"Önümüzdeki günlerde CHP tek başına Türkiye'nin umudu olacak"

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin moderatörlüğünü Şirin Payzın'ın yaptığı CNNTÜRK'ün canlı yayınında Gazeteci-Yazarlardan Şükrü Küçükşahin, Hande Fırat ve Murat Aksoy'un sorularını yanıtladı.  

Şirin Payzın: CHP'de önemli bir süreç yaşanıyor. CHP'de kurultaya gidiyor. 5 – 6 Eylül tarihlerinde kurultay yapılacak. Muharrem İnce Genel Başkanlığa adaylığını açıkladı, Grup Başkanvekilliğinden istifa etti. Salı günü kendisiyle ne oluyor da uzun bir söyleyişi yaptık, ayrıntılı bir söyleşi yaptık. Bu akşamda CHP'nin Genel Sekreteri Sayın Gürsel Tekin bizimle birlikte. Hoşgeldiniz.

Gürsel Tekin: Hoşbulduk, iyi yayınlar diliyorum.

Şirin Payzın: Çok teşekkür ederiz. Kendisiyle de hem partinin üst düzey yöneticisi olarak bu kurultay nasıl olacak, gelen çok eleştiriler var. Onun dışında tabi Ahmet Davutoğlu’nun katılacağı kongre süreciyle birlikte AKP'de yeni bir döneme giriyor. CHP nasıl bakıyor? Bütün bu soruların cevaplarını arayacağız ama bu akşam ben tek başıma soru sormayacağım üç meslektaşımda buradalar bana eşlik ediyorlar. CNNTÜRK Ankara Temsilcisi Hande Fırat bizimle birlikte. Sayın Şükrü Küçükşahin bizimle birlikte Hürriyet Gazetesi yazarı ve Murat Aksoy T24 İnternet Gazetesi yazarı. Yayınlarımıza muhakkak bir internet gazetesi temsilcisini koymaya özen gösteriyoruz.
Müsaade ederseniz ilk soruyu ben sorayım sonra sizlere bırakıyım. İlk tepkiniz nedir Sayın Gürsel Tekin? Siyasi rakibiniz büyük bir değişiklik ve sürpriz olmazsa Ahmet Davutoğlu olarak gözüküyor şuan itibariyle. Ne diyeceksiniz?
Gürsel Tekin: Tabi ki AKP'nin iç meselesi bizim sorunumuz değil. Elbette kendi kongrelerinde kendileri karar verecek. Ama demokratik teamüller sonuç itibariyle bütün siyasi partiler için geçerli olan bir kavram. Kurultay yapacaksınız, kongre yapacaksınız kongrede adaylar çıkabilir, yarın bir başka aday çıkabilir. Bugünden peşinen aday gibi, başbakan gibi tanıtmak gerçekten demokratik açıdan çok sağlıklı işleyiş değildir. Elbette aday adayı olarak ilan edilebilir. Önümüzdeki günlerde kongrelerde göreceğiz.

Bizim tabi daha çok yani AKP'nin iç meselelerinde kimin Başbakan kimin hangi bakan olacağı değil ama Türkiye'nin şu son dönemlerde yaşamış olduğu sorunlarla ilgili müsaade ederseniz AKP cenahından yani CHP yetkilerinin ya da muhalefetin söylemleri değil, onların söyledikleri üzerine ne söylüyorlar Türkiye'nin gidişatıyla ilgili hangi kaygıları taşıyorlar. Belki biz söylersek bu bir önyargı olabilir, CHP muhalefettir denilebilir. Bizim bütün söylemlerimizi bir tarafa bırakarak AKP'lilerin söylediklerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Babacan özellikle son 12 yıldır ekonominin başında olan. Yolsuzlukla ilgili kapsamlı bir yasa çıkmazsa ben burada oturmam diyor. Kim söylüyor? Sayın Babacan söylüyor. Aslında Sayın Babacan'ın söylediği bu cümlenin ertesi gün gazetelerin manşetinde sürmanşet olması gerekir ve hemen hemen bütün televizyonlarda da tartışma konusu olması gerekiyor. Maalesef tabi öyle bir noktaya geldik ki geçmiş yıllarda sizde deneyimli gazetecilersiniz siyasetçiler gazetecilerden korkarken şimdi gazeteciler siyasetçilerden korkar hale gelmiştir. Böyle bir dönemi geçiriyoruz.

Şükrü Küçükşahin: Kimse kimseden korkmasın.
Gürsel Tekin: Bence de korkulmaması lazım. Yani inşallah CHP iktidarında elbette gazeteci değil biz korkacağız. Sorgulanmalıyız. Bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi bizde de siyaset sorgulanırsa demokrasi gelişir. Siyaseti sorgulayamazsanız demokrasiyi geliştiremezsiniz.

Yine uzun yıllardır siyasal yaşamımızda önemli bir isim olan Sayın Cemil Çiçek. Sayın Cemil Çiçek ne dedi? Demokrasinin kıymetini bilin dedi. Ne zaman söylüyor? Yani gerçekten bu cümleler çok böyle sıradan bir cümleler mi, ciddiye almayacağımız cümleler midir?

Bir başka yine Sayın Babacan'ın devlet krizi yaşanırsa ekonomik krizle karşı karşıya kalabiliriz. Bir başka AKP'li bir milletvekili Türkiye'nin yalnızlaşması çok tehlikelidir diyor. Hadi CHP'nin söyledikleri bir muhalefet söylemi gibi görülebilir. Bir başka bakan sizde çok iyi biliyorsunuz ki dünyada bugün Türkiye küresel ülke. Ekonomimize de baktığımızda özellikle benim yaşadığım şehir İstanbul'da para piyasasından tutun bankasından AVM'sinden bütününün çeşitli ülkelerin, çeşitli iş dünyasının burada olduğu ve ekonomide çok ciddi güç sahibi olduğunu hepimiz biliyoruz. Dereceleme kuruluşlarıyla ilgili bakanın bir tanesi yine bu ekonomiden sorumlu bir bakan Sayın Zeybekçi meydan okudu. Şimdi geçmiş dönemlere baktığımızda bu derecelendirme kuruluşlarının dereceleri yükseltirken bütün Türkiye’yle paylaşıp ve ekonomide hangi noktada olduğunuzu ifade ediyordunuz. Şimdi kalkıyorsunuz meydan okuyorsunuz. Bir başkası, merkez bankasını vesayet gibi görüyor. Yani dünyanın her yerinde merkez bankası bağımsız olması gerekirken vesayet gibi görüyor. Kim söylüyor bunları? Bunların tamamını AKP'li yöneticiler söylüyor. Sayın Gül'le ilgili son yaşadığımız tabloyu hepiniz biliyorsunuz. Sayın Gül'ün söylemiş olduğu aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda olan, gerçekten geçmiş dönemde de AKP'den önemli isim olan bir şahsiyetin kullanmış olduğu cümleler hiç tartışılmıyor. Yani herhalde ya çok bu cümleler kamuoyunda bir değer bulmuyor ya da...

Hande Fırat: Kastınız hangi cümle merak ettim. Hangi cümleyi özellikle tartışılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Gürsel Tekin: Bana ihanet edildi dedi. Yani bu ihanet sözcüğü… Ben şimdi Sayın Kılıçdaroğlu bana ihanet etti desem herhalde bütün gazetelerinizin manşetinde olurdu. Mesela bugün Sayın Binali Yıldırım toplantıya gitmedi. Ben bir gün tesadüfen İzmir'deydim MYK'ya katılamadım ertesi gün 5 gazetede gördüm Gürsel Tekin MYK'ya katılmadı.

Şükrü Küçükşahin: Gitmemesinde bir şey yok sanıyorum destek açıklaması yapacak.

Hande Fırat: CNNTÜRK olarak haberini verdiğimiz için söyleyeyim özellikle. Genel Merkezdeydi yarın üstelik bir basın toplantısıyla teşekkür, destek açıklayacak.
Gürsel Tekin: Ama bir müsaade edin kendi ağzından duyalım. Kendi ağzından bu cümleler çıkmış değildir. Bunların hepsine bakacağız. Yine Sayın Bayan Gül, yani söylemiş olduğu cümleler 28 Şubat'ta bile biz bu süreci görmedik diyorsa gerçekten bunları görmemezlikten, bunları böyle sadece CHP, elbette CHP kongresini de tartışacağız. CHP'de ne oluyor ne bitiyor bunları bütün konuşacağız. Ama CHP'de olup bitenlerin hiçbirisi bunları tolera etmeyecek, bu sorunları ortadan kaldırmayacak. Çok ciddi bir devlet kriziyle karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız.

Değerli arkadaşlar bakın, geçmiş dönemlere, bütün dönemlere bakın, cumhuriyetin 90 yılına bakın. Bir seçim oluyor Sayın Başbakan Cumhurbaşkanı adayı oluyor hayırlı olsun seçiliyor. Seçildikten sonra yasalarımıza göre YSK mazbatasını veriyor, mazbatayı aldığınız günden itibaren mevcut göreviniz bitiyor. Bu her şey için geçerlidir. Yani yasaya baktığınızda çok net. Ama ben hiçbir yasayı tanımam, kural tanımam derseniz bu gerçekten…

Şirin Payzın: Şimdi bunu biraz ayrıntılandıralım isterseniz. Sizin bu bir cümleyle bağlamak gerekirse bütün bu saydığınız işte hangi bakan ne demiş. Bunu neye bağlamak için saydınız?
Gürsel Tekin: Şundan dolayı söylüyorum. Önümüzdeki süreçte çok kritik bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun altını çizmek istiyorum. Hem demokrasi açısından, hem ekonomi açısından çok ciddi sıkıntılar oluyor ve bu sıkıntıları AKP'lilerin yetkilileri açıklıyor ben açıklamıyorum.

Murat Aksoy: Buradan şu varsayımı çıkarabilir miyiz? Yani Sayın Davutoğlu'nun aday olması belki 27'sinden sonra çekilmesi yani seçilmesinden sonra. Bu politikaların devam edeceğini varsayıyorsunuz değil mi bunları ifade ederken?
Gürsel Tekin: Kesinlikle. Yani Murat bey sizde çok iyi bilirsiniz ki çok güzel bir cümle var sorun yaratanlar sorunu çözemez. Bugün bizim Ortadoğu coğrafyasında, sadece Ortadoğu coğrafyasında değil bütün dünyayla ilişkilerimizin geldiği boyut Sayın Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı döneminde olmuştur. Bir tek Türkiye'nin hepiniz çok iyi biliyorsunuz kardeş ülke vardı bizim Türkiye'nin kimdi bu? Mısır. Şuanda bırakın kardeş ülkeyi sıfır sorunu aştık. Bütün Ortadoğu coğrafyasının dışında Avrupa hiçbir müttefikimiz yok. Yani bu kadar. Bu sorunları kim yarattı? Bu sorunlar Sayın Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı döneminde yaratılmıştır. Bu kadar yaratılmış sorunu bir sorun yaratanın sorunu çözmesi mümkün değildir. Bu bütün tabi önümüzdeki süreçte bunların hepsinin detaylı bir şekilde tartışılması gerekir.

Hande Fırat: Madem buradan başladık ben önce şunu merak ediyorum. Hükümet programı ortaya çıkacaktır daha ayrıntılı açıklama yapılacaktır ama dış politikada vicdan, yeni anayasa ve paralel yapıyla mücadele olarak Başbakan Erdoğan bugün 3 hedef koydu. Muhalefet partisi olarak bu hedeflere nasıl bakıyorsunuz özellikle yeni anayasa.
Gürsel Tekin: Yeni anayasa dediğiniz değil. Yani yeni anayasa Sayın Başbakanın ifade etmiş olduğu anayasa ben nasıl demokrasi anayasası değil, demokratikleşelim, evrensel kurallar içerisinde hepimizin özgürce ifade edebileceği bir anayasa taahhüdü yok. Ben nasıl başkanlık sistemine geçebilirim. Şuanda fiilen uygulamış olduğu, yasadışı uygulamış olduğu başkanlık sistemini yasal bir zemine oturtmak istiyor. İkincisi dış politikada ne yapacaksınız? Bu kadar sorun yaratmışsınız Suriye sorununu mu çözeceksiniz? Hangi sorunu çözeceksiniz? 49 tane devletin görevlisi. Bu ne demektir biliyor musunuz? Yani sıradan işadamı, gazeteci, şoför değil. Devlet adına görev yapan yurttaşlarımız rehin alınmış. Bunun Türkçesi devlet rehin alınmıştır. Devleti orada IŞİD’e rehin bırakanlar bu sorunları çözecek.

Şirin Payzın: Diğerleri olsaydı fark edecek miydi? Yani şoför, kapıcı, temiz işçisi olsaydı fark eder miydi? Sizin sözünüzden sanki devlet görevlisi olunca uğraşalım diğerleri olsa problem değil mi açıklayalım.
Gürsel Tekin: Uğraşmayalım demiyorum öyle şey olabilir mi? Tabi ki uğraşacağız. Ve kaldı ki sizde çok iyi biliyorsunuz gazeteci kardeşlerimizle ilgili en çok CHP çaba sarf etti. Biz orada hiçbir yurttaşımızın tırnağına bir zarar gelsin istemeyiz. Ama burada görev yapan arkadaşlarımız Sayın Davutoğlu adına görev yapıyor. Sayın Başbakan adına görev yapıyor, Türkiye Cumhuriyeti adına görev yapıyor. Orada bayrağınız indiriliyor ve rehin alınıyor. Bunun Türkçesi bütün dünyaya sorduğunuzda devlet rehin alınmış. 49 tane rehininiz var hiçbir şey olmamış gibi. Sayın Konsolosun annesi, babasıyla ortalama hemen hemen her hafta 10 günde bir görüşüyorum. Bir kişi aramaz mı?

Hande Fırat: Başbakan bazı rehinelerin aileleriyle görüştüğünü ifade etti, açıkladı.
Gürsel Tekin: Kim aradı arayın, buyurun ekranlarınız açık. Sevgili konsolosun annesini, babasını bayram günü dahi arayan varsa ben buradan özür dileyeceğim. Yani telefonlarınız açık kendileri arayıp söyleyebilir.

Şükrü Küçükşahin: Dış politika açısından bakıldığında gerçekten 90 yıldır herhalde cumhuriyet kurulduğundan beri yaşanmadık olaylarda yaşanıyor. Şuanda örneğin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ben eksik sayabilirim Suriye'ye gidemiyorlar, Irak'a gidemiyorlar, Lübnan'a gidemiyorlar, Libya'ya gidemiyorlar, Somali'ye gidemiyorlar, Mısır'a gidemiyorlar, İsrail'e gidemiyorlar. Bilmiyorum Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerine gidebiliyorlar mı ama en azından Birleşik Arap Emirlikleriyle büyükelçilik düzeyinde artık bir ilişkimiz kalmadığını biliyoruz. Yani böylesine bir dış politika ortamında aslında bu politikanın da mimarı sayılan bir kişinin Dışişleri Bakanının Başbakan adayı olması ilginç. Bu çerçevede muhalefet açısından baktığımızda acaba bu politikaların halka anlatımında bir soru var mı? Ya da tabi siz yine söyleyebilirsiniz ben hak vermiyor da değilim. İletişim olanaklarımız, halka temas kurma olanaklarımız zayıf diyebilirsiniz ama bir şekilde bunun aktif olarak halka anlatılması konusunda ya da bir eksiklik mi var? Çünkü dış politika çok önemli bir sorun haline geldi ki ekonomiye sonra döneriz ama herkesin şuanda sokaktaki herkesin yaşadığı bir şey. Örneğin 1,5 milyon Suriyeli var. Sayın Dışişleri Bakanı, Başbakan adayı demişti ki 100 bin olursa bizim kırmızı çizgimizdir demişti. Ben şahsen anlamıyorum hala 1,5 milyon Suriyelinin Türkiye'de yaşadığı ızdırap gerçekten büyük ve çok acınası bir durum. Kötü bir ev sahipliği yapıyoruz, misafirlerimizin durumu iyi değil.

İki, 1,5 milyon Suriyelinin Türkiye'de bulunmasının nasıl bir milli çıkarla ilişkisi var? Yani bunlar açıkken acaba CHP bu konuda en azından gelin kongreye de bağlayalım. İşte bu kongrede bunları da tartışabilecek, acaba buradaki eksikler ne bunları görüp değerlendirebilecek misiniz?

Gürsel Tekin: Şükrü bey aslında tabi ki CHP'nin de eksikleri olabilir son derece doğal. Ama şunu unutmamalıyız daha ilk 2010 Sayın Başbakanın Antep'te bir konuşması var hatırlarsınız. Esad beraber bir konuşma yaptılar ve hepimizin gerçekten CHP olarak bizde destekledik. Özellikle uzun süredir Ortadoğu coğrafyasında yakın komşularımızla çok ciddi sorunlarımız uzun yıllardır var ve Başbakan çıktı Antep'te sevgili Antepliler biz dedi Esad kardeşimizle bütün tel örgülerini kaldırdık dedi. Burada Antepli kardeşlerimiz ellerini, kollarını sallayarak Şam'a gidecek, Şam'daki kardeşlerimiz elini kolunu sallayarak buraya gelecek. Bunu referans gören yüzlerce, binlerce Türk işadamı gitti orada yatırım yaptı. Bu son derece doğaldır. Devletlerde devleti yönetenlerin söyledikleri her cümle ciddi bir referanstır. Bunun üzerine fabrika açan, işyeri açan, şu açan bu açan maalesef öyle bir noktaya geldi ki hangi gerekçelerle. Doğrusu Türkiye kamuoyunu, CHP'yi tatmin edilmiş bir tek cümle yoktur. Getirmiş olduğunuz nokta bu.

Şuanda 1,5 milyon diyenler kusuruma bakmasın neye göre 1,5 milyon? İşte mesela 6 ay önce 700 dediler, sonra oldu 900, sonra 1 milyon üstü. Böyle bir ülke olabilir mi? Ne oldu bakın şunu samimi olarak söylüyorum…

Hande Fırat: Gürsel bey ne yapmaları lazımdı? Yani almayacak mıydı mesela? Hani almayacak mıydı?
Gürsel Tekin: Efendim niye yarattık almaktan öte. Bu sorunu niye yarattık? Birinin aklıselim olarak bunu izah etmesi lazım.

Şükrü Küçükşahin: Yani Türkiye mi yarattı demeye getiriyorsunuz?
Gürsel Tekin: Kesinlikle Türkiye yarattı?

Şükrü Küçükşahin: Neden?
Gürsel Tekin: Bakın bugün Arap kökenli bir arkadaşımız beni ziyaret etti. Ortadoğu coğrafyasının birçok ülkesinde iş yapıyor. Bana aynen şunu söyledi. Her gittiğim yere iyi Arapça bildiğim için kusuruma bakmayın dedi hiçbir yerde Türküm diyemiyorum dedi. Türküm dediğim zaman dedi bana başka türlü bakıyorlar. Türkiye'yi bir düşman gibi görüyorlar. Şimdi Ortadoğu coğrafyasında yani sorunlu, neredeyse mayın tarlasına dönüşmüş bir coğrafyada yanı başınızda Irak sorunu varken bu Suriye sorununu hangi gerekçeyle yaratıyorsunuz? Mesela 1 Mart tezkeresi. Kamuoyunda, televizyonlarda çok tartışıldı, çok konuşuldu. CHP'nin çok net bir politikası vardı. 1 Mart tezkeresinin Türkiye'ye yaratacağı sorunların önemli bir bölümünü CHP…

Hande Fırat: Mevcut Dışişleri Bakanıyla aynı görüşteydiniz o dönem ama. Yani Dışişleri bakanı da tezkerenin geçmesini istemediğini çok net ifade etmişti biliyorsunuz.
Gürsel Tekin: Biz aynı yerdeyiz ama Dışişleri Bakanı değişmiş. Niye değişti izah etsin. Demokrasilerde olması gereken geçmiş dönemlere de baktığınızda özellikle dış politika konusunda, ülkedeki milli sorunlar konusunda mutlak ve mutlak parlamentoda ana muhalefete, muhalefete bilgi verilir. Hiçbir bilgi akışı yok.

Hande Fırat: Suriye konusunda o zaman bir araya girip şunu sorabilir miyim? Politikayı savunmak açısından değil tabi ki eleştirel noktalar olabilir, eksik anlatmak açısından da değil ya da eksikliğinizi sizin vurguladığınızı düşündüğünden de değil. Ama Suriye açısından baktığınızda konjonktürlerin dış politikada etkili olduğunu ana muhalefet olarak düşünmüyor musunuz? O dönemki konjonktürle bu dönem Arap baharının ardından gelen konjonktür birbirinden farklı değil mi? Bunu şunu için soruyorum. Çünkü Türkiye Esad'ı sayısız defa 8 ay süren görüşmelerle Arap baharı geliyor reformları yap diye uyarmış bir ülke aynı zamanda. Ahmet Davutoğlu bizzat gidip 6,5 saat son görüşmesini yaptı. Yani konjonktür değiştiği için politika değişmese orada bir çelişki olmaz mı?
Gürsel Tekin: Hande hanım sorun nereden çıktı biliyor musunuz? Bir hikaye var ama onu nasıl anlatacağım bilmiyorum. Sınava girmişler, sınavda bütün soruları bilmişler Allah Allah sınavı geçememişler. Yolda gelirken arkadaşıyla muhabbet ediyor. Diyor ki, biz bütün sorulara cevap verdik niye biz geçemedik? Galiba biz bu şeyi koprüde yedik. Köprüye koprü dediğimiz için diyor kaldık sınıfta.

Şimdi dış politika meselesi Davos'ta başladı. One minute derseniz dış politika iç politikaya malzeme edilmeyecek kadar çok önemlidir. Dünyanın bütün ülkelerine gidin bugün dünyayı yöneten Amerika bile dış politikayı asla iç politika malzemesi haline getirmez. Neydi o, niçin böyle bir şeye gerek duyuldu? Yani bu dama şeyi gibidir. İkinci hamleyi göremezseniz sonuçta Ortadoğu’da…

Hande Fırat: Ortadoğu'da ama çok alkışlandı o hareket. Çünkü İsrail'e yönelik tepkileri açıktan dile getiren bir lider olmadı mı aynı zamanda?

Gürsel Tekin: Sonra?

Hande Fırat: Sonrası İsrail neticede özür diledi ama.
Gürsel Tekin: Sonra ne oldu? Yani şuanda bizim kardeş ülke dediğimiz Mısır'la ilişkilerimiz hangi boyutta? Irak'la hangi boyutta? İran'la hangi boyutta? Suriye'yle? Ortadoğu'nun tamamıyla hangi boyutta? Şimdi bunu hangi gerekçelerle anlatabilirsiniz? Bizim anlayabileceğimiz gerçekten CHP olarak gelir dersiniz ki evet kardeşim bizim milli menfaatlerimiz bunu gerektiriyordu derseniz, bizi ikna ederseniz sonuna kadar yanınızda oluruz. Ama asla ve asla bir milli menfaat sözkonusu değil. Önünüze bir proje konuldu ve bu projenin bir parçası oldunuz bu parçada sonun haline geldi.

Şirin Payzın: Şimdi bir sıkıntım var. Yine AKP'yi konuşuyoruz. Oysa biz sizi CHP Genel Sekreteri olarak çağırdık. Birazdan kurultayı konuşacağız, öncesinde bu siyasi rakibinizin yeni sürecini değerlendireceğiz ama yine AKP'nin politikalarına dönmeyelim. Çünkü burada mesele zaten seyircilerimizin de merak ettiği CHP ne yapacak bu konuda? Dolayısıyla ben Murat Aksoy'a bırakmadan önce sözü çok net kısa bir cevap rica ediyorum. Şükrü Küçükşahin'in sorusunu önemsiyorum. Bunu evet burada anlatıyorsunuz, bizlere anlatıyorsunuz ama seçmenlerinize, size oy vermeye tereddütle bakanlara, vermeyenlere anlatmakta niye sıkıntı yaşanıyor oy oranlarına bakıldığı zaman?
Gürsel Tekin: Şimdi eksiklerimiz biraz öncede ifade ettim elbette eksiklerimiz olabilir. Bu düşüncelerimizi ifade etmemizin mekanizmaları televizyonlardır, gazetelerdir, iletişim araçlarıdır. Bunun dünyanın her yerine gittiğinizde özellikle demokrasinin olduğu yerlerde devlet televizyonları vardır. Devlet televizyonları her şeyi özelleştirmişler ama asla devlet televizyonlarını özelleştirmemişler. Gerekçe olarak da demokraside olması gereken bir şey görevi yapıyor. Yani özel televizyonlar kamu hizmeti ve Almanya, İngiltere, Fransa, Amerika'ya gittiğinizde herkesin ortak düşüncesi siyasetçiler kendilerini devlet televizyonlarında ifade ediyor.

Şimdi size bir devlet televizyonunu göstereyim. TRT Çocuk TV. TRT'nin biliyorsunuz 16 tane kanalı var bir tanesi de çocuklarımızın gelişmesi için orada eğitimler var. Ne işi var burada? Şimdi böyle bir ortamda bizim efendim sadece biz değil biz ana muhalefet olarak yine biraz şanslıyız, şansımız şu; çünkü gazetelerin, televizyonların tek kaynağı CHP kaldı. CHP'nin dışında öbür partiler hiç yok. Yani kaldı ki öbür partilerde vergi ödüyor, kira ödüyor, siyaset yapıyor hiç olmaz mı? Yani Türkiye'de demokrasi diyoruz 60 tane siyasi parti var her şeyin iktidarın emrinde televizyonların tamamı 16 kanalın tamamı iktidarın emrinde. Şimdi böyle bir ortamda siz kendi düşüncelerinizi net bir şekilde ifade etmeniz zorlaşıyor.

İki; geçmiş yıllarda da olduğu gibi siyasi partilerin yetkilileri çıkar ekrana insanlarda renk tonlarını fark eder. Yani otururlar Sayın Erbakan, Sayın Demirel, Sayın Özal, Sayın İnönü. Hem açık oturumda da bir başka dilde vardı, mizahta vardı. Yani hayranlıkla Sayın Erbakan'ı izliyordum, Sayın Demirel'i izliyordum. Arada bir fıkra, bilmem ne. Siyaset bu kadar gerilimle şeyle olur mu? Şimdi bu yok. Tek başımıza çıkıyoruz… Şimdi benim burada söylediklerimin ne anlamı olur? Niye benim karşımda AKP'li bir yetkili hayır kardeşim bu söylediklerin doğru değil ya öyle değil, böyle değildir deme şansı varken niye bu şansını kullanmıyor. Şimdi böyle bir ortamda sizin kendinizi ifade etmeniz gerçekten zorlaşıyor.

Şükrü Küçükşahin: Şimdi bu eleştirilerinizde haklı olabilirsiniz ama acaba birazda boşlukları doldurma konusunda sorun olabilir mi? Ya da örneğin şöyle söyleyeyim yine biraz dış politika bağlamında gidelim. AB bu hükümetin ana hedeflerinden birisiydi. Bence öncelikle CHP’nin hedefi olmalıydı. Ama maalesef önceki dönemde CHP çok soğuk davrandı AB hedeflerine. Oysa AB ile ilişkilerimizin ilerlemesi demokrasinin de ilerlemesi anlamına geliyor. Bunu geçtiğimiz 10 yılda ilk dönemde, ilk periyotta özellikle yaşadık. Ama işte son dönemde AB'nin dikkati dağıldıkça bence demokraside de ilerleme konusunda geri adımlar atıyoruz. CHP bu gerileme özellikle AB’yle ilişkilerde gerileme başladığında aslında temaslar yaptığını da ben biliyorum bir gazeteci olarak. Hatta ilerleme raporlarına katkı yapmaya başladığını da biliyorum ki daha önce CHP hiç yoktu o zeminlerde. Olmasına rağmen acaba bu boşluğu mecliste olsun ya da başka bir yerde olsun AB bayraktarlığı anlamında doldurmada acaba bir sorun yaşanmıyor mu? Ya da bunu yeterince vurgulamıyor mu acaba? Çünkü AB konusu gerçekten bir boşlukta kaldı ve CHP bunu üstlenebilirdi, sahiplenebilirdi, bayraktarlığını yapabilirdi. Mesela böyle bir boşluğu doldurma konusunda acaba yeterlimi, sorun mu var?
Gürsel Tekin: Çok haklısınız. AB sürecinde özellikle 2005 yılından itibaren bizim maalesef dış politika konusunda AB konusundaki geçmiş yönetimle Avrupa arasında ciddi bir kırılganlık oluştu ve Sayın Kılıçdaroğlu'nun 2010 yılından sonra Avrupa'da olağanüstü özellikle Avrupa'daki bütün şeylerde ilk dönemlerde biraz sıkıntılar oldu. Hatta hatırlarsanız Sayın Genel Başkanımız diktatör dediği için bir yetkili tepki gösterdi. Aynı yetkili Sayın Kılıçdaroğlu’na geldi özür diledi.

Şimdi bizim bu AB ilişki konusunda Avrupa'da inanın kendimizi net anlatıyoruz ve onlarda bizi net anlıyor. İlk kez Avrupa'dan gelen bütün yetkililer bugüne kadar olmamış kadar önce CHP'ye uğruyor, Sayın Genel Başkanımızı ziyaret ediyor. İçerde belki biz kendimizi biraz anlatamadık. İnşallah bu içerdeki…

Şükrü Küçükşahin: Bu konuda yeterince vurgu yaptığınızı düşünüyor musunuz?
Gürsel Tekin: Yapmalıyız, daha çok yapmalıyız.

Murat Aksoy: Ben izlinizle bir soru soruyum deminki konuyla ilgili belki bağlamak Davutoğlu bağlamında. Şuanda hani Başbakan seçildiği zaman siz siyasi rakip olarak kendinize Cumhurbaşkanını mı görüyorsunuz? Yani Sayın Erdoğan'ı mı yoksa Sayın Davutoğlu nu görüyorsunuz siyasi rakip olarak?
Gürsel Tekin: Elbette ortada bir anayasa var. Anayasamıza göre bizim kim seçilecek, Davutoğlu mu, Sayın Yıldırım'ı kim seçilecek bilmiyorum. Elbette Başbakanı rakip göreceğiz bizim Cumhurbaşkanı rakibimiz değildir. Uygulamalar Sayın Cumhurbaşkanı herhangi bir uygulamanın içinde olmayacak ki. Uygulamayı kim yapacak? İktidarın Başbakanı, bakanlar yapacak. İcraatlarını öyle eleştireceğiz. Sayın Cumhurbaşkanının icraatı bellidir işte rektör atayacak falan filan. Onun dışında bizim elbette ki birinci hedefimiz Başbakan ve kabinesi olacak.

Murat Aksoy: Şuanda defakto olarak uygulanan yarı başkanlık, partili başkanlık konusunda ne düşünüyorsunuz? Yani öyle bir sisteme geçtik mi? Yoksa hani CHP hala...
Gürsel Tekin: Mümkün değil. Yani Türkiye'nin hele özellikle bu koşullarda olması mümkün değil. Bunu en net şekilde Sayın Gül söyledi.

Hande Fırat: Ben burada cumhurbaşkanıyla ilişkiler konusuna değineceğim. Başbakanında yani Erdoğan'ında açıklamaları oldu en son resepsiyonda. Bir iki defa davet ederiz ama gelmezlerse bu işi de böyle devam ettirmeyiz gibilerinden. Ardından da Kemal Kılıçdaroğlu'nun ifadesi Hürriyet Gazetesine kendisinin yemin törenine katılmayacağı ama grubu serbest bırakacağı. Siz yemin törenine katılacak mısınız? Katılmamanın devlet geleneğine aykırı olduğu eleştirilerine ne diyorsunuz? Ve köşkle ilişkiler soğuk mu gidecek, kriz içinde mi gidecek?
Gürsel Tekin: Hande hanım, yani bir tanesi çıkıyor diyor ben yasayı tanımam, kanunu tanımam, kuralı tanımam. Hiç kimse ona sormuyor sen Cumhurbaşkanı seçildin balkona da çıktın bir konuşma yaptın 76 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım dedin üstünden 48 saat geçmedi. 48 saat sonra konuşmalarını hepiniz izlediniz. Şimdi bütün kuralı tanımayan, anayasayı tanımayan bir insanı hiçbir şey olmamış gibi siyasal teamüllere göre böyledir bizde gidelim anlayışını kabul etmemiz mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanının bu süreçteki tavrını hep beraber göreceğiz.

Hande Fırat: Peki hiç kimse olmayacak mı CHP'den?
Gürsel Tekin: Bilemiyorum yani kim gider gitmez bu konuda benim şeyim yok.

Hande Fırat: Siz kendiniz?
Gürsel Tekin: Ben bugüne kadar hiçbir toplantıya gitmiş değilim.

Murat Aksoy: Yemin törenine katılacak mı CHP?
Gürsel Tekin: Bilemiyorum. Yani o tabi bir MYK kararında alınacak bir karar.

Şükrü Küçükşahin: Sayın Kılıçdaroğlu ben gitmeyeceğim arkadaşlar ne yaparsa yapsın gibi bir şey söyledi. Yani bu konuda bir parti kararı var mı, yok mu?
Gürsel Tekin: Bir parti kararı alınmış değildir. Sayın Genel Başkanımızın ifadesi düşük profilli. Yani burası Türkiye'dir. Tabi ki yarın çok önemli sorunlar olur, dış politika konusunda, iç politika konusunda. Elbette milli menfaatlerimiz açısından görüşülmesi gerekiyorsa mutlaka görüşülecek. Ama böyle işte rastgele hadi durmadan yol hanı gidelim resepsiyon falan. Böyle bir anlayış içerisinde değiliz. Geçmiş dönemlerde de...

Hande Fırat: Yani resepsiyonlara da mı katılmayacaksınız?
Gürsel Tekin: Ne yapacağız, ne var bu resepsiyonlarda Allah aşkına dedikodudan başka.

Hande Fırat: Ama 30 Ağustos mesela ilk seçilmiş Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde gerçekleşecek bir resepsiyon o yüzden merak ettim. Eski tavrınızı sürdürecek misiniz?
Gürsel Tekin: Bütün bu değerler anayasamızın hukuk kurallarımız içerisinde davranacak mı, davranmayacak mı? Hep beraber bakacağız. İnşallah bizi mahcup eder yani.

Murat Aksoy: Bütün bu çizdiğiniz tablo aslında bana çok karanlık bir Türkiye tablosu geldi. O zaman ben şu soruyu sorsam. Niye meclistesiniz? Niye mesela sineyi millete dönmüyorsunuz? Madem resepsiyona gidilmeyecek, belki parti kararı falan yok ama şuanda hani mecliste olmanızın bir şeyi nedir ki yani?
Gürsel Tekin: Murat bey tabi asıl Türkiye'de tartışılması gereken bugüne kadar hiç tartışılmıyor. Geçmiş dönemdeki iktidarlar da bu hatayı yaptı. Çok enteresan bir olgudur. Siyasetçiler koltuğa oturdu mu oturmadan önce herkesin taahhüdü şu, efendim bu darbe anayasası, bu bilmem ne, yakacağım, yıkacağım, anayasayı değiştireceğim. Ama hiç kimse siyasi partiler yasasına dokunmuyor. Öyle bir siyasi partiler yasası konulmuş ki oraya eliniz kolunuz bağlı pranga. Millet iradesini, kim millet iradesiyle seçiliyor? Türkiye'de hangi milletvekili millet iradesiyle seçilmiş. Böyle bir demokrasi olabilir mi? Önünüzde yasa var. Şimdi milletvekilleri CHP’liler çekilsin. Çekilse ne ifade edecek?

Şükrü Küçükşahin: İşte burada da AB öne çıkıyor mesela. O mücadele verilse bu seçim ve siyasi partiler kanunları da değişecekti şimdiye kadar.
Gürsel Tekin: Bu mücadeleyi bakın 2011 yılında CHP olarak ilk vermiş olduğumuz kanun teklifi siyasi partiler yasası, %10 barajı. Yalvardık gelin kardeşim, kaldı ki %10 barajından en çok mustarip olanda bu iktidardır. Hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Geçmiş dönemlerde bugün AKP'de siyaset yapanların %10 barajıyla ilgili kullanmış olduğu cümlelere bir bakın. En ağır cümleleri kullanmışlar. Efendim bu milli iradeye ihanettir demişler, bu prangadır demişler, böyle seçim olmaz demişler. Sonra oraya oturdular bunların hepsini unuttular. Siyasi partiler yasası değişmediği sürece Türkiye'de demokrasi olmaz. Siyasette demokrasi olmazsa hayatın hiçbir alanında demokrasi olmaz. Gelin önce siyasette demokrasiyi bir kural haline getirelim sonra…

Şirin Payzın: Twitlere bakarak ben ilerliyorum. Seyircilerimizin de ne merak ettiğini ve ne duymak istediğini burada gözlemleyebiliyorum. Bir kere Murat Aksoy'un sorusuna ek olarak Akif adlı seyircimiz twitterdan. Resmi gazetede yayınlanmaması meselesini de CHP böyle oturup izleyecek mi uzaktan?
Gürsel Tekin: Ne yapacak CHP? Yani anayasa mahkemesine bugün başvuru yaptık. Başka yapacak bir şeyimiz var mı? Silah mı alacağız. Yani siyasette yapılması gereken bütün hukuki zeminleri kullandık, suç işleniyor anayasa mahkemesini görev davet ettik. Büyük olasılıkla bir gün, iki gün içerisinde bu ülkenin sahipleri, bu ülkenin hukuk sistemi herhalde buna bir karar verecektir. Başka türlü CHP'nin yapması gereken ne varsa tarif etsinler yapalım.

Murat Aksoy: Hala yasal zeminlerde çözüm arıyorsunuz.

Şükrü Küçükşahin: Burada biraz galiba parti olarak yalnız kalıyorsunuz ya da siyasi partiler olarak yalnız kalıyorsunuz. Oysaki aynı konularda hukuk insanları, sivil toplum örgütleri ki Türkiye’nin çok güçlü sivil toplum örgütleri varsayıyoruz. Bunları da harekete geçirecek, bunları da teşvik edecek bir çalışmanın içinde olabilir misiniz? Çünkü sadece bir konuyu siyasi partiler gündeme getirdiğinde halk çok da inandırıcı bulmayabiliyor. Ya bunlar işte siyasi partiler arasındaki tartışma diye. Ama bugün gerçekten Sayın Başbakanın konumuyla ilgili olarak Sayın Davutoğlu’da dikkat ederseniz sözlerin Sayın Cumhurbaşkanı diye başladı ve orada da ifade açık. Yani seçilmiş Cumhurbaşkanı. Anayasada açık diyor ki seçildiği an diyor TBMM üyeliği sona erer diyor.
Gürsel Tekin: Mazbatayı aldığınız andan itibaren bitmiştir.

Şükrü Küçükşahin: Şunu söylemek istiyorum. Acaba siz sadece hani siyasi partiler olarak değil de bu toplumun kamuoyu oluşturacak diğer kurumlarını da harekete geçirme konusunda yetersiz mi kalıyor ya da ne yapılabilir? Bu konuda kafa yormak gerekir mi acaba?

Şirin Payzın: Çatı platformu kuramaz mısınız bu konuda mı demek istiyorsun? Böyle özetleyebilir miyiz?

Şükrü Küçükşahin: Toplumun diğer kesimleri sadece siyasi partiler değil de diğer kesimleri de harekete geçirecek bir mekanizma işletilemez mi, böyle bir yol bulunamaz mı?

Gürsel Tekin: Maalesef çok zor. Niçin zor? Sivil toplum örgütleri, odalar, üniversiteler. Üniversiteler hukuk fakülteleri. Yani çocuklarımızı gönderiyoruz, gidecekler bunlar hukuku öğrenecekler ve yarın hukuku öğrendikten sonra Türkiye'de hukuk sistemini işletecekler. Bir tek üniversiteden ses çıkmıyor. 12 Eylül döneminde silahlı güçler Türkiye'ye el koymuş hukuk fakülteleri ayağa kalmış. Bütün üniversite öğretim görevlileri tepki gösteriyor. Şimdi üniversite yok, sendikalar yok. Sendikaları düşünün yani nasıl bir cümle kullanacağımı bilmiyorum ama 17 Aralık, 25 Aralık gibi bir soygun, bir talan olmuş bu talandan dolayı sendikalar gazete ilanı verdiler. Dik dur soy bizi. Şimdi böyle bir sivil toplum, böyle sendikalarla nasıl kaldıracağız Allah aşkına? Onun için CHP'nin işi zor. Eleştirilerin hepsini de kabul ediyorum. Geçmiş dönemlere baktığınızda sendikalar. Bakın 80 öncesi nüfusumuz 44 milyon. 44 milyonun 8 milyonu örgütlü Şükrü bey. 3,5 milyon sendikalı işçi var. Bugünkü sendikacılar gibi değil sadece parayla meşgul değiller.

Şükrü Küçükşahin: Bugünkü rakamı da verin.
Gürsel Tekin: 500 bin. Yok o da. O da olsa ona da razıyız.

Şükrü Küçükşahin: İyimser bir rakam 1 milyon.
Gürsel Tekin: Efendim o da olsa ona da razıyız. Ne olacak sembolik olarak. Yani bu sendikalar o 600 lira, 700 lira alın teriyle para kazananın aidatıyla bu ilanı veriyorsa buna sendika denilir mi?

Murat Aksoy: Ne denir?
Gürsel Tekin: Buna sarı sendika bile denilmez. Başka bir şey denilir yani o cümleleri de çok kullanmak istemiyorum. Yine geçmiş döneme baktığımızda…

Şükrü Küçükşahin: Ama sosyal demokrat bir partinin örneğin sendikalarda yeterince taban bulamaması da bir handikap değil mi ya da burada bir eksiklik yok mu? 12 Eylül öncesi bunu başarabilmiş bir CHP neden daha sonra böyle bir zafiyet içine girmiş onu düşündünüz mü, tartıyor musunuz? Ya da bundan sonrası için mesela o konuda mesajlarınız olacak mı? İşte önünüzde kongre var.
Gürsel Tekin: 12 Eylül niye oldu? Hiçbir dönem hele Türkiye gibi yerde örgütlü toplumlardan hep korkulur. Bugün Avrupa'yı Avrupa eden örgütlü toplumdur. Şimdi 12 Eylül'ün temel sebebi örgütlü toplumu ortadan kaldırmaktı. 24 Ocak kararları çıkabilir miydi? 3,5 milyon sendikalı işçi var. Şimdi bakın her gün bir meslektaşınız gidiyor. 80 öncesi herhangi bir meslektaşınız bir siyasetçiden dolayı görevinden edilebilir miydi? Şuanda sizin mesleğinizde sendikalı var mı? Sınırlı sayıda.

Şimdi bütün bunlara baktığımızda elbette CHP olarak bizim bir özeleştiri yapmamız gerekiyor. 83'ten itibaren ne yazık ki yani 12 Eylül darbesinden sonra bütün bu manzaraları görüp yeniden bir örgütlenme yapısı oluşturabilirdik. Ne yazık ki biz sürekli iç meselelerimize girdik, birbirimizi öteledik, birbirimizi kurultaylarla, kavgayla geçirdik. Asıl bizim yapmamız gereken ve bundan sonrada CHP'nin yapması gereken en önemli sorunlardan dünyanın her yerinde sosyal demokrat partiler, sol partiler örgütlü yapılardan beslenir. Örgütlü yapı yoksa zor.

Şükrü Küçükşahin: Ben bunu ciddi bir özeleştiri olarak kabul ediyorum. İnşallah bu yolda yürürsünüz diyorum.
Gürsel Tekin: Kesinlikle bu ciddi bir zaaftır bunu da inşallah gidereceğiz.

Hande Fırat: Özeleştiri yapıyorsunuz ama bugün basında da yer aldı, aslında birkaç gündür yer alıyor. Merak edilen şu, Parti Meclisi listesine Mansur Yavaş, Sarıgül, Mehmet Bekaroğlu, Abdullatif Şener gibi isimlerin yer alacağı iddiası. Bu isimler, bu tip farklı Mansur Yavaş gerçi adaylığından beri, Sarıgül aynı şekilde ama Mehmet Bekaroğlu ve Abdullatif Şener. Böyle bir açılım yapmayı planlıyor musunuz gerçekten?
Gürsel Tekin: Tabi valla şimdi biz sabahleyin bazen kalkıyoruz gazeteleri okuyunca bir şaşkınlık içindeyiz. CHP'de yanlış haber yazmanın hiçbir bedeli yok. Yani her türlü yazabilirsiniz. Çünkü CHP’de de Sayın Genel Başkanımız bir usul getirdi. İktidar yeterince basınla, medyayla uğraşıyor CHP olarak biz dava açmayalım. Bugün Sayın Genel Başkanıma dedim ki, kusuruma bakma Sayın Genel Başkanım buramıza geldi, tahammül edilecek gibi değildir. Elbette eleştirilmeliyiz. Eleştiri, sınırsız eleştiri, her eleştiri bizi zenginleştirir. Ben bir televizyona çıktım televizyonda ben sözde demişim ki bu seçimin kazananı CHP oldu. Aman Allahım twitler mivitler ertesi gün 30 tane gazete manşetine taşıdı. Yetmedi aklıselim yani itibar ettiğimiz, köşesini okuduğumuz köşe yazarları da köşelerine taşıdı. Telefon diye bir şey var insan bir sorar. Ya da bu haber nereden söylenmiş. Bütün bunlara baktığımızda şaşkınlık içerisinde izliyoruz. Yani Sayın Genel Başkanımız Parti Meclisinde kim olacak, kim olmayacak bunları konuşmuş bile değiliz. Size samimi olarak söylüyorum buna inanmanızı istiyorum. Bir gün önce Çarşamba günü MYK'mızda kurultayın K'sini konuşmadık. Neyi konuştuk? Türkiye'nin meselelerini konuştuk. Türkiye'nin çok ciddi sorunları var. Bir kısmını burada sizlerle paylaşmak istemiyorum. Böyle güllük gülistanlık iktidara da yanlış yapılıyor. Yani iktidara yazık. Bu iktidar sadece kendisi çökmez aynı zamanda çöktüğü zaman Türkiye'yi çökertir. Türkiye'nin çökmesi CHP’nin işine gelmez. CHP olarak biz bu sorumluluk içerisinde davranıyoruz. Elbette geçmiş kurultaylarda olduğu gibi bu kurultayda da son derece demokratik bir kurultay olacak. Hiçbir arkadaşımız…. Mesela çok enteresan bir şey. Yani çok eleştiri olduğu için bunu söylemek zorundayım. Sayın Başbakan burada tanıtım yaptı. Burada birçok önemli toplantılar oldu. Aman Allahım köşe yazarlarından gazetelerinden televizyonlarda muhteşemdi, böyle güzel salon mu olurdu falandı filan. Bizde dedik hadi kardeşim bu çok güzel salonmuş bu salonda biz yapalım. Efendim buraya bin kişi sığıyormuş. Bir muhabirinizi gönderirsiniz nerede bu bin kişi Allah aşkına. 10 bin, hatta 20 bin kişinin izleyebileceği fuaye var. Şimdi bütün bu hazırlıklar yapılıyor.

Hande Fırat: Size muhalif olarak bilinen isimlerden de söyleyenler oldu.
Gürsel Tekin: Arkadaşlarımızda keşke gidip baksalardı.

Şirin Payzın: Muharrem İnce Salı günkü programımızda şöyle dedi. Bu dedi antidemokratik bir tutumdur. Apar topar böylesine bir salonda yapılıyor, başka salon mu kalmadı Ankara’da. Biz hep başka tip salonlarda yapardık şimdi böylesine bir salon seçilmiş. Bunun nedeni benim kalabalıklara konuşmamın engellenmesi. Bunun nedeni delegelerin dışarıda bırakılmaya çalışması. Bu kurultay demokratik olmayan bir kurultaydır. Nedir bu eleştirilere cevabınız?
Gürsel Tekin: Gürsel Tekin olarak 84 yılından itibaren siyasetin içindeyim ve 26 tane kurultay yaşamışım. İlk kez son derece demokratik bir kurultay yapılıyor. Bugüne kadar CHP ve SHP kurultayları imzalarla olmuştur. Sayın Genel Başkanımız hiçbir arkadaşın sadece taleplerinden dolayı ve tabanda da çok ciddi eleştiri aldık bunu da söyleyeyim. Sayın Genel Başkanımızın en çok eleştiri aldığı bu dönemde kurultay mı olur tartışması oldu. Şimdi neresi antidemokratik? Bütün bunlara baktığınızda kurultay talep edeceksiniz Sayın Genel Başkanda evet her ne kadar siz imza bulamazsanız da ben bu hakkımı kullanıyorum, şunu da diyebilirdi buyurun kardeşim imzalarınızı toplayın getirin yapalım. Hayır demedi. Bundan daha demokratik bir yöntem olabilir mi?

Murat Aksoy: Sanıyorum iki nedenden dolayı antidemokratik buluyor herhalde benim anladığım kadarıyla. Bir; tarihi hemen iki hafta içinde olması. İkincisi de bu salon nedeniyle galiba.

Şirin Payzın: Muharrem İnce'nin ifadesiyle söylüyorum. Salona gelecek olan yüzlerce, binlerce delegeye konuşmamın engellenmesi olduğunu düşünüyorum dedi kendi ifadeleriyle. Dolayısıyla bu anlamda bir engelleme içinde misiniz Muharrem İnce’nin konuşmasını?
Gürsel Tekin: Asla hiç mümkün değil. Gelen her arkadaşımız rahatlıkla yer bulacak ve kurultayını izleyecektir. Bu konuda hiç kimsenin tereddüdü olmasın.

İkincisine gelince tarihe gelince. Değerli arkadaşlar, bütün parlamento kulislerine gittiğinizde sizde gazeteci olarak görüyorsunuz, duyuyorsunuz her an bir erken seçim olabilir. Şimdi her an bir erken seçim olabilir takvimiyle CHP sürekli kurultayıyla mı meşgul olacak? Nedir bu? Yani sonuç itibariyle 1200 tane delege var hepimiz birbirimizi biliyoruz. Hepimiz. Yani bana Sayın Kılıçdaroğlu haricinde herkes delegeleri bilir. Sayın Genel Başkanımıza sorun bir delege tanımaz. Sayın Muharrem İnce tanır, ben tanırım, birçok arkadaşlarımız tanır. Neresi kısıtlanmış Allah aşkına.

Şükrü Küçükşahin: Gürsel bey aslında bu erken kurultay kararınızı ben CHP'nin yavaş olan reflekslerinin hızlanması anlamında olumlu buluyorum. Yani CHP’nin bence ana sorunlarından bir tanesi de genel olarak reflekslerinin yavaş olması. Bunu tabi 90 küsur yıllık parti olmasına bağlayanlarda var ama öyle görüyorum. Birde bu eleştiriye ben şöylede katılmıyorum. Yani AKP kurultayını 15 günden daha kısa bir sürede yaparken ki orada da sonuçta bir yarış olması gerekir. Orada da başka adayların çıkıp çıkmayacağı konusu belli olmayabilirdi. Yani o eleştirilmezken bunun eleştirilmesi gerçekten bir çifte standart gibi geliyor. Ama ben Hande’nin sorusuna şuradan devam etmek istiyorum. Bir yanlış anlaşılmamı oldu? Ben Hande'nin söylediği isimlerin bir eleştiri babında değil tam tersine Kemal Kılıçdaroğlu'nun yapmak istediği bir açılımın devamıyla ilintili olarak gördüm. Sizse onu daha çok eleştiri bazından gördünüz. O zaman ben soruyu şöyle soruyum. Sayın Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş'la bir açılım yaptı. Yani CHP'nin büyümesi amacıyla.
Gürsel Tekin: Mansur Yavaş, Sarıgül parti üyesidir bunlar tartışılmaz bu saatten sonra.

Şükrü Küçükşahin: Sonra Sayın İhsanoğlu'yla bir açılım yaptı. Anladığım bu kurultayı da böyle bir niyetle kullanabilir. Biz yanlış mı anladık? Yani bu kurultayda örneğin bu açılım politikası devam edecek mi, etmeyecek mi?
Gürsel Tekin: Şimdi siz yarın CHP üyesi olduğunuz günden itibaren her türlü hakkınızı kullanabilirsiniz. Sizin ismini zikrettiğiniz arkadaşlarınız CHP’li. En doğal haklarıdır.

Şükrü Küçükşahin: Üye olmayanlarda var.
Gürsel Tekin: Kim bu?

Şükrü Küçükşahin:
Sayın Bekaroğlu var, Sayın Abdullatif Şener var.
Gürsel Tekin: Hayır bunları ilk kez duyuyorum. Yani öbür arkadaşlarımız zaten CHP'li.

Şükrü Küçükşahin: Politikanın devamı anlamında. Ben Sayın Kılıçdaroğlu'nun Mansur Yavaş ve Sayın İhsanoğlu'yla devam eden bu politikası bu kurultayda da görülecek mi? Kurultaydaki listelerde görülecek mi?
Gürsel Tekin: Bilemiyorum. Yani Sayın Genel Başkanımız MYK'mızda ya da dar alanda bizlerle paylaşmış olduğu bir şey yoktur. Ama bu süreçte tabi ki Türkiye’nin kucaklanmaya ihtiyacı vardır. CHP bütün bu saymış olduğunuz partilerin ana partisidir. Zaman zamanda çok tartışma oluyor sağdan gelen şuradan gelen buradan gelen. Ama sonuç itibariyle hepsi bu partiden gitmiş. Yani ana gövde burası. Ana gövdeye gelmek isteyen herkesi de bu partinin çatısında görmekte istiyoruz.

Murat Aksoy: Kurultaya gidiyorsunuz ve CHP'de eskiden beri kurultaylar partisi olarak algılanır. Şimdi gerek Hande'nin, gerek Sayın Şükrü Küçükşahin'in sorusu isimler üzerinden. Partinin sağa açılması…

Şükrü Küçükşahin: Ben isimlerden çıkarmaya çalıştım.
Murat Aksoy: O anlamda değil topluma açılmak olarak. Ben önceki gün kendisiyle söyleşi yaptığımda bunu sordum sağ açılım mı o da tam tersine sağ değil, tam tersi topluma ve halka gidiyoruz dedi. Benim buradaki sorum şu; yani siz CHP'deki temel sorunu biraz önce söylediniz özeleştiri yapmamız gerekiyor. Sizce temel sorun kişiler mi, yoksa bir fikir mi? Yani mesela bu kurultayda önceliğiniz bu mu ya da hani bu ikisinden biri mi acaba? Hangisinden sizin için hem temel sorun ya da başlangıç noktası olacak? Kişiler mi, yoksa bir fikrin kendisi mi?

Gürsel Tekin: Şimdi aslında fotoğrafın bütününe baktığımızda siyasi partilerde ve ülkede demokrasi sıkıntısı olunca bunun dışında sadece bir parti kendi içinde demokrasiyi işletmeye kalktığında bu sıkıntıların olmaması mümkün değildir. Aslında bu farklılıklara baktığımızda dünyanın birçok ülkelerine gidin bu farklılıkları çok açık bir şekilde de ifade ediyorlar. Yani İngiltere'de herhangi bir siyasetçi kendi farklı düşüncesi çok tartışma konusu olmuyor. Fransa'da kendi partisinin, kendi liderinin dışında düşüncesini ifade ederken çok aykırı görülmüyor. Ama bizde ne garip bir şeyse mesela bizde basınında, medyanın da CHP'yle çok ilgili olduğu için zaman zaman farklı düşünceleri çok abarttılar arkadaşlarımız. Kaldı ki, hukuk çerçevesi içerisinde yani partinin tüzüğü, kuralları içerisinde herkes farklı düşüncelerini ifade edebilmeli. Ama mutlaka bu çerçevede kalmalı. Bu çerçevenin dışına çıktığı zaman o zaman doğal olarak kendi kurumunuza zarar veriyorsunuz. Yani nedir o zaman partinin tüzüğü, partinin kuralı, partinin anayasası. Her partinin tüzüğü kendi anayasasıdır. Bu anayasa çerçevesinde siz eğer düşüncelerinizi ifade edebilirseniz hiçbir sorun yok. Hayır ben anayasayı tanımam Başbakan gibi derseniz o zaman farklı bir şey oluyor. Yani ben 2010'dan itibaren birde yeni bir süreçtir. Sayın Genel Başkanımız olabildiğince inanın bunu bir Genel Sekreter olduğum için söylemiyorum. Mesela Sayın İnce'de bilir yerel seçim döneminde MYK'da en acımasızca eleştirileri ben yaptım. Sayın Genel Başkanımız hiçbir zaman niçin eleştiriyorsun ben ve birçok arkadaşlarımızın eleştirileri oldu. Bu mekanizmalar işleyecek. MYK, Parti Meclisi, Gurp. Eğer buralarda arkadaşlarımız kendilerini ifade edemiyorlarsa inanın yanlarında olurum. Ama burada bu mekanizmalarda kendinizi ifade ediyorsunuz hayır ben yetinmedim birde bir yandaş medyaya, bir haram medyaya bir demeç vereceğim demesi bu kabul edilebilecek bir anlayış değildir.

Hande Fırat: Kimi kastettiniz burada?
Gürsel Tekin: Bakın ilk kez CHP'nin Parti Meclisi toplantıları 15 saat sürüyor. CHP tarihinde böyle bir şey yok.

Hande Fırat: Kimi kastettiniz yani demeç veren kim?
Gürsel Tekin: Birçok arkadaşlarımız. Mesela ben geçen gün…

Hande Fırat: Peki onlar partide kendilerini ifade edecek ortam bulamıyorlar mı? Yani öyle bir durum mu var?
Gürsel Tekin: Kesinlikle olur mu hangi arkadaşımız bulamaz. Genel Başkanımıza rahatlıkla ulaşır, MYK'mızda kendisini ifade edebilir. Parti Meclisinde rahatlıkla her türlü düşüncesini söyleyebiliyor. Grup toplantılarında söylüyor. Bütün bu mekanizmalar son derece demokratik işliyor. Belki de bu fazla demokrasi herhalde bu da bir...

Şükrü Küçükşahin: Hande'nin sorusunu şöyle somutlayalım mı? Yani CHP'de bundan sonra örneğin başörtüsüyle ilgili bir düzenlemeye CHP'nin yönetimi destek kararı verdiğinde ya da yol verdiğinde CHP'den bazı milletvekilleri mecliste Basın toplantısı düzenlemeyecek mi? Veya CHP Ankara’da bir belediye başkanı adayı çıkardığında hemen o an itibariyle milletvekilleri twit atmayacak mı onun aleyhinde veya CHP bir Cumhurbaşkanı adayı çıkardığında 20 gün boyunca o adaya yönelik eleştiriler CHP milletvekilleri tarafından yapılmayacak anlamına mı geliyor?
Şirin Payzın: Soruyu biraz önce aldınız Gürsel bey tekrarlamamıza gerek var mı bilmiyorum ama yani bu herkes istediği açıklamayı yapamayacak bir durum mu olacak gibi kısaca özetleyebiliriz.

Şükrü Küçükşahin: Parti kararları alındıktan sonra.
Gürsel Tekin: Tabi şimdi biran CHP'yi bırakalım bir başka kurumun üzerine gidelim. Örneğin Hürriyet gazetesi, CNN ya da sendika herhangi bir kurumun ve kuruluşun. Bütün bu kuruluşların kendisinin bir hukuk sistemi var. Siyasi partilerinde kendi tüzükleri var ve kurulları var. Bu kurullarda herkes kendisini net bir şekilde ifade edebilmeli. Yani MYK'da düşüncesini rahatlıkla söyleyebilmeli. İlk kez bakın parlamentoda sadece grup toplayan tek siyasi parti biziz. Grup toplantılarımızda milletvekili arkadaşlarımız düşüncelerini çok açık bir şekilde ifade ediyor. Ama çok net bir şekilde hukuk sistemimizde de eğer parti bir karar haline getirmişse herkes buna uyacak.

Şükrü Küçükşahin: Grup toplayan değil de milletvekillerinin konuştuğu grup toplantıları demek istiyorsunuz.
Gürsel Tekin: Tabi. Milletvekilleri geliyor rahatlıkla düşüncelerini ifade ediyor. Parti Meclisi, siz alırsınız muhalefet şerhinizi koyarsınız. Çok açık. Parti tüzüğümüzde de net. Bu düşünceye katılmıyorum, bu düşünceden dolayı muhalefet şerhimi koyacağım. O arada kalır. Onun dışında...

Şükrü Küçükşahin: Parti Meclisinden geçmemiş kararlar sözkonusu olduğunda ne olacak? Örneğin aday gösterme süreci.
Gürsel Tekin: Bugüne kadar Parti Meclisinden geçmemiş hiçbir karar yoktur.

Hande Fırat: Ama Melda hanım mesela ilk kez duyduğunu söyledi açıklama gecesinde.
Gürsel Tekin: Sadece Sayın Cumhurbaşkanı adayımızın dışında bugüne kadar kararların tamamı bir MYK kararıdır, bir Parti Meclisi kararıdır. Bu karara bağlanmışsa bundan sonra tartışma olmaz. Ve buraya baktığımızda bakın iki siyasi partinin farkına bakın. Bir tanesi adayını açıkladıktan sonra milletvekillerinden imza topladı, bir başkası imzaları topladı kimin aday olacağı bilinmiyordu. Şimdi bu kadar birbirine farklı iki siyasi parti en stratejik, ilk kez Türkiye'de bugüne kadar denenmemiş ve denenmediği içinde Türkiye'de çok ciddi ağır bedeller ödenmiş. Aslında geriye döndüğümüzde bütün darbe dönemlerinin 28 şubat dönem dahil olmak üzere bunlara baktığımızda bir siyasal uzlaşma olmadığı için bütün bunlar olmuştur. Türkiye'de sorun bu noktaya getirmiştir ve çok sayıda siyasi partiler ilk kez bir uzlaşma kültürü, demokrasilerde olması gereken bir uzlaşma kültürünü deniyor. Bu uzlaşma kültürünü tartışmaya açtığınız zaman bunu sağlamanız mümkün değildi. Ben partinin Genel Sekreteri olarak benimde haberim yoktu. Ama partinin Genel Başkanı bugüne kadar uygulamalara baktığımızda bu uygulamaların hiçbirisi tartışılmazken böylesi stratejik farklı siyasi partilerle bir aday belirleme yöntemini kusuruma bakmasınlar yani herkeste Sayın Genel Başkanına, partinin Genel Başkanına güven duyacaktır. Yani bende zaman zaman beğenmediğim, istemediğim şeyler oluyor. Birçok arkadaşımızın da olabilir bu son derece doğal. Siz zaman zaman hürriyetin uygulamalarını beğenmeyebilirsiniz. Siz CNN'in uygulamalarını beğenmeyebilirsiniz. Çıkıp da Hürriyet almayın diyebilir misiniz böyle bir şey olabilir mi?

Hande Fırat: Sizde bir parti disiplini sorunu mu var Gürsel Bey?
Gürsel Tekin: Disiplin uygulanacaktır. Disiplin herkese uygulanacaktır.

Şükrü Küçükşahin: Bu kurultay bir mesaj mı olacak bu konuda?
Gürsel Tekin: Herkes partinin hukuk sistemine uyacak. Kısacası bu.

Hande Fırat: Uymayan ne olacak?
Gürsel Tekin: Uymayan bunun gereğini yapacak böyle bir şey olur mu? Beğenmiyorsa istifa edecek bunun başka yöntemi yok.

Hande Fırat: Bir tasfiye olmayacak dendi, Kemal Kılıçdaroğlu aynı şeyi söyledi.
Gürsel Tekin: Mümkün değil niçin olsun. Yani bizim arkadaşlarımızın ben hiçbirine haksızlık yapmak istemiyorum. Bir çok arkadaşlarımız Sayın İnce il başkanlığından gelme. Parti geleneğini bilir, partinin kültürünü bilir. Kim kimi tasfiye edecek böyle bir şey olabilir mi?

Murat Aksoy: Peki diğer ulusalcı diye kamuoyunda bilinen milletvekilleri için?
Gürsel Tekin:İşte biraz önce ifade ettim yani partinin hukuk sistemine herkes uyacak. Bunun Türkçesi bu.

Murat Aksoy: Ben biraz önceki soruyu tekrar sorayım. Hani biraz önce dediniz ya özeleştiride yapmamız gerekiyor. Bu özeleştiriyi yaparken kurultaydaki temel mesaj yeni bir fikir mi, yoksa yeni insanlar mı?
Gürsel Tekin: Murat bey, tabi bu yeni fikir anlayışı belki de bizim birazda arkadaşlarımızın katkısıyla kendimizi de ifade edemedik gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Örneğin Kürt meselesi, demokratikleşmelerle ilgili. Yani parlamentoya gittiğinizde bu konuda en çok çalışan parti CHP'dir. Ama hiç kimse bu meseleleri tabi çok irdeleyemedi. Sonuçta arkadaşlarımızın farklı düşünceleri çok bu meselelerin önüne çıkınca CHP'nin bugüne kadar yapmış olduğu çalışmalar çok net bir şekilde ifade edilemedi. Bu galiba birazda bizim eksiğimizdir. Bunu en kısa süre içerisinde tamamlayacağız. CHP çok önemli bir mesafe aldı. Bütün bunları hepimiz görmemiz lazım. Yani ilk kez bu Kürt meselesi konusunda Sayın Genel Başkanımız Başbakanın bütün o acımasızca eleştirilerini hepimiz hatırlayalım. Yani meydan okuduğu dönemde hatta BDP'nin kapanmayı gerektiğini, savcıları göreve davet ettiği dönemde Sayın Genel Başkanımız bu meseleyi ciddiye aldığı için Türkiye'nin ciddi meselesi olduğunu bildiği için Sayın Başbakanın ayağına gitti ve Sayın Başbakan ondan sonraki kendisinin ifadelerini sizde biliyorsunuz. Kredinize ihtiyacımız yok, siz kimsiniz gibi cümleler. Ama hiç kimsede dönüp Başbakana el insaf yani Türkiye'nin çok temel meselesi. Bu meseleden dolayı ana muhalefette katkı sunmak istiyor. En azından dinleyin. Dinleme gereği bile duyulmadı. Bütün bunlara baktığımızda CHP çok önemli yol almış. Ama belki biz bu aldığımız yolları herhalde anlatamadık. İşte siyasi partiler yasası, demokratikleşme, yeni basın yasası. Bütün bunlar CHP'nin çalışmalarıdır.

Şükrü Küçükşahin: Gürsel bey o zaman konuyu biraz şöyle açalım mı? Yani CHP bir devlet partisi olarak görülüyor. Oysa bugün Sayın Davutoğlu bir şey söyledi ki bende bunu kabul edenlerden birisiyim. AKP devlettir anlamında bir söz kullandı.

Murat Aksoy: AKP'ye de zeval gelmesin ki devlete de zeval gelmesin.
Gürsel Tekin: Doğru bir ifade kullanmış.

Şükrü Küçükşahin: Bu durumda CHP bu kurultayda bu geçmişteki devlet refleksleri ve de aslında şöyle söyleyeyim. Örneğin CHP'nin en fazla büyüdüğü dönem malum 12 Eylül darbesine karşı çıktığı dönem olmuştur. CHP 12 Eylül'e de karşı çıkmıştır. Ama maalesef CHP 8 Nisan'da bu refleksi gösterememiştir. Şimdi bu kurultaydan sonra CHP bu devletle ilgili refleksinde devlete bakışında acaba bir değişim, bir dönüşüm, bir yenilik yaşayabilecek mi ve bunu gösterebilecek mi bu kurultayda? Hem kadrosuyla, hem oradaki konuşmalarla, icraatla.
Gürsel Tekin: Bugüne kadar uygulamalarımıza baktığınızda ve Sayın Genel Başkanımızın da, bizimde ifade ettiğimiz demokratik devlet talebimiz ve bütün darbeler zaman zaman iktidar yetkilileri işte darbeden mustarip gibi gözükse de hiçbir darbede, bütün darbelere bakın hiçbir darbede mağduriyetleri yoktur. Bütün darbelerin mağduru başta CHP olmuştur. 12 Eylül öncesi, 12 Eylül, 28 Şubat dahil olmak üzere bütün darbeler CHP'yi büyük darbeler vurmuştur ve aynı zamanda çok ciddi şekilde de mağduriyet var. Bakın, bizim 193 tane şehidimiz var. 193 tane. Hangi siyasi partide 193 tane şehit var. Faili meçhul cinayetlerle, 12 Eylül dönemine baktığımızda. Bütün bunlara baktığımızda CHP yeni bir devlet, demokratik bir devlet. İktidarın devleti olmaz. Onun için yeni anayasa diyoruz. Bizim talep ettiğimiz anayasayla kamuoyunun anlaması açısından söylüyorum. Bizim talep ettiğimiz anayasa nedir biliyor musunuz? AKP'li işadamları kendilerini özgür ifade edecektir çatır çatır. Hangi siyasal düşüncede olursa olsun gazeteci kendisini özgürce ifade edecektir. Yani bugün gelişmiş ülkelerdeki demokratik anayasa neyse bizim talebimiz o. Ama iktidarın talep etmiş olduğu şey işte biraz önce Davutoğlu'nun ifade ettiği gibi bir AKP devleti. Bu AKP devleti uygulamasını da bu seçimde gördük. Bu seçimde kaymakamların, valilerin hiçbir tanesi izne ayrılamadı. Yaz ayıdır. Ne demek yani devlette görev yapıyorsa gidecek. Bunlar ne yaptılar? Tamamı bu iktidarın emrinde çalıştılar.

Şirin Payzın: Gürsel bey, şimdi siz yeni anayasa diyorsunuz ve bu konuda diyorsunuz işte anayasa değişikliklerini biz böyle yapacağız ama anayasa çalışmaları konusunda da hükümet sizi çok eleştiriyor. Çünkü her şeyi bloke ediyor muhalefet diyor. Şimdi bu da sizin aslında partinizin içindeki bir bölüm partililerinize, milletvekillerinize yapılan bir atıf. Çünkü anayasa çalışmaları sırasında kendilerini daha ulusalcı ya da ulusal kesiminden olarak tanıyanlar gerçekten özgürlükler, demokratik adımlar konusunda çok sert durdular. Bu anayasa ne olursa olsun çıkmayacak diye. Bu anlamda da yeni bir anayasa çalışmalarında CHP’nin daha söz sahibi olabilmesi ve ileriye gidilebilmesi için partide bir yenilenme olması gerekmiyor mu? Nasıl olacak?
Gürsel Tekin: Şirin hanım, siyasi partilerin kurumsal kimliğini kim temsil eder? Partinin Genel Başkanları temsil eder. Sayın Genel Başkanımız 60 maddeyle ilgili bu başkanlık sistemini çekin getirin size destek verelim dedi. Çekmedi. Açık söylüyoruz çeksinler bunu 60 madde değil, 90, 100, 120 madde neyse bunun tamamına destek verelim. Ama ne garip şeyse..

Hande Fırat: Anlaşılmayan bir durum var ama. Şimdi onlar hep diyorlar ki, biz bunu diğer maddelerde uzlaşma olması durumunda bundan vazgeçtiğimizi ifade ettik kaç defa diye gerçekten kamuoyu önünde de bu açıklamayı yaptılar.
Gürsel Tekin: Kim söyledi bunu?

Hande Fırat: 4 siyasi partinin seçmen açısından baktığımızda gerçekten hepiniz yeni anayasa için oturdunuz. Ben bir tek sizin partinizi eleştirmiyorum dördüne birden söylüyorum. İşte o anlaşılamayan, uzlaşılamayan maddeler ve onun üstüne çıkılamayan. Yani burada hepinizin biraz özeleştiri yapması gerekmiyor mu? Evet yeni anayasa dediniz, pek çok görüş gönderildi, herkes destekledi ama sonuçta o bölümü geri çekeceklerini ifade etmelerine rağmen zaten diğer başka önemli maddelerde uzlaşma sağlanamadı.
Gürsel Tekin: Hande hanım dünyayı yeniden keşfedecek değiliz. Bugün uygulanan en demokratik bir şekilde uygulanan anayasalar var. Alalım o anayasayı uygulayalım AB’nin bir parçası olmayacak mıyız? Biz ne diyoruz. Biz batının AB'nin bir parçası olacağız. Mademki bir parçası olacağız AB'de bugün uygulanan en demokratik, en özgürlükçü anayasa neyse bunu hayata geçirelim. Siyasi partiler yasasını değiştiremiyoruz. En basiti bakın. Siyasi partiler yasası. Yani siyasete pranga olmuş, demokrasiye pranga olmuş bir yasayı değiştiremiyoruz siz AKP'lilerin söylediklerini bir referans kabul ediyorsunuz. En basit iş. Gelin buradan başlayalım. CHP olarak ben söz veriyorum yarından itibaren siyasi partiler yasasından başlayalım.

Şirin Payzın: Hükümete mi bir çağrıda bulunuyorsunuz?
Gürsel Tekin: Evet.

Şirin Payzın: Yeni Başbakan olacak olması ihtimali olan Sayın Davutoğlu'na…
Gürsel Tekin: Büyük olasılıkla demokrasi adına, özgürlük adına, siyasetin mekanizmalarının işlemesi açısından olması gereken, yapılması gereken ilk iş. Siyasette demokrasiyi işletemezseniz Türkiye'nin hiçbir kurumunda demokrasiyi işletemezsiniz. Buradan başlayalım. Siyasi partiler yasasını değiştirelim. %10 barajı en çok mustarip olduğunuz %10 barajından başlayalım. Parça parça gidelim. CHP olarak biz siz her ne kadar bu kulislerde Başbakan konuşulmasın diye bir hafta tatil ettiyseniz büyük olasılıkla önümüzdeki hafta açık olacak. Açılır açılmaz ilk işimiz bu iki madde olsun.

Şirin Payzın: Bunu Sayın Davutoğlu'na bir çağrı olarak ya da…
Gürsel Tekin: Hadi o da kendi rüştünü… Davutoğlu mudur, Ahmetoğlu mu neyse kim seçilecekse. Onlarda hiç olmazsa bir adım öne gelsinler helal olsun bizde diyelim ki yeni bir hükümet. Bak kardeşim demokrasiye önem veriyor, özgürlüklere önem veriyor diyelim yani bir test edelim.

Şirin Payzın: Bu çağrı Sayın Davutoğlu'na yapılmış önemli bir çağrı CHP'den. Ama sizin komisyonlarınızda CHP'liler temel demokratik haklar ne olmalıdır konusunda birbirleriyle anlaşamadılar. Şimdi hükümetle önemli çağrıyı verirken dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu aranızdaki anlaşmazlık meselesini nasıl gidereceksiniz? Giderebilecek misiniz?
Gürsel Tekin: O bizim sorunumuz. Bütün bu içimizdeki bu soruna rağmen 60 maddeye imza atmadık mı biz? Şuanda 60 maddenin altında imzamız var. Arkadaşlarımız farklı düşünebilir, itiraz edebilir ama bizim CHP olarak kurumsal olarak 60 maddeyle ilgili imzamız var. Bunu diyoruz ki kardeşim çekin bu başkanlık sistemini çıkın ilan edin evet bir daha getirmeyeceğiz diyorsanız 60 maddeyi geçirelim. Ama mutlak ve mutlak 60 maddeye bu iki maddeyi eklemek koşuluyla. Eğer siyaseti prangalı hale getirirseniz 60 madde değil 360 madde de geçirirseniz demokrasi, özgürlük olmaz. Demokrasi, özgürlüğün yolu siyasetin özgürleşmesiyle olur. Bu konuda yapılması gereken ne varsa elbette biz bu konuda gereken desteği veririz.

Murat Aksoy: Biraz önce bu İhsanoğlu'nun adaylığıyla ilgili kendinizce önemli bir referans verdiniz ve dediniz ki büyük bir siyasi uzlaşma sağladık. İşte iki parti çıktı, sonra bu sayı 14'e çıktı. Birinci hani sonuç bu partilerin toplamı kadar olmadı. Fakat ben onunla ilgili değil de şunu sormak istiyorum. Özellikle bu biraz önce bahsettiğiniz ve önemsediğiniz demokratikleşme, devletin demokratikleşmesi konusunda Sayın Selahattin Demirtaş'ın bu Cumhurbaşkanlığı sürecindeki ifadeleri ve aldığı oy oranına baktığınız zaman toplumda böyle bir söylemin bir karşılığının olduğunu en azından ben düşünüyorum. Bu biraz önce Kürt meselesinde de referans verdiniz önemli yasa değişikliklerini götürdünüz ama bunlar AKP tarafından reddedildiğini ifade ettiniz.
Gürsel Tekin: Tabi 19 maddemiz hala bekliyor orada.

Murat Aksoy: Peki bu yeni süreçte yani kurultaydan sonra HDP'yle bir ilişki hem bu Kürt meselesinin şey yapılması için. Çünkü hani biraz önce dediniz ya bir koalisyon, demokrasi koalisyonu kurmak açısından. HDP'yle böyle bir ilişki kurmayı bu yeni dönemde düşünür müsünüz?
Gürsel Tekin: Murat bey bugünden yarını tarif etmek kadar yanlış bir şey olmaz.

Murat Aksoy: Ama siyasette yarını kurmak üzerine...
Gürsel Tekin: Siyasal iklim neyi gerektirir bilmeyiz ama CHP olarak bizim Kürt meselesi, demokratikleşme meselesi, Alevi meselesi. Bizim bunlar vazgeçilmez meselelerimizi sonuna kadar savunacağız. Bu konuda mesela benim şimdi herkes HDP'yi diyor. Bu süreç konusunda yani bugün anayasanın ihlali konusunda HDP'den niye ses çıkmıyor? Böyle bir şey olur mu?

Hande Fırat: Niye çıkmıyor?
Gürsel Tekin: Bilemiyorum yani sormanız lazım. Yani bütün bu hukuk ihlalleri karşısında suskun kalmak çok doğru bir siyaset anlayışı değildir.

Hande Fırat: Siz bunu çözüm süreciyle mi ilintilendiriyorsunuz?
Gürsel Tekin: Nedir bu çözüm süresiyle ne ilgisi var. Yani mesela her işi şimdi Sayın Başbakanın dediğini yapacağız diye böyle bir çözüm süreci mi olur? Hukuku yok sayacağım, anayasayı yok sayacağım, demokrasiyi ortadan kaldıracağım, siyaseti işletmeyeceğim. Bunun adı neymiş çözüm süreci. Bununla hiç ilgisi yok. Böyle bir şey olabilir mi? Bu konuda da mutlaka HDP'nin bu süreçle ilgili bugüne kadar en azından ben bu son dönemlerdeki şeyle ilgili net bir eleştiri duyamadım.

Şirin Payzın: Anayasa konusunda Davutoğlu'na bir çağrıda bulundunuz. Çözüm süresiyle ilgilide bir çağrıda bulunur musunuz? Mesela CHP bu konuda aktif bir şekilde önümüzdeki dönemde bu kurultaydan sonra yer almak isteyecek midir? Yeni bir konseptle, yeni bir yaklaşımla daha aktif olarak dahil olarak sürece böyle bir çağrınız olur mu?
Gürsel Tekin: Şirin hanım biraz önce ifade ettim CHP'nin Genel Başkanı kendisine vazife edindi Türkiye'nin önemli bir meselesi olduğu için Başbakanın ayağına gitti. Hangi Başbakanın ayağına gitti? 4+4+4 gibi ucube bir yasanın geçtiği dönemde bunu görüşelim, seninle ne görüşeceğim sizinle görüşecek hiçbir şeyim yok demesine rağmen Sayın Genel Başkanımız gitti. Şimdi bütün bu şeyleri... Siz ne diyorsunuz? Bizim gazetecilerin böyle bir alışkanlığı var. Hz. Tayyip ne diyorsa takılın gidin. Birde o bize takılsın. Bizi dinlesin. Yani müzakere edilir.

Bakın biz farklı bir siyasi partiyiz. CHP gelir, AKP'de gelsin, CHP'de gelsin sadece Kürt meselesi değil, Kürt meselesi, Alevi meselesi, demokrasi, sendikalaşma bütün bu meselelerle ilgili müzakere edelim eğer CHP bazı yerlerde hayır kardeşim sizleri tatmin etmeyecek cümleler kullanmıyorsa o zaman eleştirin. Ama orası kapalı devre. Şuanda bu çözüm sürecini AKP'liler bilmiyor bırakın CHP’lileri. Sorun AKP'lilere biliyorsa ben itiraz etmeyeceğim.

Murat Aksoy: HDP'liler biliyor mu sizce?
Gürsel Tekin: Maalesef bilmiyor.

Hande Fırat: Görüşüyorlar sonuçta.
Gürsel Tekin: Kapalı devre. Bakın, elbette mutlaka belli süreçler dünyanın birçok ülkelerinde baktığımızda bu süreçler zaman zaman kapalı devre gitmiştir. Ama bugüne kadar bütün süreçlere baktığımızda kapalı devre gitmiştir. Zaman zaman meydan okumalara dönüşmüştür. Zaman zaman bu mesele iç politika meselesi haline dönüşülmez. İç politika malzemesi haline dönüşüyor. Bütün bunlara baktığımızda bunlar tehlikeli şeylerdir. İnşallah bu iç politika malzemesi haline getirilmez.

Hande Fırat: Şimdi hani iktidar partisinin tavrını eleştiriyorsunuz ya daha çok da tabi Recep Tayyip Erdoğan'ı.
Gürsel Tekin: İktidar o yani kimi eleştireceğiz?

Hande Fırat: Ondan dolayı söylemiyorum yani muhalefete ilişkin işte beraber oturabilirdik, konuşabilirdik ama görüşmediler ve benzeri gibi. Şimdi yeni bir isim geliyor. Seçilecek Ahmet Davutoğlu'da olabilir bir başkası da olabilir ama partinin başına yeni bir isim geliyor. Görevlendirilirse o yeni bir hükümet kuracak. Acaba ilişkileri sıfırlar mısınız?
Gürsel Tekin: Çok güzel bir soru. Yeni gelecek Başbakan 60 maddeyi biraz öncede saymış olduğum 2 maddeyi de ekler ve dış politika konusunda evet kardeşim bugüne kadar biz hata yaptık CHP'yi hiç dinlemedik en azından bundan sonra bu dış politika konusunda ana muhalefet olarak sizin de düşüncelerinizi almak istiyoruz derse elbette biz buna açığız.

Hande Fırat: Bu şartla?
Gürsel Tekin: Hayır kardeşim. Ben bütün bu yanlış politikalarıma devam edeceğim CHP olarak sizde bunlara takılıverin. Biz asla bir yere takılmayız. Biz hiçbir yanlış vagona takılmayız. Takılmamızı da hiç kimse beklemesin. Demokrasi, özgürlük, insan hakları, Türkiye'nin milli menfaati konusunda elbette tereddütsüz olarak her türlü desteği veririz. Ama bir tanesi sizi tatmin etmemiş. Bizi nasıl tatmin edecek? Yani bu kadar sorun yaratmış bir dışişleri bakanı bize ne anlatacak? Mesela Almanya'yla ilgili ne anlatacak bize?

Murat Aksoy: Ne var Almanya’da?
Gürsel Tekin: Hiçbir şey yok mu? Almanya Başbakanını kim dinledi?

Şirin Payzın: Amerika.
Gürsel Tekin: Ne yaptı Almanya? Meydan okudu. Bu bir savaş sebebidir unutmayın. Yani bir ülkenin Dışişleri Bakanı Türkiye'dir ihtiyaç duymuşuz dinliyoruz demesini kabul etmemiz, içimize sindirmemiz mümkün değil.

Hande Fırat: Kabul edilmiş ve içine sindirilmiş bir durum mu var?
Gürsel Tekin: Evet.

Şükrü Küçükşahin: Nasıl yani?
Gürsel Tekin: Sindirilmemiş mi?

Şükrü Küçükşahin: Mesela Sayın Davutoğlu Alman Dışişleri Bakanına telefon açtı ağır eleştirilerde bulundu…

Hande Fırat: Eleştirilerde bulundular birde kendi bakanını da Alman mevkidaşının da açıklaması var Davutoğlu çok kızgındı diye. Bugün haberlerde de yer aldı.
Gürsel Tekin: Ne dediler? Sonuç? Almanya çatır çatır Amerika'ya dedi ki siz özür dileyeceksiniz. Amerika çıktı Almanya'dan özür diledi. Aynı Almanya'nın Türkiye'den özür dilemesi gerekiyor. Dış politikaya baktığınızda diplomatik yöntem budur. Efendim o onunla konuştu da şöyle oldu da, böyle oldu da. Bu böyle geçiştirilecek bir iş değildir. Bunun arka planında ne var merak ediyoruz. Yani Türkiye'nin, Sayın Başbakanın bir Alman televizyonunun demecine tahammül edemezken bir Başbakanın bir başka ülke tarafından dinlenmesini nasıl tahammül edebiliriz. Ben bir yurttaş olarak, bir ana muhalefet milletvekili olarak bunu içime sindiremiyorum. Türkiye'nin bu konuda yapması gereken işler var. Ama ne yazık ki, diplomatik yollar bile denenememiştir. Gerekçesinin ne olduğunu da doğrusu hepimiz merak ediyoruz. Önümüzdeki günlerde herhalde…

Murat Aksoy: Ama şöyle bir şey. Bununla ilgili belki şunu da söyleyeyim. Birincisi daha önceden bir milletvekiliniz bir Genel Başkan Yardımcısına Amerikan ajanı demişti Sayın Sezgin Tanrıkulu için bir milletvekiliniz Dilek Akagün Yılmaz. Sizin içinde iki gündür Alman ajanı ve odalarınızda bildiğim kadarıyla Genel Merkezde karşı karşıya bir tarafta Alman ajanı, bir tarafta Amerikan ajanı. Nedir durum yani? Bunun ilgili dava açtınız ama yani bu da aslında ciddi bir suçlama böyle gülüyoruz belki ama.
Gürsel Tekin: Bir haram medyanın oluşturmuş olduğu bir bülteni ağzıma bile almak istemiyorum. Ben o yasal yollardan bunun hesabını soracağım. Elbette Türkiye’de hukuk işliyorsa. Gürsel Tekin olarak soruyorsanız biz cam gibiyiz. Buradan baktığınızda öbür tarafı görebilirsiniz. Bırakın Almanya'yı, Avrupa'yı hiç kimseyle ilişkimizin olması sözkonusu olmaz. Buna kargalar güler. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Ama bunu onlar ne yazarsa yazsın biz bu dinlemenin çok ciddi olduğunu, bunun üstüne sonuna kadar da gideceğimizi ifade etmek istiyoruz. En azından bu konuda iktidarın rahatsızlığını ifade etmesi gerekiyor. Bir Dışişleri Bakanı Türkiye'dir dinlenebilir demesi hazmedilecek bir iş değildir. Bilmiyorum sizler hazmediyor musunuz? Bu ne demektir biliyor musunuz? Size ciddiye almıyorum, zaaflarınız var.

Murat Aksoy: Sessizliği ona mı bağlıyorsunuz?
Gürsel Tekin: Kesinlikle ona bağlıyorum başka ne olabilir? Siz bir televizyonun haberine tahammül edemediniz. Bir televizyonun haberine tahammül edemeyen bir insan kendisinin dinlendiğine nasıl tahammül edebilir böyle bir şey olabilir mi? Bir ülkenin Başbakanı dinleniyorsa bir ülkenin devlet politikası da dinleniyor. Hepimiz dinleniyoruz sayarız bunu.

Şirin Payzın: Şimdi Gürsel bey ben konuyu tekrardan hep konu dönüp dolaşıp AKP’ye, AKP’nin icraatlarına, yine Başbakana geçiyor ama sizi seyreden gerek muhalif kanada destek vermeye hazırlanan, gerekse Sayın Kılıçdaroğlu’na kulağını kabartan seçmenleriniz, seyircileriniz var. Dolayısıyla tekrar buraya dönmek istiyorum ve şöyle bir şey atıyorum sizler belki bunun farklı boyutlarıyla dile getirebilirsiniz. Ama mesela özellikle genç olduğunu anladığım pek çok seyirciniz ya da seçmeniniz şuanda soruyorlar biz hala Gürsel Tekin'in anlattıklarından gerek güneydoğudan ve doğudan nasıl oy almayı düşündüklerini, bu yöndeki politikalarının neler olacağını, Kürt gençlerine neler vaat edeceklerini hala anlayabilmiş ve duyabilmiş değiliz. Tam olarak somut ne söylüyorlar biz anlamadık diyorlar. Ne söylüyorsunuz somut olarak? Geçen gün Muharrem bey de kendi açısından açıkladı. Siz bilmiyorum Sayın Kılıçdaroğlu'nu mu destekliyorsunuz? Belki tam olarak tavrınızı koyabilirsiniz burada da açıklayabilirsiniz ama eğer öyleyse yeni dönemde sizde olacaksanız parti yönetiminde Kılıçdaroğlu kazanırsa eğer. Diğer taraf kazanırsa ne yapacaksınız onu da sormuş olalım ama ne vaat ediyorsunuz sizi dinleyen CHP'lilere? Ya da sizden oyunu HDP'ye kaydıranlara?
Gürsel Tekin: Kim kazanırsa kazansın CHP kazanmış olacak hiç o konuda kimsenin tereddüdü olmasın. Elbette ben şu anda Sayın Kılıçdaroğlu'nun Genel Sekreteriyim. Burada oyumu çok merak ediyorsanız kurultay günü geldiğinizde görürsünüz.

Türkiye'de özellikle üniversite gençleriyle ilgili, üniversitelerle ilgili. Yine taşeronlaşma, köleleşme kıskacı arasında olan milyonlarca gençle ilgili. Atanamamış öğretmenlerle ilgili. Bütün bunlara baktığınızda 4 yıldır tek başına mücadele eden tek siyasi parti biziz. Genç kardeşlerimiz belki bunların birçoğunu görememiş olabilir. Elbette bizim bugün parlamentoda bu meselelerle ilgili vermiş olduğumuz kanun teklifleri, soru önergeleri. Bütün bunlara baktığımızda gençlik konusunda, çalışanlar konusunda, kadın konusunda en hassasiyet içerisinde ciddi politika yapan tek partiyiz. Bizim rakibimiz HDP değil. Yani HDP'yle ilgili ne yapar ne yapmaz şey değiliz.

İkincisi güneydoğuya gelince bir tarlayı ekerken bile belli bir süre bekliyorsunuz. Uzun süre geçmiş dönemde gerek bizden kaynaklı, gerekse ayrılan arkadaşlarımızdan kaynaklı 90'lı yıllarda bu ayrışmanın yaratmış olduğu atmosfer önemli bir sorun haline dönüştü. Yani 90'lı yıllarda işte parti içerisinde ihraç edilen arkadaşlarımız yeni bir parti kurunca yeni parti kuranlar aynı zamanda geçmiş dönemde CHP'nin tabanına hakim olan insanlardı. Mesela Sayın Ahmet Türk ve birçok arkadaşlarımız geçmiş dönemlerde CHP'de milletvekili, il başkanı, Hasip Kaplan bizim il başkanımızdı yani 90'lı yıllarda.

Murat Aksoy: Fehmi Işıklar.
Gürsel Tekin: Sayabileceğimiz çok arkadaşlarımız. O dönem o yanlış politikalar yanlıştı, doğruydu belli bir sorun haline dönüştü. Ama şuna inanmanızı istiyorum gerek güneydoğu, doğu coğrafyasında, sadece Kürtleri böyle bir güneydoğu coğrafyasına sıkıştırmakta çok yanlıştır. Aslında Kürt seçmenlerin önemli kısmı batıdadır. Yani İstanbul'dadır, İzmir'dedir, Adana'dadır, Antep'tedir, Aydın'dadır ve bu bölgelere baktığımızda biz buradaki Kürt seçmenlerin çok ciddi oylarını alıyoruz. İzmir'e, Aydın'a gittiğinizde göreceksiniz. Önümüzdeki süreçte güneydoğuda, doğuda da bu kapılar açılacaktır.

Şükrü Küçükşahin: Gençler konusunda bir algı sorunu mu var? Yani şöyle söyleyeyim örneğin işte gezi protestoları bir gençlik hareketi aslında ve itiraf etmek gerekir ki CHP milletvekilleri de her aşamalarında o gençlerin yanında yer aldı ama Sırrı Süreyya Önder'in bir hareketi, daha sonra HDP'nin aksi yöndeki örneğin işte bu bir darbe girişimidir şeklindeki olumsuz açıklamalarına rağmen. Sonra bir bakıyorsunuz işte Berkin Elvan’ın annesiyle babası Sayın Demirtaş’ın toplantısına geliyor ve yeniden o gençliğin sanki ilgisini çekmiş gibi bir algı yaratılıyor. Yani burada CHP açısından bir algı sorunu yok mu? Bu neden doğruyor ya da şöyle söyleyelim acaba bir tavır mı bekleniyor ve bu tavır CHP'liler aslında bireysel olarak bütün o alanda oldukları halde bir bütünlük anlamında, parti bütünlüğü anlamında net bir tavır koyamadıkları için mi acaba böyle algılar doğuyor? Hiç bunu tartıyor musunuz, konuşuyor musunuz?
Gürsel Tekin: Elbette tabi bunu biz kendi içimizde de çok tartıştık, çok konuştuk. Gezi sürecinde 35 tane milletvekili arkadaşımızın mağduriyeti var. 3 kez hastaneye ben gittim.

Şükrü Küçükşahin: Kolu kırılan, bacağı kırılan oldu galiba değil mi?
Gürsel Tekin: Onun ötesinde gezi parkında kaç tane şehidimiz var? 9 tane. Kim bunlar? İnanılır gibi değil böyle bir herkes gezi destanıyla meşgul. Gezinin mağdurları CHP'lidir. 9 tane kardeşimize baktığımızda 9 tanenin 7 tanesi CHP'li ailelerin çocukları. Bir tanesi CHP'nin gençlik kolu yöneticisi. Bu nasıl bir şeydir? Yani inanılır gibi değil. Gözü çıkan kardeşlerimize bakıyoruz bu gezi parkı aynı zamanda CHP'nin ailelerinin bir parçasıdır. Ama CHP şunu yapmadı. Sayın Genel Başkanımız özellikle birebir bende konuştum şunu söyledi. Gezi parkı son derece gerçekten bir hak arama eylemidir. Türkiye'de ilk kez toplumun her kesiminde farklı siyasal düşüncelerde olmasına rağmen bir duruş sergiliyor. Demokrasi açısından, Türkiye'nin dış politika açısından önemli bir görüntüydü. Yani herkes Türkiye'yi Arabistan gibi görürken şaşırdı a Taksim meydanında insanlar işte batıda olduğu gibi gençleriyle, kadınıyla herkes bir arada olduğunu orada gördü. Aslında bunun piarı bile yapılamadı. Her yıl biliyorsunuz Türkiye'nin tanıtımı için milyon dolarlar harcanıyor. Milyon dolarla harcasanız bu kadar reklamınız olmaz. İlk kez Türkiye'yi buradan gördüler.

Murat Aksoy: Gençlikle bu diyalog niye kurulamıyor?
Gürsel Tekin: CHP sayısal olarak en çok milletvekiliyle oradaydı. 50-60 tane milletvekili arkadaşımız. Sayın Genel Başkanımızın şöyle bir hassasiyeti oldu; bunu siyasallaştırmayın. Bu ciddi bir olaydır. Bu bir hak arama eylemidir. Bunu bir CHP'leştirme şeyine gitmeyin. Biz bu nezaket içerisinde orada bütün ağır baskılar altında olmamıza rağmen hiçbirimiz öne çıkmadık. Ancak benim gibi birkaç milletvekili arkadaşımız kamuoyunda tanındığı için gazetelere yansıdı. Tanınmayan birçok milletvekillerimiz kiminin ayağı kırıldı, kiminin kolu kırıldı.

Murat Aksoy: Gezinin dışına çıkarak ben soruyorum. Gençlik temelli soruyorum. Yani böyle bir algı acaba mesela gençlik konusunda yeterince vurgu yapmamak ya da tavırlı olmamak gibi.
Gürsel Tekin: Yeterince vurgu yapmamak değil. Yeterince vurgu yapıldı. Belki yeterince kendimizi ifade edemedik. Bu büyük bir eksiklik. İkincisi 2014 seçimlerine baktığımızda ilk kez en çok gençler CHP'ye oy vermiş. Bütün veriler ortada. Bu önemli bir şeydir. Bu ciddi bir adım. Önümüzdeki süreçte gençlikle ilgili, gençlerle ilgili özellikle Sayın Genel Başkanımız hazır sordunuz çok da iyi oldu. CHP'de çok tartışma konusu olan, işte üye olamıyorum, partiye üyelik zordur ve ilk kez Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla sadece ilçelerde, illerde, genel merkezde değil aynı zamanda interneten rahatlıkla CHP'ye üyelik oluyor. Geçen gün 500 tane arkadaşımızın yeni üye olan internetten üye olan genç kardeşlerimizin kimliklerini gönderdik. Burada da görüldüğü gibi bir tane örnek olsun diye getirdim. Bir kardeşimiz internetten üye olmuş. Sayın Genel Başkanımızın hem mektubu aynı zamanda rozet ve bundan sonrada CHP'nin gençlikle ilgili, kadınla ilgili ve projelerle ilgili üye olan bütün arkadaşlarımıza bunları paket halinde göndereceğiz. Kurultayla ilgili de bir mesaj olacak. Ama en azından rahatlıkla hiçbir siyasi partide olmayan bir yöntemdir. İnternetten rahatlıkla evet, bende siyaset yapmak istiyorum, CHP'li olmak istiyorum diyen bütün gençler CHP sayfasına girdiğinde kendisi de üye olabilecek ve kartı da gelecektir.

Şirin Payzın: Sayın Deniz Baykal ve ekibi olarak bilinen isimler Muharrem İnce'ye daha yakın duruyorlar ama sizin bir temasınız var mı?
Gürsel Tekin: Hayır. Hiçbir temasımız olmadı. Elbette önümüzdeki günlerde…

Şirin Payzın: Kemal Beyin var mı aynı zamanda tabi?
Gürsel Tekin: Hiç bilmiyorum. Yani mutlaka olur. Tabi ki eski genel başkanımızdır. Bir teması oldu mu olmadı mı olacak mı onu bilmiyorum. Daha somut bir şey yok.

Yorum yapmıyorum. Benim eski genel başkanımdır.

Murat Aksoy: Bu kendinizi ifade edememe halinizi aşmak için bir çalışmanız var mı?
Gürsel Tekin: Var. Onu hemen söyleyeyim. Birincisi; tabi ki iyi bir ürün yapabilirsiniz. İyi ürünü pazarlamıyorsanız bu büyük bir eksikliktir. Bir pazarlama konusunda yeni bir yapılanma ve özellikle burada çıkacak her ürünün 81 il ve 900 ilçede aynı sesi çıkarabilecek bir mekanizma oluşturuyoruz. Önümüzdeki günlerde yani o yeni CHP dediğimiz, herkesin çok merak ettiği yeni CHP aynı zamanda kendi iç mekanizmasında bu sorunları çözmüş, politikalarını net anlatabilecek. Çok üzüldüğüm bazı şeyler var. Yani bize de çok soruluyor zaman zamanda. Bizim kendi örgütümüzde de soruluyor. Anlaşılan o ki, biz bu projelerimizi çok net bir şekilde kendi örgütümüze bile anlatamamışız.

Mesela bizim 2011 yılında 50 yıllık yani Sayın Genel Başkanımız aynı zamanda bir hesap adamıdır. Sayın Genel Başkanımız bunu daha çok sağcılar ifade ediyor. Yani AKP'li bir milletvekili aynı zamanda uzun süre devletin önemli mekanizmalarında görev yapmış bir milletvekilinin bana söylemiş olduğu çok önemli bir şey var onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ben cumhurbaşkanlığı teftiş kurulu başkanıydım dedi. Sayın genel Başkanımızla ilgili çok ciddi şikayetler var. Rahmetli Özal'da bana ya bir incele ne oluyor, nedir burada bu kadar şikayetler var dedi. Sayın Kılıçdaroğlu'nu çağırdım. Sayın Kılıçdaroğlu çantayla geldi. Sayın Kılıçdaroğlu niye çantayla geldiniz dedim. Çünkü 7.kezdir çağrılıyorum da onun için çantayla geldim. Hazırlıklı gelmişim. 20 tane hesap uzmanı bu meseleleri bilen insanlarla inceleme yaptırdım sıfır noktada. Rahmetli Özal'a gittim. Dedim ki, ben bürokratik yaşamımda ilk kez bu kadar düzenli ve meseleleri bilen bir şeyle karşılaştım. Rahmetli Özal, son derece sahip çıktı ve en önemli şeyi bütçe hazırlanırken bütün bütçe hazırları yapıldıktan sonra Sayın Özal bunu Sayın Kılıçdaroğl'na da bir inceletin dedi.

Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu parayı bilen, hesabı bilen bir insandır. Aynı zamanda bütün hesap uzmanları kendi meslektaşları çok iyi bilir. Bu meselelerde Türkiye'de bir numaradır. Bizim önümüzdeki süreçte bu kongrede vurgu yapacağımız en önemli şey ekonomidir. Türkiye'nin ekonomik sorunu. Tam da bunun uzmanı Sayın Kılıçdaroğlu. Biz kendi liderimizi en büyük değerimizi bile pazarlayamamışsak başta Gürsel Tekin olarak kendimi eksik olarak hissediyorum.

Murat Aksoy: CHP açısından yapılan en büyük eleştiri ekonomik istikrarla ilgili tereddüt doğurabileceği noktasında. Kamuoyundaki ya da ekonomi çevrelerindeki en önemli sorun kazara bir iktidarda bir kriz çıkarsa muhalefetin özellikle ekonomiyi yönetme becerisinin olup olmadığı noktasında. Bunu sadece Kılıçdaroğlu'nun şahsında mı gidereceksiniz?
Gürsel Tekin: Bir algı sorunu var. Katılmadığım bir şey var. Özellikle bu kriz dönemlerinde krizi kim aştı? Sayın kemal Derviş bugün CHP üyesi. Sayın Faik Öztrak bugün CHP'nin Genel Başkan Yardımcısı. CHP'den ekonomi konusunda size 40 tane Ali Babacan sayabilirim.

Şirin Payzın: Kemal Derviş'i çağırır mısınız tekrar?
Gürsel Tekin: Parti üyesi. Bilmiyorum. İhtiyaç duyulur mu duyulmaz mı? Sayın Derviş'le Sayın Genel Başkanımız rahatlıkla her zaman görüşüyor. Fikirlerini alıyor. Çok birbirine uzak değil. Yani bu sürekli gazetelerin önünde görüşmeler yapılacak durumda değil. Ekonomi konusunda, gelecekle ilgili konularla ilgili çok ciddi kendimize dert edinmiş vaziyetteyiz. Geçen hafta Sayın Genel Başkanımızla biz İstanbul'da bir toplantıya katıldık. Bu toplantıda sadece Türkiye'nin ekonomisini bilen değil aynı zamanda Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu çok değerli, çok kıymetli bu toprakların yetiştirmiş olduğu önemli kardeşlerimiz bugün dünyanın önemli finans kuruluşlarında görev yapan insanlarla Sayın Genel Başkanımız 3,5 saat ekonomiyi konuştu. Yani belki de CHP elbette demokrasi, özgürlük, insan hakları sadece buraya oturttular. Sanki CHP ekonomiyle falan hiç ilgilenmiyormuş gibi.

Murat Aksoy: 40 arkadaşımız var dediniz. Bu 40 arkadaşınız Türkiye’de hemen hemen her gün çok önemli ekonomik sorunlar oluyor. Acaba sadece medyanın size kapalı olmasından dolayı mı bu arkadaşlarınız çıkıp ekranlarda ekonomik durumla ilgili tahlil yapamıyorlar. Yok burada başka bir sorun mu var acaba?
Gürsel Tekin: Şimdi nasıl test edersiniz ekonomi bilgisini? Örneğin 2012 ya da 2010-2011 yılında CHP'nin ekonomiyle ilgilenen ekonomi uzmanlarının söylemiş olduklarına bakarsınız bugünkü uygulamalara bakarsınız doğru mu tahlil etmiş, doğru mu bilmiş yanlış mı bilmiş. Bunların hiçbirisi analiz edilmiyor. Ekonomi sayfalarına da baktığınızda bunlar mümkün değil. Başka türlü kendinizi ifade edemiyorsunuz. Yani nereden ifade edeceksiniz? Televizyonlarda ifade edeceksiniz. Ya da gideceksiniz şehirde, örgüt toplantılarında kendinizi ifade edeceksiniz. Ekonomi konusunda Türkiye'nin çok kıymetli, çok değerli insanları var CHP'de ve  çok önemli isimler de dahil oldu. Bugün dünyanın önemli kuruluşlarını idare edecek Ortadoğu'da, Avrupa'da, Amerika'da çok ciddi görevler yapmış insanlar Sayın Genel Başkanımıza danışmanlık yapıyor.

Ama bunların isimlerini zikretmemiz biraz zorlaşıyor. Şundan dolayı zorlaşıyor; çünkü bir kısım arkadaşlarımız buradaki çeşitli holdinglerin yönetim kurulu üyeleri. Bir kısım holdinglerin çalışanı. Ondan sonra holdinglere zarar vermesin diye garibim isimlerini zikredemiyorlar. Yoksa o isimleri bugün burada söylediğimde vay diyeceksiniz.

Şirin Payzın: Yaklaşan bir genel seçim var. Bir taraftan da şöyle bir iddia var, yerel seçim, cumhurbaşkanlığı ve genel seçim CHP-MHP arasındaki bu ilişki sürdürme ya da beraber hareket etme durumu bu genel seçime yansıyacak mı? Koalisyonların bu açıdan Türkiye'ye fayda getireceğine inanıyor musunuz?
Gürsel Tekin: Bir koalisyon öcüsü yaratıldı Türkiye’de. Şimdi 12 yıldır tek başına olan bir iktidar var. İstikrar var mı? İstikrar deyince aklınıza hep para mı geliyor? Bu Türkiye'de demokrasi, insan hakları, olup bitenler, dış politika bütün bunları biz yok mu sayacağız. Yani bugün 12 yıllık süreci bir istikrar kabul ediyorsanız ben bunu gerçekten kabul etmem mümkün değildir. Yaşadığımız bütün sorunlara bakın. Demokrasilerde olması gereken bazen çok ciddi avantajdır koalisyonlar. Bugün Almanya'da iki tane büyük parti koalisyon. Ne var, dünya mı koptu? Yani Amerika'nın, Almanya'nın istikrarı mı bozuldu? Elbette tabi ki her seçim döneminde ne çıkacağını bilmiyoruz. Bugünden yarını tarif etmek efendim koalisyonlar olursa şöyle olur… Koalisyonlar bugüne kadar Türkiye'deki istikrarsızlıkların sebebi koalisyonlar olmamıştır. 2001'in sorunu koalisyon iktidarı mıydı? Yani 3 siyasi parti arasındaki çekişmelerden mi kaynaklandı? ANAP-MHP-DSP arasındaki uyumsuzluktan dolayı mı bu ekonomik kriz oldu?

Maalesef yine bunun önemli ayağı dış politikaydı. Rahmetli Ecevit 2000 yılında Amerika'ya davet edildiğinde eğer bugün Ortadoğu eş başkanı olabilseydi belki de bugün yaşar olurdu. Bütün bu fotoğrafları eğer isterseniz açarız.

Şirin Payzın: Genel seçime doğru CHP-MHP işbirliği olabilir mi?
Gürsel Tekin: Niye işbirliği olsun. Biri farklı parti biri farklı parti. CHP tek başına önümüzdeki günlerde Türkiye'nin umudu olacak. Buna inanmanızı istiyorum. Çok eleştiriler olabilir, seçim öyle oldu da böyle oldu da. Biz kartopu gibi bir parti değiliz. Biz mevsimlik bir siyasi parti değiliz. Bütün sürecimize baktığınızda özellikle çok partili dönemden itibaren bugün yine ayakta kalan tek parti var CHP. Mevsimlik parti olmayacağız. Dış politika konusunda taviz verin, iktidar olun. İç politika konusunda taviz verin iktidar olun. Bizim CHP geleneğimize, bizim Türkiye'nin milli menfaatine denk düşen şeyler değildir. Bütün bunlara baktığımızda böyle biz bunlara endeksli bir iktidar olacak şey içerisinde değiliz.

Şirin Payzın: Sizin gösterdiğiniz TRT çocuk kanalına ilişkin görüntünün doğru olmadığı, sahte ve montajlı olduğuna ilişkin bazı haberlerde var.
Gürsel Tekin: Hadi diyelim bu montaj kabul edelim. TRT'nin tutumuna bakın, 15-16 tane televizyon rezalet içinde yayın yapıyor. Kusura bakmasın bir tanede arkadaşlarımız gazeteci dostumuz bunu yayınladı bende referans aldım. Önemli bir gazeteci. Bu eksikse sorun değil. Zaten televizyonların durumunu hepiniz biliyorsunuz. Sanki 15 kanal düzgün yayın yapıyor da 16. Kanalda da bu hatamız olmuş.

Murat Aksoy: Nasıl bir kadro çıkacak kurultaydan?
Gürsel Tekin: Şu anda nasıl bir kadroyla çıkacak tabi o önümüzdeki günlerde Sayın Genel Başkanımız ve çeşitli arkadaşlarımızla müzakere edilerek yapılacak. Şu andaki mevcut kadroyu alalım ve iktidarda olan kadroyla yan yana koyalım. Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun. Şimdi bizde bir Binali Yıldırım yok mu? Bizde bir Ali Babacan yok mu? Bu kadar kabiliyetsiz insanlar yönetiyor, dış politika konusunda Türkiye’yi getirmiş olduğu noktaya bakın. CHP’den şu anda 30 tane kabine çıkar.

Murat Aksoy: Tek başına insanlar değerli olabilir ama biraz hani başarıyı getiren takım ve uyum.
Gürsel Tekin: Ama başarının yolu da bir deneneceksiniz. Test edileceksiniz. CHP 60 yıldır neredeyse 60 yıldır maalesef iktidar olamamış ama herkes 60 yıllık sürecin faturasını CHP'ye soruyor. CHP'nin başarılarını nasıl ölçeceksiniz? Başarılarını şu andaki mevcut kadrolarına soracaksınız. Türkiye’nin en başarılı belediyesi neresi? CHP. Size onlarca belediye sayayım. İktidar olanağı yok, iktidar avantajı yok. Ama Türkiye'nin en başarılı belediye başkanları. Kim diyor bunu başarılı? Gürsel Tekin söylemiyor. BM ödül veriyor. İlk kez dünyada 12 tane belediye ödül alıyor. Bunun bir tanesi Türkiye'de o da CHP belediyesi. Gidin Aydın belediyesine bakın. Gidin İzmir belediyesine bakın. Gidin CHP'nin ilçe belediyelerine bakın. İşte Çankaya, işte Yenimahalle. Bütün bunlara baktığınızda yöneteceksiniz ki, nasıl yönetip yönetmediğiniz ortaya çıksın. Yani iktidarın bütün engellemelerine rağmen bu arkadaşlarımız başarılı oluyorsa bizim iktidarda devletin bütün imkanlarını kullanarak başarısızlığımızı kim düşünebilir.

Murat Aksoy: Haklısınız. İktidar olmadan başarılı başarısızlığı ölçme şansımız yok. O da zaten iktidarın başarı ya da başarısızlığı. Benim sormak istediğim şu; bu iktidara gelmek için kendimize bakmamız lazım. Hani bu kurultayda nasıl bir yol haritasıyla çıkacaksınız ki başarıyı ya da iktidar olmanın yolunu deneyeceksiniz?
Gürsel Tekin: Tabi ki çok ciddi çalışma var. Ama benim gördüğüm kadarıyla Sayın genel Başkanımız herhalde birinci önceliği biraz ekonomi olacak. Çünkü ekonomi 76 milyonu ilgilendiren en hassas konu.

Şirin Payzın: Emine Ülker Tarhan'ın iddiası, CHP gençlik kollarının kadın gazeteci dövdükleri meselesi. CHP gençlik kollarına yönelik çok eleştiri var CHP'nin içindeki muhalefetten. CHP gençlik kollarıyla ilgili bir sıkıntı mı var? Onların bu anlamda yenilenmesi mi gerekiyor? Emine Ülker Tarhan'a bu konuda verecek bir mesajınız ya da bu konunun aydınlatılması için söyleyecekleriniz var mı?
Gürsel Tekin: Öncelikle bir siyasetçinin bir gazeteciyi bırakın dövmesi bir cümle kullanmasını bile kabul etmememiz mümkün değil. Bir ülkenin Başbakanı bir ülkenin bakanları gazetecileri azarlarken, salondan çıkarırken hiç kimse konuşmuyor da bir genç çocuğun bir gazeteciyi asla dövme falan söz konusu bile değil. Bu haberi niye yanlış yaptın cümlesini buradan getirip böyle abartması doğrusu hiç yakışır bir tarafı yoktur. CHP olarak gazetecilere en saygılı siyasi parti biziz. Bize yapılan eleştirilerin haddi hesabı yok. Yalan yanlış, bugüne kadar hangi gazeteci dövülmüş? Asla öyle bir şey söz konusu değil. Biz sadece telefon müzakeresi ve bu telefondan sonra kardeşimiz gençtir, 24-25 yaşında çocuk. Gitti, çiçeğini aldı ve özür diledi. Asla öyle bir dayak falan söz konusu değildir.

Şükrü Küçükşahin: Eğitim konusunda CHP yeni sunumlar getirebilir mi ya da ne yapıyor?

Gürsel Tekin: 2011 yılında aslında eğitimle ilgili bizim projelerimizi merak eden gençlerimiz varsa özellikle girmelerini çok istiyorum. Çok uzun uzun hem üniversitelerle ilgili hem anaokulundan liseye kadar bütün bu süreçle ilgili çok net anlaşılabilir, bugün dünyada uygulanan bir eğitim sistemini CHP kendisi projelendirdi ve özellikle Şükrü Beyinde söylemiş olduğu gibi ekonomiden sonra en can alıcı şey eğitim sistemi. OECD raporlarına bakıyorsunuz sonuncu sıradayız ve her dönem özellikle aynı iktidarın 5 bakanı farklı bir eğitim sistemiyle öyle bir duruma getirdi ki şu anda çıkmaz bir vaziyette.

Bunu bize sormanıza gerek yok. Eğitim konusunda herhangi bir okula imam hatip lisesi dahil olmak üzere herhangi bir okulun önüne gittiğinizde velilere sorduğunuzda eğitim sisteminin ne kadar rezalet içinde olduğunu onlarda net bir şekilde ifade edecekler.

İkincisi, özellikle sınav sistemi. Hepimiz çok iyi biliyoruz, hepimiz sınavlara girdik. Sınavlara girdiğimizde özellikle üniversite sınavlarında hiçbirimizin annesinin, babasının kafasında şöyle bir kuşku yoktu; benim çocuğumun hakkı yenildi, sorusu çalındı. Sınava girerdik. Sonuçlar iyiyse aferin oğlum çalışmışsın, kötüyse çalışmamışsın, gel çalış.

Türkiye'de 2 tane güvenilir kurum vardı. Hükümetin ne kadar istikrarlı olduğunu buradan ölçmemiz lazım. Herkesin güvendiği iki tane şey. Birisi tapu, ikincisi ÖSYM. İki kurum gerçekten güvenilir bir kurumdu. İçeriğini bilmesek de en azından toplum olarak böyle bir algı vardı. Hepimiz güvenirdik. Şu anda Türkiye'de güvenilmeyecek iki kurum haline geldi. Eğitim sisteminin mutlak ve mutlak yeniden sıfırdan ele alınması gerekir.

İkincisi, üniversiteler. Böyle bir üniversite olur mu? Üniversite dediğin özerk olmalı. Üniversite kendisini ifade edemiyorsa üniversitedeki gençler kendisini ifade edemiyorsa orada demokrasi, sivil hareketleri geliştirmeniz zorlaşır. CHP olarak 2011 yılındaki bizim eğitim politikasına baktıklarında bunların hepsi geniş şekilde ifade edildi.

4+4 konusunda çok ciddi mücadelemiz oldu. En azından bizi dinlemiyorsanız bile YÖK'ü dinleyin. YKÖ'e çağrıda bulunduk. Dedik ki, eğitim fakülteleri bir araya gelsin. Bu meseleyi müzakere edin, tartışın. Buna bile tahammül edilemedi. 4+4'ün komisyon başkanı kimdi? Bugünkü Milli Eğitim Bakanı. Aynı komisyon başkanı belli ki o komisyondan müzakere edilecek sorulara kendisi bile bakamamış, şimdi birçoğunu yeniden değiştiriyorlar. Böyle bir yaz-boz tahtasına dönüşmüş bir eğitim sistemi…

Şirin Payzın: Seyircilerimizin merak ettiği soruları sorayım. Mesela Deniz Baykal meselesi çok merak ediliyor. İkincisi, partinin tüzüğünde ne gibi değişiklikler olacağı. Diğer muhalifler olabilir mi?

Murat Aksoy: Sayın İnce çıktı ilk aday ve ilk açıklamasında da Sayın Genel Başkanı diktatör olarak nitelendirdi. Birincisi bu konuya bir yorumunuz var mı? İkincisi, 2015 sonrası içinde Muharrem İnce’nin yani bugünkü çıkışı belki bu kurultayı kazanma ihtimali çok düşük görünüyor en azından biz dışarıdan baktığımızda. Acaba 2015 sonrası için böyle bir niyeti olabilir mi Sayın İnce’nin?
Gürsel Tekin: Birincisi, Sayın İnce düzeltme yaptı. Yani ben diktatör demedim. Gerçekten Sayın İnce öyle bir şey söylemişse de komik düşer. Yani Sayın Kılıçdaroğlu'nu hepimiz biliyoruz. Belki en çok parti içerisindeki eleştirilerin bir kısmı da şundan geliyor; onun da özellikle söylemek istiyorum. Sayın Kılıçdaroğlu niye Tayyip gibi davranmıyor? Bu eleştiriyi en çok tabanımızdan alıyoruz yani. Bu kadar hoşgörülü, bu kadar içi demokrasiyi işleten bir genel başkana bu cümleleri kullanmadığını ifade ettiğini için ona cevap vermek istemiyorum.

2015'de ne olur? Bilemiyorum. Yarınla ilgili böyle bir kehanetim yok. Ama biz birazda bugünle meşgulüz.

Hande Fırat: Metin Feyzioğlu bir demeci oldu. Dedi ki, demokratik değil. Demokratik olsa aday olurum. Bu bir baskın kurultaydır. Hem aday olurum ifadesini nasıl bulursunuz? Hem de baskın kurultaya yanıtınız ne olur?
Gürsel Tekin: 1.200 bin CHP üyesi var. Herkes genel başkan adayı olabilir. Son derece doğal haktır. Ama bir baskın kurultay vs. ben gerçekten bunu da anlamakta zorluk çekiyorum. Yani kritik bir sürece giriyoruz. Bir tarafta kurultay imkanı yokken Genel Başkan kurultay imkanını yaratıyor arkadaşlarımız bu imkanlarını kullansınlar istiyor. Yani Sayın Kılıçdaroğlu şunu deseydi ne diyecektik? İmza toplayın getirin. Kurultay olur muydu o zaman? Tartışması olur muydu? Tam tersine hayır kardeşim, arkadaşlarımızın mademki böyle bir talebi var bende bu demokratik mekanizmayı işletmek istiyorum. En demokratik mekanizma, kurultay 22 gün yani Sayın Genel Başkanımızın söylediği günle kurultay günü 22 gün. 22 gün çok kısa bir süremi? Varsayalım ki, arkadaşlarımızın iddiası 3 ay sonramı yapacaktık? Nasıl bir takvim? Arkadaşlarımızın öngördüğü bir takvim nedir? Yani onu da çok merak ediyorum.

Murat Aksoy: Anti-demokratik ortam diye bir açıklama geldi.
Gürsel Tekin: Son derece demokratik bir ortamdır. Sayın Genel Başkanımız arkadaşlarımızın illere gitmesini mi engelledi? İl başkanlıklarına gitmesini mi engelledi? Kendilerini ifade edebilecek alanları mı kısıtladı? Böyle bir şey varsa ben de itiraz ederim. Sayın Genel Başkanımız biraz öncede söyledim. 1200 delegemizi hepimiz tanırız. Sayın Kılıçdaroğlu tanımaz.

Yarın saat 11:00'de salona gideceğim. Eğer sizde lütfedip bir kamera gönderirseniz o küçük salonu hep beraber görelim. Yani 10 binlerce insanı rahatlıkla kongreyi izleyebileceği imkanlar, olanaklar var. Arkadaşlarımızın görmeden sadece gazetedeki o haber üzerinde değerlendirmesi çok doğru bir değerlendirme değil.

Murat Aksoy: Ben bu sorulardan şunu çıkardım. Siz bu partideki milletvekilleri özellikle bir grup milletvekili diyelim hani parti yönetimine mesafeli bir ilişkiniz yok mu? Milletvekilleri arasında böyle bir küslük ya da böyle bir selamlaşmama bile, öyle bir hal mi var?
Gürsel Tekin: Hayır, kesinlikle öyle bir şey yok. Yani ben Sayın İnce'yle Sayın Seba'nın cenazesine kol kola gittim. Ne demek? Böyle bir şey olabilir mi? Sayın Hikmet Çetin'de oradaydı. İkimiz kol kola girdik. Hatta bu haber bile oldu. Yani çok enteresan.

Murat Aksoy: Sayın İnce'yi kast etmiyorum.
Gürsel Tekin: Hayır. Öbür arkadaşlarımızla da, Dilek Hanımla da herkesle merhabalaşıyoruz. Emine Hanımla da oturuyoruz, konuşuyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Son derece medeni ilişkilerimiz var. Böyle bir birbirimize düşman falan değiliz.

Partinin Grup Başkanvekili, 30 yıldır beraber siyaset yapıyoruz. Sayın İnce'yle kol kola cenazeye girdiğimiz için haber olduk. İnanılır gibi değil. Ben Arınç'la girsem haber olabilir. Yani Sayın Arınç’la kol kola girsem belki haberdir. Ama benim Sayın İnce'yle kol kola girmem kadar normal ne olabilir? Böyle bir ilişkide de başka bir tartışma oluyor. Onun için bu medeni ilişkiler CHP'de üst seviyedir. Ona hiç tereddüt yok. Yani Sayın Genel Başkanımızla da herkes görüşüyor.

Şükrü Küçükşahin: Acaba bu cumhurbaşkanlığı seçiminde özellikle sandığa gidilememesi noktasında sizin bazı arkadaşlarınızın etkisi olmuş olabilir mi? Buna inanıyor musunuz? Yani İhsanoğlu üzerindeki tartışmanın uzun sürmesi, bir aday çıkıp çıkmayacağının konuşulması, İhsanoğlu'yla Tayyip Erdoğan arasında bir versiyon tartışmasının çıkarılması vs. Bunların etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Gürsel Tekin: Etkili şöyle oldu; şimdi tabi ki Sayın İhsanoğlu’nun açıklamasından sonra gerek havuz medyası, havuz medyası demek, haram medya. Gerekse bu çeteleşmiş bir grup özellikle onu da biliyoruz. Son dönemlerde benimle ilgili de bu kirli şeyleri kullanıyorlar. Onların bir kısmı bir şey daha var onu da burada söylemek istemiyorum. Çünkü elimde Sayın Genel Başkanın izni olmadığından söylemek istemiyorum. Belli gruplar, belli çeteler öyle bir piar yaptılar ki bir kısım yerlerde CHP’liymiş gibi sosyal medyada kullandılar. Doğal olarak 10-15 gün bizim seçmen kitlemizin enerjisini tüketti. Bu çok etkili oldu. Birazda arkadaşlarımızın demeçleri… Bu bence sandığa gelmeyen seçmen konusunda bir etki alanı yaratmıştır. Ama her şeye rağmen sonuçlara baktığımızda, il il sonuçlara baktığımızda CHP seçmeni, CHP örgütü bu süreç içerisinde son derece sadık davranmıştır. Yani çok az sayıda seçmenin sandık başına gelmemesinin ötesinde son derece seçmenimiz sandık başına gelmiştir. Bizim dışımızdaki siyasi partilerin bir kısmı belli ki seçmenlerini kontrol edememiştir.

Sadece arkadaşlarımız değil aynı zamanda biliyorsunuz bugüne kadar özellikle kamuoyu yoklaması şirketleri yasaya rağmen, bakın YSK çok net bir şekilde seçimden 10 gün önce yasaktır bunların ifade edilmesi, birkaç firmanın sadece bir firmanın değil adeta yarışır gibi ben daha erken bildim, ben çok iyi bildim diye 60 gösterip, 58,56 göstermesi doğal olarak belli seçmen kitlesinde çok ciddi şey yaratmış. Ya zaten %60 alıyor. Ben niye gideyim algısı çok etkili oldu. Bu çok vicdani bir tavır değildir. Şiddetle bunları kınıyorum. Dünyanın hiçbir yerinde de bu yöntem yoktur. Kaldı ki 8 puan, 9 puan, 6 puan yanılmak, o şirketler kendisini kapatırlar. Almanya’da binde üç yanılma payı.

Şirin Payzın: Tüm politikaları Erdoğan gitsin üzerine kuruyorsunuz. Acaba burada bir yanlış yaptığınızı düşünüyor musunuz? Bu konularda bir özeleştiri yapıyor musunuz?
Gürsel Tekin: Hayır, hiç yanlış yaptığımızı düşünmüyoruz. Niye düşünmüyoruz? CHP seçimden önce cumhurbaşkanı adayı belirlenmeden önce de çok çeşitli kamuoyu yoklamaları yaptı. Yani öyle bir gece yarısı Sayın Genel Başkanımız oturmuş, hadi kardeşim ya falan isim geldi. Bu isim üzerine bunu adaylaştıralım demiş değildir. Bu 3 aylık bir müzakere sonucu belki bizim müzakereden haberimiz yoktu. Ama haberimiz olan şeyler çeşitli kamuoyu yoklamalarının hepsi MYK'mıza geldi ve çok uzun uzun değerlendirdik. Sayın Genel Başkanımızda aday belirlenmeden 50 gün öncede her televizyona çıktığında da çok net bir şekilde ifade etti. Sadece belki Ekmel Beyin ismi yoktu. Ne dedi Sayın Genel Başkanımız? CHP'li olmayacak. İki, siyasetin içinde olmayacak. Üç, toplumu kucaklayacak bir isim olacak. Yani 50 gün önce tarif var isim yok.

Bütün bunlara baktığınızda ben doğrusu arkadaşlarımızın bir kısmının itirazını kabullenmekte zorlanıyorum. En azından Sayın Genel Başkanımızın bu tariflerine, bu tariflerin hiçbirisi bize uymuyor. Demek dışarıdan biri gelecek. Sayın Genel Başkanımız 9'a 5 kala bir isim söylemiş değil. Yani seçimden 50 gün önce CHP'li olmayacak dedi. Tüm bunlara baktığımızda elbette seçim sürecinde bir eksilikler, teknik hatalar bunlar tartışılabilir. Ama adaylaşma konusunda ben doğru bir süreç olduğu düşüncesi içerisindeyim.

Şirin Payzın: Dikkatli bir seyircimiz sormuş; sizin yayınınızda Muharrem İnce eğer seçilirse genel başkan olmadığı takdirde genel başkanın koltuğu bırakması şartını koyacağım dedi. Sizde bu tüzük değişikliğine bunu koyacak mısınız? Yine dönemin CHP'sinde bu şart olacak mı?
Gürsel Tekin: Demokratik açılımları sadece buraya bağlamak doğru değildir. Sayın Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduğunda herhalde %30-50 partiyi devralmış değildi. %18-19'dan bu noktaya getirmiştir. Elbette Sayın Genel Başkanımız bütün dönemlere baktığımızda partinin çıtasını yükseltmiştir. Önümüzdeki günlerde de bu çıtanın en yüksek boyutta olacağına hiç kimse şüphe etmesin.

Murat Aksoy: Bu en son yapılan MYK değişikliğinde siz Genel Sekreter oldunuz ve şu söylenti yayıldı; önceki gibi güçlü Genel Sekreterliğe geçilecek, Tüzük değişikliği yapılacak. O henüz yapılmadı. Bu önümüzdeki kurultayda Tüzük değişikliği konusunda bir çalışma var mı? Olursa da yine böyle güçlü sekreterliğe mi dönülecek? Başka değişiklikler olacak mı?
Gürsel Tekin: Her şey bizim dışımızda tartışıldığı için bizde aval aval bakıyoruz. CHP'de her koltuk çok önemlidir. Hiç fark etmiyor. CHP örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcısıydım. Çok güçlü bir koltuktu. Basın medyadan sorumluyken yine kendimi çok güçlü hissediyordum. Genel sekreterken de çok güçlü hissediyorum. İl başkanıyken de çok güçlü hissediyordum. Böyle bir şey mümkün değildir.

Her koltuk çok güçlü. Sadece şu yapılacak; bizim işleyiş açısından yani örgütlerin işleyişi açısından galiba bir iki maddeyle ilgili bir değişiklik olacak. Öyle teferruatlı bir Tüzük değişikliği söz konusu değil. Hepimiz çok güçlüyüz. Ben şu anda Genel Sekreter olarak kendimi çok güçlü hissediyorum.

Şirin Payzın: Önder Sav'la görüşüyor musunuz?
Gürsel Tekin: Elbette görüşürüm. Ama uzun süredir Önder Beyle herhangi bir mekanda ya da bir alanda karşı karşıya gelmiş değiliz.

Şirin Payzın: Kurultay öncesi anlamında söylüyorum.
Gürsel Tekin: Bütün eski genel başkanlarımızı, partinin üst yöneticilerinin tamamını çağıracağız. Elbette orada herkesle görüşürüz.

CHP'de şöyle bir gelenek var; siyasette ne mutlak beraberlikler vardır ne mutlak ayrılıklar vardır. Geçen dönem Önder Beyle beraberdik. Geçen dönem Deniz Beyle beraberdik. Bu dönem Kemal Beyle beraberiz. Yarın bir başka arkadaşımızla beraber oluruz. Bir önceki dönemlere baktığımızda bunlar değişkendir. Bu son derece doğaldır. Siyasetin dünyasında bu var. Ama bu böyle bir düşmanlık, bir şey. Olur mu? Biz bütün eski yöneticilerimizi gördüğümüzde 500 metre ileride önümü iliklerim. Ben böyle bir gelenekten geldim. Farklı düşünmelerimiz, farklı ayrı düşünce şeyinde olmamız bizim o arkadaşlarımıza, abilerimize saygısızlık gerektirmez. O saygısızlığı asla yapmayız.

Şükrü Küçükşahin: CHP bundan sonra tekrar o varoşlara ya da işte bu işçilere nasıl ulaşabilir, nasıl oy toplayabilir? Bu konuda bu kurultayı önemsiyorum. 2015'de seçim var. Vereceğiniz mesajlar net olmak zorunda. Bunun ötesi yok çünkü.
Gürsel Tekin: Tabi 12 Eylülle 12 Eylülden sonraki fark şu; 12 Eylüldeki sendikalı işçinin yasal güvencesi olduğu için rahatlıkla kendisini ifade edebiliyordu. Şimdi maalesef bu dönemlerde örneğin ben mesela Urfa dahil olmak üzere birçok yerlerde bu taşeronlaşma denilen bir dernekleşme var, başka türlü yapamıyorlar. Bunlara uğradığımda o dramatik şeyi görmeniz lazım. Ortalama sadece geçen hafta bakın 8 gün içerisinde 25 tane işçinin hayatı var. 8 günden bahsediyorum. Bu 25 tane işçinin hayatı adliye intikal etmiş olan. Bir de bu intikal etmeyenler var, bu sadece iş cinayeti. Bunun en dramatiği olan kadın cinayetleri. Türkiye’nin en can yakıcı sorunu. Acımasız bir şekilde ortalama gittikçe her ay artan…

Ama bütün bunlara baktığımızda kadın cinayetleri olmak üzere, iş cinayetleri olmak üzere birçok arkadaşlarımız ve Gürsel Tekin olarak her ay ben basınla paylaşıyorum. Ama ne yapayım? Yer almıyor. Yani Urfa'daydım, Urfa'da bir hastaneye gittim. Devlet hastanesine. İnanın Somali'deki manzara böyle değildi yani.  Somali'deki manzara neyse Urfa'daki hastanedeki fotoğraf o. Bütün bunlar elbette iş cinayetleri olmak üzere taşeronlaşmakla ilgili Sayın Genel Başkanımız çok net söyledi. Yani CHP olarak dedik ki, biz köleleştirilmiş bütün şeyleri ortadan kaldıracağız. En azından kamuda çalışan taşeronlaşmaların tamamını kaldıracağız ve bunları sendikalı yapacağız dedik. Demek ki herhalde kendimizi ifade edememişiz.

Murat Aksoy: Sizin 1000 üzerinde galiba belediyeniz var. Bu belediyelerde taşeronluk sistemi var mı? Varsa kaldırmayı düşünüyor mu CHP'li belediyeler?
Gürsel Tekin: Bu yasaya bağlı. Anadolu'da bakın örneğin şimdi geçen gün Tunceli'den bir belediye başkanımız geldi. İller Bankasında sadece İller Bankasından gelen paralarla ayakta kalabiliyor. Bir önceki belediye başkanı AKP'li olduğu için 200 bin lira İller Bankasından geliyormuş. Şimdi CHP belediyesi geldiği için 50 bin liraya düşmüş. Şimdi 50 bin lira bütçeyle bunun sendikalı işçi, toplu sözleşmeli işçi yapması mümkün değildir. Bu bir anayasal haktır. Bir yasayla çözülmesi lazım. Yoksa periyodik şeylerle yapmanız mümkün değil. Ama İzmir Belediyemiz bunu yaptı. Çünkü İzmir ve büyükşehir belediyelerinin olanakları, imkanları daha yüksek. Aksi takdirde bir yasal zemine oturtmadan ilçe belediyelerinin kendi bütçeleriyle bunu çözmeleri mümkün değildir.

Hande Fırat: Çarşaf liste kesin mi?
Gürsel Tekin: Elbette şu andaki Tüzüğümüz bu. Ama sonuçta şu tartışmayı da hemen söyleyeyim. Yani bilende bilmeyende konuşuyor, çok özür diliyorum. Ama siyasetçiler bilir. Bu çarşaf mı blok mu dediğiniz sonuçta yine bloklaşıyor. Yani iki tane aday çıkacak şimdi. Sayın İnce aday, Sayın Kılıçdaroğlu aday. Sayın Kılıçdaroğlu 60 kişilik listesini çıkaracak. Sayın İnce'de 60 kişilik… Al sana blok işte.

Şirin Payzın: Muharrem İnce, bu konudaki onu da eklerseniz, önseçim, merkez yoklaması konusunda eleştiriyordu. Önseçim konusunda çok ısrarlıydı. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Gürsel Tekin: Ben oraya girmek istemiyorum. İlk kez Sayın Kılıçdaroğlu döneminde 47 tane ilde önseçim oldu. Bugüne kadar olmamış bir şey yaptı. Bu aşama aşama olacak. Elbette bizim birinci önceliğimiz önümüzdeki dönemde mutlaka önseçimi hayata geçireceğiz. Ama ben burada da çağrı yapmak istiyorum; her üyenin başımızın üstünde yeri var. Üyelik hakkını kullanmak isteyen arkadaşlarımız yani seçme hakkını kullanmak isteyen arkadaşlarımız mutlaka aidatını ödeyecek. Aidatını ödeyen her arkadaşımız seçimde oy kullanmayı hak görecektir ve bu hakları da kullandıracağız.

Murat Aksoy: Sayın Erdoğan cumhurbaşkanlığına çıktığında en önemli işlerinden birisinin paralel yapıyla mücadele olduğunu söyledi ve bugün Başbakan adayının seçiminde de paralel yapı ile mücadele ve azmi seçimimizi etkilemiştir dedi. Başbakanında aynı şekilde mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Çünkü bunu bir milli güvenlik sorunu olarak görüyor. CHP böylesine bir milli güvenlik sorununda Başbakana ve Cumhurbaşkanına yardım edecek mi?
Gürsel Tekin: Bu ortaklıkların içine girmeyiz. Bizim burada bir cümle kullanmamız doğru olmaz. Herhalde kendisi biliyor. Şunu söyledi Başbakan, ben ne istediniz de vermedim. Şimdi ne istediniz de vermedim cümlesi çok önemli bir cümledir. Kim paralel? 17 Aralık-25 Aralık'ı paralel deyip kapatmanız mümkün değildir.

Bakın şurada Sayın Başbakanın hani paralel falan diyor ya, hangi paralellik varsa, devlette hangi çeteler varsa sonuna kadar mücadele edelim. Ama demokratik bir devletle mücadele edelim. İsmini vereceğim; Şeref Derici. 2010 yılında bugün 17-25 Aralık tartışmasının olduğu firmaların isimlerini vererek Sayın Başbakanı uyarıyor. Sadece MİT uyarmıyor. Aynı zamanda kendisi AKP’li. Ben değilim. Bütün bunlara bakacağız. Bu söylenenler doğru mu yanlış mı? Niye siz şeyi kaçırdınız? Gelin paralelden de hesap soralım. 17-25 Aralıkla ilgili dedik ki, ne olacak kardeşim? Elbet bu bütün iddialarınız yanlışsa komisyon kuracağız ve komisyon bu araştırmaları yapacak, kamuoyuna duyuracak. Nerede dosyalar?

Bütün bunlara baktığımızda bu yolsuzlukların hesabını vermeden kiminle hesaplaşacaklarsa kendi iç meseleleridir. Ama bizi ilgilendiren 17-25 Aralık'ı asla ve asla unutturmayacağız.

Şirin Payzın: Nedir sloganınız eğer kazanırsa Sayın Kılıçdaroğlu?
Gürsel Tekin: Sosyal demokrat partilerin temel görevi demokrasi, özgürlük ve eşitliktir. Sadece eşitlik siyasette değil aynı zamanda ekonomik eşitliktir. CHP Türkiye'nin güvencesi olacak ve önümüzdeki günlerde de sadece bu biraz önce saydığımız şeyler değil önemli bir ekonomik açılımla da Türkiye'nin kamuoyuyla paylaşacağız.

Şirin Payzın: Çok teşekkür ediyoruz.

    Perşembe, 21 Ağustos 2014 23:57

Bağlantılı Konular