulda olmayacağım dedi mi demedi mi? Gül'ün söylediklerine bakmamız lazım. Çok tehlikeli bir sürece soktular. Allah Türkiye'yi korusun diyorum ve bitirelim.

Geziyle ilgili bir şey söyleyebilir miyim? Gezide şehit düşen çocuklar kim? Hepsi CHP'li. Gözlerini kaybedenler kim? Hepsi CHP'li. Nasıl CHP yok deniliyor? Ama hayatında bir gün uğrayıp da Gezici olanlarda var o da ayrı bir sorun.

CHP'de eleştirilecek. Biz tabu değiliz. Hakaret edilmediği sürece CHP eleştirisi bizi zenginleştirir. O konuda hiçbir tereddüdümüz yok.

Ayşenur Arslan: Çok teşekkür ederim.

    Perşembe, 28 Ağustos 2014 13:45

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica